<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HiAxySheytan &#187; 12 eylül</title>
	<atom:link href="http://hiaxysheytan.com/tag/12-eylul/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hiaxysheytan.com</link>
	<description>Her boka maydanoz blog sitesi!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Aug 2010 11:52:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Bugün 12 Eylül 1980&#8230;</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/1122/bugun-12-eylul-1980/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/1122/bugun-12-eylul-1980/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 09:47:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[12 eylül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=1122</guid>
		<description><![CDATA[12 Eylül 1980&#8242;in üzerinden 29 yıl geçmiş. Toplumun hafızasında ve hayatında o denli derin izler bırakmış ki; hâla 12 Eylül, darbe ve darbenin yarattığı tahribatın izleri konuşuluyor.
Hatta darbenin derinleştirdiği sorunların çözümünün &#8220;yol haritaları&#8221; toplumun gündemini oluşturuyor. Kürt Meselesi bunların en başta geleni elbette&#8230;
Yıldıran, sadist ve zalim
Nedense 12 Eylül ve Kürde ait yaşanmışlıklar söz konusu olduğunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>12 Eylül 1980&#8242;in üzerinden 29 yıl geçmiş. Toplumun hafızasında ve hayatında o denli derin izler bırakmış ki; hâla 12 Eylül, darbe ve darbenin yarattığı tahribatın izleri konuşuluyor.<br />
Hatta darbenin derinleştirdiği sorunların çözümünün &#8220;yol haritaları&#8221; toplumun gündemini oluşturuyor. Kürt Meselesi bunların en başta geleni elbette&#8230;</p>
<p><strong>Yıldıran, sadist ve zalim</strong><br />
Nedense 12 Eylül ve Kürde ait yaşanmışlıklar söz konusu olduğunda Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi&#8217;ni düşünürüm. Cezaevini düşünürken de oranın komutanı Yüzbaşı <strong>Esat Oktay Yıldıran</strong>&#8216;ı anımsarım.<br />
Komutan&#8217;dı, çünkü kendisini öyle adlandırmaktan hoşlanan ve kelimenin tam anlamıyla sadist biriydi. &#8220;Sizi yola getireceğim. Hafızanızı silip, sizi, en yakınlarınızın bile tanıyamayacağı yeni kişiliklere büründüreceğim&#8221; ilkesiyle yola çıkmış bir zalimdi Yüzbaşı Esat&#8230;<br />
Hasan Cemal&#8217;in kitabı Kürtlerin ilk 38 sayfasının sahibi Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası&#8217;nın eski yönetim Kurulu Başkanı rahmetli Felat Cemiloğlu, PKK&#8217;ye para yardımı yapmaktan Diyarbakır beş noluya düşmüştü, muhasebecisi Bedii Tan ile birlikte. (Bedii Tan şimdilerin popüler siyasetçisi <strong>Altan Tan</strong>&#8216;ın babası) <strong>Bedii Bey,</strong> Esat Oktay Yıldıran&#8217;ın işkenceleri sonucu hapse atıldığının hemen ertesinde işkence sonucu ölmüştü.<span id="more-1122"></span></p>
<p><strong>Felat Bey: Yaşım 30&#8242;larda olsaydı dağa çıkardım</strong><br />
<strong>Felat Cemiloğlu</strong> ise çıktığında bütün dişlerini çektirip yerine takma diş yaptırmıştı. &#8220;Bana dışkı yedirdiler. Ancak dökülenlerle birlikte sağlamlarını da söktürüp yerine takma diş yaptırarak ağzımdaki pisliğin yarattığından kurtulabilirdim. Aslında içerde birçoğumuza aynı zulmü reva gördüler de ben çıkıp bunu anlattım. Ve dışkı yedirme olayı benim şahsımda ifşa oldu işte&#8221; deyivermişti.<br />
Çıktıktan epeyce bir süre sonra 90&#8242;lı yıllarda birlikte bir dostun yakınının vefatı nedeniyle taziye evinde otururken Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi konusu gündeme geldiğinde, cemaate hitaben yüksek sesle şunları paylaşmıştı Felat Bey: &#8220;Çıktığımda eğer yaşım 30&#8242;lar civarında olsaydı samimi olarak ifade ediyorum o işkencelerden sonra dağa çıkardım&#8221;.</p>
<p><strong>Sohbette sadece gözlerine bakarım&#8230;</strong><br />
İşte, nedense toplum olarak öyle bir hale geldik ki; en büyük felaketin yaşanan travmaları kanıksamak olduğu noktasına gelip takıldık. Bugün Diyarbakır 5 Nolu&#8217;da yaşananları herhangi bir psikologa birinin anlatması söz konusu olduğunda, en basitinden <em>&#8216;o acıları yaşayan birinin çıktığında delirmemişse eğer ciddi sosyal sorunları olabileceğini ve ruhen tedavi edilmesi, rehabilitasyona tabi tutulması&#8217;</em> gerektiğini ifade ederler.<br />
O günlerin her Diyarbakır 5 Nolu&#8217;sundan çıkmış biriyle bir şekilde karşılaştığımda, buluştuğumda, sohbet ettiğimde sadece gözlerine bakarım. O gözlerde o günleri yaşanmışlığın hüznünü, acısını görür / görmek isterim.</p>
<p><strong>Aziz Nesin&#8217;in hayal gücü bile az geldi!</strong><br />
Bir kez daha bu vesileyle yazıyor olmamın hiçbir sakıncası yok. Anlatılan yıllarda <strong>Aziz Nesin</strong> Diyarbakır&#8217;a gelmişti. Bir vesileyle Diyarbakır 5 Nolu&#8217;da yatıp çıkmış kimi arkadaşlarla da görüşmüş ve onları dinlemişti. Sonunda da &#8220;Yahu çocuklar ben bir yazar olarak hayal gücümün çok iyi olduğunu sanırdım. Sizin hayal gücünüz benden de fazlaymış&#8221; diyerek beş nolu yaşanmışlık anlatılarına inanamamıştı.<br />
Evet! İnanmamak! Sanırım adı Kürt Sorunu olan ve 12 Eylülle daha da derinleşen sorunun bırakın entelektüel camiayı, sıradan Türk insanının algısında da bir inançsızlığa denk düştüğünü bilmem ifade etmeye gerek var mı? Ve tabii ki kanıksayıp, önemsememek! Dünyanın herhangi bir köşesindeki sıkıntıyı kendi sıkıntımız gibi düşünür sahip çıkıp destek olur hatta yaşatanları protesto ederken yanıbaşımızdaki sorunu önemsememek!</p>
<p><strong>Yüzbaşı Esat &#8220;Korku Krallığı&#8221; yaratmıştı&#8230;</strong><br />
İşte sanırım bugün bütün bir Cumhuriyet döneminin 80 küsur yılı boyunca kucağında büyüterek bugünlere getirdiği, 12 Eylül darbesinin de en kaba tabiriyle derinleştirdiği bir sorunla; Kürt Sorunuyla karşı karşıyayız.<br />
Sorunun bugün artık uluslararasılaşan devasa boyutuna, iç politikada parlamento muhalefetine, &#8220;ilkel milliyetçi&#8221; bir anlayışla gündelik politikaya kurban etmeye gayret eden CHP ve MHP gibi aktörlerle uğraşmaya çalışırken siyasal iktidarın da &#8220;canına minnet&#8221; kabilinden &#8220;sulandırıcı&#8221; argümanlarına kurban oluyoruz.<br />
Esat Oktay&#8217;ı anımsıyorum dedim ya! Yapı olarak ölümler birçok insan tekini üzer. İtiraf edeyim ki, anılan 80&#8242;li yıllarda Diyarbakır 5 No&#8217;luda Yüzbaşı Esat o denli bir &#8220;Korku Krallığı&#8221; yaratmıştı ki, Diyarbakır sokaklarında bile fısıltı halinde, kapı aralarında insanlar Yüzbaşı Esat&#8217;ın &#8220;içerdeki&#8221; zulümlerini konuşuyorlardı.</p>
<p><strong>Üzülmedim, &#8220;belasını buldu&#8221; deyiverdim</strong><br />
Bu nedenle yıllar sonra bir akşam vakti radyo haberlerinde İstanbul&#8217;da bir halk otobüsünde Diyarbakır 5 Nolu&#8217;nun &#8220;eski patronu&#8221; Esat Oktay Yıldıran&#8217;ın vurularak öldürüldüğünü duyduğumda hiç üzülmemiştim. &#8220;İşte bu kadar, yaptığı onca zulmün belasını buldu&#8221; deyivermiştim.<br />
Bugün Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi, Bakan <strong>Mehdi Eker</strong>&#8216;in basına verdiği ve bir daha da üzerine konuşmadığı kadarıyla &#8220;okul&#8221; yapılmak isteniyor.<br />
İşin doğrusu bunca acıların yaşandığı, en az 50 insanın çeşitli şekillerde öldürüldüğü, işkencenin bütün yöntemlerinin kurallı olarak uygulandığı, dünyanın en kötü on hapishanesi arasında sayıldığı bir hapishaneden okul yapmak herhalde ancak bizim tuhaf ülkemizde dile getirilir.<br />
Oysa dünyada bu tür dönemsel tanıklıkların yaşandığı ve tarih yazılırken bu türden mekânlar üzerinden yeniden bir tarih yazıcılığının dikkate alındığı çok çarpıcı örnekler vardır. Mesela Nazi Almanya&#8217;sındaki Yahudi Katliamı için çok çarpıcı bir örnek olan &#8220;Auschwitz kampı&#8221; bugün artık devlet müzesidir.</p>
<p><strong>12 Eylül&#8217;ün Kürde değen yüzü</strong><br />
Yine bu tür katliamlara, acılara tanıklık eden çok değişik müzeler dünyanın değişik ülkelerinde vardır ki; oraları dolaştığınızda o günleri sanki yeniden yaşıyor gibi olursunuz.<br />
İşte beş nolu böyle bir yerdi. 40 koğuşu ve 80 hücresi ile uygulamalı bir işkence, ölüm ve yok etme merkeziydi. Kürt halkının siyasetçilerine, entelektüellerine, bir halka &#8220;ders&#8221; olsun diye aklın hayalin almayacağı acılar yaşatılmış bir merkezdi Diyarbakır 5 No&#8217;lu.<br />
Bugün ifade etmek gerekiyor ki; koca bir ülkeye zulmüyle abad olmuş bir dönem olan 12 Eylül&#8217;ün Kürde değen yüzü benim cephemden Diyarbakır 5 No&#8217;lu Cezaevi&#8217;dir. Kürt, ateşin ve ihanetin içinden o zindan koşullarında adeta yeniden doğmuştur.<br />
İki açıdan bundan neredeyse otuz sene önce &#8220;okul&#8221; olarak &#8220;uygulamaya&#8221; tabi tutulmuş beş nolu. Bunlardan biri başarısızlığa uğramış, diğeriyse Kürdün haklı talepkârlığını bugünlere taşımıştır.</p>
<p><strong>5 No&#8217;lu, asimilasyonun okulu yapılamadı</strong><br />
Yüzbaşı Esat &#8220;Burası bir okuldur. Sizler de öğrencilerim. Sizleri adam edeceğim&#8221; diyordu 80&#8242;li yılların zindanında. Esat, bütün zalimliğine rağmen 5 No&#8217;luyu reddin, inkârın, imhanın ve asimilasyonun okulu yapamadı. Ama o zindanda o acıları yaşayan Kürt siyasetçileri orayı daha o yıllarda &#8220;okul&#8221; yaptı. Ve bugün bütün acılara, kayıplara, felaketlere karşın Kürt Sorunu mevcut haliyle &#8220;çözüm&#8221; sürecini zorluyorsa işte o yıllardaki Diyarbakır beş noluda oluşan &#8220;okulluların&#8221;, bir başka tabirle &#8220;telebelerin&#8221; kararlılığının semeresidir.</p>
<p><strong>Yeniden devleti okulu yapılmasına hayır!</strong><br />
Bu sebepten bugün orayı yeniden ve tersten üstü örtülü bir manipülasyonla devletin resmi okulu haline getirmek için gayrete göstermek, tek kelimeyle o yılları ruhunda ve bedeninde yaşamış, bugün aramızda olan ya da olmayan şahsiyetlerin kişiliğine hakarettir.<br />
5 No&#8217;luda yatıp acı çekmiş hangi babanın evladı her sabah o okulda gidip de ant içecek, sorarım sayın bakana. İyisi mi kulak vermek o yılların tanıklarına!<br />
Her bir koğuşunda ve hücresinde ayrı tanıklıkların bugünlere taşındığı bir &#8220;Hak, hukuk, insaniyet ve yüzleşme müzesi&#8221; olmalı Diyarbakır 5 No&#8217;lu. Ve ibret-i alem için de dünyaya teşhir edilmeli 5 No&#8217;lu. Belki özür ve telafi mantığı Kürt cephesinden 12 Eylülün yüz karası olarak böylece hal yoluna girer.</p>
<p>* Bu yazı Mülkiyeliler Birliği&#8217;nin 12 Eylül Bülteni&#8217;nde de yayımlanıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/1122/bugun-12-eylul-1980/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>12 Eylül 1980 unutulmadı</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/426/12-eylul-1980-unutulmadi/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/426/12-eylul-1980-unutulmadi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2008 08:56:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinemasal]]></category>
		<category><![CDATA[12 eylül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=426</guid>
		<description><![CDATA[Günümüz Türkiye’sinde olan bitenlerin perde arkasına ışık tutan ‘12 Eylül’ filmi ‘Münferit’ yeniden gösterimde.
MÜNFERİT
Yönetmen : Dersu Yavuz Altun
Senaryo : Dersu Yavuz Altun
Oyuncular : İdil Fırat, Ali Erkazan, Mahir İpek, Serhat Nalbantoğlu, Okay Şenol, Ahmet Taşdemir, Veysel Diker, Muhamed Uzuner, Ercan Demirel, Suat Ülhan, Öze Solak, Tuncay Koçal
Görüntü Yönetmeni : İlker Berke
Müzik : Tolga Burkay
FİLMİN KONUSU
&#8220;Şirin&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz Türkiye’sinde olan bitenlerin perde arkasına ışık tutan ‘12 Eylül’ filmi ‘Münferit’ yeniden gösterimde.</p>
<p>MÜNFERİT</p>
<p>Yönetmen : Dersu Yavuz Altun</p>
<p>Senaryo : Dersu Yavuz Altun</p>
<p>Oyuncular : İdil Fırat, Ali Erkazan, Mahir İpek, Serhat Nalbantoğlu, Okay Şenol, Ahmet Taşdemir, Veysel Diker, Muhamed Uzuner, Ercan Demirel, Suat Ülhan, Öze Solak, Tuncay Koçal</p>
<p>Görüntü Yönetmeni : İlker Berke</p>
<p>Müzik : Tolga Burkay</p>
<p>FİLMİN KONUSU</p>
<p>&#8220;Şirin&#8221; bir sahil kasabası…<br />
Su altından çıkarılan şişmiş iki erkek cesedi…<br />
Yolda kanlar içinde yatan iki çocuk…<br />
Gizlice fotoğraflanan cinayetler…<br />
Kaybolan kanlı, yarım bir çocuk parmağı..<br />
Tecavüz edilen onlarca kadın..<br />
Herkesi dinleyen, kaydeden ve &#8220;derin yetkililere&#8221; ulaştıran bir telekulak …<br />
Ve asla ortaya çıkmaması gereken sırlar…</p>
<p>YAPIM HAKKINDA</p>
<p>“Münferit” sözcüğünün yetkililer tarafından en çok kullanıldığı 1980 yılındayız. 12 Eylül günleri ve yaşananları unutturmak için çok şey yapıldı sonrasında. Başına gelenlerin tarihsel nedenleri konusunda kafa yormayan ve yalnızca “anı tüketmek” için soluk alıp veren insanlardan oluşan bir toplumu yaratmak amaçlanmıştı darbeyle…</p>
<p>Bu zihniyetin yaratığı karanlığı ve çürüyen ilişkileri anlatmaya çalışan “Münferit” filmi; Unutmamak, hatırlamak, en önemlisi bu günü, “Ergenekon”u anlamak isteyenler için “ 12 Eylül” de yeniden vizyona giriyor…</p>
<p>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&#038;ArticleID=898191&#038;Date=23.09.2008&#038;CategoryID=120</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/426/12-eylul-1980-unutulmadi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>12 Eylül&#8217;le Hesaplaşma 12 Eylül&#8217;le Sınırlı Kalmaz</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/309/12-eylulle-hesaplasma-12-eylulle-sinirli-kalmaz/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/309/12-eylulle-hesaplasma-12-eylulle-sinirli-kalmaz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2008 09:14:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[12 eylül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=309</guid>
		<description><![CDATA[
Gazeteci Mavioğlu&#8217;nün 12 Eylül&#8217;le hesaplaştığı üçüncü kitabı &#8220;Bizim Çocuklar Yapamadı&#8221; yayımlandı. Mavioğlu 12 Eylül&#8217;ün büyük sermayenin darbesi olduğunu, toplumsal iradenin yalnızca darbeyle değil, burjuvaziyle de hesaplaşacağını söylüyor.
Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu, 12 Eylül&#8217;le hesaplaştığı üçüncü kitabı &#8220;Bizim Çocuklar Yapamadı&#8221;da, 12 Eylül darbesinin toplumu nasıl yalnızlaştırdığının, dayanışma kültürünü kurmaya çalışan emekçilerin nasıl bastırıldığının, &#8220;dışarıdakilerin&#8221; öyküsünü anlatıyor. Mavioğlu&#8217;yla kitabı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img src="http://www.bianet.org/resim/olcekle/5248/200/289" border="0" alt="" /></div>
<p>Gazeteci Mavioğlu&#8217;nün 12 Eylül&#8217;le hesaplaştığı üçüncü kitabı &#8220;Bizim Çocuklar Yapamadı&#8221; yayımlandı. Mavioğlu 12 Eylül&#8217;ün büyük sermayenin darbesi olduğunu, toplumsal iradenin yalnızca darbeyle değil, burjuvaziyle de hesaplaşacağını söylüyor.</p>
<p>Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu, 12 Eylül&#8217;le hesaplaştığı üçüncü kitabı &#8220;Bizim Çocuklar Yapamadı&#8221;da, 12 Eylül darbesinin toplumu nasıl yalnızlaştırdığının, dayanışma kültürünü kurmaya çalışan emekçilerin nasıl bastırıldığının, &#8220;dışarıdakilerin&#8221; öyküsünü anlatıyor. Mavioğlu&#8217;yla kitabı, 12 Eylül&#8217;ün karakteri ve darbeyle hesaplaşmanın yolları üzerine konuştuk.<br />
Hesaplaşma dizisinin ilk kitabı &#8220;Asılmayıp Beslenenler&#8221; 12 Eylül cezaevlerinden F tipi cezaevlerine, ikinci kitap &#8220;Apoletli Adalet&#8221; darbe mahkemelerinden DGM&#8217;lere, ağır ceza mahkemelerine uzanan sürecin izini sürüyordu. &#8220;Bizim Çocuklar Yapamadı&#8221; neyin izini sürüyor?<br />
Bu kitap, 12 Eylül sonrasında, 12 Eylül öncesiyle karşılaştırıldığında mahallelerde, fabrikalarda, sendikalarda, kırlarda ortaya çıkan yalnızlaşmayı, 12 Eylül&#8217;ün hakimiyetini sorgulamaya yönelik.<br />
Her biri ünlü olmayan, emekçilerin, yoksulların karşılaştığı yalnızlığının, imecelerin bir anda yalnızlığa dönüşmesinin, sendikalardaki üye kaybının, DİSK&#8217;in kapatılmasının, Fatsa, Tariş&#8217;in çevresi, Ankara Tuzluçayır, İstanbul Çağlayan, Ümraniye gibi yerlerde halk mücadelesinin nasıl bastırıldığının peşine düşüyorum.</p>
<p>Peki nasıl gerçekleşti bütün bunlar?<br />
12 Eylül büyük bir baskı ve zorbalık rejimiydi. Kanıtları her yerde var. İdamlar, işkenceler, gözaltılar, infazlar. Ama rakamlardan ibaret olmayan, yaşamın kendisi de var. Bu kitap bunun, daha iyi bir dünya isteyen insanların karşı karşıya kaldıkları büyük yalnızlaşma üzerine.<br />
Kitabın adındaki &#8220;yapamadılar&#8221;ın ikili anlamı var. Biri CIA şefi Paul Henze&#8217;nin darbeyi ABD&#8217;ye duyururken kullandığı &#8220;Bizim çocuklar yaptı&#8221; üzerine. Eğer 12 Eylül &#8220;yapmak&#8221;sa, yapamamak da iyi bir fiil.<br />
Bu, aynı zamanda &#8220;bizim çocuklar yapabilirdi&#8221; de demek. &#8220;Bizim çocuklar&#8221;dan kasıt, bir örgüt, siyaset değil; daha iyi bir dünya, özgür bir dünya talep eden emekçi, yoksul kesimler. Onlar daha iyi bir dünyanın gerçekleşmesini &#8220;yapamadılar&#8221; ama bu &#8220;yapabilirlerdi&#8221; de demek.</p>
<p>Nasıl yapabilirlerdi?<br />
Mahallelerde yeni, farklı bir kültür vardı. Kapitalizmin ürettiğinin dışındaki bu dayanışma kültürü, sendikalardaki direniş bilinci daha güçlü temellerde olsaydı, insanların cuntayı gerçek boyutlarıyla algılayabilecekleri bir bilinç seviyesi yaratılabilseydi, yalanlardan kurtulmuş bir toplum, daha sonra ortaya atılan o yalanlara, &#8220;kanı durdurduk&#8221; demagojisine asla inanmazdı.</p>
<p>&#8220;12 Eylül beş generalin değil, büyük sermayenin darbesi&#8221;<br />
Cuntanın aslında Türkiye&#8217;deki büyük sermayenin emrinde hareket ettiği çok açık. IMF&#8217;nin paketi olan 24 Ocak kararları, 12 Eylül&#8217;le hayata geçti. Sonra Özal iktidarı geldi. İhracata dönük sanayileşme adını verdiği, işçi sınıfının haksız, talepsiz, ucuz emek gücü sistemi içinde çalıştırılması yaşandı. Bu, sermayenin tüm taleplerinin karşılandığı, kapitalizmin geliştirilmesi, birikimin artırılması için ülkenin dikensiz gül bahçesine dönüştürülmesi demekti.<br />
Bir yandan da dünyada kapitalizmin küreselleşmesi var. Sermayenin kuralsızlaşması ve üretimi herhangi bir ülke toprağın bağlı kalmaksızın gerçekleştirilmesi. Sermayenin hızlı hareket imkanına kavuşmasıyla, gelişmiş kapitalist ülkelerin hepsinde sendikaların ortadan kaldırılması 12 Eylül&#8217;e paralel yaşandı.<br />
Sermayenin hızlı dolaşımı sayesinde Almanya&#8217;daki fabrika sökülüp Fas&#8217;a taşınabiliyor. İşçiler önceleri başka ülkelerin ucuz emek güçlerine karşı tepki duysalar da, sonradan sermayenin şekil değiştirmiş olduğu anlaşıldı.<br />
Türkiye&#8217;ye bakıldığında, darbeyi gerçekleştiren beş generalin çok akıllı olmadığını biliyorsak eğer -ki biliyoruz- çok daha sofistike bir tarzla karşı karşıyayız. 12 Eylül, ekonomi dışı zor yöntemleriyle Türkiye&#8217;de sendikal hareketin çökertilmesi ve Türkiye&#8217;nin küresel sermayeye eklemlenmesi demek. Yani askeri darbe gibi görünen şey, aslında sermaye darbesi. Darbeyi gerçekleştirenler 5 generalden ibaret değil. Büyük sermayenin istekleri yerine getirildi.</p>
<p>12 Eylül&#8217;le hesaplaşma nasıl sürecek, sırada yeni bir kitap var mı?<br />
Kafamda bir proje var elbette. Başarabilirsem, 80 öncesinde, aslında adı sanı unutulmuş, toplumun haberdar olmadığı, &#8220;iyi bakışlı çocukların&#8221; hikayesini yazmak istiyorum. Faşistlerin, devletin kurşunlarıyla öldürdüğü, ama adlarına rastlayamadığımız genç insanların öykülerini.<br />
Büyük bir samimiyetle mücadele ederken, örneğin bir korsan miting sırasında öldürülmüş bu insanların öykülerinin bir sayıdan ibaret olmadığını, onların yaşamayı hak etmiş insanlar olduklarını göstermek istiyorum. Geçmişimize güçlü bir selam olsun diye.</p>
<p>12 Eylül&#8217;le genel bir hesaplaşmanın olanakları nerede? Darbecilerin yargılanması ve 12 Eylül&#8217;le yüzleşmek, emekçi, yoksul yığınların kendi çıkarlarının nerede olduğunu görmesiyle başlar. Toplumsal bilinçlenme ve toplumun irade koymasıyla. O zaman bu yüzleşme darbecilerin yargılanmasıyla sınırlı da olmaz.<br />
Böyle bir durum, sadece örgütlenmeye çalıştıkları için insanların içinde yatırıldığı F tipi cezaevlerinin boşaltılmasını, kaldırılmasını gerektirir. 301. maddenin de ötesinde, düşünce ve örgütlenmenin önündeki tüm engellerin kaldırılmasını gerektirir.<br />
12 Eylül yasaların kalkmasını, sendikaların, üniversitelerin, liselerin özgürleşmesini, 1 Mayıs&#8217;ın Taksim&#8217;de özgürce kutlanabilmesini gerektirir.<br />
Bence hesaplaşmak için birinci sırada darbecilerin yargılanması var. Ama hesaplaşma, 12 Eylül&#8217;ün yarattıklarını ortadan kaldırmanın toplumda bir talep haline gelmesiyle gerçekleşebilir.<br />
Zaten bu irade oluşursa, 12 Eylül&#8217;le hesaplaşmakla da kalmaz, o zaman allah burjuvaziye kolaylık versin. (TK/EÜ)</p>
<p>BİA Haber Merkezi &#8211; İstanbul<br />
12 Eylül 2008, Cuma</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/309/12-eylulle-hesaplasma-12-eylulle-sinirli-kalmaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Darbe Sonrası Genç Olmak ve 14 Nisan Yürüyüşü</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/258/darbe-sonrasi-genc-olmak-ve-14-nisan-yuruyusu/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/258/darbe-sonrasi-genc-olmak-ve-14-nisan-yuruyusu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Sep 2008 10:32:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[12 eylül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=258</guid>
		<description><![CDATA[
Sonuçta eylemimiz etkili oldu ve yasa önerisi meclisten geri çekildi. Biz kazanmıştık. Yalnızca kendimiz için değil, tüm toplum için. Topluma giydirilmek istenen deli gömleği yırtılmıştı ve gerisi gelecekti. 89 bahar eylemleri gibi&#8230;

BİA Haber Merkezi

13 Eylül 2008, Cumartesi
Nimet Çelebi
Bugün Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası&#8217;nda (Eğitim-Sen) mücadele yürüten Nimet Çelebi, 12 Eylül 1980 darbesi sırasında lisede, sonrasındaysa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="spot">
<p>Sonuçta eylemimiz etkili oldu ve yasa önerisi meclisten geri çekildi. Biz kazanmıştık. Yalnızca kendimiz için değil, tüm toplum için. Topluma giydirilmek istenen deli gömleği yırtılmıştı ve gerisi gelecekti. 89 bahar eylemleri gibi&#8230;</p></div>
<div class="merkez">
<p><strong>BİA Haber Merkezi</strong></div>
<div class="merkez">
<p>13 Eylül 2008, Cumartesi</p>
<p>Nimet Çelebi</p></div>
<p><em>Bugün Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası&#8217;nda<strong> (Eğitim-Sen)</strong> mücadele yürüten <strong>Nimet Çelebi</strong>, 12 Eylül 1980 darbesi sırasında lisede, sonrasındaysa İstanbul Üniversitesi’nde öğrenciydi. Darbe öncesi yürütülen mücadeleler, yaşanan toplumsal gelişmeler çokça yazılsa da, ’80 sonrasında darbe gölgesinde gençliklerini yaşayanlar, o günleri çok da fazla anlatmadı. Çelebi 1980 – 1987 yıllarında yaşadıklarını bianet’e yazdı. </em></p>
<p>Darbenin yapıldığı yıl olan 1980’de lise birinci sınıf öğrencisiydim. Yani üzerinden tanklar geçirilen gençlik aslında <img src="http://www.bianet.org/resim/olcekle/5257/270/188" alt="" hspace="5" vspace="5" width="270" height="188" align="right" />bendim. “12 Eylül sonrası gençlik” dediğimiz tipolojinin yaratılması için birçok yöntem uygulandı; uyuşturulmuş, yozlaşmış, köşe dönücü, bireyci, kapitalizme biat eden, onu ebedi gören, özelleştirmeci; yani 12 Eylül öncesi gençliğin tam karşıtı bir gençlikti yaratılmak istenen.</p>
<p>Dedim ya o tarihte liseye yeni yazılmıştım. 80 öncesi devrimci mücadelenin önemli yerlerinden biri olan Haydarpaşa Lisesi’ndeydim. Asker okulda karargâh kurmuştu ve biz silahların gölgesinde eğitim alıyorduk. Tüm koridorlarda silahlı askerler bekliyor, zaman zaman sınıflara baskınlar yapıyor, öğrencileri yaka paça gözaltına alıyorlardı.</p>
<p>Bir keresinde bir bildiri dağıtımı olayı nedeniyle bütün bir okul gözaltında tutulmuş, ders saati bitmesine rağmen hiçbir öğrencinin okuldan çıkmasına izin verilmemiş ve ancak gecenin karanlığında evlerimize yollanmıştık.</p>
<p>Birinci yıldan sonra asker okuldan çekilmişti fakat psikolojik baskısı üzerimize sinmişti. Sanırım bunun etkisiyle silik bir genç olmayı sanki gizli gizli tercih etmiştim. Fazla düşünmek istemiyordum. Hatta ağabeylerim politik oldukları için aileye acılar yaşattıklarını düşünüp onları suçlar olmuştum. En iyisi sessiz olmak düzenin istediği gibi yaşamaktı. Yani tam da 12 Eylül paşalarının istedikleri gibi olmuştum; düşünmeyen, üretmeyen,  sorgulamayan bir gençlik olmuştuk.</p>
<p>Geriye kalan bütün lise yıllarım boyunca, sürgün edilmemiş tek tük öğretmenlerimizin bizden önceki öğrencilerini büyük bir saygı ve özlemle, hatta gözleri yaşararak bizlere anlattıklarını hatırlarım.</p>
<h2>Üniversite yıllarım&#8230;</h2>
<p>Ülke zapturapt altına alınmış, her şey yasak&#8230; Yıl 1983–84. Ben İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi felsefe bölümünde okumaya başlamışım. Okulda sürekli kimlik kontrolleri yapılıyor, üç kişinin birarada durması suç sayılıyor. Fakülte koridorlarında biraraya gelip sohbet etmeye korkuyoruz.</p>
<p>Daha sonraki yıllarda felsefe koridorunun arka kısmını fiili olarak, sohbetler ettiğimiz, felsefi tartışmalar yürüttüğümüz bir mekân haline getiriyoruz. Yavaş yavaş zihinlerimizdeki hapishanenin çözüldüğünü hissediyoruz.</p>
<p><img src="http://www.bianet.org/resim/olcekle/5258/270/185" alt="" hspace="5" vspace="5" width="270" height="185" align="left" />Yavaş yavaş değişiyorum; sosyal, siyasal tartışmalar yapma ihtiyacı duyuyorum; Ruhi Su, Zülfü Livaneli dinlemek, şarkıları öğrenip arkadaşlarımla birlikte söylemek istiyorum. Derken arkadaş çevrem yavaş yavaş değişiyor. Apolitik insanlardan uzaklaşıyorum. Onların istediği kişi olmaktan çıkıyor, kendim olmaya çalışıyorum. Benim durumumda olan çokça öğrenci olduğunu görüyorum. Karanlıktan çıkmak için bir hareket bekleyen onlarca insanla karşılaşıyorum.</p>
<p>1985’ten itibaren bütün üniversitelerde bir kıpırdanma başlıyor. Büyükada’ya bir gezi düzenleniyor. İstanbul’daki bütün üniversitelerden öğrencilerin katıldığı büyük bir piknik oluyor bu. 80 sonrası ilk buluşma, ilk biraraya geliş, şarkılar türküler söyleniyor, büyük bir halay kuruluyor.</p>
<p>Ve üniversite öğrencileri karanlığa karşı yeniden örgütlenmeye başlıyor. Öğrenci derneklerinin kurulması için toplantılar yapılıyor. Tabii toplantılar basılıyor, gözaltılar yaşanıyor ama yılmaya niyetimiz yok.</p>
<p>Toplantılar için yer bulmak sorun, tüm toplum korkuyla sindirilmiş ama yolu yok, gençlik tarihsel rolünü sırtlanacak… Öyle de oluyor, toplantılar Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) binalarında yapılıyor.</p>
<p>Giderek daha fazla öğrenci, dernekleşme faaliyetine katılıyor. Bütün bu süreçlerde bilinçli ve umutlu yer alıyorum. Mutluyum ama ailem sürekli beni uzak tumak istiyor, başıma birşey geleceğinden korkuyorlar. Evde de bunun mücadelesini veriyorum. Ağabeylerim siyasal mücadele içinde yer alabilir ama ben bir kadın olarak, bu mücadeleden uzak tutulmalıyım. Aile tüm gücüyle baskısını kurmaya çalışsa da ben arkadaşlarımın yanındayım.</p>
<p>Dernekleşme faaliyetlerinin tüm üniversitelerde yayılmasıyla birlikte hükümet bir oyun oynuyor ve &#8220;Tek Tip Öğrenci Derneği Yasa Önerisi&#8221;ni meclise getiriyor. Yasaya göre resmi olarak her üniversitenin bir öğrenci derneği olacak ve her öğrenci okula kayıt olurken derneğe de kayıt edilecek. Tabi ki bizler bu oyuna gelmiyoruz ve tek tip dernekleşmeye karşı mücadele kararı alıyoruz. İlk eylemimiz 14 Nisan Yürüyüşü.</p>
<h2>İlk büyük eylem 14 Nisan Yürüyüşü</h2>
<p>Yürüyüşün çalışmasını çok gizli olarak yürütüyoruz. Bu arada yıl olmuş 1987.</p>
<p>Toplumun diğer kesimlerinde yaprak kımıldamıyor. Ve 12 eylül sonrası ilk büyük eylem Beyazıt meydanında çınlıyor. Öğrenciler sokakta.</p>
<p><img src="http://www.bianet.org/resim/olcekle/5259/220/306" alt="" hspace="5" vspace="5" width="220" height="306" align="left" />Biz 300- 500 kişi beklerken, 2 bini aşkın öğrenci toplanıyor Laleli’de.Düzenli sıralar oluşturuluyor, yürüyüşe başlanıyor. Büyük bir heyecan, büyük bir gurur tüm kitlede hissediliyor. Polis yok ortalıklarda. Çalışma öyle gizli yürütülmüş ki polis istihbaratını şaşırtmışız, onlar bizi Sultanahmet’te bekliyor, orası kuşatma altına alınmış.</p>
<p>Laleli’den Beyazıt’a doğru yürüyoruz, sloganlarla marşlarla… Amacımız,  Beyazıt meydanında yürüyüşümüzü tamamlamak. Fakat edebiyat fakültesinin önündeki otobüs durağına vardığımızda, polisin müdahalesiyle karşılaşıyoruz, direnmeye çalışıyoruz, oturma eylemi yapıyoruz. Neticede yürüyüşümüz polis zoruyla dağıtılıyor, yüzlerce kişi gözaltına alınıyor, çokça yaralı var&#8230;</p>
<p>Ertesi gün Hürriyet gazetesi tam sayfa resimlerle manşet atıyor: &#8220;TIPKI &#8216;O GÜNLER&#8217; GİBİ&#8221;</p>
<p>Bizler ülkeyi o karanlık günlere sürükleyenler olarak teşhir ediliyoruz, lanetleniyoruz. Diğer gazetelerde de aynı manzara. Medyanın darbe destekçiliği son hızıyla devam ediyor. Yıl 1987, yani demokrasiye çoktan geçmişiz!</p>
<p>Fakat baskılar, karalamalar bizleri yıldırmıyor. Arkadaşlarımızın serbest bırakılması için Beyazıt Meydanı’nda üç günlük açlık grevi yapıyoruz. 30–40 kişiyle başlayan açlık grevimiz yeni katılımlarla sürekli büyüyor.</p>
<p>Açlık grevine katılıyorum. Annem beni evlatlıktan reddedeceğini söylüyor. Babam grev yerine gelip beni eve götürmek istiyor fakat arkadaşlarım babamı ikna ediyorlar ve babam grevimizi desteklediğini söyleyerek oradan ayrılıyor. Ama başka genç kadınlar benim kadar şanslı değil. Bir baba grevdeki kızını zorla sürükleye sürükleye götürüyor.</p>
<p>Yüzlerce kişi geceli gündüzlü şarkılar türküler söylüyoruz, halaylara tutuşuyoruz. Yurdun dört bir yanındaki üniversite öğrencilerinden destek mesajları yağıyor, maddi manevi katkılarla büyüyoruz. İstanbul’un orta yerinde 12 Eylül&#8217;ün karanlığını yırtacak bir başkaldırı büyüyor. Demokrasiden yana tüm toplum kesimleri akın akın desteğe geliyor. Çok mutluyuz.</p>
<p>Polis helikopterleri sürekli üstümüzde taciz uçuşları yapıyor. Etrafı toza dumana boğuyorlar. O da yetmiyor köftecileri burnumuzun dibine sokuyorlar. Biz oralı dahi olmuyoruz. Hatta sözcümüz o kadar ince ki onlara elindeki çiçekleri atıyor.</p>
<p>Sonuçta eylemimiz etkili oldu ve yasa önerisi meclisten geri çekildi. Biz kazanmıştık. Yalnızca kendimiz için değil, tüm toplum için. Topluma giydirilmek istenen deli gömleği yırtılmıştı ve gerisi gelecekti. 89 bahar eylemleri gibi&#8230;</p>
<p>Benim üzerimde başarılı olamamıştı 12 Eylül ve nice genç üzerinde de… Şimdi öğretmenlik yapıyorum ve mücadelemi Eğitim-Sen’de yürütüyorum. 12 Eylül sonrası gençlik olduğum için kendimi şanssız hissediyorum ama bu mücadelenin bir aktivisti olduğum için de mutluyum.(NÇ/SÇ/EÜ)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/258/darbe-sonrasi-genc-olmak-ve-14-nisan-yuruyusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

