<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HiAxySheytan &#187; Cüneyt Özdemir</title>
	<atom:link href="http://hiaxysheytan.com/tag/cuneyt-ozdemir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hiaxysheytan.com</link>
	<description>Her boka maydanoz blog sitesi!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Aug 2010 11:52:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Sen, ben bir de&#8230;O</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/790/sen-ben-bir-deo/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/790/sen-ben-bir-deo/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2008 18:41:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Cüneyt Özdemir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=790</guid>
		<description><![CDATA[Ağlardık. Göz yaşlarımızı dışarı taşırmazdık. Sessizce içimize akardı. Yabancılığımız belki bundandı&#8230; Birikmiş tuzlu suların en dibinde ruhlarımızı yıkardık. Ve kendimizden en kolay göz yaşlarımızın üzerinden kaçardık. Sessiz hıçkırıklara yelken basardık. Yanaklarına süzülen yaşları titrek mum alevleri aydınlatırdı. Gecenin sessizliğinde genç bir adamın çığlığı yankılanırdı. O ne yapardı, ne zaman bağırırdı , ne zaman ağlardı bilmezdik.
Bilinmezlere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ağlardık. Göz yaşlarımızı dışarı taşırmazdık. Sessizce içimize akardı. Yabancılığımız belki bundandı&#8230; Birikmiş tuzlu suların en dibinde ruhlarımızı yıkardık. Ve kendimizden en kolay göz yaşlarımızın üzerinden kaçardık. Sessiz hıçkırıklara yelken basardık. Yanaklarına süzülen yaşları titrek mum alevleri aydınlatırdı. Gecenin sessizliğinde genç bir adamın çığlığı yankılanırdı. O ne yapardı, ne zaman bağırırdı , ne zaman ağlardı bilmezdik.<br />
Bilinmezlere gebe geceleri Onsuz geçirdik&#8230; <span id="more-790"></span><br />
Sonra susardık. Zaten çok fazla konuşmazdık. Konuştuğumuzda neden sustuğumuzu suçluların telaşıyla birbirimize sorardık. Susuldu mu, dolu dolu susulurdu. Kimi anlar sessizliklerimizde yatıya kalırdık. O anlarda sen O?nun üzerini örterdin , ben sana sarılırdım, O tavandaki yıldızları sayardı. Gecenin içine doğru kaybolurdun , kaybolurdum, kaybolurdu&#8230; Kara bir delik bizi sonsuzluklara atar, bir çocuk ruhu kapkara bir kuyuya atlar, bir parantez karanlıklara kanat açardı.<br />
O karanlıklar hiç aydınlanmadı.<br />
Ve kaçardık. Kendimize yakalanmazdık. Yakalamak için çaba da harcamazdık. Yalnızlığımızı yalnızca kendimizle paylaşırdık. İşte o anlarda, dünya üç yalnızın etrafında dönerdi. Ve üç yalnız bedeni bir tek bulutlu geceler severdi. Birbirimizi ilk gördüğümüz anda, daha önce rastladığımızı ve daha sonra karşılaşacağımızı anlamıştık. Kim bilir, belki ilk kez bunu anladığımız anda yanılmıştık. Sen de bilirsin ya, insan bazen bir su birikintisinin üzerine düşen yansımaları gerçeğinden ayıramıyor. Ayırmamak işine geliyor, diyelim. Kendi silüetini karanlık bir suyun üzerinde hiç yapamayacağı gibi narin narin salınırken görmek, insana garip bir haz veriyor. Oysa yabancı ruhların üzerimize düşen gölgeleri her zaman da mutluluk getirmiyor. Ve bir ?iz?den geriye hiç bir zaman, hiçbir ?iz? kalmıyor. Ne dersin sen, ben ya da o, hangimiz birbirimizin üzerinde bir iz bırakmayı başardık ? Hangimiz, ileride çocuklarımıza anlatılmaya değecek anlar, anılar bıraktık?<br />
Hayatın, kaçak ruhları yakaladığı bir kahve molasında, soğuk bir kış akşamında, ?kırgınlıklardan? başka konuşacak ne kaldı ? Sonuçta Sen kaçtın, ben kaçtım, o kaçtı&#8230;<br />
En iyi yapabildiğimiz birbirimizden kaçmaktı.<br />
Başardık.<br />
Hep kızgındık. Kırgınlıklarımızı özenle saklardık. Şeffaf örtülerin ardından gözlerimize bakamazdık. Hayat işte böyle ertelenirdi. Oysa çözülür sanılan düğümlerin üzerine hep yenileri eklendi. Ben seni bir kol saati gibi kolumda taşıdım, sen yelkovanı kovalayan akrebe takıldın, o ikimize de aldırmadı. Bir de ikimize inat bizim yapamadıklarımızı yaptı.<br />
Hayatı bir kol saatinin dışında yaşamayı başardı.<br />
Anlatamazdık, anlatamadık da&#8230; Anlatılamayan uzaklıklardık. Bir şişenin içinde denize bırakılmış yardım mesajlarıydık. Dalgaların arasında kendimize bir yol aradık. Muhteşem fırtınaları , aydınlık yağmurları ve bir okyanusta batan güneşin ardından yaşanan o muhteşem anları kimseyle paylaşamadık. Oysa umudu hep içimizde yaşattık. Her görünen kayalık , ulaşılamaz büyük kıtalardı. Halimize köpek balıkları gülümser , yunuslar ağlardı. Biz açıkçası büyük kıtalar aramanın büyüsüne aldandık. Ardını görmediğimiz kıyıları ararken şişenin içinde yazılı mesaja bakamadık. Peki şimdi bak bakalım sonunda ne yaptık?<br />
Bir kıyıya ulaşamadın , ulaşamadım , o da ulaşamadı&#8230;<br />
Taşıdığımız mesajlar ve biz.. Her birimiz&#8230; kendi şişesinde mahsur kaldı.<br />
Hayvanlardık. Bilmem bu yüzden mi insanlardan uzak kaldık . Dostluğu , nefreti aynı anda şehveti paylaştık. En büyük yalanları, en çok sevdiklerimize sakladık. Tutkularımızın gücünü aldatılınca anladık. Av?da, avlanan, avcılardık&#8230; Kendimizden korktuk, içimizdeki hayvanlardan saklandık. Saklanmayı görünmez olmak saydık.<br />
O senden kaçtı, sen benden, ben zaten çaresizdim bu kaçak ikilinin sessizliğinden&#8230;<br />
Uçamazdık.Bir süre sonra uçmayı da aklımızdan çıkardık. Kanat çırpıp uzaklaşamadık. Birbirimize katlanmak zorundaydık. Sonuçta işte bu yüzyılda , bu toprakların üzerine sıkışıp kaldık. 3 oda bir salon ahlak anlayışlarında kutsal hazineleri aradık. Sen üç adım ileri atacaktın , \\ ben iki adım sola , \\ O, kazmayı vuracaktı,\\ yüzyıllık yalnızlığa.<br />
Oysa ortada ne bir harita vardı , ne de işaret taşları&#8230; Bizim asıl bulamadığımız, koskoca yalnız bir çınar , koyu sarı bir sonbahar, bir de ondan geriye kalan dökülmüş yapraklar &#8211; dı&#8230;<br />
Ne dersin, belki de kurbandık. Koyamadığımız kuralların altında kaldık. Umduklarımızı değil (biz de diğerleri gibi) umulanı yapmak zorunda kaldık. Adı yanlış telaffuz edilen ülkeler gibi kendimizi başkalarında ararken, hep bir yabancı ile karşılaştık. Ya adları yanlış söyledik ya da yanlış adlara farklı anlamlar yükledik. Konuşamadığımız diller bahanemizdi. En iyi bahaneleri yaşanmayan aşklar tüketti.<br />
Görmediğim sen , ben, bir de hiç karşılaşmadığın o. Biz üç orospu, üç müşteri , üç pezevenk ya da, üç sağlıklı beden , üç hastalıklı ruh , üç doktor olmayı aynı zaman aralığında başardık. Geride kalanları kendi günahları ile baş başa yaşamaya bıraktık. Biz birbirini tanımayan şizofren dünyaları, paranoyak geçmişlerimiz eşliğinde paylaştık. Şimdi bir mektup estetiğinde hayatta (belki de) son hesaplaşmalarımızı yapıyoruz. Ve en özel duygularımızı nedendir bilmem başkaları ile paylaşıyoruz. Anlatılamayanları , anlaşılamayanları, anlatırken biraz tedirgin , biraz üzgün ,biraz ürkek ve biraz da hiç tanımadığın bir yabancıdan yardım istermişçesine samimi bir şekilde yazıyoruz. Yıllardır ulaşamadığımız ruhlara, yıllarca nasıl bir kadehte , bir bedende, bir yürekte teselli aradıysak, şimdi kendimizi yarım kalmış cümlelere vuruyoruz. Olmayan insanlara, olmayacak hayallerle , olan biteni şifreli cümlelerle sunuyoruz. Ne sen, ne ben, ne de o&#8230; bu şifreleri çözemedi. Belki bu yüzden üzerine bir isim yazma cesaretini gösteremediği mektupları gönderemedi. Yine belki bu yüzden önümüzde öylece duran büyük fırsatları da göremedik. Her seferinde elimizin tersi ile ?kendimizi? bir kenara ittik.<br />
Ben , sen , bir de üç noktalı, O<br />
yanıldık.<br />
İsimsiz mektupları yanlış adreslere yolladık.</p>
<p>Cüneyt Özdemir<br />
dipnot.tv&#8217;den</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/790/sen-ben-bir-deo/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>O&#8217;na de ki;</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/788/ona-de-ki/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/788/ona-de-ki/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2008 18:32:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Cüneyt Özdemir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=788</guid>
		<description><![CDATA[Giderken beni de beraberinde götürdü. Ondan geriye kalanları da ben kaldırdım. Mektupları kutuların içine bıraktım. Resimler diğerlerine ait resimlerin hemen yanında duruyor. Şiir pek
yazmamıştı zaten&#8230; Ama nafile, Ondan henüz kurtulamadım. Yazdıkları yalnızca bir kağıt parçasının üzerinde olsa da , okuduğumda sesi kulaklarımda yankılanıyor. Resimlerine ne zaman baksam göz kapakları kımıldıyor. Evde dolaşırken ayaklarıma anılar dolanıyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Giderken beni de beraberinde götürdü. Ondan geriye kalanları da ben kaldırdım. Mektupları kutuların içine bıraktım. Resimler diğerlerine ait resimlerin hemen yanında duruyor. Şiir pek<br />
yazmamıştı zaten&#8230; Ama nafile, Ondan henüz kurtulamadım. Yazdıkları yalnızca bir kağıt parçasının üzerinde olsa da , okuduğumda sesi kulaklarımda yankılanıyor. Resimlerine ne zaman baksam göz kapakları kımıldıyor. Evde dolaşırken ayaklarıma anılar dolanıyor. Gülümsemesi duvarlara asılı resimlerin üzerine takılmış kalmış. Ne kadar uğraşsam çıkmıyor. Mavi koltukta hala sıcaklığı duruyor ve kimi zaman bir alelade tişört henüz onun kokusunu atamamışken elime geliveriyor. İşte o an deliriyorum. Panik içinde kendimi dipsiz bir kuyunun içinde çırpınırken buluyorum. Duvarlar üzerime geliyor, Mavi koltuk beni içine çekiyor ve alelade bir tişört boğazıma düğüm üstüne düğüm atıyor.<span id="more-788"></span></p>
<p>Dışarı, içeriden farksız. Yalnız da değilim üstelik . Koca bir yaz, bana eşlik etti . Ben ne kadar ağladıysam, o kadar da yağmur yağdı. Güneş saygı ile bulutların arkasında kaldı.</p>
<p>Şimdi, yani o yokken hayat gözüme batıyor. Ne güneşli günler , ne ihtiraslı insanlar , ne de ulvi amaçlar umurumda. Bir ben varım. Milyarlarca insan bir yana , ben hemen şuraya yalnızlar bulvarının köşe başına &#8230; nükleer bir savaşın ardından yapayalnız kalmış gibiyim dünyada Üstelik de onsuz&#8230; Yani eskisinden daha güçsüz , yani daha kırılgan, yani daha anlamsız.</p>
<p>Koca bir çukur, dolmayı bekliyor. Anlar ve anılar o çukurun mezar taşları gibi başımda dikiliyor.</p>
<p>biz</p>
<p>O’na de ki ;</p>
<p>Biz onunla bembeyaz yağan bir karaaltında gece yarısı yürüyüşlerinde üşümeyen ayak izleriydik. Yeşilliklere bakan bir pencerenin gerisiydik. Bir fenerin beklediği kumsalda güneşe yüzünü veren çakıl taşlarıydık. Bir otel odasında umulmadık bir anda karşılaşmış sürgünde yorgunluktan uyuyakalan iki bedendik. Aynı marka iki araba gibiydik. Kara kaplı beyaz sayfalı bir defterde kağıt ile kalemin arasına giren bir yalnızlık şiiriydik. Altın sarısı, maviliklerdik. Kahverengi derinliklerdik&#8230; O zamanlar adı artık pek de lazım olmayan , anılması yasaklanan bir esintiydik&#8230; O bir gözyaşıydı , başladı mı bir daha durdurulamayan. Ben bir umuttum, nereye gittiği bilinmeyen buharlı bir tirenin son vagonuna tutunan .</p>
<p>Biz Onunla diğerlerinden farklı gibiydik.</p>
<p>Şimdi o yokken benim önümde kaçak, yaşanmamış bir yaz duruyor. Ve yazın en uzun günü, benim gözüme uyku kaçıyor. Sonra resmi törenler başlıyor. Düş kaçkınları, yağmur<br />
suçluları, güneş vurgunları, dost acıları ve bir insanın en anlatılamayacak , en utandığı , canını en çok acıttığı duyguları&#8230; Yani hayat, önümden geçerken saygıda kusur etmiyor. Biz olmasak da, şimdilik “zaman” benimle idare ediyor&#8230;</p>
<p>gece</p>
<p>O’na de ki;</p>
<p>Geceleri uyumuyorum artık. Ağustos böcekleri refakatinde dalıyorum sessizliklere. Anlayacağı en yakın dostum sabahlara uzanan bir zırıltı ya da kulaklarımda hala çınlayan “seni seviyorum” yüklü fısıltısı&#8230; Onlar anlatıyor ben hep dinliyorum. Sustuklarında onu dinliyorum. Yeryüzünü o’nu düşündüğüm anlar aydınlatıyor ve üzerimde çoğu zaman hüzünlü bir ay parlıyor. Benim kadar içi kararmasa da, Ay da “yalnız” benim kadar. Büyük şehirlerin yalnızlarına ay refakat ediyor . Şehrin bütün ışıkları onlar yüzünden hiçbir zaman sönmüyor. Ayın şavkı okşuyor uykusuz yalnız insanların şehrinde hasret çeken yürekleri. O anlarda büyük şehirlerin gece bekçileri , bir kadının göz kapaklarında dikilip aşağıya, sonsuz bir uçuruma bakarken buluyorlar kendilerini. Eskisi gibi tereddütleri yok . Bırakıveriyorlar boşluğa anlamsız bedenlerini, düşünmeden geride bekleyenlerini.</p>
<p>Sokakta yürürken rastlantılar karşı kaşıya getirirse onunla seni.. Ve şayet yanında yoksa biri. Durdur onu ve ona yavaş sesle fısılda söyleyeceklerimi&#8230;</p>
<p>Gecelerin çok uzun olduğunu anladım ve şafak vakti o uyanırken ben daha yeni uykuya daldım. O vakitler hayatın sınırları. Ve sınır boyu mayın tarlalarının yerini tehlikeli sessizlikler alırdı. Birbirine ulaşamayan yürekler kendilerini geceleri bitmesini istemedikleri uykulara vuruyor. O’nun dahil olmadığı bir hayatı yaşamak, artık pek de anlamlı gelmiyor&#8230;</p>
<p>yalnızım</p>
<p>O’na de ki;</p>
<p>ben, yalnız başıma , yetmiyormuşum meğerse bana.</p>
<p>Anlayacağı , bir yön gerekiyor. / Masanın üzerinde duran<br />
yapayalnız bir pusula, / Rotasız yolculukları çizmeye yetmiyor.</p>
<p>Yalnızlık özgürlük ise , benim için hapis zamanı geldi geçiyor. Ne garip, insan bazen iki kişiyken de kendini çok yalnız hissedebiliyor. Oysa ben, Erhan Bener romanlarından fırlatılmış “tekil bir kahraman” gibi yaşıyordum onunla yalnızlığı. Şimdi yalnızken aynalara bakamıyorum. O varken ondan kaçıyordum, yanımda yokken sokaklarda başımı kaldırmıyorum. İtiraf etmesi oldukça zor ama çoğu zaman yalnızlığımı sevdiğim kadar, utanıyorum.</p>
<p>Varlığında kaçtığım yalnızlığıma, bugün sığınıyorum.</p>
<p>şiyir</p>
<p>O’na de ki;</p>
<p>Kara kaplı bir deftere bir kaç satır yazmadan uykuya dalamıyorum. Gizli bir bahçeden yükselen violonsel ve piano eşliğinde ise aynı kelimeleri farklı beyaz sayfalara her gece , her gece, bir kez daha ,bir kez daha , bir kez daha yazıyorum;</p>
<p>Ona / “seni seviyorum” demek isterdim. / Sesinin üzerine ağlamak / Ve<br />
konuşmadan onu anlamak&#8230; Bir hasret mektubu gibi gözlerine<br />
sığınmak isterdim. /Onu kucaklamak / Bağrıma basmak,<br />
öpmek, koklamak&#8230;O’na de ki O eğer o olmasaydı,/ uğruna<br />
ölebilirdim. O, o olsaydı ,/ Orada / Yanı başımda<br />
dursaydı / cennetleri cehennem / Sebepleri neden yapabilirdim. Keşke<br />
şurada tekrar bulabilsem onu / Bıraktığım gibi&#8230; /<br />
Küçük bir gülümseme / Ve bir kaç damla gözyaşı ile&#8230; O’nu<br />
sevebilirdim.</p>
<p>ben iyiyim</p>
<p>O’na de ki ;</p>
<p>Duydum. herşeyi duydum&#8230; Şimdi bana onu anlatıyorlar. Sanki başka bir insandan bahsediyorlar. Ben mi büyük anlamlar yükleyerek tam(am)lamışım O’nu&#8230; Öyleyse ne kadar<br />
yanılmışım. Yaratırken bir masal prensesini çocuksu düşlerimde, kendimi ne kadar iyi kandırmışım . Duyduklarım kara harflerle yazılacak masumiyet tarihine. Kirletilmiş bir sayfaya, kalın uçlu simsiyah kalemlerle&#8230; Bir Atilla İlhan şiiri gibi yazılanları yalnızca yaşayanlar anlayacak. Şiirlerde bana, yalnızca O anlatılacak. Biliyorum birgün kendisinin anlatıldığı şiirlere<br />
rastladığında yazılanları anlamayacak. Zira tiren çoktan uzaklaşmış olacak. Hayatın karanlık bir ara istasyonunda yapayalnız kalanlar unutulmaya mahkum olacak.</p>
<p>O’na sor bakalım; En çok ne eksik kaldı, biliyor mu ?Gerçi ben bilmesini beklemiyorum. Beni anlamasını beklemediğim gibi. Benimki geç kalmış bir veda ya da yanlış anlaşılmış bir aşka bir türlü konulamayan nokta, nokta, nokta.</p>
<p>O’nun için denk gelirse eğer, iki lafın arasına sıkıştırıver söyleyeceklerimi.</p>
<p>&#8216;Bana pişman olacak kadar bile zaman tanımadı.&#8217;</p>
<p>Oysa her insan geriye dönüp baktığında &#8216;Acaba?&#8217; sorusunu sormak ister&#8230; hata yapıp yapmadığını ufak bir zaman aralığında tartışmak gereğini hisseder&#8230; İçinden çıkamadığı durumlarla karşılaştığı anlarda bir süre için “kaçma hakkını” kullanmak için beyaz yalanlar söyler&#8230; Ben bunların hiçbirini yapamadım. Yapacak zaman bulamadım. Belki bu yüzden bugün ben yalnızca “iyi olmuş” diyebiliyorum. Yanılmadığımı , hata yapmadığımı düşünebiliyorum. Beni en çok işte bu yaralıyor. Bu kadar haklı çıkmak insana pişman olma fırsatını<br />
tanımıyor. İnsan pişman olamayınca da “bi daha” diyemiyor. Ayrılık, ( “zamansız” olunca ) tüm ağırlığını omuz başına bırakıyor.</p>
<p>Ve o orada durduğu sürece ben bir daha hiç bir zaman benzer ağırlıkları kaldırmayı göze almayacağım. Ortalama aşklara bir kez aldandım, bir daha aldanmayacağım.</p>
<p>Yanlış anlamasın sakın. İstese de, istesem de , istesek de hiçbir zaman geri dönmeyeceğim. Niyetim af dilemek değil, af etmek hiç değil&#8230;</p>
<p>Benimkisi eski bir dost’tan bir “hayat mahkumunun” son istekleri, o kadar..</p>
<p>Onun sesini duymak istemiyorum, bir daha telefon etmeyeceğim. Yüzünü zaten görmeyeceğim. Bitip gidenlerin ardından artık ben de üzülemeyeceğim.</p>
<p>Gelsin bende kalan son parçasını, çantasını alsın, sırtındaki bavuluna yüklediği yalan hayatlarla uzaklara kaçsın.</p>
<p>O’na deki;</p>
<p>Ben o’nu düşlerimde yaşatacağım. Sessizliğimde avaz avaz adını bağıracağım. Yıllar sonra bir gün karşılaştığımızda uzun uzun yüzüne bakarken utanmayacağım. İzlerini taşıyan mezar taşı , baş köşemde duruyor. Ama ayrılmak her zaman unutmak anlamına da gelmiyor. Gözlerim hala gözlerine değiyor, ellerim havada boşluğu uzanan umutları yakalıyor. Mutlu değildim, mutlu değilim, olmayacağım. Merak etmesin,tersini düşünüp , kendini üzmesin. O mutlu ise tebrik ederim. Mutluluğunun devamını dilerim. Ama şunu da bilmesini isterim ;</p>
<p>Bir gün bir uyku arasında rastlarsam ona ,düşlerimde kendimi tutmayacağım.</p>
<p>O’nu o kadar çok özledim ki</p>
<p>Sarıldığımda ağlayacağım</p>
<p>O’nun, o güzel kalbini okşayacağım.</p>
<p>(Cü’n&#8230;)</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p>Cüneyt özdemir</p>
<p>kanlıca 10 eylül 97</p>
<p>yazardan bi not<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;Duygusal yazı tacirliğinin yapıldığı bir dönemde içten yazı yazmanın tehlikelerinin farkındayım. Ama yine de insanı insan yapan da biraz bu tür yazılar, şiirler gibi geliyor. Yakın bir zamanda bugün piyasada gördüğünüz kitap formatlarının dışında yepyeni bir kitap ile karşınıza bir kez daha çıkmaya hazırlanırken bir an bu yazıyı bana yazdıranlar aklıma geldi&#8230;<br />
Yıllar süren kurak, duygusuz ,çöl ortamında ,yaşadıklarımla kıyasladığımda kendime döndükçe bir vaha bulmuş gibi hissettim, hissediyorum şu günlerde&#8230; Bahar çok iyi geldi anlayacağınız.<br />
Bu bir sonbahar yazısıydı umarım size de böyle hissettirecek insanlar vardır , ya da umarım bu insanlar son olmazlar hayatlarımızda&#8230;<br />
Çöller, çöl insanlar çok kurak, çok yavan çünkü&#8230;<br />
İçindeki çölleri yaşatanlar, bizim vahalarımızdan uzak dururlar&#8230;<br />
Benim hala umudum var.<br />
Cüneyt Özdemir.<br />
01.06.2004</p>
<p>deepnot.com&#8217;dan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/788/ona-de-ki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düş Sesi</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/772/dus-sesi/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/772/dus-sesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2008 10:31:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Cüneyt Özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[düş sesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=772</guid>
		<description><![CDATA[konu; &#8220;git&#8221;
git-me&#8230;
Sen gittiğinde,
&#8230;sonbahar tüm hüznü ile çöker omuzlarımın üstüne. Yapraklar sararır birdenbire, dökülür hüzünlü omuzlarımdan kırık kalbimin derinliklerine. Yabancı dilde söylenen bir tangonun anlaşılır hisleri ele geçirir ruhumu, sessizce&#8230; Omuzlarıma doğru, uçurumlara kendimi feda ederim. Gözyaşlarımın umutsuz direnişinde, seninle birlikte sensiz, sonsuzluğa düşerim. Pencereler kapatır göz kapaklarımın önünü. Gözlerim duymaz olur. Sesin zaten görülmez&#8230; Oysa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>konu; &#8220;git&#8221;</p>
<p>git-me&#8230;</p>
<p>Sen gittiğinde,</p>
<p>&#8230;sonbahar tüm hüznü ile çöker omuzlarımın üstüne. Yapraklar sararır birdenbire, dökülür hüzünlü omuzlarımdan kırık kalbimin derinliklerine. Yabancı dilde söylenen bir tangonun anlaşılır hisleri ele geçirir ruhumu, sessizce&#8230; Omuzlarıma doğru, uçurumlara kendimi feda ederim. Gözyaşlarımın umutsuz direnişinde, seninle birlikte sensiz, sonsuzluğa düşerim. Pencereler kapatır göz kapaklarımın önünü. Gözlerim duymaz olur. Sesin zaten görülmez&#8230; Oysa sen yankılanırsın uzaklardan kopup gelen yüzünün izinde.. Beni bana taşıyan bin bir türlü aşk tarifinde&#8230;<span id="more-772"></span></p>
<p>Bir koku hediye kalır sen gittiğinde&#8230;</p>
<p>Sensizlik kokusu kaplar evleri, sokakları, bu yalnız, bu terkedilmiş, bu ürkek şehrin şu yalnızlık havasını. Yanımdan geçen her kadının kokusu sensizliği taşır bana. Sensizlik ağırdır, sensizlik uzundur,sensizlik zordur. Sokaklar boş, sözler boş, şehir boş, her şey boşalır&#8230; Bir sessizlik çöker artık ihtiyar adımlarıma. Gençlik ağır gelir sensizlik sınırlarında. Gemiler vardır sana doğru gelen, trenler, uçaklar, arabalar&#8230; Bir de &#8220;ah bir çalsa..&#8221; dediğim telefonlar. Sesinin o sarı hasreti. Uzaktan kopup gelmesini beklediğim o bir çift sözün hasreti. &#8220;Seni seviyorum&#8221; dediğin o sessizliklerin hasreti&#8230;</p>
<p>Ağzından çıkan her kelimenin pastel rengini özlerim, omuzlarının utangaç duruşunu, soğuk havalarda hoyratça ellerini tutuşumu.</p>
<p>&#8230;seni özlerim, sensiz sessizliğimde.</p>
<p>Sen gittiğinde, durur zaman.</p>
<p>Güneş, ay, bulutlar öylece durur. Dalgalar durur, rüzgârlar durur, insanlar durur. Ben durmam.</p>
<p>&#8230;ben seni özlemeye devam ederim. Durmadan, bıkmadan, usanmadan döneceğin günü beklerim. Bulutlara takılırım, güneşle şakalaşır, dolunayda gölgeni ararım. Dalgalar bir türlü yazıp sana atamadığım şişelerin hesabını sorar, rüzgârlar kolumdan tutup beni sana taşımaya kalkar, çok geçmeden insanlar ne olduğunu anlamaya başlar. Sen, acımasız zamanı da beraberinde götürürsün. Tüm saatler, dakikalar, saniyeler saygıyla geleceğin günü bekler.</p>
<p>Ben de beklerim.</p>
<p>&#8230;sensiz zamanı bensiz geçiririm.</p>
<p>Sen gittiğinde uçan bir halı ile düşlerine konuk olurum.</p>
<p>Kendi rüyalarımdan seninkilere bir masal prensi olarak patika bir yol bulurum. Uykularımda sana koştuğum için sensizken hep seninle uyurum. Gözkapaklarım sana açılan mağaranın iki serserisi, iki bekçisi, 40 Haramiler&#8217;in son ikisidir&#8230; Geceleri içine düştüğüm karanlıklar sana açılan aydınlıkların habercisidir. Sensiz, tarih yazılı masallardan ibarettir. Sensizliğin en büyük dostu, geceleri bir masal prensesini uçan bir halı prensine taşıyan saliselerdir.</p>
<p>Sen gittiğinde kırmızı bir mühür vurulur hayatı(mı)n üzerine.</p>
<p>Sen gelene kadar &#8220;tadilat nedeni ile kapalı(yız)dır&#8221; kalpler. Ruh dünyalarında yıllık sayımlar yapılır. Defterler açık verir ve tüm matematik işlemleri seni gösterir. Yediğim her şey seninle çarpılır, duyduğum her heyecan sana bölünür. Seni düşünmediğim her an benden çıkartılır, beni düşündüğüm her an seninle toplanır. Ve sonuç hep &#8220;sen&#8221; çıkar. Bir tek &#8220;sen&#8221;in sağlaması beni &#8220;ben&#8221; yapar.<br />
Yolumu eşkiyalar keser sen gittiğinde.</p>
<p>Hayat daha zor geçer. Beyaz yalanlar, maskeli süvariler, boş bedenler sen gelene kadar kapımın dibinde nöbet bekler. İlişkiler ilişilmez olur. Dostluklar ağır bir yüktür. Sana anlatılacak anlamlı anlamsız çok şey vardır. Sözcüklerin içi çok daha çabuk boşalır. Ve kafama düşünülmemesi gereken, bir çöp torbası dolu fuzuli düşünce takılır. Suskunluklar daha bir anlam kazanır. Sen görmezsin, sen bilmezsin, eminim hissetmezsin&#8230;</p>
<p>Sensizken beni taşımak her zamankinden daha zorlaşır.</p>
<p>Sen gittiğinde,</p>
<p>Gündüzleri sokak lambaları sanki hiç sönmüyor ve geceler zifiri karanlıkta geçiyor. Nefes alınmıyor, yalnızca veriliyor. Arabalar duruyor, yollar hareket ediyor. Güneş dünyanın etrafında dönüyor, dünya ayın çekim alanına giriyor. Kumlar denizleri kaplıyor, yunuslar toplu intiharlarla kendilerini kumsallara vuruyor. Karada yenilen vurgunlara derin düşüncelerde sıhhat bulunuyor. Sonbaharı yaz takip ediyor, yaz sonrası ilkbahar geliyor. Her kar yağdığında güneş açıyor ve güneşli havalarda beni en çok sensizlik donduruyor.<br />
Bir yara açılır içimde, senin her gidişinde.</p>
<p>Çaresiz bir hayat mahkumu&#8230;</p>
<p>Umutsuz bir yalan taciri belirir o derin yaranın içinde. Ruh avcısı olurum, beden simsarı&#8230;</p>
<p>Sensizlik alıp sensizlik satarım. Başkalarında hep beni ararım. Kaçayım derken yine sana yakalanırım. Kan kaybı değil, sensizlik çektiğim. En çaresiz anlarımda yani sen kaybından ruhumu teslim etmek üzereyken senden gelen bir kart beni yine bana, telefondaki sesin beni yine sana taşır. Bir hayal mahkumunu siyah beyaz flu bir fotoğraf karesi tekrar hayatla tanıştırır.</p>
<p>Sen gittiğinde, ben de giderim</p>
<p>Gittiğin uzaklıkların tam tersinde sana ulaşmaya çalışır, kendime yenilirim. Utanmak gelmez aklıma her gördüğüm cansız ruha seni sorarım. Tanımazlar seni. Oysa beni görenler senin de varlığını anlar. Kimlik kartı olarak seni taşırım. Umulmadık çevirmelerde kolluk kuvvetlerine seni takdim eder, iş başvurularında imzayı hep &#8220;sen&#8221; diye atarım. Doktorlar sıhhatimi öğrenmek için seni dinlerler. Senin adına öksürmemi, ağzımı açtırdıklarında derinliklerimde seni görmek isterler. Tüm tahlil sonuçları sen çıkar.<br />
Danışmalara seni rehin bırakırım. Çıkışta seni ceketimin iç cebine koyarım. Kalbimin üzerinde sen durursun. Biliyor musun benim varlığımı bana, en iyi sen kanıtlıyorsun.</p>
<p>Sen gittiğinde, söz de bitiyor.</p>
<p>&#8230;ve sensizlik, senin kadar ağır geliyor.</p>
<p>* * *</p>
<p>Cüneyt Özdemir, Düş Sesi&#8217;nden</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/772/dus-sesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

