<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HiAxySheytan &#187; Italo Calvino</title>
	<atom:link href="http://hiaxysheytan.com/tag/italo-calvino/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hiaxysheytan.com</link>
	<description>Her boka maydanoz blog sitesi!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Aug 2010 11:52:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Calvino’dan ‘nesneler’ ve ‘şeyler’</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/992/calvino%e2%80%99dan-%e2%80%98nesneler%e2%80%99-ve-%e2%80%98seyler%e2%80%99/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/992/calvino%e2%80%99dan-%e2%80%98nesneler%e2%80%99-ve-%e2%80%98seyler%e2%80%99/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2008 05:55:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Italo Calvino]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=992</guid>
		<description><![CDATA[‘Kum Koleksiyonu’, Italo Calvino’nun Paris’ten İtalya’ya yolladığı, sergilerde gördüğü ‘nesneler’ hakkındaki yazılarını ve seyahatlerinde karşılaştığı ‘şeyler’ üzerine harekete geçirdiği sıra dışı düşüncelerini bir araya getiriyor
Italo Calvino, zamanımızın bir öğretmeni. Dünyaya dair öğrenebileceklerimizin sınırı olmadığı gibi, Calvino’dan da öğrenebileceklerimizin sınırı yok. Ama bildiğimiz sıkıcı didaktik öğretmenleden değil. Örneğin Amerika Dersleri ele aldığı altı kavramı ele alıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="b yGeo">‘Kum Koleksiyonu’, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/italo-calvino/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Italo Calvino">Italo Calvino</a>’nun Paris’ten İtalya’ya yolladığı, sergilerde gördüğü ‘nesneler’ hakkındaki yazılarını ve seyahatlerinde karşılaştığı ‘şeyler’ üzerine harekete geçirdiği sıra dışı düşüncelerini bir araya getiriyor</p>
<p><span style="line-height: 1.5em;"><a href="http://hiaxysheytan.com/tag/italo-calvino/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Italo Calvino">Italo Calvino</a>, zamanımızın bir öğretmeni. Dünyaya dair öğrenebileceklerimizin sınırı olmadığı gibi, Calvino’dan da öğrenebileceklerimizin sınırı yok. Ama bildiğimiz sıkıcı didaktik öğretmenleden değil. Örneğin Amerika Dersleri ele aldığı altı kavramı ele alıp açıklamak yerine, kavramların, nesnelerin ve düşüncelerin sınırsızlığının altını çizmek ister gibi, merkezden çevreye yayılan ışığın izini sürmeye çalışır: Seçtiği kavramları üretir, daha anlatırken şeklini bozar, tarihini, anlam haritasını sürekli genişletir. ‘Açık yapıt’a yakın düşen bir biçimde, adeta kuramı ete kemiğe büründürür, teorinin çerçevesini aşar. Çoğu kez kendisinin çizdiği sınırın bile çok ilerisinde bir yerlere atış yapar. Gözüne kestirdiği nesneleri, düşünceleri, kıvrımlarından açtıkça açar, sonunda Borges’in Çin İmparatorluğu’nun topraklarına birebir tekabül eden haritası gibi, kendisinin bütün olasılıklarını bir arada bulundurmayı beceren bir metin haline getirir. Bilgiyi bu metinlerin içine işlevsel olsun diye yerleştirmez (bu açıdan didaktik değildir), gözlemle birlikte bilgiyi (ve ona ulaşmanın yollarını da) altın oranda karıştırmayı bilir.<br />
Şeylere ve düşüncelere dair bu bilginin ve onun olanaklarının sınırsızlığını öğreniriz Calvino’dan. Düşüncenin kendisini üretmesini, bunun sonsuza yakınsayan yöntemlerini, gözlemin ve nesnelliğin tadını alırız. Şeylere böyle bakabilmek isteriz, dünya hakkında bu kadar net ama açık uçlu düşünebilmeyi&#8230;<span id="more-992"></span></p>
<p><strong>Zihnin okuduğu</strong><br />
Kum Koleksiyonu’nu oluşturan metinler de, aynı Paris’te Münzevi, Amerika Dersleri ya da hatta Görünmez Kentler’de olduğu gibi, yazılı bir metinde aktarılabileceklerin çok daha fazlasına yatırım yapıyor. Bilginin ve seyretmenin, çıkarsama yapmanın, bir fikre (ya da fikirlere ulaşmanın) çok daha ötesine&#8230; Her bir metinde, yazılı bir dünyaya tercüme edilen, yazılı bir evrende kalıcılıkla durabilmeleri için kendilerine her türlü imkân sağlanan nesneler (ya da nesneler toplamı) ve düşünceler, geliştirilmiş fikirler var. Koleksiyonlar sergisi, haritalar sergisi, düğümler sergisi ya da Delacroix’nın Halka Yol Gösteren Özgürlük tablosunun hikâyesi&#8230; Devamında ise Roland Barthes’ın Camera Lucida’sı hakkında kendi okuma notlarını Roland Barthes’dan hatırladıkları ile bir arada tutmaya çalışan; hafiflik, katılık, geçişkenlik, geçicilik, kalıcılık gibi kendi temel izleklerini okuduğu kitaplarda ya da seyahatlerinde gördükleri ile birleştiren bir Calvino metinleri düzeneği&#8230; Kendi hafızasından devşirdiklerini okuma notlarıyla birlikte bir arada kavramsallaştırışı ise bu düzeneğin modelini oluşturmakta. Bir bakıma bilgi ve sezginin (ki Calvino hiç bulaşmadığı bir alan olan psikolojinin haritasından çalınan bu ‘sezgi’ lafını büyük ihtimalle hiç sevmeyecektir) yan yana durduğu denemeler bunlar. Sabitlenmiş bir hareket noktası belleyip, oradan uzun yolculuklara çıkan bir zihnin, kendisini ve yolculuğunu aktarma çabası. “Ya da belki de insanı gerek koleksiyon oluşturmaya, gerek günce tutmaya iten karanlık saplantının yani varoluşumuzun akıp gidişini, dağılıp yok olmaktan kurtardığımız bir dizi nesneye ya da düşüncelerin sürekli akışının dışında netlik kazanmış bir dizi yazılı satıra dönüştürme -gereksinmesinin- güncesi yalnızca.”<br />
Kitapta ilk bölüm, sergilerin bölümü. Paris’in sergilerinde karşılaştıklarını, İtalya’nın kültürel atmosferi ile zaman zaman karşılaştırdığı metinlerde Avrupa’nın bu iki ülkesinin karşıtlıklarla dolu kültür serüvenlerini yan yana koyma çabası da var. Ama bu denemelerin özünü, modelini oluşturan şey Calvino’nun dünyaya duyduğu (ülke, kültürel alan, dil vs. tanımadan hem de) bitmek bilmeyen merak. Okurun da merakını kamçılayan, hatta belki okuru koşa koşa ansiklopedilere, belki bugün Wikipedia’ya, dünya atlaslarına baktıracak; yetinmeyi bilmeyen hatta bunu önemsemeyen, sadece merakın ve araştırmanın o tatlı vehmine okuru davet eden bir merak. Başrolünü bu kişisel merakın oynadığı denemeler, nesnelerin ve düşüncelerin peşinden giderek, artık var olmayan, simgelerine indirgenmiş bir dünyayı, aynen sergilerin yapmaya çalıştıkları gibi, elde kalan verilerden tekrar kurmaya davranıyor. Bir şeyin, dünyanın zamanında bize sunmuş olduğu herhangi bir nesnenin ya da durumun tekrar varlığa getirilemese bile, bir zamanlar kapladığı yerin, hacminin, anlam alanının yeniden kurulduğu sergilerde Calvino çocuksu ama bilge, dolaşıyor.<br />
Sergi metinlerinde dikkate değer olan bir başka nokta da, bu yazıların bir bakıma gazetelerdeki sanat yazıları kapsamına da alınabileceği aslında. Bugün gazetelerde hemen her gün karşılaştığımız, gündelik hayata çoktan yerleşmiş olan sanat etkinlikleri hakkındaki yazıların çok yetkin örneklerinden. Yazarların sanat eserlerini ya da etkinliklerini bir basamak üstte konumlayarak, serginin içeriği hakkında ‘halkın anlayabileceği’ dilden konuşma eğilimi ile yarattıkları o tuhaf uçurum Calvino’nun yazılarında elbette yok. Dolayısıyla burada bir boş zaman etkinliği olarak sergi gezecek olan yarı bilgili bir sanat meraklısı kurgulanarak yazılmış yazılardan ziyade, sanatı ya da edebiyatı kendisi gibi yaşamının parçası olarak gören bir ‘meraklı’nın kurgulanması, hatta onunla sözleşerek sergiye gelmiş, onunla sohbet ede ede dolaşmak isteyen, bilgisini bu ‘meraklı’nın üzerine boca etmeyen bir yazarın yazıları söz konusu.</p>
<p><strong>Gözün gördüğü</strong><br />
Kitabın ikinci, üçüncü ve dördüncü bölümleri de aynı arkeolojik yöntemle ve artık süreklilik kazanmış bir ‘model arayışı’ ile Calvino’nun düşüncelerini, notlarını, anılarını ve onları yerleştirdiği sosyo-edebi bağlamı bir araya getiriyor. Kitaplardan edindiği izlenimi ve bilgiyi, yine bazı sergilerden kendisine mal ettiği düşünce sistemini, şehirlerde gördüklerini ve uzun uzun izlediklerini elle tutulur halde, geçici bir dünyanın karşısına yerleştiriyor Calvino.<br />
Bu son üç bölümde (Gözün Erişebildiği, Fantastiğe İlişkin Değerlendirmeler, Zamanın Biçimi adlı bölümlerde) İtalyan yazarın bütün yapıtına hakim olan temaları daha net görmek mümkün. Bu yazılar daha çok serbest bırakılmış bir ilginin yöneldiği nesneleri, kitapları, dünyaya ilişkin durumları ve şehirleri kişisel bir hiza denemesine tabi tutuyor. Odağına, kendi yazma serüvenine, belirlenmiş (ama değişmeye de müsait) temel bir bakış açısı ile birlikte yerleştirdiği hafiflik, incelik, geçicilik, zaman, düş, düşsel ülkeler gibi konuları almış bir yazarın perilerle ilgili kitaplara yönelmesi, efsaneleri tekrar tekrar ele alması, yoluna çıkan metinleri ya da durumları bunların ışığında karşısına alması kaçınılmaz.<br />
Calvino’nun metinleri, şeyleri, düşünceleri neredeyse sular gibi akarken arada okurun soluklanması gerekiyor. Gerçekten soluklanmak: İki metin arasında kitabı belki elden bırakmak, çay ya da kahve içmek, camdan bakmak, biraz not almak, insanları izlemek gerekiyor. Bu metinler sımsıkı örüldüğü ve soluklanmaya zaman bırakmadığı için değil, tam tersine Calvino bütün bu ele aldığı temaları (özellikle hafiflik ve inceliği) kendi üslubunda da gerçekleştirdiği, okura kendi düşüncelerinin de peşine takılmak için boşluklar yarattığı için. Bütün Calvino kitaplarında olduğu gibi, burada da altın kural bu: İnsanın (yani okurun) metnin içinde boğulmaması, hep kendisinde kalması, kendi birikimi ile yazarınkini karşılıklı okuyabilmesi, bu karşılıklı mütalaadan bir satranç oyunu keyfi alması&#8230;</p>
<p><strong>KUM KOLEKSİYONU<br />
<a href="http://hiaxysheytan.com/tag/italo-calvino/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Italo Calvino">Italo Calvino</a><br />
Çeviren: Kemal Atakay<br />
Yapı Kredi Yayınları<br />
2008, 214 sayfa<br />
</strong></p>
<p><em>Radikal Kitap</em></p>
<p></span></p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/italo-calvino/" title="Italo Calvino" rel="tag">Italo Calvino</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/162/italo-calvino-vicdan/" title="Italo Calvino: Vicdan (10 Eylül 2008)">Italo Calvino: Vicdan</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/164/italo-calvino-karda-kaybolan-kent/" title="Italo Calvino: KARDA KAYBOLAN KENT (10 Eylül 2008)">Italo Calvino: KARDA KAYBOLAN KENT</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/160/italo-calvino-dayanisma/" title="Italo Calvino: Dayanışma (10 Eylül 2008)">Italo Calvino: Dayanışma</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/992/calvino%e2%80%99dan-%e2%80%98nesneler%e2%80%99-ve-%e2%80%98seyler%e2%80%99/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Italo Calvino: KARDA KAYBOLAN KENT</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/164/italo-calvino-karda-kaybolan-kent/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/164/italo-calvino-karda-kaybolan-kent/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2008 06:19:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Italo Calvino]]></category>
		<category><![CDATA[KARDA KAYBOLAN KENT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=164</guid>
		<description><![CDATA[O sabah, Marcovaldo’yu sessizlik uyandırdı. Havada tuhaf bir şey olduğu duygusuyla yataktan kalktı. Saatin kaç olduğunu anlayamıyordu, panjurların çubukları arasındaki ışık, günün, gecenin bütün saatlerindeki ışıktan başkaydı. Pencereyi açtı, kent yok olmuştu, yerini beyaz bir kağıt almıştı. Bakışını yoğunlaştırınca, beyazın ortasında neredeyse silinmiş kimi çizgiler seçti, çevredeki pencereler, damlar, sokak lambaları gibi olağan görünüşün çizgilerinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>O sabah, Marcovaldo’yu sessizlik uyandırdı. Havada tuhaf bir şey olduğu duygusuyla yataktan kalktı. Saatin kaç olduğunu anlayamıyordu, panjurların çubukları arasındaki ışık, günün, gecenin bütün saatlerindeki ışıktan başkaydı. Pencereyi açtı, kent yok olmuştu, yerini beyaz bir kağıt almıştı. Bakışını yoğunlaştırınca, beyazın ortasında neredeyse silinmiş kimi çizgiler seçti, çevredeki pencereler, damlar, sokak lambaları gibi olağan görünüşün çizgilerinin karşılıklarıydı, ama gece üzerlerine yağan karın altında kaybolmuşlardı.</p>
<p>“Kar!” diye bağırdı Marcovaldo karısına, daha doğrusu bağırmak istedi, ama sesi yavaş çıktı. Tıpkı çizgilerin, renklerin, perspektiflerin üzerine olduğu gibi gürültülerin, daha doğrusu gürültü yapma olanağının üzerine de kar yağmıştı; pamuk döşeli bir ortamda, sesler titreşemiyorlardı.<span id="more-164"></span></p>
<p>İşine yaya gitti; kar nedeniyle tramvay çalışmıyordu. Sokakta geçecek yol açarken, daha önce hiç duyumsamadığı gibi özgür buluyordu kendini. Kent sokaklarında kaldırımla taşıt yolu arasındaki yükseklik farkı yok olmuştu, taşıtlar yoldan geçemiyorlardı; Marcovaldo her adımda bacaklarının yarısına kadar kara batsada, çoraplarının içine kar suyu sızsada, yolun ortasından yürümek, çimenlere basmak, trafik çizgilerinin dışından karşıya geçmek, zikzak yaparak gitmek özgürlüğüne kavuşmuştu. Sokaklar, caddeler, dağların kayaları arasındaki bitmek bilmeyen ıssız boğazlar gibi uzanıyorlardı.</p>
<p>Kimbilir bu örtünün altında gizlenen kent yine aynı kent miydi, yoksa gece bir başka kentle mi yer değiştirilmişti? Kimbilir şu beyaz yükseltilerin altında yine benzin pompaları, gazeteci kulübeleri, tramvay durakları mı vardı, yoksa yalnızca çuval çuval kar mı? Marcovaldo yürürken değişik bir kentte kaybolduğunu düşlüyordu; oysa adımları onu yine her günkü iş yerine, her zamanki ambara götürüyorlardı; eşikten içeri adım atar atmaz, dış dünyayı yok etmiş olan değişiklik, yalnızca çalıştığı firmayı esirgemiş gibi kendini yine aynı duvarların arasında bulunca şaşırdı.</p>
<p>Boyundan daha uzun bir kürek bekliyordu kendini. Ambar şefi Sinyor Viligelmo küreği uzatıp “kapının önündeki kaldırımı temizlemek bize düşüyor,” dedi, “yani sana”. Marcovaldo küreği koltuğunun altına alıp çıkmak için geri döndü.</p>
<p>Kar küremek çocuk oyuncağı değildi, hele midesi boş birisi için, ama Marcovaldo karı bir dost, yaşamının içine hapis edildiği kafesin duvarlarını yok eden bir etken sayıyordu. Büyük bir hevesle çalışmaya koyuldu, kaldırımdan sokağın ortasına kürek dolusu kar atmaya başladı.</p>
<p>Boşta gezen Sigismondo da kara gönül borcu duyuyordu; çünkü o sabah kar temizleyicisi olarak Belediyeye kaydını yaptırdığından, sonunda bir kaç günlüğüne de olsa işe kavuşmuştu. Ama bu duygu onu Marcovaldo gibi belirsiz hevesler yerine, şu kadar metrekare yeri temizleyebilmek için ne kadar metreküp kar kaldırması gerektiği gibi kesin hesaplara götürüyordu; kısaca ekip şefinin gözüne girmeyi ve -gönlünde yatan aslan buydu- işinde ilerlemeyi amaçlıyordu.</p>
<p>Sigismondo geriye dönünce ne görsün? Yolun daha yeni temizlediği bölümü, ötede, kaldırımdaki soluk soluğa bir adamın rastgele boşalttığı küreklerle yeniden karla örtülmeye başlamıştı. Tepesi attı. Kar dolu küreğini adamın göğsüne yönelterek ona doğru koştu.</p>
<p>“Bana baksana! Sen mi atıyorsun bu karı?”</p>
<p>“Ne? Neyi?” dedi, irkilen Marcovaldo; sonra kabullendi:</p>
<p>“Belki, evet.”</p>
<p>“Öyleyse hemen küreğinle temizle, yoksa hepsini yediririm sana.”<br />
“Ama kaldırımı temizliyorum ben.”</p>
<p>“Ben de sokağı.”</p>
<p>“Nereye atayım peki?”</p>
<p>“Belediyede misin sen de?</p>
<p>“Yo. Sbav firmasındayım.”</p>
<p>Sigismondo ona, karı kenara yığmayı öğretti, Marcovaldo’da onun bölgesini temizledi. Hoşnut, kürekleri kara saplı, yaptıkları işi seyre koyuldular.</p>
<p>“Yarım sigaran var mı?” diye sordu Sigismondo.</p>
<p>İkisi de birer yarım sigara yakarken, bir kar temizleme aracı, yanlarına düşen iki büyük beyaz dalga kaldırarak sokaktan geçti. O sabah her gürültü yumuşacıktı; ikisi de bakışlarını kaldırdıklarında, temizledikleri yerler yeniden karla örtülmüştü. “Ne oldu? Kar mı başladı?” Gözlerini gökyüzüne kaldırdılar. Makine süpürgelerini döndürerek köşeden dönmüştü bile.</p>
<p>Marcovaldo karı tıkız bir duvar gibi yığmayı öğrendi. Böyle küçük duvarlar oluşturmayı sürdürürse sadece kendisi için sokaklar yapabilecek, nereye gittiğini sadece kendisi bilecek, başka herkes bu sokaklarda yolunu şaşıracaktı. Kenti yeni baştan düzenleyecek, kimsenin gerçek evlerden ayırt edemeyeceği, evler gibi yüksek tepeler dikecekti. Belki de artık bütün evlerin dışı da içi de kara dönüşecekti; anıtlarıyla, çan kuleleriyle, ağaçlarıyla kardan bir kent, kürek vuruşlarıyla yıkıp bir başka biçimde yeniden yapılabilen bir kent.</p>
<p>Kaldırımın kenarında bir yerde büyükçe bir kar birikintisi vardı. Marcovaldo onu da duvarlarıyla aynı yüksekliğe getirmek için düzeltmeye başlamıştı ki, bir otomobil olduğunu anladı; yönetim kurulu başkanı Kommendatore Alboino’nun arabasıydı, her tarafı karla kaplıydı, Bir otomobille bir kar yığını arasındaki ayrımın bu kadar az olduğunu görünce, Marcovaldo kürekle bir otomobil biçimlendirmeye koyuldu. Sonuç başarılı oldu; doğrusu ikisinden hangisinin gerçek olduğu anlaşılmıyordu. Son düzeltmeleri yaparken Marcovaldo küreğe takılan döküntülerden yararlandı; paslı bir teneke kutu bir farın biçimlendirilmesini sağladı; bir musluk parçası da kapının kolu oldu.</p>
<p>Sıra sıra kapıcılar, odacılar, postalar selam durdular, başkan Kommendatore Alboino büyük kapıdan çıktı. Miyoptu, aceleciydi, kararlı bir biçimde süratle otomobiline doğru yürüdü, sarkan musluğu kavradı,çekti, başını eğdi ve boynuna kadar kara saplandı.</p>
<p>Marcovaldo çoktan köşeden kıvrılmıştı, avluyu kürüyordu.</p>
<p>Avluda ki çocuklar kardan adam yapmışlardı.</p>
<p>“Burnu eksik!” dedi içlerinden biri.</p>
<p>“Ne koyalım oraya? Havuç!” Hepsi kendi mutfağına, sebzelerin arasında havuç aramaya koştu.</p>
<p>Marcovaldo kardan adamı seyre dalmıştı. “Karın altında, neyin kar neyin karla kaplı olduğu ayırt edilemiyor; bir insan uymuyor buna, çünkü benim şu karşıdaki değil, ben olduğum biliniyor.”</p>
<p>Düşüncelere daldığı için damdan iki kişinin bağırdığını duymadı: “Hey, kardeş, çekilsene biraz oradan!” Dam temizliyicileriydi. Birden, üç kental kar başından aşağıya indi.</p>
<p>Çocuklar ele geçirdikleri havuçlarla döndüler. “A, bir kardan adam daha yapmışlar!” Avlunun ortasında, yan yana, birbirinin aynı iki kardan adam vardı.</p>
<p>“İkisine de burun takalım!” deyip, iki kardan adamın kafalarına birer havuç batırdılar.</p>
<p>Diriden çok ölü gibi olan Marcovaldo, içine gömülüp buz kestiği kılıfı yaran bir yiyeceğin geldiğini duyumsadı. Hemen ağzına attı.</p>
<p>“Anne havuç yok oldu!” Çocuklar çok korkmuşlardı.</p>
<p>En yüreklileri umudunu yitirmedi. Yedek bir burnu vardı, bir biberdi; biberi kardan adama taktı. Kardan adam biberi de yuttu.</p>
<p>Bunun üzerine kardan adama burun olarak bir mangal kömürü takmayı denediler. Marcovaldo olanca gücüyle kömürü tükürdü. “İmdat! Canlı! Canlı!” Çocuklar kaçıştılar.</p>
<p>Avlunun bir köşesinde bir ısı bulutunun yükseldiği bir parmaklık vardı. Marcovaldo, ağır kardan adam adımlarıyla oraya gidip durdu. Kar sırtından aşağı eridi, oluk oluk giysilerinden aktı; soğuktan şişmiş, buz kesmiş bir Marcovaldo çıktı ortaya.</p>
<p>Küreği aldı ısınmak için avluda çalışmaya koyuldu. Bir hapşırık burnunun ucuna gelmiş, orada duruyor, dışarı çıkmaya karar veremiyordu. Marcovaldo gözleri yarı kapalı yürüyordu, hapşırık hep burnunun ucuna tünemiş duruyordu. Birden sanki homurdanır gibi “Haaaap…” yaptı, “…şu” ise bir mayın patlamasından daha güçlü oldu. Havanın yer değiştirmesi nedeniyle Marcovaldo duvara çarptı.</p>
<p>Hapşırma havanın yer değiştirmesinin ötesinde, gerçek bir hortum oluşturmuştu. Avludaki bütün kar havalandı, bir kasırgada olduğu gibi savruldu, yukarıya çekilip gökyüzünde billurlaştı.</p>
<p>Baygın Marcovaldo gözlerini açtığında, avlunun her yeri temizlenmişti, bir tek kar tanesi bile kalmamıştı. Marcovaldo’nun gözleri önünde, gri duvarları, ambarın sandıkları, sıkıcı, itici bütün günlerin nesneleri ile, her zamanki avlu belirdi.</p>
<p>Türkçesi: Rekin Teksoy<br />
Can yayınları,1991</p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/italo-calvino/" title="Italo Calvino" rel="tag">Italo Calvino</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/karda-kaybolan-kent/" title="KARDA KAYBOLAN KENT" rel="tag">KARDA KAYBOLAN KENT</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/162/italo-calvino-vicdan/" title="Italo Calvino: Vicdan (10 Eylül 2008)">Italo Calvino: Vicdan</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/160/italo-calvino-dayanisma/" title="Italo Calvino: Dayanışma (10 Eylül 2008)">Italo Calvino: Dayanışma</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/992/calvino%e2%80%99dan-%e2%80%98nesneler%e2%80%99-ve-%e2%80%98seyler%e2%80%99/" title="Calvino’dan ‘nesneler’ ve ‘şeyler’ (08 Aralık 2008)">Calvino’dan ‘nesneler’ ve ‘şeyler’</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/164/italo-calvino-karda-kaybolan-kent/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Italo Calvino: Vicdan</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/162/italo-calvino-vicdan/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/162/italo-calvino-vicdan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2008 06:18:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Italo Calvino]]></category>
		<category><![CDATA[Vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=162</guid>
		<description><![CDATA[Savaş çıktığında Luigi adında bir adam, gönüllü olarak gidip gidemeyeceğini sordu. 
Herkes onu övdü. Luigi tüfek dağıtılan yere gitti, bir tane aldı ve dedi ki: “Şimdi gidip Alberto denen herifi öldüreceğim.” 
Alberto kim diye sordular ona. 
“Bir düşman,” dedi Alberto, “benim bir düşmanım.” 
Ona belirli bir tür düşmanı öldürmesi gerektiğini, öyle istediği herkesi öldüremeyeceğini anlattılar.
“Ee?” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Savaş çıktığında Luigi adında bir adam, gönüllü olarak gidip gidemeyeceğini sordu. </p>
<p>Herkes onu övdü. Luigi tüfek dağıtılan yere gitti, bir tane aldı ve dedi ki: “Şimdi gidip Alberto denen herifi öldüreceğim.” </p>
<p>Alberto kim diye sordular ona. </p>
<p>“Bir düşman,” dedi Alberto, “benim bir düşmanım.” </p>
<p>Ona belirli bir tür düşmanı öldürmesi gerektiğini, öyle istediği herkesi öldüremeyeceğini anlattılar.</p>
<p>“Ee?” dedi Luigi. “Siz beni salak mı sandınız? Bu Alberto tam sizin dediğiniz gibi biri, onlardan biri yani. Bütün o gruba karşı savaşa girdiğinizi duyduğumda şöyle düşündüm: ben de gideceğim, böylece Alberto’yu öldürebilirim. O yüzden geldim. Alberto’yu tanırım ben: sahtekarın biridir. Bana ihanet etti, neredeyse bir hiç uğruna, benim kendimi bir kadın yüzünden küçük düşürmeme yol açtı.<span id="more-162"></span> Eski hikaye. Bana inanmıyorsanız size herşeyi anlatabilirim.” </p>
<p>Tamam, dediler, boşver. </p>
<p>“İyi öyleyse,” dedi Luigi, “bana Alberto’nun nerede olduğunu söyleyin de gidip dövüşeyim.”</p>
<p>Bilmiyoruz dediler. </p>
<p>“Fark etmez,” dedi Luigi. “Bilen birini bulurum. Eninde sonunda onu yakalayacağım.” </p>
<p>Bunu yapamayacağını, nereye yollanırsa oraya gidip savaşması, orada kim varsa onu öldürmesi gerektiğini söylediler ona. Bu Alberto hakkında da hiçbir şey bilmiyorlardı. </p>
<p>“Bakın,” diye ısrar etti Luigi, “size hikayeyi anlatmam gerekecek. Çünkü bu adam gerçek bir sahtekar ve ona karşı savaş açmakla doğrusunu yapıyorsunuz.” </p>
<p>Ama öbürleri dinlemek istemiyordu. </p>
<p>Luigi laftan anlamıyordu: “Özür dilerim, sizin için şu ya da bu düşmanı öldürmem fark etmeyebilir, ama Alberto’yla ilgisi olmayan birisini öldürsem çok üzülürdüm.” </p>
<p>Diğerlerinin sabrı taştı. İçlerinden biri ona uzun bir konuşma yaptı ve savaşın ne olduğunu, nasıl istediğin belirli bir düşmanı gidip öldüremeyeceğini açıkladı. </p>
<p>Luigi omuz silkti. “Eğer öyleyse,” dedi, beni yok sayın.” </p>
<p>“Varsın ve de olacaksın,” diye bağırdılar. </p>
<p>“İleri marş, bir-ki, bir-ki!” Savaşa yolladılar Luigi’yi. </p>
<p>Luigi mutlu değildi. Rastgele adam öldürüyordu, Alberto’ya ya da ailesinden birine denk gelir diye. Öldürdüğü her düşman için ona bir madalya verdiler, ama Luigi yine mutlu değildi. “Alberto’yu öldürmezsem,” diye düşündü, “Bir sürü insanı boş yere öldürmüş olacağım.” Kendini kötü hissetti. </p>
<p>Bu sırada ona hala birbiri ardından madalyalar veriyorlardı, gümüş, altın, ne varsa. </p>
<p>Şöyle düşündü Luigi: “Bugün birkaçını öldürürüm, yarın birkaçını daha öldürürüm, sonuçta sayıları azalır ve bu sahtekarın sırası da elbet gelir.”</p>
<p>Ama Luigi Alberto’yu bulamadan düşman teslim oldu. Boş yere o kadar insanı öldürdüğü için kendini kötü hissediyordu, şimdi barış ilan edildiği için de bütün madalyalarını bir çantaya doldurdu ve düşman ülkede dolaşarak ölenlerin karılarına ve çocuklarına hepsini dağıttı. </p>
<p>Böyle dolaşırken Alberto’yla karşılaştı. </p>
<p>“İyi,” dedi, “geç olsun da güç olmasın,” ve Alberto’yu öldürdü. </p>
<p>İşte o zaman Luigi’yi tutukladılar, cinayetten yargıladılar ve astılar. Mahkemede <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/vicdan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Vicdan">vicdan</a>ının sesini dinlemiş olduğunu defalarca söylediyse de kimse onu dinlemedi. </p>
<p>(1 Aralık 1943 tarihli elyazmasından; İngilizceye çeviren Tim Parks)</p>
<p>Türkçe Çeviri: Cem Akaş</p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/italo-calvino/" title="Italo Calvino" rel="tag">Italo Calvino</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/vicdan/" title="Vicdan" rel="tag">Vicdan</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/164/italo-calvino-karda-kaybolan-kent/" title="Italo Calvino: KARDA KAYBOLAN KENT (10 Eylül 2008)">Italo Calvino: KARDA KAYBOLAN KENT</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/160/italo-calvino-dayanisma/" title="Italo Calvino: Dayanışma (10 Eylül 2008)">Italo Calvino: Dayanışma</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/992/calvino%e2%80%99dan-%e2%80%98nesneler%e2%80%99-ve-%e2%80%98seyler%e2%80%99/" title="Calvino’dan ‘nesneler’ ve ‘şeyler’ (08 Aralık 2008)">Calvino’dan ‘nesneler’ ve ‘şeyler’</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/162/italo-calvino-vicdan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Italo Calvino: Dayanışma</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/160/italo-calvino-dayanisma/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/160/italo-calvino-dayanisma/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2008 06:18:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[Italo Calvino]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=160</guid>
		<description><![CDATA[Onları izlemeye koyuldum. 
Gece, ıssız bir sokakta, bir dükkanın kepengine birşey yapmaya çalışıyorlardı. 
Ağır bir kepenkti, demir bir çubuğu kaldıraç gibi kullanıp kaldırmaya çalışıyorlardı ama kepenk kımıldamıyordu. 
Kendi kendime, avare avare gezinmekteydim. Yardım etmek için ben de demir çubuğa yapıştım. Bana da yer açtılar. 
Aynı anda çekmiyorduk çubuğu, “Hadi şimdi, hep beraber” dedim. Sağımdaki dirseğiyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Onları izlemeye koyuldum. </p>
<p>Gece, ıssız bir sokakta, bir dükkanın kepengine birşey yapmaya çalışıyorlardı. </p>
<p>Ağır bir kepenkti, demir bir çubuğu kaldıraç gibi kullanıp kaldırmaya çalışıyorlardı ama kepenk kımıldamıyordu. </p>
<p>Kendi kendime, avare avare gezinmekteydim. Yardım etmek için ben de demir çubuğa yapıştım. Bana da yer açtılar. </p>
<p>Aynı anda çekmiyorduk çubuğu, “Hadi şimdi, hep beraber” dedim. Sağımdaki dirseğiyle dürtükledi beni, “Sus, çıldırdın mı, bizi duymalarını mı istiyorsun?” </p>
<p>Kafamı yanlışlıkla oldu der gibi salladım. </p>
<p>Uzun süre uğraştık, kan ter içinde kaldık, ama sonunda kepengi bir kişinin alttan geçebileceği miktar kaldırabildik. Mutlu mutlu birbirimize baktık. Sonra içeri girdik. Tutmam için bana bir çuval verdiler. Diğerleri malzemeleri getirip içine yüklemeye başladılar. <span id="more-160"></span></p>
<p>“O kokarca polisler gelmez inşallah”, diyorlardı. </p>
<p>“Evet”, dedim, “Hepsi kokarca onların” “Sus, ayak sesleri geliyor” diyorlardı birkaç dakikada bir. Korkup kulak kesildim, “Yok” dedim, “onlar değil” </p>
<p>“Her zaman, hiç beklemediğin bir anda geliverirler”, dedi birisi. </p>
<p>Başımı salladım. “Hepsini gebertmeli” diye cevap verdim. </p>
<p>Sonra, çıkıp köşeye kadar gitmemi, birisinin gelip gelmediğine bakmamı istediler. Gittim. </p>
<p>Dışarda köşedeki duvarın kenarından kapı aralarına gizlene gizlene bana doğru geliyorlardi. </p>
<p>Onlara katıldım. </p>
<p>Dükkanların oradan sesler geliyor dedi yanımdaki. </p>
<p>Uzanıp baktım. </p>
<p>“Kafanı çek, aptal herif” diye tısladi, “bizi görüp yine kaçacaklar.” </p>
<p>“Bakıyordum” dedim, hemen duvarın dibine çömeldim. </p>
<p>“Etraflarını çevreleyebilirsek kaçamazlar” dedi bir başkası, “Sayıları çok değil”. </p>
<p>Nefeslerimizi tuttuk, ayak uçlarımıza basa basa, hızlı hızlı ilerledik; sık sık parlayan gözlerle birbirimize bakıyorduk. </p>
<p>“Artık kaçamazlar.” dedim. </p>
<p>“Sonunda iş üstünde yakalayacağız onları” dedi biri. </p>
<p>“Sonunda!” dedim. </p>
<p>“Allahın belası piç kuruları” dedi öbürü, “şu yaptıklarına bak!” </p>
<p>“Piç kuruları” diye tekrarladım kızgınca. </p>
<p>Beni, az öteye, duruma bakmaya gönderdiler. Dükkana geri döndüm. </p>
<p>“Bizi yakalayamayacaklar” dedi biri, çuvalı omzuna atarken. </p>
<p>“Çabuk”, dedi bir başkası. “Arka taraftan çıkalım. Burunlarının dibinden kaçıverecegiz.” </p>
<p>Hepimiz zaferle gülümsedik. </p>
<p>“Eşekten düşmüşe dönecekler” dedim. Dükkanın arka tarafına süzüldük. </p>
<p>“Yine atlattık salakları” dediler. O sırada birisi “Dur, kim var orada?” diye seslendi, ışıklar yandı. </p>
<p>Bir şeyin arkasına çöküverdik, bembeyaz kesilmiştik, birbirimizin ellerini tutuyorduk. Diğerleri geldiler, ama bizi görmediler, geri döndüler. Biz de fırladık, deli gibi koşturmaya başladık. “Başardık” diye bağırdık. Bir iki kere tökezledim ve geriye düştüm. Kendimi diğerlerinin peşinden kovalayanların arasında buldum. </p>
<p>“Hadi”, diye seslendiler, “Yetişiyoruz” </p>
<p>Dar sokaklarda hep beraber peşlerinden koşturduk. “Sen şuradan git, önlerini kes” diye seslendik birbirimize; ara kapanıyordu, biz de “Ha gayret kaçamayacaklar” diye bağırışıyorduk. </p>
<p>Bir tanesine yetişmeyi başardım. “Aferin, kaçmayı başardın” diye seslendi bana. “Gel, buradan, izimizi kaybettireceğiz” Onunla beraber gittim. Bir süre sonra kendimi, daracık bir sokakta yalnız buldum. Birisi köşeden geldi, “Gel, buradan” diye seslendi. “Onları gördüm, fazla uzaklaşmış olamazlar” Ben de onun peşinden koşturdum. </p>
<p>Sonra, kan ter içinde durdum. Kimse kalmamıştı, bağırış da gelmiyordu. Ellerimi cebime attım, kendi kendime, avare avare gezinmeye başladım. </p>
<p>***</p>
<p>İlham Anı</p>
<p>Olay, bir gün, bir köşe başında, gelip giden kalabalığın ortasında oldu. </p>
<p>Durdum, gözlerimi kırpıştırdım, hiçbir şey anlamıyordum. Hiçbir şey hakkında hiçbir şey. İnsanları, nesneler hangi nedenle böyleydiler, anlamıyordum, herşey son derece anlamsız ve absürttü. Gülmeye başladım. </p>
<p>Bana garip gelen şey, neden bunu daha önce anlamadığım oldu. O zamana kadar herşeyi olduğu gibi kabul etmiştim; trafik ışıkları, arabalar, posterler, üniformalar, anıtlar, dünyadan tamamen kopmuş şeyler; hepsini sanki bir gereklilik sonucu ortaya çıkmışlar, bir neden-sonuç zincirinin halkasıymışlar gibi benimsemiştim. </p>
<p>Sonra gülmem dudaklarımda dondu, yüzüm kızardı, utandım. Ellerimi kollarımı sallayarak kalabalığa “Durun! Bir dakika!” diye bağırdım, “Bir yanlışlık var. Herşeyde bir terslik var. Dünyanın en saçma işlerini yapıyoruz. Nereye varır bu işin sonu?” </p>
<p>Etrafta insanlar durdu, merakla beni süzdüler. Orada, ortalarında durdum, kollarımı sallaya sallaya, ümitsizce anlatmaya, bir anda aydınlanmamı sağlayan ilhamımı açıklamaya çalıştım.. ve hiçbir sey demedim. Hiçbir şey demedim, çünkü kollarımı kaldırıp ağzımı açtığım anda, aydınlanmam geri gitti, ağzımdan bildik, eski kelimeler çıktı. </p>
<p>- Eee, Ne demek istiyorsun, diye sordu insanlar. “Herşey yerli yerinde. Herşey olması gerektiği gibi. Herşeyin bir sebebi var. Herşey diğerleriyle uyum içinde. Yanlış veya saçma birşey göremiyoruz.” </p>
<p>Orada öylece durdum, çünkü şimdi herşeyi yerli yerinde görüyordum, herşey doğal, olması gerektiği gibi görünüyordu; trafik ışıkları, anıtlar, üniformalar, gökdelenler, tramvay yolları, dilenciler, geçit törenleri; ama bu beni rahatlatmadı, tersine bana acı verdi. </p>
<p>“Pardon”, dedim. “Galiba benim hatam. Bir an öyle gibi geldi. Herşey yolunda elbette. Kusura bakmayın.” Ve kızgın bakışların arasında yürüyüp gittim. </p>
<p>Yine de, şimdi bile, sık sık birşeyi anlamadığım zaman, ister istemez, aynı umuda kapılıyorum; yeniden o anı yaşayacağımı, yine hiçbirşeyden hiçbir şey anlamayacağımı, bir anda bulup kaybettiğim öteki bilgiye ulaşacağımı umuyorum. </p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/dayanisma/" title="Dayanışma" rel="tag">Dayanışma</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/italo-calvino/" title="Italo Calvino" rel="tag">Italo Calvino</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/162/italo-calvino-vicdan/" title="Italo Calvino: Vicdan (10 Eylül 2008)">Italo Calvino: Vicdan</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/164/italo-calvino-karda-kaybolan-kent/" title="Italo Calvino: KARDA KAYBOLAN KENT (10 Eylül 2008)">Italo Calvino: KARDA KAYBOLAN KENT</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/1872/hurriyette-dayanisma/" title="Hürriyette Dayanışma (28 Ekim 2009)">Hürriyette Dayanışma</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/992/calvino%e2%80%99dan-%e2%80%98nesneler%e2%80%99-ve-%e2%80%98seyler%e2%80%99/" title="Calvino’dan ‘nesneler’ ve ‘şeyler’ (08 Aralık 2008)">Calvino’dan ‘nesneler’ ve ‘şeyler’</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/160/italo-calvino-dayanisma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

