<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HiAxySheytan &#187; Arthur Schopenhauer</title>
	<atom:link href="http://hiaxysheytan.com/tag/arthur-schopenhauer/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hiaxysheytan.com</link>
	<description>Her boka maydanoz blog sitesi!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Aug 2010 11:52:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Schopenhauer’ın cinayet felsefesi</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/2179/schopenhauer%e2%80%99in-cinayet-felsefesi-2/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/2179/schopenhauer%e2%80%99in-cinayet-felsefesi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Oct 2009 19:31:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Arthur Schopenhauer]]></category>
		<category><![CDATA[Schopenhauer’ın cinayet felsefesiicinayet felsefesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=2179</guid>
		<description><![CDATA[Schopenhauer, üniversitelerde yapılan felsefe tartışmalarını ve üniversitelerin  felsefeye katkılarını yadsımış, özgür düşüncenin oralarda pek barınamayacağını  söylemişti: ‘Üniversite otoriteleri her zaman ancak kilise var olduğu sürece  öğretilecek bir felsefeye izin verecektir.” Yakın tarihimizdeki sanat, felsefe  tartışmalarında sıkça duyduğumuz bir cümle, ‘sanatın ve felsefenin sonunun’  geldiğidir. Bunun için bir sürü gerekçe sıralanır, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="post_message_106769">Schopenhauer, üniversitelerde yapılan felsefe tartışmalarını ve üniversitelerin  felsefeye katkılarını yadsımış, özgür düşüncenin oralarda pek barınamayacağını  söylemişti: ‘Üniversite otoriteleri her zaman ancak kilise var olduğu sürece  öğretilecek bir felsefeye izin verecektir.” Yakın tarihimizdeki sanat, felsefe  tartışmalarında sıkça duyduğumuz bir cümle, ‘sanatın ve felsefenin sonunun’  geldiğidir. Bunun için bir sürü gerekçe sıralanır, üretim biçiminin uluslararası  sınırları aşması, modernizm sonrası yaşam biçiminin dijitalize oluşu, bilimin,  sanatın akıl almaz gelişimi, sanatın, bilimin, felsefenin profesyonelleşmesi,  uzmanlaşmanın mikro düzeylere inmesi vs&#8230; En çok kullanılan başlıklardan  biridir; edebiyatın sonu, siyasetin sonu, modernizmin sonu, felsefenin sonu&#8230;</p>
<p>Böyle zamanda biri çıkar, ‘En başa dönelim’ der! Tartışma başlar ve  felsefeler çatışır. Çatışır mı gerçekten? Bu işin en başı neresidir bilmek zor.  Felsefe denilen şey keskin tanımlar kabul etmeyen önermelerdir çoklukla ve  kültürlerin, inançların, akademik birikimlerin ürünü olduğu kadar, bilgi  birikimine muhalefetin de diğer adıdır. Sanırım, bir şeyin sonu geldi demek için  önce bu konuda gerçekten ‘cinayet işlemeyi’ göze almak  gerekiyor.</p>
<p>Ülkemizdeki üniversite eğitimi üstünde devam eden iktidar  savaşlarında ‘teoloji’nin her geçen gün biraz daha güçlendiğini, eğitimin biraz  daha ‘Müslümanlaştığını’ görmezden gelemeyiz. Ama bu sadece bize özgü bir durum  değil. Aslında her şeyin birer ikişer sonunu getirirken, tedavüle koyulan  ideolojik söylemlere sessiz kaldığımız anlamına gelmiyor mu bu?</p>
<p>Her  kültür, felsefesini kendi dini inanışlarına dayandırıp orda bıraksaydı, dünyayı,  kendimizi anlama çabamız her defasında tapınakların duvarlarından geri dönmez  miydi?</p>
<p>İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli şey düşünmesi olduğu  kadar düşünme eyleminin sınırlarının sonsuzluğu olmalıdır, “Çünkü bilgi ancak  evrensel olana yönelmesi halinde iradesiz kalabilir; oysa istemenin objeleri her  zaman münferit şeylerde bulunacaktır; bu sebepten ötürü hayvanların bilgisi tam  anlamıyla bu münferit şeylerle sınırlıdır ve dolayısıyla akılları münhasıran  iradelerinin hizmetinde kalır. Diğer yandan aklın evrensel olana bu eğilimi  felsefe, şiir ve genel olarak sanat ve bilimlerdeki gerçek ve özgün başarılar  için vazgeçilmez koşuldur.” (s. 14)</p>
<p>Felsefe ile şiirin insanların  bilincindeki etkileri hakkında fikir yürüten Schopenhauer şiirin özgürlük  alanının genişliğinden dem vurur ve onun özgürlüğünün, belli bir düşünceyi  savunmak değil, insanda belli bir duygu yoğunluğunu oluşturmak ve bunu belli bir  estetik içinde ifade etmek olduğunu vurgular. “Şiirin başarılarının  felsefeninkiler üzerindeki bir diğer büyük üstünlüğü şiirsel eserlerin tümünün  eş zamanlı olarak, biri diğerine engel olmaksızın, zarar vermeksizin var  olabilmesidir; halbuki bir felsefi sistem tıpkı tahta çıkan bir Asya sultanı  gibi kardeşlerinin tümünü öldürmeyi düşünmeksizin dünyaya zor gelir.” (s.  15-16)</p>
<p>Şiir bütün duyularımıza, aklımıza, yüreğimize seslenirken bizi  kendi var oluşunu bütün bilgilerin dışında bir yerde, biricik bir yapıda inşa  edebilir. Ondan aldığımız haz bizi yeni okumalara yönlendirebilir ama doğası  gereği bir bilgiyi, inanışı empoze etmez. Dolayısıyla şiirin ve felsefenin  etkinlik alanları dimağımızda başka başka yerler işgal eder.</p>
<p>İki  disiplinin kesiştikleri alanları göz ardı etmeden, Schopenhauer’ın, felsefe ve  şiirin insandan talep ettiklerine dair tespitine kulak verelim: “Şairin eseri  okurdan kendisini eğlendiren ya da yücelten yazılar dizisinin (dünyası)na dahil  olmaktan ve onlara birkaç saat ayırmaktan başka bir şey talep etmez. Halbuki  filozofun eseri onun genel düşünce tarzından bir devrim yapmaya çalışır; o ondan  bu sahada şimdiye dek öğrendiklerinin ve inandıklarının tümünün yanlış olduğunu  kabul etmesini, bütün zaman ve emeğinin boş yere kaybolduğunu ilan etmesini ve  her şeye tekrar baştan başlanmasını talep eder. En fazla, üzerinde temelini  atmak için selefinden birkaç parçanın kalmasına izin verir.”  (s.16-17)</p>
<p>Schopenhauer’ın akademi eleştirisi<br />
Schopenhauer’ın,  Üniversiteler ve Felsefe adlı kitabında hatırlattığı, 1840’ta yayımladığı Kant  Felsefesinin Eleştirisi’nden bir bölüm: “Eğer bir felsefe Hıristiyanlığın temel  fikirlerini inkâr ediyorsa o ya yanlıştır ya da eğer doğru olsa bile, bir yararı  yoktur.” (s. 40)<br />
Bu cümle üniversitelerdeki felsefede hakikatin ancak ikinci  sırada geldiğini söylüyordu.</p>
<p>Schopenhauer, üniversitelerde yapılan  felsefe tartışmalarını ve üniversitelerin felsefeye katkılarını yadsımasa da  özgür düşüncenin oralarda pek barınamayacağını söylüyor ve: “Bunun sonucunda  üniversite otoriteleri her zaman ancak kilise var olduğu sürece öğretilecek bir  felsefeye izin verecektir” diyor. (s. 41)<br />
Zaten, etkinlik alanları  daraltılmış profesörlerin asıl peşinde oldukları şeyin kariyer, eş, çocuk ve  mütevazı bir yaşam imkânı olduğunu vurgulayan Schopenhauer, gerçek filozofun  heyecanlı ruh halinin bir üniversiteye sıkışıp kalmayacağını vurgular.  “Dolayısıyla hakiki bir filozofun aynı zamanda üniversitede bir felsefe hocası  olması en nadir rastlanır hadiselerden biri olmuştur” der. (s. 42)</p>
<p>Yine  de akademik felsefe öğretisinde Hıristiyanlık inancının dışına savrulanlar da  olmuştur, böyle durumlarda gerekli önlemler alınmış ve bunlar Schopenhauer’ın  alaylı yaklaşımıyla, “Çorbanı iç köle, felsefe diye de Yahudi mitolojisi öğret!”  denilerek uyarılmıştır.</p>
<p>Dogmalardan, inanışlardan alınan isim ve  sıfatların felsefeye uymadığını söyler Schopenhauer. Her türlü otoriteden  bağımsız olarak var oluş sorununu çözme girişimine yönelmesi gereken felsefeden  iki temel beklentisi vardır: “Öncelikle bir soru hakkında söylenecek her şeyi  söyleme cesaretine sahip olmak, ikincileyin, onu bir sorun olarak kavramak için  kendiliğinden aşikâr olan her şeyin açık biçimde bilincinde olmaktır. Son olarak  gerçek anlamda felsefe yapmak için ruhun-dimağın hakiki manada serbest olması  gerekir.” (s. 14-15)</p>
<p>Fincte, Schelling ve Hegel’in felsefesine alaylı bir  şekilde yaklaşan Schopenhauer, üniversite eğitiminde inançlardan yola çıkılarak  yapılan müfredatın bilinmeyene inanmamızı istediğini söyler ve “Eğer bunu da  bilebilseydik, o zaman inanç, tıpkı matematiğin temaları üzerine kurulmuş bir  dogma gibi, gayet lüzumsuz ve hatta gülünç bir şey olarak görünürdü,” (s. 45)  diyerek, başta akademik dimağların, genel anlamda felsefeyle uğraşan bütün  dimağların cinayete meyilli olmasını salık verir. Çünkü felsefenin temeli inanç  üstüne değil, düşünsel devrimler üzerine atılmıştır.</p>
<p>Radikal Kitap/ Rıza  Kıraç<!-- google_ad_section_end --></div>
<p><!-- / message --><!-- sig --></p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/arthur-schopenhauer/" title="Arthur Schopenhauer" rel="tag">Arthur Schopenhauer</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/schopenhauer%e2%80%99in-cinayet-felsefesiicinayet-felsefesi/" title="Schopenhauer’ın cinayet felsefesiicinayet felsefesi" rel="tag">Schopenhauer’ın cinayet felsefesiicinayet felsefesi</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/50/arthur-schopenhauer-sanat-uzerine/" title="Arthur Schopenhauer: Sanat Üzerine (09 Eylül 2008)">Arthur Schopenhauer: Sanat Üzerine</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/47/arthur-schopenhauer-olum-uzerine/" title="Arthur Schopenhauer: Ölüm Üzerine (09 Eylül 2008)">Arthur Schopenhauer: Ölüm Üzerine</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/49/arthur-schopenhauer-hayatin-acilari-uzerine/" title="Arthur Schopenhauer: Hayatın Acıları Üzerine (09 Eylül 2008)">Arthur Schopenhauer: Hayatın Acıları Üzerine</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/2179/schopenhauer%e2%80%99in-cinayet-felsefesi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arthur Schopenhauer: Sanat Üzerine</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/50/arthur-schopenhauer-sanat-uzerine/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/50/arthur-schopenhauer-sanat-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 19:31:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Arthur Schopenhauer]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat Üzerine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=50</guid>
		<description><![CDATA[Her istek, bir gereksinimden, bir yoksunluktan, bir acıdan doğar; giderildiği zaman insan yatışır. 
Ama yatışmış bir kişiye karşılık, nice yatışmamış ve duygunluğa erişmemiş insan vardır. Üstelik, istek uzun sürer, gerekli olan şeylerin ardı arkası kesilmez; oysa duyulan haz, kısa ve ölçülüdür. Yeryüzünde hiçbir şey yoktur ki, şu iradeyi yatıştırabilsin ya da belirli bir biçimde olduğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her istek, bir gereksinimden, bir yoksunluktan, bir acıdan doğar; giderildiği zaman insan yatışır. </p>
<p>Ama yatışmış bir kişiye karşılık, nice yatışmamış ve duygunluğa erişmemiş insan vardır. Üstelik, istek uzun sürer, gerekli olan şeylerin ardı arkası kesilmez; oysa duyulan haz, kısa ve ölçülüdür. Yeryüzünde hiçbir şey yoktur ki, şu iradeyi yatıştırabilsin ya da belirli bir biçimde olduğu yerde durmaya zorlayabilsin. </p>
<p>Alınyazısından kopardığımız her şey, dilencinin ayağı ucuna atılan paraya benzer: verilen sadaka, duyduğu acıların sürüp gitmesini sağlayabilmek için, dilencinin hayatını biraz daha uzatmaktan başka bir iş görmez. </p>
<p>İşte bundan ötürü, isteklerin ve iradenin boyunduruğu altında kaldığımız; varlığımızı, bizi sıkıştırıp duran umutlara, acı çekmemize yol açan korkulara bıraktığımız ölçüde, ne durup dinlenmek ne de mutluluk söz konusudur. İster bir amacı gerçekleştirebilmek için canla başla çalışalım, ister bir tehlikeden sakınmak için çabalayalım, sonuç değişmez: iradenin istek ve gereklerinin başımıza açtığı belalar ne biçim olursa olsun, hayatımızı berbat etmekten ve acı çekmemize yol açmaktan başka bir sonuç vermez. <span id="more-50"></span></p>
<p>Böylece, isteklerin tutsağı olan insanoğlu, İksion’un çıkrığına ebediyen bağlanmıştır; bitimsiz bir susuzluğun kemirdiği bir Tantalos’tur o. </p>
<p>Ama kimi zaman, dış bir gerçek, ya da iç uyumluluğumuz, bizi, bir an isteklerin bitimsiz selinden kurtaracak; ruhu, iradenin boyunduruğundan sıyıracak, iradenin yöneldiği nesnelerden uzaklaştıracak ve çevremizdeki varlıklar, istek ve umutlarımıza değer şeyler olmaktan çıkarak hiç bir menfaat duygusuna yer verilmeden düşünülebilen nesneler halinde görülecek olursa; o zaman isteklerin peşinden giderek gerçekleştirmeye çalıştığımız ve hiç bir zaman ulaşamadığımız iç rahatlığı boy gösterir ve huzur duygusunu bütün doygunluğuyla yaşarız. </p>
<p>Epiküros’un, iyiliklerin en iyisi ve tanrıların bahtlılığı olarak gördüğü şey, işte bu acılardan kurtulma haliydi. Gerçekten de, böyle bir durumda, bir an için de olsa, iradenin ağır baskısından kurtulmuş, isteğin zorbalığından sıyrılmış oluruz; İksilon’un çıkrığı durur o zaman… Gün batımının, bir saray penceresinden ya da bir hapishane parmaklığı ardından görülmesinin önemi kalmaz.</p>
<p>*<br />
* *</p>
<p>Katışıksız düşüncenin istek üzerindeki egemenliği; bu iç bağdaşıklık, her yerde gerçekleşebilir. Küçük nesneleri, bunca nesnellikle görebilen ve böylece düşüncelerinin ne kadar bağımsız olduğunu açıkça ortaya koyan o eşsiz Hollandalı ressamları düşünelim. Bu resimlere bakan bir kimse, duygulanmadan edemez. Bu önemsiz nesneleri, bunca dikkatle canlandırabilmesi için, sanatçının ruhça ne kadar dingin ve yatışmış bir halde bulunması gerektiğini düşünmekten alamaz kendini. Üstelik, kendisine dönünce, günlük hayatının endişeleri ve istekleri yüzünden karmakarışık ve anlaşılmaz hale gelen duyguları ile bu dinginliğe erişmiş ressamların ruh hali arasında ne büyük bir fark olduğunu daha iyi görür.</p>
<p>*<br />
* *</p>
<p>Nesnelerin çekiciliği, bize dokunmadıkları ölçüdedir. Hayat hiçbir zaman güzel değildir; güzel olan, hayat üzerine yapılmış betimlemelerdir sadece. Özellikle, şiirin ışığı bu görünüşleri aydınlatıp ışıttığı zaman ve yaşamanın ne olduğunu bilmediğimiz gençlik yıllarında kavrarız bunu.</p>
<p>*<br />
* *</p>
<p>Kaçamak, esini yakalamak ve onu mısralara dökerek tenleştirmek, lirik şiirin işidir. Lirik şairin dile getirdiği şey, insanlığın en iç varlığıdır. Geçip gitmiş milyonlarca kuşağın ve gelecek kuşakların, belli koşullar içinde her zaman duydukları ve duyacakları şeyleri dile getirmek ve onlara, aslına uygun canlı bir anlatım kazandırmak şiirle kabildir. Şair, evrensel insandır: bir insanın yüreğini kabartan bütün duygular, insan doğasının her koşul içinde duyduğu ve ortaya koyabildiği bütün şeyler, ölümlü bir insan oğlunun gönlünde yer etmiş olan ve oluşup duran bütün izlenimler, onun kendi öz alanıdır. Bundan ötürü şair, şehveti de, mistik duyuşu da anlatabilir. Angelus Silesius ya da Anacreon olabilir; trajediler ya da komediler yazabilir. Yatkınlığına ya da ruhsal durumuna göre, soylu ya da bayağı duyguları dile getirebilir. Soylu, yüce, ahlaktan yana, dindar, Hristiyan olmasını; kısacası şu ya da bu olmasını ona kimse söylemez. Çünkü şair, insanlığın aynasıdır ve insanlığın ne duyduğunu, aslına uygun bir biçimde gösterir insanlığa.</p>
<p>*<br />
* *</p>
<p>Trajedinin eğilimi ve son amacı, bizi; razı olmaya yöneltmek, yaşama iradesini olumsuzlayacak hale getirmek olduğu halde, komedi, bunun tam tersine, yaşamaya yöneltir ve yüreklendirir bizi. </p>
<p>Gerçi komedinin de, bütün öteki hayat betimlenimleri gibi, gözlerimizin önüne bir yığın acıyı ve iğrençliği serdiği doğrudur. Ama komedi, bütün bunları geçici kötülükler gibi gösterir bize. Sonunda, hepsinin, neşe ile biten şeyler olduğunu, her zaman yengi kazanan umutlar gibi görülmeleri gerektiği anlatılır. Bundan başka, hayatın sayısız terslikleri arasından sadece gülünebilecek ve neşelenmeye yol açacak yanları seçer. Böylece, koşullar ne olursa olsun, sevincimizi ve iyimserliğimizi sağlamak ister. Bütün olarak ele alındığı zaman, hayatın çok iyi olduğunu ve her şeyden önce, eğlenilecek garip bir yanı bulunduğunu ileri sürer. Ne var ki, daha sonra neler olup bittiğini görmemiz için, mutlu ve sevinçli bir olayla perdeyi kapamak gerekir. Oysa trajedi, artık başka bir olayın ortaya çıkamayacağı biçimde sona erer. </p>
<p>*<br />
* *</p>
<p>Müzik, hiçbir zaman fenomeni (görünüşleri) dile getirmez. Müziğin dile getirdiği şey, bütün fenomenlerin iç özü ve kendinde varlığıdır; Yani iradenin ta kendisidir. Bundan ötürü, müziğin belli bir neşeyi, şu ya da bu hüznü, şu ya da bu tutkuyu, iç rahatlığını dile getirdiği söylenmez. Müzikte dile gelen şey, her çeşit ruhsal dürtünün ve koşulun dışındaki genel ve soyut özdür. Ve müzikte, bu soyut özü, kolaylıkla ve eksiksiz bir biçimde kavrarız.</p>
<p>*<br />
* *</p>
<p>Melodinin yaratılması, insan duyarlığının ve iradesinin en derin sırlarının keşfedilmesi, dahinin gerçekleştirdiği temel iştir. Dehanın çalışması, burada her yerdekinden daha bağımsız, daha kendiliğinden, daha bilinçsizdir. Burada gerçek bir esin söz konusudur. Olumlu ve soyut şeylerin önceden edinilmiş bilgisi, yani fikir, sanatın her alanında olduğu gibi, müzikte de yetersizdir. </p>
<p>Çünkü müzikçinin dile getirdiği şey, dünyanın en iç özü ve en derin bilgeliktir. Müzik bunları kendisinin de kavrayamadığı bir dille anlatır. Bu bakımdan, uyandığı zaman hakkında hiçbir şey bilmediği nesneler üzerine sorulanlara şaşırtıcı cevaplar veren bir uyurgezere benzer. Müziğin özü üzerine uzun zaman düşündükten sonra, artık, bu sanattan zevk duymanın en tatlı bir haz olduğunu söyleyebilir ve bu hazzı tatmanızı öğütleyebilirim size. İnsanın ruhunu daha dolaysız ve daha derin biçimde etkileyen bir başka sanat yoktur. Çünkü hiçbir sanat, dünyanın gerçek özünü, müzik gibi dolaysız ve derin bir biçimde dile getiremez. Güzel ve yüce melodiler duymak, ruhu yıkamak gibidir; insanı bütün pisliklerden, bütün zavallılıklardan ve bayağılıklardan arıtır. </p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/arthur-schopenhauer/" title="Arthur Schopenhauer" rel="tag">Arthur Schopenhauer</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/sanat-uzerine/" title="Sanat Üzerine" rel="tag">Sanat Üzerine</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/2179/schopenhauer%e2%80%99in-cinayet-felsefesi-2/" title="Schopenhauer’ın cinayet felsefesi (29 Ekim 2009)">Schopenhauer’ın cinayet felsefesi</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/47/arthur-schopenhauer-olum-uzerine/" title="Arthur Schopenhauer: Ölüm Üzerine (09 Eylül 2008)">Arthur Schopenhauer: Ölüm Üzerine</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/49/arthur-schopenhauer-hayatin-acilari-uzerine/" title="Arthur Schopenhauer: Hayatın Acıları Üzerine (09 Eylül 2008)">Arthur Schopenhauer: Hayatın Acıları Üzerine</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/50/arthur-schopenhauer-sanat-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arthur Schopenhauer: Hayatın Acıları Üzerine</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/49/arthur-schopenhauer-hayatin-acilari-uzerine/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/49/arthur-schopenhauer-hayatin-acilari-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 19:26:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Arthur Schopenhauer]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatın Acıları Üzerine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/49/arthur-schopenhauer-hayatin-acilari-uzerine/</guid>
		<description><![CDATA[Hayatın birinci yarısı, mutluluğa karşı duyulan yorulmak bilmez bir özlem olduğu halde, ikinci bölümü acı dolu bir korku duygusuyla kaplıdır. 
Çünkü, mutluluk denilen her şeyin kuruntu olduğu ve acıdan başka gerçeğin bulunmadığı fark edilmiştir artık.
Aklı başında insanların, yakıcı zevklerden çok acısız bir hayata yönelmeleri bundan ötürüdür. Gençliğimde, kapımın zilinin her çalınışında, gönlüm sevinçle doluyor ve
kendi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatın birinci yarısı, mutluluğa karşı duyulan yorulmak bilmez bir özlem olduğu halde, ikinci bölümü acı dolu bir korku duygusuyla kaplıdır. </p>
<p>Çünkü, mutluluk denilen her şeyin kuruntu olduğu ve acıdan başka gerçeğin bulunmadığı fark edilmiştir artık.<br />
Aklı başında insanların, yakıcı zevklerden çok acısız bir hayata yönelmeleri bundan ötürüdür. Gençliğimde, kapımın zilinin her çalınışında, gönlüm sevinçle doluyor ve<br />
kendi kendime, “Oh ne iyi! İşte yeni bir olay!” diyordum. </p>
<p>Ama yıllar geçip de, olgunlaştığım zaman, her zil sesinden sonra şöyle düşündüm: “Yine ne var?”<br />
İnsan yaşlandıkça, tutkuların ve isteklerin nesnesi farksızlaştıkça; bu isteklerin ve tutkuların bir bir ortadan kayboldukları, duyarlığın güdükleştiği, hayat gücünün<br />
zayıfladığı, görüntülerin solduğu, izlenimlerin etki yapmadan gelip geçtiği, günlerin gittikçe daha hızlı aktığı, olayların önemlerini kaybettiği ve her şeyin renksizleştiği görülür. Günlerin yükü altında sallanarak yürür insan ya da bir köşeye çekilip dinlenir.<span id="more-49"></span> Geçmiş varlığının gölgesi ya da hayaleti haline girer. Kendinden geçme, sonsuz uyku haline dönüşür bir gün.</p>
<p>(…)</p>
<p>Dante, dile getirdiği cehennemin örneğini ve konusunu, bizim gerçek dünyamızdan başka nerede arayabilirdi? Nitekim, bize çok eksiksiz bir cehennem görüntüsü sundu. Ama cenneti ve cennetin mutlu hayatını dile getirmesi gerektiği zaman, aşılması olanaksız bir güçlükle karşılaştı. Çünkü içinde yaşadığımız şu dünya ile cennet arasında, hiçbir benzerlik yoktu. Cennetteki mutlu hayatı anlatacağı yerde, atalarının, sevgilisi Beatrice’in ve çeşitli ermişlerin verdiği bilgileri iletti bize. </p>
<p>İçinde yaşadığımız dünyanın, ne biçim bir dünya olduğu, böylece açık bir şekilde anlaşılıyor, değil mi ?</p>
<p>(…)</p>
<p>Şu dünyayı Tanrı yarattıysa, onun yerinde olmak istemem doğrusu. Çünkü, dünyanın sefaleti yüreğimi parçalar. Yaratıcı bir ruh düşünülürse, yarattığı şeyi göstererek<br />
ona şöyle bağırmak hakkımızdır: “Bunca mutsuzluğu ve boğuntuyu ortaya çıkarmak uğruna, hiçliğin sessizliğini ve kıpırdamazlığını bozmaya nasıl kalkıştın?”</p>
<p>(…)</p>
<p>İstemek, temeli bakımından acı çekmektir ve yaşamak, istemekten başka bir şey olmadığına göre, hayatın tümü, özü bakımından acıdan başka bir şey değildir. </p>
<p>İnsan ne kadar yüceyse, acısı da o ölçüde fazladır. İnsanın hayatı, yenileceğinden hiç şüphe etmeksizin, var olmaya çalışmak için harcanmış bir çabadır. </p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/arthur-schopenhauer/" title="Arthur Schopenhauer" rel="tag">Arthur Schopenhauer</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/hayatin-acilari-uzerine/" title="Hayatın Acıları Üzerine" rel="tag">Hayatın Acıları Üzerine</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/2179/schopenhauer%e2%80%99in-cinayet-felsefesi-2/" title="Schopenhauer’ın cinayet felsefesi (29 Ekim 2009)">Schopenhauer’ın cinayet felsefesi</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/50/arthur-schopenhauer-sanat-uzerine/" title="Arthur Schopenhauer: Sanat Üzerine (09 Eylül 2008)">Arthur Schopenhauer: Sanat Üzerine</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/47/arthur-schopenhauer-olum-uzerine/" title="Arthur Schopenhauer: Ölüm Üzerine (09 Eylül 2008)">Arthur Schopenhauer: Ölüm Üzerine</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/49/arthur-schopenhauer-hayatin-acilari-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arthur Schopenhauer: Ölüm Üzerine</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/47/arthur-schopenhauer-olum-uzerine/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/47/arthur-schopenhauer-olum-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 19:25:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Arthur Schopenhauer]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm Üzerine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=47</guid>
		<description><![CDATA[İnsanların çoğunun hayatı öylesine sefil, öylesine önemsizdir ki, öldükleri zaman herhangi bir şey kaybettikleri söylenemez.
Bu çeşit kimselerde, değerli bir nitelik taşıyan biricik yan,yani insanlığın genel özellikleri ise, onlar ölseler bile,
öteki insanlarda var olmaya devam eder. 
Devamlılık, bireylerin değil, insanlığın bir özelliğidir. İnsana sonsuz bir hayat verilmiş olsaydı, durmadan yaşayacağı için, en sonunda karakterinin değişmezliği ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanların çoğunun hayatı öylesine sefil, öylesine önemsizdir ki, öldükleri zaman herhangi bir şey kaybettikleri söylenemez.</p>
<p>Bu çeşit kimselerde, değerli bir nitelik taşıyan biricik yan,yani insanlığın genel özellikleri ise, onlar ölseler bile,<br />
öteki insanlarda var olmaya devam eder. </p>
<p>Devamlılık, bireylerin değil, insanlığın bir özelliğidir. İnsana sonsuz bir hayat verilmiş olsaydı, durmadan yaşayacağı için, en sonunda karakterinin değişmezliği ve sınırlı zekasından ötürü, öyle bir yeksenaklık duygusuna kapılacak ve öyle tiksinecekti ki, sonunda hiçliği tercih etmek zorunda kalacaktı. </p>
<p>Bireyin ruh ölümsüzlüğünü istemek, bir yanılgıyı sonsuz olarak tekrarlamayı istemekle birdir. Çünkü aslında her birey, özel bir yanılgı,zavallı bir şey ve varolmaması gereken bir varlıktır. Ve hayatın gerçek amacı, bizi bundan kurtarmaktır. Bunu açıkça gösteren şey, bir çok insanın, hatta bütün insanların, hayal ettikleri bir dünyada olsalar bile, mutluluğa ulaşamayacak bir biçimde yaratılmış olmasıdır. <span id="more-47"></span></p>
<p>Hayal ettikleri bu dünya, düşkünlük ve acıdan sıyrılmış olsa, can sıkıntısının avucuna düşecekler ve can sıkıntısından kaçabildikleri ölçüde de düşkünlüğe, acılara, sıkıntılara yeniden yöneleceklerdir. Demek ki, insanı daha iyi bir duruma ulaştırmak için, onu daha iyi bir dünyanın içine yerleştirmek yetmez; asıl yapılması gereken iş, onu tepeden tırnağa değiştirmek ve o ana kadar ne ise, artık öyle olmamasını sağlamaktır. Bütün hayat etkinliklerinin sona ermesi, bu etkinliği sürdüren gücün bir yük altında kurtuluşu gibi görünüyor. Ölülerin yüzlerinde görülen o yumuşak durulmuşluk, belki de bunu dile getirmektedir.</p>
<p>(…)</p>
<p>Köpeğinize bakın: ne kadar uysal, ne kadar uslu değil mi? Bu köpek, yeryüzüne gelene kadar, binlerce köpeğin ölüp gitmesi<br />
gerekti. Ama bu binlerce köpeğin ölümü, köpek İdea’sına hiç dokunmadı bile. Bu İdea, onların ölümleri ile kararmadı.<br />
Köpeğinizin, sanki bugün dünyaya gelmiş gibi canlı ve diri olması ve hiçbir zaman ölüp gitmeyecek gibi görünmesi bundan<br />
ötürüdür. Onun gözlerinde, varlığında taşıdığı ölümsüz ilke yani archeus pırıldamaktadır. </p>
<p>Peki binlerce yıl içinde ölüm neyi ortadan kaldırdı? Ölüm köpeği ortadan kaldırmadı. Çünkü köpek, işte şurada gözlerinizin önünde<br />
ve kılına bile dokunulmamış halde duruyor. Ölümün yok ettiği şey, bilincimizin güçsüzlüğünün, ancak zaman içinde algılayabildiği<br />
biçimi ve gölgesidir onun.</p>
<p>(…)</p>
<p>Hayatın kısa rüyasına karşılık, sınırsız zamanın gecesi ne kadar uzun!</p>
<p><a href="http://hiaxysheytan.com/tag/arthur-schopenhauer/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Arthur Schopenhauer">Arthur Schopenhauer</a></p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/arthur-schopenhauer/" title="Arthur Schopenhauer" rel="tag">Arthur Schopenhauer</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/olum-uzerine/" title="Ölüm Üzerine" rel="tag">Ölüm Üzerine</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/2179/schopenhauer%e2%80%99in-cinayet-felsefesi-2/" title="Schopenhauer’ın cinayet felsefesi (29 Ekim 2009)">Schopenhauer’ın cinayet felsefesi</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/50/arthur-schopenhauer-sanat-uzerine/" title="Arthur Schopenhauer: Sanat Üzerine (09 Eylül 2008)">Arthur Schopenhauer: Sanat Üzerine</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/49/arthur-schopenhauer-hayatin-acilari-uzerine/" title="Arthur Schopenhauer: Hayatın Acıları Üzerine (09 Eylül 2008)">Arthur Schopenhauer: Hayatın Acıları Üzerine</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/47/arthur-schopenhauer-olum-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

