<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HiAxySheytan &#187; insan hakları</title>
	<atom:link href="http://hiaxysheytan.com/tag/insan-haklari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hiaxysheytan.com</link>
	<description>Her boka maydanoz blog sitesi!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Aug 2010 11:52:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Askeri Psikiyatri: Normallik üzerine ali cengiz oyunları</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/1076/askeri-psikiyatri-normallik-uzerine-ali-cengiz-oyunlari/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/1076/askeri-psikiyatri-normallik-uzerine-ali-cengiz-oyunlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 14:19:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lorem Ipsum]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=1076</guid>
		<description><![CDATA[Mehmet Bal, 14 Kasım 2002 tarihinde İskenderun Askeri Hastanesi Psikiyatri Kliniği&#8217;ne götürüldü ve orada &#8220;gözlem&#8221; altına alındı. Birden Einstein&#8217;ın &#8220;izafiyet teorisi&#8221; canlandı gözümde… Orduya göre Mehmet&#8217;in psikiyatrik bozukluğu olmalı ki onu psikiyatri servisine kaldırdılar. Bana göre de tam tersi bir durum mevcut. Ayrı &#8220;koordinat sistemleri&#8221;ndeyiz elbette, ondan olsa gerek. İlginçtir ki örgütlü şiddeti, tahakkümü, emir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet Bal, 14 Kasım 2002 tarihinde İskenderun Askeri Hastanesi Psikiyatri Kliniği&#8217;ne götürüldü ve orada &#8220;gözlem&#8221; altına alındı. Birden Einstein&#8217;ın &#8220;izafiyet teorisi&#8221; canlandı gözümde… Orduya göre Mehmet&#8217;in psikiyatrik bozukluğu olmalı ki onu psikiyatri servisine kaldırdılar. Bana göre de tam tersi bir durum mevcut. Ayrı &#8220;koordinat sistemleri&#8221;ndeyiz elbette, ondan olsa gerek. İlginçtir ki örgütlü şiddeti, tahakkümü, emir alıp verme ilişkilerini reddettiğini söyleyen bir adamı tekmeleyen, hazırola geçmediği için ayaklarını prangalayıp, pranga zincirlerine bir de asma kilit taktırarak zorla esas duruşa geçirten albay değil psikiyatri kliniğine götürülen&#8230; Yine ilginçtir ki Mehmet&#8217;i yere yatırarak zorla da olsa traş etmesi söylendiğinde bu emirleri uygulamakta tereddüt etmeyen askerlerin, ilerde ne yaptıklarının farkına vardığı zaman bir psişik sorun yaşayabileceği ihtimali de gelmiyor kimsenin aklına…<span id="more-1076"></span><br />
   Bu yüzden askeri psikiyatri üzerine yazmaya karar verdim. Ama iyi bir tahlil yapmak için sanırım orduların gelişimi üzerine gitmekte yarar var. Savaş terminolojisini müsaade ederseniz pek bilmiyorum ama yine de hatırladığım kadarıyla önemli ayrıntıları hani şu ünlü deyişi -&#8221;Tüfek icad oldu, mertlik bozuldu&#8221;- milat kabul edip, 1. Dünya Savaşı&#8217;na hazırlanan Alman ordusunu model alarak anlatmaya çalışayım: Düzenli bir orduda tüfekleri etkili bir şekilde kullanabilmek için 15-16 kadar sıralı hareketi kusursuz bilmek ve uygulayabilmek gerekiyordu. Sıkıcı bir işlemdi ama etkili olabilmesi için bu şarttı. Tüfeğin savaşlarda kullanılmaya başlamasından sonra da savaş stratejileri değişti ve düzenli ordular geniş &#8220;hat&#8221;larda açarak birbirlerine çok yakın mesafede savaştı. Alman, Fransız ve İngiliz orduları bu stratejileri hem teoride hem de bizzat savaşlarda uygulayarak geliştirdi ve özellikle Alman ordusunun yapılanması Osmanlı ordusu tarafından &#8220;ithal&#8221; edildi. Aslına bakarsak çok sıkı bir disiplin gerektiren bu yapılanma, itaatkarliğe alışmış Osmanlı&#8217;ya son derece uygundu. Ama hem ordu içindeki yeniliklere ayak uyduramayacağını zanneden bazı askerler, hem de kendi maaşlarının çok çok fazlasını alan Alman subayları kıskanan Osmanlı subayları, sessiz bir direniş başlattılar. Böylece &#8220;ithal militarizm&#8221; sadece eğitilen bir birliğin, bir törende kaz adımlarıyla gösteriş içinde yürüyen askerleri ile sınırlı kaldı. Osmanlı&#8217;yı savaşın içine çekmeye çalışan Almanlar, savaşın ancak kendi orduları gibi yetiştirilmiş disiplinli bir ordu ile kazanılabilineceğine inandıkları için Osmanlı&#8217;ya neredeyse herşeyi vaat ederek Osmanlı ordusu içinde kendi modellerini kısmen de olsa kurmayı başardılar. Sonuçta Osmanlı militarizmi, dolayısıyla ardından da Türk militarizmi bu mirastan etkilendi.<br />
   Alman militarizminin gelişimini biraz daha inceleyelim. Yaşadığımız topraklardaki yansımalarını hemen görebileceğinize inanıyorum çünkü: Alman ordusunda etkili olan silah tüfeğin kendisi değil, tüfekle beraber, tüfeği kullanmak için gerekli olan sıralı hareketleri kusursuz yapabilen asker ve tüfeğiydi. Ordunun insan kaynağı da genelde zorunlu olarak askere alınan, hiç bir bedel ödemeye de gücü olmayan köylü ve kasabalı, eğitimsiz genç erkeklerdi. Kibirli Alman subayları da, beceriksiz olarak gördüğü bu genç erkekleri, aşırı bir disiplin ile savaşabilir bir &#8220;düzey&#8221;e getiriyordu. Elbette bu disiplin sadece tüfeğin nasıl kullanılacağını öğretmek ile sınırlı değildi. Askerlerin birlik içinde yapacağı her hareket, nasıl yemek yiyeceği, nasıl selam vereceği v.b. aklınıza gelebilecek herşey talimatlar ile belirleniyor ve askerlere bir edimleri hakkında düşünme fırsatı dahi verilmiyordu. Böylece söyleneni, söylendiği şekilde yapan ve kusursuz işleyen bir makina yaratıldı. Yapılan tüm vatanseverlik propagandalarına rağmen askerlik sevilerek yapılan bir meslek değildi ve zorunluluk olmasa neredeyse hiç bir Alman&#8217;ın asker olmak gibi bir niyeti yoktu ve asker kaçaklarının sayısından da bu gerçek anlaşılabiliyordu. Alman ordusu firariler ve itaat etmeyi reddeden askerler ile başedebilmek için çeşitli yöntemler geliştirmeye başladı. Bu yöntemlerden bir tanesi de &#8220;gelişen&#8221; askeri psikiyatrinin yöntemleri idi. Firar eden, emirleri algılamakta ve uygulamakta zorluk çeken askerler önce cezalandırılarak &#8220;eğitilmeye&#8221; çalışılıyordu. Bütün ısrarlara ve &#8220;özen&#8221;e rağmen uyum sağlayamayan askerler ise askeri psikiyatri hastanelerine gönderiliyor ve orada &#8220;tedavi&#8221; edilmeye çalışılıyordu. Örgütlü bir savaş karşıtı hareket olmadığından, politik sebeplerle askerliğe direnen insanlar neredeyse yoktu. Bu yüzden herkesin uyabildiği bir düzene uymamak ancak bir hastalık olabilirdi ve tedavi edilmesi, tedavi edilemiyorsa ayıklanması, kusursuz makinanın işlemesi için önemli bir gerekti. Askerlik yapmak istemeyen askerler, psikiyatri hastanelerinde hastalıklarını ispat ederek askerlikten kurtulabileceklerini keşfettiklerinde, ordu bu hastanelerin &#8220;tedavi&#8221; yöntemlerini de ağırlaştırdı ve psikiyatri hastaneleri bir kaçış yolu olmaktan çok, cezai bir yaptırım haline dönüştü.<br />
   II. Dünya savaşı öncesi, basit söylemleri ama şaaşalı üniformaları ve gücü temsil eden geçit törenleri ile Nazi partisi Almanya&#8217;yı tekrar &#8220;toparlamaya&#8221; başladı. Gerçi kurum sivildi ama tüm hareketleri, giysileri ve sembolleri ile asker çağrışımları vardı. Zamanla insanlar birbirlerine yollarda o meşhur selamı vermeye başladı ve sivil-asker ayrımı ortadan kalktı. Nazilerin iktidara yürümesinden sonra militarizm, Almanya&#8217;da tek seçenek haline dönüştü. En basit günlük işler bile Alman disiplinine &#8220;yaraşacak&#8221; şekilde yapılmaya başlandı. Alman toplumu gelişen iletişim araçlarının da etkisiyle sürekli tektipleştirildi, sistemli bir şekilde militarizasyon sürecinden geçirildi. Daha önce işe yaramayan propanda yöntemleri bu sefer işe yaradı ve kitleler hiç bir fikri değeri olmayan bir kaç basit cümle ile ne istenirse yapabilir bir hale geldi. Hiç kimse yaptıklarının sonucu ile ilgilenmedi ve sadece yaptı. Böyle bir militarist süreçten geçen sıradan Alman halkı, muazzam bir gücün parçası olmayı kabul etti. Savaşta mühendisler gaz odalarını tasarladı, teknikerler ve işçiler kağıt üzerindeki çizimleri gerçeğe dönüştürdü, kimyagerler ölüm gazlarını yarattı, kamplardaki askerlerin bir kısmı esirleri soydu, saçlarını kazıdı, bir kısmı esirleri odalara götürdü, bir tanesi gaz musluğunu açtı, başka biri fırınları yaktı ve başkaları da külleri attı. Bu süreç bir ekmek fırını işletir gibi kesintisiz devam etti.<br />
   Bütün bu koşullara rağmen askerliğe yüksek perdeden seslerle olmasa da direnen insanlar çıktı. Askerden kaçtılar, firar ettiler, saklandılar. Binlercesi yargılanmadan kurşuna dizildi. Toplum tarafından vatan haini ilan edilip dışlandı. Birliklerinden firar etmeyi başaran askerler, sivil giysileri olmadığından hemen tanındı ve ihbar edildi. Böylece çoğu yakalandı. Yakalananlardan ya da itaatsizlerden &#8220;işe yarayabileceği&#8221; düşünülenler tedavi edilmeye çalışıldı. Nazi Almanya&#8217;sında askeri psikiyatrinin &#8220;tedavi&#8221; yöntemleri de faşizmin getirdiği &#8220;rahat davranma kabiliyeti&#8221; ile daha da &#8220;gelişti&#8221;. Alman idealine uymayan askerler, topluma &#8220;geri kazandırılmaya&#8221; çalışıldı. Askerler üzerinde uygulanan çeşitli yeni deneyler ile, kobay olmaya itiraz etme hakkı olmayan, aksi halde öleceğini bildiği için itiraz edemeyen askerler sayesinde &#8220;bilim&#8221; ilerledi. Ortaçağda da uygulanan yöntemlere ek olarak elektrik şokları gibi işkenceler sıradanlaştı. &#8220;Tedavi&#8221; olmaya ısrarla direnen askerler ise bir daha haber alınmamak üzere ağır koşulları olan çalışma kamplarına, yani ölüme gönderildi. İşte militarizm tarihte insanlığa bunları layık gördü.<br />
   Yenilgiden sonra düş kırıklığı yaşayan Alman halkında büyük bir çoğunluk, zamanla Almanya&#8217;da yaşananların, savaşların ve militarizmin ne demek olduğunu anladı. İnsanlar militarizme karşı örgütlenmeye, askerliği reddetmeye ve sonucunda tutuklanmaya, çeşitli işkenceler görmeye başladılar. Bu harekete katılanlar toplumdan da geniş bir destek aldılar. Gelişen teknoloji ile silahlar da gelişti ve ordu daha öncekinden farklı bir insan kaynağına ihtiyaç duymaya başladı. Yani Alman militarizmi, büyüyen anti-militarist hareketten de fayda sağladı ve &#8220;vicdani ret&#8221; hareketini yasallaştırarak orduda &#8220;pürüz&#8221; olabilecek &#8220;unsur&#8221;ları baştan ayıklamayı başardı. Orduya hizmet etmeyecek birsürü insandan da alternatif sivil hizmet ile faydalanmayı da elbette unutmadı.<br />
   Artık modern ordular için personelinin kadın ya da erkek olması, eşcinsel olup olmaması hatta politik fikirleri bile pek önemli değil. Tek önemli olan şey, &#8220;işini&#8221; iyi yapması. Çok uluslu şirketler gibi çalışıyorlar ve her çalışanın bir uzmanlık alanı var. Çok iyi bir maaş, hiç biryerde bulamayacağınız, duysanız imreneceğiniz kadar sosyal imkan, sohbet ettiğinizde hayran kalabileceğiniz özelliklerde çalışanları var. Bireyselliğe de çok önem veriyorlar ve herbirinin bir sürü ilgi alanı, yetenekleri gelişmiş ve neredeyse çok &#8220;özgür&#8221; bir hayat yaşıyorlar. Yani şu anda bir çok Alman için orduda çalışmak bulunmaz bir nimet.<br />
   Ama savaşlara karar verenlerin ağızları açıldığında, o&#8221;uzman&#8221;lardan birisi kıtalararası bir füzeyi hedefine göndermek için düğmeye basacak, 10 dakika sonra saatlerce uğraşsa da sayamacağı kadar insan ölecek ama o bunu görmeyecek ve akşam evine gidip sıcak yuvasında kahvesini içerken çocukları ile şakalaşacak, arkadaşları ile ertesi günler için eğlenceli planlar yapacak.<br />
Türk ordusu da hızla profesyonelleşme yolunda ilerliyor. Neydi o reklam? &#8220;Zetina dikiş makinası, her genç kızın rüyası&#8221;… Evet, İktidarın bekası için her devletin rüyası, modern ve etkin bir ordu. Yani bu topraklarda da bir gün hiçbirimiz zorla askere çağırılmadığımız bir an yaşayacaksak, Almanya tarihine benzer şeyler yaşayacağız sanırım.<br />
   Evet, sonuçta Mehmet Bal bunların hiçbirini engelleyemedi. Hatta belki de hiç birimiz durduramayacağız bile. Böyle korkunç bir makine karşısında ne yapabiliriz ki, değil mi? Ama Mehmet; bütün bunlara rağmen askerliği, &#8220;normalleşmeyi&#8221; ve &#8220;tedavi&#8221; olmayı reddetti. Böyle bir sevinç olabilir mi bilmiyorum ama 1 ay yaşadığı işkence ile de kurtuldu. Darısı hiç birimizin başına…</p>
<p> Uğur Yorulmaz</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/1076/askeri-psikiyatri-normallik-uzerine-ali-cengiz-oyunlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vicdani Ret Eylemine Destek Vermek de &#8220;Halkı Askerlikten Soğutuyor&#8221;</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/953/vicdani-ret-eylemine-destek-vermek-de-halki-askerlikten-sogutuyor/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/953/vicdani-ret-eylemine-destek-vermek-de-halki-askerlikten-sogutuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2008 09:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Vicdani Ret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=953</guid>
		<description><![CDATA[Gözaltında işkence gören vicdani retçi Mehmet Bal&#8217;la ilgili eyleme katılan 4 kişiye TCK&#8217;nin 318. Maddesinden dava açıldı. &#8220;Halkı askerlikten soğutmak&#8221; suçlamasıyla mahkemeye çıkacak olan Sönmez anti militaristim diyen herkesi 318&#8242;e hayır demeye çağırıyor.
Vicdani retçi Mehmet Bal’ın tutuklanması ve işkence görmesini protesto etmek amacıyla düzenlenen eylemde gözaltına alınan Oğuz Sönmez, Mehmet Atak, Gürşat Özdamar ve Serkan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gözaltında işkence gören vicdani retçi Mehmet Bal&#8217;la ilgili eyleme katılan 4 kişiye TCK&#8217;nin 318. Maddesinden dava açıldı. &#8220;Halkı askerlikten soğutmak&#8221; suçlamasıyla mahkemeye çıkacak olan Sönmez anti militaristim diyen herkesi 318&#8242;e hayır demeye çağırıyor.</p>
<p>Vicdani retçi Mehmet Bal’ın tutuklanması ve işkence görmesini protesto etmek amacıyla düzenlenen eylemde gözaltına alınan Oğuz Sönmez, Mehmet Atak, Gürşat Özdamar ve Serkan Bayrak hakkında “halkı askerlikten soğutmak” suçlamasıyla Türk Ceza Mahkemesi’nin (TCK) 318. Maddesinden dava açıldı.</p>
<p>“Anti militaristlerin düşüncelerini dile getirdiği her zaman 318. maddeyle karşı karşıya kaldıklarını” belirten Sönmez “savaş karşıtlarına yaşam hakkı tanımayan bu maddeye karşı herkesin mücadele etmesi gerektiğini” söyledi.<span id="more-953"></span></p>
<p>Eylemde atılan sloganlar ve taşınan pankartlar neden gösterilerek gözaltına alınan dört kişinin ilk duruşması 7 Mayıs 2009’da Beyoğlu 2. Asliye Mahkemesi’nde görülecek.</p>
<p>bianet’in görüştüğü Sönmez 318. Madde’nin militarizm karşıtı fikirleri ve mücadelesini yasaklamayı amaçladığı görüşünde.</p>
<p>    “Bu nedenle anti militaristlere bu ülkede hayat hakkı tanınmadığını düşünüyorum. Ben militarizme diyen herkes bu maddeyle karşı karşıya kalacaktır. Dolayısıyla eğer düşüncelerimizde samimiysek bu maddeye hayır demek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız.”</p>
<p>Bugüne kadar mahkemelerde ‘ben halkı askerlikten soğutmak istemedim’ gibi ifadeler verenlerin beraat ettiğini hatırlatan Sönmez “Anti militaristlerin niyetlerinin sorgulanmasına da karşı olduğumuz için mahkemede de düşüncelerimizi en açık biçimde ifade etmeyi sürdüreceğiz” diyor.</p>
<p>Hakkında dava açılan bir diğer isim Atak yaptığı yazılı açıklamada döviz ve sloganların içeriğine katıldığını kaydetti.<br />
“Eyleme geç geldiği için döviz ve pankart tutmadığını, yapısı gereği de slogan atmadığını” belirten Atak “kimse öldürmeyi savunamaz. Öldürmeyi reddettiği için bir insanın özgürlüğünün gasp edilmesi de benim için suçtur” dedi.</p>
<p>11 Haziran’da İstanbul Arnavutköy’de yürürken gözaltına alınan vicdani retçi Bal’ın yaşadıklarını protesto etmek için Beyoğlu’nda Galatasaray Lisesi’nin önünde bir basın açıklaması yapan Anti Militarist İnisiyatif üyelerine çeşitli sivil toplum kuruluşları da destek vermiş, Bal’ın serbest bırakılmalarını talep etmişlerdi.</p>
<p>Eylemde basın açıklamasını okuyan Sönmez &#8220;Her türlü denetimden muaf, demir parmaklıklar arkasında kurulan işkence tezgahlarını protesto ettiklerini” söylemiş, Bal’ın tam da bu zihniyete karşı olduğunu, insanların yaşam hakkını savunduğu için vicdani reddini açıkladığının altını çizmişti.</p>
<p>BİA Haber Merkezi &#8211; İstanbul<br />
24 Kasım 2008, Pazartesi<br />
Bawer ÇAKIR </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/953/vicdani-ret-eylemine-destek-vermek-de-halki-askerlikten-sogutuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hukuk &#8216;18&#8242;inde Reşitsin&#8217; Diyor, Evliliğe Gelince Yaş Düşüyor</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/946/hukuk-18inde-resitsin-diyor-evlilige-gelince-yas-dusuyor/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/946/hukuk-18inde-resitsin-diyor-evlilige-gelince-yas-dusuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2008 08:49:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=946</guid>
		<description><![CDATA[Hürriyet ve Uçan Süpürge&#8217;nin erken yaşta evlilik panelinde Prof. Dr. Sirman &#8220;Erken evlilik kültürümüzde var deyip kabullenmemeliyiz&#8221; dedi. Psikolog Yıldırım bunun çocuk istismarı olduğunu vurguladı.
&#8220;Kız çocuklarının evlendirilmesi de kadınların bedeninin ailenin malı, erkeklerin iktidar savaş alanı olarak görülmesinden kaynaklanıyor.&#8221;
Uçan Süpürge ve Hürriyet&#8217;in bugün düzenlediği erken evlilikler üzerine paneldekonuşan hukuçu Canan Arın, yasalarda 18 yaşında &#8220;reşit&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hürriyet ve Uçan Süpürge&#8217;nin erken yaşta evlilik panelinde Prof. Dr. Sirman &#8220;Erken evlilik kültürümüzde var deyip kabullenmemeliyiz&#8221; dedi. Psikolog Yıldırım bunun çocuk istismarı olduğunu vurguladı.</p>
<p>&#8220;Kız çocuklarının evlendirilmesi de kadınların bedeninin ailenin malı, erkeklerin iktidar savaş alanı olarak görülmesinden kaynaklanıyor.&#8221;</p>
<p>Uçan Süpürge ve Hürriyet&#8217;in bugün düzenlediği erken evlilikler üzerine paneldekonuşan hukuçu Canan Arın, yasalarda 18 yaşında &#8220;reşit&#8221; kabul edilen çocukların evlilik söz konusu olduğunda bu sınırın 12&#8242;ye çekildiğini vurguladı. <span id="more-946"></span></p>
<p>Panelin diğer katılımcıları Prof. Dr. Nükhet Sirman, uzman psikolog Feride Yıldırım, oyuncu Hülya Avşar ve Uçan Süpürge Koordinatörü Selen Doğan&#8217;dı.</p>
<p>Hürriyet Medya Towers&#8217;da yapılan panelin açılış konuşmasını Hürriyet İcra Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı yaptı.<br />
&#8220;Kadınlar haklarını medyadan öğreniyorlar&#8221;</p>
<p>Doğan Sabancı&#8217;nın Hürriyet Aile İçi Şiddete Son kampanyası kapsamında Konda araştırma şirketine yaptırılan araştırmadan sunduğu verilere göre kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda Türkiye&#8217;de bir gelişme yok.</p>
<p>Kadınların yüzde 50&#8217;si ilkokul mezunu, bu kadınlardan yüzde 25&#8242;i büyüklerinin isteğiyle, yüzde 7.5&#8242;i zorla evlendirilmiş.</p>
<p>Türkiye&#8217;de kadınların yüzde 60&#8242;ı sokağa çıkmak için izin istiyor. Her üç kadından biri haklarının polis tarafından korunduğuna inanıyor.</p>
<p>Kadınlara haklarını nerden öğrendikleri sorulduğunda yüzde 60,9&#8242;u &#8220;medyadan&#8221;, yüzde 11,5&#8242;i &#8220;İnternet&#8217;ten&#8221;, sadece yüzde 3,7&#8217;si &#8220;okuldan&#8221; cevabını veriyor.<br />
Sirman: Yaraya değil yaranın nedenine bakmalı</p>
<p>Prof. Dr. Sirman kültürün değişmez olduğu kanısının yanlış olduğunu ifade etti.</p>
<p>Erken evliliklerin tarıma dayalı toplumlarda, üretim çoğalması ve akrabalığa kurulu ailenin devamı nedeniyle rastlandığını belirten Sirman göçle törede değişiklik olduğunu ancak ekonomik şartların hâlâ erken yaşta evliliği sürdürmekte etken olduğunu söyledi.</p>
<p>Devletinse aile ve çoğalmayı teşvik ettiğini, &#8220;üç çocuk&#8221; doğrun diyip sığınma evi, kreş açmadığını söyleyen Sirman medyanın da &#8220;gelinlik giymeyi&#8221; romantik hikayelerle idealize ettiğini aktardı.</p>
<p>Uçan Süpürge&#8217;den Doğan, 2 yıl içinde bütün şehirleri dolaşıp kadınlarla görüştükten sonra erken yaşta ve zorla evliliğin derinlikli ve bir o kadar da görmezden gelinen bir sorun olduğunu gözlemleriyle bu projeye başladıkları bilgisini verdi.<br />
Yıldırım: Erken yaşta evlilik herkesin onayıyla çocuğun istismarıdır</p>
<p>Yıldırım erken yaşta evliliğin zorla evlendirme olduğunu ve çocuğun istismarı olduğunu üstelik bu istismarın herkesin onayıyla gerçekleştiğini söyledi.</p>
<p>Erken yaşta evlilikle özellikle kız çocuklarının yaşadığı olumsuz durumlarsa şöyle:</p>
<p>&#8220;Fiziksel şiddete daha fazla maruz kalabilirler. Yetişkin rolü beklendiği için ruh halleri hasar görür. Erken yaşta doğumla ölüm, ölü gebelik, düşük yaşama olasılıkları çok daha yüksek. Haklarını savunabilecek durumda değiller.&#8221;</p>
<p>Oyuncu Avşar&#8217;ın mesajı net oldu: &#8220;AKP döneminde kanunların kolaylıkla değiştiğini görüyoruz. Ben panellerin de işe yaramadığını, artık konuşma vakti olmadığını düşünüyorum. Sorumlulara yaptırımları uygulanmalı.&#8221;</p>
<p>Arın ise yasalarda pek çok olumlu değişikliğin olduğunu ancak uygulamada sorunla karşılaşıldığını ifade etti.</p>
<p>Diğer yandan son zamanlarda geriye dönük olumsuzların yaşandığını ve evlilik yaşının 14&#8242;e düşürülmesi planının bunun örneği olduğunu söyledi.</p>
<p>BİA Haber Merkezi &#8211; İstanbul<br />
24 Kasım 2008, Pazartesi<br />
Emine ÖZCAN </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/946/hukuk-18inde-resitsin-diyor-evlilige-gelince-yas-dusuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çeber&#8217;i Öldüren ve Öldürülmesini İzleyen 60 Kamu Görevlisine Dava</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/944/ceberi-olduren-ve-oldurulmesini-izleyen-60-kamu-gorevlisine-dava/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/944/ceberi-olduren-ve-oldurulmesini-izleyen-60-kamu-gorevlisine-dava/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2008 08:47:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[işkence]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=944</guid>
		<description><![CDATA[Savcılık, gözaltına alınırken, karakolda ve cezaevinde işkenceyle öldürülen Çeber&#8217;le ilgili dört memur için müebbet hapis istedi. Savcı TCK&#8217;ye karşılık suçlamasını AİHS&#8217;ye dayandırdı. İlk duruşma Ocak 2009&#8242;da.
Bakırköy ağır ceza mahkemesi, Engin Çeber&#8217;in gözaltına alındıktan sonra karakol ve cezaevinde gördüğü işkenceyle hayatını kaybetmesi üzerine 60 görevli hakkında savcılığın hazırladığı iddianameyi kabul etti; dava açılmış oldu.
Çeber&#8217;in avukatlarından Taylan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Savcılık, gözaltına alınırken, karakolda ve cezaevinde işkenceyle öldürülen Çeber&#8217;le ilgili dört memur için müebbet hapis istedi. Savcı TCK&#8217;ye karşılık suçlamasını AİHS&#8217;ye dayandırdı. İlk duruşma Ocak 2009&#8242;da.</p>
<p>Bakırköy ağır ceza mahkemesi, Engin Çeber&#8217;in gözaltına alındıktan sonra karakol ve cezaevinde gördüğü işkenceyle hayatını kaybetmesi üzerine 60 görevli hakkında savcılığın hazırladığı iddianameyi kabul etti; dava açılmış oldu.</p>
<p>Çeber&#8217;in avukatlarından Taylan Tanay, yaptığı yazılı açıklamada, üç gardiyan ve bir cezaevi müdürünün &#8220;işkence sonucu adam öldürmek&#8221; suçlamasıyla &#8220;ağırlaştırılmış müebbet hapis&#8221;le yargılanacağını söyledi.<span id="more-944"></span></p>
<p>İşkenceyle suçlanan Metris Cezaevi nöbetçi müdürü Fuat Karaosmanoğlu; infaz koruma memurları Sami Ergazi, Nihat Kızılkaya ve Selahattin Apaydın halen tutuklular.</p>
<p>Ayrıca 27 gardiyan suçu bildirmemek, üç gardiyan ve iki müdür görevi kötüye kullanmak, bir gardiyan hem kasten yaralama hem de görevi kötüye kullanmak, üç gardiyan da eziyet etmekle suçlanıyor.</p>
<p>13 polis bir veya birden fazla kereler &#8220;eziyet etme&#8221; suçlamasıyla yargılanacak. Dört jandarma &#8220;kasten yaralama&#8221;yla suçlanırken muayene etmeden rapor düzenleyen bir doktor da resmi evrakta sahtecilikle yargılanacak.<br />
TCK&#8217;ye karşı AİHS</p>
<p>İddianameye göre, sanıklar arasında Çeber ve arkadaşlarını basın açıklaması yaptıkları sırada gözaltına alan polisler ve götürüldükleri karakoldaki polisler de bulunuyor.</p>
<p>Savcılık iddianamede Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi&#8217;ne atıfta bulunarak &#8220;hiç kimsenin işkenceye tabi tutulamayacağını&#8221; belirtti; AİHS&#8217;nin Anayasa hükmünde olduğu ve ceza kanununa göre önceliği bulunduğu belirtildi.</p>
<p>AİHM kararlarını örnek gösteren savcı, kaba dayak ve suyla ıslatmayı &#8220;kötü muamele&#8221; sayarken, işkence suçlamasını da AİHS&#8217;ye dayandırdı. Ceza Kanunu&#8217;nun 94. maddesinin gerekçesinde işkence yapanın amacının da suçun unsuru haline getirildiğini söyleyen savcı, AİHS&#8217;ye dayanarak bunun geçersiz olduğunu söyledi.<br />
Duruşma ocakta</p>
<p>Tanay, iddianamede işkence suçunun yer almasının önemli olduğunu söyledi ve bunun kamuoyu baskısı sayesinde gerçekleştiğini belirtti.</p>
<p>Sanıklar tutuklanırken, savcılık gerekçeler arasında işkenceyi saymamış, avukatlar bu duruma tepki göstermişti.</p>
<p>Çeber ve üç arkadaşı 28 Eylül&#8217;de, Ferhat Gerçek&#8217;i vuran ve felç kalmasına neden olan polisin hâlâ tutuklanmamış olmasını protesto ettikleri basın açıklamasının ardından gözaltına alınmışlar, ertesi gün mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderilmişlerdi.</p>
<p>Cezaevinde de işkence yapılan Çeber, 10 Ekim&#8217;de yoğun bakımda olduğu Şişli Etfal Hastanesi&#8217;nde hayatını kaybetmişti. </p>
<p>Adli Tıp raporunda Çeber&#8217;in işkence sonucu öldüğü vurgulanmıştı. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin de işkenceyi kabul etmiş ve özür dilemişti.</p>
<p>İlk duruşma 21 Ocak 2009&#8242;da görülecek.</p>
<p>BİA Haber Merkezi &#8211; İstanbul<br />
25 Kasım 2008, Salı<br />
Erhan ÜSTÜNDAĞ </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/944/ceberi-olduren-ve-oldurulmesini-izleyen-60-kamu-gorevlisine-dava/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Yıl Cezaevlerinde 26 İnsan Öldü!</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/920/bu-yil-cezaevlerinde-26-insan-oldu/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/920/bu-yil-cezaevlerinde-26-insan-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Oct 2008 11:27:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=920</guid>
		<description><![CDATA[İHD&#8217;nin raporuna göre cezaevlerinde ya da tahliyesinden hemen sonra ölenlerin arasında Okkır, Çekin ve Çeber de var. Dernek bu dönemde 2 bin 110 başvuru aldı. 238&#8242;i işkence, 370&#8242;i sağlık, 918&#8242;i disiplin soruşturmalarıyla ilgili.
İnsan Hakları Derneği&#8217;nin (İHD) Ocak-Eylül 2008 arasını kapsayan cezaevleri raporuna göre, bu dönemde derneğe gelen her 10 hak ihlali başvurusundan biri, işkenceyle ilgili. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://asli.turkdatabase.com/wp-content/uploads/2007/06/iskence_siddet_zincir_hapis.jpg" class="alignleft" width="250" height="250" />İHD&#8217;nin raporuna göre cezaevlerinde ya da tahliyesinden hemen sonra ölenlerin arasında Okkır, Çekin ve Çeber de var. Dernek bu dönemde 2 bin 110 başvuru aldı. 238&#8242;i işkence, 370&#8242;i sağlık, 918&#8242;i disiplin soruşturmalarıyla ilgili.</p>
<p>İnsan Hakları Derneği&#8217;nin (İHD) Ocak-Eylül 2008 arasını kapsayan cezaevleri raporuna göre, bu dönemde derneğe gelen her 10 hak ihlali başvurusundan biri, işkenceyle ilgili. Tecrit nedeniyle 46, Kürtçe konuşmanın ve haberleşmenin engellenmesiyle ilgili 171 başvuru var.<span id="more-920"></span></p>
<p>Bu dönemde cezaevinde ya da cezaevinden sağlık nedenleriyle çıkarıldıktan hemen sonra ölen insanların sayısıysa 26. Aralarında Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Kuddusi Okkır, Siirt&#8217;te ölen Ali Çekin de var. Listeye en son eklenen ad, Metris Cezaevi&#8217;nde yapılan işkenceden sonra 10 Ekim&#8217;de hastanede ölen Engin Çeber.<br />
Toplam 2 bin 110 başvuru</p>
<p>Derneğin merkezine ve 29 şubesine, bu dönemde cezaevlerinden gelen hak ihlali başvuru sayısı 2 bin 110. Bunların dağılımı şöyle:</p>
<p>    Cezaevlerinde işkence ve kötü muameleye maruz kalanlar: 238</p>
<p>    Sağlık hakkı ihlali: 370</p>
<p>    Beslenme, ısınma ve fiziki koşullardan doğan ihlaller: 44</p>
<p>    Disiplin soruşturmaları nedeniyle yaşanan ihlaller: 918</p>
<p>    Kürtçe konuşma ve haberleşme önündeki engeller: 171</p>
<p>    Sevk uygulamaları konusunda yaşanan ihlaller: 30</p>
<p>    Keyfi uygulamalar (kitap, mektup vb. Yasaklamalar): 181</p>
<p>    Tecrit (45/1 numaralı genelge ve uygulaması): 46</p>
<p>    Diğer ihlaller: 112</p>
<p>Cezaevlerinde ölen 26 insan</p>
<p>Bu dönemde cezaevlerinde ya da cezaevlerindeki hak ihlalleri nedeniyle ölen 26 kişinin 11&#8242;inin ölüm nedeni sağlık sorunları. Ölenlerin en az altısı 60 yaşının üzerinde. 5 kişinin intihar ettiği iddia edildi.</p>
<p>Hayatını kaybedenlerin tam listesiyse şöyle.</p>
<p>İbrahim Turan (35): 08 Ocak&#8217;ta Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi&#8217;nde diğer mahkumlar tarafından dövülerek öldürüldü.</p>
<p>Hasan Eroğlu (60): 27 Ocak&#8217;ta Sincan 2 No&#8217;lu F Tipi Cezaevi&#8217;nde sağlık sorunları nedeniyle öldü.</p>
<p>N. Nejat Ağırbaş (35): 18 Şubat&#8217;ta Antalya L Tipi Cezaevi&#8217;nde, koğuşunda ölü bulundu.</p>
<p>Taner Çelik: 20 Şubat&#8217;ta İnebolu Cezaevi&#8217;nde kendisini asarak yaşamına son verdiği iddia edildi.</p>
<p>Osman Dönmez: 22 Mart&#8217;ta Tekirdağ F Tipi Cezaevi&#8217;nden kalp krizi nedeniyle kaldırıldığı hastanede öldü.</p>
<p>Hakkı Kaya (28): 27 Mart&#8217;ta Antalya L Tipi Cezaevi&#8217;nde, yatağında ölü bulundu.</p>
<p>Mehmet Hayır (68): 2 Nisan&#8217;da Trabzon Bahçecik Cezaevi&#8217;nde kalp krizi sonucu öldü.</p>
<p>Ahmet Sağlam (78): 25 Haziran&#8217;da Alanya L Tipi Kapalı Cezaevi&#8217;nde kalp krizi nedeniyle yaşamını yitirdi.</p>
<p>Kuddusi Okkır: 6 Temmuz&#8217;da Tekirdağ F Tipi Cezaevi&#8217;nden sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildikten sonra yaşamını yitirdi.</p>
<p>Bülent Gülbay (40): 12 Temmuzda Karaman Ermenek M Tipi Kapalı Cezaevi&#8217;nde öldü. İntihar ettiği iddia edildi.</p>
<p>Mehmet Sevil (49): 18 Temmuz&#8217;da Adana Kürkçüler Cezaevi&#8217;nde akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetti.</p>
<p>Mehmet Ölçüm (44): 19 Temmuz&#8217;da Alanya L Tipi Kapalı Cezaevi&#8217;nde çamaşır ipiyle kendini asarak intihar ettiği iddia edildi.</p>
<p>Aytekin Gümüşbaş (48): 24 Temmuz&#8217;da Muğla E Tipi Cezaevi&#8217;nden rahatsızlanması üzerine kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.</p>
<p>Yılmaz Özdemir (50): 25 Temmuz&#8217;da Fethiye Kapalı Cezaevi&#8217;nden kalp krizi nedeniyle kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.</p>
<p>Alaattin Balamaz (64): 25 Temmuz&#8217;da Adana Kürkçüler Cezaevi&#8217;nde merdivenden düşerek öldüğü iddia edildi.</p>
<p>Ali Çekin (76): 29 Temmuz&#8217;da Siirt E Tipi Kapalı Cezaevi&#8217;nden karaciğer kanseri nedeniyle sevk edildiği hastanede yaşamını yitirdi.</p>
<p>Abdullah Ekinci (24): 02 Ağustos&#8217;ta Tekirdağ 1 No&#8217;lu F Tipi Cezaevi&#8217;nden kaldırıldığı İstanbul Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde intihar ettiği iddia edildi.</p>
<p>Şükrü Ege (44): 04 Ağustos&#8217;ta Kırıklar F Tipi Cezaevi&#8217;nden kalp krizi nedeniyle kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.</p>
<p>Mustafa Leventcanlı (22): 07 Ağustos&#8217;ta Adana Açık Cezaevi&#8217;nde banyoda kendisini hortumla asarak intihar ettiği iddia edildi.</p>
<p>Ahmet Siren: 08 Ağustos&#8217;ta Bingöl M Tipi Cezaevi&#8217;nde diş ağrısı üzerine götürüldüğü sağlık merkezine girerken silahla vurularak öldürüldü.</p>
<p>Abdülaziz Ekinci: 21 Ağustos&#8217;ta Mardin Cezaevi&#8217;nde gardiyanlar tarafından dövülerek öldürüldüğü iddia edildi.</p>
<p>Murat Çömez ve Mecit Akkaya: 01 Ekim&#8217;de Hasdal Askeri Cezaevi&#8217;nde tutuklu bu iki erin koğuşta çıkan yangın sırasında dumandan zehirlenerek öldükleri iddia edildi.</p>
<p>Duran Doğan (62): 02 Ekim&#8217;de Metris Cezaevi&#8217;nde akciğer, kalp ve böbrek yetmezliği hastalıklarından dolayı sürekli tedavi gördüğü sırada hayatını kaybetti.</p>
<p>Hüseyin Şaşmaz: 06 Ekim&#8217;de Gaziantep H Tipi Cezaevi&#8217;nde cezaevi mescidinde iple kendini tavana asarak intihar ettiği iddia edildi.<br />
Engin Ceber: 10 Ekim&#8217;de Metris Cezaevi&#8217;nde gördüğü işkence sonrası kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.</p>
<p>BİA Haber Merkezi &#8211; Ankara<br />
22 Ekim 2008, Çarşamba<br />
Tolga KORKUT</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/920/bu-yil-cezaevlerinde-26-insan-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biri polise orantı dersi versin!</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/860/biri-polise-oranti-dersi-versin/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/860/biri-polise-oranti-dersi-versin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Oct 2008 09:49:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=860</guid>
		<description><![CDATA[Taksim’de AKP’yi protesto etmek isteyen öğrencilere polisten sert müdahale. Polis silah da çekerek müdahale ettiği öğrencilerden 8’ini gözaltına alındı. Samsun Ondokuzmayıs Üniversitesi&#8217;nde de Cumhurbaşkanı Gül&#8217;ü protesto etmek isteyen 41 öğrenci gözaltına alındı

İstanbul Taksim’de AKP karşıtı gösteri yapan üniversite öğrencilerine polisin müdahalesi çok sert oldu. Öğrenciler ilk olarak Taksim Cumhuriyet Anıtı çevresinde pankart açıp slogan atmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Taksim’de AKP’yi protesto etmek isteyen öğrencilere polisten sert müdahale. Polis silah da çekerek müdahale ettiği öğrencilerden 8’ini gözaltına alındı. Samsun Ondokuzmayıs Üniversitesi&#8217;nde de Cumhurbaşkanı Gül&#8217;ü protesto etmek isteyen 41 öğrenci gözaltına alındı</p>
<p><img alt="" src="http://i.radikal.com.tr/644x385/2008/10/24/fft5_mf62420.Jpeg" class="aligncenter" width="450" height="300" /></p>
<p>İstanbul Taksim’de AKP karşıtı gösteri yapan üniversite öğrencilerine polisin müdahalesi çok sert oldu. Öğrenciler ilk olarak Taksim Cumhuriyet Anıtı çevresinde pankart açıp slogan atmak istediler. Polis öğrencilere müdahale etti. Bu sırada Otobüs durakları yönünde yine bir öğrenci grubu belirdi. Bu grup da AKP karşıtı pankart açıp slogan attılar. Öğrenciler durağın üstüne çıkınca polisle bu grup arasında da arbede yaşandı.<span id="more-860"></span></p>
<p>Burada arbede sürerken AKM yönünden başka bir öğrenci grubu daha yürüyüşe geçti. Polis bu grubu da müdahale etti. Toplam sekiz öğrenci gözaltına alındı.</p>
<p><strong>SAMSUN&#8217;DA GÜL&#8217;ÜPROTESTOYA HAZIRLANAN 41 ÜNİVERSİTELİ GÖZALTINDA</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Abdullah Gül&#8217;ün de katılacağı Samsun Ondokuzmayıs Üniversitesi&#8217;nin 2008- 2009 Yeni Akademik Yılı&#8217;nın saat 14.00&#8242;teki açılış töreninden 2 saat önce, protesto gösterisi yapmak isteyen üniversitelileri, güvenlik güçleri dağılmaları konusunda uyardı. İlahiyat Fakültesi önünde toplanarak, törenin yapılacağı Kurupelit Kampusü&#8217;ndeki Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi&#8217;ne yürümekte ısrar eden öğrenciler tüm ikazlara karşın dağılmadı. &#8216;AKP&#8217;yi istemiyoruz&#8217; yazılı dövizler taşıyan öğrencilere güvenlik güçleri müdahale etti. Gözaltına alınan 10&#8242;u kız, toplam 41 öğrenci İl Emniyet Müdürlüğü&#8217;ne götürüldü. Öğrencilerin sorgularının devam ettiği öğrenildi.</p>
<p>Radikal</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/860/biri-polise-oranti-dersi-versin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir topluiğneyi bile tutanakla teslim alan ‘devlet’, cezaevinde beyin kanaması sonucu ölen Mustafa Kükçe’yi ‘kayıtdışı olarak’ gözaltına almış!</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/858/bir-topluigneyi-bile-tutanakla-teslim-alan-%e2%80%98devlet%e2%80%99-cezaevinde-beyin-kanamasi-sonucu-olen-mustafa-kukce%e2%80%99yi-%e2%80%98kayitdisi-olarak%e2%80%99-gozaltina-almis/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/858/bir-topluigneyi-bile-tutanakla-teslim-alan-%e2%80%98devlet%e2%80%99-cezaevinde-beyin-kanamasi-sonucu-olen-mustafa-kukce%e2%80%99yi-%e2%80%98kayitdisi-olarak%e2%80%99-gozaltina-almis/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Oct 2008 09:41:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=858</guid>
		<description><![CDATA[Bir topluiğneyi bile tutanakla teslim alan ‘devlet’in, cezaevinde beyin kanaması sonucu ölen Mustafa Kükçe’yi ‘kayıtdışı olarak’ gözaltına aldığı ortaya çıktı. Kükçe’nin kayıtdışı ölümüyle ilgili rapor da 10 ayda gelebildi.

Ümraniye’de hırsızlık gerekçesiyle gözaltına alınan ve iki gün sonra konulduğu Ümraniye Cezaevi’nde ölen Mustafa Kükçe’yle ilgili 10 aydır beklenen Adli Tıp Raporu nihayet tamamlandı.
Rapora göre; Ümraniye Emniyet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir topluiğneyi bile tutanakla teslim alan ‘devlet’in, cezaevinde beyin kanaması sonucu ölen Mustafa Kükçe’yi ‘kayıtdışı olarak’ gözaltına aldığı ortaya çıktı. Kükçe’nin kayıtdışı ölümüyle ilgili rapor da 10 ayda gelebildi.</p>
<p><img alt="" src="http://i.radikal.com.tr/358x268/2008/10/25/fft1_mf62559.Jpeg" class="aligncenter" width="358" height="268" /></p>
<p>Ümraniye’de hırsızlık gerekçesiyle gözaltına alınan ve iki gün sonra konulduğu Ümraniye Cezaevi’nde ölen Mustafa Kükçe’yle ilgili 10 aydır beklenen Adli Tıp Raporu nihayet tamamlandı.<br />
Rapora göre; Ümraniye Emniyet Müdürülüğü tarafından bir gün gözetim süresi alınan, iki ayrı karakola götürülen, dört hastane raporu bulunan Kükçe’yle ilgili hiçbir gözaltı işlemi yapılmadı! Nezarethanedeki kamera kayıtlarını isteyen savcılığa da bildik bir gerekçe gösterildi: Kamera sistemi arızalı olduğundan kamera kayıtları yapılamadı.” Raporda, Kükçe’nin beyin kanamasından öldüğü, bunun ölümden 2-5 gün önce meydana geldiği belirtilerek, ‘korsan gözaltı’ süreci işaret edildi.<span id="more-858"></span></p>
<p><strong>İşte yanıt</strong><br />
Ümraniye Başsavcılığı’nın, Kükçe’nin ölümünün belirlenmesi için 12 Aralık 2007’de Adli Tıp Kurumu’na gönderdiği yazıya 10 ay sonra yanıt geldi.<br />
Eski Ümraniye Emniyet Müdürü Necmettin Pek, nezarethane görevlisi Ahmet Yurdagüven, Ümraniye Cezaevi baş memurlarından Binali Karadağ ve cezaevi sağlık memuru Erdinç Çolak’ın da ifadelerinin yer verildiği Adli Tıp Kurumu raporuna göre, iki çocuk babası, 24 yaşındaki Mustafa Kükçe’nin son iki günü şöyle geçti: Ümraniye İlçe Emniyet Müdürü Necmettin Pek’in yazısına göre Kükçe, 14 Haziran 2007’de saat 05.30’da bir araçla hareket halindeyken durdurulmak istendi. Araç ‘Dur’ ihtarına uymayınca yakalandı. Araçta, çeşitli marka ve ebatlarda stepne ve oto lastiği ele geçirildi. Kükçe, Ümraniye Devlet Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçirilip Ümraniye Şehit Sevgican Polis Merkezi’ne teslim edildi. Bu raporda göde darp ve cebir izine rastlanılmıyordu. Aynı gün savcıdan bir gün gözetim izni alındı. Çakmak Polis Karakolu’nda gelen çalıntı stepne ihbarı üzerine saat 21.00’de sağlık raporu alınıp bu karakola götürüldü. Yine Ümraniye Devlet Hastanesi’nden verilen rapora göre de darp ve cebir görülmüyordu. Ertesi gün nedense saat 13.20’de yine Ümraniye Devlet Hastanesi’ne götürülüp bir rapor daha alındı. Bu rapor da temiz çıktı.<br />
İfadesi alınmak istenen Kükçe, susma hakkını kullanınca savcıya haber verildi. Savcının, mevcutlu getirilmesini istediği Kükçe, çıkış raporu için saat 16.40’ta Ümraniye Devlet Hastanesi’ne götürüldü. Bu Kükçe’nin iki günde dördüncü raporuydu. Pek’in yazısına göre Kükçe, “Hastane girişinde ekip otosundan inmek istememiş ve zorluk çıkarmış ancak şahıs zorla ve ikna edilmek suretiyle saat 16.50 sıralarında doktor muayenesine çıkarılmıştı.”<br />
Tutanak tutulurken, Kükçe’nin muayenesinde, vücudunun muhtelif yerlerinde morluk ve ödem (şişlik) bulgularına rastlanıldı.<br />
Ancak bir çelişki vardı: Pek’in “Gözetim izni aldık” dediği Kükçe’yle ilgili Polis Merkez Amirliği nezarethanesi görevlilerinden Ahmet Yurdagüven’in 18 Haziran’da verdiği rapora göre, gözaltı kayıtlarında hiçbir bilgi yoktu. Kayıtlara göre 14 Haziran’da iki kişi gözaltına alınmıştı. Bu iki isim arasında Kükçe geçmiyordu. Ertesi gün içinse gözaltı işlemi yapılmamıştı. Kükçe’ye ‘kayıtdışı gözaltı’ işlemi uygulandığını ortaya koyan yazıda, “Nezarethanenin kamera kayıtlarını gönderin” talebine de tanıdık bir yanıt verildi “Nezarethanede bulunan kamera sistemleri arızalı olduğundan kamera kayıtları yapılmamaktadır.”<br />
Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu Raporu’na göre Kükçe, Ümraniye Devlet Hastanesi’ne 14 Haziran ve 15 Haziran’da ikişer kez kontrole getirildi. Savcılığa çıkarılmadan önce saat 16.50’deki son kontrolünde, “Sırtında dört santimetre eninde, 15 santimetre boyunda hiperemi (kızarıklık), boyun sol tarafından 4&#215;2 santimetre boyutlarında ekimoz (morluk) alanı, ensede 1/3 santimetrelik hiperemi (kızarıklık) alanı, kollarda multipl skar izleri olduğu&#8230;” belirlenmişti. Raporun sonuç bölümünde, Kükçe’nin vücudundaki travmatik izlerin kötü muamele sonucu oluşmuş olabilecekleri gibi, düşme, çarpma sonucunda da meydana gelebilecekleri, kesin oluşun mekanizmalarının tıbben belirlenemeyeceği belirtildi. Ölümün beyin kanaması ve beyin doku harabiyetinden meydana geldiği vurgulanırken, “Daha ziyade yüksekten düşmekle uyumlu olduğu” ifade edilldi. Raporda, Kükçe’nin beyin kanamasının ölümden 2-5 gün öncemeydana gelmiş olabileceği belirtildi.<br />
Kükçe Ailesi’nin avukatı Eren Keskin, Kükçe’nin gözaltına alınması ilişkin bilinçli biçimde kayıt tutulmadığını savunarak, şunları söyledi: “Bence bu çocuğu alırken bir yerden attılar. Durumu kötü, ölür diye kaydetmemiş olabilirler. Çünkü Adli Tıp raporuna göre işkence, 2-5 gün dönemini kapsıyor. Gözaltına alınmadı denemez. ‘Unuttuk, kaydetmedik’ diyeceklerdir. Gözaltında kaybedilen insanları yıllarca ‘Gözaltına almadık’ diye açıkladılar. Bu bir devletin politikasıydı.” Festus Okey’in Beyoğlu Karakolu’nda polis kurşunuyla öldürülmesi sonrası nezarethanedeki kamera kayıtlarını isteyen savcılığa da “Kamera sisteminin kaydetme özelliği yok” denilmişti. Gözaltında polis tarafından dövülerek öldürülen Evrensel gazetesi muhabiri Metini Göktepe’yle ilgili de başlangıçta, “Gözaltı listesinde adı yok” denilmiş, daha sonra cinayet kabul edilmişti.</p>
<p>Radikal</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/858/bir-topluigneyi-bile-tutanakla-teslim-alan-%e2%80%98devlet%e2%80%99-cezaevinde-beyin-kanamasi-sonucu-olen-mustafa-kukce%e2%80%99yi-%e2%80%98kayitdisi-olarak%e2%80%99-gozaltina-almis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gardiyan Metris’teki işkenceyi anlattı</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/853/gardiyan-metris%e2%80%99teki-iskenceyi-anlatti/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/853/gardiyan-metris%e2%80%99teki-iskenceyi-anlatti/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2008 10:23:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=853</guid>
		<description><![CDATA[Engin Çeber’e Metris’te nasıl işkence yapıldığını bir başgardiyan ayrıntılarıyla anlattı. Revir görevlileri de muayene defterindeki Çeber’le ilgili bölümün sonradan doldurulduğunu söyledi.
Engin Çeber’in ölümden önce Metris Cezaevi’nde gördüğü işkenceyi bir başgardiyan ayrıntılarıyla anlattı. Dört revir görevlisinin ifadesiyle cezaevi muayene defterininin Çeber’le ilgili bölümünün sonradan doldurulduğu da ortaya çıktı.
Çeber’in Metris Cezaevi’nde kalıcı koğuşta birlikte kaldığı mahkumların ardından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Engin Çeber’e Metris’te nasıl işkence yapıldığını bir başgardiyan ayrıntılarıyla anlattı. Revir görevlileri de muayene defterindeki Çeber’le ilgili bölümün sonradan doldurulduğunu söyledi.</p>
<p>Engin Çeber’in ölümden önce Metris Cezaevi’nde gördüğü işkenceyi bir başgardiyan ayrıntılarıyla anlattı. Dört revir görevlisinin ifadesiyle cezaevi muayene defterininin Çeber’le ilgili bölümünün sonradan doldurulduğu da ortaya çıktı.<br />
Çeber’in Metris Cezaevi’nde kalıcı koğuşta birlikte kaldığı mahkumların ardından başgardiyan Y.A. da 6 &#8211; 7 Ekim tarihlerinde Çeber’e meslektaşları tarafından uygulanan işkenceyi ayrıntılarıyla anlattı. 6 Ekim’de sabah sayımında Ceber’in kaldığı B-8 koğuşundan yüksek sesle konuşmalar geldiğini belirten Y.A şunları söyledi: “Gürültüler üzerine ben, N.K ve S. G., koguşa girdik.<span id="more-853"></span> Çeber diz çökmüştü. Başında sayım memuru C.K., M.P., M.Ş. ve H.K. vardı. O an görevlilerin Çeber’e herhangi bir fiziki müdahalesi yoktu. N. K Çeber’in yanına kadar gitmişti. Bir eliyle Çeber’i kaldırmaya çalışırken suratına tokatla vurdu. Uzaklaştırmasam vurmaya devam edecekti.<br />
Ertesi gün yine koğuşa geldik. Koğuş kapısının dışındaydım. İçerde ‘kalkacaksın kalkmayacaksın’ sesleri yükseldi. ‘Durun, tutanak tutun idareye verin diye bağırdım. Koğuşta S.A., N.K., S.E. ve ben kaldım. Çeber, bahçe kapısına yakın kısımda plastik sandalyeye oturmuştu. S.A. bir eliyle Çeber’in kolundan tuttu, diğer eliyle kafasının üst kısmına, N.A. da yüzüne vurmaya başladı. ‘Durun’ dedim. N.K. koğuş dışına çıktı. S.A. ve S.E. vurmaya devam ediyordu. S.E., Çeber’i sürükleyerek koğuş bahçesine çıkarırken, vurdu. Bahçeye çıkınca Çeber yerde yatarken S.E. onu tuttu, tekme salladı. Koğuştan ayrıldıktan 3-5 dakika sonra ‘hasta var’ dediler. İçeri girdiğimizde Çeber yerdeydi. Başını ve ayaklarını tutanlar vardı. Ellerini yumruk yapmış, kolları vücudunu sıkar haldeydi.”<br />
Revirdeki nöbetçi anlatıyor<br />
Dört revir görevlisinin verdiği ifadeler de önemli bir gerçeği ortaya çıkardı. Çeber ve arkadaşlarının kayıtlarının yapıldığı muayene defteri iki farklı renkte kalemle doldurulmuştu. Revir görevlilerinin anlatımlarına göre, kayıtlardan sonra doktor olmadığı için karşısı boş kalmıştı. Bu durumda kayıt defterinin nasıl doldurulduğu şüphesi uyandı. Kamera kayıtlarında da doktorun yerinde olmadığı anlaşılmış ve doktor açığa alınmıştı. Çeber’in cezaevine getirildiği 29 Eylül tarihinde sabah 08:00 ile 20:30 arasında, 30 Eylül’de de 20:30- 08:00 saatlerinde görevli olan Ö.G. ifadesinde şöyle dedi: “Nöbetimde yeni gelen tutukluları deftere kayıt ettim. Her ikisinde de nöbetçi doktoru görmedim. Kaydını yaptığım kişilerle ilgili bilgim sorulmadı. Kaydı yapılanların muayene edildiğine de tanık olmadım. Muayene defterinde tutuklu hükümlülere ait bölümlerinin kim tarafından ve ne şekilde doldurulduğunu bilmiyorum.”<br />
Başka bir görevli O.K ise muayene defterine Çeber ile ilgili bulguların farklı renkli kalemle yazıldığını anlattı: “Hastanın adı ve soyadı bölümü ve tarih kısmını biz doldururuz. Diğer üç sütunu da muayene esnasında doktor doldurur. Biz söz konusu kayıtları 30 Eylül’ün ilk saatlerinde yazdık. (Belgenin gösterilmesi üzerine) Bu kayıtların karşısının doktor Y.S tarafından doldurulmuş ve imzalanmış olduğunu gördüm. Ancak belirttiğim tarihteki kayıt ettiğim şahısların doktor tarafından muayene edilip edilmediğini ilgili bölümün ne zaman ve ne şekilde doldurulduğunu bilmiyorum. Fikir yürütemiyorum.” </p>
<p>UMAY AKTAŞ SALMAN<br />
Radikal</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/853/gardiyan-metris%e2%80%99teki-iskenceyi-anlatti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vicdani Ret Hakkını Tanıtan Birgün&#8217;den İki Gazeteciye Beraat</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/851/vicdani-ret-hakkini-tanitan-birgunden-iki-gazeteciye-beraat/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/851/vicdani-ret-hakkini-tanitan-birgunden-iki-gazeteciye-beraat/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2008 10:21:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=851</guid>
		<description><![CDATA[Vicdani retçi Bolot&#8217;la yaptıkları 30 Ekim 2005&#8242;te yaptıkları söyleşi nedeniyle üçer yıl hapisle yargılanan Birgün gazetesinden Gençay ve Çeşmecioğlu beraat etti. Aynı nedenle süren birçok dava var. İlk kez 1989&#8242;da Sokak dergisine dava açılmıştı.
icdani retçi Erkan Bolot&#8217;la yapılan ve 30 Ekim 2005&#8242;te yayımlanan &#8220;Savaşların İnsan Kaynağını Kurutalım&#8221; başlıklı söyleşi nedeniyle yargılanan Birgün gazetesi Pazar Eki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vicdani retçi Bolot&#8217;la yaptıkları 30 Ekim 2005&#8242;te yaptıkları söyleşi nedeniyle üçer yıl hapisle yargılanan Birgün gazetesinden Gençay ve Çeşmecioğlu beraat etti. Aynı nedenle süren birçok dava var. İlk kez 1989&#8242;da Sokak dergisine dava açılmıştı.</p>
<p>icdani retçi Erkan Bolot&#8217;la yapılan ve 30 Ekim 2005&#8242;te yayımlanan &#8220;Savaşların İnsan Kaynağını Kurutalım&#8221; başlıklı söyleşi nedeniyle yargılanan Birgün gazetesi Pazar Eki eski editörü Gökhan Gençay ile sorumlu müdürü İbrahim Çeşmecioğlu beraat ettiler.</p>
<p>Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi, röportaj nedeniyle &#8220;basın yoluyla halkı askerlikten soğuttuğu&#8221; iddiasıyla ve Ceza Yasası&#8217;nın (TCK) 318. maddesi uyarınca yargıladığı Gençay ve Çeşmecioğlu&#8217;nun suç kastiyle hareket ettiklerine dair yeterli kanıt bulunmadığına hükmetti.<span id="more-851"></span></p>
<p><strong>Mağden, Özbakış ve Yetişgen de sanık</strong><br />
Dün (23 Ekim) gerçekleşen karar duruşmasına tutuksuz olarak yargılanan iki sanık katılmadı. Gazetecilere, Birgün gazetesinin 30 Ekim 2005 tarihli Pazar Eki&#8217;nde yayımlanan röportajda vicdani reddin kurumlar üzerindeki etkilerini irdelenmesine yol açtıkları gerekçesiyle dava açılmıştı.</p>
<p>Yeni Aktüel dergisine yazdığı &#8220;Vicdani Red Bir İnsanlık Hakkıdır&#8221; yazısından sanık olup 27 Temmuz 2006&#8242;da beraat eden gazeteci Perihan Mağden&#8217;e, Radikal gazetesinde yayımlanan &#8220;Şimdi Vicdani Ret&#8221; başlıklı yazısından bir dava daha açılmıştı.</p>
<p>Vicdani retle ilgili haber ve röportajları nedeniyle Ülkede Özgür Gündem gazetesi muhabiri Birgül Özbarış toplam 21 yıl hapsi istemiyle yargılanıyor.</p>
<p>Gaziantep 2. Asliye Ceza Mahkemesi Savcısı Mahmut Yalçın Arı, 9 Mayıs&#8217;ta görülmeye başlayan yargılamada, &#8220;Çoban Ateşi&#8221; gazetesi sahibi Yasin Yetişgen&#8217;in &#8220;halkı askerlik soğutma&#8221; iddialarından cezalandırılmasını istedi. &#8220;Anne beni askere yollama&#8221; başlıklı makale nedeniyle mahkumiyeti istenen Yetişgen&#8217;e yöneltilen diğer bir suçlama da 5816 sayılı Atatürk Aleyhinde İşlenen Suçlara İlşkin Kanun&#8217;a muhalefet etmek.</p>
<p><strong>İlk dava 1989&#8242;da Sokak dergisine</strong><br />
Türkiye&#8217;de vicdani redde dayalı kanaatin ilk yasaklanması 1989&#8242;a dayanıyor. O yıl, &#8220;Sokak&#8221; dergisinin yazı işleri müdürü Tuğrul Eryılmaz, vicdani retlerini ilan eden Tayfun Gönül ve Vedat Zencir&#8217;le birlikte &#8220;halkı askerlikten soğutmak&#8221; iddiasıyla yargılanmış, verilen ceza ertelenmişti.</p>
<p>Açıklamaların dergide yayımlanmasından bir süre sonra konuyu sayfalarına taşıyan &#8220;Güneş&#8221; gazetesine de aynı iddiayla kovuşturma açılmıştı.</p>
<p><strong>Yasa ne diyor?</strong><br />
318. maddeye göre, &#8220;(1) Halkı, askerlik hizmetinden soğutacak etkinlikte teşvik veya telkinde bulunanlara veya propaganda yapanlara altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Fiil, basın ve yayın yolu ile işlenirse ceza yarısı oranında artırılır.&#8221; (EÖ/EÜ) </p>
<p>BİA Haber Merkezi &#8211; İstanbul</p>
<p>24 Ekim 2008, Cuma</p>
<p>Erol ÖNDEROĞLU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/851/vicdani-ret-hakkini-tanitan-birgunden-iki-gazeteciye-beraat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Poster fotoğraf&#8217;ta polis suçsuz!</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/848/poster-fotografta-polis-sucsuz/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/848/poster-fotografta-polis-sucsuz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2008 08:29:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=848</guid>
		<description><![CDATA[Hrant Dink cinayeti tetikçisi Ogün Samast&#8217;ın Samsun Emniyeti&#8217;nde çektirdiği &#8216;poster fotoğraf&#8217; nedeniyle yargılanan polis Metin Balta beraat etti.
Gazeteci Hrant Dink’in katil zanlısı olarak tutuklanan Ogün Samast’ın Samsun Emniyet Müdürlüğü&#8217;nde çekilen görüntüleriyle ilgili açılan davada yargılanan şube müdürü ile bir komiser beraat etti.
Samsun 4. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmaya sanıklar, dönemin Samsun Terörle Mücadele Şube Müdür Vekili [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hrant Dink cinayeti tetikçisi Ogün Samast&#8217;ın Samsun Emniyeti&#8217;nde çektirdiği &#8216;poster fotoğraf&#8217; nedeniyle yargılanan polis Metin Balta beraat etti.</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 460px"><img alt="Samast Samsun Emniyetinde kahraman gibi karşılanmıştı." src="http://i.radikal.com.tr/644x385/2008/10/22/fft5_mf61705.Jpeg" width="450" height="360" /><p class="wp-caption-text">Samast Samsun Emniyeti&#39;nde kahraman gibi karşılanmıştı.</p></div>
<p>Gazeteci Hrant Dink’in katil zanlısı olarak tutuklanan Ogün Samast’ın Samsun Emniyet Müdürlüğü&#8217;nde çekilen görüntüleriyle ilgili açılan davada yargılanan şube müdürü ile bir komiser beraat etti.</p>
<p>Samsun 4. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmaya sanıklar, dönemin Samsun Terörle Mücadele Şube Müdür Vekili Metin Balta ile Komiser İbrahim Fırat katılmazken, sanıkların avukatı duruşmada hazır bulundu. Savunma avukatı Ahmet Çavuş, müvekkillerinin suçsuz olduklarını savunarak, beraatlerini talep etti.<span id="more-848"></span> Çavuş, savunmasında, olayla ilgili bazı görevliler hakkında takipsizlik kararı verildiğini, bu kararın kesinleştiğini, bu konuda müvekkillerinin de bir suçu bulunmadığını söyledi. Diğer sanık İbrahim Fırat’ın da bilgisayara kaydedilen görüntüleri sildiğini daha önce beyan ettiğini hatırlatan avukat Çavuş, söz konusu görüntüleri sanığın verdiğinin ispat edilmediğini söyledi. Daha sonra kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanıklardan Metin Balta hakkında &#8220;görevi kötüye kullanmak suretiyle görev ihmal suçundan&#8221; kamu davası açıldığını belirterek, &#8220;atılı suçu işlemediğinin sabit olması&#8221; sebebiyle sanığın beraatine karar verdi.İbrahim Fırat hakkında da &#8220;gizliliğin ihlali&#8221; suçundan dava açıldığını kaydeden heyet, &#8220;Sanığın atılı suçu işlediği konusunda mahkumiyetine yetecek derecede kesin, inandırıcı, şüpheden uzak delil elde edilemediği&#8221; gerekçesiyle sanığı suçsuz buldu.</p>
<p><strong>-İDDİANAME-</strong><br />
Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, olay tarihinde Samsun Terörle Mücadele Şube Müdürvekili olan Metin Balta’nın &#8220;Ogün Samast’ın eyleminden dolayı sempati duyma görüntülerinin oluşmasına, kamu görevi ile bağdaşmayacak şekilde söz ile davranışların gelişmesine ve şubenin çay ocağında kargaşa yaşanmasına engel olmayarak görevini ihmal ettiği&#8221; ileri sürülmüştü. İddianamede, olay tarihinde aynı birimde komiser olan İbrahim Fırat’ın da Ogün Samast’a ait her iki yanında polis ve jandarma görevlilerinin olduğu fotoğrafların basında yer almasına sebebiyet verdiği ve soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği kaydedilmişti.</p>
<p>Balta’nın &#8220;ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma&#8221; suçundan 6 ay ile 2 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Fırat’ın da &#8220;soruşturmanın gizliliğini ihlal ederek zanlıya ait fotoğrafların görsel ve yazılı basında yer almasına sebebiyet verme&#8221; suçundan 1 ile 5 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması talep ediliyordu. (aa)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/848/poster-fotografta-polis-sucsuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

