<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HiAxySheytan &#187; Ece Temelkuran</title>
	<atom:link href="http://hiaxysheytan.com/tag/ece-temelkuran/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hiaxysheytan.com</link>
	<description>Her boka maydanoz blog sitesi!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Aug 2010 11:52:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Türkiyede çocuk olmak =işkence-zulüm-hapis-adaletsizlik-vicdansızlık</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/1058/turkiyede-cocuk-olmak-iskence-zulum-hapis-adaletsizlik-vicdansizlik/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/1058/turkiyede-cocuk-olmak-iskence-zulum-hapis-adaletsizlik-vicdansizlik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2009 20:04:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[Lorem Ipsum]]></category>
		<category><![CDATA[Ece Temelkuran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=1058</guid>
		<description><![CDATA[Davalarla ilgili gizlilik kararı alındığı için duruşmada olup bitenleri yazamayacağım. Ama, eylemlerde taş attıkları için 1 yıl 3 aydır Güneydoğu illerinde cezaevlerinde kalan çocukların yüzlerini size anlatmak zorundayım. 
Sıra sıra giriyorlar duruşma salonuna. Hepsi esmer, hepsi buranın çocukları. Cizre’de arkadaşları Yahya Menekşe panzer altında ezilerek 15 yaşında öldürüldüğünde kitlesel cenazeye katıldılar. Bu yüzden buradalar. İçeri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Davalarla ilgili gizlilik kararı alındığı için duruşmada olup bitenleri yazamayacağım. Ama, eylemlerde taş attıkları için 1 yıl 3 aydır Güneydoğu illerinde cezaevlerinde kalan çocukların yüzlerini size anlatmak zorundayım. </p>
<p>Sıra sıra giriyorlar duruşma salonuna. Hepsi esmer, hepsi buranın çocukları. Cizre’de arkadaşları Yahya Menekşe panzer altında ezilerek 15 yaşında öldürüldüğünde kitlesel cenazeye katıldılar. Bu yüzden buradalar. İçeri girer girmez, saçlarını düzeltiyor hepsi. Tutuklu gibi değil, bayram çocuğu gibi arıyor annelerini gözleri. Tam o sırada çocuklar. </p>
<p>Sırtlarını analarına, yüzlerini hâkime dönüyorlar, o anda işte aniden kocaman adam oluyor yüzleri.<br />
Hâkim konuşmaya başlayınca gerilip, yeniden çocuk olup, açık kalıyor ağızları. Adları söylenirken birinin yumruk gibi kalıyor boğazında gırtlağı. Ötekini görüyorum, boynunda bir damar atıyor sek sek. Ortadoğu’nun çocukları bunlar, korktuklarını belli etmiyor hiçbiri. Sonra zabıt tutulurken yeniden kaşları çatık erkek olmaya çalışıyor alınları. <span id="more-1058"></span></p>
<p>Ama tahliye lafı geçince, aniden&#8230; Çok sevinmemeye çalışırken bir çocukla bir erkek arasına sıkışıp kalıyor yanakları. Birbirlerine baksalar gülecekler sevinçten, ama şimdi onlar birer yeni ‘siyasi abi’ olarak biraz ağırdan almak mecburiyetindeler.<br />
Birinci duruşma, ikinci duruşma ve üçüncüsüne sıra geldiğinde, iki oğlan çocuğunun arkasında bir de pembe yanaklı bir kız çıkıyor ortaya. Kızlarla oğlanları ayırıyorlar, aralarına bir de jandarma.<br />
Kız çocuğuyla göz göze geliyoruz gülüyor. İnsan gördüğüne gülüyor, o anda cezaevinde olmadığına gülüyor, göğsü sarsılıyor umuttan, görünüyor. 13 çocuk bugün Diyarbakır Asliye Ceza Mahkemesi’nden tutuksuz yargılanmak üzere tahliye ediliyor. Avukat cüppemin kollarını sıvayıp başlıyorum böylece bu yazıyı yazmaya. </p>
<p><strong>İlk duruşmada 13 tahliye </strong></p>
<p>Avukatım ben aslında. Bilen var, bilmeyen var. Hiç de yapmadım mesleği. Bu, benim ilk cüppe giyişim. Adım ilk kez okundu mahkeme salonunda. Avukat Ece Temelkuran! Böylece avukatlık cüppemi ilk kez ben Diyarbakırlı çocuklar için giydim&#8230; “İlk cüppe giyişimde 13 tahliye aldım” diye de Diyarbakır Barosu’ndan meslektaşlarımla gülüştüm. Biz gülüşürken ağızlarını tülbentle kapatarak konuşan, beyaz başörtülü kadınlar ve esmer adamlar bekliyordu Diyarbakır Asliye Ceza Mahkemesi’nin koridorunda. Çocuklarını tarihin çarkları arasından çekip çıkarmaya gelmişlerdi. Birkaçı çarktan düşüyor ama sonra devridaim sürüyor ve resmen çocuk olmalarına rağmen hâlâ içeride bulunan 200’ü aşkın çocuk o çarkla ezilip duruyordu.<br />
Bu çocuklar TCK’nın şu maddesiyle yargılanıyorlar: </p>
<p>220/6: Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca (!) örgüte üye olmak suçundan da yargılanır.<br />
Hem üye olmayacaklar hem de üye olarak yargılanacaklar! Bu da yetmez gibi, Yargıtay Ceza Kurulu’nun “Eğer örgütün o gün için eylem çağrısı varsa o gün eylem yapan herkes örgüt adına suç işlemiş sayılacak” şeklindeki içtihadı. </p>
<p>Böylece taş atan çocuk PKK adına suç işlemiş sayılacak ve ayrıca (!) polise mukavemet, örgüt propagandası yapmak, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’nı çiğnemek suçlarından da yargılanacak.<br />
Böylece bir kez taş attı diye, asla büyükler gibi yargılanmaması gereken çocukların hayatı kararacak. Kararıyor da. </p>
<p><strong>‘Taş devri bitti!’ </strong></p>
<p>Koridorda birkaç gün önce tahliye olan D. ile konuşuyorum. Gözleri kıvırcık bir çocuk. Boylu. Taş atmaktan girmişti içeri. 16 yaşında. Beş ay kaldı ‘tarafsız koğuşta’. Tarafsız koğuş?<br />
“Devlete göre tarafsız koğuş. Yani siyasi koğuş değil. Ama tarafsız diye bir şey yok tabii. Biz biliyoruz artık neyi ne için yaptığımızı.”<br />
İçeride geçtiği siyasi eğitim sayesinde mağrur: </p>
<p>“İçeri girenlerden bazıları hiçbir şey bilmiyordu başlangıçta. PeKaKa diyorlardı mesela. Ama şimdi hepsi her şeyi biliyor. PeKeKe diyorlar, gerilla da diyorlar, her şeyi diyorlar artık.”<br />
Neler yapılıyordu içeride?<br />
“Son bir haftadır kendimizi geliştirmiştik. Roman okuyorduk sabahları. İdeolojik yasak zaten. Abiler verdi ideolojik kitap ama o da bize ağır geldi. ‘Kentin Öteki Yüzü’ programını dinlerdik radyoda. Siyasi koğuştan arkadaşların mektupları okunurdu. TRT Şeş vardı ama izlemiyorduk. Devlet bari Kürtçe ile kazanmasın diye.”<br />
Şimdi ne yapacak? “Parti görmüşler abilere söz verdim. Kendimi geliştireceğim. Okul, kitap&#8230; Hep bunlar.” Sonra dönüp gülüyor: “Taş devri bitti!” </p>
<p>Ece Temelkuran(Milliyet)<br />
http://www.khaos.info/blogs/maviagac/135-turkiyede-cocuk-olmak-%3Diskence-zulum-hapis.html</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/1058/turkiyede-cocuk-olmak-iskence-zulum-hapis-adaletsizlik-vicdansizlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seçim ve &#8221;bizim&#8221; Çocuklar</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/1049/secim-ve-bizim-cocuklar/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/1049/secim-ve-bizim-cocuklar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2009 08:33:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[Lorem Ipsum]]></category>
		<category><![CDATA[Ece Temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[seÃ§im]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=1049</guid>
		<description><![CDATA[Seçim gününden beri siniri bozuk taksi şoförleri bana denk geliyor.
Dünkü en fenasıydı. Kırmızı ışıkta geçen arabaları gösterip aniden, hakikaten aniden, bağırdı:
“Müstehak bunlara! Bu hükümet bunlara müstehak!”
Sonra toplam 10 dakikalık bir yolda saydım- 17 kere ‘müstehak’ kelimesini kullandı ve ana fikir hep aynıydı:
“Bu halka bu hükümet müstehak!”
Ve şöyle devam etti:
“Ben zaten seçimin ertesi sabahı yazacaktım arabaya. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Seçim gününden beri siniri bozuk taksi şoförleri bana denk geliyor.<br />
Dünkü en fenasıydı. Kırmızı ışıkta geçen arabaları gösterip aniden, hakikaten aniden, bağırdı:<br />
“Müstehak bunlara! Bu hükümet bunlara müstehak!”<br />
Sonra toplam 10 dakikalık bir yolda saydım- 17 kere ‘müstehak’ kelimesini kullandı ve ana fikir hep aynıydı:<br />
“Bu halka bu hükümet müstehak!”<br />
Ve şöyle devam etti:<br />
“Ben zaten seçimin ertesi sabahı yazacaktım arabaya. Tam ön cama kocaman: Müstehak! Ama bunlar bundan da anlamaz!”</p>
<p>Şoför serisi<br />
Böyle bir seçimlerden asabı bozulmuş taksi şoförü serisi tutturdum gidiyorum. Kahramanlarımızdan ikincisine gelince&#8230; Bebek sahilinde bulduk birbirimizi. Gençten, gözlüklü bir beyefendi.<span id="more-1049"></span> Önce normal başladı seçim yorumları:<br />
“Allah kahretsin! Lanet olsun! Tüüüh!”<br />
Bu minvalde giderken aniden analiz yan yoluna sapıldı ve benim sevgili şoförüm şöyle bir cümleyle yepyeni bir âleme girdi:<br />
Bu ülkede yoksulları örgütleyen yok. Mesela, neden orman köylülerinin sendikası yok bu ülkede? En yoksul olan onlar.<br />
Söyleyeyim, neden yok: Çünkü orada rant yok. Metal iş kolunda var, sanayide var ama ormancılık? Orada para yok. Bu insanlar reçineyle geçiniyor. Neyini sömüreceksin?”<br />
Bu esnada başka türlü dikkatle dinlemeye başladım ve hikâyeler arasında şöyle bir hikâye anlattı şoför bey:<br />
“Bak kardeşim, benim abim imam hatip mezunu. Tabii etkileniyor insan.<br />
O güzel yazı yazıyor, ben de başladım yazmaya. İlkokuldayım.<br />
Öğretmenim de Marksist Leninist, Alevi bir adam. Çok iyi bir adamdı.<br />
Fakat bu Arapça yazıları görünce yırttı attı. Annem dedi ‘Asla götürmeyeceksin okula böyle şeyler’. Abim, ‘Bir daha görürlerse fişlerler seni’. Benim bildiğim fiş ‘Ali gel, Ayşe git’. Sonra büyüdük, imam hatibe başladım. O zaman da özeniyorum. Arapça dua kitabının üzerine küçük fotoğraflar yapıştırıyorum. Led Zeppelin, Deep Purple, Pink Floyd filan&#8230;<br />
Arapça hocası da onu yırttı. Şimdi kardeşim, ben bu insanlara kızmıyorum. Bunlar, bu ülkenin, bu sistemin yarattığı insan tipleri. Ama bu insan tipleri de beni eksilte eksilte yarattı işte.”</p>
<p>Gençler kategorisinden&#8230;<br />
Bilge taksi şoförleri arasında gençler kategorisinde birinciliği verdiğim şoför uzun süredir duyduğum en şahane hikâyeyi anlattı bu memleket ve bu memleketin yarattığı ‘tipler’ hakkında.<br />
Ama bu memleket ‘iyi tipler’ de yaratıyor. Önceki gün, Öğrenci Kolektifleri ki kendileri kesilen bursları sebebiyle Kadir Topbaş’ın başına bela olup belediyeyi işgal etmiş ve her türlü yaratıcı eyleme imza atmışlardır- bir eylem daha yaptı. Kendilerini öncelikle tebrik ederim!<br />
Çocuklar dev bir pankart yaptırmışlar. “Başkan Topbaş, tebrik ederiz!” yazıyor. Topbaş’ın dev fotoğrafı. Eylemi gördüğüm kadarıyla bir tek Flash TV yayımladı. Güzel de çekmişler.</p>
<p>Tebrik niyetiyle girdiler<br />
Polis tereddüt ediyor, ne yapsak diye. Fakat öğrenciler bir coşkuyla alkış, kıyamet Topbaş’ı tebrik etmeye belediyeye geliyorlar. Polisler açıldı mecburen ve öğrenciler girdiler içeri. Girer girmez şakırt pankartı ters çevirdiler. Arkadaki yazı şu:<br />
“1 Nisaaaan! Ensendeyiz Topbaş!”<br />
Alınlarından öper, hayatta hep böyle hayırlı başarılar dilerim. Seçim sonuçlarından sonra iyi bir haber gibi geldiler bana. Size de anlatayım dedim.</p>
<p>Ece Temelkuran<br />
Milliyet<br />
3 nisan 2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/1049/secim-ve-bizim-cocuklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Altınova olayları</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/693/altinova-olaylari/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/693/altinova-olaylari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2008 07:57:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[Altınova olayları]]></category>
		<category><![CDATA[Ece Temelkuran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=693</guid>
		<description><![CDATA[Katilini tanımak
Halkımızınbirbirini boğazlamaması için Altınova’da adı konmamış bir sıkıyönetim ilan edildi. Askerler ve polisler insanların başını bekliyor ki gidip Kürtlerin evlerini yakmasınlar. İnternet sitelerinde haberin altındaki yorumlara bakınca hemen anlaşılıyor:
Her yer Altınova!
‘Şehit haberlerinden sonra olacağı buydu!’
‘Türkiye Türklerindir. Bunun kafanıza sokun!’
‘Hak ettiler!’
‘Ya sevecekler ya gidecekler!’
Yorumlar bu şekilde. ‘Enginlere sığmayıp taşan’ internet yorumcuları bıraksan soluğu Altınova’da alacak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Katilini tanımak</strong></p>
<p>Halkımızınbirbirini boğazlamaması için Altınova’da adı konmamış bir sıkıyönetim ilan edildi. Askerler ve polisler insanların başını bekliyor ki gidip Kürtlerin evlerini yakmasınlar. İnternet sitelerinde haberin altındaki yorumlara bakınca hemen anlaşılıyor:<br />
Her yer Altınova!<br />
‘Şehit haberlerinden sonra olacağı buydu!’<br />
‘Türkiye Türklerindir. Bunun kafanıza sokun!’<br />
‘Hak ettiler!’<br />
‘Ya sevecekler ya gidecekler!’<br />
Yorumlar bu şekilde. ‘Enginlere sığmayıp taşan’ internet yorumcuları bıraksan soluğu Altınova’da alacak ve Kürt halkına karşı verilen bu şanlı mücadelede saf tutacaklar.</p>
<p><strong>Irkçı kurtlar dökülsün!</strong><br />
Peki memleketimizin valisi ne diyor?<br />
Şöyle diyor:<br />
‘Gençlere uymayın!’<br />
Kürtlere ait 17 işyerinin yağmalanması ve yine Kürtlere ait bir evin kundaklanmasını ‘gençlerin taşkınlığı’ olarak görüyor Balıkesir Valisi Selahattin Hatipoğlu ve devam ediyor:<br />
‘Acıdan dolayı bazı taşkınlıkları hoş gördük!’<br />
Vali’nin söylediği ilk gün, topyekûn bir kalkışmayla Kürtlerin yaşadıkları yerlerin üzerine yürünmesi. Kabul edilebilir taşkınlığın ötesine geçen ise ‘Altınova’nın adını lekeleyebileceği’ düşünülen daha ağır ‘taşkınlıklar’.<br />
Bir adli kavgayla başlayan ve çoluk çocuk, kadın erkek bir kalabalık grubun Kürtlerin işyerlerine ve evlerine saldırmasına dönüşen ırkçı kalkışmanın başrolünde elbette bayrak var. Dev bir bayrak, ‘Kürdü istemezük!’ diyerek cenaze töreninde açılıyor. Cenaze töreni bayrağın verdiği milli hislerle de geniş bir saldırıya dönüşüyor.<br />
Yukarıda da belirtildiği üzere, bu tür taşkınlıklara ilk gün müdahale edilmiyor ki halkımızın gazı alınsın. Robocoplar, çevik kuvvet, asker, halkımız ırkçı kurtlarını döktükten sonra, geciktirilmiş olarak olay yerine gönderiliyor ki gereken kesimlere gereken dersler verilsin. Herhalde ‘derin devlet’ cenahından bir provokasyon olmadı ki olaylar Maraş Katliamı ya da Sivas Katliamı’na dönüşmeden bitiriliyor. Böyle son derece ciddi bir olay ‘Belde giriş çıkışları kontrol altında tutulacaktır’ denerek şöyle nihayetleniyor:<br />
‘Herkes işine gücüne baksın!’</p>
<p><strong>Bu kaçıncı Trabzon?</strong><br />
Herkes maalesef işine gücüne bakıyor. Belli ki Altınova’da da birileri işine gücüne bakıyor. Tıpkı bir zaman Trabzon’da bakıldığı gibi. Söylenenlere bakılırsa, Ayvalık’tan getirilen bindirme ülkücü kıtaları olayları tırmandırmakta kullanılıyor. Kürtler çocuklarını okula bile gönderemediklerini söylüyorlar. Bu ve bazı diğer haberler, duyumlar, Altınova’dan da bir Trabzon imal edilmeye çalışıldığını düşündürtüyor. Ege bölgesinde tırmandırılan milliyetçiliğin, ırkçılığın ‘yöneticileri’ muhtemelen yine benzer karakterler. Peki bu ırkçı-milliyetçi yuvalanma da mı günü gelince, ‘gerek duyulunca’ bir suikasta damızlık katil üretmek için mi kullanılacak? Altınova ya da Ayvalık da bir ‘gençten katil üretme çiftliğine’ dönüşecek? Diyelim ki bir gün bir Kürt siyasetçinin, aydının, sanatçının öldürülmesinde bu ‘Ege efelerinden’ biri mi kullanılacak? Bu ölümler yaşandıktan sonra biz yine geriye doğru gidip uzun uzun tezgâhlanmış bir cinayetin ayak izlerini mi takip edeceğiz?</p>
<p><strong>Bayrağın altındaki katil</strong><br />
DTP kapatılma davası, yerel seçimler, operasyonlar&#8230; Daha sonra anlatacağım Diyarbakır izlenimlerim de zor bir döneme gireceğimizi söylüyor bana. Olaylar olmadan çok önce tetikte durup kurşunun gelebileceği yeri tahmin etmemiz gerektiğine inanıyorum artık. O kurşunların sıkılabileceği yerleri, o kurşunlar hiç sıkılmasa bile çok önceden tıkamak gerekiyor. Dev bayrakların altında saklanan katilleri onlar katil olmaya karar verdiğinde, birileri onlar için karar verdiğinde ortaya çıkarmak gerekiyor.</p>
<p>Milliyet / 03.10.08</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/693/altinova-olaylari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ece Temelkuran: 21 dakika</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/298/21-dakika/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/298/21-dakika/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2008 07:45:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[Ece Temelkuran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=298</guid>
		<description><![CDATA[Benim bir kere arkadaşımı öldürdüler, artık bir daha iflah olmam gibi geliyor. Gittiğimde yerde yatıyordu, kanı kaldırım taşlarına sızıyordu. Ben onu gördüm ya, ben artık başkasıyım. Hrant gitti, hep taze kalacak bir kan karanfil açıldı göğüs kafesimde. ‘Böyle bir şeymiş meğer’ dedim, ‘Arkadaşını öldürürlerse böyle oluyormuşsun’. ‘Meğer’ demiştim, ’12 Mart’ta, 12 Eylül’de arkadaşlarını kaybedenler böyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Benim bir kere arkadaşımı öldürdüler, artık bir daha iflah olmam gibi geliyor. Gittiğimde yerde yatıyordu, kanı kaldırım taşlarına sızıyordu. Ben onu gördüm ya, ben artık başkasıyım. Hrant gitti, hep taze kalacak bir kan karanfil açıldı göğüs kafesimde. ‘Böyle bir şeymiş meğer’ dedim, ‘Arkadaşını öldürürlerse böyle oluyormuşsun’. ‘Meğer’ demiştim, ’12 Mart’ta, 12 Eylül’de arkadaşlarını kaybedenler böyle hissetmiş.’<br />
Demek Türkiye’de milyonlarca insanın aslında göğüs kafesi ağır ve ağrılı yarılmış, çatır çatır açılmış kemikleri acıyla, ciğerlerinin arasından bir kan karanfil sızmış. Meğer arkadaşı öldürülünce insanın acısı hiç geçmezmiş. Öyleyse bunca insan, bunca sevgili, anne, baba, kardeş, oğul, arkadaş, dost&#8230; Eğer hepsinin göğüs kafesi böyle sızılı aralıksa, nasıl yaşıyor bu ülke? Anlamadım ben. En çok Hrant’tan sonra anlamadım bunu.   </p>
<p><strong>Oku! Arkadaşının adıyla.</strong><br />
Nejdet Adalı&#8230; Sedat Soyergin&#8230; Erdal Eren&#8230; Veysel Güney&#8230; Ahmet Saner&#8230; Kadir Tandoğan&#8230; Mustafa Özenç&#8230; Ethem Coşkun&#8230; Necati Vardar&#8230; Seyit Konuk&#8230; Ali Aktaş&#8230; Ömer Yazgan&#8230; Erdoğan Yazgan&#8230; Mehmet Kambur&#8230; Ramazan Yukarıgöz&#8230; İlyas Has&#8230; Hıdır Aslan&#8230;<br />
Bir isim listesi olduğunu görüp atladıysanız şimdi lütfen geri dönün ve bu isimleri tek tek okuyun. Çünkü bu isimleri, hiç değilse birkaçını aklımızda tutmamız gerekiyor. Bu isimler, Kenan Evren liderliğinde yapılan 12 Eylül 1980 darbesi sırasında ciğeri beş para etmez herifler tarafından asılarak katledilen yirmili yaşlarında gençlere aitler. İsimleri ve yüzleri, Dostluk ve Yardımlaşma Vakfı’nın hazırladığı ’12 Eylül Adaleti’ adlı belgeselin 15 dakikalık tanıtım filminin sonunda görünüyor. Tek tek geçiyorlar filmin içinden. Avukatlar, yargıçlar, savcılar, anneler, arkadaşlar konuşuyor.<br />
‘Erdal Eren’i, heyetin önünde ağzından burnundan kan gelesiye dövdüler’ diyor avukat, ‘Yargıçların yüzünde bir tebessüm bile vardı’. Kenan Paşa’nın yaşını büyütüp astırdığı çocuktur Erdal Eren. İdamına dört celsede karar verilmiştir. Sakın unutmayın!</p>
<p><strong>‘Dişlerimle yolacağım’</strong><br />
Mehmet Kambur’un annesi “O Kenan Paşa’yı bir görsem” diyor, yüzü yol yol olmuş yaşamaktan, başörtüsü kaymış, ‘Onu dişlerimle yolacağım, dişlerimle!” Gözünde bir bakış var&#8230; Daha ben diyemem size o bakışı, öyle bir sözcük bilmiyorum.<br />
Ramazan Yukarıgöz’ün annesi tabutun başındaymış gibi anlatıyor:<br />
“’Açın tabutu, çocuğumu göreceğim’ dedim. ‘Mühür var, açamayız’ dediler. ‘Ben bu devletin mührünü tanımam’ dedim, çektim attım mührü. Bir açtım ki tabutu&#8230; Saçları yeni taranmış sanki. Kaşları kalem gibi, yüzü&#8230;”</p>
<p><strong>Kenan Paşaaa!</strong><br />
Onun sesi titrerken başka bir avukat başlıyor, başka bir idam sahnesine:<br />
“Cellat boynuna ipi geçirmek için uğraşıyordu. ‘Bırak’ dedi, ‘Ben yaparım. Bir yerimi sakatlayacaksın yoksa’. Aldı yağlı urganı, kendi boynuna geçirdi. Sonra&#8230; 21 dakika sallandı ipin ucunda. Yanına gittim&#8230; Birkaç dakika önce saçını okşadığım çocuğun&#8230; Saçlarını okşadım.”<br />
18 yıl önce ölmüş bir çocuk için, bütün çocuklar için, 18 yıl önce teker teker ellerinden alınmış arkadaşları için, kum gibi akıp giden insanlar için, anlatanların sesi titriyor. 15 dakikalık film bitiyor ve ta içimden şunları demek geliyor:<br />
Kenan Paşaaa! Kenan Paşaaa!<br />
Bugün 21 dakikalığına öl. Öl. 21 dakika öl ve geri gel, yeniden ve yeniden öl sonra, yeniden ölmek için yeniden diril. Kaç çocuğu katlettiysen o kadar kere, hepsi için öl sen bugün. Kenan efendiiii! Bugün 12 Eylül; bu memleket seni en derin ve en taze intikam hisleriyle selamlar! Bir gün çıkacağın sanık kürsüsünde salya sümük ağlarken korkudan yerlerde süründüğünü görmek dileğiyle&#8230;<br />
Ve bunu ne kadar kalpten söylediğimi anlatamam Kenan Paşa!</p>
<p>Ece Temelkuran<br />
http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&#038;ArticleID=990026&#038;AuthorID=60&#038;Date=12.09.2008&#038;b=&#038;a=Ece%20Temelkuran&#038;ver=39%60</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/298/21-dakika/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

