<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HiAxySheytan &#187; Vicdani Ret</title>
	<atom:link href="http://hiaxysheytan.com/tag/vicdani-ret/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hiaxysheytan.com</link>
	<description>Her boka maydanoz blog sitesi!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Aug 2010 11:52:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Bir Öz-İfade Olarak Vicdani Ret</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/1120/bir-oz-ifade-olarak-vicdani-ret/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/1120/bir-oz-ifade-olarak-vicdani-ret/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Aug 2009 14:37:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lorem Ipsum]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Öz-İfade Olarak Vicdani Ret]]></category>
		<category><![CDATA[Vicdani Ret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=1120</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Biz gittik askere, onlar da gitsin&#8221; halet-i ruhiyesinden tutun da, &#8220;Keşke ben de vicdani retçiler kadar cesur olabilsem&#8221; angajmanına dek türlü türlü motivasyonlarla, bir çok insan, eh hepimizin gördüğü gibi, vicdani retçilere kamusal ve bireysel vicdanlarını açmamaktadır.
&#8220;Bu yazıda, ahlaki motivasyonun en derinden hissedildiği toplumsal eylemlerden biri olan sivil itaatsizliğin, &#8220;öldürmeme&#8221; ve &#8220;öldürme eylemlerine ve hazırlıklarına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Biz gittik askere, onlar da gitsin&#8221; halet-i ruhiyesinden tutun da, &#8220;Keşke ben de vicdani retçiler kadar cesur olabilsem&#8221; angajmanına dek türlü türlü motivasyonlarla, bir çok insan, eh hepimizin gördüğü gibi, vicdani retçilere kamusal ve bireysel vicdanlarını açmamaktadır.</strong><br />
&#8220;Bu yazıda, ahlaki motivasyonun en derinden hissedildiği toplumsal eylemlerden biri olan sivil itaatsizliğin, <strong>&#8220;öldürmeme&#8221;</strong> ve <strong>&#8220;öldürme eylemlerine ve hazırlıklarına iştirak etmeme&#8221;</strong> ahlakı üzerinden işleyen altbaşlığına, vicdani redde, odaklanacağız&#8221;</p>
<p><strong>0. Giriş</strong><br />
İfade özgürlüğünü, diğer hukuki özgürlük tanımlarından ayıran en önemli özelliklerinden biri, ahlaka yaptığı derin ve göz ardı edilemez atıflardır. Bir ahlaki ilke olan &#8220;dürüstlüğün&#8221; gerekçelendirildiği politika/hukuk boyutlardan biri olarak görebileceğimiz, ifade özgürlüğü &#8211; ahlak bağı, Kant ahlakında bilhassa kendini bulur. Zira, Kant&#8217;ın ahlaki maksimlerini takip etmek gerekirse, insanın dürüst olma görevi vardır. İlk bakışta, düşünceleri açıklamak (ve bunları savunmak) derin bir ahlaki zorunluluk taşıyor görünmez [1]. Ancak, düşünceleri saklamak ya da olduklarından farklı göstermek, bir ahlaki sorunsal yaratır. Biz bu yazıda, ahlaki motivasyonun en derinden hissedildiği toplumsal eylemlerden biri olan sivil itaatsizliğin, &#8220;öldürmeme&#8221; ve &#8220;öldürme eylemlerine ve hazırlıklarına iştirak etmeme&#8221; ahlakı üzerinden işleyen altbaşlığına, vicdani redde, odaklanacağız.<span id="more-1120"></span><br />
Yazı, öncelikle vicdani red tanımını tartışacak. Tanımı eleştirel olarak yeniden inşa etmenin ardından, ifade özgürlüğü ve vicdani red ilişkisine atıflarda bulunacağız. Vicdani reddin tarihinden ayıkladığımız ayırdedici kimi örneklerle ve tanıklıklarla, tezlerimizi destekleyeceğiz. Yazıyı, kimi temenni ve politik kaygıları somutlaştırarak sonuçlandırmaya çalışacağız.</p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><strong><span style="font-family: Trebuchet MS;">1. Tanım ve Sorunlar</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Trebuchet MS;">1.1 Tanımlar</span></strong><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Vicdani reddin (conscientious objection (İng.), objection de conscience (Fra.), Kriegsdienstverweigerung (Alm.)) bilindik tanımını, Ümit Kardaş&#8217;ın bu ciltteki &#8220;Vicdani Ret İtirazının Boyutları&#8221; başlıklı yazısından alıntılayalım. </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;"><strong>Tanım 1:</strong> &#8220;Vicdani ret kişinin ahlaki tercih, dini inanç, felsefi görüş ya da politik nedenlerle askeri eğitim ve hizmette bulunmayı, silah taşımayı ve kullanmayı reddetmesidir.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Vicdani ret üzerine yapılan araştırma ve çalışmalar, çoğunlukla bu standart tanımı temel almaktadır. Dahası, gerek vicdani ret hareketinin eylemlilikleri, gerekse bu konu üzerinde üretilen kuramsal ve kavramsal çalışmalar, anılan tanımın benimsenmesinde ve kullanılmasında de facto etkin olmuşlardır.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Ancak, konuya ifade özgürlüğü perspektifinden yaklaşıldığında, önemli bir sorun belirmektedir. Zira, vicdani reddin sözü edilen jenerik tanımı, vicdani reddin bir deklarasyon (açıklama) ile ilan edilmesi gibi, önemli bir kavramsal ve pratik zorunluluğu kapsamamaktadır. Dolayısıyla, vicdani ret kavramına, gerek pratik gerekse kuramsal zeminde aşina olmayanlar soracaktır: &#8220;İnsan kendi kendine mi vicdani ret yapıyor?&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Bu yazıda, her ne kadar ilk etapta yüzeysel görünse de, bu eleştiriyi ciddiye alacağız ve akabinde yazımızın amaçları doğrultusunda vicdani reddin değindiğimiz jenerik tanımını güncelleyeceğiz. Böylelikle, vicdani reddin deklaratif özelliğinin altını bilhassa çizmiş olacağız &#8211; zira vicdani reddin en önemli bileşenlerinden ve parametlerinden biri, vicdani reddin açıklanır (ve savunulur/arkasında durulur) bir ifade olmasıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Öngörülebileceği gibi, bu nitelik, vicdani reddin bir sivil itaatsizlik edimi olmasından kaynaklanmaktadır. Sivil itaatsizlik eylemlerinin kamusal olma gerekliliği nedeniyle, tümdengelimsel olarak, vicdani reddin de kamusallaşma kaygısı olduğu rahatlıkla görülebilir. Tüm bu argümanlar ışığında, vicdani reddin pratik ve felsefi kökenlerinin örtük olarak ötelediği, &#8220;sivil itaatsizlik parametresini&#8221;, Tanım 1&#8242;e eklemleyeceğiz. Elde edeceğimiz yeni tanıma &#8220;Tanım 2&#8243; diyelim:</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><strong>Tanım 2:</strong> &#8220;Vicdani ret kişinin ahlaki tercih, dini inanç, felsefi görüş ya da politik nedenlerle askeri eğitim ve hizmette bulunmayı, silah taşımayı ve kullanmayı kamusal bir açıklamayla reddetmesidir.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Dikkatle bakıldığında görülecektir, Tanım 2, sadece bir kavramsal berraklık sağlamakla kalmıyor aynı zamanda, vicdani reddin, ifade özgürlüğü ile olan içkin bağını da, yukarıda da değindiğimiz şekliyle, açık bir şekilde ortaya koyuyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Tanım 2 üzerine yapılacak ilk gözlem, bu tanımın, vicdani reddin ifade özgürlüğü çerçevesinde kısıtlanan boyutunun ne olduğunu açık etmesidir. Vicdani ret bir tür &#8220;açıklamadır&#8221; ve eğer açıklanan suç ise vicdani reddin kendisi de suç olacaktır. Haliyle, tanımında &#8220;açıklanır olma&#8221; parametresini içerdiğinden, vicdani ret, ifade özgürlüğünün kimi nedenlerde kısıtlandığı zeminlerde, a priori bir suç teşkil edecektir.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Sonraki bölümcede, vicdani reddin sadece açıklamanın içeriği nedeniyle suç teşkil etmediği üzerinde duracağız. Zira, vicdani ret, kimi başka içkin özellikleri nedeniyle özel bir alakayı hak etmektedir.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Trebuchet MS;">1.2 Sorunlar</span></strong><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Vicdani ret deklarasyonlarının hemen hepsinin kanun çerçevesinde per se &#8220;suç teşkil etmesi&#8221;, bir sivil itaatsizlik olarak vicdani reddi, henüz eylemlilik aşamasına gelmeden illegalize etmektedir. Diğer bir ifadeyle, neredeyse diğer tüm sivil itaatsizlik eylemlerinin aksine, vicdani ret, iki kere suçtur. Bu suçlardan birincisi, vicdani ret açıklamasının, bir metin olarak, malum nedenlerle ve bilindik kanun maddelerine göre; devlete (devletin bekaasına karşı), orduya (orduyu tahkir ve tezyif etmek) ve hatta kimi zaman da topluma (halkı askerlikten soğutma) karşı bir suç teşkil etmesidir. İkinci suç ise, deklarasyonda vaadedilen eylemin kendisidir. Malum, bir vicdani ret açıklamasına iliştirilerek gerçekleştirilmiş olsun ya da olmasın, askere gitmemek bir suçtur. Özetle, askerlik hizmetini vicdanen ret etmenin gerekçelerini açıklamak da, tarihsel manada vakalara baktığımız vakit, neredeyse askere gitmeme eyleminin kendisi kadar bir suç unsuru oluşturmaktadır. Dolayısıyla, vicdani ret hareketinin amaç ve hedeflerini analiz etme gayretini benimsemiş her çözümleme, vicdani reddin içkin olarak sahip olduğu &#8220;suç unsurlarını&#8221; da göz önünde bulundurmalıdır. </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Özetlemek gerekirse, vicdani ret ve ifade özgürlüğü ilişkisine değineceğimiz bu yazıda, analitik olarak (Kant&#8217;a selam olsun) Tanım 1&#8242;i genişletip, Tanım 2&#8242;yi benimseme zorunluluğumuz bulunmaktadır. Bu yazının kapsamından sapmamak adına, Tanım 2&#8242;nin nihai ve tam bir tanım olduğunu iddia etme cürretini göstermeyeceğiz. Ancak, yine de Tanım 2, bizim amaçlarımız açısından bu yazıda yeterli olacaktır; zira, bir daha belirtelim, Tanım 2, vicdani reddi hukuki sonuçları itibariyle, diğer sivil itaatsizlikten ayıran en az bir parametreyi daha içermektedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Sivil itaatsizlik edimlerini, belki haddimizi aşarak, riskli/risksiz şeklinde sınıflandırmak politik olarak doğru bir yaklaşım olmasa da, kavramsal olarak nesnel bir gözlemi yansıtmaktadır. Zira, kısa bir araştırma, örneğin, ABD&#8217;de dini ve ahlaki nedenlerle ertesi gün hapı reçetesi yazmayan hekimlerin gerçekleştirdikleri gibi kimi vicdani itirazların (karşı çıkılanın zorunlu askerlik görevi olmadığı vicdani retlere, vicdani itiraz diyeceğiz), vicdani retle açık farkını ortaya koymaktadır. Her ne kadar bu iki eylem de, bir çok bakış açısına göre (kimi tıp etiği yaklaşımları dışında) ifade ve kanaat özgürlüğünün kullanılması olup, belirli bir hukuki yaptırımı göze almayı gerektirse de, aralarındaki fark açıktır: Ertesi gün hapı reçetesi yazmamanın gerekçesini açıklamak (çok uç kimi istisnalar dışında) suç teşkil etmemektedir. Sonuç olarak, vicdani reddin, diğer (görece sivil) vicdani itiraz formlarından daha fazla bir ifade özgürlüğü hakkı talep ettiğini öne sürmek yerinde olacaktır. Elbette, ihtiyaç duyulan bu ekstra hukuki güvencenin noksanlığı halinde, yüzleşilecek hukuki ve gayrı hukuki yaptırımlar da daha sert olacaktır. Zira, yukarıdaki naif örnek üzerinden düşünmeye devam edecek olursak, vicdani itiraza dayalı bir şekilde ertesi gün hapı satışı yapmaktan imtina etmek, bu hapı almak isteyenin, başka bir satış kanalı vasıtasıyla bu hapı almasını engellememektedir (Elbette, kimi uç örnekler akla gelebilir. Hayatı bir durumun söz konusu olduğu bir durumda, bu hapın satışının vicdani itiraz gerekçesiyle yapılmamasının bireylerin sağlığında onulmaz kayıplara yol açması gibi hassas noktalar tıp etikçileri tarafından detaylıca tartışılmaktadır literatürde). Ancak, (İsrail&#8217;den aşina olduğumuz seçici retçiler dışında) vicdani retçilerin derdi, işverenlerini seçmek değildir. Diğer bir deyişle, bir çok sivil itaatsizlik eyleminin aksine, vicdani retçiler ve total retçiler, itirazlarını yönelttikleri sistemi iyileştirmeyi içkin bir şekilde hedeflememektedir. Dolayısıyla, yüzelsel bir ifadeyle altını çizmemiz gerekirse, vicdani ret bir grev değildir. Zira, vicdani retçi, varolan askeri sisteme dahil olmak için kimi şartlar öne sürmemekte, bu sistemin dışında kalma tavrını ortaya koymaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Avrupa vicdani ret hareketine aşina olanlar, yukarıda değindiğim noktaya itiraz edebileceklerdir. Zira, silahsız sivil hizmetin, askerlik hizmeti yerine ifa edilmesi, vicdani reddi yasal bir hak olarak tanıyan bir çok ülkeden aşina bir deneyimdir. Dolayısıyla, vicdani retçileri, devlete karşı zorunlu hizmeti eleştirmedikleri için (zira, bu ülkelerde vicdani retçilerin çoğu, zorunlu hizmet kurumu olarak orduyu istememekte, ama onun yerine hastane gibi kimi kurumlarda sivil hizmet talep etmekteler) yerenler, vicdani ret ile total reddi, henüz tanımlar düzeyinde birbirine karıştırmaktadırlar. Bu yazıda, gerekçesi ne olursa olsun, sivil hizmet talebi olsun olmasın, vicdani retçilere eğildiğimizin tekrar altını çizmeliyiz. Ancak, unutulmamalıdır ki, burada inşa ettiğimiz kimi kavramsal yaklaşımlar, misli misli rahatlıkla total retçilere de uygulanabilir. Zira, total ret, vicdani reddin, haklar ve talepler mertebesinde fersah fersah ilerisine geçen bir edimdir.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Bu yazıda, vicdani retçilerin ve bir sosyal zemin olarak vicdani ret hareketinin, yasal vicdani ret hakkının noksanlığından kaynaklanan sorunlarına değineceğiz. Bu aşamada dikkatle altını çizmemiz gereken bir husus var: ifade özgürlüğü kapsamında yasal yaptırıma maruz kalanlar arasında bir hiyerarşik sıralama yapmayacağız. Dolayısıyla &#8220;Minareler süngümüz, camiler kışlamız, kubbeler miğferimiz, müminler askerimiz&#8221; diyenle, &#8220;Benden askere gitmemi istemekle, yaşama olan bütün inancımı, özgür bir dünya hayalimi, umutlarımı istiyorsunuz. Ama onlar bana ait ve kesinlikle onları size vermeyeceğim. Bütün bu fikirlerimden dolayı, askere gitmeyi ve herhangi bir devlete hizmet vermeyi, sonucu ne olursa olsun reddediyorum. Bu fikrimden ya da sadece yapmamaktan ibaret olan eylemimden dolayı hakkımda açılacak davalarda hukuki bir savunma yapmayı kabul etmiyorum ve ortak paydalarda buluştuğumuz tüm insanları da dayanışmaya ve şiddetten arınmış eylemliliğe davet ediyorum.&#8221; [8] diyen arasında kategorik bir ayrıma gitmeyecek; fakat, bu yazının odağından sapmamak maksadıyla, zorunlu askerlik hizmetine karşı gerçekleştirilen vicdani ret edimine yoğunlaşacağız. İfade özgürlüğüne kategorik yaklaşmamızın altında yatan itki, politik doğruluk kıstasının yanında, vicdani reddin ifade özgürlüğü bağlamında incelenmeye çalışılmasında atlanmaması gereken önemli bir ilkenin varlığıdır. Şimdi bu ilkeyi açıklayalım.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Savaş Direnişçileri Enternasyonali (War Resisters&#8217; International (kısaca WRI) ya da Türkçe&#8217;de daha yaygın bilinen adıyla Uluslararası Savaş Karşıtları), vicdani retçileri destekleyen en büyük uluslararası örgüttür. WRI, bu zeminde, vicdani ret gerekçesi ne olursa olsun, total retçi ya da vicdani retçi ayrımı yapmadan, tüm vicdani retçileri desteklemektedir [7]. Uluslararası hareket, bu minvalde, demek ki, vicdani retçilerin ifade ve eylem özgürlüğünü desteklerken, kişisel motivasyonların, bu hakka sahip olabilmek için bir kriter olmadığını öne sürmektedir. Biz, bu yazıda, değindiğimiz bu argümanı sahiplenmekle kalmayacak, hareketin pratiğinde, daha da geliştirmeye çalışacağız. Diğer bir deyişle, iddiamız şudur: vicdani reddi ifade özgürlüğü zemininde değerlendirirken, ret ediminin motivasyonları ve gerekçeleri bir kriter olmamalıdır. Analitik felsefe ya da kimi diğer formel yöntemlerle meseleye yaklaşıldığında, önceki cümlede öne sürdüğümüz iddia, ciddi bir gerekçelendirmeye ihtiyaç duymaktadır. Zira vicdani ret, argümanımıza göre, kendi tanımının getirdiği kimi niteliklerin, mesele ahlaki zeminde değerlendirmeye alındığında, göz ardı edilmesini talep etmektedir. Diğer bir ifadeyle, vicdani ret, algısını yaratırken, tanımından gelek kriterleri sanki yok saymaktadır. Örneğin, Yehova Şahidi bir vicdani retçiyle, anarşist düşüncenin temel ilkelerini benimsemesi nedeniyle vicdani retçi olan iki bireyin, vicdani retçilikleri (&#8221;vicdani retçilik mertebeleri&#8221;), kuşkusuz denktir. Ancak, bu iki zıt nedene rağmen, bu iki bireyin tutumlarını ahlak felsefesi kriterlerine göre değerlendirmeye gayret ettiğimizde, bu motivasyonun semantik ve felsefi içeriği önemsizleşmektedir. Vicdani retçilerin, retlerini açıklarken giydikleri farklı farklı renklerdeki motivasyon hırkası, açıklama tutarlı bir şekilde gerekçelendikten sonra, yani, açıklamanın okunması bittikten sonra, tek bir renge dönüşmektedir. Dolayısıyla, farklı farklı politik, sosyal, bireysel, felsefi ve dini temelden de gelseler, vicdani retçiler benzer bir akıbete sahiptirler. Vicdani reddin bu ontolojik özelliği, hareketin, tüm dünyada türlü türlü eylemliliklere sahip olmasına da vesile olmuştur. Muhakkak ki, bu iddianın sayısız kanıtını, dünyanın dört bir yanındaki hareketlere yoğunlaşarak bulmak mümkün. İsrail&#8217;deki siyonist, muvazzaf asker vicdani retçiler, gerek Türkiye&#8217;de gerekse Güney Kore ve Orta Asya&#8217;da dini nedenlerle vicdani retçi olan Yehova Şahitleri, eşcinsel olmanın hastalık olarak görülmesi bağlamında askerlik hizmetinden muaf tutulmaya karşı toplumsal cinsiyet politikaları zemininde vicdani retlerini açıklayan eşcinsel özgürlüğü hareketi eylemcileri, vatandaşı olduğu ülkenin resmi ordusunda değil de gerilla ordusunda savaşmayı tercih eden vicdani retçi Marksist gerillalar ya da laiklerin ordusunda yer almak istemeyen mücahit İslamcı vicdan retçiler örneklerinde somutlaştığı gibi türlü türlü motivasyonlara sahip vicdani retçiler görmek mümkün [2]. Bütün bu tartışmaların ve eylemlilik yaklaşımlarının ışığında, vicdani reddi ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirmeye çalışırken, motivasyonları bir parametre olarak göz önünde bulundurmayacağız. Dolayısıyla, motivasyonu ve gerekçesi ne olursa olsun, hukuki ve ahlaki olarak, vicdani retçiler eşit muameleye haizdir.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Trebuchet MS;">2. İlk Açıklamalar (1990 &#8211; 2000)</span></strong><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Vicdani reddin zigzaglı tarihine kısaca bir göz atmak, vicdani retçilerin ifade özgürlüğü bağlamında yaşadıkları hakkında bize ipuçları sunacaktır. Biz bu bölümde, kimi tikel vakalar üzerinde durarak, vicdani reddin ifade özgürlüğü ile olan bağlarını açıklamaya gayret edeceğiz. </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">1989 Aralık ayında, Tayfun Gönül&#8217;ün İstanbul&#8217;da, Vedat Zencir&#8217;inse 1990 Şubat&#8217;ında İzmir&#8217;de gerçekleştirdiği vicdani ret açıklamaları Türkiye&#8217;nin ilk vicdani ret açıklamalarıdır. Gönül hakkında, zamanın meşhur, halkı askerlikten soğutma suçunu (??!!) düzenleyen TCK 155. maddesi gerekçe gösterilerek sivil mahkemede dava açılmış ve Gönül, bir ay hapis cezası almıştır. Sonrasında da hapis cezası, para cezasına çevrilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Vedat Zencir&#8217;in değindiğim vicdani ret deklarasyonu 11 Şubat 1990 tarihinde Sokak dergisinde yayınlanmıştır. Tarihsel ve manevi değeri nedeniyle, bu açıklamayı aynen alıntılıyorum:</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">&#8220;Ben Vedat Zencir. Şiddeti, emir alıp vermeyi yaşantıma almamaya niyetli ve kararlı olan bir insanım. Yaşantımı bir takım ahlaki ilkeler doğrultusunda göstermeye özen gösteriyorum. Bunun için yaşam anlayışımla çelişecek kurum, kuruluş ve işlerde bulunmuyorum. 20 yaşından beri kendimi ne zaman askere alınmış düşünsem veya bunun rüyasını görsem mide krampları geçiriyorum. Emir alıp vermek benim kişiliğimle, duygularımla hiç bağdaşmayan bir şey. Hele kendimi tanımadığım insanları öldürmeye hazır düşünmek -bu, hiçbir şekilde kabul edemeyeceğim bir durum. İnsan benim için dinsel boyutta kutsal bir yaratık değil, fakat ben insana tanrısal bir yükleme yapmadan her insanın yaşamını en az kendiminki kadar kutsal buluyorum. Bu yüzden de gerekçesi ne olursa olsun öldürmeye yönelik herhangi bir yapı içinde bulunamam. Kendi değerlerim doğrultusunda yaşamak benim en doğal hakkım. Üstelik benim değerlerim gayet safiyane şeyler. Şiddet istemiyorum. Emir almak-vermek istemiyorum. Şimdi, bunun dışında bir davranışa zorlanmamı da doğrusu hiç aklım almıyor.&#8221; </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Her ne kadar oldukça masum görünse de, yukarıdaki açıklama nedeniyle Vedat Zencir&#8217;e de o yılların meşhur TCK 155. maddesine binaen dava açılmış ve Zencir, sivil mahkemede yargınlanmış, akabinde de beraat etmiştir. Gözlemlenebileceği üzere, ilk retçiler sivil mahkemede yargılanmış olsalar da, bu hep böyle devam etmeyecektir. </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Doksanlı yılların sıcak çatışma döneminin, şaşırtıcı olmayan bir sonucu olarak, sıkıyönetim dönemleri haricinde, ilk olarak casusluk suçları dışında bir suça (??!!) dair davalar da askeri mahkemede görülmeye başlandı. 1993 yılında, Has Holding&#8217;e ait özel bir televizyon kanalı olan HBB&#8217;de yayınlanan, İzmir Savaş Karşıtları Derneği başkanı Aytek Özel ve (o zaman itibariyle) vicdani retçi Menderes Meletli röportajı nedeniyle, Özel ile beraber, program yapımcıları Erhan Akyıldız ve Ali Tefik Berber tutuklandı ve (şimdi yürürlülükte olmayan, o zamanın) TCK 155. maddesine dayanarak, sözü edilen kişiler askeri mahkemede yargılandılar. Böylece, genel tabirle söylemek gerekirse, sivillerin askeri mahkemede yargılanmasının da önü açılmış oldu. Diğer bir ifadeyle, vicdani ret açıklamaları üzerindeki ifade özgürlüğüne dair kısıtlamalar kat be kat arttı. Hareketin kısa tarihi boyunca yaşanan hukuki ve politik sürece dair kimi anekdotları ve kilometre taşlarını Kurdaş&#8217;ın bu ciltteki makalesinde okumak mümkün. Dolayısıyla, bu bilgileri burada tekrar etmeye gerek yok.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Trebuchet MS;">2.1 Askeri Yargı</span></strong><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Ancak, üzerinde önemle durulması gereken nokta, askeri yargının, neden ifade özgürlüğünü daha da fazla kısıtladığıdır. Kişi, acaba askeri mahkemede yargılanınca, neden kendini sivil mahkemelere nazaran daha fazla baskı altında hissetmektedir? </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Askeri mahkemeler, bilindiği üzere 353 sayılı &#8220;Askeri Mahkemeler Kuruluş ve Yargılama Usülü Kanunu&#8221;na göre kurulmuştur. Bu mahkemelerin en ayırt edici özelliklerinden biri, mahkeme kurulunun iki askeri hakim ve bir subay üyeden oluşmasıdır. (Genelkurmay nezdindeki, general ve amirallerin yargılandığı mahkeme ise üç asker hakim ve iki general ya da amiralden oluşmaktadır.) Diğer bir ifadeyle, alışıldık askeri mahkemelerde, zanlının ve avukatların karşısına, askeri üniforması üzerine hakim cübbesi giymiş iki asker hakim ve hukuk bilmine dair herhangi bir sıfatı ve eğitimi olmayan bir subay çıkmaktadır. Zira, askeri mahkemeler, asker kişiler ve askeri suçlarla ilgili davalara bakmakla yükümlüdür ve dolayısıyla bu tuhaf mantığın gereği olarak, işin ehli bir subay asker de mahkeme kurulunda bulunmaktadır. Göze çarpan ilk aşikar sorun olan, hakim olmayan üye sorunu, kimi akademik çalışmalarda dikkatle incelenmiştir. Gözler&#8217;in belirttiği gibi,</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">&#8220;Kanımızca, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin “hakim sınıfından olmayan üye”lerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6’ncı maddesinin aradığı hakimlik bağımsızlığı niteliğine sahip oldukları söylenemez.&#8221; [4]. </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Çünkü, Gözler&#8217;e göre </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">&#8221; “hakim sınıfından olmayan üyeleri” bakımından asıl sorun, [bu üyelerin] hukukçu olmamaları veya hakimlik mesleğinden gelmemeleri değil, hakimlik mesleğini icra etmeleri için gerekli bağımsızlık ve teminattan yoksun olmalarıdır.(&#8230;) Bağımsızlık niteliği bulunmayan bu “hakim sınıfından olmayan üyeler”in Mahkemenin çoğunluğunu oluşturmadığı ve dolayısıyla mahkemenin bütünü itibarıyla bağımsızlığına gölge düşürmediği düşünülebilir. Ancak kanımızca bir mahkemede beş üyeden ikisinin dahi bağımsız olmaması, bu mahkemenin bütünü itibarıyla bağımsızlığını zedeler.&#8221; [5] </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Sivillerin askeri mahmekemede yargılanmış olmalarının yarattığı sorunlar sadece hukuk zemininde ortaya çıkmamaktadır. Kuramsal sahada da düşünüldüğünde, en basit anlamıyla bile, sivillerin askeri zemine çekilmesinin önünün açılmış olması, kategorik olarak ciddi bir suistimaldir. Zira, kimi suçları (??!!) işleyen insanlar, asker değillerdir ve bu insanların, askerlerin uymalarının beklendiği kanunlara uymalarını beklemek, en hafif tabiriyle, kategorik bir sapma, elma ile armutları karıştırmaktır. Muhakkak ki bu kategorik sapmanın kimi politik motivasyonları mevcuttur. Bu makalenin içeriğinden sapmamak adına, sözü edilen politik motivasyonlara değinmeyeceğiz. </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Her ne kadar günümüzde, çok şükür, artık kimi muğallak nedenlerle eskisi kadar sert uygulanmıyor olsa da, vicdani ret hareketinin Türkiye&#8217;deki aşağı yukarı 15 yılı, askeri yargı sürecini idrak etmeye çalışmak ve peşisıra bu mahkemelerde bulunmakla geçti.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Trebuchet MS;">3. Hareketin Şimdiki Yılları (2000 &#8211; &#8230; )</span></strong><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">1990&#8242;ların hızlı ve aktif vicdani ret hareketi 2000&#8242;lerde bir çok nedenden duraklamaya başladı. Savaş aparatusunun, canavarca bir egemenlik sultası ilan etmesine paralel ilerleyen bu süreç, ifade özgürlüğü zemininde de kimi yan etkilere sahipti. </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Bunlardan ilki, vicdani reddin, ilkesel amacı olan &#8220;militarist sistemin lağvı&#8221;na yönelik eylemliliklerin ister istemez ertelenmesinden kaynaklanan bir pratik gerilemedir. Hareketin gerilemesi, bu minvalde, hareketin büyümesinin yavaşlamasını da beraberinde getirdi. Burada, vicdani retle ilişkisini tartışmaya gayret ettiğimiz ifade özgürlüğü ise, özgürlüğe ihtiyaç duyacak ifadelerin, ileride açıklayacağımız nedenlerle, noksan olması nedeniyle, çok da zor günler geçirmedi. Çok spesifik ve istisnai olmaları nedeniyle gerek devletten gerekse yerel ve uluslarası sivil toplumdan yüksek alaka gören iki vicdani retçinin hikayelerine burada değinmek yerinde olacaktır.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Zorunlu askerlik angaryası esnasında vicdani reddini açıklayan Mehmet Bal&#8217;ın maruz kaldığı kötü muamele, açıktır ki, düşüncesini açıklamasından değil, düşüncesini bir (o zaman itibariyle) muvazzaf bir asker olarak açıklamasından kaynaklanmaktaydı. Dolayısıyla, (subay, astsubay ya da erbaş) asker kişilerin, ifade özgürlüğü üzerindeki fiziksel şiddet, kötü muamele ve işkenceye varan ifade özgürlüğü kullanımı engellemeleri, belgelenebilenler ışığında bile, vahim bir tablonun varlığına işaret etmektedir. Zira, militarist aygıt ve yapılar, tanım itibariyle, ifade özgürlüğünün söz konusu olmadığı yerlerdir. Bu minvalde, harici bir ifade özgürlüğüne ihtiyaç duyacak kadar muhalif bir beyanın da, bu özgürlüğü sert bir şekilde kısıtlayan kurumdan herhangi bir sempatiye mazhar olması beklenemez. Dolayısıyla, Mehmet Bal&#8217;ın akıl almayacak kötü muameleye ve şiddete maruz kalmasının arkasında, gene akıl almayacak bir ifade özgürlüğü kısıtı baskısı bulunmaktadır. Zira, ordudaysan, komutanın izin vermeden konuşamazsın.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Mehmet Tarhan ise, (ordu hekimlerinin teşhisinin aksine) bir eşcinsel olarak askerlik hizmetini reddetti. Akabinde, yazarken bile ellerimin titrediği derecede kötü muameleye maruz kalıp, sayısız hak ihlaline uğradı. Oysa Tarhan, bu noktaya vicdani ret açıklamasında şöyle değinmişti:</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">&#8220;Eşcinsel olmam nedeniyle &#8220;hak&#8221; olarak sunulan çürük raporunu ise militer düzenin kendi çürüklüğü olarak algılıyorum&#8221; </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Fakat, vicdani retçilerin uğdadıkları kötü muamelenin açıklamanın içeriğiyle olan bağına dair elimizde kesin bir kanıt yok. Bizim gözlemlediğimiz kadarıyla, açıklamanın temel fikri zemininde, askerlik hizmetinden sakınma girişiminin bu kötü muamelenin nedeni olduğunu iddia edebiliriz. Zira, her askere gitmeyene bu kötü muamele hakir görülmemekte ve benzer şekilde, her asi askerle her eşcinsel erkeğe de kötü muamele reva görülmemektedir. Dolayısıyla, ancak bu iki faktör birleşince, yani asi asker, askerlik yapmak istemeyince, ya da eşcinsel erkek, eşcinselliğinin getirdiği hakkı (??!!) reddederek askerlik yapmadığını ilan edince, durum vahim bir şekilde tersine dönmektedir. </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Öte yandan, vicdani retçilerin aldığı yerel ya da uluslararası destek arttıkça, benzer statükocu gerekçelerle, ifade özgürlükleri üzerindeki baskının arttığı da gözlenmektedir. Özellikle tutsak retçilerin, aslında bir çok politik tutsağın maruz kaldığı muamleye denk olacak şekilde, ifade özgürlüklerinin ve yasal haklarının keyfi ve rastgele kısıtlandığına dair onlarca tanıklık ve mahkeme dosyası bulunmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Ancak, eğer karamsarlığı iyi günlere saklamak istersek, değindiğimiz vaziyetin çok da şaşırtıcı olmadığını görmek zor değil. Gözaltına alınan Aczmendilerin saç ve sakalını kesmekten tutun da, F tipi cezaevlerinde uygulanan keyfi ve vahşi haberleşme ve ifade özgürlüğü kısıtları akla geldiği vakit, kategorik olarak vicdani retçiler üzerindeki ifade özgürlüğü kısıtı baskısı, çok da şaşırtıcı görünmemektedir.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Trebuchet MS;">4. Kimi Tanıklıklar</span></strong><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">İfade özgürlüğünün, vicdani retçilere ilave bir baskı unsuru olarak kullanılabilmesi düşünüldüğünde, akla ilk olarak, bizzat vicdani retçilerin karşılaştığı kimi öyküleri anımsamak geliyor. Osman Murat (Ossi) Ülke&#8217;ye reddini açıklamazdan önce herhangi bir şekliyle otosansür hissedip hissetmediğini sorduğumuzda, şöyle yanıt alıyoruz [5]: </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">&#8220;Otosansür hafif kalır. Vicdani ret kararını vermek ve bunu ilan etmek, insanın bütün hayatının gidişatını belirleyecek bir şey. Hatta o dönemde yaşanmış fazla örnek de yoktu, dolayısıyla uğrayacağımız baskının boyutu tam bir muammaydı, öngörebileceğimiz belli bir üst-limit yoktu. Dolayısıyla “olağan” bir yaşamın tüm güvencelerinden yoksun kalmayı göze almış olduk.Daha vicdani ret kararı vermeden önce “halkı askerlikten soğutmak”tan soruşturmam olmuştu. Dolayısıyla, TCK 155’ten yargılanacağımız çok açıktı.&#8221; </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Öngörülebilen tüm zorluklara rağmen, Ossi&#8217;nin vicdani retçi adaylarıyla ilgili önerilerini öğrenmek istediğimizde, Ossi iletişimin önemini vurgulamakta ve eklemekte: </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">&#8220;Vicdani retçi adaylarının, retlerini açıklamayacak olsalar bile, bunu yapanlarla iletişime geçmeye çalışmalarında ve onların deneyimleri hakkında bilgilenmelerinde yarar var. Arkadaş ve aile çevresi içinde destek bulabiliyorlarsa çok şanslılar demektir. Bunu muhakkak bilinçli bir çabayla, yani sohbetler, ortak okumalar, acil durum senaryolarını gözden geçirerek vb., geliştirmeliler.&#8221; </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Ancak, eğer sözü edilen destek yakın çevreden bulunamazsa, diye düşündüğümüzde, Ossi eklemekte &#8220;yakın çevrelerinden böyle bir destek alamıyorlarsa, bu desteği başka yerde aramalılar&#8221; [5]. </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Dolayısıyla, tüm bu kişisel durum analizleri, bireyi kişiliğinin derinliklerine dahi itecek bir ruhi durum yaratmakta. Haliyle, bu minvalde, vicdani ret ediminin kişisellik özelliği oldukça yüksek bir önem arzetmekte. Vicdani reddin, &#8220;kişisel olan, politiktir&#8221; ilkesi çerçevesinde bir edim olup olmadığını Ossi ile tartıştığımızda, bu ilkeye &#8211;belirli bir düzeyde&#8211; katıldığını öğreniyoruz:</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">&#8220;Bizi üç arkadaş olarak 1992’de bu kararı vermeye iten şey, tam da bu ilkeydi. Politik varoluşun, örgütlülüğün, otoriterizm ve hiyerarşinin tartışıldığı bir dergi çıkarıyorduk [Coelechant] ve Türkiye’deki düzen karşıtı sol muhalif çevrelerin politik düsturlarını kendi özel hayatlarına yansıtmadığı eleştirisinde ortaklaşıyorduk. Hem bunları söyleyip, üstüne antimilitarist bir bakış açısına sahip olunca, hiçbir şey olmamış gibi askere gitmek, doğru bildiklerimizi es geçip düzene ayak uydurmak bize çok ağır geldi ve kendimize “sadık” kalmaya karar verdik. Yalnız bu ahlakçılık ile ilgili dikkatli olunmazsa çok rijit bir düzleme kayılır. Buradaki tehlike ikili: 1- Kendinden ve başkalarından beklentilerin çok yüksek olur, düzen-içi otoritenin yerini bir tür “devrimci” ahlak otoritesi alır. 2- Bu kararı verenler ve vermeyenler, veremeyenler olarak bir değer hiyerarşisi kurabilir ve kendini üstün, ak-pak görebilirsin. Bu iki tehlike kişiselin politik, politiğin de kişisel olduğunu söylediğin bütün düzlemler için geçerli. Birçok “özgürlükçü” grup bu yüzden kendi içinde aşırı ahlakçı ve resmen totaliterdir.&#8221; </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Uzun zamandır vicdani ret hareketi aktivisti olan Oğuz Sönmez ise, &#8220;şimdiye dek yapılmış vicdani ret açıklamalarının neden olduğu yargılamaların&#8221; muhtemel retçiler üzerinde baskı yarattığını, zira bu hukuki baskının altında da &#8220;eylemin içinde taşıdığı haklılık ve kapsayıcılık özelliğine&#8221; dayanan &#8220;statükoyu değiştirmeyi / dönüştürebilecek çok önemli bir güç&#8221; var olduğuna değinmektedir [6]. Sönmez&#8217;e katılmamak mümkün değil. Yukarıda, bu noktayı örtülü olarak ( ve hatta Kantçı bir şekilde) gerekçelendirmeye gayret ettik. Vicdani reddin kapsayıcılığı, (bir Kantçı ahlaki maksim olarak dahi) vicdani reddin ahlakını gerekçelendirebilmektedir. Muhakkak ki, bu kapsayıcılığın kısıtlanmaya çalışılması da, vicdani reddin ahlaki çağrısının sesinin kısılması amacıyla, otoriteler tarafından neredeyse baştan beri oynanan bir hamledir. </span></p>
<p><strong><span style="font-family: Trebuchet MS;">5. Tanık Olunamayanlar: Otosansür</span></strong><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Önceki bölümde, vicdani ret hareketi eylemcilerinin kendi sözleriyle, yaşadıkları kimi ifade özgürlüğü kısıtlarına değindik. Aktardığımız bu birinci el tanıklıklar, elbette madalyonun arkasını çevirdiğimizde bize yardım etmeyecek. </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Öte yandan, basit bir benzerlik kurmak mümkün. Nasıl, vicdani ret açıklamaları halkı askerlikten soğutuyorsa; askeri yargı ve diğer hukuki baskı araçları da denk bir şekilde, halkı vicdani retten soğutmaktadır. Diğer bir ifadeyle, vicdani retçi olamadığı için, sözü edilen olası ifade özgürlüğü kısıtlamasını, çok daha temel zeminde hisseden insanların varlığını yok sayma hakkımız yok. Denklemimiz basit aslında. Eğer vicdani retçiyseniz, sivil itaatsizliğin tanıdık bir gerekliliği olarak belki de, devlet baskısını önceden öngörmüş ve bu zeminde de bu baskının nihai bir sonucu olarak ifade ve yaşam özgürlüğünüzün kısıtlanması beklenir buluyor olmuş olabilirsiniz. Ama, işin ilginci, vicdani retçi olmasanız dahi, bu zeminde ifade özgürlüğünüz kısıtlanmaktadır. Yani, doğmamış bebeğin bile donu alınmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Otosansür olarak rahatlıkla adlandırabileceğimiz bu husus, hukuk kuramının önemli terimlerinden biri aslında: caydırıcılık. Diğer bir deyişle, vicdani reddin önündeki yasal engeller, sadece antimilitarist eylemin amacına ulaşmasına mani olmakla kalmıyor, bireylerin, bu zeminde, vicdani ret deklarasyonlarını da per se yok ediyor. Sözü edilen caydırıcılığın, demokrasi ve özgürlük toplumu önündeki engelleyiciliğini görmek zor değil. Keza, benzer şekilde, bu caydırıcılığın gerek bireysel gerekse bu bireylerden müteşekkil sosyal gruplar düzleminde de, yüksek bir psikolojik baskı yarattığını da bu toplumda yaşayan herkes öyle ya da böyle deneyimlemiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Elbette, bu otosansür sadece vicdani ret hareketine özgü değil. Bir çok toplumsal harekette, bu zoraki sessizliği görmek mümkün. Vicdani ret hareketinin, potansiyel kitlesinin itildiği sessizliğin ve otosansürün yan etkileri de, muhakkak ki, vicdani ret politasının amaçları göz önüne alınmadan analiz edilemez.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Bu konuda düşünülmeye başlandığında akla hemen gelen ilk tez, sözünü ettiğimiz otosansürün, bir toplumsal hareketlilik ve politika olarak ele alınabilecek bir proje olan &#8220;toplumun demilitarizasyonu&#8221;nu geciktirmesidir. Bu basit tezi, aşikarlığı nedeniyle çok da gerekçelendirmeye gerek yok. Dahası, biraz önce ifade ettiklerimiz ışığında, bu otosansürün, itaat kültürünü topluma aşılamakta da oldukça önemli bir payı olduğunu görmek zor değil. Devlet ve orduya itaat, militarist toplum bağlamında, militarizmin cinsiyetçilik ile olan bağı da düşünüldüğünde hele, evrilip toplumun hemen her sahasına nüfuz edebilmektedir. Kendini ifade edemeyen vicdani retçi adaylarının ezici çoğunluğunu zaruri kılan toplumsal organizasyon, bu bastırılmışlığı aslında, militarizm üzerinden hayatın her alanına zerk etmektedir. Toplumsal organizasyonun, sözünü ettiğimiz &#8220;caydırıcılık&#8221; nedeniyle de facto bu militarizmi destekler görünmesi, vicdani retçilerin üzerindeki caydırıcılık baskısını iki katına çıkarmaktadır. Baskı hem devlet mekanizmasından, hem de bu devlet mekanizmasını (en azından bu zeminde) de facto onaylayan toplum organizasyonundan, iki taraflı gelmektedir. Haliyle, bu ezici baskının sebep olduğu bastırılmışlık ışığında, vicdani retçi adayları ve vicdani redlerini açıklayamayanlar, aktif vicdani retçilerle karşılaştırıldığında ezici bir çoğunluk oluşturmaktadır. Dahası, bu itaat ve ezilmişlik kültürü, militarizmin sayesinde bir salgın gibi, toplumsal organizasyonun hemen her sahasına zerk etmektedir. Militarizmin dayattığı eziklik kültürüne maruz kalanlar, bunun acısını, toplumsal şiddete dönüştürerek, olur olmaz yerlerde açığa vurmaktadır hepimizin aşina olduğu şekillerde. Dolayısıyla, militarizm, kendini sürdürmek için, çevresini de kendine benzetmeye çalışmaktadır bekleneceği üzere.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Tanık olunamayan diğer bir ifade özgürlüğü kategorisi olarak da, vicdani ret hareketinin doğrudan öznesi olmayan insanların otosansüründen söz edebiliriz. &#8220;Vicdani ret üzerine yazmama, okumama, konuşmama ve düşünmeme&#8221; olarak formülleştirebileceğimiz bu kategori, aslında, yukarıda değindiğimiz ilk otosansür kadar acıdır. Bu ikincil &#8220;yok sayma&#8221; otosansürü, yukarıda değindiğimiz militarist bastırılmışlığı ve ezilmişliği beslemekle kalmaz, vicdani ret hareketini yalnızlaştırır. Zira, vicdani ret hareketinin, bilhassa ilk on yılında kaleme alınmış metinlere ve o yılların vicdani ret açıklamalarına bakıldığında, vicdani retçilerin en çok yok sayılmaktan bıktıklarını ifade ettiklerini görüyoruz. Çünkü, vicdani ret, sözünü ettiğimiz ikincil otosansür nedeniyle ile tartışılamaz ve dahi yok sayılır olmuş, askerlikle ilişkisi olmayanlar ve olmayacaklar tarafından bile eleştirilemez olmuştur. Hareketin politik ve sosyal motivasyonlarını da işte bu &#8220;vursan-da-duymam&#8221;cılık oldukça eksiltmiştir ister istemez. Harekete içerden bakmak gerekirse, sözü edilen otosansürün en kolay görülen hali, vicdani ret hareketinin düzenlediği eylemlere katılımın çoğu zaman beklenenden az olmasıdır (ilk militurizm festivalleri kayda değer bir istisnadır). İlk bakışta bu durumda şaşacak bir şey yok. Bir suçu öven herhangi bir sivil itaatsizlik eylemi, zaten beklenenden daha fazla katılmcı çekiyor olsaydı, bu eylemlere gerek bile kalmayabilirdi.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Vicdani ret hareketlerini, bu gözlemler ışığında, diğer sosyal hareketlerden ayıran önemli özelliklerden biri olan sivil itaatsizlik, sivil itaatsizliğin önemli beklentilerinden olan &#8220;kamu vicdanının&#8221; bu topraklarda yeşermemiş olmasından olsa gerek, kendisine harcanan enerji ve motivasyonun karşılığını verememiştir maalesef. Biraz önce değindiğimiz, dolaylı otosansürün de farklı bir görüngüsü olarak da düşünülebilecek olan bu &#8220;vicdan otosansürü&#8221;, kimi psikolojik ve sosyolojik hilelerle, vicdani ret hareketini yoksaymaya çalışmaktadır. &#8220;Biz gittik askere, onlar da gitsin&#8221; halet-i ruhiyesinden tutun da, &#8220;Keşke ben de vicdani retçiler kadar cesur olabilsem&#8221; angajmanına dek türlü türlü motivasyonlarla, bir çok insan, eh hepimizin gördüğü gibi, vicdani retçilere kamusal ve bireysel vicdanlarını açmamaktadır (benzer kamusal ruhsuzluk kimi zaman başörtüsü/türban sorunsalında da gözlenmektedir). Psikopolitik niteliği bir yana, sözünü ettiğimiz &#8220;kamusallaşamayan vicdan&#8221; sorunsalı, öte yandan, vicdani ret hareketinin önündeki en önemli sosyolojik engellerden biri olarak görünmektedir [3]. Toplumsal bir duygulanım ve bu duygulanıma dayalı olarak bir &#8220;vicdan&#8221; yaratma gayesi çerçevesinde gelişen vicdani ret, bir yandan bu duygulanımı nispeten yaratabilmişken, öte yandan da bu duygulanımın ivedi bir şekilde vücuda gelmesini sağlamakta maalesef geri kalmıştır. Kitlesel duygulanımların, futbol maçları ve bayrak mitingleri gibi ordu talimatları koşullarında, pseudo-politik olarak yaratılmasının patolojisi, elbette, vicdani reddin hedeflediği toplumsal duygulanımın önündeki önemli engellerdendir. Değinmeden geçemeyeceğim: milliyetçi, alaturka ve muhafazakar kişiliğiyle bilinen bir klasik Türk müziği sanatçısının, her ne kadar sonra mirasını Mehmetçik Vakfı&#8217;na bırakacağını açıklayıp &#8220;halkın gönlünü almasıyla&#8221; sonuçlansa da, askerlik hizmetiyle ilgili, çok da radikal olmayan, ancak samimi bir &#8220;duygulanıma&#8221; dayanan sözleri karşısında bile, devletin savcıları yasal takibat başlatma gereği hissetmişlerdir. Caydırıcılık kriteri göz önüne alındığında, değinilen sanatçını ceza almaması halinde dahi, benzer bir eylemin ortaya çıkma frekansı kat be kat düşürülmektedir. Kim bilir, belki şöhreti, belki de kamusal muhafazakar kişiliği nedeniyle Bülent Ersoy bir ceza almamıştır.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Trebuchet MS;">6. Sonuç Yerine</span></strong><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Vicdani ret hareketinin, ifade özgürlüğüne dair kimi dertlerini tespit etme gayesini güttüğümüz bu yazının, öte yandan kimi örtülü tespitleri de mevcut. Bunlardan biri, bir düşünce hareketi olarak vicdani reddin, tıpkı bir politik eylem olan vicdani ret gibi, cezalandırılmasıdır. Vicdani red üzerine düşünememek de benzer şekilde, vicdani retçi olamamak kadar neredeyse, önemli bir hak ihlalidir. </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Vicdani ret, kategorik olarak bakıldığında, bu satırlarda gerekçelendirilmeye çalışıldığı gibi, bir çok diğer hukuki özgürlük hareketinden, hem niteliksel hem de niceliksel olarak daha fazla hak talebinde bulunuyor görünmektedir ve işte bu nokta, vicdani reddin tanımından gelen, çifte suç (??!!) potansiyelinden kaynaklanmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Vicdani ret hareketi zemininde düşünce ve ifade özgürlüğünü genişletmek ve hem sosyopolitik hem de düşünsel zeminde özgürleşebilmek için vicdani reddin önündeki tüm hukuki, bürokratik ve askeri engellerin kaldırılmasını talep etmek de, bu argümanlar ışığında temel bir hedef olarak belirmektedir.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Trebuchet MS;">Kaynakça</span></strong><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">[1] BAŞKENT, Can; &#8220;Ahlakçı Serseriler&#8221;, İzinsiz Gösteri, sayı 149, Haziran/Temmuz 2007. </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">[2] BAŞKENT, Can; &#8220;İsrail &#8211; Filistin ve Vicdani Ret&#8221;, </span><a onclick="pageTracker._trackPageview ('/outgoing/http_www_canbaskent_net');" rel="nofollow" href="http://www.canbaskent.net/" target="_blank"><span style="font-family: Trebuchet MS;">Can Baskent: La RÃ©sistance pour l&#8217;existence</span></a><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">[3] BAŞKENT, Can; &#8220;Vicdanın Politikası&#8221;, </span><a onclick="pageTracker._trackPageview ('/outgoing/http_www_canbaskent_net');" rel="nofollow" href="http://www.canbaskent.net/" target="_blank"><span style="font-family: Trebuchet MS;">Can Baskent: La RÃ©sistance pour l&#8217;existence</span></a><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">[4] GÖZLER, Kemal; &#8220;Askeri Yargı Organlarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Uygunluğu Sorunu&#8221;, İnsan Hakları Yıllığı, Cilt 21-2, 1999-2000, s. 77-93. (İnternet: </span><a onclick="pageTracker._trackPageview ('/outgoing/http_www_anayasa_gen_tr_askeriyargi_htm');" rel="nofollow" href="http://www.anayasa.gen.tr/askeriyargi.htm" target="_blank"><span style="font-family: Trebuchet MS;">Askeri Yargı Organlarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Uygunluğu Sorunu &#8211; Kemal Gözler</span></a><span style="font-family: Trebuchet MS;">) </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">[5] ÜLKE, Osman Murat; Kişisel İletişim, Şubat 2008. </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">[6] SÖNMEZ, Oğuz; Kişisel İletişim, Şubat 2008. </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">[7] WAR RESISTERS&#8217; INTERNATIONAL, </span><a onclick="pageTracker._trackPageview ('/outgoing/http_www_wri_irg_org_co_rrk_en_htm');" rel="nofollow" href="http://www.wri-irg.org/co/rrk-en.htm" target="_blank"><span style="font-family: Trebuchet MS;">The Right to Refuse to Kill programme | War Resisters&#8217; International</span></a><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">[8] YORULMAZ, Uğur; Vicdani Ret Açıklaması, 2003. </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">canbaskent.net</span> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/1120/bir-oz-ifade-olarak-vicdani-ret/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uluslararası Vicdani Ret Hareketi</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/1115/uluslararasi-vicdani-ret-hareketi-2/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/1115/uluslararasi-vicdani-ret-hareketi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Aug 2009 14:32:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lorem Ipsum]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Vicdani Ret Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Vicdani Ret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=1115</guid>
		<description><![CDATA[
Bu yazıda kimi önemli vicdani ret hareketlerini inceleyecek ve bu hareketlerde yer alan aktivistlerin kimi düşüncelerini aktaracağız. Farkındayız, dünyadaki vicdani ret hareketlerini betimlemek için ciltler dolusu kitap yazılabilir. Bu yazının amacı, kısıtlı sayfa sayısı engeline aldırmadan, kısa da olsa bir çok vicdani ret hareketine değinmek ve bilhassa bu vicdani ret hareketlerini diğerlerinden ayıran noktalara işaret [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" src="http://www.barisgazetesi.com/_images/vicdani_ret.jpg" alt="" width="344" height="258" /></p>
<p>Bu yazıda kimi önemli vicdani ret hareketlerini inceleyecek ve bu hareketlerde yer alan aktivistlerin kimi düşüncelerini aktaracağız. Farkındayız, dünyadaki vicdani ret hareketlerini betimlemek için ciltler dolusu kitap yazılabilir. Bu yazının amacı, kısıtlı sayfa sayısı engeline aldırmadan, kısa da olsa bir çok vicdani ret hareketine değinmek ve bilhassa bu vicdani ret hareketlerini diğerlerinden ayıran noktalara işaret etmektir.</p>
<p><strong>1. Avrupa</strong><br />
Vicdani red hareketlerinin Avrupa&#8217;da yarattığı etkilerin izini sürmek için yola çıktığımızda, bir çok durağımız olacaktır. Biz bu yazıda, Almanya ve İspanya&#8217;ya yoğunlaşacağız. Her ne kadar coğrafi olarak Avrupa&#8217;da yer almasa da, Avrupa ile olan kültürel ve ekonomik bağları nedeniyle İsrail&#8217;i de Avrupa bölümünde inceleyeceğiz.<span id="more-1115"></span><br />
Avrupa&#8217;nın, vicdani ret hareketindeki belki de en belirleyici rolü, zorunlu askerliğin doğduğu yer olmasıdır. Bugün anladığımız anlamda, askerliğin zorunlu kılınması, Fransız Devrimi sonrasında Cumhuriyet&#8217;in kendini, monarklara karşı koruma gereksinimine dayanmaktadır. 1798&#8242;te çıkarılan kanun, kavramsal içeriğini günümüzde hala koruyan vatan savunması borcunu ilk defa oluşturmuştur: &#8220;Her Fransız erkek bir askerdir ve ulusunu savunma borcu bulunmaktadır&#8221;. Her erkek Fransız&#8217;ın asker olarak orduya alınmasının, Napolyon Bonapart&#8217;ın askeri &#8220;başarıları&#8221; üzerinde olumlu etkisi olduğu da kimi defalar ifade edilmiştir.<br />
Öte yandan, Avrupa, yıllar süren vicdani ret mücadeleleri sayesinde, vicdani ret hareketinin de beşiği olmuştur. Birinci Dünya Savaşı&#8217;na dek izi sürülebilecek olan Avrupa vicdani ret hareketleri, kazanımlarıyla hala ilham vermeye devam etmektedir (Fakat, sanıyorum hiç bir ülke, tarihte ilk defa 1549&#8242;da askerlik hizmeti muafiyetini düzenleyen ve sonra 1922&#8242;de de bunu anayasasına alan Hollanda kadar ilham verici olamayacaktır.).</p>
<p><strong>1.1 Almanya</strong><br />
Alman anayasasına göre her yetişkin askerlik hizmeti yapmak zorundadır. Öte yandan vicdani ret hakkı Almanya&#8217;da tanınmıştır. Önceleri, sivil hizmet, askerlik hizmetinden uzun sürüyor olmuş olsa da, 2004&#8242;ten sonra bu uygulama değiştirilmiştir. Sivil hizmet genelde, anaokulları, hastaneler, rehabilitasyon merkezleri ve huzur evleri gibi kurumlarda yerine getirilmektedir. Dahası, sivil hizmeti yerine getiren vicdani retçi, askeri kışlada yaşamamakta, evinde yaşamaya devam edebilmektedir. Ancak, sivil hizmet çok çeşitli bakış açılarından eleştirilmektedir. Vicdani retçiler, bedava iş gücü olarak, Kızıl Haç gibi bir çok kuruluşun başlıca personelidir. Dahası, Alman ekonomisinin gelişmişliği de, özellikle hizmet sektöründe önemli oranda sözünü ettiğimiz bedava iş gücü imkanı nedeniyle, vicdani retçilere dayanmaktadır. Vicdani ret harketi içinde uzun yıllar etkin olarak yer almış, Türkiye&#8217;yi de yakından tanıyan Jörg Rohwedder, bu durumu şu şekilde özetlemektedir [1]:<br />
&#8220;Almanya&#8217;daki durum paradoksaldır. [Alman] ordusu yeni askerlerlere çok da ihtiyaç duymamaktadır. Her yıl 400.000 kişi arasından 60.000 kişiyi asker olarak almaktalar. Eğer sivil hizmet yapacak vicdani retçiler olmasa, devlet zorunlu askerliği kaldırmak zorunda kalabilirdi. Her yıl 130.000 genç Alman vicdani retçi olarak tanınmaktadır ve hala ülkedeki ucuz işçilerdir ve bunlar günümüzde, Almanya&#8217;da zorunlu askerlikten kurtulmanın önündeki en büyük engeldir. Almanya&#8217;da görünür politik vicdani ret hareketi yoktur.&#8221;<br />
Öte yandan, hareketin tarihine kısaca bir bakıp, Jörg&#8217;ün dile getirdiği eleştirilerin, yani Almanya&#8217;da zorunlu askerliğin, &#8220;zorunlu angaryaya&#8221; dönüşmesinin nedenlerini eşeleyebilmek için, Almanya&#8217;daki hareketin tarihine kısaca göz atalım. Bunun için Almanya&#8217;da vicdani ret hareketi aktivisti olan Alper&#8217;e kulak veriyoruz [2]:<br />
&#8220;Almanya&#8217;da Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere&#8217;deki &#8220;radikal pasifistler&#8221; ve &#8220;genç pasifistler&#8221; hareketlerinin etkisiyle, genellikle sosyalizme yakınlık gösteren askerlik karşıtları ve pasifistler belirdi ve (&#8230;)1919&#8242;da Savaş Hizmeti Karşıtları Birliği&#8217;ni kurdular. Ne var ki, birliğin üye ve aktif sayısı iniş çıkışlara rağmen son derece düşük kaldı ve 1933&#8242;de Hitler&#8217;in seçimlerle iktidara gelmesinden sonra birlik tamamen çözüldü. Versaille Antlaşması ile 1919&#8242;da kaldırılmış olan askerlik yükümlülüğü 1935 tekrar getirildi. (&#8230;) 1939&#8242;da Nazi Almanyası&#8217;nın Polonya&#8217;ya saldırarak İkinci Dünya Savaşı&#8217;nı başlatmasıyla, çok az sayıda da olsa kiliselerinden onay olmaksızın Hitler&#8217;e itaat yemini etmeyi ve orduya katılmayı reddeden katolik ve protestan redçiler belirdi. Fakat bu dönemin az sayıdaki vicdani redçilerin büyük bölümü, esasen Yehova Şahitleri&#8217;nden geliyordu. 1945&#8242;e dek 6 yıllık süre içinde 250&#8242;nin üzerinde dinsel motivasyonlu vicdani redçi &#8220;milli mukavemeti kırmak&#8221; suçundan ölüm cezasına çarptırıldı ve idam edildi. Reddinden vazgeçenlere özellikle eziyet verici koşullarda askerlik yaptırılıyordu. Federal Almanya&#8217;daki bugün geçerli olan vicdani red hakkı ilk olarak, askerlik yükümlülüğünün getirilmesinden ve ordunun kurulmasından 7 sene önce, 1949 yılında kabul edildi ve hatta bir anayasa maddesi olarak yürürlüğe girdi. Bu görünüşteki antimilitarist gelişmenin ardında yatan, çokça vurgulandığı gibi savaşın olumsuz deneyimlerinden çok, İkinci Dünya Savaşı&#8217;nı yitirmiş olan ve İngiliz, Amerikan, Fransız ve Sovyet orduları işgali altındaki Almanya&#8217;da Almanların yabancı ordularda zorla hizmete alınmalarının önüne geçmekti. [Öte yandan,] 1989&#8242;a dek varlığını sürdüren Demokratik Almanya, Federal Almanya&#8217;dan farklı olarak vicdani ret hakkını tanımıyordu, fakat vicdani redçilerin &#8220;işci asker&#8221; sıfatıyla bahçıvan, hasta bakıcı, inşaat ve (özellikle 80&#8242;li yıllarda da) fabrika işçisi olarak çalıştırılması gibi kabul görmüş bir uygulama vardı. Haklarında çok az şey bilinen Doğu Almanya&#8217;daki total redçiler için ise hapis cezası söz konusuydu. (&#8230;) 1968&#8242;de dönemin öğrenci hareketinin ve Vietnam Savaşı&#8217;nın yarattığı etkinin bir sonucu olarak radikal arkaplanlı vicdani redçiler, vicdani redçiliğin karakterini belirler oldular.&#8221;<br />
Peki, vicdani ret hareketi kazanımlarını bu kadar kolay mı ele geçirdi Almanya&#8217;da gerçekten? Örneğin, politik vicdani reddin önünde ne gibi engeller belirdiğini, yine Alper&#8217;den dinleyelim:<br />
&#8220;Alman devleti, anayasal red hakkının kullanımını çeşitli şekillerde güçleştirdi: Politik gerekçeler kabul edilmiyordu. Nitekim VR hakkını tanımlayan anayasa maddesinde geçen &#8220;vicdan&#8221; kavramı zaten rastlantısal değildi; hukuki tanımı gereği subjektifti ve politik red şekillerini a priori tanım dışı bırakıyordu. (&#8230;) Bugün de geçerli olan prosedüre göre vicdani retçi adayları bunu, özyaşam öykülerine dayanarak ikna edici şekilde ortaya koymak zorundadırlar. (&#8230;) Sözlü ve yazılı vicdan sınavlarında VR adayları inanılmaz eylem ve durum kurguları ile karşı karşıya getiriliyor, doğru yanıtı veremeyenler reddediliyordu. (&#8230;) 1974&#8242;de, Avrupa çapındaki ortaklaşa total red eylemlerinin etkisiyle, Almanya&#8217;da ilk olarak total red kavramı belirdi. (&#8230;) Total redçilerin sayısı 80&#8242;li yıllarda hem Doğu hem de Batı Almanya&#8217;da artmış olmakla birlikte, total redçiler, sivil hizmet vicdani redçilerine oranla son derece marjinal kalmıştır ve kalmaktadır. (&#8230;) Milli savunma tanımı ve ihtiyaç duyulan ordu tipi, Soğuk Savaş&#8217;ın sona ermesi ve bloklar arası gerilimin ortadan kalkması ile tamamıyle değişmiştir. Askere olan nicel ihtiyaç oldukça azalmış olsa da, sivil hizmet yapanlara duyulan ihtiyaç kalıcı bir karakter kazanmıştır. Red gerekçelerini içeren prosedüre uygun olarak hazırlanmış basit dilekçenin sunulması artık sivil hizmet yapmak için çoğunlukla yeterli olmaktadır. Hatta son zamanlarda Almanya&#8217;da zorunlu askerliğin tamamen kaldırılması gündemdedir. Bunun en önemli sonuçlarından biri, sivil hizmet sayesinde ucuz işgücünden yararlanan birçok sosyal kurum ve kuruluşun personel açığı yaşaması olacaktır. Bu nedenle askerlik yükümlüğü yerine bir yıllık sosyal hizmet yükümlülüğünün getirilmesi tartışılan alternatifler arasındadır.&#8221;<br />
Dolayısıyla, Almanya&#8217;da militarist sistemin vicdani retçilere getirdiği ve sonrasında angaryaya dönüşen vicdani ret hakkı, Alper&#8217;in değindiği gibi &#8220;hiç bir zaman radikal bir hareketin getirisi ya da kazanımı olmamıştır&#8221;. Bu noktada, Bröckling de bize katılmaktadır. Gerek &#8220;Disiplin&#8221; kitabında gerekse diğer konuşmalarında da vurguladığı gibi, Bröckling de, vicdani ret hakkının Almanya&#8217;da, kazanılan değil verilen bir hak olduğunda bizle hemfikirdir [3].</p>
<p><strong>1.2 İspanya</strong><br />
Almanya&#8217;da nispeten erken tanınan vicdani ret hakkının aksine, &#8220;Almanya gibi, yerel güçlerin iktidarın çoğunu elde tuttukları federal bir yapıyla İngiltere gibi süper-merkezi bir devlet yapısının ortasında&#8221; yer alan İspanya&#8217;da vicdani ret hakkı zorlu mücadeleler sonunda elde edilmiştir [4]. &#8220;Sivil ölüm&#8221;, örneğin, bu çetin yolun neden olduğu sorunlardan biriydi. Zizana Kolektifi&#8217;nin yazdığı &#8220;Nasıl Retçi Olunur&#8221; başlıklı broşürde değinildiği gibi:<br />
&#8220;Kaçak hayatı denebilecek bir yaşamdır bu.. Polis, teoride, sizi arıyordur, ama pratikte, o kadar da uğraşmazlar: bir çok insan haklarında yakalama emri olmasına rağmen, 3-4 yıl yakalanmadan yaşadılar. Dış dünya ile hiçbir ilişki kurmadan ve yakalanmadan 10 yıl kaçan retçi örneğini şaşırtıcı bulmuyoruz. Gerçeklik farklıdır. Eğer bu durumdaysanız, bir kaç mantıklı önlem alarak hayatınızı normal bir şekilde sürdürebilirsiniz.&#8221;<br />
Öte yandan, İspanyol vicdani ret hareketi de bu bilinen baskılara karşı kendi direniş yöntemlerinin de geliştirdi. 1980&#8242;lerin sonlarında sayıları 25.000&#8242;i bulan retçi sayısına sahip hareket 1990&#8242;lara girildiğinde oldukça etkin eylemler gerçekleştirmeye başlamıştı. Sivil hizmet yapan retçilerin çalıştığı Kızıl Haç merkezi işgali ve bununla birlikte yapılan sivil hizmet boykotları, kışla işgalleri (evet, doğru okudunuz!), açlık grevleri, binlerce kişinin katıldığı, askeri komutanların ofisinden cezaevine dek uzanan insan zincirleri ve blokajlar, İspanyol hareketinin eylemlilikleri denince ilk aklımıza gelenler. Öte yandan, itaatsiz vicdani retçilerin &#8220;dalga geçen&#8221; eylemleri de, vicdani ret hareketi içerisinde oldukça ilham verici ve eğlendirici olmuştur [4]:<br />
&#8220;Askeri yöneticinin binası üzerinde şafak.. Güneş, heybetli kapının ve kapının tüm basamaklarını kaplayan gübre yığını üstünde parlıyordu. Boka sağlanmış bir tabela vardı: &#8216;Eğer bok düşünebilseydi, bu askeri tarzda olurdu.&#8217; Gizli kamera bir an duraklar.. İyi giyimli bir memur, büyük medya gelmeden önce sökmek için bokların arasından tabelalara ulaşmaya çalışıyor. Klik! Artık çok geç. Fotoğraf ülkenin her yerinde görüldü.<br />
Retçiler alışılmışın dışındaki kampanya yöntemlerinde uzman oldular. Diğer ünlü bir eylem de retçinin kendilerini askeri polise teslim ettikleri zaman yaptıklarıydı. Askeri yöneticinin konutuna gittiler, kendilerini baştan aşağı boyalara buladılar ve sonra uysalca askerlerin gelip bu kaosun içinden geçip kendilerini tutuklamalarını beklediler.<br />
Eğer askeri şiddetin karşısında tamamen savunmasızsak, o zaman gerçekten savunmasız olalım; demişti bir grup. Grup, davalarına sadece boksör şortla gitmişlerdi. Dar görüşlülerin, barış hareketindeki daha önemli öğelerle ilgili mizaha giden yöntemlerle ilgili şikayetleri vardı, belki bunlar da devlet görevlileri gibi aşırı ağırbaşlılıktan muzdariplerdi. Ne olursa olsun, güçlünün otoritesiyle dalga geçmek, onların gösterişli doğalarını vurgulayan, güldüren ve de basında kesinlikle yer alabilecek bir yolla yapılıyordu.&#8221;<br />
Hatta bu yıllarda, İspanya başbakanı vicdani ret hareketine katılanların hapsedileceğini açıklayarak, hareketi engellemeye gayret etmekteydi. Fakat, o yıllarda İspanya&#8217;da retçileri hapsedecek kadar hapisane de yoktu! İspanyol vicdani ret hareketinden Cthuchi Zamarra de Villanueva&#8217;nın aktardığına göre vicdani ret hareketi dahilinde &#8220;(&#8230;) sivil itaatsizlik yapan 15 bin kişi vardı ve binden fazla insan da hapisteydi. Bu [hareket içinde] çok büyük bir dayanışma hareketi yarattı&#8221; [5].<br />
Tüm bu eylemlilikler, zorunlu askerliğin 2000 yılında kaldırılmasını sağladı. Öte yandan, vicdani ret hakkı 1978&#8242;de İspanyol anayasasına girmişti zaten. Peki buna rağmen, acaba neden, Almanya&#8217;da olduğu gibi hareket sönümlenmedi ve daha fazla hak talebi için yoluna devam etti? Cthuchi&#8217;ye göre hareketin amacı &#8220;hiç bir zaman vicdani ret hakkını elde etmek değildi. [Amaç, aksine,] toplumun demilitarizasyonunu sağlamaktı.&#8221; Bu minvalde, Cthuchi&#8217;den, içinde yer aldığı İspanyol vicdani ret hareketinin, sivil hizmet üzerine neler düşündüğünü sorduğumuzda, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, net bir antimilitarist cevap alıyoruz. Cthuchi&#8217;ye göre &#8220;sivil hizmet yaparak, savaş çabalarıyla ve orduyla işbirliği yapmaktayız&#8221; [5].</p>
<p><strong>1.3 İsrail</strong><br />
Yukarıda yer verdiğimiz hareketlerdekine benzer radikal motivasyonlarla ilerlemiş olan İsrail vicdani ret hareketi, direnişindeki tutarlılık ve politik kapsamındaki çeşitlilik nedeniyle, özel bir öneme sahiptir. İsrail&#8217;in militarist tarihini burada incelemeyeceğiz. Fakat, İsrail Devleti&#8217;nin &#8220;per se&#8221; özelliği olan militarizm, Foucault&#8217;yu tanıtlarcasına, kendi direnişini de yaratmıştır. İsrail&#8217;deki en aktif vicdani ret gruplarından New Profile aktivisti ve Uluslararası Savaş Karşıtları (WRI) konsey üyesi Sergeiy Sandler, İsrail vicdani ret hareketindeki çeşitliliğinin nedenini, &#8220;vicdani reddi İsrail aşırı sağının da sahiplenmesine&#8221; de değinerek, şöyle açıklıyor [6]:<br />
&#8221; [Bu çeşitliliğin nedeni], militarizmin İsrail toplumunda işleme yolunda ve zorunlu askerlik hizmetinin bu toplumda varsaydığı konumunda yatmaktadır. Öte yandan, ordu aslında bir çok alanda devletin politikasını belirleyen tek en önemli faktör ve daha önemlisi bu politikaların da uygulayıcısıdır. Dolayısıyla, orduyu protesto etmek, bir çok politik konu ve nedenle ilişkilidir. Ya vicdani retçi olursunuz (ya da daha yaygın şekliyle askerlikten sessiz bir şekilde sakınırsınız/kaçarsınız) ya da protesto ettiğiniz problemin bir parçası olursunuz. Askerlik genellikle, belki de, bireyin yaşamının en önemli bölümü olarak sunulmaktadır. Vicdani retçi olmak, bu bağlamda oldukça güçlü bir duruştur. Böylelikle, yıllar içinde, vicdani ret artan oranda daha verimli, belki de bu ülkedeki en verimli protesto yöntemi oldu. Dolayısıyla, bir çok grubun vicdani reddi kullanmaya başlaması şaşırtıcı değil. Benzer şekilde militarize olan diğer ülkelerde (örneğin Türkiye veya Güney Kore), benzer bir çeşitliliğin gözlenmemesi diğer bir sorudur. Benim tahminime göre bu sadece bir zaman meselesidir. Belki de bu ülkelerde vicdani retçilere ödetilen ağır bedel (İsrail&#8217;de hapis cezaları oradakiler kadar uzun değil ve askerlik muafiyeti bir şekilde bu sürecin sonunda verilmektedir), süreci yavaşlatmaktadır.&#8221;<br />
Sergeiy&#8217;in dillendirdiği Türkiye ve Güney Kore militarizminin, İsrail ile benzerliğine dair İsralli vicdani retçi Amir Givol şunları eklemekte [7]:<br />
&#8220;İsrail ret hareketi, benzer tür militarizm ile yüzleştiğinden, bir çok açıdan Türkiye ve Güney Kore ret hareketlerine benzemektedir. İsrail&#8217;de militarizm çoğunlukla, zorunlu askerlik, sürekli bir savaş/savaş tehdidi hali, seferberlik halindeki sivil toplum ve nükleer silahların varlığı konuları etrafında dönmektedir.&#8221;<br />
Amir&#8217;in değindiği konuların Türkiye toplumunda da görünür olduğunu fark etmek zor değil. Peki, İsrail&#8217;in militarizmine karşı vicdani ret hareketinin, bu çerçevede nasıl bir odağı olduğunu sorduğumuzda Amir kısaca şu noktalara değinmekte [7]:<br />
&#8220;İşgal vicdani red hareketi için başlıca odak noktalardan biri. İşgalin süregiden adaletsizliği, bir çok İsrailli&#8217;nin, ilkesel olarak askerlik hizmetini desteklemesine rağmen, vicdani ret hareketini desteklemesine neden oldu. İsrail zorunlu askerlik sisteminin özgül özelliklerinden biri, kadınların da zorunlu askerliğe tabii olmasıdır.&#8221;<br />
Şimdi, Amir Givol&#8217;ün değindiği kimi noktaları biraz detaylandıralım. Burada, İsrail militarizminin iki özgül noktasına değineceğiz: seçici retçiler ve kadın retçiler. Ama öncelikle, İsrail&#8217;deki askerlik uygulamalarına kısaca değinmeliyiz.<br />
İsrail devleti, 1948&#8242;deki kuruluşundan beri zorunlu askerlik uygulamasına sahiptir. Tüm İsrail vatandaşları ve kalıcı oturma izni olanlar askerliğe elverişli olarak atfedilmektedir. Erkekler için askerlik 3 yıl, kadınlar içinse 20-21 ay sürmekte, yedeklik hizmeti ise erkekler için 51 yaşına, kadınlar için de 24 yaşına kadar devam etmektedir. İsrail&#8217;de yedek askerlik, her yıl bir aylık süren bir eğitimi kapsamaktadır ve yedeklik hizmeti, bu nedenle İsrail savunma politikasının önemli bir bileşeni konumundadır. Genelde 35 yaşını aşmış erkekler, tıbben uygun olamayabilecekleri için bir aylık yedek eğitimine çağırılmamaktadırlar. Kadınlar ise, kural olarak yedek eğitimine alınmamaktadırlar. İsrail Milli Savunma Hizmeti Kanunu&#8217;na göre, askerlik muafiyeti ancak &#8220;eğitim, ulusal ekonomi, güvenlik gerekçesi, ailevi nedenler ve diğer nedenler&#8221; altında mümkündür. Bu kanun, pratikte ise, tıbbi askerlik muafiyeti durumuyla adli suçlulara yönelik konularda uygulanmaktadır. Fakat, vicdani retçiler de bu kanuna göre muafiyete elverişli olduklarını iddia etmişler ve &#8216;Vicdan Komitesi&#8217;ne başvurmuşlardır. &#8216;Vicdani Nedenlerden Dolayı Askerlik Hizmetinden Muafiyet Komitesi&#8217;, 1995 yılında ordunun kurduğu, ve vicdani ret başvurularının incelendiği bir komisyondur. Herhangi br yasal dayanağı, belirli bir prosedürü ve hukuki statüsü olmayan bu komisyonun iç dinamikleri hakkında çok az bilgi sahibiyiz.<br />
Bu zor şartlar altında gelişen vicdani ret hareketinin aktif bileşenlerinden birini seçici retçilerin gruplarından Yesh Gvul oluşturuyor. Yesh Gvul, 1982-4 Lübnan ve Golan Tepeleri savaşı sırasında, savaşa katılmak istemeyen muvazzaf askerlerin oluşturduğu bir organizasyondur. Grup, Martin Luther King ve Gandhi&#8217;nin izinden giden bir sivil itaatsizlik yöntemi izlemekte, fakat; pasifizmin ve vicdani reddin aksine, Yesh-Gvul&#8217;un savunduğu yöntem, politik ya da ahlaki gerekçelerle askerlerin emre uymama hakkıdır. Ayrıca, Yesh-Gvul, güç kullanmanın meşru kılınabileceği bazı alanların varlığına inanmaktadır: bağımsızlık mücadeleleri, aşırı saldırganlığa karşı nefsi müdafaa v.s.. Fakat, öte yandan örgüt, askeri sistemin suistimaline de karşı çıkmaktadır. Dolayısıyla, Yesh Gvul ve benzeri organizasyonlar, ince ve kimi zamanda aleni Siyonist tınılar taşıyabilmektedir. Fakat, yine de, bu hareketlerin genel çerçevesini &#8220;işgal karşıtı askerlerin demokratik mücadelesi&#8221; olarak çizmek mümkün. Nasıl, antimilitarizm ve vicdani retçilik, savaşılacak ordunun seçilmesi anlamına gelmiyorsa, seçici retçiliği, vicdanin reddin literatürdeki tanımına sokmak bu anlamda zor. Fakat, uluslararası vicdani ret hareketi, seçici asker retçileri her zaman desteklemiş, tutsak seçici retçilerle dayanışmış ve bu eylemciler için kampanyalar düzenlemiştir.<br />
İsrail&#8217;de askerliğin kadınlar için de zorunlu olması, doğal olarak kadın retçilerin belirmesine yol açmıştır. Kadın retçiler, İsrail toplumunun militarize yapısının doğal olarak yol açtığı cinsiyetçilikten de paylarına düşeni almaktadır. Askerlikle, erkekleştirilen kadınlar, bir çok gözlemciye göre, İsrail toplumunun militarizmini yeniden üretmektedir bir yandan da. Bu noktada, kanımızca, yapılacak en önemli analiz, kimi feminist akımların ABD&#8217;de ve Avrupa&#8217;da askerliğin kadınlar için de zorunlu kılınması için yaptığı mücadelelerle, İsrailli kadınların vicdani ret mücadelesini karşılaştırmak olacaktır. Fakat, bu yazının odağından uzaklaşmamak adına, bu analizi burada gerçekleştiremeyeceğiz. Fakat, sonuç olarak altı önemle çizilmesi gereken nokta, İsrailli kadın retçilerin, militarizmle ve olduğu kadar cinsiyetçilikle de eşit derecede mücadele ettikleri gerçeğidir. Aynı zamanda, özellikle kadın retçilerin maruz kaldığı &#8220;yok sayılma&#8221; ve &#8220;görmezden gelinme&#8221; de, benzer şekilde kadın vicdani retçilerin bertaraf etmeye gayret ettiği sosyal ve politik baskılardan bazılarıdır.</p>
<p><strong>2. Güney Amerika</strong><br />
Latin Amerika deneyimlemiş olduğu faşist diktatörlükler nedeniyle antimilitarist hareket için önemli bir labaratuvar olagelmiştir. Biz Şili ile birlikte Kolombiya&#8217;yı birazdan açıklayacağımız nedenlerle bu yazıda gündeme alacağız.</p>
<p><strong>2.1 Şili</strong><br />
Şili&#8217;de 8 ila 18 ay arası değişen zorunlu askerlik bulunmaktadır ve vicdani ret hakkı tanınmamaktadır. 1973-90 arası Pinochet&#8217;nin militarist diktatörlüğü öncesinde de Şili&#8217;de militarizmin kökenlerini gözlemek mümkün [8]. Peki diktatörlüğün devrildiği yıl Şili&#8217;de ortaya çıkan vicdani ret hareketleri acaba, diktatörlüğün kalıntıları üzerinde nasıl bir mücadele vermeye başlamışlardır? Şili vicdani ret hareketinin içkin özelliklerini, diktatörlük sonrası dönemde eyleme politikarı üzerinden, Şilili vicdani ret grubu Ni Casco Ni Uniforme (Ne Kask Ne Üniforma) aktivisti ve Uluslararası Savaş Karşıtları (WRI) eski konsey üyesi Oscar Huenchunao&#8217;dan dinleyelim. Zira, bu ve benzeri faktörler nedeniyle Şili, Uluslararası Savaş Karşıtları&#8217;nın 2004 yılında Dünya Vicdani Retçiler günü odak ülkesiydi aynı zamanda [9].<br />
&#8220;Diktatörlük sonrası Şili&#8217;de vicdani retçi olmak ya da zorunlu askerliğe karşı çıkmanın önündeki en büyük engel, bir açıdan, insanları politik ve sosyal hareketlere katılmaktan alıkoyan, korku ve politik ilgisizliktir. Bu korku ve ilgisizliğe hükümet dikkat çekmedi ve bunu tersine çevirmeye gayret etmedi. Zira, hükümet güçlü sosyal hareketler istemiyordu &#8211; ilgilendikleri ve tersine çevirmeye gayret ettikleri tek şey kendi siyasi partilerine dönük ilgisizlikti. Öte yandan, bir çok insan Pinochet&#8217;nin mirasına karşı olsa da, Şili toplumunda hala yüksek miktarda militarizm vardır. Devlet, &#8220;gönüllü&#8221; askerliği desteklemek için bir çok şey yapmış ve de medya da kendi rolünü oynamış ve askerliği ihtişamlı göstermiştir. Neyse ki, gençler artık bunlara inanmamaktadır.&#8221;<br />
Oscar&#8217;ın değindiği gibi Şili militarizminin Pinochet&#8217;ye dek takip edilebilen kökenlerinin olduğu tartışılmaz. Fakat, Şili militarizminin daha da geçmişe götürülebilecek olan kökenleri, 19. yüzyılın sonlarında, Peru, Bolivya, Patagonya&#8217;da ve kimi yerel toplulukların topraklarında oluşturduğu kolonilere dayanmaktadır. Artan askeri ihtiyaç ve kolonizasyon/emperyalizm nedeniyle 18 ila 45 yaş arasındaki erkekler için askerlik, bu dönemde zorunlu olmuştur [10].<br />
Öte yandan, Şilili vicdani retçilerin, vicdani ret hakkının tanınmaması nedeniyle, bizlere aşina olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi benzeri bir uluslararası hukuk kurumu olan, Amerikalar Arası İnsan Hakları Komisyonu&#8217;na yaptıkları başvuru reddedilmiştir. Zira, Komisyon, vicdani ret hakkının tanınmadığı ülkelerde askerlik hizmetinin vicdan ve düşünce hürriyetini engellemediği gerekçesiyle, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi&#8217;nin tavsiye kararlarının aksine, retçilerin başvurusunu geri çevirmiştir.<br />
Tüm bu umut kırıcı gelişmelere rağmen, Şili&#8217;de vicdani ret hareketi bir çok grubun aktif eylemlilikleriyle mücadeleye devam etmektedir. Şili, Avrupa&#8217;dan alışık olduğumuzun aksine, uluslararası hukuk kurumlarının desteğinin alınamaması ve askeri diktatörlük kültüründen daha yeni yeni sıyrılan bir ülke olması nedeniyle, oldukça zorlu bir mücadele sürdürmektedir. Fakat, Oscar&#8217;ın da vurguladığı gibi, genç nüfus, görünen o ki, rehaveti atıp, politik baskıların bertarafında rol alacaktır.</p>
<p><strong>2.2 Kolombiya</strong><br />
2007 yılı Dünya Vicdani Retçiler günü için Uluslararası Savaş Karşıtları&#8217;nın odak ülkesi olan Kolombiya ise, yıllardır boğuştuğu iç savaş halini acaba vicdani ret hareketiyle nasıl alt etmeye çalışmakta? Acaba iç savaşta taraf olmayı reddetmek, Kolombiya&#8217;da nasıl mümkün olabilmekte? Malum, her iç savaş ülkesinde olduğu gibi, Kolombiya&#8217;nın da oldukça zorlayıcı bir askerlik rejimi mevcut. Zira, hem gerillalar, hem paramiliterler hem de resmi ordu zorla silah altına almaktan başka çıkar yol görememekte. Dolayısıyla da, vicdani ret hakkı Kolombiya&#8217;da hukuki olarak tanınmamaktadır [11]. Dahası, son bir yıldır, üniversiteye gitmek isteyen gençler, eskisi gibi eğitimleri sonunda değil, üniversite eğitimlerine başlamadan önce askere çağrılmaktadır. Askere alma politikasındaki bu değişim, elbette bir çok vicdani retçinin ortaya çıkmasına neden oldu. Kolombiya&#8217;da 1988&#8242;den beri var olan vicdani ret hareketinin yayılmamasının altındaki nedenlerden biriyse, askerlik tezkere belgesinin, yasa dışı yollardan yaklaşık 200 dolara alınabiliyor olmasıdır. Bu belgeye sahip olunması, kişinin askerlikle ilişkisinin olmadığını ispatlamakta, dolayısıyla olası bir kontrolde kişi askerlik yapmış görünmektedir. Bunlara bağlı olarak, giderek artan sayıda gencin bu yolu seçmesi, askerlik karşıtı hareketlerin politikleşmesini bir ölçüde engellemektedir. Gene de, tüm bunlara rağmen, yaklaşık 50 yıldır silahlı çatışmalarla birlikte yaşayan Kolombiya, son 20 yılda, antimilitarizm ile nispeten angaje olmuştur.<br />
1994&#8242;te Luis Gabriel Caldas&#8217;ın vicdani ret deklarasyonu sırasında tutuklanmsı ve sonrasında Uluslararası Af Örgütü tarafından düşünce mahkumu olarak tanınmasıyla, Kolombiya vicdani ret hareketi uluslararası hareketin dikkatinin merkezine yerleşti. Daha sonrasında, özellikle gençlik örgütlerinin çabaları sonucu, 13 vicdani ret grubundan oluşan Ulusal Vicdani Retçiler Asemblesi oluşturuldu. Bu federasyon şimdiye dek gerçekleştirdiği bir çok ulusal ve uluslararası organizasyonla, hareketin Kolombiya&#8217;da güçlenmesi için çalışmaktadır.<br />
Üç taraflı bir iç savaş zemininde, Kolombiya&#8217;da vicdani reddin kendine has zorlukları nelerdir? Vicdani retçi Martin Rodriguez&#8217;in yazdıklarından okuyalım [12]:<br />
&#8220;Askere gitme zamanım geldiğinde, gitmedim. Hala okuyordum ve askerlik hizmeti yapmak istemediğimden emindim. Dolayısıyla, 21. yaş günümde okulu bıraktım ve orduya katılmaktansa, ben de vicdani retçi oldum. Oldukça korkuyordum ve bu konular hakkında çok bilgim yoktu. Fakat, yapmanın doğru olduğunu hissettiğim şeyler bana rehberlik etti. Askerlik şubesine çağrılınca, kendimi utanarak bir vicdani retçi olarak tanıttım. Memur, &#8220;İşte bir gerilla daha&#8221; dedi ve amirini çağırdı.&#8221;<br />
Kolombiya&#8217;nın gerilla savaşları söz konusu olunca, Martin şöyle yazmakta [12]:<br />
&#8220;El Bosque, Medellin de yaşamımın çoğunu geçirdiğim mahalle, fakir bir gölgedir. Yaklaşık nüfusu 30 bindir ve bunların çoğu çatışma bölgelerinden göçmek zorunda kalanlardır. 1980&#8242;lerde bu mahallenin kuruluşu, uyuşturucu ticaretindeki patlamayla çakışmaktadır. El Bosque gibi mahalleler, uyuşturucu tüccarlarının küçük ordularını oluşturduğu bölgelerdir. O yıllardan sonra, uyuşturucu çeteleri ihtişamlı görünmeye başladı ve işbirlikçilerine ve çevrelerine güvenlik, güç, statü ve rahatlık getirebilir oldular. 80&#8242;lerin sonunda da şehirli militanlar fenomeni ortaya çıktı: FARC, ELN, EPL, M19. Bu gruplar, uyuşturucu çetelerinin yaşanmaz hale getirdiği semtlere dinginlik ve huzur getirme amacında olduklarını açıkça belirtiyorlardı. Bu ve benzeri gruplara &#8220;Milicias populares&#8221; (halk militanları) deniyordu ve çoğunlukla gençlerden oluşmaktaydı. Çok yüksek sayıda genç, birbirini peşisıra takip eden şiddetli çatışmalarda ölmekteydi. Bu ölenlerdek ikisi benim kardeşimdi, 16 ve 18 yaşlarında öldüler. Bu mikro-savaşların kurbanları sadece militanlar değil, savaşmaya karşı çıktığı için taraf tutmayan ya da yanlış zamanda yanlış yerde olan gençlerdi aynı zamanda.&#8221;<br />
Sonuç olarak, dünyanın en karmaşık iç savaş kompozisyonlarından birini sunan Kolombiya, vicdani ret hareketinin en çok desteğe ihtiyaç duyduğu toplumlardandır. Popülist gerillalar, toplum desteğini yeniden kazanmaya gayret eden resmi ordu ve gerillalarla mücadele eden kontrgerillalar ve tüm bu etkenlerin kokaine bulaştığı ve ABD&#8217;nin de desteğini alan türlü türlü militarizm formları Kolombiya&#8217;yı içinden çıkılmaz bir karmaşıklığa sürüklüyor. Birleşmiş Milletler İnsani İlişkiler Alt Sekreteri Jan Egeland&#8217;in 2004&#8242;te belirttiği gibi &#8220;Kolombiya, batı yarıkürenin açık ara en büyük insani katastrofisidir&#8221; [13]. Sözünü ettiğimiz şiddetin kapsamını görmek için Kolombiya&#8217;yı, ABD dış politikası ekseninde uzun yıllardır takip eden Noam Chomsky&#8217;den okuyalım [13].<br />
&#8220;[Kolombiya'daki sendikacılara yapılmış olan suikastler] genellikle paramiliterlere ya da güvenlik kuvvetlerine atfedilmektedir, zira bu ikisi arasında pek az görülür fark bulunmaktadır. Bu ikisi arasında bağ o kadar yakındır ki, İnsan Hakları İzleme (Human Rights Watch) paramiliterlere, beş sınıfı bulunan Kolombiya ordusunun &#8220;Altıncı Sınıfı&#8221; demektedir. &#8221;<br />
Chomsky, yazısında malum ABD askeri yardımları ve Kolombiya militarizmine dikkat çekmekte ve bunun Carter döneminden beri sürmesine değinmekte ve Clinton döneminde, Kolombiya&#8217;ya yapılan ABD askeri mühimmat satışının, 1990&#8242;ların sonlarında Türkiye&#8217;ye yapılan satışın dahi önüne geçtiğine atıfta bulunmaktadır.<br />
Kolombiya militarizminin kimi boyutlarına ancak işaret etmekle yetindik. Kolombiya&#8217;daki yerli halkın ve kültürlerinin militarizmden nasıl etkilendiği, kokain üretimlerinin militarizmi nasıl beslediği dikkatle incelendiğinde, Kolombiya vicdani ret hareketinin zaruri hedeflerinin ne kadar acil ve zor olduğu anlaşılacaktır.</p>
<p><strong>3. Afrika ve Asya</strong><br />
Sahraaltı Afrika&#8217;da antimilitarist hareketi görmek epey zordur. Avrupa sermayesinin arka bahçesi olan Afrika&#8217;nın iç savaşları, yol açtığı kıyımlar ve vahşetlerle beraber, çoğunlukla sürgünde olsa da, küçük de olsa bir antimilitarist hareket doğurmuştur. Maalesef, Afrika&#8217;daki hareketlerden haber almak epey zor. Biz bu yazıda, Angola&#8217;ya değineceğiz (öte yandan ilgili okura da Sudan ve Eritre&#8217;nin antimiltarizm için oldukça önemli bir labaratuvar olduğunu hatırlatmadan da edemeyeceğiz).</p>
<p><strong>3.1 Angola</strong><br />
On yıllar süren ve 300 binden fazla insanın ölümüne neden olan iç savaşla ve bu savaşın neden olduğu, toplam nüfusunun %40&#8242;ının iç göçünü yarattığı sosyoloik problemlerle boğuşan Angola&#8217;da, 2000&#8242;lerin başında belirmiş sürgünde antimilitarist hareketten söz etmek mümkün. Gerilla ve ordunun zorla silah eğitimine alma pratiğinin yaygınlığı, Kolombiya durumunda olduğu gibi, Angola&#8217;daki durumu da kritikleştirmektedir. Yukarıda değindik, Angola ile iligili bilgimiz, aktivistlere ulaşma zorluğu nedeniyle, çok kısıtlı. Dolayısıyla bu bölümde amacımız kapsamlı bir analizden ziyade, Angola gibi zor bir coğrafya için dahi antimilitarist gayretlerin doğmasının mümkünatına işaret edebilmekten ibarettir.<br />
Angola militarizmi ve iç savaşını, örneğin Kolombiya gibi diğer iç savaş ülkelerindeki durumlardan ayıran en önemli faktör apartheid&#8217;dir. Olağan olarak tüm iç savaşlarda içkin olan milliyetçilik, Afrika söz konusu olunca, çoğunlukla apartheid&#8217;e dönüşmektedir. Bunun sonucunda da, ortaya Afrika&#8217;nın en büyük petrol üreticilerinden ve dünyanın en yoksul ülkelerinden biri çıkmaktadır. Fakat işin ürkütücü boyutu, tüm bu yoksulluğa rağmen, &#8220;Angola en hızlı gelişen Afrika ülkelerinden biridir ve uluslararası petrol şirketlerinden yaklaşım 3.5 milyar dolarlık yatırıma ev sahipliği yapacaktır&#8221; [14].<br />
Apartheid ile militarizm arasındaki aşikar ilişkiye dikkat çekecek değiliz. Fakat, Angola (ve belki Kongo&#8217;lar örneğinde de olabileceği gibi) bu toplumlardaki olası antimilitarist hareketlerin, tüm bilinen güçlüklerle birlikte ayrıca apartheid&#8217;e karşı da mücadele edeceği açıktır.<br />
Dolayısıyla, Angolalı mültecilerin yaklaşık 10 yıl önce Almanya&#8217;da oluşturmaya çalıştığı &#8220;İnsan Hakları için Angola Antimilitarist İnisiyatifi&#8221; yukarıda sıraladığımız nedenlerle dikkate değerdir. Fakat, maalesef, uzun süreli uğraşlarımıza rağmen bu gruba ulaşamadık.</p>
<p><strong>3.2 Güney Kore</strong><br />
Güney Kore, vicdani ret hareketi açısından oldukça önemli bir yere sahiptir, zira Güney Kore&#8217;deki vicdani retçilerin neredeyse tamamı Yehova Şahididir. 1939&#8242;dan beri, Güney Kore&#8217;de 10 binden fazla vicdani retçi, zorunlu askerlik hizmetini dini gerekçelerle reddettiği için tutuklanmıştır. 1950&#8242;lerde vicdani retçiler en fazla bir yıl hapis cezası alırken, sonraları askeri hükümet döneminde bu ceza 5 ila 6 yıla çıkarılmışsa da, sonraları 1.5 ila 2 yıl arasında hapis cezaları uygulanmaya başlamıştır. Fakat, Türkiye&#8217;dekine benzer şekilde, &#8220;sivil ölüm&#8221; ve &#8220;tekrarlanan hapis cezaları&#8221; ve &#8220;keyfi alıkoymalar&#8221; sıklıkla uygulanır olmuştur [15]. Güney Koreli vicdani ret grupları, düzenli olarak kitapçık şeklinde, yüzlerce isimden oluşan, tutsak retçi listeleri yayınlamaktadır.<br />
Güney Kore, geçtiğimiz yıllarda, kendince, vicdani retçilerin durumunda iyileştirme yapmıştı. Üç yıl olan hapis cezası, batılı ülkelerin ve hukuki kuruluşların baskısıyla bir yıla kadar düşürülmüştü. Ama elbette, hapis cezasının külliyen ilgası gibi bir gündem henüz mevcut değil Güney Kore&#8217;de. İsrail ve Türkiye&#8217;ye (yukarıda değindiğimiz gibi) benzer bir militarist yapıya sahip Güney Kore&#8217;de, elbette en önemli militarist gerekçe Kuzey Kore tehdidi. Dolayısıyla, antikomünist ve milliyetçi öğelere sahip bir toplum mühendisliği programında elbette, vicdani ret de lanetlenip suç sayılmaktadır.<br />
Öte yandan, Güney Kore toplumu, dini gerekçelerini makul bulduğu Yehova Şahitleri&#8217;nin durumunu da son 5 yıldır tartışmakta ve netleştirmeye çalışmaktadır. Sayıları, Yehova Şahitleri ile karşılaştırıldığında, çok az olan, politik vicdani retçiler de ancak 5 ila 6 yıldır görünür olan vicdani ret hareketi içerisinde mücadelelerine devam etmektedir. Henüz, vicdani ret düzenlemesine dair bir işaret ufukta görünmemiştir.<br />
Güney Kore vicdani ret hareketi aktivistlerinden Jung-min Choi, ülkesindeki hareketin nasıl bir ortamda mücadeleye giriştiğini şöyle açıklamaktadır [15]:<br />
&#8220;Vicdani ret konusu hala Güney Kore&#8217;ye aşina değildir. Vicdani ret ayrıca, G. Kore&#8217;de hoş karşılanmamaktadır. Toplumun bir çok yönü demokrasinin başarılarını yansıtsa da, ordu ve ulusal güvenlikle ilgili konular, demokratik fikirleri özümsemekte yavaş kalmıştır.<br />
Kore savaşı sonrası, acaba barış hareketinin, antimilitarizmle bağlantılı şekilde, durumunun ne olduğunu düşündüğümüzde şöyle bir tablo karşımıza çıkıyor [15]:<br />
&#8220;Son zamanlara dek Kore toplumunda barış hareketi Kuzey ve Güney&#8217;in birleşmesi anlamına gelmekteydi. Şundan emin olabiliriz Kore yarımadasının birleşmesiyle barış birbirinden ayrılamaz. Fakat, barışı sadece birleşmek olarak görüp daraltamayız. Benzer şekilde birleşmeyi birincil önceliğimiz de yapamayız. Zira barışı daha kapsamlı ve ilerlemeci bir manada düşünmeliyiz.&#8221;<br />
Son yıllarda da Jung-min&#8217;den öğrendiğimize göre, yurttaş hakları hareketinin 1990&#8242;ların sonlarından itibaren yükselişi göz önüne alındığında, kara mayınları, silahsızlanma ve askeri kültürün sorgulanmaya başlandığını görüyoruz Güney Kore&#8217;de. Kore&#8217;ye benzer parçalanmış toplumların militarizasyonu hepimize aşinadır. Kıbrıs, Haiti, Kosov@, Kongo ilk etapta aklımıza gelen şiddetli militarizasyon örnekleri. Dolayısıyla, Kore&#8217;yi incelerken aklımızın bir köşesinde de bu örnekleri bulundurmakta fayda olacaktır.<br />
Güney Kore&#8217;yi ilginç yapan en önemli özelliklerden biri, dini temelli vicdani reddin, politik vicdani redden yıllar önce oluşmuş olmasıdır. Vicdani reddin tanımında sıklıkla geçen, dini gerekçelere dayalı vicdani ret hareketi incelemeleri için Güney Kore ilk ele alınması gereken toplumdur.</p>
<p><strong>4. Sonuç</strong><br />
Bu yazıda, dünyadaki vicdani ret hareketinden örnekler sunduk. Bu örnekleri seçerken, anlaşıldığı üzere, Türkiye yereline katkıda bulunabilecekleri seçmeye gayret ettik. Sunduğumuz hareketler, kimi iç dinamikleri ya da eylemlilik tarzları nedeniyle Türkiye hareketine, bizce yakın olan politikalardır. Bu benzerlik ve farklılıkların izini sürmeyi okura bırakıyoruz.<br />
Elbette, aklımızın bir köşesinde politik bir motivasyon var bu yazıyı yazarken. Acaba, Türkiye yerelindeki vicdani ret hareketi, kendi dinamiklerini oluştururken, diğer hareketlerle ne kadar dayanışacak? Dahası, bu yazıyla, hayal ettiğimiz bu sıkı dayanışmanın artırılmasına ilham verebilir miyiz? Bu soruların yanıtını ve politik motivasyonumuzun ne kadar başarılı olacağını zaman gösterecek. Fakat, gene de zaman bırakmak istemediğimiz bir konu ise uluslararası tutsak dayanışmasıdır. Bu yazı, umuyoruz ki, vicdani ret hareketine sıcak bakanlara, dünyanın türlü türlü iklimlerinde de benzer mücadeleler olduğunu ve onların da en az yerel hareketler kadar desteğe ihtiyacı olduğunu kanıtlamıştır. En önemli dayanışma sahalarından olan tutsak dayanışması da bu minvalde, elzemdir. Aksi takdirde, bu yazı kaleme alınırken (07/07) tutsak olan vicdani retçi Halil Savda için uluslararası desteği hak edip etmediğimizi sorgulamanın da zamanı gelmiştir. Bu desteği moral manada hak etmek için, bu toprakların vicdani ret hareketinin de uluslararası hareket içerisinde dayanışmacı niteliğini artırması gerekmektedir.</p>
<p>Can Başkent<br />
İzinsiz Gösteri</p>
<p><strong>KAYNAKLAR</strong><br />
* Tüm alıntı metinlerin ve mülakatların çevirisi yazar tarafından yapılmıştır.<br />
[1] Jörg Rohwedder. Haziran 2007, kişisel iletişim.<br />
[2] Alper. Haziran 2007, kişisel iletişim.<br />
[3] Ulrich Bröckling. Ocak 2007, kişisel iletişim.<br />
[4] Insimusion Total, oldsletter Yayınları, 2003.<br />
[5] Cthuchi Zamarra de Villanueva. Haziran 2007, kişisel iletişim. Cthuchi ile yapılan röportajın tamamı için: canbaskent.net<br />
[6] Sergeiy Sandler. Haziran 2007, kişisel iletişim.<br />
[7] Amir Givol. Haziran 2007, kişisel iletişim.<br />
[8] P. Carvallo, J. Gárate. Solidarity with Chile and Latin America, Broken Rifle #61, Mayıs 2004.<br />
[9] Oscar Huenchunao. Haziran 2007, kişisel iletişim.<br />
[10] warresisters.org/win/Fall2006-insubmission.shtml<br />
[11] Broken Rifle #74, Mayıs 2007.<br />
[12] Martin Rodriguez: peacenews.info/issues/2447/244724.html<br />
[13] Noam Chomsky, On Colombia, chomsky.info/articles/200412- -.htm<br />
[14] Angola: two years after the endof decades of war; Jan Van Criekinge. peacenews.info/issues/2454/245410.html<br />
[15] Jung-min Choi, &#8220;For South Korea Without Prisoners of Conscience&#8221;;Human Rights Without Frontiers International (HRWF).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/1115/uluslararasi-vicdani-ret-hareketi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vicdani Ret!</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/1052/vicdani-ret/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/1052/vicdani-ret/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2009 08:55:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lorem Ipsum]]></category>
		<category><![CDATA[Vicdani Ret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=1052</guid>
		<description><![CDATA[Kadınların orduya &#8211; ve diğer kurumlara- tıpkı erkekler gibi katılmasının feminist bir çözüm olduğunu ve eşitlik getirdiğini sanıyordum. Ama ordu patriyarkal bir örgütlenme: patriyarka, denetim, iktidar oryantasyonu ve duyguların bastırılması gibi &#8221;eril&#8221; değerlerle belirlenmiş hiyerarşik bir toplumsal yapıdan oluşur. Ordu hizmeti bana, değerlerim ve ahlaki inançlarıma tamamen ters bir yaşam tarzı dayatacaktır. En derinden ikna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların orduya &#8211; ve diğer kurumlara- tıpkı erkekler gibi katılmasının feminist bir çözüm olduğunu ve eşitlik getirdiğini sanıyordum. Ama ordu patriyarkal bir örgütlenme: patriyarka, denetim, iktidar oryantasyonu ve duyguların bastırılması gibi &#8221;eril&#8221; değerlerle belirlenmiş hiyerarşik bir toplumsal yapıdan oluşur. Ordu hizmeti bana, değerlerim ve ahlaki inançlarıma tamamen ters bir yaşam tarzı dayatacaktır. En derinden ikna olduğum şeyleri sürekli inkar etmem ve bastırmam gerekecektir. Vicdanımı böylesine aleni bir şekilde inkar ederek yaşayamam ve tüm ahlaki bakış açımın dayandığı değerleri çiğneyen bir organizasyona hizmet edemem.</p>
<p>İDAN HİLALİ (İsrail,18), kadınların da askere alındığı İsrail ordusuna yazdığı &#8216;feminist gerekçelerle vicdani ret&#8217; açıklamasından. (Kaynak:From Where We Stand)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/1052/vicdani-ret/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vicdani Ret Eylemine Destek Vermek de &#8220;Halkı Askerlikten Soğutuyor&#8221;</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/953/vicdani-ret-eylemine-destek-vermek-de-halki-askerlikten-sogutuyor/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/953/vicdani-ret-eylemine-destek-vermek-de-halki-askerlikten-sogutuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2008 09:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Vicdani Ret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=953</guid>
		<description><![CDATA[Gözaltında işkence gören vicdani retçi Mehmet Bal&#8217;la ilgili eyleme katılan 4 kişiye TCK&#8217;nin 318. Maddesinden dava açıldı. &#8220;Halkı askerlikten soğutmak&#8221; suçlamasıyla mahkemeye çıkacak olan Sönmez anti militaristim diyen herkesi 318&#8242;e hayır demeye çağırıyor.
Vicdani retçi Mehmet Bal’ın tutuklanması ve işkence görmesini protesto etmek amacıyla düzenlenen eylemde gözaltına alınan Oğuz Sönmez, Mehmet Atak, Gürşat Özdamar ve Serkan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gözaltında işkence gören vicdani retçi Mehmet Bal&#8217;la ilgili eyleme katılan 4 kişiye TCK&#8217;nin 318. Maddesinden dava açıldı. &#8220;Halkı askerlikten soğutmak&#8221; suçlamasıyla mahkemeye çıkacak olan Sönmez anti militaristim diyen herkesi 318&#8242;e hayır demeye çağırıyor.</p>
<p>Vicdani retçi Mehmet Bal’ın tutuklanması ve işkence görmesini protesto etmek amacıyla düzenlenen eylemde gözaltına alınan Oğuz Sönmez, Mehmet Atak, Gürşat Özdamar ve Serkan Bayrak hakkında “halkı askerlikten soğutmak” suçlamasıyla Türk Ceza Mahkemesi’nin (TCK) 318. Maddesinden dava açıldı.</p>
<p>“Anti militaristlerin düşüncelerini dile getirdiği her zaman 318. maddeyle karşı karşıya kaldıklarını” belirten Sönmez “savaş karşıtlarına yaşam hakkı tanımayan bu maddeye karşı herkesin mücadele etmesi gerektiğini” söyledi.<span id="more-953"></span></p>
<p>Eylemde atılan sloganlar ve taşınan pankartlar neden gösterilerek gözaltına alınan dört kişinin ilk duruşması 7 Mayıs 2009’da Beyoğlu 2. Asliye Mahkemesi’nde görülecek.</p>
<p>bianet’in görüştüğü Sönmez 318. Madde’nin militarizm karşıtı fikirleri ve mücadelesini yasaklamayı amaçladığı görüşünde.</p>
<p>    “Bu nedenle anti militaristlere bu ülkede hayat hakkı tanınmadığını düşünüyorum. Ben militarizme diyen herkes bu maddeyle karşı karşıya kalacaktır. Dolayısıyla eğer düşüncelerimizde samimiysek bu maddeye hayır demek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız.”</p>
<p>Bugüne kadar mahkemelerde ‘ben halkı askerlikten soğutmak istemedim’ gibi ifadeler verenlerin beraat ettiğini hatırlatan Sönmez “Anti militaristlerin niyetlerinin sorgulanmasına da karşı olduğumuz için mahkemede de düşüncelerimizi en açık biçimde ifade etmeyi sürdüreceğiz” diyor.</p>
<p>Hakkında dava açılan bir diğer isim Atak yaptığı yazılı açıklamada döviz ve sloganların içeriğine katıldığını kaydetti.<br />
“Eyleme geç geldiği için döviz ve pankart tutmadığını, yapısı gereği de slogan atmadığını” belirten Atak “kimse öldürmeyi savunamaz. Öldürmeyi reddettiği için bir insanın özgürlüğünün gasp edilmesi de benim için suçtur” dedi.</p>
<p>11 Haziran’da İstanbul Arnavutköy’de yürürken gözaltına alınan vicdani retçi Bal’ın yaşadıklarını protesto etmek için Beyoğlu’nda Galatasaray Lisesi’nin önünde bir basın açıklaması yapan Anti Militarist İnisiyatif üyelerine çeşitli sivil toplum kuruluşları da destek vermiş, Bal’ın serbest bırakılmalarını talep etmişlerdi.</p>
<p>Eylemde basın açıklamasını okuyan Sönmez &#8220;Her türlü denetimden muaf, demir parmaklıklar arkasında kurulan işkence tezgahlarını protesto ettiklerini” söylemiş, Bal’ın tam da bu zihniyete karşı olduğunu, insanların yaşam hakkını savunduğu için vicdani reddini açıkladığının altını çizmişti.</p>
<p>BİA Haber Merkezi &#8211; İstanbul<br />
24 Kasım 2008, Pazartesi<br />
Bawer ÇAKIR </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/953/vicdani-ret-eylemine-destek-vermek-de-halki-askerlikten-sogutuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AHLAKÇI SERSERİLER</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/637/ahlakci-serseriler/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/637/ahlakci-serseriler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2008 08:57:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lorem Ipsum]]></category>
		<category><![CDATA[Vicdani Ret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=637</guid>
		<description><![CDATA[Vicdani ret kavramıyla ilk karşılaşanlar ister istemez hep sorar: &#8220;Askere gidenler vicdansız mıdır?&#8221;. Vicdani ret hareketine getirilen bu acele eleştirinin aynı düzlemdeki diğer bir ifadesi de, vicdani retçilerin, kendilerini yüce ahlaklılar olarak lanse edip, askerlerin &#8220;ahlaksız&#8221; olduğunu öne sürdüklerini iddia etmektir. Nitekim, bu eleştirileri dile getirenlere göre vicdani retçiler, yüksek bir ahlaki ilkeden yola çıkıp, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vicdani ret kavramıyla ilk karşılaşanlar ister istemez hep sorar: &#8220;Askere gidenler vicdansız mıdır?&#8221;. Vicdani ret hareketine getirilen bu acele eleştirinin aynı düzlemdeki diğer bir ifadesi de, vicdani retçilerin, kendilerini yüce ahlaklılar olarak lanse edip, askerlerin &#8220;ahlaksız&#8221; olduğunu öne sürdüklerini iddia etmektir. Nitekim, bu eleştirileri dile getirenlere göre vicdani retçiler, yüksek bir ahlaki ilkeden yola çıkıp, daha da yüksek bir ahlaki irade kullanarak, bu ilkelerinin gerektirmelerini yerine getirecek kadar &#8220;cesur&#8221;, &#8220;yürekli&#8221;, &#8220;devrimci&#8221; ve &#8220;mert&#8221;tirler.</p>
<p>Baştan söyleyeyim, her ne kadar damarlarımda derin bir anarşist ahlak geziyor olsa da, bu eleştirilerin gerekçelerini ciddiye alıyorum.<span id="more-637"></span> Ahlaki gerekçelerin, vicdani reddin temel bileşenlerinden biri olmak zorunda olduğuna inanmıyorum. Derin bir moralist olmama rağmen, ahlakı ciddiye almayanların varlığını da elzem görüyorum.</p>
<p>Standart metinler vicdani reddi, &#8220;bireyin ahlaki tercih, dini inanç ya da politik gerekçelerle askere gitmeyi ret etmesi&#8221; olarak tanımlamaktadır. Tanımın kapsadığı sahayı genişletmek mümkün. Zira, vicdani ret açıklaması sadece askerlik hizmetine karşı yapılmak zorunda değildir. Pekala diğer her türlü otokratik ve otoriter zorunluluğa ve angaryaya karşı benzer bir itiraz hakkı içkin olarak vardır ve gene benzer motivasyonlarla hayata geçirilebilir. Vicdani ret kavramın politik içeriğini dejenere edip, kavram bulanıklığı yaratmamak için, &#8220;diğer&#8221; karşı çıkışları &#8220;vicdani itiraz&#8221; olarak adlandıracağız. Zira malum, vicdani reddin politik konumuyla, vicdani itirazların politik konumlanmaları denk değildir. Vicdani ret ciddi politik riskler taşırken, vicdani itirazın &#8220;yan etkileri&#8221; daha düşük düzeydedir.</p>
<p>Vicdani itiraz aslında çok da uzak bir kavram değil, aksine gündelik hayatta sıklıkla karşılaştığımız bir olgu. Eczanelerde, kimi çalışanların, örneğin &#8220;ertesi gün hapı&#8221; satışında görev almaması veya vejetaryenlerin süpermarketlerin kasap bölümünde çalışmamak için direnmesi de benzer örnekler olarak düşünülebilir. PeTA&#8217;nın da desteklediği, üniversitelerde öğrencilerin canlı hayvan modelleriyle çalışmaya karşı red haklarının tanınıp garanti altına alınması da yine ahlaki ve vicdani iradenin yaşamın mümkün olduğunca fazla alanına uygulanabilir kılınmasıyla ilgili önemli çabalardandır. Sözünü ettiğimiz bu örnekleri, vicdani itiraz kategorisine sokabilmemizin en önemli kriterlerinden biri, bu itirazlara sıklıkla (hafif de olsa) cezai yaptırım uygulanıyor olmasıdır. Örneğin, ertesi gün hapı satmayan eczanelerin ruhsatının iptali veya bu hapların satışını yapmayan personelin ve benzer şekilde kasap reyonunda çalışmak istemeyen otobur personelin işten çıkarılması ya da benzer şekilde hayvanlar üzerinde deney yapmayan öğrencilerin dersten kalmaları hatta kimi zaman disiplin cezaları almaları, vicdani itirazın da politik bir kavram olduğunu açık etmektedir.</p>
<p>Dolayısıyla, gerek vicdani reddi, gerekse vicdani itirazı aşağı yukarı denk felsefelerin, farklı derecelerdeki uygulamaları olarak görebiliriz: her iki edim de bir red felsefesidir ve fakat, her iki edim de gördülükleri yaptırım bağlamında farklı derecelerde politik kararlılık gerektirmektedir. Dolayısıyla, vicdani ret ve vicdani itiraz, retçi felsefelerin, farklı düzeylerde ve düzlemlerdeki dışavurumudur.</p>
<p>Vicdani reddin (ve de vicdani itirazın) yukarıda yer verdiğimiz tanımında üç temel öğe vardı: ahlaki tercih, dini inanç ve politik nedenler. Bu gerekçelerden ilk ikisinin, temel anlamda zaten ahlaki nedenler olduğu açık. Politik nedenler ise, konunun en tartışmalı yönüdür. Zira, kimi politikalar ahlaksız ve vicdansızdır.</p>
<p>Bu konuyu detaylandırmak için, sadık okuru şaşırtmadan, en sevdiğimiz labaratuvara, İsrail&#8217;e bakalım. Vicdani red hareketinin geleneksel kollarından gelenler, İsrail&#8217;de askerlerin ve subayların, vicdani gerekçelerle, işgal altındaki Filistin topraklarında hizmeti reddettiklerini öğrenince kısa bir şaşkınlığa düşmüşlerdi. Zira, bu asker ve subaylar, ordudan ayrılmıyor, sadece gönülden bağlı oldukları ordularının işgalde bulunmasını doğru bulmuyorlardı. Orduda hizmet ile ilgili bir sorunları yoktu bu retçilerin. Yaptıkları aslında, çalıştıkları kurumu eleştirmek ve kendilerince iyileştirmekti, zira bu askerlere göre İsrail ordusu, Filistin işgali ve diğer vahşi uygulamalarıyla yanlış yapıyor ve kamuoyu önünde saygınlığını azaltıyordu. İşin daha da ilginci, değindiğimiz seçici ret hareketlerinin katılımcılarının politik manada inanılmaz bir politik çeşitliliğine sahip olmasıdır. Sağcı siyonistlerden, sosyalist siyonistlere ve komünistlere dek yüzlerce asker, işgale katılmayacaklarını aynı çatı altında kamuoyuna duyurmuştu. İsrail ordusu önceleri reflektif olarak bu askerlere pek insaflı davranmadı ve elbette bu askerleri cezalandırdı; fakat sonrasında ordu, rasyonel ve liberal bir hamleyle bu askerlerin gerekçelerini kerhen tanıyarak onları işgale göndermemeye başladı. Böylece, orduya göre, sorun çözülmüştü.</p>
<p>Dolayısıyla, faşist siyonist bir temelden gelse de, aktif bir askerin (seçici) vicdani reddini açıklaması da, sözünü ettiğimiz İsrail koşullarında mümkün olabilmektedir. Yıllar önce, Tel Aviv&#8217;de sözünü ettiğimiz türden (seçici) vicdani retçi kırmızı bereli ve kıdemli bir askerin, sağcı siyonist tınılarla, güçlü ve büyük İsrail hayalini ve bu hayalinde Araplara ve Filistinlilere yer vermek istememesini ateşli bir şekilde savunmasını dinleyince, itiraf etmeliyim, kafam karışmıştı (Bakınız: İsrail &#8211; Filistin ve Vicdani Ret, canbaskent.net). Acaba bir insan nasıl hem savaşmaktan imtina etmeyip hem de retçi olabilmekteydi?</p>
<p>Elbette, aslında politize bir harekette umulmadık çeşitliliklere sahip olmak sıradışı değil. Her harekette olduğu gibi, vicdani ret hareketinde de yakından incelenmedikçe fark etmenin zor olduğu varoluşsal farklılıklar mevcut. Pasifist vicdani retçilerden, anarşist retçilere, devletin ordusunda savaşmayı reddederken silahlı ve devrimci mücadeleden imtina etmeyeceğini açıklayan retçilere dek derin farklılıklar taşıyan politik yaklaşımlar, vicdani ret hareketinde eklektik de olsa bir konglomeraya dönüşebilmektedir. Vicdani ret hareketindeki bu politik çeşitliliğin, hareketin amaçlarıyla ne kadar uyumlu olup olamayacağını burada tartışmayacağız.  Burada ilgimizi çeken, ahlaki temellere dayanmayan vicdani reddin mümkünatıdır.</p>
<p>Peki, sözünü ettiğimiz çeşitliliği verili olarak aldığımızda dahi, vicdani ret merkezli politikaları ahlakçı bulmak mümkün müdür? Gerek değindiğimiz İsrail örneği, gerek hareketle ilgili hatırlanabilecek kimi detaylar aslında, kavramın en geniş anlamıyla, vicdani reddin mazereti olarak sunulacak tüm politik gerekçelerin, ahlakçılık zemininde kesiştiklerine işaret etmektedir. İsrailli seçici retçi askerlerin tavırları, örneğin, farklı ahlaki öncüllere dayandığı halde bile ahlakçıdır. Fakat, elbette, bu ahlakın kapsamı ve hitap ettiği kitle, &#8220;geleneksel&#8221; vicdani reddinkilerle karşılaştırıldığında daha dardır. Keza, sosyalist ahlaka sahip olabilen bir vicdani retçi de &#8220;düşman ordusunda&#8221; savaşma eğitimi almayı, kendi devrimci ahlak ideallerine ters görebilir. Dahası, utiliteryen bir anarşist devrimci de, &#8220;sistemi içerden yıkma&#8221; diskuruyla devlet ordusunun silahlı eğitim almak için en iyi yer olduğunu, kendi utiliteryen ahlakıyla doğrulayabilir. Katılsak da katılmasak da, onaylasak da onaylamasak da, değindiğimiz tüm vicdani ret yaklaşımları bir ahlaki zemine sahiptir.</p>
<p>Sözünü ettiğimiz ahlaki yaklaşım, vicdani reddin gerçekleşmesi için aslında ilave bir koşuldur. Zira, söz konusu ahlaki ilke, vicdani reddi gerekçelendirmekte meta bir kriter olarak kullanılmaktadır. Dolayısıyla, bu ahlaki ilke vicdani reddin, doğal ve kendiliğinden gelişen bir tepki olmaktan uzaklaştırıp, belirli bir ahlaki dizgeye itaat eden bir edim haline getirmektedir. Diğer bir ifadeyle, ahlaki yaklaşıma göre, vicdani ret ancak ve ancak herhangi bir ahlak felsefesi (ve bu minvalde bir siyaset felsefesiyle) gerekçelendirip kuvvetlendirildiğinde &#8220;anlamlı&#8221; ve &#8220;iyidir&#8221;.</p>
<p>Bu yaklaşımın problematik olduğu, aslında vicdani reddin tabiatındaki bir çok noktayı es geçtiğini görmek zor değil. Peki anarşizan ahlak penceresinden bakıldığında, ahlaki ilkelere dayanmayan ret hareketleri nasıl mümkün olabilir?</p>
<p>Önereceğimiz yöntem, vicdani reddi, ahlaki kriterler olan iyi/kötü yerine, mantıksal kriterlere, diğer bir deyişle doğru/yanlış kriterlerine dayalı bir metodolojiye dayandırmaktır. &#8220;Mantıksal vicdani ret&#8221; olarak adlandıracağımız bu yaklaşım, kimi &#8220;per se&#8221; öncüllere dayanarak, vicdani reddin mantıksal olarak da doğru olduğunu öne sürmektedir. Vicdani reddin gerekçeleri, o kadar açıktır ki, ahlaki kurallar, vahiyler veya politik ideolojiler gibi ilave koşullara ve gerektirmelere sahip olmadan, &#8220;kendiliğinden&#8221; doğrudur.</p>
<p>Ortaya koyduğumuz iddiaya yönelik naif eleştirilerin ortak noktası, vicdani reddi özcüleştirdiğimizi iddia etmektir. Elbette, doğal ve kendiliğinden olduğu iddia edilen her kavrama hemen her zaman benzer eleştiriler getirilmektedir. Kadın ve erkeğin doğal olarak eşit olduğu da benzer şekilde iddia edildiğinde, ama bu sefer haklı olarak, bu iddiaya yönelik, kadın ve erkeğin politik mücadele sonucu eşitlendiğine işaret eden bir özcülük eleştirisi getirmek mümkündür. Vicdani reddi özcüleştirdiğimizi iddia eden yaklaşımlar iki farklı perspektifle bertaraf edilebilir. Bu yaklaşımlardan birincisi vicdani reddi bir kazanım olarak gören yaklaşım (pozitif yaklaşım) iken, ikinci yaklaşım vicdani reddi, zorunlu askerlik hizmeti gibi fazlalıklardan arınma olarak gören (negatif yaklaşım) yaklaşımdır. Pozitif yaklaşım olarak adlandırdığımız yaklaşım, vicdani reddi, devlet ve hegamonyaların çağlardır süren ve kemikleşen itaat kültüründen koparılarak alınan bir hak olarak görür. Bu yaklaşımda, vicdani ret, özgürlüğümüzü baştan yitirmiş olarak başladığımız hayatta elde edilen bir özgürlük kazanımıdır. Öte yandan, negatif yaklaşımda ise, vicdani ret, zorunlu askerlik gibi gereksiz fazlalıklardan kurtulma edimidir. Özetlemek gerekirse, pozitif yaklaşım, olumlu bir fayda elde etmeye çalışırken; negatif yaklaşımsa olumsuz kayıplardan kurtulmaya çalışarak zararı azaltmaya gayret eder.</p>
<p>Şimdi de, bu iki yaklaşımın özcülük eleştirilerini nasıl yadsıdığını görelim. Vicdani reddin, ilave ahlaki ya da politik koşullara dayanmaksızın doğru olmasını iddia etmek, vicdani reddi, öyle ya da böyle politikalar üstü felsefi bir konuma yükseltmektedir. Öte yandan, bu yükseltmeyi gerçekleştiren ise, vicdani reddin kendini manifeste etme şekli değil, aksine, vicdani reddin kaçınılmaz kılan askerlik ve ordu kurumlarıdır. Dolayısıyla, vicdani ret, reddettiği kurumların hiç bir makul düşünce ve ahlak sisteminde gerekçelendirilebilir olmaması nedeniyle, kendini politikalar üstü bir konuma çıkarabilmektedir. Öldürme edimi, nasıl hemen her felsefede &#8220;yanlış&#8221; ise, öldürmemek de benzer manada evrensel bir &#8220;doğruluğa&#8221; sahip olmaktadır. Dolayısıyla, vicdani ret hareketlilikleri ister pozifit isterse negatif yaklaşımla şekillenmiş olsun; vicdani reddin karşıt olduğu kavramlar olan ordu ve askerlikten devşirdiği &#8220;doğruluğu&#8221; baki kalacaktır. Özetlemek gerekirse, vicdani reddin özünde olduğu iddia edilen doğruluk ve haklılık aslında, ordu ve askerlik mevhumlarının kuruluş gayelerinden kaynaklanan insanlık dışı  motivasyonların (zira öldürmenin insani olduğu iddia edilemez) birer yansımasıdır. Haliyle, vicdani reddi ister bir hak olarak görün, isterseniz de bir arınma felsefesi olarak görün, tüm bu yaklaşımlar aslında ret politikalarının muhatabına göre şekillenmektedir. Muhatap ahlaksızsa, ne yaparsanız yapın, zaten ahlaklı görüneceksinizdir. Ama bu, aldatıcı olmamalıdır. Zira, vicdani ret için ahlaki bir temele, gösterdiğimiz gibi, ihtiyaç da yoktur aslında. </p>
<p>Vicdani ret hakkının, insan bireylerin varoluşundan gelen yaşama hakkına denk bir hak olduğunu iddia etmek -zira, vicdani reddin muhatabı olan ordu, bu temel hakka saldırmaktadır-, asla haddini aşan bir önerme değildir. Nasıl, insan olmak yaşamak için yeterliyse ve bu hakka ulaşmak için ilave bir efor harcamak ya da belirli vasıflara sahip olmak gerekmiyorsa, vicdani reddi gerekçelendirmek için de ilave şart ve vasıflar gerekmemektedir. Zira, temel yaşam hakkı, acı çekmeden ve işkence görmeden yaşamayı da kapsamaktadır. Dolayısıyla, askerlik ve benzeri militarist zorlamaları işkence olarak gören insanların da, yaşama hakkına dayanarak, insan olmaya dayanarak vicdani redlerini gerekçelendirmeleri mümkündür.</p>
<p>Özetlemek gerekirse, gerek vicdani itiraz, gerekse vicdani ret düzeyinde olsun; mantıksal doğruluklara dayanan ret felsefelerinin gerekçelendirilmesi için ilave bir ahlaki ya da politik argümana gerek yoktur. Uluslararası vicdani ret hareketinde görülen birbirleriyle zıtlaşan bir çok düşünce ve hareketliliğin yan yana var olabilmesi, elbette, birbiriyle zıt olan politikaların uzlaşmasıyla değil, vicdani reddin bu politikaların çok ötesinde ve üzerinde, ama bir o kadar da temel bir düzlemde kendini konumlandırıyor olmasından kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Diğer bir deyişle; varım, öyleyse reddediyorum.</p>
<p>Teşekkür: Ossi&#8217;nin dikkat çektiği kimi önemli noktalar, yazının tutarlılığının teşkil edilmesinde önemli rol oynamıştır. Teşekkürler Ossi.</p>
<p>Can Başkent<br />
http://www.izinsizgosteri.net/asalsayi149/can.baskent_149.html</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/637/ahlakci-serseriler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

