<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HiAxySheytan &#187; Antonin Artaud</title>
	<atom:link href="http://hiaxysheytan.com/tag/antonin-artaud/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hiaxysheytan.com</link>
	<description>Her boka maydanoz blog sitesi!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Aug 2010 11:52:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Antonin Artaud: İntihar Üstüne</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/45/antonin-artaud-intihar-ustune/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/45/antonin-artaud-intihar-ustune/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 19:24:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Antonin Artaud]]></category>
		<category><![CDATA[İntihar Üstüne]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=45</guid>
		<description><![CDATA[Kendimi öldürmeden önce bana varoluştan yana güven verilmesini isterim, kuşku duymamak isterim. 
Yaşam, benim gözümde, olguların belirginliğini ve akılda uyumlu biçimde birleşmelerini onaylamaktan öte bir şey değil. Ben, olguların toplanıp birleştiği zorunlu bir buluşma noktası gibi duymuyorum kendimi artık; şifalı ölüm, doğadan ayırarak iyileştiriyor bizi; ama ya ben, olgulara yol vermeyen acıların ürünüysem?
Ben kendimi öldürürsem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kendimi öldürmeden önce bana varoluştan yana güven verilmesini isterim, kuşku duymamak isterim. </p>
<p>Yaşam, benim gözümde, olguların belirginliğini ve akılda uyumlu biçimde birleşmelerini onaylamaktan öte bir şey değil. Ben, olguların toplanıp birleştiği zorunlu bir buluşma noktası gibi duymuyorum kendimi artık; şifalı ölüm, doğadan ayırarak iyileştiriyor bizi; ama ya ben, olgulara yol vermeyen acıların ürünüysem?</p>
<p>Ben kendimi öldürürsem bu, kendimi yıkmam için değil, ama kendimi yeniden oluşturmam için olacak; intihar, benim için, kendimi zorlu bir uğraşla yeniden ele geçirmemi, varlığımın içine baskın yapıp girmemi, belli belirsiz ilerleyen tanrıdan önce davranmamı sağlayacak bir araçtır yalnızca. İntiharla kendi tasarımı yeniden doğaya uyguluyorum, ilk kez kendi irademle biçimlendiriyorum her şeyi. Bana uygun olmayan organlarımın koşullandırmasından kendimi kurtarıyorum; ve yaşam, bana düşünmem için verileni düşündüğüm saçma bir talih oyunu olmaktan çıkıyor. <span id="more-45"></span></p>
<p>Yani kendim seçiyorum düşüncemi, ve güçlerimin, eğilimlerimin, gerçeklerimin yönünü. Güzel ile çirkinin, iyi ile kötünün arasına yerleşiyorum. Askıda bırakıyorum kendimi; hiçbir yana eğilim göstermeden, yansız; iyilerin ve kötülerin kışkırtmalarının kurduğu dengenin kurbanıyım.</p>
<p>Çünkü yaşamın kendisi, bir çözüm değil; yaşam, seçilmiş, benimsenmiş, belirlenmiş hiçbir varoluş türüne sahip değil. Yaşam yalnızca, istekler ve olumsuz güçler dizisidir, tiksindirici bir rastlantıya bağlı koşullara göre amacına ulaşan ya da başarısızlığa uğrayan küçük karşıtlıklar dizisidir. Kötülük, her insana, eşit ölçüde verilmemiştir, deha da öyle, delilik de. Kötülük gibi , iyilik de, koşulların ve etkisini kimisinde çok kimisinde az gösteren bir mayanın ürünüdür.</p>
<p>Yaratılmak ve yaşamak ve değiştirilemeyecek biçimde belirlenmiş varlığının en akla gelmez dallarına, en küçük ayrıntılarına dek kendini hissetmek, kesinlikle aşağılık bir durumdur. Aslında biz ağaçtan başka bir şey değiliz ve olasıdır ki, benim soyumun ağacının bilmem hangi boğumunda, belirlenmiş bir günde kendimi öldüreceğim yazılıdır.</p>
<p>İntihar özgürlüğü kavramı da, kesilmiş bir ağaç gibi düşüyor. İntiharımın ne zamanını, ne yerini, ne de koşullarını ben yarattım. Onun kavramını bulan da ben değilim, koparılmayı duyabilecek miyim?</p>
<p>Belki o anda varlığım parçalanıp dağılır; ama ya bütünlüğünü korursa, sakatlanmış organlarım nasıl işleyecek, varlığı olanaksız hangi organlarımla gözlemleyeceğim bu kopmayı? Ölümü, bir sel gibi duyuyorum üzerimde; gücünü bilemeyeceğim, apansız sıçrayan bir yıldırım gibi. Tatlarla ve dolanıp duran labirentlerle yüklü duyuyorum ölümü. Bunun neresinde benim varlığımın düşüncesi?</p>
<p>Bu Tanrı, beni, istediği gibi kullandı, saçma biçimde; beni canlı kıldı, yadsımaların yokluğunda, benim atak yadsımalarımın yokluğunda, düşünülen yaşamın, duyulan yaşamın en küçük kıpırtılarını bile yok etti bende. Yürüyen bir robot durumuna indirgedi beni; ama öyle bir robot ki, bilinçsizliğinin kırıldığını duyumsuyordu.</p>
<p>Ve işte ben, yaşamakta olduğumu göstermek istedim, şeylerin çınlayan gerçekliğiyle birleştirmek kendimi, yazgımı parçalamak istedim.</p>
<p>Tanrı ne dedi buna?</p>
<p>Yaşamı hissetmiyordum; değer yargılarıyla ilgili her kavramın dolaşımı, bende, kurumuş bir ırmaktı. Yaşam, bir nesne, bir biçim değildi bende; bir dizi mantık yürütmeydi yalnızca. </p>
<p>Ama boşuna işleyen, bir yere ulaştırmayan mantık yürütmelerdi bunlar ve bende, irademin kesinleştiremediği “taslaklar” biçiminde kalıyorlardı.</p>
<p>Buradan intihar durumuna geçmem için de benliğimin bana geri dönmesini beklemeliyim, varlığımın tüm eklemlerini özgürce oynatabilmeliyim. Tanrı beni, umutsuzluğun içine bıraktı, sanki ışıkları bana ulaşan çıkmazlar burcunun ortasına bıraktı. </p>
<p>Ben artık ne ölebiliyorum, ne yaşayabiliyorum, ne de ölümü ya da yaşamı istememezlik edebiliyorum. İnsanların tümü de benim gibi.</p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/antonin-artaud/" title="Antonin Artaud" rel="tag">Antonin Artaud</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/intihar-ustune/" title="İntihar Üstüne" rel="tag">İntihar Üstüne</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/43/antonin-artaud-%e2%80%9dvan-gogh-toplumun-intihar-ettirdigi%e2%80%9dden/" title="Antonin Artaud: ”Van Gogh: Toplumun İntihar Ettirdiği”den (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: ”Van Gogh: Toplumun İntihar Ettirdiği”den</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/25/antonin-artaud-yakari/" title="Antonin Artaud: Yakarı (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Yakarı</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/29/antonin-artaud-vahset-tiyatrosu/" title="Antonin Artaud: Vahşet Tiyatrosu (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Vahşet Tiyatrosu</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/31/antonin-artaud-tiyatro-ve-ikinci-yuzu/" title="Antonin Artaud: Tiyatro ve İkinci Yüzü (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Tiyatro ve İkinci Yüzü</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/23/antonin-artaud-afyon-savunmasi/" title="Antonin Artaud: Afyon Savunması (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Afyon Savunması</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/45/antonin-artaud-intihar-ustune/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antonin Artaud: ”Van Gogh: Toplumun İntihar Ettirdiği”den</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/43/antonin-artaud-%e2%80%9dvan-gogh-toplumun-intihar-ettirdigi%e2%80%9dden/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/43/antonin-artaud-%e2%80%9dvan-gogh-toplumun-intihar-ettirdigi%e2%80%9dden/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 19:23:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Antonin Artaud]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumun İntihar Ettirdiği]]></category>
		<category><![CDATA[Van Gogh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=43</guid>
		<description><![CDATA[Van Gogh’un akıl sağlığından söz edilebilir, o ki, hayatı boyunca sadece bir elini pişirmiş ve bundan başka da bir kez sol kulağını kesmekten öteye gitmemiştir, her gün, yeşil salçada pişirilmiş vajina ya da ana rahminden çıktığında toplanmış kırbaçlanıp azdırılan yeni doğmuş bebek organı yenilen bir dünyada.
Ve bu bir imge değildir ama bütün yeryüzü boyunca sık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://hiaxysheytan.com/tag/van-gogh/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Van Gogh">Van Gogh</a>’un akıl sağlığından söz edilebilir, o ki, hayatı boyunca sadece bir elini pişirmiş ve bundan başka da bir kez sol kulağını kesmekten öteye gitmemiştir, her gün, yeşil salçada pişirilmiş vajina ya da ana rahminden çıktığında toplanmış kırbaçlanıp azdırılan yeni doğmuş bebek organı yenilen bir dünyada.</p>
<p>Ve bu bir imge değildir ama bütün yeryüzü boyunca sık sık ve güncel olarak tekrarlanan ve desteklenen bir olgudur.</p>
<p>Böylelikle, bu açıklama ne kadar çılgınca görünürse görünsün, şimdiki hayat eski adilik, anarşi, düzensizlik, sayıklama, bozukluk, kronik delilik, burjuva durgunluk, ruhsal çarpıklık (çünkü insan değil de dünya bir anormal olmuştur), istenmiş namussuzluk ve çarpıcı yalancı sofuluk, soylu her şeyin pis aşağılanması, bütünüyle, ilkel bir haksızlığın gerçekleşmesi üstüne kurulu bir düzenin talebi, sonunda örgütlü cinayet atmosferi içinde kendini korumaktadır.<span id="more-43"></span></p>
<p>Her şey kötüye gitmektedir çünkü hasta bilincin şu saatte hastalığından çıkmamakta büyük yararı vardır.</p>
<p>Ve böylece, çürümüş toplum, kahinlik yeteneklerinden rahatsız olduğu kimi üstün açıkgörürlüklerin araştırmalarından kendini sakınmak için psikiyatriyi keşfetmiştir.</p>
<p>Gérard de Nerval deli değildi ama öyle olmakla suçlandı, yapmaya hazırlandığı kimi önemli açıklamaları değersiz kılmak için,</p>
<p>ve suçlanmaktan başka, bir de kafasına vuruldu, bir gece kafasına fiziksel olarak vuruldu, açıklayacağı korkunç olayların belleğini kaybetmesi için, ve onlar, bu darbenin etkisiyle, onda doğaüstü düzleme geçtiler, çünkü onun bilincine karşı gizlice birleşmiş bütün toplum, o anda onların gerçekliğini unutturacak kadar güçlü oldu.</p>
<p>Hayır, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/van-gogh/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Van Gogh">van Gogh</a> deli değildi, ama resimleri suda yanan ateşlerdi, atom bombalarıydı, ki görüş açıları, o çağda ortalığı kasıp kavuran diğer resimlerin yanında, ikinci imparatorluk burjuvazisinin ve III. Napoléon’unkilerin olduğu kadar Thiers’in, Gambetta’nın, Felix Faure’un polislerinin kurtçuk konformizmini ağır biçimde rahatsız edebilecek nitelikteydi.</p>
<p>Çünkü <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/van-gogh/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Van Gogh">van Gogh</a>’un resmi, törelerin belirli bir konformizmine değil, kurumlarınkine saldırır. Ve dış doğa bile, mevsimleriyle, gel gitleriyle ve gün tün eşitliği fırtınalarıyla, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/van-gogh/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Van Gogh">van Gogh</a>’un yeryüzünden geçişinden sonra, aynı evrensel çekimi koruyamaz.</p>
<p>Dahası, toplumsal düzlemde, kurumlar parçalanmaktadırlar ve tıp da işe yaramaz ve havayla bozulmuş ceset şekline bürünür, o ki <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/van-gogh/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Van Gogh">van Gogh</a>’un deli olduğunu açıklamıştır.</p>
<p>Çalışan <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/van-gogh/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Van Gogh">van Gogh</a>’un açık görürlüğü karşısında, psikiyatri artık sadece kendilerinin de takıntıları olan ve kendileri de eziyet gören goriller sığınağıdır, onlar ki insan korkusunun ve boğulmasının en feci durumlarını dindirmek için sadece gülünç bir terminolojiye sahiptirler,<br />
bozuk beyinlerinin layık ürünü olan.</p>
<p>Gerçekten, bit tek psikiyatr bile yoktur ki tanınmış bir sapkın olmasın.</p>
<p>Ve psikiyatrların kökleşmiş sapkınlığı kuralının hiçbir istisnayı kabul edebileceğini sanmıyorum.</p>
<p>Ben bir tanesini tanıyorum, isyan etmişti birkaç yıl önce, içinde bulunduğu yüce reziller ve patentli düzenbazlar grubunun bütününü toplu halde böyle suçladığımı görmek düşüncesine.</p>
<p>Ben, bay Artaud, dedi bana, bir sapkın değilim, ve hadi bakalım size meydan okuyorum, suçlamanızı yöneltmek için dayandığınız unsurlardan bir tekini bana gösterin, görelim.</p>
<p>Unsur olarak sizi göstermem yeter, doktor L.*, pis suratınızda izini taşımaktasınız, iğrenç adi yaratık.</p>
<p>O, cinsel avını dilinin altına sokup onu sonra badem olarak döndürenin – belirli bir şekilde incir yapmak için – çapa suratıdır.</p>
<p>Bunun adı, dünyalığını korumak ve kendi maydanozunu seçmektir.</p>
<p>Eğer cinsel birleşmede, bildiğiniz belirli bir şekilde, gırtlak deliğinden gurk gurk etmeye, ve aynı anda boğazdan, yemek borusundan, sidik yolundan ve anus’tan guruldamaya erişemediyseniz,<br />
tatmin olmuş sayamazsınız kendinizi.</p>
<p>Ve iç organik sıçrayışınızda almış olduğunuz bir kıvrım vardır, cisimleşmiş tanığı mide bulandırıcı bir fuhuş’un, onu ki beslemektesiniz, yıldan yıla, gitgide daha fazla, çünkü toplumsal olarak kanunun hükmüne girmez, ama başka bir kanunun hükmüne girer ki orda bütün incitilmiş bilinç acı çekmektedir, çünkü siz böyle davranarak onun soluk almasını engellemektesiniz.</p>
<p>Çalışan bilincin sayıkladığına karar veriyorsunuz, onu diğer yandan iğrenç cinselliğinizle boğazlamaktayken.</p>
<p>Ve işte zavallı <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/van-gogh/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Van Gogh">van Gogh</a>’un iffetli olduğu düzlem budur, bir meleğin ya da bakirenin olamayacağı kadar iffetli, çünkü asıl onlardır kışkırtan ve başlangıçta besleyen, büyük makinasını günahın.</p>
<p>Belki de zaten, doktor L., haksız meleklerin soyundansınız, ama lütfen rahat bırakın insanları,</p>
<p><a href="http://hiaxysheytan.com/tag/van-gogh/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Van Gogh">van Gogh</a>’un her çeşit günahtan arınmış vücudu, delilikten de arınmıştı, ki onu zaten bir tek günah getirir.</p>
<p>Ve ben katolik günaha inanmıyorum,<br />
ama erotik suça inanıyorum, ondan ki yeryüzünün bütün dahileri,<br />
tımarhanelerin sahici delileri sakınmışlardır,<br />
ya da o zaman sahici deli değildiler.<br />
Ve nedir sahici bir deli?</p>
<p>İnsan onurunun yüce bir fikrine karşı davranmaktansa, toplumsal olarak anlaşıldığı anlamda deli olmayı tercih etmiş insandır.</p>
<p>Böylece, toplum, kurtulmak ya da kendini korumak istediği herkesi tımarhanelerinde boğazlatmıştır, bazı ulu pislikler konusunda kendisiyle suç ortaklığı yapmayı reddetmiş kişiler olarak.</p>
<p>Çünkü bir deli, toplumun dinlemek istememiş olduğu ve dayanılmaz gerçekler söylemesini engellemek istemiş olduğu bir insandır da.</p>
<p>Ama, bu durumda, içeri kapatma onun tek silahı değildir, ve insanların hemfikir toplaşması, kırmak istediği iradelerin hakkından gelmek için başka yollara sahiptir.</p>
<p>Kır büyücülerinin küçük büyülemelerinin dışında, bütün uyarılmış bilincin dönem dönem katıldığı toplu büyüleme hareketleri vardır.</p>
<p>Böylece, daha yumurtası kabuğunda bir savaş, bir devrim, bir toplumsal kargaşa durumunda, birlik oluş bilinç sorgulanır ve kendini sorgular, yargısını da duyurur.</p>
<p>Onun kimi yankı uyandıran bireysel durumlarla ilgili olarak da doğurtulduğu ve kendinden çıkartıldığı olabilir.</p>
<p>Böylece, Baudelaire, Edgar Poe, Gérard de Nerval, Nietzsche, Kierkegaard, Hölderlin, Coleridge ile ilgili, üstünde herkesin anlaştığı büyülemeler olmuştur,<br />
ve <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/van-gogh/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Van Gogh">van Gogh</a>’la ilgili de olmuştur.</p>
<p>Bu gündüz de meydana gelebilir, ama genellikle, tercihen, gece meydana gelir.</p>
<p>Böylece, acayip güçler kaldırılıp getirilmektedir yıldızlı gökyüzüne, kişilerin çoğunun kötü tininin zehirli saldırganlığının, bütün insan solukalışı üstünden, oluşturduğu şu bir çeşit karanlık kubbeye.</p>
<p>Böylece, yeryüzünde çırpınmış ender açık görür iyi niyetler, gündüzün ve gecenin bazı saatlerinde, kendilerini sahici ve uyanık bazı kabus durumlarının dibinde görürler, çevreleri, yakında törelerde açıkça belirdiği görülecek bir çeşit yurttaşlık büyüsünün müthiş emmesiyle, müthiş dokunaçlı baskısıyla sarılmış.</p>
<p>Bir yandan cinselliği, diğer yandan da, zaten, kilise ayinini, ya da başka ruhsal ayinleri, temel ya da dayanak noktası olarak elinde bulunduran bu oybirlikli pisliğin karşısında, motif üstünde bir manzara resmetmek için on iki mum bağlı şapkayla geceleri dolaşmakta sayıklama yoktur; çünkü nasıl yapacaktı zavallı <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/van-gogh/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Van Gogh">van Gogh</a>, kendini aydınlatmak için? geçen gün dostumuz, oyuncu Roger Blin’in, haklı olarak belirttiği gibi.</p>
<p>Pişmiş el ise, sadece ve sadece kahramanlıktır,<br />
kesilmiş kulak, dolaysız mantık,<br />
ve, tekrarlıyorum, kötü niyetini amacına ulaştırmak için<br />
gece gündüz, ve gitgide daha çok, yenilmez olanı yiyen bir dünyaya<br />
bu noktada<br />
çenesini kapamak düşer.</p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/antonin-artaud/" title="Antonin Artaud" rel="tag">Antonin Artaud</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/toplumun-intihar-ettirdigi/" title="Toplumun İntihar Ettirdiği" rel="tag">Toplumun İntihar Ettirdiği</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/van-gogh/" title="Van Gogh" rel="tag">Van Gogh</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/25/antonin-artaud-yakari/" title="Antonin Artaud: Yakarı (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Yakarı</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/29/antonin-artaud-vahset-tiyatrosu/" title="Antonin Artaud: Vahşet Tiyatrosu (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Vahşet Tiyatrosu</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/31/antonin-artaud-tiyatro-ve-ikinci-yuzu/" title="Antonin Artaud: Tiyatro ve İkinci Yüzü (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Tiyatro ve İkinci Yüzü</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/45/antonin-artaud-intihar-ustune/" title="Antonin Artaud: İntihar Üstüne (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: İntihar Üstüne</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/23/antonin-artaud-afyon-savunmasi/" title="Antonin Artaud: Afyon Savunması (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Afyon Savunması</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/43/antonin-artaud-%e2%80%9dvan-gogh-toplumun-intihar-ettirdigi%e2%80%9dden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antonin Artaud: Tiyatro ve İkinci Yüzü</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/31/antonin-artaud-tiyatro-ve-ikinci-yuzu/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/31/antonin-artaud-tiyatro-ve-ikinci-yuzu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 19:18:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Antonin Artaud]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro ve İkinci Yüzü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=31</guid>
		<description><![CDATA[Her gerçek madalyanın, kendisini
ikileştiren bir gölgesi vardır; nesneye biçim vermekte olan bir heykeltıraş, an
olur, varlığı rahatını kaçıran bir gölgeyi ortadan kaldırabildiğini sanır, işte
bu andan sonra da sanat diye bir şey kalmaz.
Bugün artık çözüp kavradığımız hiyerogliflerin bize aktardığı o her büyüleyici kültür gibi, gerçek tiyatronun da gölgeleri vardır ve bütün diller ve sanatlar arasında, sınırlarını kırabilmiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her gerçek madalyanın, kendisini<br />
ikileştiren bir gölgesi vardır; nesneye biçim vermekte olan bir heykeltıraş, an<br />
olur, varlığı rahatını kaçıran bir gölgeyi ortadan kaldırabildiğini sanır, işte<br />
bu andan sonra da sanat diye bir şey kalmaz.<br />
Bugün artık çözüp kavradığımız hiyerogliflerin bize aktardığı o her büyüleyici kültür gibi, gerçek tiyatronun da gölgeleri vardır ve bütün diller ve sanatlar arasında, sınırlarını kırabilmiş gölgelere hala sahip kalabilmiş tek alan tiyatrodur. </p>
<p>Bu arada şunu da hemen söyleyebiliriz ki, ta başlangıçtan beri bu gölgeler hiç bir sınır tanımamışlardır. Tiyatro üzerindeki değişmez düşüncemiz, gölgesiz bir kültür üzerin eki değişmez düşüncemizle birleşir; bu gölgesiz kültürde, ne yana çevrilirse çevrilsin hep boşlukla karşılaşır kafamız, mekan denen şey ise dolu, dopdoludur oysa. <span id="more-31"></span>Ama devinim içinde olduğu, canlı araçlar kullandığı için, gerçek tiyatro, yaşamın sendeleyip durduğu noktada, gölgeler oynatıp sürer gider. Aynı jesti iki kez değil de, durmadan yeni jestler yapan oyuncu bir devinim içindedir ve kuşkusuz, bir takım biçimleri zorlamaktadır; ama bu biçimlerin arkasında ve onların yıkılmasıyla bu biçimlerin yıkılmasından sonra başlayan şeylere erişiyor o ve onların sürüp gitmesini sağlıyor. Hiç bir. şeyde olmayan ama, jest, ses, söz, ışık ve bağrışma gibi her türlü anlatım yolunu kullanan tiyatro, usun kendini göstermek için bir anlatım yoluna gereksinme duyduğu noktada bulunur tam.</p>
<p>Ve tiyatronun, yazılı sözler, müzik, ışık ve sesler gibi bir dille anlatım bulması, kısa bir süre için yitip gittiğini gösterir onun bu anlatım yollarından birinin seçilmesi,-onun kolaylıklarına karşı bir eğilim duyulduğunu ortaya kor çünkü; bu yolun sınırlandırılmış olması ise, kendisinin kurumasına, yozlaşmasına yol açar.</p>
<p>Kültür için olduğu gibi tiyatro için de önemli olan, birtakım gölgeleri adlandırıp yönetmektir; kendini bir biçim ve dil içine sokup kalmayan tiyatro, gerçi yalancı gölgeleri yıkıp dağıtır ama, yörelerinde asıl yaşam temsilinin toplandığı yeni gölgelerin doğmasına yol açar.</p>
<p>Gerçek yaşama dokunmak, erişmek için dil zincirini kırmak, tiyatro yapmak, ya da yeniden tiyatro oynamak demektir; önemli olan da bu eylemin kutsal olarak kalması gerektiğine inanmamaktır. Önemli olan, her kesin bunu yapamayacağını, bu iş için bir takım ön hazırlıkları olmak gerektiğini bilmektir Kişinin ve kişi güçlerinin o her zamanki sınırlandırılmalarını reddetmeye ve gerçek denen şeyin sınırlarını sonsuzlaştırmaya götürür bu. Tiyatroyla yenilenen yeni bir yaşam anlamına inanmak gerek; burada kişioğlu, henüz ortada olmayan ama onu yaratan şeye egemendir. Ve henüz ortada olmayan bu şey yine doğabilir, yeter ki basit saptama araçları olarak kalmakla yetinmeyelim biz. Bunun içindir ki, yaşam sözcüğünü kullanırken, olayların dış görünümüne göre bir yaşamın değil, biçimlerin erişemedikleri o bir çeşit kırılgan, ince ve oynak odak noktasının söz konusu olduğunu bilmek gerekir. Ve günümüzde hala tamusal ve gerçekten kargışlanacak bir şey varsa, o da, ateşte yakılan ve yakıldıkları odun yığınları üzerinde bir takım el kol işareti yapan cezalılar gibi davranacak yerde, biçimler üzerinde sanatlıca oyalanıp durmaktır</p>
<p>Tiyatro ve Veba<br />
Olanaksızlığın gerçekten başladığı, sahneye aktarılan şiirin, gerçek duruma getirilmiş simgeleri besleyip sıcaklaştırdığı andan sonradır ki tiyatro söz konusu olabilir ancak.</p>
<p>Gerçek bir tiyatro oyunu anlamların rahatını bozar, baskı altındaki alt bilinci özgürlüğe kavuşturur, kişiyi bir çeşit erkekçe başkaldırmaya götürür (bu başkaldırma da erkekçe olduğu zaman tüm değerini bulur ancak) ve bir araya gelmiş topluluklara zor ve kahramanca bir durumu kabul ettirir.</p>
<p>Mysteres d’Eleusis’te yalın biçimini bulmuş ve gerçekten çok iyi verilebilmiş hastalığın o korku salıcı görünüşü, her gerçek tiyatronun erişmesi gereken birkaç eski çağlar trajedisinin o karanlık zamanına bir karşılık olmaktadır. Eğer gerçek tiyatro veba gibiyse, bu onun, bulaşıcı olduğundan değil, tıpkı veba gibi bir öldürücülük ortamının açığa vurulması, ileri sürülmesi,dışa doğru itilmesi olduğundandır; öyle bir öldürücülük ortamı ki, onunla usun bütün bozuculuğu, bütün ayartıcılığı bir birey ya da bütün bir ulus üzerinde toplanır.</p>
<p>Veba gibi, kötülüğün bir zamanı, kara güçlerin baskın olduğu dönemler vardır; daha derin, daha büyük bir güç, ortadan kaldırıncaya dek besler bunları. Tiyatroda da veba gibi tuhaf bir çeşit güneş vardır, anormal yoğunlukta bir ışık; bu ışıkta güç ile olanaksız birdenbire bizim için normal bir öğe olarak görünüverirler. Tiyatro da veba gibi, ölüm ya da iyileşme ile çözülen bir buhrandır. Hem veba yüce bir hastalıktır, çünkü tam bir buhrandır o, ardından ya ölüm gelir ya da tam bir arlanıp paklanmışlık. Tıpkı bunun gibi tiyatro da bir hastalıktır, bir şeyler yıkılmadan erişilmeyen yüce bir dengedir çünkü. Usu, erklerini yücelten bir sayıklamaya çağırır; ve sonunda görürüz ki, insan açısından tiyatro eylemi de veba eylemi gibi iyilik getiricidir; çünkü bu eylem, insanları, birbirlerini oldukları gibi görmeye götürmekle maskeleri düşürür, yalanları, miskinlikleri, alçaklıkları ikiyüzlülükleri ortaya vurur; duyuların en açık verilerine dek yayılan o boğucu ölümlülüğü sarsar; ve yığınlara, gölgede kalmış güçlerini, gizli yeteneklerini göstererek onları, alınyazısı karşısında yüce ve kahramanca bir durum almaya çağırır. Ve şimdi söz konusu olan, hiç farkına varmadan kayıp giden, intihar eden bu dünyada, bu yüce tiyatro kavramını kabul ettirebilecek ve hepimize bugün artık inanmadığımız dogmalar yerine geçecek doğal ve büyüleyici şeyi verebilecek bir insan çekirdeğinin bulunup bulunamayacağı sorunudur.</p>
<p>Sahneye Koyuş ve Fizikötesi<br />
Nasıl oluyor da batı tiyatrosu, tiyatroyu, ikili konuşmalar tiyatrosundan başka bir açıdan göremiyor? İkili konuşma, yalnız sahneye özgü bir şey değildir; betikte de olur bu; edebiyat tarihi betiklerinde, konuşma dili tarihinin küçük bir dalı olarak düşünülen tiyatroya bir yer ayrılması da bunun bir kanıtıdır. Sahnenin özdeksel ve somut bir yer olduğunu söylüyorum ben, kendisini doldurmamızı ve ona somut dilini konuşturmamızı ister bu yer. Duygulara yöneltilmiş ve sözden uzak bu somut dilin önce duyguları doyurması gerektiğini, dil için olduğu gibi duygular için de bir şiir olduğunu, burada sözünü ettiğim özdeksel ve somut dilin, anlattığı düşüncelerin söz dilinden kurtulduğu ölçüde ancak gerçek tiyatro dili olduğunu söyledim. Bu da, dil şiirinin yerine, mekanda bir şiir koyma olanağını verir bize. Söz dilini fizikötesinde düşünmek, dile, genellikle anlatamadığı şeyleri anlattırmak demektir: dili, alışılmamış, yepyeni bir biçimde kullanmak, ona yeni sarsma olanakları vermek, onu mekanda etkin bir biçimde bölüp dağıtmak, vurguları salt ve somut bir biçimde ele almak ve onlardaki o bir şeyi yırtıp gerçekten ortaya koymak olanağını yeniden kendilerine kazandırmak, dil ve onu bayağıca yararcı, besinsel kaynağına sırt çevirmek, kısacası dili bir okuyup üfleme, bir büyülü sözler olarak düşünmek demektir. Sahnede anlatımı bu etkin ve şiirli yolda düşünmedeki her şey bizi, tiyatronun bugünkü ruhbilim ve insan anlayışından ayrılmaya ve tiyatromuzun bugün hepten kavramını yitirdiği o mistik ve dinsel anlayışını yeniden bulmaya götürür.</p>
<p>Üstün Yapıtlara Yeter Demek<br />
…Tiyatronun değişmesi için uygarlığın değişmesi gerektiğine inananlardan değilim ben; ama en güç ve en yüce anlamda kullanılan tiyatronun, birçok şeylerin oluşum ve görünümü üzerinde etki yapma gücünü taşıdığına inanırım. Sahnede iki sevgi gösterisinin, iki canlı odağın, iki sinirsel manyetizmanın birbirine yaklaşması, yaşamda, sonrası olmayan bir ahlaksızdaki o iki üst derinin birbirine sürtüşmesi kadar bütün, gerçek ve kesindir.</p>
<p>Bir yırtıcılık (Vahşet) tiyatrosundan söz etmem işte bundandır benim. Hepimizdeki bu her şeyi kırıp dökme hastalığı ile, yırtıcılık sözünü ilk ağzımdan çıkardığımda, bu sözcük herkes için hemen kan anlamını taşıdı. Ama “yırtıcılık tiyatrosu” önce benim için güç ve yırtıcı tiyatro anlamındadır. Temsil alanında da, vücutlarımızı karşılıklı yara bere içinde koyarak birbirimize karşı gösterebileceğimiz yırtıcılık söz konusu değildir. Söz konusu olan, nesnelerin bize karşı gösterebileceği çok daha korkunç yırtıcılıktır. Özgür değiliz biz. Ve hala gök kubbe başımıza düşüp yıkılabilir günün birinde. Tiyatro da işte, her şeyden önce bizlere bunu öğretmek için yaratılmıştır.</p>
<p>Yırtıcılık (Vahşet)Tiyatrosu<br />
…Demek söz konusu olan, tiyatroyu, sözcüğün tam anlamıyla bir iş, bir görev durumuna getirmektir; kanın damarlarda dolaşımı ya da düş imgelerinin beyinde o kaoslu gelişimi kadar sınırlandırılmış belirli bir şey durumuna getirmek; bu ise dikkatin etkili bir biçimde elde tutulması, gerçekten eli kolu bağlı bir tutsak durumuna getirilmesiyle sağlanabilir ancak.</p>
<p>Tiyatronun gerçek tiyatro olması, demem şu, gerçek bir hayal aracı olabilmesi için, seyirciye gerçek düş kalıntıları sağlaması gerekir; bu düşe kalıntılarında, kişinin cinayet işleme isteği, sevgi konusundaki saplantıları, yabanlığı, gerçekleşmesi olanaksız düşleri, yaşam ve nesneler üzerindeki ütopik düşünceleri ve hatta yamyamlığı, sanal ve düşsel bir planda değil, bir iç planda fışkırıp ortaya çıkar. Başka bir deyimle, tiyatro, her yola baş vurarak, yalnız nesnel ve dıştan betimlenmiş bir dünyanın bütün görünümlerini değil, bir iç dünyayı, fizikötesi olarak düşünülen insanı bütün yönleriyle yeniden ele alıp ortaya koymaya çalışmalıdır.</p>
<p>Sahne Dili<br />
Söz konusu olan, ağızla söylenen sözü ortadan kaldırmak değil, sözcüklere aşağı yukarı düşlerde taşıdıkları önemi vermektir. </p>
<p>Sahne-Salon Dili<br />
Sahne ve salon ayrımını kaldırıp yerine bir tek yer koyuyoruz biz; arada hiç bir bölme, hiç bir parmaklık olmayacak, eylem bu yerin ta kendisinde cereyan edecek. Oyunla seyirci, oyuncuyla seyirci arasında doğrudan doğruya bir bağ kurulacak; çünkü eylemin ortasında yer almış olan oyuncu bu eylemle her yandan sarılmış olacak. Bu sarılmışlık da salonun biçiminden ileri gelmektedir.</p>
<p>(Çeviren: Tahsin Saraç)</p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/antonin-artaud/" title="Antonin Artaud" rel="tag">Antonin Artaud</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/tiyatro-ve-ikinci-yuzu/" title="Tiyatro ve İkinci Yüzü" rel="tag">Tiyatro ve İkinci Yüzü</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/43/antonin-artaud-%e2%80%9dvan-gogh-toplumun-intihar-ettirdigi%e2%80%9dden/" title="Antonin Artaud: ”Van Gogh: Toplumun İntihar Ettirdiği”den (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: ”Van Gogh: Toplumun İntihar Ettirdiği”den</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/25/antonin-artaud-yakari/" title="Antonin Artaud: Yakarı (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Yakarı</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/29/antonin-artaud-vahset-tiyatrosu/" title="Antonin Artaud: Vahşet Tiyatrosu (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Vahşet Tiyatrosu</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/45/antonin-artaud-intihar-ustune/" title="Antonin Artaud: İntihar Üstüne (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: İntihar Üstüne</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/23/antonin-artaud-afyon-savunmasi/" title="Antonin Artaud: Afyon Savunması (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Afyon Savunması</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/31/antonin-artaud-tiyatro-ve-ikinci-yuzu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antonin Artaud: Vahşet Tiyatrosu</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/29/antonin-artaud-vahset-tiyatrosu/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/29/antonin-artaud-vahset-tiyatrosu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 19:15:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Antonin Artaud]]></category>
		<category><![CDATA[Vahşet Tiyatrosu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=29</guid>
		<description><![CDATA[Kabul edilsin ya da edilmesin, bilinçli ya da bilinçsiz, şiirsel durum, yani hayatın aşkın bir durumu, aslında halkın aşkta, suçta, uyuşturucuda, savaşta ve isyanda aradığıdır.
Vahşet Tiyatrosu tiyatroya tutkulu ve çırpınmalı bir hayat kavramını geri getirmek için oluşturuldu; ve bu tiyatronun dayandığı vahşeti şöyle anlamak gerekiyor; şiddetli bir sertlik ve sahne elemanlarının aşırı derecede yoğunlaşması. 
Sistemli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kabul edilsin ya da edilmesin, bilinçli ya da bilinçsiz, şiirsel durum, yani hayatın aşkın bir durumu, aslında halkın aşkta, suçta, uyuşturucuda, savaşta ve isyanda aradığıdır.</p>
<p><a href="http://hiaxysheytan.com/tag/vahset-tiyatrosu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Vahşet Tiyatrosu">Vahşet Tiyatrosu</a> tiyatroya tutkulu ve çırpınmalı bir hayat kavramını geri getirmek için oluşturuldu; ve bu tiyatronun dayandığı vahşeti şöyle anlamak gerekiyor; şiddetli bir sertlik ve sahne elemanlarının aşırı derecede yoğunlaşması. </p>
<p>Sistemli bir biçimde değilse de gerektiğinde kanlı olabilen bu vahşet, yaşama ödenmesi gereken bedeli ödemekten korkmayan kuru bir ahlaki safiyet kavramı ile karışıyor.<span id="more-29"></span></p>
<p>1- Öz Açısından:</p>
<p>Yani konular ve işlenen temalar. <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/vahset-tiyatrosu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Vahşet Tiyatrosu">Vahşet Tiyatrosu</a> çağımızın başlıca huzursuzluk ve endişelerine cevap veren konular seçecektir. </p>
<p><a href="http://hiaxysheytan.com/tag/vahset-tiyatrosu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Vahşet Tiyatrosu">Vahşet Tiyatrosu</a> insanın ve çağdaş yaşamın mitlerini kurtarma çabasını sinemaya terketmemek niyetindedir. Ama bunu kendine özgü bir şekilde, yani dünyanın ekonomiye, yararlılığa ve tekniğe yönelişine karşı çağdaş tiyatronun sahte bir uygar insan cilâsı altına sakladığı büyük meseleleri yeniden gündeme getirerek yapacaktır. </p>
<p>Bu temalar kozmik, evrensel, en eski metinlerden ve eski Meksika, Hint, Yahudi, İran vs… kozmogonilerinden alınarak yorumlanmış olacaklar. </p>
<p><a href="http://hiaxysheytan.com/tag/vahset-tiyatrosu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Vahşet Tiyatrosu">Vahşet Tiyatrosu</a>, insan kişiliğini ve duygularını dilimlere ayıran psikolojik yaklaşımı reddederek, yasalar tarafından ezilmiş ve dinler, kurallar tarafından deforme edilmiş toplumsal insanın da ötesine “bütün insana” hitap edecek. </p>
<p>Ve insanı anlatırken ruhun tersini de yüzünü de yansıtacak; imgelemin ve düşlerin gerçeği, yaşamla aynı düzlemde gösterilecek.</p>
<p>Ayrıca büyük toplumsal çalkantılar, halkların halklarla, ırkların ırklarla çekişmesi, doğal güçler, rastlantının müdahalesi, kaderin manyetik çekimi ister dolaylı &#8211; mistik boyutlarda, tanrılar, kahramanlar ve canavarlar kadar büyütülmüş kişiliklerin hareket ve jestleri biçiminde -ister dolaysız- yeni bilimsel yollarla elde edilmiş maddi görüntüler biçiminde &#8211; olarak kendilerini gösterecekler.</p>
<p>Bu tanrıların ve kahramanların, bu canavarların, bu doğal ve kozmik güçlerin yorumlanması en eski kutsal metinlerin ve eski kozmogonilerin imgelerinden esinlenerek gerçekleştirilecek. </p>
<p>2- Biçim Açısından:</p>
<p>Öte yandan tiyatronun, halkın en içine kapanık ve dalgın kesimleri için ebediyen tutkulu ve duyarlı olan bir şiirin kaynaklarına yeniden dalması gerekliliği eski ilkel mitlere dönüş yoluyla gerçekleştiğinden, biz, metinden değil de mise en scene’den bu eski çatışmaları gerçekleştirme ve daha çok da güncelleştirme çabasını isteyeceğiz; yani bu temalar doğrudan doğruya sahneye taşınacak ve kelimeler içinde boğulmaksızın hareket, yüz ifadesi ve jest olarak gerçekleşecekler.</p>
<p>Böylece metin konusundaki teatral batıl inançtan ve yazarın diktatörlüğünden kurtulacağız. </p>
<p>Ve işte böylece sözün ve sözcüklerin tehlikeleri ve dilden ileri gelen bozukluklar olmaksızın doğrudan ruh ile dönüştürülen ve hissedilen eski halk gösterilerine yeniden kavuşacağız. </p>
<p>Tiyatroyu her şeyden önce gösteri üzerine temellendireceğiz ve bu gösteriye katacağımız şey yeni bir uzam anlayışıdır. Bu uzam olası tüm planlarda ve her türlü yükseklik, derinlik, perspektif açılarından kullanılacaktır. Ayrıca bu anlayışa hareketin dışında özel bir zaman fikri de eklenecektir. </p>
<p>Belli bir süre içinde olabilecek en çok sayıda hareketle, olabildiğince çok fiziksel imgeyi ve bu hareketlere bağlı anlamları birleştireceğiz.</p>
<p>İmgeler ve hareketler yalnızca göz ve kulağın açık seçik zevklerine değil, ruhun daha gizli ve daha yararlı zevklerine de hitap edecekler.</p>
<p>Böylelikle teatral uzam yalnızca boyutları ve hacmi içinde değil, eğer denebilirse, iç çamaşırları içinde de kullanılacak.</p>
<p>İmgelerle hareketlerin örtüşmesinin sonuç olarak varacağı nokta, nesnelerin, sessizliklerin, haykırışların ve ritimlerin gizli anlaşması yoluyla, temelinde sözcüklerin değil imlerin bulunduğu gerçek bir fiziksel dilin yaratılması olacaktır.</p>
<p>Çünkü şu bilinmelidir ki; belli bir zamanda yapılmış bu hareket ve imge niceliğine, sessizlik ve ritim kadar belli bir titreşim ve gerçekten yapılmış jestlerden, gerçekten kullanılmış nesnelerden oluşmuş belli bir maddi kışkırtmayı da katacağız. Ve denebilir ki en eski hiyerogliflerin ruhu bu saf teatral dilin yaratılmasına yön verecektir. </p>
<p>Herhangi bir halktan seyirci her zaman direk ifadelere ve imgelere düşkün olmuştur; söylenen sözler, açık seçik sözlü ifadeler aksiyonun açıkça belirlendiği bölümlere ve yaşamın hareketsizleşip bilincin devraldığı bölümlere girecektir.</p>
<p>Ama bu mantıki yönün yanı sıra sözcükler bir çeşit büyü tekerlemesi gibi, yani gerçekten sihirli yönleriyle de kullanılacak -yalnızca anlamları değil biçimleri ve yaydıkları ses dalgaları açısından-.</p>
<p>Çünkü canavarların etkili görüntüleri, kahramanların ve tanrıların sefahati, çeşitli güçlerin plastik görünümleri, dış görünüşleri bozmak ve unufak etmekle yükümlü şiirin ve mizahın sarsıcı müdahaleleri, gerçek şiirin anarşik ve analojik ilkelerine göre, ancak duyular üzerine yöneltilen baskı sonucu ruhun varabildiği hipnotik telkin atmosferinde asıl büyülerine kavuşabilirler.</p>
<p>Eğer bugün rahatlatıcı tiyatrosunda, sinirler yani belli bir psikolojik duyarlılık bile bile bir kenara atılmış, seyircinin bireysel anarşisine teslim edilmişse, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/vahset-tiyatrosu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Vahşet Tiyatrosu">Vahşet Tiyatrosu</a> duyarlılığı kazanmak için önceden denenmiş büyülü yolların hepsini yeniden kullanmak niyetindedir.</p>
<p>Renklerin, ışıkların ve seslerin şiddetinden, müzikal bir ritmin ya da söylenmiş bir sözün titreşimi, sarsıntısı veya tekrarından oluşan, tonaliteyi ya da sahne ışıklandırmasının iletişimsel kapsamını kullanan bu yollar yalnız “ahenksizlik” aracılığı ile tam bir etki sağlayabilirler.</p>
<p>Ama bu ahenksizliği tek bir anlamın egemenliğine teslim etmek yerine, bir anlamdan diğerine, bir renkten bir sese, bir sözden bir aydınlığa jestlerin sarsıntısından tonalitenin dümdüzlüğüne vs.. atlatarak geliştireceğiz.</p>
<p>Bu şekilde biçimlenen, bu şekilde yapılanan gösteri, sahnenin tasfiyesiyle bütün tiyatro salonuna yayılacak ve tabana inerek ince iskelelerden oluşmuş bir parmaklık gibi seyirciyi dört yandan sarıp sürekli bir ışık, imge, hareket ve gürültü yağmuruna tutacaktır. Dekor, dev mankenler boyutlarında büyütülmüş kişiliklerden, sürekli yer değiştiren nesneler ve maskeler üstünde ışıldayan hareketli ışıkların yarattığı manzaralardan oluşacak. </p>
<p>Ve uzamda kullanılmamış bir yer kalmayacağı gibi, seyirciye de nefes alacak vakit ve aklında ya da duyarlılığında boş bir yer bırakılmayacaktır. Yani yaşamla tiyatro arasında belli bir kesinti olmayacağından sürekliliği sağlama sorunu kalmayacaktır. Bir filmin herhangi bir sahnesinin çekimine şahit olan bir kimse ne demek istediğimizi çok iyi anlayacaktır. </p>
<p>Sinemanın, filme kaydedildikleri anda her türlü etkisini, büyüsünü ve hayatiyetini kaybeden yani ziyan olan ışıklandırma, figürasyon gibi pek çok zengin teknik olanaklarını tiyatro sahnesinde kullanmak amacındayız.</p>
<p><a href="http://hiaxysheytan.com/tag/vahset-tiyatrosu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Vahşet Tiyatrosu">Vahşet Tiyatrosu</a>’nun ilk gösterisinin adı şu olacak: MEKSİKA’NIN FETHİ </p>
<p>İnsanlar değil olaylar sahnelenecek. İnsanlar yerlerine psikolojileri ve tutkularıyla gelecek, ama, belirli güçlerin görüntüleri olarak ve olaylar ile içinde rol aldıkları tarihin ölümcüllüğü açısından ele alınacaklar.</p>
<p>Bu konu şu yüzden seçildi:</p>
<p>1- Güncelliği ve bunun yanı sıra Avrupa’yı ve dünyayı hayati açıdan ilgilendiren sorunlarla olan bağlantıları yüzünden.</p>
<p>Tarihi açıdan “Meksika’nın Fethi” sömürgecilik sorununu işleyecek. Avrupa’nın bir türlü yok olmayan üstünlük duygusunu acımasız kanlı ve sarsılmaz bir şekilde sahnede canlandıracak. Gösteri, Avrupa’nın kendi kendisine yakıştırdığı üstünlük duygusunun söndürülmesini sağlayacak. Hıristiyanlığı çok daha eski dinlerle karşılaştıracak. Batı dünyasının paganizmden ve bazı doğal dinlerden çıkardığı yanlış kavramları yargılayacak ve bu dinlerin üstüne kurulduğu hâlâ geçerli olan eski metafizik temellerin şiirselliğini ve ihtişamını patetik ve yakıcı bir şekilde vurgulayacak. </p>
<p>2- Hâlâ çok güncel olan sömürgecilik sorununu, yani, bir kıtanın bir başka kıtayı kendi yararları için kullanmak hakkına sahip olduğu inancını sorgularken aynı zamanda bazı ırkların öteki ırklara olan (ama bu sefer gerçek) üstünlüğünü de sorgulayacak ve bir ırkın dehasını uygarlığın kesin formlarına bağlayan içsel akrabalık ilişkisini gösterecek. Sömürgecilerin tiranik anarşisiyle geleceğin sömürüleceklerinin derin ahlaki uyumu arasında bir karşıtlık kuracak.</p>
<p>Daha sonra en haksız ve en kaba maddi temeller üzerine kurulmuş çağın Avrupalı monarşisinin karışıklığına karşı, tartışılmaz tinsel esaslar üzerine yapılandırılmış Aztek monarşisinin organik hiyerarşisini aydınlığa kavuşturacak.</p>
<p>Toplumsal açıdan, gösteri, hiç kimsenin aç kalmamasını sağlayan yani devrimi çok eskiden gerçekleştirmiş olan bir toplumun yaşadığı huzuru gösterecek.</p>
<p>Ahlaki kargaşanın ve Katolik anarşinin pagan düzenle bu çatışmasından, acımasız diyalogların arasına serpiştirilmiş güçlerin ve imgelerin olmadık çalkantılarını çıkartabilir “Meksika’nın Fethi”. Ve bu, tamamıyla karşıt fikirleri birer leke gibi taşıyan kişilerin adam adama dövüşmeleriyle olacak. </p>
<p>Ahlaki öz ve böyle bir gösterinin güncel ilgisi yeterince vurgulandıktan sonra sahnelenmek istenen çatışmaların gösteri açısından değerli olması konusunda ısrar edilecek.</p>
<p>Önce Montezuma’nın iç kavgaları var; tarih bizi bu trajik kralı güdülendiren güçlerin neler olduğu konusunda hiçbir zaman aydınlatamamıştır.</p>
<p>Astrolojinin gözle görülen mitleriyle olan kavgası ve sembolik tartışması, görsel ve objektif bir şekilde anlatılacak.</p>
<p>Nihayet, Montezuma’dan başka bir de güruhlar var, toplumun çeşitli kesimleri var, halkın (Montezuma tarafından temsil edilen) kadere başkaldırısı var, inançsızların şikâyet bağırtıları var, filozofların ve rahiplerin anlamsız gevezelikleri var, şairlerin ağlayıp sızlanmaları var, tüccarların ve burjuvaların ihaneti var, kadınların cinsel çekimserliği ve iki yüzlülüğü var.</p>
<p>Güruhların ruh hali, olayların itici gücü, kimi yerlerde güç çizgileri çekerek, dalgalar halinde seyircinin üstüne üstüne gidecek ve bu dalgaların üstünde bazılarının zayıflatılmış, isyan eden ve umutsuzca çökertilmiş bilinci saman çöpü gibi su yüzüne çıkacak.</p>
<p>Teatral açıdan sorun bu güç çizgilerini kesinleştirmek, ahenkli hale sokmak, bir merkezde yoğunlaştırmak ve bunlardan bazı çağrışımlara yönelten melodiler süzmektir.</p>
<p>Bu imgeler, bu hareketler, bu danslar, bu ayinler, bu müzikler, bu eksik melodiler, bu sonuçsuz diyaloglar titizlikle not edilecek ve özellikle gösterinin diyalogsuz bölümlerinde sözcüklerle yapılabileceği kadar tanımlanacak; ilke, aynı bir müzik partisyonunda olduğu gibi sözcüklerle tanımlanamayacak şeyleri notalamak ya da şifrelemek olacaktır.</p>
<p>Çeviren: Emrah Kolukısa/ Mimesis/ Ocak-1989, Sayı: 1</p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/antonin-artaud/" title="Antonin Artaud" rel="tag">Antonin Artaud</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/vahset-tiyatrosu/" title="Vahşet Tiyatrosu" rel="tag">Vahşet Tiyatrosu</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/43/antonin-artaud-%e2%80%9dvan-gogh-toplumun-intihar-ettirdigi%e2%80%9dden/" title="Antonin Artaud: ”Van Gogh: Toplumun İntihar Ettirdiği”den (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: ”Van Gogh: Toplumun İntihar Ettirdiği”den</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/25/antonin-artaud-yakari/" title="Antonin Artaud: Yakarı (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Yakarı</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/31/antonin-artaud-tiyatro-ve-ikinci-yuzu/" title="Antonin Artaud: Tiyatro ve İkinci Yüzü (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Tiyatro ve İkinci Yüzü</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/45/antonin-artaud-intihar-ustune/" title="Antonin Artaud: İntihar Üstüne (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: İntihar Üstüne</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/23/antonin-artaud-afyon-savunmasi/" title="Antonin Artaud: Afyon Savunması (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Afyon Savunması</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/29/antonin-artaud-vahset-tiyatrosu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antonin Artaud: Yakarı</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/25/antonin-artaud-yakari/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/25/antonin-artaud-yakari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 19:13:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Antonin Artaud]]></category>
		<category><![CDATA[yakarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=25</guid>
		<description><![CDATA[Kafalar ver bize ateş olsun kor olsun
Göksel yıldırımlarla yanmış kafalar
Uyanık kafalar adamakıllı gerçek kafalar
Yansıyarak senin varlığından gelsin
İç’in göklerinde doğurt bizleri
Sağnaklı uçurumlarla delik deşik
Ve bir esrime dolaşsın içimizi
Bir cırnakla akkor halindeki
Açız işte açız doyur bizi
Yıldızlar arası sarsıntılarla
N’olur göksel lavlar aksın
Kan yerine damarlarımızda
Ayır bizi böl parçala bizi
Ateşten ellerin keskin yanıyla
Ölünen o yeri ölümün de uzağında
Aç işte üstümüze [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kafalar ver bize ateş olsun kor olsun<br />
Göksel yıldırımlarla yanmış kafalar<br />
Uyanık kafalar adamakıllı gerçek kafalar<br />
Yansıyarak senin varlığından gelsin</p>
<p>İç’in göklerinde doğurt bizleri<br />
Sağnaklı uçurumlarla delik deşik<br />
Ve bir esrime dolaşsın içimizi<br />
Bir cırnakla akkor halindeki</p>
<p>Açız işte açız doyur bizi<br />
Yıldızlar arası sarsıntılarla<br />
N’olur göksel lavlar aksın<br />
Kan yerine damarlarımızda</p>
<p>Ayır bizi böl parçala bizi<br />
Ateşten ellerin keskin yanıyla<br />
Ölünen o yeri ölümün de uzağında<br />
Aç işte üstümüze o alev kubbeleri</p>
<p>Silkele beynimiz sarsılsın<br />
O senin görgün ve yordamın içre<br />
Yeni bir tufanın pençeleriyle<br />
Bozulsun zekâmız alt üst olsun</p>
<p>Çeviren: Cemal Süreya</p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/antonin-artaud/" title="Antonin Artaud" rel="tag">Antonin Artaud</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/yakari/" title="yakarı" rel="tag">yakarı</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/43/antonin-artaud-%e2%80%9dvan-gogh-toplumun-intihar-ettirdigi%e2%80%9dden/" title="Antonin Artaud: ”Van Gogh: Toplumun İntihar Ettirdiği”den (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: ”Van Gogh: Toplumun İntihar Ettirdiği”den</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/29/antonin-artaud-vahset-tiyatrosu/" title="Antonin Artaud: Vahşet Tiyatrosu (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Vahşet Tiyatrosu</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/31/antonin-artaud-tiyatro-ve-ikinci-yuzu/" title="Antonin Artaud: Tiyatro ve İkinci Yüzü (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Tiyatro ve İkinci Yüzü</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/45/antonin-artaud-intihar-ustune/" title="Antonin Artaud: İntihar Üstüne (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: İntihar Üstüne</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/23/antonin-artaud-afyon-savunmasi/" title="Antonin Artaud: Afyon Savunması (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Afyon Savunması</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/25/antonin-artaud-yakari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antonin Artaud: Afyon Savunması</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/23/antonin-artaud-afyon-savunmasi/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/23/antonin-artaud-afyon-savunmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 19:11:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Afyon Savunması]]></category>
		<category><![CDATA[Antonin Artaud]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=23</guid>
		<description><![CDATA[Sayın Yasamacı Beyefendi,
Temmuz 1917 kararnamesiyle süslenen 1916 yasasını çıkartan beyefendi, sen bir salaksın.
Çıkardığın yasa ulusun uyuşturucu bağımlılığı oranında bir azalma yaratmaksızın, sadece eczacılığa dünya çapında zarar vermeye yaradı, çünkü:
1. İhtiyacını eczaneden temin eden bağımlı sayısı çok azdır;
2. Gerçek bağımlılar ihtiyaçlarını eczaneden temin etmezler;
3. İhtiyaçlarını eczaneden temin eden bağımlıların hepsi hastadır;
4. Gönüllü bağımlılara göre hasta bağımlıların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Yasamacı Beyefendi,</p>
<p>Temmuz 1917 kararnamesiyle süslenen 1916 yasasını çıkartan beyefendi, sen bir salaksın.<br />
Çıkardığın yasa ulusun uyuşturucu bağımlılığı oranında bir azalma yaratmaksızın, sadece eczacılığa dünya çapında zarar vermeye yaradı, çünkü:</p>
<p>1. İhtiyacını eczaneden temin eden bağımlı sayısı çok azdır;<br />
2. Gerçek bağımlılar ihtiyaçlarını eczaneden temin etmezler;<br />
3. İhtiyaçlarını eczaneden temin eden bağımlıların hepsi hastadır;<br />
4. Gönüllü bağımlılara göre hasta bağımlıların sayısı çok daha düşüktür;<br />
5. Eczanelerden uyuşturucu alımının kısıtlanması asla gönüllü ve örgütlenmiş bağımlılara engel olmayacaktır;<br />
6. Her zaman uyuşturucu kaçakçıları olacaktır;<br />
7. Her zaman davranış bozukluğundan, tutkuyla bağımlı durumunda olan kişiler olacaktır;<br />
8. Hasta bağımlıların toplum içinde zamanaşımına uğramayacak bir hakları vardır, bu da rahat bırakılma hakkıdır. </p>
<p>Bu her şeyden önce bir vicdan sorunudur. Uyuşturuculara ilişkin yasa, insanların acısına sahip olma hakkını kamu sağlığının zorba-müfettişlerinin eline düşürdü; çağdaş tıbbın kendi görevlerini her bireyin vicdanına zorla kabul ettirmeye çalışması tuhaf bir çaba. Resmi yasanın tüm melemeleri bu vicdan olgusu karşısında etki gücünden yoksundur: şu da bilinmelidir ki, ölümden bile daha fazla acımın efendisiyim ben. Her insan fiziksel acının ya da açıkyüreklilikle katlanabileceği düşünsel boşluğun oranı konusunda yargıç, hatta tek yargıçtır.<span id="more-23"></span></p>
<p>Bilincin açık olması halinde de, kapalı olması halinde de, hiçbir hastalığın elimden alamayacağı bir bilinç vardır, fiziksel yaşantımı bana duyumsatan bilinçtir bu. Eğer bilincimi yitirdiysem, tıbbın yapacağı tek bir şey vardır, o da bu bilinci yeniden elde etmemi sağlayacak maddeleri bana vermektir.</p>
<p>Fransa Eczacılık Okulu Diktatörü Beyefendiler, </p>
<p>sizler huysuz ukalalarsınız: öncelikle göz önünde bulundurmanız gereken bir şey vardı; ruhunu yitirmiş olmanın acısını tatmış olanların ruhsal yaşantıya dahil olmalarını sağlayacak, zamana direnen eşsiz madde afyondur.</p>
<p>Afyonun kesin olarak etki ettiği bir hastalık vardır ve bu hastalığın adı düşünsel, tıbbi, fizyolojik, mantıksal ya da ilaçlara ilişkin biçimiyle, her nasıl isterseniz, İçsıkıntısıdır.</p>
<p>İçsıkıntısı delirtir.<br />
İçsıkıntısı intihar ettirir.<br />
İçsıkıntısı lanetler.<br />
İçsıkıntısını tıp bilmez.<br />
İçsıkıntısını doktorunuz duymamıştır.<br />
İçsıkıntısı yaşamı yaralar.<br />
İçsıkıntısı yaşamın göbek kordonunu düğümler. </p>
<p>Haktan hukuktan uzak yasanızla benim içsıkıntımı, cehennemin tüm pusula iğneleri kadar ince bir içsıkıntısını en ufak bir güven duymadığım insanların, tıbbi salakların, gübre eczacılarının, adaletsiz yargıçların, doktorların, ebelerin, tıp müfettişlerinin eline bıraktınız.</p>
<p>Bedende ya da ruhta meydana gelen sarsıntılar, insan elinden çıkma hiçbir sismograf yok ki benim acımı tinimin yıldırımlar saçan acısı kadar kesin biçimde hesaplasın.</p>
<p>İnsanların hiçbir rastlantısal bilimi benim kendi varlığıma ilişkin sahip olabileceğim kesin bilgiden daha üstün değildir. Bende olan ne varsa hepsinin tek yargıcı benim. Ambarlarınıza dönün tıbbi kokuşmuşluklar, ve sen de, Sayın Bay Yasamacı Koyun, senin saçmalamanın nedeni insan sevgisi değil, bunu gerizekâlılık geleneğinden yapıyorsun. Bir insanın ne olduğu konusundaki cehaletin, yalnızca insanı sınırlayarak gösterdiğin aptallıkla eşdeğer tutulabilir. Umarım çıkardığın yasa dönüp dolaşıp babanın, ananın, karının, çocuklarının ve bütün torunlarının başına dert olur. Şimdi yut bakalım yasanı.</p>
<p>GENEL GÜVENLİK<br />
AFYONUN ORTADAN KALDIRILMASI</p>
<p>Sonsuza dek rahat bırakılmamız için uyuşturucunun sözümona tehlikeleriyle ilgili sorunu didik didik etmek istiyorum gizli saklı bir şey bırakmadan. Benim bakış açım toplum karşıtıdır açıkça. Afyona saldırıda yalnızca bir neden vardır. Bu neden, afyon kullanımının toplum bütünlüğünü tehlikeye sokma tehlikesidir.</p>
<p>Oysa bu tehlike yanlıştır.</p>
<p>Ruhta ve bedende çürümüş olarak doğduk, anadan doğma uyumsuzuz; afyonu yok ederek suç işleme gereksinimini, beden ve ruh kanserlerini, umutsuzluğa eğilimi, doğuştan alıklığı, kalıtımsal frengiyi, içgüdülerin ezilgenliğini ortadan kaldırmayacaksınız; herhangi bir zehre, morfin zehrine, okuma zehrine, inziva zehrine, otuzbir zehrine, sürekli düzüşme zehrine, ruhun köksüz zayıflığının zehrine, alkol zehrine, tütün zehrine, toplum karşıtlığı zehrine güdümlü ruhların varolmasını engellemeyeceksiniz. Toplumun geri kalanı için iyileşmez ve yitik ruhlar vardır. </p>
<p>Onların çıldırmalarına yol açan bir yolu ortadan kaldırın, on bin tane başka yol yaratacaklardır. Daha etkili, daha şiddetli yollar, kesinlikle umutsuz yollar bulacaklardır. Doğanın kendisi de ruhen toplum karşıtıdır, yalnızca örgütlenmiş toplumsal birlik, güçlerin zorbalığıyla insanoğlunun doğal eğilimine karşı hareket eder.<br />
Bırakalım yitikler yitsinler, olanaksız, üstelik gereksiz, çekilmez ve zararlı bir yenilemeyle uğraşmaktan daha iyi değerlendirebiliriz zamanımızı.</p>
<p>İnsan umutsuzluğunun nedenlerinden hiçbirini ortadan kaldırmadığımız sürece, insanın kendisini umutsuzluktan kurtarmak için kullandığı yolları yok etmeye hakkımız olmayacaktır.<br />
Çünkü öncelikle bu doğal ve saklı itkiyi, insanın kendisini bir yol bulmaya iten, hastalıklarından kurtulmanın yollarını arama fikrini ona kazandıran bu yanıltıcı eğilimini ortadan kaldırmak gerekirdi.</p>
<p>Ayrıca, yitikler doğaları gereği yitiktirler, hiçbir ahlaksal yenilenme düşüncesi bunu değiştiremez, yaratılıştan bir gereklilik söz konusudur, intiharın, suçun, aptallığın, deliliğin tartışılmaz bir onulmazlığı söz konusudur; insanın başa çıkamayacağı bir ihanet söz konusudur, bir karakter ezilgenliği söz konusudur, tinin iğdiş edilmesi söz konusudur.</p>
<p>Söz yitimi varlığını sürdürür, omur iliği hastalıkları, frengili menenjit, hırsızlık, zorbalık varlığını sürdürür.<br />
Cehennem şimdiden bu dünyanın ve zavallı cehennem kaçkını insanların içindedir, kaçışlarına bitimsizce yeniden başlamaya güdümlü kaçkınların içinde. Bu konuda bu kadar yeter.</p>
<p>İnsan sefildir, ruh zayıftır, her zaman yolunu kaybedecek insanlar vardır. Yollarını nasıl kaybettikleri önemli değildir; bu toplumu ilgilendirmez.</p>
<p>Yenilemenin bu konuda hiçbir şey yapamayacağını açık açık gösterdik, öyle değil mi, zaman kaybeder, dolayısıyla artık aptallığını derinleştirmede diretmeyeceğini gösterdik.<br />
Sonuç olarak zararlıdır.<br />
Gerçeğe doğrudan bakmaya cesareti olanlar tarafından, Amerika Birleşik Devletleri’nde alkolün yasaklanmasının sonuçları bilinir, öyle değil mi?</p>
<p>Deliliğin bir üst-üretimi: eter rejiminde bira, el altından satılan kokainle dolu alkol, katlanan esriklik, bir tür genel esriklik. Kısaca, yasak meyve yasası.<br />
Afyon için de aynı şey geçerli.<br />
Uyuşturucuya duyulan merakı arttıran yasak bugüne dek tıbbın, gazetelerin, edebiyatın pezevenklerine yaradı yalnızca. Uyuşturucu lanetlilerinin oluşturduğu savunmasız ve aşağı mezhebe karşı (savunmasızlar çünkü aşağı sınıftan onlar ve çünkü her zaman bir istisna söz konusu), o tin, ruh, hastalık lanetlilerine gösterdikleri sözümona kızgınlık üstünden kendilerine ustalıkla boktan ünler sağlamış insanlar var.</p>
<p>Ah onların ahlaksal göbek kordonları nasıl da iyi düğümlenmiştir. Analarından doğduktan sonra, hiç günah işlememişlerdir, öyle değil mi? Onlar havaridirler, yol göstericilerin soyundan gelirler; sadece öfkelerini nereye harcadıklarını, özellikle bunun için ne kadar para aldıklarını ve her şekilde bunun onlara neler sağladığını sorabilir insan kendine. Öte yandan asıl sorun bu değildir.</p>
<p>Gerçekte, zehirlere karşı gösterilen bu aşırı öfke ve birbirini izleyen aptal yasalar:</p>
<p>1. Zehir ihtiyacına karşı etkisizdirler, bu ihtiyaç giderilse de giderilmese de ruhta doğuştan varolur ve ruhu kesin biçimde toplum karşıtı hareketlere sürükler, hatta zehir varolmasa bile.</p>
<p>2. Toplumun zehir ihtiyacını arttırır, ve onu gizlenen bir kötülüğe dönüştürür.</p>
<p>3. Gerçek hastalığa zarar verir, çünkü asıl sorun, hayati düğüm, tehlikeli nokta buradadır:<br />
Tıp için ne yazık ki hastalık varlığını sürdürmektedir.</p>
<p>Bağımlılara karşı olan tüm yasalar, tüm kısıtlamalar, tüm kampanyalar, toplumsal durum içinde zaman aşımına uğramayacak haklara sahip, insanlık acısının yarattığı bütün yoksunların elinden hastalıklarının ilacını, onlar için ekmekten de değerli olan bir besini, sonuç olarak yaşama yeniden dahil olmalarını sağlayacak aracı almaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır.<br />
Morfin yerine veba, diye uluyor resmi tıp, yaşam yerine cehennem. Hastaların hastalıkları içinde yatırılıp bekletilmeleri gerektiğini ileri sürecek J.-P. Liausu (kendisi ayrıca cahil bir cücedir) türünden gerizekalılar vardır yalnızca.<br />
Bir yandan da bu mühim kişinin tüm ukalalığı burada kendini gösterir ve bütünüyle serbest davranır: genel iyilik adına, diye ileri sürer.</p>
<p>İntihar edin umutsuzlar, ve siz, bedenen ve ruhen işkenceye uğramış olanlar, bütün umudunuzu yitirin. Bu dünyada sizi rahatlatacak bir şey yok artık. Dünya sizin ölü kemiklerinizle yaşıyor.<br />
Size gelince, açık bilinçli, tabesli, kanserli, kronik menenjitli deliler, siz anlaşılmadınız. Sizde öyle bir nokta var ki hiçbir doktor asla onu kavramayacak ve bana göre o nokta sizi kurtarıyor, sizi yüce, arı, mükemmel kılıyor: siz yaşamın dışındasınız, yaşamın üstündesiniz, sıradan insanın tanımadığı hastalıklarınız var, ortalama düzeyi aşıyorsunuz ve bu yüzden insanlar size diş biliyor, onların rahatlarını zehirliyorsunuz, onların düzenlerini altüst ediyorsunuz. Özünde bilinen hiçbir duruma uyum sağlayamamanızın yattığı, sözcüklerle anlatılamayacak, önüne geçilmez acılarınız var. </p>
<p>Tekrarlanan ve sabit durmayan acılarınız var, çözünmez acılar, düşüncenin dışında kalan acılar, ne bedenden ne de ruhtan kaynaklanan, ama ikisinden birden doğan acılar. Ben de hastalıklarınızı paylaşıyorum ve soruyorum sizlere: kim yatıştırıcının miktarını belirlemeye cüret edebilir? Hangi üst düzey aydınlık adına? Ruhlar bizim, biz bilginin ve aydınlığın kendisinin kökünde duruyoruz. </p>
<p>Bunu da ayak dirememize, acı çekmekte diretmemize borçluyuz. Acı bizlere tutunacağımız huzur dolu bir yerin arayışıyla, ötekilerin iyilik içinde aradıkları düzenin kötülük içindeki arayışıyla, ruhumuz içinde yolculuklar yaptırıyor. Biz deli değiliz, biz harika hekimleriz, ruhun, duyarlılığın, özün, düşüncenin dozajını biliyoruz. Rahat bırakılmamız gerekiyor, hastaların rahat bırakılmaları gerek, insanlardan hiçbir şey istemiyoruz, onlardan yalnızca hastalığımıza iyi gelen şeyleri istiyoruz. Biz yaşamımızı gayet iyi hesapladık, yaşamımızın ötekiler karşısında, özellikle de kendimize karşı kısıtlamalar getirdiğini biliyoruz. </p>
<p>Hastalığımızın bize her gün zorunlu kıldığı kabul edilmiş ölgünlüğün, kendimizden el etek çekmenin, incelikler konusunda felce uğramanın ne demek olduğunu biliyoruz. Hemen intihar etmeyeceğiz. Bizi rahat bırakmanızı bekliyoruz. </p>
<p>1 Ocak 1925</p>
<p>Çeviren: Orçun Türkay</p>
<p>Kaynak: kitaplık, Sayı:64 Eylül 2003</p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/afyon-savunmasi/" title="Afyon Savunması" rel="tag">Afyon Savunması</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/antonin-artaud/" title="Antonin Artaud" rel="tag">Antonin Artaud</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/43/antonin-artaud-%e2%80%9dvan-gogh-toplumun-intihar-ettirdigi%e2%80%9dden/" title="Antonin Artaud: ”Van Gogh: Toplumun İntihar Ettirdiği”den (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: ”Van Gogh: Toplumun İntihar Ettirdiği”den</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/25/antonin-artaud-yakari/" title="Antonin Artaud: Yakarı (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Yakarı</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/29/antonin-artaud-vahset-tiyatrosu/" title="Antonin Artaud: Vahşet Tiyatrosu (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Vahşet Tiyatrosu</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/31/antonin-artaud-tiyatro-ve-ikinci-yuzu/" title="Antonin Artaud: Tiyatro ve İkinci Yüzü (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: Tiyatro ve İkinci Yüzü</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/45/antonin-artaud-intihar-ustune/" title="Antonin Artaud: İntihar Üstüne (09 Eylül 2008)">Antonin Artaud: İntihar Üstüne</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/23/antonin-artaud-afyon-savunmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

