<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HiAxySheytan &#187; Sinemasal</title>
	<atom:link href="http://hiaxysheytan.com/category/sinemasal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hiaxysheytan.com</link>
	<description>Her boka maydanoz blog sitesi!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Aug 2010 11:52:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yüzüklerin Efendisi(!)</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/1074/yuzuklerin-efendisi/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/1074/yuzuklerin-efendisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 14:18:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinemasal]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzüklerin Efendisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=1074</guid>
		<description><![CDATA[  &#8220;Güzel bir kitap okudum&#8221; veya &#8220;güzel bir film izledim&#8221; demek için kullandığınız kriterler nelerdir? O kitabın ya da filmin sizi içine alıp bambaşka bir gerçeklik içinde bir süre dolaştırıp sonra da &#8220;keşke bitmeseydi&#8221; duygusuyla koltuğunuza geri bırakması mı? Eğer kriteriniz bu ise, doğrudur, Yüzüklerin Efendisi kitabı ve filmi güzeldir. Ama bence kriter olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>  &#8220;Güzel bir kitap okudum&#8221; veya &#8220;güzel bir film izledim&#8221; demek için kullandığınız kriterler nelerdir? O kitabın ya da filmin sizi içine alıp bambaşka bir gerçeklik içinde bir süre dolaştırıp sonra da &#8220;keşke bitmeseydi&#8221; duygusuyla koltuğunuza geri bırakması mı? Eğer kriteriniz bu ise, doğrudur, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/yuzuklerin-efendisi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yüzüklerin Efendisi">Yüzüklerin Efendisi</a> kitabı ve filmi güzeldir. Ama bence kriter olarak bundan daha fazlasınına ihtiyacımız var; çünkü bir eserin &#8220;başarısı&#8221; ardında büyük kötülükler barınabilir.<br />
   Özellikle fantastik edebiyatın kilometre taşı olarak kabul edilen <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/yuzuklerin-efendisi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yüzüklerin Efendisi">Yüzüklerin Efendisi</a> kitabı ve yıllar sonra onun sinemaya uyarlanması bu açıdan incelenmeye değer. Bu inceleme, eleştirel yaklaşımı fantastik edebiyatın, fantastik çizgi romanların ve fantastik sinemanın diğer örneklerine de uygulamak üzere bize bir yöntem sunabilir.<span id="more-1074"></span><br />
   Ben kitabı Metis Yayınları tarafından ilk yayınlandığı zaman okudum, daha doğrusu okumaya başladım; çünkü önce 1. cilt çıktı ve 2. cildin yayınlanması için epeyce beklemek zorunda kaldık. Ve nihayet 3. cilt aylar sonra yayınlanınca kitabın okuması uzun bir süreçte tamamlanabilmiş oldu. Hakkını vermek gerekir ki, J.R.R. Tolkien usta bir yazardır (toprağı bol olsun). Ortaya çıkardığı yapıt görkemli ve inceliklidir.<br />
   Görkemli ve incelikli yapıtlar bize nüfuz ederler; daha doğrusu nüfuz edebildikleri ölçüde görkemli ve incelikli olurlar. Bu yapıtların içimizde bıraktıkları/yarattıkları hislerin nitelikleri ise ayrı bir şeydir. Bir eseri güzel kılan onun sadece nüfuz etme başarısı mıdır? Bence hayır; içimizde bıraktıkları şeylerin niteliği de önemlidir. Bir sanat eseri hakkında fikir oluştururken bu sübjektif kriteri gözden uzak tutamayız.<br />
   <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/yuzuklerin-efendisi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yüzüklerin Efendisi">Yüzüklerin Efendisi</a> kitabının ana temalarını hatırlamaya çalışalım. Önce bizi olumlanan bir sosyal ortam karşılıyor: Hobbit ülkesi. Bu ülke barış, huzur dolu bir yerdir. Yeşil çayırları, küçük ama hayatın tüm zevklerini sunan barınakları, sevimli kısa boylu neşe dolu sakinleri ile bir &#8220;cennet ülke&#8221;. Burda bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Fantastik edebiyatın taşıyıcı sütunlarından biri olan ve kitabın devamında da tutarlı bir şekilde yer alacak bir &#8220;denklik&#8221; kurmuştur Tolkien: her ülkenin farklı bir sosyal ortamı vardır ve her ülkenin sakinleri de buna uyumlu şekilde fizyolojik olarak farklıdır; hatta diyebiliriz ki farklı türlerdir. Birbirinden tamamen farklı türlerin tümüyle &#8220;insansı&#8221; temellerini korumaları, fantastik sanatın çok kullandığı bir özellik olmuştur. Ama işte bu denklik şunu söylüyor: aynı dünyayı paylaşarak farklı değerleri temsil eden bu varlıklar hem insan hem farklı türlerdir. Bu bana bir şeyi hatırlatıyor: ırkların fizyonomik farklılıklarını sahip oldukları değerlerdeki farklılıkla, hatta yalınkat iyilik ve kötülükle bağdaştırmak yani ırkçılık. Tolkien bence daha da ileri gidiyor: bu farklı ırkların herbirini sınırları belli ülkelere paylaştırıyor: buna da en koyusundan milliyetçilik demeyeceğiz de ne deyeceğiz? Ortaya Nasyonal Rasist gibi enteresan bir kombinasyon çıkıyor. Oysa kitabın tümüne bakınca, bir çok eleştirmenle aynı kanıyı paylaşmamak mümkün değil: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/yuzuklerin-efendisi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yüzüklerin Efendisi">Yüzüklerin Efendisi</a> bir II. Dünya Savaşı eğretilemesi gibidir ve bu eğretilemede Naziler (Nasyonal Sosyalistler) kötülerle özdeşleştirilmiştir. Bu durum yukardaki analizi çökertir mi? Hayır. Bir insan hem nasyonalist, hem ırkçı hem de Nazilere karşı olabilir; eğer Alman değilse. Tolkien de Alman değildir; II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere&#8217;dedir ve aslen Güney Afrika&#8217;lıdır. Elbette ki Güney Afrikalı olması bizi Tolkienleştirmesin, yani buna dayanarak onun bir ırkçı olduğunu iddia edemeyiz ama ırkçılığın gündelik hayatın bu derece içine sinmiş olduğu bir ülkede yaşamak, insanı ırkçılık konusunda olumlu veya olumsuz bir saf tutmaya itecektir kuşkusuz. Tolkien&#8217;nin ırkçılık karşısında bir tutum takındığı yönünde hiç bir emare bulamadım <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/yuzuklerin-efendisi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yüzüklerin Efendisi">Yüzüklerin Efendisi</a>&#8217;nde.<br />
   Devam edelim; hatırladığım ikinci tema Frodo&#8217;nun üstlendiği önemli görev. Diyebiliriz ki o dünyanın kaderi Frodo&#8217;nun elindedir. Yani Frodo bir &#8220;misyon&#8221; sahibidir. Dünyayı kurtarma misyonu sahibi kahramanlar, fantastik edebiyatta çok rastlanılan başka bir öğedir. Ama sadece orda değil, başka yerlerde de bu öğeye sık rastlarız: militarizmde. Zaten kitap, hem hacimsel hem vurgu anlamında bir macera kitabı olduğu kadar -belki de daha fazla- bir savaş kitabıdır. <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/yuzuklerin-efendisi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yüzüklerin Efendisi">Yüzüklerin Efendisi</a>&#8217;nin en yoğun teması savaştır. Tolkien savaşa nasıl yaklaşır? Bir kere bu bir misyon savaşıdır, yani gerekli, meşru, kaçınılmaz ve bu bağlamda da olumlu. Kitapta savaşlar teknik, taktik, stratejik detaylarıyla, kahramanlık öyküleriyle, kitlesel coşkusuyla soluk soluğa okunacak şekilde anlatılmıştır. Neredeyse bizi o savaşa katılmaya davet etmektedir. Üstelik bu öyle bir savaştır ki, &#8220;iyi&#8221; ve &#8220;kötü&#8221; en yoğun halleriyle karşı karşıya gelirler. &#8220;İyi ordu&#8221; en küçük rütbelisine kadar iyi, &#8220;kötü ordu&#8221; tabir caizse &#8220;tırnaklarının ucuna kadar kötü&#8221;dür. Bu ne manaya geliyor? Ne yazık ki korkunç bir manaya: GENOSİT. Düşünün ki iki ulus savaşıyor; bir taraf yayılmacı yani kötü, diğer taraf da meşru müdafa halinde yani iyi. Örnek olarak Vietnamlıları ve Amerikalıları alalım. Tolkien&#8217;in eseri bu durumu şöyle yorumluyor: Eğer Vietnamlılar iyi ise, kötü Amerikalıları beşikteki bebeklerine kadar öldürme hakkına hatta misyonuna sahiptir. Yani tıpkı Mordor gibi, Amerikalı deniz piyadelerini o topraklara sürükleyen şey merkezi iktidar değil, her Amerikalının kanındaki alyuvarlara bile sinmiş olan katıksız kötülüktür. Bu nedenle Tolkien&#8217;in savaşı, kötülerin yalnızca liderinin iktıdardan düşürülmesi ile değil, ne kadar mordorlu varsa hepsinin yokedilmesi ile kazanılabilir.<br />
   Tolkien&#8217;e fazla yüklendiğimi düşünüyorsanız, sabredin; daha bitmedi.<br />
   <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/yuzuklerin-efendisi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yüzüklerin Efendisi">Yüzüklerin Efendisi</a>&#8217;nde kaç tane kadın hatırlıyorsunuz? Ben bir Elf Kraliçesi, bir de erkek gibi savaşan soylu bir kadın hatırlıyorum. Yani bu kitabın kapıları sadece erkeklere denk bir güce sahip olan kadınlara açılıyor; kontenjanı da çok sınırlı. Üstelik bunca farklı &#8220;tür&#8221; insansı yaratık ince ince tasvir edilip anlatılıyor ama bunların nasıl ürediğine dair en ufak bir anlatı bulamıyoruz. Tolkien kadın olarak davranan kadınları bu erkek dünyaya layık görmediği için olsa gerek, seksten bahsetmeyi hiç sevmiyor. Bence bu kitabın yazarı gerçek bir seksisttir.<br />
   Bu ve daha bahsetmediğimiz diğer nedenlerle (gücü yüceltme, sadakat vb) ben, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/yuzuklerin-efendisi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yüzüklerin Efendisi">Yüzüklerin Efendisi</a> kitabının ve ne kadar ustalıkla yapılmış olursa olsun aynı isimli filminin, &#8220;kötü&#8221; olduğunu düşünüyorum.<br />
   Sanıyorum sanat eserlerine bu tür bir yaklaşım gereklidir ve sanatı herşeyden kopuk apayrı bir kategori olarak niteleyen kapitalist sisteme karşı yürütülmesi gereken mücadelenin bir metodudur; hele hele sinemanın en büyük manipülasyon araçlarından biri haline getirildiği bu çağda.</p>
<p> Sabri Cuha </p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/yuzuklerin-efendisi/" title="Yüzüklerin Efendisi" rel="tag">Yüzüklerin Efendisi</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li>Benzer konu bulunamadı</li>
	</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/1074/yuzuklerin-efendisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Günün Repliğidir</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/1017/gunun-repligidir/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/1017/gunun-repligidir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2009 19:09:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lorem Ipsum]]></category>
		<category><![CDATA[Sinemasal]]></category>
		<category><![CDATA[günün repliği]]></category>
		<category><![CDATA[Revolutionary Road]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=1017</guid>
		<description><![CDATA[“Bana hakikati söyle Frank, hatırlıyorsun bunu değil mi? Bir zamanlar hakikatin kıyısında yaşardık. Ve hakikati söylemek neden iyidir, biliyor musun? Hayatından uzun süredir hakikati dışlamış olsa bile herkes onun ne olduğunu bilir. Kimse unutmaz hakikati Frank, sadece yalan söylemekte ustalaşırlar” / Revolutionary Road filminden.

	Etiketler: günün repliği, Revolutionary Road

	Bunu alan bunu da aldı:
	
	Benzer konu bulunamadı
	

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Bana hakikati söyle Frank, hatırlıyorsun bunu değil mi? Bir zamanlar hakikatin kıyısında yaşardık. Ve hakikati söylemek neden iyidir, biliyor musun? Hayatından uzun süredir hakikati dışlamış olsa bile herkes onun ne olduğunu bilir. Kimse unutmaz hakikati Frank, sadece yalan söylemekte ustalaşırlar” / <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/revolutionary-road/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Revolutionary Road">Revolutionary Road</a> filminden.</p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/gunun-repligi/" title="günün repliği" rel="tag">günün repliği</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/revolutionary-road/" title="Revolutionary Road" rel="tag">Revolutionary Road</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li>Benzer konu bulunamadı</li>
	</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/1017/gunun-repligidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Filmekimi başlıyor!</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/629/filmekimi-basliyor/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/629/filmekimi-basliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2008 08:19:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinemasal]]></category>
		<category><![CDATA[Film Ekimi]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=629</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı tarafından bu yıl 7’ncisi düzenlenen &#8220;Filmekimi&#8221;, 10 Ekimde Beyoğlu Emek Sineması’nda başlayacak.
Yaklaşan yeni sinema sezonunun habercisi olan &#8220;Filmekimi&#8221;, bu yıl da Sundance, Berlin, Cannes ve Venedik gibi saygın festivallerde ilgiyle karşılanan ödüllü filmlerden ustaların merakla beklenen son yapıtlarına 21 filmden oluşan programıyla 7 gün boyunca Beyoğlu Emek Sineması’nda izleyiciyle buluşmaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı tarafından bu yıl 7’ncisi düzenlenen &#8220;Filmekimi&#8221;, 10 Ekimde Beyoğlu Emek Sineması’nda başlayacak.</strong></p>
<p>Yaklaşan yeni <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/sinema/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sinema">sinema</a> sezonunun habercisi olan &#8220;Filmekimi&#8221;, bu yıl da Sundance, Berlin, Cannes ve Venedik gibi saygın festivallerde ilgiyle karşılanan ödüllü filmlerden ustaların merakla beklenen son yapıtlarına 21 filmden oluşan programıyla 7 gün boyunca Beyoğlu Emek Sineması’nda izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor. &#8220;Filmekimi&#8221;nde her akşam 21.30 seansında Türkiye’de vizyona girmeyi bekleyen bir filmin ilk gösterimi de yapılacak.<span id="more-629"></span></p>
<p>’Filmekimi&#8221; kapsamında başlayan &#8220;Nokia Nseries Kısa Film Yarışması&#8221;, bu yıl da devam edecek.</p>
<p>Yarışmaya başvuru için herhangi bir yaş, deneyim, tür ya da tema kısıtlaması bulunmuyor. Kısa filmlerin herhangi bir kameralı cep telefonu ya da dijital kamerayla çekilmesi yeterli olacak. Yarışmanın jüri başkanlığını yönetmen kardeşler Yağmur ve Durul Taylan üstlenecek. Yarışmaya, 31 Aralıka kadar başvurulabilecek.</p>
<p> Yarışmada ilk 5’e kalan finalistler birer Nokia N96 multimedya bilgisayarı, ilk 3’e girenler ise para ödülü kazanacak. Finali 4-19 Nisan 2009’da düzenlenecek 28. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde yapılacak &#8220;Nokia Nseries Kısa Film Yarışması&#8221;nda ilk 3’e kalan kısa filmler, festival kapsamında da gösterilecek. Fimekimi, 16 Ekime kadar devam edecek.</p>
<p>&#8220;Filmekimi&#8221;nin biletleri, Biletix aracılığıyla satışa sunuldu. &#8220;Filmekimi&#8221; boyunca hafta içi gündüz seansları 3,5 YTL, hafta içi 19.00 seansları ile hafta sonu tüm seanslar, tam 12 YTL, indirimli 8 YTL olacak. &#8220;Filmekimi Galaları&#8221;nın bilet fiyatları ise 15 YTL olarak belirlendi.</p>
<p><strong>-PROGRAMDA NELER VAR?-</strong></p>
<p>&#8220;Filmekimi&#8221;,  10 Ekim Cuma akşamı GHETTO’da düzenlenecek açılış partisi ile başlayacak. Sinemaseverler, aynı gün 19.30 seansında Beyoğlu Emek Sineması’nda &#8220;Chelsea’de Rock&#8221; filmini seyredebilecek.</p>
<p>Cannes Film Festivali’nin en çok ses getiren filmleri ile bağımsız yönetmenlerin son filmleri de &#8220;Filmekimi&#8221;nde izleyici ile buluşacak. &#8220;Filmekimi Gala Kuşağı&#8221;nda Woody Allen’ın Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyeri yapılan son filmi &#8220;Vicky Cristina Barcelona&#8221;, &#8220;City of God/Tanrıkent&#8221; filminin Brezilyalı yönetmeni Fernando Meirelles’in son filmi &#8220;Körlük/Blindness&#8221;, Cannes Film Festivali’nde &#8220;Büyük Ödül&#8221; kazanan yönetmen Matteo Garrone’nin &#8220;Gomorra&#8221;, televizyon dizisi &#8220;Six Feet Under&#8221;ın yaratıcısı ve &#8220;Amerikan Güzeli&#8221;nin senaryo yazarı Alan Ball’un yazıp yönettiği ilk filmi &#8220;Tabu/Towelhead&#8221;, Laurent Cantet’nin son filmi &#8220;Sınıf/The Class&#8221;, İsrailli yönetmen Ari Folman’ın kendi deneyimlerinden esinlendiği filmi &#8220;Beşir’le Vals/Waltz with Bashir&#8221;, &#8220;Dövüş Kulübü&#8221;nün yazarı Chuck Palahniuk’un aynı adlı romanından uyarlanan, yönetmen Clark Gregg imzası taşıyan &#8220;Tıkanma/Choke&#8221; adlı filmler gösterilecek.</p>
<p>Milliyet <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/sinema/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sinema">Sinema</a></p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/film-ekimi/" title="Film Ekimi" rel="tag">Film Ekimi</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/sinema/" title="sinema" rel="tag">sinema</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/506/nasil-bir-sinema-izleyicisisiniz/" title="Nasıl bir sinema izleyicisisiniz? (06 Ekim 2008)">Nasıl bir sinema izleyicisisiniz?</a> (1)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/629/filmekimi-basliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hangi kitaptan sinemaya uyarlanırdınız?</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/600/hangi-kitaptan-sinemaya-uyarlanirdiniz/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/600/hangi-kitaptan-sinemaya-uyarlanirdiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2008 18:26:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Sinemasal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=600</guid>
		<description><![CDATA[Bu haftaki testimizin konusu sinemaya uyarlanan dört roman. Dördü de birbirinden tekinsiz, ahlaksız, illegal ve tehlikeli&#8230; Tabii ki tırnak içinde. Tırnağın dışında ise gri bir gerçeklik içeri girebilmek için kapımızı çalıyor. Yaşamın kıyısı, uyuşturucunun damarı, şiddetin yanı, şizofreninin sınırı&#8230; Kitaplarda, beyazperdede ve işte şimdi de testimizde&#8230;
1) Dünyaya kötü bir çocuk olarak geldiğinizi düşünelim. Siz de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu haftaki testimizin konusu sinemaya uyarlanan dört roman. Dördü de birbirinden tekinsiz, ahlaksız, illegal ve tehlikeli&#8230; Tabii ki tırnak içinde. Tırnağın dışında ise gri bir gerçeklik içeri girebilmek için kapımızı çalıyor. Yaşamın kıyısı, uyuşturucunun damarı, şiddetin yanı, şizofreninin sınırı&#8230; Kitaplarda, beyazperdede ve işte şimdi de testimizde&#8230;</p>
<p>1) Dünyaya kötü bir çocuk olarak geldiğinizi düşünelim. Siz de bize neden kötü olduğunuzu söyleyin.<br />
a) Uyuşturuyorum.<br />
b) Şiddetten özel bir zevk alıyorum.<br />
c) Şehrin arka sokaklarında, çetelerin ve satıcıların arasında daha huzurluyum.<br />
d) Gizlice sisteme karşı örgütleniyor ve örgütlüyorum.<span id="more-600"></span></p>
<p>2) Delilik nasıl bir şey sizce?<br />
a) Delilik mi! Sen hiç gökyüzünün içinde yüzdün mü?<br />
b) Akıllı olmak adına geleceğin noktadadır.<br />
c) Hayatın gerçek yüzüyle karşılaştığın an, yaşayacağındır.<br />
d) Aynaya bakmayı dene.</p>
<p>3) Bize tehlikeden bahseder misiniz?<br />
a) O yanı başındayken, nefes aldığını hissedersin.<br />
b) Düşündüğün kadar tehlikeli değildir.<br />
c) Duymaya başlayacağın hikâyelere, kulakların inanabilecek mi?<br />
d) Onunla tanışman lazım.</p>
<p>4) Aşağıdakilerden hangisini söylemek isterdiniz?<br />
a) “Lanet olası C vitamini illegal olsa onu bile kullanırdık.”<br />
b) “ Sadece iyilik yapmakla görevli küçücük bir makinesin.”<br />
c) “İnsanın en yakın arkadaşı tekerlek olur mu uleyn!”<br />
d) “Ancak her şeyini kaybettiğin zaman, canının istediğini yapmakta özgür olabilirsin”</p>
<p>5) İçinizdeki muhafazakârı uyandırın. Hangisi söyleyeceklerinizden biri olabilir?<br />
a) Anlamıyorum bu çocukların ana babaları yok mu?<br />
b) Tedavi olsunlar, topluma yeniden kazandıralım da, durum ciddi.<br />
c) Bu insanların hemen yanı başımızda olduğunu insanın aklı almıyor. Derin bu işler!<br />
d) İnsan yok ederken ne kadar acımazsızlaşabiliyor!</p>
<p>6) Ne yapmalı, ne etmeli dersiniz?<br />
a) Dünyadaki değişimin sancısı çekiliyor, aileler bilinçlendirmeli!<br />
b) Rehabilitasyon!<br />
c) Emniyet güçlerine çok iş düşüyor<br />
d) Örgütlenmeleri engelleyelim!</p>
<p>7) Toplumsal bir eleştiri yapın şimdi de&#8230;<br />
a) Uyuşturucu ile kendini bulmaya çalışan gençlik, yaşadıkları hayal dünyasından<br />
ölüme doğru sürükleniyor.<br />
b) Toplum ya kişiyi şiddete sürükler ya da itilmişlik duygusuyla süründürür.<br />
c) Kimileri suçun ve cezanın kitabını yeniden yazıyor ve oyunu kendi kurallarına göre oynuyor, biz ise görmezden geliyoruz.<br />
d) İnsanlık kapitalizmin ördüğü çarklar arasında eziliyor.</p>
<p> <img src='http://hiaxysheytan.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Sahi, içinde türlü türlü ahlaksızlık bulunan ve her türlü kanunun ayaklar altına alındığı bir kitabı neden okursunuz?<br />
a) Böyle kitaplar aslında trajedileri gözler önüne seriyor.<br />
b) İnsanlık üzerine düşünmemizi sağlıyor.<br />
c) Hiç fark etmediklerimizi su yüzüne çıkarıyor.<br />
d) İplerin kimin elinde olduğunu gösteriyor.</p>
<p>9) Siz böyle bir kitap yazsanız hangi konunun üstüne giderdiniz?<br />
a) Uyuşturucu<br />
b) Şiddet<br />
c) Hayat defterinden silinmişler<br />
d) Yabancılaşma</p>
<p>10) Son olarak, çağrışımlarınızı serbest bırakıp bir şık seçin?<br />
a) Tuvalet<br />
b) Beethoven<br />
c) Kolera<br />
d) Sabun</p>
<p>A’lar çoksa:<br />
Trainspotting<br />
İskoç yazar Irvine Welsh’in romanı, 1996’da Danny Boyle tarafından aynı isimle sinemaya aktarıldı. Kitapta İskoç bir grup eroin bağımlısı gencin hikâyeleri anlatılır. Renton ve dostları seçilmiş bir yaşam yaşamaktansa seçtikleri bir yaşamı yaşamayı tercih ederler. Ya da başka bir deyimle herhangi bir yaşam değil, bir ‘şey’ seçerler. Neden mi? Yine onların deyimiyle “Eroin varken kim nedene ihtiyaç duysun ki?”</p>
<p>B’ler çoksa<br />
Otomatik Portakal<br />
Anthony Burgess’in romanından Stanley Kubrick tarafından sinemaya aktarıldı. Kitabın “kahramanı” tecavüz eden, hırsızlık yapan, her türlü toplumsal normu reddeden, şiddet eğilimli, bozuk kişilikli Alex’tir. Daha sonra koşullandırılma yoluyla tedavi edilerek “iyileştirilen” Alex, acınılacak biri haline gelir. Kitapta iyi ve kötü, doğru ve yanlış, suç ve masumiyet üzerine sorgulanacak çok şey var, tavsiye ederiz.</p>
<p>C’ler çoksa Ağır Roman<br />
Metin Kaçan’ın aynı isimli romanından Mustafa Altıoklar tarafından sinemaya uyarlandı. Hikâye, İstanbul Tarlabaşı’ndaki Kolera isimli bir mahallede geçer. Ağır ağabeyler, raconlar, varoşlar, harcananlar, harcayanlar&#8230; Görmediğiniz, görmezden geldiğiniz hayatları dikizleme imkânı.</p>
<p>D’ler çoksa: Dövüş Kulübü<br />
Chuck Palahniuk’ün aynı adlı eserinden David Fincher tarafından sinemaya uyarlanmıştır. Kapitalizme karşı alışmadığımız türden bir başkaldırı niteliği taşıyan hikâye, tüketim toplumunu ve “sürü” içerisinde kendini arayan bireyi, bireyin ikiliklerini ve yabancılaşmasını anlatır. Sürpriz sonuyla okuyanı şaşkına çevirir. Hâlâ DVD’si en çok satan filmlerden biridir.</p>
<p>Radikal Kitap/11/07/2008</p>
Bu gönderi için etiket bulunamadı.
	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li>Benzer konu bulunamadı</li>
	</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/600/hangi-kitaptan-sinemaya-uyarlanirdiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PERSONA*, INGMAR BERGMAN, 1966</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/558/persona-ingmar-bergman-1966/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/558/persona-ingmar-bergman-1966/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2008 16:18:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinemasal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=558</guid>
		<description><![CDATA[ 
Hikaye basitçe, şöhretli aktris Elisabeth Vogler&#8217;in  bir Elektra gösterisi sırasında aniden susması ve o andan itibaren konuşmaması iskeleti etrafında kuruludur.  Elizabeth, bir kadın psikiyatrist tarafından değerlendirilir ve fiziksel ve ruhsal bir hastalığı olmadığı teşhisi konulur. Genç bir hemşire olan Alma, onun bakımı için görevlendirilir. Ancak Elizabeth&#8217; in durumu klinikte kötüye gider ve Alma&#8217; yla birlikte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p class="content"><span style="font-size: large; color: #ffffff;"><img src="http://hiaxysheytan.com/wp-admin/photo/persona1.jpg" alt="" hspace="5" vspace="2" width="300" height="379" align="left" />H</span>ikaye basitçe, şöhretli aktris Elisabeth Vogler&#8217;in  bir Elektra gösterisi sırasında aniden susması ve o andan itibaren konuşmaması iskeleti etrafında kuruludur.  Elizabeth, bir kadın psikiyatrist tarafından değerlendirilir ve fiziksel ve ruhsal bir hastalığı olmadığı teşhisi konulur. Genç bir hemşire olan Alma, onun bakımı için görevlendirilir. Ancak Elizabeth&#8217; in durumu klinikte kötüye gider ve Alma&#8217; yla birlikte deniz kıyısında  ıssız bir sayfiye evine giderler. Elizabeth modern hayattan uzaklaştığı bu yerde rahatlar, hafifler ve Alma ile aralarında bir yakınlık doğar. Orada Alma, Elizabeth&#8217; e açılır, geçmişle ilgili kimseyle paylaşmadığı sırlarını anlatır.  Ancak, Elizabeth konuşmaya direndikçe Alma&#8217; nın hayal kırıklığı artar ve iki kadının fiziksel ve ruhsal şiddet içeren çatışması başlar. </p>
<p class="content">Bergman&#8217;ın filmle sorguladığı kimlik ve modern dünyadaki varolmanın imkansızlığı kavramlarıdır.</p>
<p class="content">Filme psikanalitik açıdan bakmaya çalışırken &#8220;Edebiyatla psikanaliz arasındaki ilişkiyi anlamlı bir biçimde kurabilmemiz için bu ilişkiye tersinden bakabilmemiz gerekir. Psikanaliz ya da psikanalitik bakış bir edebiyat metninin ne anlamını ne de etkisini değiştirebilir.<span id="more-558"></span> Ancak edebiyat metninin eleştirel okunması , bizim psikanalizi kavramamız, anlamlandırmamız ve psikanalitik terapi ilişkisinin dışında , tüm yaşamımız için kalıcı bir biçimde, tüm yaşamımız için kalıcı bir biçimde geçerli kılmamız için vazgeçilmez bir önemdedir. &#8221; <strong>(1)</strong> cümlesinde &#8220;edebiyat &#8221; yerine &#8220;<a href="http://hiaxysheytan.com/tag/sinema/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sinema">sinema</a> &#8221; yı koyarken bu tersinden bakışı, yani psikanalizi, filmi ya da yönetmeni çözümlemek için değil, filmin psikanalizi anlamaktaki yardımına başvurmak gerekir. Zaten filmi kendi kendimize anlamlandırmanın, yaratıcısının yaşamından  ipuçları yakalamanın beyhude olduğunu yönetmenle yapılan bir röportajı okuyarak anlayabiliriz. Sanat eserinin içinden çıkan oklar sonsuz anlama ıraksayabilir.</p>
<p class="content">Bir röportaj esnasında, kendisine sorulan komplike ve derin anlam arayışındaki soruya Bergman şöyle cevap verir:</p>
<p class="content"><em>&#8220;Çok ilginç; ancak kastettiğim bu değil. Çok yalın: Persona, yaratıcısını kurtaran bir yaratımdır. Onu yapmadan önce hastaydım&#8230;&#8221;</em></p>
<p class="content"><em>&#8220;Hastanede yatağımda doğrudan önümdeki kara lekeye baktığımı anımsıyorum; çünkü başımı çevirecek olsam bütün oda dönüyordu. Kendimi bir daha hiçbirşey yaratamayacak gibi duyumsuyordum.; tastamam boştum; ölü gibiydim. Filmin başındaki montaj, kişisel durumumla ilgili bir şiire denk gelir.&#8221;</em><br />
&#8221; <em>Kalkış noktamın, zihinle ya da simgecilikle çalışmak gibi bir şeyi yok; düş ve</em> <em>izlenimlerle, umut ve arzuyla, ihtirasla işim var</em><strong>.&#8221; (2)</strong></p>
<p class="content">Elizabeth&#8217; in ortasında aniden sustuğu oyun Elektra&#8217; dır. Bunun nedensiz olduğunu düşünemeyiz. Elektra &#8220;parlak&#8221; anlamına gelmesine rağmen, mitolojide yer alışı karanlıktır. Erkek kardeşine, babasına ihanet eden annesini öldürtmüştür. <strong>(3)</strong> <strong>*</strong><strong>*</strong></p>
<p class="content">Hemşire Alma, Elizabeth hakkında psikiyatriste , &#8220;Önce yumuşak ve çocuksu bir yüzü olduğunu düşünüyorsunuz, ama gözlerine baktığınızda sert bakışları var&#8221; der.<span class="content"><br />
</span></p>
<p class="content">1960&#8242;lar yalnızca politik ve sosyal anlamda değil sanat açısından da devinim yıllarıdır. Film, kendisinin yapay bir şey olduğunu bütün açıklığıyla gözümüze sokarak başlar, filmin bütünlüğünden uzaklaştırıcı teknikler kullanılır; film bobininin yanması, projektör ışığının dayanılmaz parlaklığı, irite edici sesler.</p>
<p>Kameranın set ışıklarına çevrilmesi, doğumun o çok ışıklı kör edici travmasını çağrıştırır. Işık gözümüze patlar. Sesler anne rahmindeki korunaklı halde duyduklarımızdan çok daha tizdir. Dünyaya, gerçekliğe çıkış, izleyen gözlere açık, savunmasız benlik. Giriş sahnesinde, siyah fonda belirsiz iki şekil görürüz. Bunun filmin sonunda  projektörlerde kullanılan karbon ark lambası olduğunu farkederiz.  Döner makaralar ardından 10&#8242;dan 1&#8242; e film numaraları.  Makro açıdan bir örümcek, koyunun kesilişi, iç organları, çarmıha geriliş, kadrajı kaplayan duvar, ağaçlar, sivri demir parmaklıklar, kirlenmiş kar yığını, morgda yatan dişsiz bir ağız, çalan zil, uyanan çocuk, kafasını örttükçe çarşafına sığamayan çocuk, çocuk kameranın objektifine dokundukça iki kadının yüzlerinin hayal meyal belirerek birbirine geçişimi. Bu açılış, rasgele seçilmiş görüntülerden bir hikaye çıkacağı hissini verir.</p>
<p><img src="http://hiaxysheytan.com/wp-admin/photo/Persona3.jpg" alt="" width="450" height="328" /></p>
<p>Filmdeki gizem,  Elizabeth&#8217; in susmaya neyin ittiğidir. Alma ise durumunu anlamaya çalışmaktansa O&#8217;nu yeniden konuşturmaya çalışır.  Esrarın çözümü, Psikiyatrist  açısından O&#8217;nun diğer insanlara göründüğü değil  gerçekte olduğu kişi olmak yani persona&#8217; sını yüzünden çıkartmak için dilden uzaklaştığı yönündedir. Burada Lacan&#8217; ın &#8220;Dil erkektir&#8221; vurgusu da akla gelir. Elizabeth o tanımsız özgürlük alanını mı aramaktadır?</p>
<p class="content">&#8220;Dil erkeklerin kurduğu, çatısını çattığı bir şey ise eğer , dili kullanarak yapılan her niteleme, her belirleme, &#8220;erkekler için ve erkekler tarafından&#8221; olacaktır. Bu durumda kadına dil içinde belirlilik atfetmek, onu bütünüyle erkek egemen sembolik sisteme tabi kılmaktır. Lacan, kadını bu belirlilikten, ya da daha doğrusu, &#8220;belirlenmişlikten&#8221; kurtarmaya çalışıyordu aslında. <em>Kadın</em> bütünüyle belirlendiği anda <em>erkekler</em> için bir kendilik olacaktır. Bu belirlenmeden kaçma olasılığı ise, kadınlar için özgürlük alanı açar. Bu alan tanımsızdır gerçi, ama zaten özgürlük biraz da tanımsızlıkta değil midir?&#8221;  <strong>(4) </strong></p>
<p class="content">Elizabeth&#8217; in konuşmayı reddedişi psikolojik bir sorun olmaktan çok felsefidir. Elizabeth modern hayattan uzakta, basit yaşamda ve doğada mutludur. Filmin başında televizyonda izlediği, Budist rahiplerin Vietnam Savaşı protestosunda kendilerini yakmaları karşısında sözsüz dehşet sesleri çıkarır. Alevlenmiş beden yanarak yere düşmektedir. Görüntülerden uzaklaşıp kendini odanın köşesine saklar, yüzünü duvara döner. Filmin ikinci yarısında Elizabeth İkinci Dünya savaşından bir fotoğrafa dikkatlice bakar. Küçük bir çocuğa namlular çevrilmiştir. Yönetmen bize bu sahnelerde, Elizabeth&#8217; in suskunluğa itenin gerçek hayatın dehşetinden kaçma isteği olduğunu imler. Modern hayatın şerrinden, sözcüklerden uzaklaşarak kurtulur. &#8221; Burada, Lacan&#8217; ın &#8220;Ölülerin neden geriye döndüğü&#8221; rahatsız edici sorusuna verdiği cevabı buluruz: &#8220;Gömülmedikleri için&#8221;.</p>
<p class="content">Elizabeth&#8217; in susması , mistiklerin susması gibi bir susmak, sessizliği seçmek gibi bir tavır da olabilir. Hemşire Alma, filmin başında bunun ruhsal bir seçim olabileceği söylemiştir.</p>
<p class="content">Bergman ise, sözcüklerle ilgili şunları söyler:<br />
&#8220;Hem kendi söylediğimden hem de başkalarının bana söylediğinden hep kuşku duydum. Her zaman eksik kalmış bir şeyi duydum.  &#8221;<br />
 &#8221;Sözcükleri, konuşmalara, hareketlere çeviriyor, ete kemiğe büründürüyorum. Seyirciyle, başka insanlarla iletişim kurmaya, çok ciddi bir gereksinim var. Benim için sözcükler tatmin edici değildir.&#8221; <strong>(2)</strong><br />
*antikçağ tiyatro oyuncularının, oynadıkları rolü belirtmek için taktıkları maske.</p>
<p class="content"><img src="http://hiaxysheytan.com/wp-admin/photo/persona4.jpg" alt="" width="450" height="343" /></p>
<p><strong>Persona</strong><br />
Persona isimli o maskenin ardındaki gerçek kişiliğinin ortaya çıkması için susmak bir çeşit meditasyondur. Susmak oynamamaktır. </p>
<p class="content">&#8220;Persona Jung&#8217;un analitik psikolojisinde, &#8216;toplumsal maske&#8217; olarak adlandırılır. Persona, bireysel bilinç ve toplum arasındaki karmaşık bir ilişkiler sistemidir, bir maske gibi oturur, diğer yandan da başkalarına kesin bir izlenim verir, bireyin gerçek doğasını gizler. <strong>(5)</strong> </p>
<p class="content">Susması ve dilin bağlayıcılığından kurtulması ile Elizabeth&#8217; o güne dek bastırdıklarını aramaktadır. Kabul edilemez ya da aşağı görülen eğilimler geri plana itilir ve Jung &#8216; a göre bireysel bilinçdışında unutulur ancak kaybolmazlar ve bir gün aniden karşımıza çıkabilirler. Belki de Elizabeth, o güne dek hep bir tiyatro oyuncusunun olması gerektiği gibi davrandı. Seyircilerin önüne çıktı ve personasının üzerine başka bir persona daha taktı. Filmdeki itirafdan Elizabeth&#8217; in aslında hiç aklında yokken, içgüdüsel bir isteği yokken, tiyatro çevresinden birinin, bir kadın ve oyuncu olarak kusursuzluğunu övüp ardından tek eksiğinin çocuk olduğunu belirtmesiyle çocuk doğurmaya karar verdiğini anlıyoruz. Elizabeth imkansız bir çabada, kusursuzluğun, tamlığın görüntüsü peşindedir. Bu manasız bir çabadır, birşey hep <em>eksik</em> kalacaktır.</p>
<p class="content">Elizabeth&#8217; in filmdeki ifadeklerinden, tepkilerinden okunan narsizmi ve bir anlamda hep arzulanan, beğenilen, izlenen kadın olması, personasının emrettiği biçimde eksik olan tek şeyi de tamamlaması yani burada çocuk doğurması ondaki yarılmayı azaltmamıştır. Kendine yönelik cathexlerini çocuğa yönlendirmesi imkansız olduğu için sürekli bir suçluluk duygusu yaşar. Alma; filmde iki kere tekrarlanan ve dejavu hissi yaratan uzun monologda ona &#8220;Çocuğun ölmesini istedin, çocukla her karşılaşman, zalimce ve sakarca&#8221; der.</p>
<p class="content"><strong>Alma&#8217; nın Gölgesi</strong></p>
<p class="content">Jung &#8216;un başlıca arketiplerinden biri olan gölge &#8220;içimizdeki , engellediğimiz herşeyi yapmak isteyen, olamadığımız herşey olan Dr. Jekyll&#8217; ımıza karşın Mr. Hyde&#8217; ı temsil eden aşağılık varlıktır. Bir duygunun etkisine kapıldığımızda ya da bir öfke nöbetinde &#8220;kendimde değildim&#8221; ya da &#8220;gerçekten bana ne oldu bilmiyorum&#8221; diyerek kendimizi bağışlanır göstermeye çalışırken bu yabancı kişilikle uzaklardan tanışmaktayızdır. Gerçek &#8220;bize olan&#8221; gölgemizin ilkel, denetimsiz, hayvansal yanımızın ortaya çıkmasıdır&#8221;<br />
&#8220;Gölge, bireysel bilinçdışıdır. Toplumsal standartlara ve bizim ideal kişiliğimize uymayan tüm vahşi istekler ve duygulardır&#8221;<br />
&#8220;Olduğumuzdan daha iyi ve yüce insanlar olarak yaşamaya çalışmak bizi aşırı derecede ikiyüzlülüğe ve sahtekarlığa götürür. Ayrıca üzerimize öylesine bir gerilim yükler ki, çok daha köyü durumlara düşer ve çöküntüye uğrarız fakat bir şeyle yüzyüze gelinip öğrenildiğinde en azından onu değiştirme olanağının bulunduğu gerçeği rahatlatıcıdır&#8221; <strong>(6)</strong></p>
<p><img src="http://hiaxysheytan.com/wp-admin/photo/persona5.jpg" alt="" width="400" height="321" /></p>
<p class="content">Başlangıçta Hemşire Alma terapist rolünü oynayacak gibi gorunurken, Elizabeth&#8217; in suskunluğu ve koşulsuz şefkatli tavırları Alma&#8217; yı anlatmaya iter. Roller değişmiştir.<br />
Saf ve sadık görünümlü Hemşire Alma, plajdaki genç oğlanlarla orji esnasında ya da evli bir adamla beş yol boyunca aşk yaşarken gölgesinin etkisindedir. Daha sonra bu olayı Elizabeth&#8217; e anlatarak gölgeyle yüzleşir. Elizabeth&#8217;in hoşgörülü anaç tavrı iyileştirici olabilecektir ta ki mektup açılıncaya, Alma, O&#8217;nun aynasında basit, çocuksu bir insan olduğunu görene kadar.,  Elizabeth ise aslında doğurduğu çocuğu istemeyen narsizmiyle yüzleşmekte zorlanır. Filmin sonunda iç rahatlatıcı olan tek şey bu yüzleşmelerin kanlı da olsa bir miktar yaşanmış olmasıdır. Rahatsız eden ve sürekliliği sağlanan düşünce ise , filmin  başında psikiyatristin söylediği gibi &#8220;Varolmak denen o umutsuz düş&#8221; , &#8220;Olur gibi görünmek değil gerçekten varolmak&#8221;, &#8220;aynı zamanda başkalarının huzurundaki varlığınla kendi içindeki varlık arasındaki yarılma&#8221;  dır.</p>
<p class="content">Gösteren ve gösterilen ilişkisi kameranın film esnasında ara ara ortaya çıkmasıyla vurgulanır. Kamera , gösterendir, egemenliğini ortaya koyar ve &#8220;fallus&#8221; u simgeler.</p>
<p>Filmde kimlik  teması da işlenir. Elizabeth sofistike bir tiyatro oyuncusudur. Alma ise iki yıllık hemşire okulundan mezun evlilik, aile kurmak gibi görece basit hedef ve hayalleri olan biridir. İkisi ak ve kara kadar zıttır. Alma konuşur, güler, ağlar, kızar; Elisabeth yalnızca susarak ve tebessümle izler onu. Elektra&#8217; nın Hamlet&#8217; i öncüleyen hikayesi aklımıza gelebilir burada. Aynı kararsızlık, eylemsizlik Elizabeth&#8217; de de vardır.<br />
Ancak film ilerledikçe iki oyuncunun kişilikleri üstüste binmeye ya da birleşmeye başlar. Alma ve Elizabeth&#8217; in yüzlerinin geçiştiği ilk sahneyi hatırlarız. Diyaloglar ve görüntüler spirütüel ya da erotik bir iç içe geçmeyi, bütünleşmeyi gösterir. Elizabeth ışıklar içinden gelir ve Alma ayağa kalkar, sarılıp biz seyirciye bakarlar. Sanki bir kişi olmuşlardır. Daha sonra ikisinin yüzlerinin yarısı birleşir ve tek bir yüz olur. Alma filmin başında &#8220;Kendimi sana dönüştürebilirim&#8221; demiş olmasına rağmen asla tek bir ruh olamazlar. Belki,  birbirlerinin &#8220;alter-ego&#8221; su olduklarını söyleyebiliriz. Elizabeth&#8217; in konuşmaya direnmesiyle Alma&#8217;  nın hayal kırıklığı artar. Elizabeth&#8217; in Alma&#8217; ya annesiymişçesine sevgi ve şefkat dolu yaklaşımı ve bunun ardından da yazdığı  mektupta onu çocukça bularak küçümsemesindeki iki yüzlülük Alma&#8217; yı yaralar. Elizabeth&#8217; in suskunluğunun altında yatan nedenlerden birinin de narsizmi olduğunu anlarız. Elizabeth bir bakıma, almaktadır ama vermemektedir.</p>
<p class="content"> Alma kendi benliğiyle ilgili hakikati hayranlık duyduğu, bütünleşme arzusunda olduğu Elizabeth&#8217; den duyunca yıkılır. Arabasını bir gölün kıyısına çeker ve gölde kendi aksine Jung&#8217;un sözlerini doğrularcasına acıyla bakar.</p>
<p class="content">&#8221; Kim suya bakarsa, önce kendi yüzünü görecektir. Kendine giden her kimse kendisiyle yüzleşmeyi göze alacaktır. Ayna , pohpohlamaz, samimiyetle ona bakanı gösterir; yani dünyaya asla göstermediğimiz çünkü persona&#8217;yla kapladığımız yüzümüzü, bir aktörün maskesini. Ancak ayna, maskenin ardına geçer ve gerçek yüzümüzü gösterir.   <strong>(7)</strong></p>
<p class="content">Bu noktadan sonra ilişkileri bir gerilim filmine dönüşür. Alma kırdığı bardağın cam parçalarının Elizabeth&#8217; in ayağına batmasına sebep olur. Birbirlerine vururlar. Film yanar.</p>
<p class="content">Bir rüyada Elizabeth&#8217; in kocasının kendisine Elizabeth gibi sarıldığını konuştuğunu görür ya da bunu hayalinde canlandırır. Daha sonra 4 dakikalık bir monologla Elizabeth&#8217; in bir çocuk sahibi olmaktan duyduğu dehşeti onu istememkten duyduğu vicdan azabını  anlatır, bu başkaldırıdan sonra &#8220;senin gibi değilim&#8221; &#8220;asla senin gibi olmayacağım&#8221; diyerek bağımsız varoluşunu ortaya koyar. &#8220;Kalın dudaklar&#8221; ipucundan Elizabeth&#8217; in oğlunun filmin başındaki örtüsünü başından çekse ayağı açık kalan bir türlü huzurlu olamayan çocuk olduğunu anlarız. Çocuk çirkin olarak nitelenir, belki Elizabeth&#8217; in güzelliğinin çirkin yüzünün, bir erkeğe  aktarılmış halidir.</p>
<p class="content">Yabancılaştırma etkileri film boyunca sürer: Karakterlerin doğrudan izleyiciye bakarak konuşması, bir monoloğun iki farklı kamera açısından tekrarlanması, filmin sıkışması, yanması,  netlenmemiş görüntüler, sanki gerçeklikle bölünen bir rüyanın içinde olduğumuz hissi verir. Film boyunca kamera ektrem yakınlaşmalarla duyguları ustalıkla ele verir.</p>
<p><img src="http://hiaxysheytan.com/wp-admin/photo/persona2.jpg" alt="" width="450" height="360" /></p>
<p><strong>Rollerimize Dönelim</strong></p>
<p>Film Elizabeth&#8217; in kaçtığı ışıklı hayatına geri dönmesi ve Alma&#8217; nın evi bulduğu gibi bırakacak biçimde toplayarak hemşire kıyafetlerini giymesiyle sonlanır. &#8220;Persona&#8221; dan kaçış uygar dünyada mümkün değildir. Burada sınıfsal ayrımın da gerçek ve kalıcı  bir yakınlaşmaya izin vermediğini görürüz. Sanki sayfiye evindeki hikaye hiç yaşanmamıştır. Hakikati aramak, personayı aralamaya bile çalışmak boşunadır.<br />
Zizek Hitchcock filmlerinden söz ederken &#8221; Biz zaten <em>bir şeymişiz gibi</em> yaparak gerçekten o şey oluruz. Bu hareketin diyalektiğini anlamak için , can alıcı bir olguyu, bu dışarı nın hiç bir zaman  insanlar arasında taktığımız bir &#8220;maske&#8221; değil, simgesel düzenin kendisi olduğunu hesaba katmamız gerekir. &#8220;Bir şeymiş gibi yaparak &#8220;, sanki bir şeymişiz gibi davranarak &#8221; özneler arası simgesel ağda belli bir yer ediniriz ve gerçek konumumuzu da bu dışsal yer tanımlar. Eğer derinlerimizde bir yerlerde &#8220;aslında öyle olmadığımızı &#8221; düşünür, &#8220;oynadığımız toplumsal role &#8221; karşı içeriden bir mesafe koyarsak, kendimizi iki kere aldatmış oluruz. Nihai aldanma, toplumsal görünüşün aldatıcı olduğu düşüncesidir, çünkü toplumsal-simgesel gerçeklikte şeyler son tahlilde tam da <em>neymiş gibi yapıyorlarsa odurlar.&#8221; </em><strong>(8)</strong><em> d</em>er.Film, bunu doğrular, toplumsal maskemizden kurtulamayız, &#8220;Persona&#8221; bir maske değil, derimizdir; simgesel düzende bütümselliğimizin ön koşuludur.</p>
<p>Evin verandasında daha önce de gördüğümüz tahta yontunun, çatlamış yüzünü yeniden görürüz.  Bu yontunun ne anlam ifade ettiği sorulduğunda Bergman, &#8220;Yontu bir geminin burnuna konmuş bir yontu. Yaşadığı adada evinin dışında. Seviyorum onu. Benim için kişisel kimi şeyler anlatıyor.&#8221; der.</p>
<p class="content">Filmdeki bölünmeler &#8220;bu bir film&#8221; hatırlatmasını yaparken bir yandan da rüya olduğunu bildiğimiz bir rüyadan bir türlü çıkamama anını çağrıştırır.</p>
<p>Bergman bu filmin de de  duyguları açığa vurduklarına inandığı el ve yüz ayrıntıları üzerinde durur, her bir yüz kası oynaması anlamlıdır. Otobiyografisinde, filmlerinde her zaman annesinin yüzünü canlandırmaya çalıştığını ileri sürmüş olması da mânidâr.</p>
<p>Bergman sinemasının psikanalitik açılımını anlayabilmek için diğer filmlerde izlenmelidir, Zizek&#8217; in söylediği gibi &#8220;<em>serial </em>ele alınmayan hiçbirşey <em>serious</em> değildir&#8230;&#8221;</p>
<p class="content"> </p>
<p class="content"><strong>*</strong><strong>*</strong> Bu adı taşıyan en ünlü kişi, Agamemnonla Klytaimestra&#8217; nın kızı Elektra&#8217; dır. Homeros destanlarında adı geçmeyen Elektra, trajedyanın en ünlü, en çok sözü edilen kahramanıdır. Aiskhylos&#8217; un &#8220;Agamemnon&#8221; üçlüsünde, Sophokles&#8217; in &#8220;Elektra&#8221; Euripides&#8217; in hem &#8220;Elektra&#8221; hem de &#8220;Orestes&#8221; trajedyalarında rol alır. Antigone gibi insanlarüstü bazı yasaları korumayı, bazı ilkeler adına kendi kendine eyleme geçmeyi göze alan yiğit bir kızdır. Ne var ki, eli kana bulandığı, anasını öldürmek gibi korkunç ve doğa dışı bir suça karıştığı içindir ki Elektra, adının tersine karanlık ve karmaşık bir kişilikle canlanır gözümüzün önünde. Hamlet sorununu ilkçağ tragedyasında dile getiren kişidir. Öyküsü kısaca şöyledir: elektra agamemnon ile <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=klytaimestra">klytaimestra</a>&#8216;nin kizidir. Agamemnon Troya savasina ciktigi zaman, <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=elis">Elis</a>&#8216;te ruzgarlarin esmesini saglamak icin kizlarından birini kurban etmek zorunda kalir. bunu affedemeyen <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=klytaimestra">klytaimestra</a>, <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=atreus">atreus</a> ogullarinin bas dusmani <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=aigisthos">aigisthos</a>&#8216;la kocasi <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=agamemnon">agamemnon</a>&#8216;u aldatir. yillar gecip <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=agamemnon">agamemnon</a> donunce iki asik onu alcakca bicaklarlar. yine yillar gece. bu kez <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=elektra">elektra</a> delikanlilik cagina gelen kardesi <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=orestes">orestes</a>&#8216;i babalarinin ocunu almak uzere yetistirir. kardesinin once <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=aigisthos">aigisthos</a>&#8216;u, sonra da annesi <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=klytaimestra">klytaimestra</a>&#8216;yi oldurmesine yardim eder.Ana katili olduktan sonra Orestes&#8217; in peşine Erinys&#8217; ler takılır. Elektra&#8217;nın rolüyse burada biter. Herhangi bir pişmanlık duyduğu tragedyada söz konusu değildir. Elektra kan davasının en belirgin simgelerinden biridir. </p>
<p class="content"> </p>
<p class="content"> </p>
<p class="content"><em>Bibliyografya</em></p>
<ol>
<li class="content">Somay, Bülent, Pasaj, Sayı 4-5, Dosya -Psikanaliz ve Edebiyat Ağustos 2006-<a href="http://hiaxysheytan.com/tag/kasim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kasım">Kasım</a> 2007, sayfa 15,</li>
<li class="content">Charles Thomas Samuels, Antonioni Truffaut Fellini Bergman Sinemasını anlatıyor, Düzlem Yayınları, I. Basım Mart 1992, sayfa, 117,118,121</li>
<li class="content">Erhat, Azra, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, 14. Basım, Nisan 2006, sayfa 100</li>
<li class="content">Somay, Bülent , Bir Şeyler Eksik, Metis Yayınları, 1. Basım Mart 2007, sayfa 88/5.</li>
<li class="content">Jung, Carl Gustav &#8220;The Relations between the Ego and the Unconscious&#8221; (1928). In CW 7: Two Essays on Analytical Psychology. P.305</li>
<li class="content">Fordham, Frieda , Jung Psikolojisinin Ana Hatları, Say Yayınları, 6. Basım 2004, sayfa 62, 63, 64 </li>
<li class="content">Jung, Carl Gustav, &#8220;Archetypes of the Collective Unconscious&#8221; (1935). In CW Part I: The Archetypes and the Collective Unconscious.</li>
<li class="content">Zizek, Slavoj, Yamuk Bakmak, Popüler Kültürden Jacques Lacan&#8217; a Giriş; Metis Yayınları, 2. Basım Eylül 2005, sayfa 104,105</li>
</ol>
<p>Gül Büyükbay</p>
Bu gönderi için etiket bulunamadı.
	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li>Benzer konu bulunamadı</li>
	</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/558/persona-ingmar-bergman-1966/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nasıl bir sinema izleyicisisiniz?</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/506/nasil-bir-sinema-izleyicisisiniz/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/506/nasil-bir-sinema-izleyicisisiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2008 21:50:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinemasal]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=506</guid>
		<description><![CDATA[ 
Sinemayı sevmeyen birini bulmak zordur. Niye? Çünkü film izlemek kolaydır, genellikle iki saat içinde de neticeyi alırsınız. Artı, mutlaka ilginizi çekecek bir tür ve konu bulursunuz. Yanı sıra masrafsızdır: Televizyon sayesinde para harcamanız da gerekmez. Herkes film izler ama bazılarımız işi ilerletir: Kimimiz bir filmin görüntü yönetmenini, müzik direktörünü bile tanır, kimimiz üç kez izlediği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><em>Sinemayı sevmeyen birini bulmak zordur. Niye? Çünkü film izlemek kolaydır, genellikle iki saat içinde de neticeyi alırsınız. Artı, mutlaka ilginizi çekecek bir tür ve konu bulursunuz. Yanı sıra masrafsızdır: Televizyon sayesinde para harcamanız da gerekmez. Herkes film izler ama bazılarımız işi ilerletir: Kimimiz bir filmin görüntü yönetmenini, müzik direktörünü bile tanır, kimimiz üç kez izlediği filmin yönetmenini bile bilmez. Testi çözün, mertebenizi görün&#8230;</em></p>
<p><strong>1) Kolay bir soruyla başlayalım: Harry Potter salgınından kazandığı paralarla kıyamete kadar lüks içinde yaşayabilecek kadar zengin olan yazar kimdir?</strong><span id="more-506"></span></p>
<p>a) Roald Dahl<br />
b) J. K. Rowling<br />
c) Daniel Wallace<br />
d) J. R. R. Tolkien</p>
<p> </p>
<p><strong>2) Robert De Niro’nun Taksi Şoförü (Taxi Driver) filminde psikopata bağlayıp ayna karşısında tekrarladığı cümle hangisidir?</strong></p>
<p>a) Do you love me?<br />
b) Play it again Sam.<br />
c) Are you talking to me?!<br />
d) I’m a gang. Bang bang!</p>
<p> </p>
<p><strong>3) Başrollerini Fikret Kuşkan ve Zuhal Olcay’ın oynadığı ödüllü Ömer Kavur filmi Gizli Yüz hangi yazarın kitabından uyarlanmıştır?</strong></p>
<p>a) Yaşar Kemal<br />
b) Orhan Kemal<br />
c) Orhan Pamuk<br />
d) Yusuf Atılgan</p>
<p> </p>
<p><strong>4) Hangisi, ülkemizde Büyücü (The Magus) isimli kitabıyla tanınan John Fowles’ın eserinden beyazperdeye uyarlanmıştır?</strong></p>
<p>a) Sokak Kızı Irma ( Irma La Dolce )<br />
b) Fransız Teğmenin Kadını (The French Lieutenant’s Woman)<br />
c) Fırıncının Kızı (The Daughter of Baker)<br />
d) Kamelyalı Kadın ( La Dame aux Caméias )</p>
<p> </p>
<p><strong>5) Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Altın Ayı ödülü kazanan ilk Türk filmi hangisidir?</strong></p>
<p>a) Keloğlan Kara Prens’e Karşı<br />
b) Duvara Karşı<br />
c) Bayıra Karşı<br />
d) Susuz Yaz</p>
<p> </p>
<p><strong>6) Hem popüler hem de eleştirel olabilmeyi şaşılası ölçüde eğlenceli biçimde kıvırabilmiş Kibar Feyzo’nun yönetmeni kimdir?</strong></p>
<p>a) Ertem Eğilmez<br />
b) Atıf Yılmaz<br />
c) Kartal Tibet<br />
d) Natuk Baytan</p>
<p> </p>
<p><strong>7) Altı filmden oluşan Star Wars serisinde Padmé Amidala rolünü oynayan kadın oyuncu kimdir? Soru kolay ama yine de güç sizinle olsun!</strong></p>
<p>a) Kirsten Dunst<br />
b) Sigourney Weaver<br />
c) Jane Fonda<br />
d) Natalie Portman</p>
<p> </p>
<p><strong>8 ) Cengiz Aytmatov’un ‘Kırmızı Eşarp’ isimli hikâyesinden uyarlanan Selvi Boylum Al Yazmalım filminin senaristi kimdir?</strong><br />
 <br />
a) Ali Özgentürk<br />
b) Atıf Yılmaz<br />
c) Arif Keskiner<br />
d) Safa Önal</p>
<p> </p>
<p><strong>9) Hangisi yönetmen Yavuz Turgul ve oyuncu Şener Şen’in bir araya geldiği filmlerden biri değildir?</strong></p>
<p>a) Muhsin Bey<br />
b) Züğürt Ağa<br />
c) Eşkıya<br />
d) Gölge Oyunu</p>
<p> </p>
<p><strong>10 ) Kazablanka filminde (Casablanca) Ingrid Bergman ile başrolü paylaşan baygın bakışlı yakışıklı aktör kimdir? Humphrey Bogart. Bunu herkes bilir. Şunu bilin de görelim: Captain Renault rolünde kim oynamıştı?</strong></p>
<p>a) Jean-Paul Belmondo<br />
b) Claude Rains<br />
c) Glenn Ford<br />
d) Raymond Massey</p>
<p> </p>
<p><span><strong>a’lar çoksa: Sinefil</strong></span><br />
Konu <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/sinema/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sinema">sinema</a> olunca tutkulu ve detaycısınız. Vizyonda hangi filmler var, kim hangi rolde oynuyor, hangi filmin senaryosunu kim yazmış, müziğini kim yapmış&#8230; Eskisi yenisiyle hepsini ezberlemişsiniz. Elbette kâğıda yazıp uyumadan önce tekrar ettiğiniz için değil; sinemayı sevdiğiniz, ona tutkun olduğunuz için. <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/sinema/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sinema">Sinema</a> dergilerini ve blogları da takip ediyorsunuz, film koleksiyonu yapıyorsunuz. Sizi sık sık “DVD’cilerde” yakalamak mümkün. Testimizi bitirdikten sonra hemen kendinize bir blog açıp <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/sinema/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sinema">sinema</a> yazısı yazmaya başlayın&#8230; Kolay gelsin.</p>
<p><strong><span>b’ler çoksa: Sinemasever</span><br />
</strong>Keyfine düşkün ve hazırcısınız. Sinemayı seviyorsunuz ama hepsi o kadar. Vizyona giren filmler, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/sinema/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sinema">sinema</a> dünyasında olup bitenler hakkında iyi kötü bir fikriniz, size yetecek kadar malumatınız var. Sıkı bir takipçi değilsiniz: Genellikle oyuncu ve yönetmen isimlerine aşinasınız. Sadece gördüğünüzü ve duyduğunuzu hatırlıyor, İnternet’ti dergiydi pek uğraşmayıp işin detaylarını uzmanlara bırakıyorsunuz. Evde birikmiş bir takım filmler var ama onlara koleksiyon demek doğru olmaz. Sizin tutkunuz eksik galiba. İyi seyirler.</p>
<p><span><strong>c’ler çoksa: Fuayesever</strong></span><br />
Sizin sinemayla ilginiz aslında sinemadan başka şeylerin ilgisi. Sadece film izlemekten alacağınız keyfin ötesinde, sinemayla başka bir sebeple, muhtemelen sevgili, arkadaş, eş durumundan ilgileniyorsunuz. <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/sinema/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sinema">Sinema</a> sizin için haftasonu etkinliği. Size sosyal seyirci de diyebiliriz. Sinemayı sevmediğiniz söylenemez ama güzel bir bahane olduktan sonra siz her şeyle ilgilenebilirsiniz. Film izlemek için genellikle <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/sinema/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sinema">sinema</a> salonlarına gidiyorsunuz. Bunda ne sakınca var? Hiçbir sakınca yok. İyi eğlenceler.</p>
<p><span><strong>d’ler çoksa: Tesadüfsever</strong></span><br />
 Dürüst olalım: İyi bir <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/sinema/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sinema">sinema</a> izleyicisi değilsiniz. Aslında film izliyorsunuz ama film izlemek için genellikle televizyonu kullanıyor ve izleyeceğiniz filmi seçmek yerine önünüze gelen herhangi bir filmi izliyorsunuz. Yönetmendi, oyuncuydu, senaryoydu, türdü; bunlarla pek aranız yok. Nadiren sinemaya gittiğinizde de sigara ve tuvalet için antraktın başlamasını bekliyorsunuz. Oysa biraz seçici olsanız film izlemekten aldığınız keyif misliyle artacak. Biraz gayret&#8230;</p>
<p> <br />
<a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=EklerDetay&amp;ArticleID=901711&amp;Date=06.10.2008&amp;CategoryID=40">http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=EklerDetay&amp;ArticleID=901711&amp;Date=06.10.2008&amp;CategoryID=40</a></p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/sinema/" title="sinema" rel="tag">sinema</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/629/filmekimi-basliyor/" title="Filmekimi başlıyor! (09 Ekim 2008)">Filmekimi başlıyor!</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/506/nasil-bir-sinema-izleyicisisiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gülün Adı (Der name der rose)</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/462/gulun-adi-der-name-der-rose/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/462/gulun-adi-der-name-der-rose/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2008 10:54:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinemasal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=462</guid>
		<description><![CDATA[
Yönetmen : Jean Jacques Annaud
Senaryo : Andrew Birkin , Gerard Brach , Alain Godard ,
Howard Franklin , Umberto Eco (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : Tonino Delli Colli
Müzik : James Horner
Yapım : 1986, Fransa / İtalya / Batı Almanya , 130 dk.
Tür : Macera / Gerilim
Oyuncular
Sean Connery &#8230; William of Baskerville
Christian Slater &#8230; Adso of Melk
Helmut Qualtinger &#8230; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img src="http://www.lovefilm.com/lovefilm/images/products/4/25594-large.jpg" border="0" alt="" /><br />
<strong>Yönetmen :</strong> Jean Jacques Annaud<br />
<strong>Senaryo :</strong> Andrew Birkin , Gerard Brach , Alain Godard ,<br />
Howard Franklin , Umberto Eco (Kitap)<br />
<strong>Görüntü Yönetmeni :</strong> Tonino Delli Colli<br />
<strong>Müzik :</strong> James Horner<br />
<strong>Yapım :</strong> 1986, Fransa / İtalya / Batı Almanya , 130 dk.<br />
<strong>Tür :</strong> Macera / Gerilim</div>
<div><span style="text-decoration: underline;"><strong>Oyuncular</strong></span><br />
Sean Connery &#8230; William of Baskerville<br />
Christian Slater &#8230; Adso of Melk<br />
Helmut Qualtinger &#8230; Remigio da Varagine<br />
Elya Baskin &#8230; Severinus<br />
Michael Lonsdale &#8230; The Abbot<br />
Volker Prechtel &#8230; Malachia<br />
Feodor Chaliapin Jr. &#8230; Jorge de Burgos<br />
William Hickey &#8230; Ubertino da Casale<br />
Michael Habeck &#8230; Berenger<br />
Urs Althaus &#8230; Venantius<br />
Valentina Vargas &#8230; The Girl<br />
Ron Perlman &#8230; Salvatore<br />
Leopoldo Trieste &#8230; Michele da Cesena<br />
Franco Valobra &#8230; Jerome of Kaffa<br />
Vernon Dobtcheff &#8230; Hugh of Newcastle</div>
<p><span style="color: #455867;"><span style="font-family: Trebuchet MS;">Umberto Eco’nun aynı isimli kitabının filme uyarlaması.</span></span><br />
<span style="color: #455867;"><span style="font-family: Trebuchet MS;">İsa’nın giydiği giysiler kendisine mi aitti?</span></span><br />
<span style="color: #455867;"><span style="font-family: Trebuchet MS;">Fransisken tarikatına göre, yoksul bir yaşam süren İsa gibi maddi değerler kilise için de önemli olmamalıdır. Halkı ağır vergiler ile sömüren Papa ise buna karşı çıkar; Hayır! Kilise tanrının heybetini yansıtmalı, ihtişamlı ve güçlü olmalıdır. </span></span><br />
<span style="color: #455867;"><span style="font-family: Trebuchet MS;">İki taraf da savlarını tartışmak ve bu uyuşmazlığa bir son vermek için bir manastırda karşı karşıya gelir. Bu sırada manastırda sıra dışı olaylar meydana gelir. </span></span><br />
<span style="color: #455867;"><span style="font-family: Trebuchet MS;">Film Ortaçağ İtalya’sında kilisenin zenginlik ve sömürü üzerine kurulu yapısını etik ve inanç karşılaştırması ile eleştirirken engizisyonun halk üzerindeki etkilerini gözler önüne seriyor.</span></span></p>
Bu gönderi için etiket bulunamadı.
	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li>Benzer konu bulunamadı</li>
	</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/462/gulun-adi-der-name-der-rose/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>12 Eylül 1980 unutulmadı</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/426/12-eylul-1980-unutulmadi/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/426/12-eylul-1980-unutulmadi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2008 08:56:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinemasal]]></category>
		<category><![CDATA[12 eylül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=426</guid>
		<description><![CDATA[Günümüz Türkiye’sinde olan bitenlerin perde arkasına ışık tutan ‘12 Eylül’ filmi ‘Münferit’ yeniden gösterimde.
MÜNFERİT
Yönetmen : Dersu Yavuz Altun
Senaryo : Dersu Yavuz Altun
Oyuncular : İdil Fırat, Ali Erkazan, Mahir İpek, Serhat Nalbantoğlu, Okay Şenol, Ahmet Taşdemir, Veysel Diker, Muhamed Uzuner, Ercan Demirel, Suat Ülhan, Öze Solak, Tuncay Koçal
Görüntü Yönetmeni : İlker Berke
Müzik : Tolga Burkay
FİLMİN KONUSU
&#8220;Şirin&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz Türkiye’sinde olan bitenlerin perde arkasına ışık tutan ‘<a href="http://hiaxysheytan.com/tag/12-eylul/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with 12 eylül">12 Eylül</a>’ filmi ‘Münferit’ yeniden gösterimde.</p>
<p>MÜNFERİT</p>
<p>Yönetmen : Dersu Yavuz Altun</p>
<p>Senaryo : Dersu Yavuz Altun</p>
<p>Oyuncular : İdil Fırat, Ali Erkazan, Mahir İpek, Serhat Nalbantoğlu, Okay Şenol, Ahmet Taşdemir, Veysel Diker, Muhamed Uzuner, Ercan Demirel, Suat Ülhan, Öze Solak, Tuncay Koçal</p>
<p>Görüntü Yönetmeni : İlker Berke</p>
<p>Müzik : Tolga Burkay</p>
<p>FİLMİN KONUSU</p>
<p>&#8220;Şirin&#8221; bir sahil kasabası…<br />
Su altından çıkarılan şişmiş iki erkek cesedi…<br />
Yolda kanlar içinde yatan iki çocuk…<br />
Gizlice fotoğraflanan cinayetler…<br />
Kaybolan kanlı, yarım bir çocuk parmağı..<br />
Tecavüz edilen onlarca kadın..<br />
Herkesi dinleyen, kaydeden ve &#8220;derin yetkililere&#8221; ulaştıran bir telekulak …<br />
Ve asla ortaya çıkmaması gereken sırlar…</p>
<p>YAPIM HAKKINDA</p>
<p>“Münferit” sözcüğünün yetkililer tarafından en çok kullanıldığı 1980 yılındayız. <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/12-eylul/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with 12 eylül">12 Eylül</a> günleri ve yaşananları unutturmak için çok şey yapıldı sonrasında. Başına gelenlerin tarihsel nedenleri konusunda kafa yormayan ve yalnızca “anı tüketmek” için soluk alıp veren insanlardan oluşan bir toplumu yaratmak amaçlanmıştı darbeyle…</p>
<p>Bu zihniyetin yaratığı karanlığı ve çürüyen ilişkileri anlatmaya çalışan “Münferit” filmi; Unutmamak, hatırlamak, en önemlisi bu günü, “Ergenekon”u anlamak isteyenler için “ <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/12-eylul/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with 12 eylül">12 Eylül</a>” de yeniden vizyona giriyor…</p>
<p>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&#038;ArticleID=898191&#038;Date=23.09.2008&#038;CategoryID=120</p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/12-eylul/" title="12 eylül" rel="tag">12 eylül</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/258/darbe-sonrasi-genc-olmak-ve-14-nisan-yuruyusu/" title="Darbe Sonrası Genç Olmak ve 14 Nisan Yürüyüşü (13 Eylül 2008)">Darbe Sonrası Genç Olmak ve 14 Nisan Yürüyüşü</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/1122/bugun-12-eylul-1980/" title="Bugün 12 Eylül 1980&#8230; (12 Eylül 2009)">Bugün 12 Eylül 1980&#8230;</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/309/12-eylulle-hesaplasma-12-eylulle-sinirli-kalmaz/" title="12 Eylül&#8217;le Hesaplaşma 12 Eylül&#8217;le Sınırlı Kalmaz (16 Eylül 2008)">12 Eylül&#8217;le Hesaplaşma 12 Eylül&#8217;le Sınırlı Kalmaz</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/426/12-eylul-1980-unutulmadi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Para basan barış sembolü</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/358/para-basan-baris-sembolu/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/358/para-basan-baris-sembolu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2008 08:51:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinemasal]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=358</guid>
		<description><![CDATA[Barış sembolünün yaratıcısı Gerald Holtom’un mezarında kemikleri sızlıyordur herhalde. ‘Başka bir dünya olasılığını sorgulayanlar’ın işareti, artık pahalı tasarım çantalardan pırlantaya bulanmış kolyelere her yerde. Holtom’un dünya barışı için yarattığı sembolün hikâyesiyse yürek sızlatacak cinsten&#8230;
Barış sembolü olarak da bilinen CND (Campaign Against Nuclear Disarmament/Nükleer Silahsızlanma Kampanyası) sembolünün yaratıcısı İngiliz sanatçı Gerald Holtom, 1958’de yarattığı bu sembolün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Barış sembolünün yaratıcısı Gerald Holtom’un mezarında kemikleri sızlıyordur herhalde. ‘Başka bir dünya olasılığını sorgulayanlar’ın işareti, artık pahalı tasarım çantalardan pırlantaya bulanmış kolyelere her yerde. Holtom’un dünya barışı için yarattığı sembolün hikâyesiyse yürek sızlatacak cinsten&#8230;</p>
<p>Barış sembolü olarak da bilinen CND (Campaign Against Nuclear Disarmament/Nükleer Silahsızlanma Kampanyası) sembolünün yaratıcısı İngiliz sanatçı Gerald Holtom, 1958’de yarattığı bu sembolün çıkışını şöyle anlatır: “Kendi kendime bir şeyler çizmeye başladım. Çaresizlik içinde elleri iki yana açık bir adam çizdim önce, Francisco Goya’nın ‘Askerlerin Ateş Ettiği Köylü’ portresindeki adam figüründen yola çıkmıştım. Aslında çarmıha gerilmiş İsa şeklinde bir adam figürü çizecekken, bayrak sallama dilinden harfler kullanmayı düşündüm. Nükleer (Nuclear) kelimesinin baş harfi N, bayrakları iki yanda açmış bir figürü, silahsızlanmanın (Disarmament) ilk harfi olan D ise bir bayrağı aşağıya, diğerini yukarı kaldırmış duran bir figürü resmediyordu. Bunları yeryüzünü simgeleyen daire içine aldım ve oluşan sembole ‘Bombayı yasaklayın’ adını verdim.”<br />
CND, Holtom’un yarattığı sembolü çok beğenmiş ve hemen logosu yapmaya karar vermiş. </p>
<p>Sembol, CND’nin logosu olmakla beraber, o günden bu yana dünyadaki tüm savaş karşıtlarının sembolü olmuş.<br />
Holtom, 1985’te hayatını kaybetti. Yani sembolün evrimini göremeden aramızdan ayrıldı. Bugün yaşıyor olsaydı, barış sembolü olarak çizdiği bu işareti Vogue ya da Tatler gibi ünlü magazin dergilerinde görünce deliye dönerdi herhalde. Ya da Tiffany’nin bir reklamında, Lily Cole’un boynunda parlayan pırlantalardan mamul versiyonunu görünce küplere binerdi. Doğumundan yarım asır sonra, kendine has duruşu olan bu işaret, olur olmaz her yerde karşımıza çıkar oldu. Onu 50. yaşını kutlarken pırlantalar içinde mi görecektik? Üzeri 4.8 karatlık taşlarla kaplanınca, zamanında yaratıcısının bile almadığı bir parayı hak eder oldu. Barışın sembolü parayla, lüksle, stille anılıyor şimdi.</p>
<p>Bir pazarlama stratejisi<br />
Sembolün çıktığı günlere dönelim. 50 yıl önce, soğuk ve yağışlı bir cuma günü, 500 kadar İngiliz nükleer karşıtı eylemci, Trafalgar Meydanı’nda, dört gün sürecek yürüyüşlerine çıkmaya hazırlanıyordu. İngiltere’de Paskalya Bayramı kutlanıyordu ve tarih 4 Nisan’dı. Aynı gün binlerce kişi Trafalgar Meydanı’nda yürüyüşçüleri uğurlamak için buluşmuştu. Slogan ‘Bombayı yasaklayın’dı. Hedefse İngiltere’nin Aldermaston’daki silah fabrikası. Eylemciler fabrikanın kapatılmasını talep ediyordu. Aynı gün yürüyüşçüler arasında bulunan Nükleer Silahsızlanma Kampanyası CND’nin aktivisti olan Holtom, gösteri için kendilerini daha iyi ifade edebilecekleri bir sembol yaratmaya karar vermişti. İkinci Dünya Savaşı yıllarında bir vicdani retçi olan Holtom, 50 yıl önce yarattığı bu sembolle geleceğe ve akımlara damgasını vuracağını bilmiyordu o zamanlar; tabii dünyanın ve sembolün başına neler geleceğini de. Onun yarattığı bu simgenin gücünden kuşkusu ve simgenin zamanla edeceği maddi değerle ilgili fikri yoktu. Ama günümüzün moda patronları, stil ikonları, bu sembolü paraya ya da tarza dönüştürmeyi bildi. Fendi çantalarda, sınırlı sayıda üretilen Wolkswagen otomobillerde ve Madonna’nın favorisi Ed Hardy tişörtlerinde görür olduk onu. New York’un şık butiklerinde paraya para kattı 50 yaşındaki sembol.<br />
New York’taki bu şık bir butiklerden biri olan Barneys’ markasının sahibi İngiliz Simon Doonan, sembolün evrim sürecini iyi hatırlayanlardan. Anne ve babası da tıpkı Holtom gibi, savaş karşıtı gösterilere katılan aktivistlermiş. Doonan’a göre barış işareti, amacının dışında kullanılsa bile insanlara pozitif duygular verdiği için değerli. “İnsanlar bu sembolün nasıl ortaya çıktığını, Nükleer Silahsızlanma Kampanyası’nın tarihini bilmeli ama istedikleri gibi de kullanabilmeli. Bu sembol gülümseyen yüz gibi, iyi duygular uyandırıyor, barış mesajı veriyor” diyor.<br />
Modacılar yeni kreasyonlarını yaratırken eskilerden medet umdukça, aslında sadece barış sembolü değil; 50, 60 ve 70’lerin ayırt edici tüm sembolleri para edecek birer objeye dönüşüyor. O zamanların ideolojik nesneleri, bugünün kapitalist sisteminde para kazandıran nostaljik objelere evriliyor. Hippi tarzı bunun en bilinen örneği. Doonan, Barneys’de hippi esintisinden çokça yararlandıklarını söylüyor: “Bu bir pazarlama stratejisi. Zamanında bunları tasarlayan insanların aklında bu yoktu ama şimdiki hallerini görselerdi çok da üzülmezlerdi bence.”</p>
<p>Yoldaki Woodstock anması<br />
Barış sembolü 1960’larda Amerika ve Avrupa’yı kasıp kavuran hippi hareketinin de işareti haline geldi. Hippiler sembolü Germen alfabesinde ölümü ifade eden harfle paralellikler kurarak, bir tavuğun ayak izine benzetti. Zaten işaretin anlamı birçok kere saptırılmış. Barış ve savaş karşıtı eğilimi göstermeyenler bile onu bir şekilde kullanmış. 1970’te muhafazakâr Amerika’daki ‘John Birch Cemaati’ onu satanik bir sembol olan kırık bir haça benzeterek küçük broşürler yayımlayıp anti propagandasını yapmış.<br />
Gucci’nin kreatif direktörü Frida Giannini de kreasyonlarında bu sembolü kullanmayı seviyor. Geçen sezon, 70’lerin rocker kadını imajını yeniden tazelemeye niyetli Giannini, dar kadife pantolonlar, geniş kemerler, püsküllü botlar eşliğinde barış sembolünü de çokça kullandığı bir kreasyonla gümbürdemişti. Tılsım bilezik ve kolyeler, hippi çantalar da ‘Hippy Deluxe’ adını verdiği kreasyonun parçalarıydı.<br />
O zamanlardan ilham alan tek kişi Giannini değil. Michael Kors patchwork işleri ve elde boyanmış kaftanlarıyla ilhamını aktivistlerden alanlardan. Dolce&#038;Gabbana da kabarık uzun yeleklerle destek verdi akıma. Orijinal işler, ‘kendin yap’ felsefesiyle oluşturulur ve bir inanışı temsil ederdi. Şimdikilerse moda endüstrisinin kopya çekerek yaptığı zorlama işler gibi duruyor. Hem gelecek yıl Woodstock’ın 50. yılı, yani önümüzdeki sezonun moda akımlarını kestirmek için kâhin olmaya gerek yok.</p>
<p>The Guardian’dan çeviren: Elif Türkölmez</p>
<p>Google’da savaş ve barış<br />
Holtom’la öldüğü yıl olan 1985’e kadar yazışmış olan Amerikalı barış aktivisti Ken Kolsbun, Holtom’un tasarımın şeklinden dolayı sonradan pişmanlık duyduğunu söylüyor. Kolsbun, “O, barışın coşkuyla kutlanması gereken bir şey olduğuna inanıyordu. Oysa yaptığı tasarımın, ümitsizliği çağrıştırdığını söylüyordu. Bu nedenle bana, aşağı doğru olan amblemin ters yüz edilmesi gerektiğini söyledi” diyor. Kolsbun, sembolün 50. yaşını doldurması nedeniyle geçtiğimiz günlerde bir biyografi kitabı yayımladı. Kitabın adı ‘Barış: Bir Sembolün Biyografisi’.<br />
Holtom her ne kadar karamsar bir tablo çizdiğini düşünse de geleceğin barış getireceğine dair umut taşıyordu. Bu işaret, Sovyet döneminde Prag ve Berlin gibi kentlerde direnişin simgesi de oldu; medeni haklar, kadın hakları, eşcinsel hakları, ırk ayrımcılığı gibi konularda sesini çıkaranlar tarafından da kullanıldı. Ne kadar çok kişi tarafından kullanılıyor olursa olsun, Afganistan’da, Irak’ta, Filistin’de, Afrika ülkelerinde savaşlar bitmedi. Google’da savaşın İngilizce karşılığı olan ‘war’ kelimesiyle arama yaparsanız yaklaşık 688 milyon sonuç buluyorsunuz; barışın karşılığı olan ‘peace’ kelimesiyle arama yapıldığındaysa 288 milyon sonuç çıkıyor. Bu, insanlık kültüründe savaşın yerinin barışın iki katından fazla yer tuttuğunu gösteriyor aslında. <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/sinema/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sinema">Sinema</a>, bilgisayar oyunu, kitap gibi endüstriler de ‘savaş’ın çok ekmeğini yedi, kaymağı silah endüstrisine bırakarak tabii. Mesela Amerika tüm harcamalarının yüzde 46’sını silahlara ayırıyor. Sadece son beş yılda Irak savaşı için harcadığı rakam 3 trilyon dolar.</p>
<p>Radikal</p>
Bu gönderi için etiket bulunamadı.
	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li>Benzer konu bulunamadı</li>
	</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/358/para-basan-baris-sembolu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Noviembre &#8211; Kasım</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/250/noviembre-kasim/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/250/noviembre-kasim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2008 06:53:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinemasal]]></category>
		<category><![CDATA[Kasım]]></category>
		<category><![CDATA[Noviembre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=250</guid>
		<description><![CDATA[

Yönetmen: Achero Mañas
Senaryo: Chero Mañas, Federico Mañas
Görüntü yönetmeni: Juan Carlos Gómez
Müzik: Eduardo Arbide
Tür: Kara Komedi, Dram
Yapım: İspanya 2003 104 dakika (Renkli)
Dil: İspanyolca
Oyuncular
Óscar Jaenada … Alfredo
Ingrid Rubio … Lucía
Javier Ríos … Juan
Juan Díaz … Daniel
Adriana Domínguez … Alicia
Jordi Padrosa … Imanol
Núria Gago … Helena
Juanma Rodríguez … Pedro
Héctor Alterio … Yuta
Paloma Lorena … Lucía
Angel Facio … Juan
Juan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><img src="http://img99.imageshack.us/img99/8484/clipboard01fg2.jpg" border="0" alt="" width="300" height="359" /></p>
<div style="text-align: center;"><strong>Yönetmen:</strong> Achero Mañas<br />
<strong>Senaryo:</strong> Chero Mañas, Federico Mañas<br />
<strong>Görüntü yönetmeni:</strong> Juan Carlos Gómez<br />
<strong>Müzik:</strong> Eduardo Arbide<br />
<strong>Tür:</strong> Kara Komedi, Dram<br />
<strong>Yapım:</strong> İspanya 2003 104 dakika (Renkli)<br />
<strong>Dil:</strong> İspanyolca</p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Oyuncular</strong></span><br />
Óscar Jaenada … Alfredo<br />
Ingrid Rubio … Lucía<br />
Javier Ríos … Juan<br />
Juan Díaz … Daniel<br />
Adriana Domínguez … Alicia<br />
Jordi Padrosa … Imanol<br />
Núria Gago … Helena<br />
Juanma Rodríguez … Pedro<br />
Héctor Alterio … Yuta<br />
Paloma Lorena … Lucía<br />
Angel Facio … Juan<br />
Juan Margallo … Daniel<br />
Amparo Valle … Alicia<br />
Fernando Conde … Imanol<br />
Amparo Baró … Helena</p>
<p>Dünyayı değiştirmeyi denemek için yola çıkan bir gurup gencin bu amaçlarını gerçekleştirmek yolunda seçtikleri silahları olan sanatın &#8211; ki sanatın gücü bu yolda onlar için sadece bir basamaktır- günümüzdeki tekdüzeliğine ve kalıplarına sıkıştırılmasına getirilen bir eleştiri sunuyor <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/noviembre/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Noviembre">Noviembre</a>.<br />
Oyunculuk ideallerini gerçekleştirmek için Madrid’e gelen Alfredo, büyük şevk ile başladığı konservatuarı, basmakalıp yöntemlere dayalı eğitimi ve sanat üzerindeki sınırlayıcı yapısı yüzünden yarıda bırakarak arkadaşları ile sokaklardaki özgürlüğü tercih eder. Sıra dışı oyunlarını kalabalık metro ve caddelerde sergileyerek seyirciyle iç içe olmayı ve sınırsız kitlelere ulaşmayı amaçlarlar. Ne var ki mevcut toplum düzeni de yarıda bıraktıkları konservatuar ve tiyatro sahneleri gibi basmakalıp ve kısıtlayıcı yasalarla ve tepkisiz insanlarla kuşatılmıştır. Günümüzde tiyatro ve sanat, leş kokan kurul odaları, sanatçı ise maaşlı çalışan devlet memurudur. Rahata düşkünlük, bürokrasi, ticarete karşı sanat, insanlara yaşadıklarını hissettirebilir, insanın ruhuna erişerek topluma şuur getirir. O, her türlü ırk, din, dil ve cinsiyetten bağımsız bir silahtır.<br />
Ekibin çingene, dilenci, sakat, ama rolleri oynarken kendilerine yardım etmek, sadaka vermek isteyen insanlara tepkilerini tebessümle izlerken sarsıcı bir final ile karşılaşacaksınız:<br />
“Dünyayı değiştirmek istemiştik, başaramadık. Şimdi ise dünyanın beni değiştirme engellemek için direniyorum.”</p>
</div>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #30383e;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><br />
</span></span></p>
<div style="text-align: center;">
<table id="ncode_imageresizer_warning_1" class="ncode_imageresizer_warning" border="0" width="300">
<tbody>
<tr>
<td class="td1" width="20"></td>
<td class="td2"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://img228.imageshack.us/img228/5885/12961482mn7.jpg" border="0" alt="" width="300" height="129" /></p>
</div>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/kasim/" title="Kasım" rel="tag">Kasım</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/noviembre/" title="Noviembre" rel="tag">Noviembre</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li>Benzer konu bulunamadı</li>
	</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/250/noviembre-kasim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

