<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HiAxySheytan &#187; Andre Breton</title>
	<atom:link href="http://hiaxysheytan.com/tag/andre-breton/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hiaxysheytan.com</link>
	<description>Her boka maydanoz blog sitesi!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Aug 2010 11:52:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>André Breton: Nadja</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/606/andre-breton-nadja-2/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/606/andre-breton-nadja-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2008 18:31:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Andre Breton]]></category>
		<category><![CDATA[nadja]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=606</guid>
		<description><![CDATA[
Seni henüz şöylesine tanıdığım zamanlar, sana anlatma isteğine kapıldığım öykü buydu. Sen ki anımsamayacak halde olan, ancak bir rastlantı eseri bu kitabın başlangıcından haberi olan ve öylesine tam sırasında ve öylesine kararlı bir şekilde söze girmiş olan&#8230; Kuşkusuz kitabın &#8220;Bir kapının kanatları gibi apaçık&#8221; olmasını istediğimi bana hatırlatmak içindi bu, benimse bu kapıdan senden başkasının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.karakutu.com/images/haber/nadja.gif" class="aligncenter" width="297" height="236" /></p>
<p>Seni henüz şöylesine tanıdığım zamanlar, sana anlatma isteğine kapıldığım öykü buydu. Sen ki anımsamayacak halde olan, ancak bir rastlantı eseri bu kitabın başlangıcından haberi olan ve öylesine tam sırasında ve öylesine kararlı bir şekilde söze girmiş olan&#8230; Kuşkusuz kitabın &#8220;Bir kapının kanatları gibi apaçık&#8221; olmasını istediğimi bana hatırlatmak içindi bu, benimse bu kapıdan senden başkasının girdiğini görmek istemediğimi hatırlatmak içindi. Sadece senin girdiğini, senin çıktığını görecektim. Sen ki tüm bu anlattıklarım içinde, &#8220;LES AUBES&#8221;a doğru kalkmış elinin üzerine birazcık yağmur düşmüştü. Sen ki, aşk üzerine o saçma ve kısaltılamaz cümleyi yazdığım için pişman etmiştin beni, &#8220;her türlü sınava açık haliyle&#8221; tek aşk&#8230; Sen ki, beni tüm dinleyenler için, bir kendilik olmamalıydın, bir kadın olmalıydın, sen ki bir kadın olarak, bir Kimera olman için, bana yapılan ve yapılmakta olan baskıya rağmen bir hiçtin. </p>
<p>Sen ki tüm yaptıklarını hayran olunacak biçimde yapar ve bunun görkemli nedenleri, benim için akılsızlığa, deliliğe hiç bulaşmadan, bir yıldırım gibi ölümcül bir biçimde ışıldar ve düşerdi. Sen en canlı varlık, sende hiç sınanmamış olanın gücünü tüm keskinliğiyle hissetmem için yolumun üzerine konulmuş olan sen&#8230; Kötülüğü sadece kulaktan duymuş olan sen. Elbette ideal bir güzelliğe sahip olan sen. Her şeyin günün ışımasına indirgediği ve belki de bu nedenle bir daha hiç göremeyeceğim sen&#8230; <span id="more-606"></span></p>
<p>Kendi kendimde bildiğim bu deha aşkını ne yapayım sensiz? Onun adına, şurada burada birkaç tanışlık arayışına girmekten başka bir şey yapamadığım aşkı? Dehanın nerede olduğunu bilmekle övünüyorum, neyin nesi bir şey olduğunu bilmekle övünüyorum ve onu diğer büyük coşkularla bağdaşmaya açık görüyorum. Dehana körü körüne inanıyorum. Eğer şaşırtırsa seni, bu sözcüğü geri alıyorum ama, üzülerek&#8230; O zaman da onu tümüyle nefretliyorum. Deha&#8230; bana bu işaret, bu yıldız altında görünen ve senin yanı başında, sahip olmaktan çıktığım birkaç olası müdahaleciden, daha fazla ne bekleyebilirdim!<br />
Benim için en yakın biçimlerle özdeşleştin sen ama isteyerek değil, önsezimin birçok imgesiyle de özdeşleştin. Nadja bu sonunculardandı, onu benden saklamış olman kadar mükemmel ne olabilir!<br />
Bütün bildiğim bu kişi özdeşleşmesinin sende bitmiş olmasıydı, çünkü seninle özdeşleşebilecek hiçbir şey yok ve benim için de bu muamma zinciri, senin önünde ebediyen son bulacaktı.<br />
Bir muamma değilsin sen benim için. </p>
<p>Muammaya bana sonsuza dek yüz çevirten sensin, derim ben&#8230;<br />
Varolduğuna ve varolmayı tek sen bildiğine göre bu kitabın varlığı pek gerekli değildi belki de. Onun hakkında başka türlü bir karar verebileceğimi sandım, seni tanımadan önce onu bağlamak istediğim sonucun anısına yapmak istedim bunu. Ve yaşantımda birdenbire belirişin, gözümde boş bir iş olmaktan kurtardı onu. Bu sonuç gerçek anlamını ve tüm gücünü ancak senin aracılığınla buluyor.<br />
Zaman zaman bana gülümsediğin gibi, o gözyaşlarından oluşmuş çalıların arkasından gülümsediğin gibi, bana gülümsüyor o. &#8220;Gene aşk bu,&#8221; diyordun ve daha adaletsiz biçimde şöyle dediğin de oldu: &#8220;Ya hep ya hiç.&#8221; </p>
<p>Bu formülle hiç çelişkiye düşmeyeceğim, kendi kendisine karşı dünyanın savunmasını üzerine alan tutkunun silahı da bu formüldür zaten. Fazla fazla, onu bu &#8220;hep&#8221;in niteliği konusunda sorgulayacağım ve bu konuda, tutku olduğu için, benim sesimi duymayacak halde mi olması gerekirdi diye soracağım. Kurbanı olsam bile, onun değişik devinimleri -ağzımdan sözümü çekip alma gücüne sahip olsalar da olmasalar da, varolma hakkımı elimden almaya güçleri yetse de yetmese de- onu tanıma gururundan tümüyle nasıl çekip koparırlardı beni, onun, sadece onun önünde kendime reva gördüğüm aşağılanmadan nasıl çekip koparırlardı? En gizemli, en katı kararları yüzünden kınamayacağım onu. Dünyanın gidişini durdurmayı, kendine verdiği bilmem hangi hayali güç nedeniyle, dünyayı durdurmayı istemek demek olur bu. Şu demek olur: &#8220;Herkes ister ve inanır ki, ancak kendisinin dünyasıdır en iyi dünya, gene inanır ki, bu dünyayı diğerlerinden daha iyi anlatacak olan da, o en iyisi olandır.&#8221; (Hegel) </p>
<p>Güzellik karşısında, gerekli olarak belli bir tavır çıkar bundan, burada ancak tutkusal ereklerle ele alındığı açıktır onun. Kesinkes, durağan, yani &#8220;taşlaşmış düşünün içinde&#8221; sıkışıp kalmış bir halde değildir, insanoğlu için, Odalıkların gölgesinde, tek bir günü kapsadığı iddiasında olan şu trajedilerin ta diplerinde bir yerde yitip gitmiş, hani neredeyse daha az devingen, yani arkasından, dört nala, dur duraksız bir koşunun gelmemezlik edemeyeceği şu doludizgin gidişe tabidir, bir başka deyişle, bir kar tanesinden daha şaşkın, daha kararlı, sıkılıp boğulacağı korkusuyla hiç kucaklatmak istemezcesine kendini.. : Ne devingen ne durağan, seni nasıl gördüysem onu da aynen öyle gördüğüm, güzellik&#8230; Vakti saati geldiğinde ve belirli bir zaman içinde, görmüş olduğumu gördüğüm gibi, umuyorum, tüm yüreğimle umuyorum gibi geliyor ki, seninle uyum halinde olduğumu söyletecektir o. Lyon garında, dur duraksız, olduğu yerde hoplayıp zıplayan, yerinde duramayan bir tren gibidir o, bilirim ki hiçbir zaman terk etmeyecektir garı, terk etmemiştir de. Birtakım sarsıntılardan, silkintilerden oluşmuştur, çoğu hiç önemli olmayan sarsıntılardan, ancak bir Sarsıntı’yı (Saccade), kimin bir sarsıntısı varsa, denizlemeyle görevli olduklarını bildiğimiz&#8230; O ki, kendime veremeyeceğim tüm önem ondadır. Us, sahip olmadığı hakları oradan buradan alır, mal eder kendine. Güzellik, ne devingen ne durağan güzellik. Bir sismograf gibi güzel olan insan yüreği. Sessizlik Krallığı&#8230; Kendimle ilgili haberleri almama bir sabah gazetesi yeter de artar bile. </p>
<p>&#8220;X&#8230;, 26 Aralık. -Ile du Sable&#8217;de bulunan telsiz telgraf istasyonunun telsiz operatörü, pazar akşamı falanca saatte falanca kişi tarafından gönderildiği sanılan bir mesaj parçası almıştır&#8230; Mesajda önemle vurgulanan şey şudur: &#8216;Yolunda gitmeyen bir şeyler var sanki,&#8217; ancak uçağın o andaki konumu belirtilmemekteydi. Çok olumsuz atmosfer koşulları ve radyo dalgalarındaki enterferanslar nedeniyle telsiz operatörü ne başka bir cümle anlayabilmiş ne de yeniden bağlantı kurabilmiştir. </p>
<p>&#8220;Mesajın gönderildiği dalga boyu 625 metre idi; öte yandan, alış şiddeti göz önünde bulundurulduğunda, telsiz operatörü uçağın, Ile du Sable çevresinde 80 km.lik bir yarıçap içinde konumlandırılabileceğini düşünmektedir.&#8221;</p>
<p>Güzellik, ya ihtilaçlı bir güzellik olacak ya da hiç olmayacak. </p>
<p>Çev: İsmail Yerguz</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/606/andre-breton-nadja-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>André Breton: Dada Bildirileri</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/37/andre-breton-dada-bildirileri/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/37/andre-breton-dada-bildirileri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 19:20:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Andre Breton]]></category>
		<category><![CDATA[Dada Bildirileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=37</guid>
		<description><![CDATA[I
Sorun’un tarihsel öyküsü ikinci derecede önemli. Dada’nın nerede ve ne zaman doğduğunu bilmek olanaksız. Aramızdan birinin ona vermekten hoşlandığı bu adın tam anlamıyla anlaşılmaz olmak gibi bir üstünlüğü var.
Kübizm bir resim okulu olmuştu, fütürizm siyasal bir hareket: Dada ise bir anlayıştır. Birini öbürünün karşıtı olarak ileri sürmek cahilliği ya da kötü niyeti gösterir.
Din konusunda özgür [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>I<br />
Sorun’un tarihsel öyküsü ikinci derecede önemli. Dada’nın nerede ve ne zaman doğduğunu bilmek olanaksız. Aramızdan birinin ona vermekten hoşlandığı bu adın tam anlamıyla anlaşılmaz olmak gibi bir üstünlüğü var.</p>
<p>Kübizm bir resim okulu olmuştu, fütürizm siyasal bir hareket: Dada ise bir anlayıştır. Birini öbürünün karşıtı olarak ileri sürmek cahilliği ya da kötü niyeti gösterir.</p>
<p>Din konusunda özgür düşüncenin bir kiliseyle hiçbir benzerliği yoktur. Dada da sanat konusunda özgür düşüncedir. </p>
<p>Okullarda metinlerle ve müzelere yapılan gezilerle ilgili açıklamalar dua gibi ezberletilip okutulduğu sürece bizler despotluk var diye bağırıp duracağız ve töreni bozmaya çalışacağız.</p>
<p>Dada hiçbir şeye adamaz kendini, ne aşka ne de işe. Bir insanın yeryüzünden geçerken kendinden bir iz bırakması kabul edilemez bir şeydir.</p>
<p>Dada yalnızca içgüdüyü benimsediğinden açıklamayı önsel olarak mahkum eder. Ona göre, kendi üstümüzde hiçbir denetimin bulanmasına izin vermemeliyiz. Ahlak ve zevk gibi dogmalar söz konusu bile olamaz.<span id="more-37"></span></p>
<p>II<br />
Bizler gazeteleri tıpkı ölümlüler gibi okuruz. Hiç kimseyi üzmek istemiyoruz. Ama Dada sözcüğünün cinaslara kolayca konu olabileceği de rahatça söylenebilir. Hatta biz biraz da bu yüzden benimsedik bu sözcüğü. Biz, herhangi bir konuyu, öncelikle de şu ‘’biz’’ konusunu ciddi olarak ele alıp inceleme yolunu bilmiyoruz. Dada üstüne yasılan her şey bizim hoşumuza gitsin diye yazılıyor. Uğruna tüm sanat eleştirisini feda etmeyeceğimiz hiçbir önemsiz gazete haberi yoktur bizim için. Son olarak, savaş basını, mareşal Foch’un bir dalavereci, başkan Wilson’u da bir aptal olarak görmemizi engellemedi.</p>
<p>Bizim istediğimiz de zaten görünüşümüze göre yargılanmak. Her yerde benim gözlük taktığım anlatılıyor. Size niçin taktığımı itiraf etsem bana kesinlikle inanmazsınız. Bir dilbilgisi örneğinin anısına takıyorum gözlüğü: ‘’Burunlar gözlükleri taşımak için yaratılmıştır; ben bu nedenle gözlüklüyüm.’’ Nasıl dersiniz? Ha! Evet! Bu bize yeni bir şey vermez.</p>
<p>Pierre bir insandır. Ama Dada gerçekliği diye bir şey yoktur. Yapılacak tek şey bir tümce söylemektir, böylece karşıt tümce de Dada olur. Tristan Tzara’nın tütüncüde dili tutulmuş bir durumda bir sigara istediğini gördüm. Orada ne vardı bilmiyorum. Philippe Soupault’nun da ispirto ve temizlik malzemesi satılan dükkanlara girip ısrarla canlı kuşlar istemesi hala kulaklarımdadır. Ben de, şu anda, belki de düş görmekteyim.</p>
<p>Kırmızı renkli bir mayasız ayin ekmeği sonuçta beyaz renkli bir mayasız ayin ekmeğinin yerini tutar. Dada sizi cennete göndereceğini vaat etmez. Önsel olarak yazın ve resim alanlarında bir Dada yaş yapıtının doğmasını beklemek gülünç olur. Biz özellikle tutuculuktan nefret etsek de doğal olarak, hiçbir toplumsal iyileş(tir)menin olabileceğine inanmayız. ‘’Ne pahasına olursa olsun barış’’ savaş döneminde Dada’nın parolasıydı, tıpkı barış döneminde ‘Ne pahasına olursa olsun savaş’ın Dada’nın parolası olması gibi.</p>
<p>Çelişki hala görünüşten ve kuşkusuz en çekici görünüşten başka bir şey değil. Ben konuşuyorum ve söyleyecek hiçbir şeyim yok. En küçük bir tutkumun bulunduğunu düşünmüyorum: Bununla birlikte size canlılık kazanıyormuşum gibi gelir. Nasıl olur da sağ böğrümün sol, sol böğrümün de sağ böğrümün gölgesi olduğu düşüncesi beni tam anlamıyla hareket edemez bir hale getirmez? Sözcüğün en geniş anlamıyla, bizler şair geçiniyoruz, çünkü her şeyden önce, en kötü uzlaşma olan dile saldırıyoruz. İnsan pekala ‘’Merhaba’’ sözcüğünü bilebilir de bir yıllık ayrılıktan sonra yeniden kavuştuğu kadına ‘’Elveda’’ diyebilir.</p>
<p>Sözlerimi bitirirken yalnızca pragmatik türden itirazları göz önüne almak istiyorum. Dada size karşı sizin kendi düşünme biçiminizi kullanarak savaşır. Eğer biz sizleri bütün güzellik, sevgi, gerçeklik ve adalet dinlerinin öğrettiklerine inanmanın inanmamaktan çok daha yararlı olduğunu iddia etmeye zorluyorsak, bunu kendi seçtiğimiz alanda, yani kuşku alanında, bizimle karşılaşmayı kabul ederek Dada’ya bütünüyle bağlı olmaktan korkmadığınız için yapıyoruz.</p>
<p>karakutu.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/37/andre-breton-dada-bildirileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>André Breton: Olmak</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/35/andre-breton-olmak/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/35/andre-breton-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 19:19:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Andre Breton]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=35</guid>
		<description><![CDATA[Büyük çizgileriyle tanıyorum umutsuzluğu. Kanadı yok
umutsuzluğun, akşam vakti deniz kıyısında bir taraçada,
toplanmış bir sofrada kalayım demiyor. Umutsuzluk bu, o bir
sürü olayların dönüşü değil bu, tıpkı akşam karanlığında bir
karıktan öbürüne giden tohumlar gibi. Bir taşın üstündeki
yosun ya da su bardağı değil o. Kardan elenmiş bir gemi o, ya
da düşen kuşlara benzetebilirsiniz, ama kanlarının en küçük 
bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük çizgileriyle tanıyorum umutsuzluğu. Kanadı yok<br />
umutsuzluğun, akşam vakti deniz kıyısında bir taraçada,<br />
toplanmış bir sofrada kalayım demiyor. Umutsuzluk bu, o bir<br />
sürü olayların dönüşü değil bu, tıpkı akşam karanlığında bir<br />
karıktan öbürüne giden tohumlar gibi. Bir taşın üstündeki<br />
yosun ya da su bardağı değil o. Kardan elenmiş bir gemi o, ya<br />
da düşen kuşlara benzetebilirsiniz, ama kanlarının en küçük </p>
<p>bir kalınlığı yok. Büyük çizgileriyle tanıyorum umutsuzluğu.<br />
Başa takılan süslerle çevrilmiş küçük bir şey o. Umutsuzluk o.<br />
Kopçası bulunamayan inci gerdanlık, bir ipe gelmez, böyle bir<br />
şey işte umutsuzluk. Gerisinden, ondan hiç söz etmeyelim.<br />
Başlamışsak bitiremeyiz umutsuzluğu. Saat dört sularında<br />
avizeden umutsuzlanırım ben, gece yarısına doğru da<br />
yelpazeden umudumu keserim, tutukluların cigaralarından<br />
umutsuzlanırım. Büyük çizgileriyle tanıyorum umutsuzluğu.<span id="more-35"></span><br />
Yüreği yoktur umutsuzluğun, el umutsuzlukta hep soluk<br />
soluğa kalır, umutsuzlukta kalır öyle aynalar, bize asla ölüp<br />
ölmediklerini söyleyemezler. Beni büyüleyen umutsuzluğu<br />
gördüm ben. Yıldızların türkü söyledikleri vakit gökyüzünde<br />
uçan bu mavi sineği seviyorum. Şaşılacak, o uzun dolu<br />
tanelerine benzeyen umutsuzluğu, o kendini beğenmiş o öfke<br />
küpü umutsuzluğu büyük çizgileriyle tanıyorum. Her gün<br />
herkesler gibi kalkıyorum, kollarımı çiçekli bir kâğıda<br />
uzatıyorum, hiçbir şeycikler hatırlamıyorum, ama hep<br />
umutsuzluğun yardımıyla o geceden koparılmış güzelim<br />
ağaçları görüyorum. Odanın havası davul tokmakları gibi<br />
güzel. Zaman içinde zaman bu. Büyük çizgileriyle tanıyorum<br />
umutsuzluğu. Bana bir sırık uzatan perdenin rüzgârı gibi o.<br />
Böylesi bir umutsuzluk akla gelir mi! Yangın var! Ah yine<br />
geliyorlar… İmdat! İşte merdivenlere düştüler… Ve o gazete<br />
ilanları, o kanal boyunca ışıklı reklamlar. Kum yığını, git, pis<br />
kum yığını! Büyük çizgileriyle önemli değil umutsuzluk. Bir<br />
orman yapmaya giden angarya ağaçlar, bir gün daha yapmaya<br />
giden bir yıldız angaryası, ömrümü uzatan bir angarya günleri<br />
daha.</p>
<p>Çeviri: İlhan Berk<br />
Karakutu.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/35/andre-breton-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>André Breton: Nadja</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/33/andre-breton-nadja/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/33/andre-breton-nadja/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 19:19:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Andre Breton]]></category>
		<category><![CDATA[nadja]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=33</guid>
		<description><![CDATA[Kimim ben? Pek yapmadığım bir şey ama bir atasözüne göndermede bulunabilirim: Gerçekten de, her şey, dönüp dolaşıp şuna varır: Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. 
İtiraf etmeliyim ki bu ifade kafamı karıştırıyor, çünkü bazı varlıklarla aramda düşündüğümden de öte, daha özel, daha az kaçınılabilir, daha etkileyici, allak bullak edici ilişkiler oluşturmaya çalışıyor. 
Bu ifade [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kimim ben? Pek yapmadığım bir şey ama bir atasözüne göndermede bulunabilirim: Gerçekten de, her şey, dönüp dolaşıp şuna varır: Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. </p>
<p>İtiraf etmeliyim ki bu ifade kafamı karıştırıyor, çünkü bazı varlıklarla aramda düşündüğümden de öte, daha özel, daha az kaçınılabilir, daha etkileyici, allak bullak edici ilişkiler oluşturmaya çalışıyor. </p>
<p>Bu ifade söylemek istediğimden de fazlasını söylüyor, ben daha yaşarken bana bir hayalet rolü oynatıyor ve besbelli ki, neysem o olmam için, var olmaktan vazgeçmem gerektiğini ima ediyor. </p>
<p>Bu anlamda, biraz daha aşırılıkla ele alındığında, varlığımın nesnel tezahürü olarak algıladığım şeylerin, az çok kesinleşmiş tezahürlerin, aslında, bu yaşamın sınırları içinde, hakiki alanını hiç mi hiç tanımadığım bir faaliyette cereyan ettiğini anlatmak istemektedir bana. Zamansal ve yersel kimi olasılıklara körü körüne boyun eğmesi ve dış görünüşü gibi ortak kabul gören bazı yanlarıyla “hayalet”e dair kafamdaki temsili imge, benim için, her şeyden önce, ebedi olabilecek bir iç sıkıntısının, bir acının sonlu imgesiyle eşdeğerdedir. <span id="more-33"></span></p>
<p>Yaşantım bu tür bir imgeden başka bir şey olmayabilir ve bir şeyler keşfetmekte olduğum kuruntusu içindeyken, gerisin geri başladığım noktaya dönmeye, aslında çok iyi tanımış, bilmiş olmam gereken şeyi tanımaya çalışmaya, unutmuş olduklarımın küçük bir bölümünü öğrenmeye mahkum olabilirim. </p>
<p>Bana dair bu bakış açısı, benim kendi içimdeki varlığımı önceden kabullendiği ölçüde bana yanlış geliyor; düşüncemin tamamlanmış, dolayısıyla zaman içinde oluşması için hiç bir neden olmayan bir şeklini, önceki bir düzleme keyfi olarak yerleştirdikçe, ve bu aynı zamanın içine, telafi edilemez bir kayıp, bir ceza ya da bir düşüş düşüncesini kattıkça, bu bakış bana yanlış geliyor, bunun ahlaki temelden yoksunluğu, bence, tartışma götürmez biçimde açıktır. Önemli olan şu ki, bu fani dünyada, kendi içimde yavaş yavaş keşfettiğim özel beceriler, bana özgü olmakla birlikte bana verilmiş olmayan genel bir beceriyi arayışımda beni asla avutmaz. </p>
<p>Kendimde gördüğüm her türlü beğeninin, kendimde hissettiğim eğilimlerin ve yakınlıkların, maruz kaldığım cazibelerin, başımdan geçen ve yalnızca benim başıma gelen olayların ötesinde, kendimi yaparken seyrettiğim bir sürü hareketin, yalnızca ve yalnızca benim hissettiğim heyecanların ötesinde, diğer insanlar karşısında, beni onlardan ayıran şeyin nerden kaynaklandığını değilse de, neden ibaret olduğunu öğrenmeye çaba gösteriyorum. </p>
<p>Bu dünyaya, tüm diğer insanlar arasında ne yapmaya geldiğimi, alınyazıma yanıt verebilecek, yalnızca bana özgü, ne men’em bir mesajın taşıyıcısı olduğumu gözler önüne serebilmem, bu farklılığın ne ölçüde bilincinde olduğuma bağlı değil midir?</p>
<p>Çev: İsmail Yerguz<br />
karakutu.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/33/andre-breton-nadja/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

