<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HiAxySheytan &#187; Güncel Mevzular</title>
	<atom:link href="http://hiaxysheytan.com/category/guncel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hiaxysheytan.com</link>
	<description>Her boka maydanoz blog sitesi!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Aug 2010 11:52:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Darwin&#8217;e ABD&#8217;den de ambargo!</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/1127/darwine-abdden-de-ambargo/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/1127/darwine-abdden-de-ambargo/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2009 08:09:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[charles darwin]]></category>
		<category><![CDATA[darwin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=1127</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz aylarda Türkiye gündemine oturan Charles Darwin&#8217;in evrim teorisine bu kez de ABD&#8217;de kapılar kapandı.
Kanada’daki Toronto Film Festivali’nin açılışında gösterilen, yapımcılığını Oscar ödüllü Jeremy Thomas’ın yaptığı Darwin’in hayatını konu alan İngiliz filmi ‘Creation’ı (Yaradılış) ABD’de gösterime sokacak dağıtımcı bulunamadı. Thomas, ABD’li dağıtımcıların filmi ‘dindar Amerikan izleyici için fazla tartışmalı’ bulduğunu ve reddettiğini açıkladı.
Hıristiyan bakış açısının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geçtiğimiz aylarda Türkiye gündemine oturan <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/charles-darwin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with charles darwin">Charles Darwin</a>&#8217;in evrim teorisine bu kez de ABD&#8217;de kapılar kapandı.</strong></p>
<p>Kanada’daki Toronto Film Festivali’nin açılışında gösterilen, yapımcılığını Oscar ödüllü Jeremy Thomas’ın yaptığı <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/darwin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with darwin">Darwin</a>’in hayatını konu alan İngiliz filmi ‘Creation’ı (Yaradılış) ABD’de gösterime sokacak dağıtımcı bulunamadı. Thomas, ABD’li dağıtımcıların filmi ‘dindar Amerikan izleyici için fazla tartışmalı’ bulduğunu ve reddettiğini açıkladı.<br />
Hıristiyan bakış açısının hâkim olduğu Amerika’da etkili movieguide.org adlı internet sitesinde, ‘öjenik’in (Fizik ve moral bakımlardan ileri nesiller yetiştirme bilimi) babası olarak adlandırılan <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/darwin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with darwin">Darwin</a>’in ‘Irkçı, geri kafalı ve kitle katliamını meşru kılan 1800’lerin natüralistlerinden’ olduğu, ‘çiğ teorisi’nin doğrudan Hitler’i etkilediği ve ‘barbarlığın’ sorumlusu haline geldiği yazıyor.<br />
Yapımcı Jeremy Thomas ise bu gelişmeler karşısında şaşkınlığını gizleyemiyor. ‘Türlerin Kökeni’nin yayımlanmasından 150 yıl sonra bunların konuşulmasına çok şaşırdığını söyleyen Jeremy Thomas, “İşte karşı olduğumuz şey tam da bu. 2009’da. Bu inanılmaz” diyor.<span id="more-1127"></span><br />
Başrolleri Paul Bettany ile Jennifer Connelly’nin paylaştığı, Jon Amie’nin yönettiği film, bilimin doğa algısını tersyüz eden <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/darwin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with darwin">Darwin</a>’in 1859’da yayımlanan ‘Türlerin Kökeni Üzerine’ kitabını hazırlama sürecinde ‘Tanrı mı, evrim mi?’ sorusu içinde yaşadığı gelgitleri ve 10 yaşındaki kızını kaybetmesinin öyküsünü konu ediyor.</p>
<p>Radikal</p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/charles-darwin/" title="charles darwin" rel="tag">charles darwin</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/darwin/" title="darwin" rel="tag">darwin</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/303/ingiliz-kilisesi-darwin%e2%80%99den-ozur-dileyecek/" title="İngiliz kilisesi Darwin’den özür dileyecek (16 Eylül 2008)">İngiliz kilisesi Darwin’den özür dileyecek</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/2128/darwin-irkci-ve-turk-dusmani-miydi/" title="Darwin, ırkçı ve Türk düşmanı mıydı? (29 Ekim 2009)">Darwin, ırkçı ve Türk düşmanı mıydı?</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/1127/darwine-abdden-de-ambargo/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiyede çocuk olmak =işkence-zulüm-hapis-adaletsizlik-vicdansızlık</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/1058/turkiyede-cocuk-olmak-iskence-zulum-hapis-adaletsizlik-vicdansizlik/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/1058/turkiyede-cocuk-olmak-iskence-zulum-hapis-adaletsizlik-vicdansizlik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2009 20:04:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[Lorem Ipsum]]></category>
		<category><![CDATA[Ece Temelkuran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=1058</guid>
		<description><![CDATA[Davalarla ilgili gizlilik kararı alındığı için duruşmada olup bitenleri yazamayacağım. Ama, eylemlerde taş attıkları için 1 yıl 3 aydır Güneydoğu illerinde cezaevlerinde kalan çocukların yüzlerini size anlatmak zorundayım. 
Sıra sıra giriyorlar duruşma salonuna. Hepsi esmer, hepsi buranın çocukları. Cizre’de arkadaşları Yahya Menekşe panzer altında ezilerek 15 yaşında öldürüldüğünde kitlesel cenazeye katıldılar. Bu yüzden buradalar. İçeri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Davalarla ilgili gizlilik kararı alındığı için duruşmada olup bitenleri yazamayacağım. Ama, eylemlerde taş attıkları için 1 yıl 3 aydır Güneydoğu illerinde cezaevlerinde kalan çocukların yüzlerini size anlatmak zorundayım. </p>
<p>Sıra sıra giriyorlar duruşma salonuna. Hepsi esmer, hepsi buranın çocukları. Cizre’de arkadaşları Yahya Menekşe panzer altında ezilerek 15 yaşında öldürüldüğünde kitlesel cenazeye katıldılar. Bu yüzden buradalar. İçeri girer girmez, saçlarını düzeltiyor hepsi. Tutuklu gibi değil, bayram çocuğu gibi arıyor annelerini gözleri. Tam o sırada çocuklar. </p>
<p>Sırtlarını analarına, yüzlerini hâkime dönüyorlar, o anda işte aniden kocaman adam oluyor yüzleri.<br />
Hâkim konuşmaya başlayınca gerilip, yeniden çocuk olup, açık kalıyor ağızları. Adları söylenirken birinin yumruk gibi kalıyor boğazında gırtlağı. Ötekini görüyorum, boynunda bir damar atıyor sek sek. Ortadoğu’nun çocukları bunlar, korktuklarını belli etmiyor hiçbiri. Sonra zabıt tutulurken yeniden kaşları çatık erkek olmaya çalışıyor alınları. <span id="more-1058"></span></p>
<p>Ama tahliye lafı geçince, aniden&#8230; Çok sevinmemeye çalışırken bir çocukla bir erkek arasına sıkışıp kalıyor yanakları. Birbirlerine baksalar gülecekler sevinçten, ama şimdi onlar birer yeni ‘siyasi abi’ olarak biraz ağırdan almak mecburiyetindeler.<br />
Birinci duruşma, ikinci duruşma ve üçüncüsüne sıra geldiğinde, iki oğlan çocuğunun arkasında bir de pembe yanaklı bir kız çıkıyor ortaya. Kızlarla oğlanları ayırıyorlar, aralarına bir de jandarma.<br />
Kız çocuğuyla göz göze geliyoruz gülüyor. İnsan gördüğüne gülüyor, o anda cezaevinde olmadığına gülüyor, göğsü sarsılıyor umuttan, görünüyor. 13 çocuk bugün Diyarbakır Asliye Ceza Mahkemesi’nden tutuksuz yargılanmak üzere tahliye ediliyor. Avukat cüppemin kollarını sıvayıp başlıyorum böylece bu yazıyı yazmaya. </p>
<p><strong>İlk duruşmada 13 tahliye </strong></p>
<p>Avukatım ben aslında. Bilen var, bilmeyen var. Hiç de yapmadım mesleği. Bu, benim ilk cüppe giyişim. Adım ilk kez okundu mahkeme salonunda. Avukat <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/ece-temelkuran/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ece Temelkuran">Ece Temelkuran</a>! Böylece avukatlık cüppemi ilk kez ben Diyarbakırlı çocuklar için giydim&#8230; “İlk cüppe giyişimde 13 tahliye aldım” diye de Diyarbakır Barosu’ndan meslektaşlarımla gülüştüm. Biz gülüşürken ağızlarını tülbentle kapatarak konuşan, beyaz başörtülü kadınlar ve esmer adamlar bekliyordu Diyarbakır Asliye Ceza Mahkemesi’nin koridorunda. Çocuklarını tarihin çarkları arasından çekip çıkarmaya gelmişlerdi. Birkaçı çarktan düşüyor ama sonra devridaim sürüyor ve resmen çocuk olmalarına rağmen hâlâ içeride bulunan 200’ü aşkın çocuk o çarkla ezilip duruyordu.<br />
Bu çocuklar TCK’nın şu maddesiyle yargılanıyorlar: </p>
<p>220/6: Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca (!) örgüte üye olmak suçundan da yargılanır.<br />
Hem üye olmayacaklar hem de üye olarak yargılanacaklar! Bu da yetmez gibi, Yargıtay Ceza Kurulu’nun “Eğer örgütün o gün için eylem çağrısı varsa o gün eylem yapan herkes örgüt adına suç işlemiş sayılacak” şeklindeki içtihadı. </p>
<p>Böylece taş atan çocuk PKK adına suç işlemiş sayılacak ve ayrıca (!) polise mukavemet, örgüt propagandası yapmak, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’nı çiğnemek suçlarından da yargılanacak.<br />
Böylece bir kez taş attı diye, asla büyükler gibi yargılanmaması gereken çocukların hayatı kararacak. Kararıyor da. </p>
<p><strong>‘Taş devri bitti!’ </strong></p>
<p>Koridorda birkaç gün önce tahliye olan D. ile konuşuyorum. Gözleri kıvırcık bir çocuk. Boylu. Taş atmaktan girmişti içeri. 16 yaşında. Beş ay kaldı ‘tarafsız koğuşta’. Tarafsız koğuş?<br />
“Devlete göre tarafsız koğuş. Yani siyasi koğuş değil. Ama tarafsız diye bir şey yok tabii. Biz biliyoruz artık neyi ne için yaptığımızı.”<br />
İçeride geçtiği siyasi eğitim sayesinde mağrur: </p>
<p>“İçeri girenlerden bazıları hiçbir şey bilmiyordu başlangıçta. PeKaKa diyorlardı mesela. Ama şimdi hepsi her şeyi biliyor. PeKeKe diyorlar, gerilla da diyorlar, her şeyi diyorlar artık.”<br />
Neler yapılıyordu içeride?<br />
“Son bir haftadır kendimizi geliştirmiştik. Roman okuyorduk sabahları. İdeolojik yasak zaten. Abiler verdi ideolojik kitap ama o da bize ağır geldi. ‘Kentin Öteki Yüzü’ programını dinlerdik radyoda. Siyasi koğuştan arkadaşların mektupları okunurdu. TRT Şeş vardı ama izlemiyorduk. Devlet bari Kürtçe ile kazanmasın diye.”<br />
Şimdi ne yapacak? “Parti görmüşler abilere söz verdim. Kendimi geliştireceğim. Okul, kitap&#8230; Hep bunlar.” Sonra dönüp gülüyor: “Taş devri bitti!” </p>
<p><a href="http://hiaxysheytan.com/tag/ece-temelkuran/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ece Temelkuran">Ece Temelkuran</a>(Milliyet)<br />
http://www.khaos.info/blogs/maviagac/135-turkiyede-cocuk-olmak-%3Diskence-zulum-hapis.html</p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/ece-temelkuran/" title="Ece Temelkuran" rel="tag">Ece Temelkuran</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/1049/secim-ve-bizim-cocuklar/" title="Seçim ve &#8221;bizim&#8221; Çocuklar (05 Nisan 2009)">Seçim ve &#8221;bizim&#8221; Çocuklar</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/298/21-dakika/" title="Ece Temelkuran: 21 dakika (16 Eylül 2008)">Ece Temelkuran: 21 dakika</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/693/altinova-olaylari/" title="Altınova olayları (13 Ekim 2008)">Altınova olayları</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/1058/turkiyede-cocuk-olmak-iskence-zulum-hapis-adaletsizlik-vicdansizlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seçim ve &#8221;bizim&#8221; Çocuklar</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/1049/secim-ve-bizim-cocuklar/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/1049/secim-ve-bizim-cocuklar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2009 08:33:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[Lorem Ipsum]]></category>
		<category><![CDATA[Ece Temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[seÃ§im]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=1049</guid>
		<description><![CDATA[Seçim gününden beri siniri bozuk taksi şoförleri bana denk geliyor.
Dünkü en fenasıydı. Kırmızı ışıkta geçen arabaları gösterip aniden, hakikaten aniden, bağırdı:
“Müstehak bunlara! Bu hükümet bunlara müstehak!”
Sonra toplam 10 dakikalık bir yolda saydım- 17 kere ‘müstehak’ kelimesini kullandı ve ana fikir hep aynıydı:
“Bu halka bu hükümet müstehak!”
Ve şöyle devam etti:
“Ben zaten seçimin ertesi sabahı yazacaktım arabaya. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Seçim gününden beri siniri bozuk taksi şoförleri bana denk geliyor.<br />
Dünkü en fenasıydı. Kırmızı ışıkta geçen arabaları gösterip aniden, hakikaten aniden, bağırdı:<br />
“Müstehak bunlara! Bu hükümet bunlara müstehak!”<br />
Sonra toplam 10 dakikalık bir yolda saydım- 17 kere ‘müstehak’ kelimesini kullandı ve ana fikir hep aynıydı:<br />
“Bu halka bu hükümet müstehak!”<br />
Ve şöyle devam etti:<br />
“Ben zaten seçimin ertesi sabahı yazacaktım arabaya. Tam ön cama kocaman: Müstehak! Ama bunlar bundan da anlamaz!”</p>
<p>Şoför serisi<br />
Böyle bir seçimlerden asabı bozulmuş taksi şoförü serisi tutturdum gidiyorum. Kahramanlarımızdan ikincisine gelince&#8230; Bebek sahilinde bulduk birbirimizi. Gençten, gözlüklü bir beyefendi.<span id="more-1049"></span> Önce normal başladı seçim yorumları:<br />
“Allah kahretsin! Lanet olsun! Tüüüh!”<br />
Bu minvalde giderken aniden analiz yan yoluna sapıldı ve benim sevgili şoförüm şöyle bir cümleyle yepyeni bir âleme girdi:<br />
Bu ülkede yoksulları örgütleyen yok. Mesela, neden orman köylülerinin sendikası yok bu ülkede? En yoksul olan onlar.<br />
Söyleyeyim, neden yok: Çünkü orada rant yok. Metal iş kolunda var, sanayide var ama ormancılık? Orada para yok. Bu insanlar reçineyle geçiniyor. Neyini sömüreceksin?”<br />
Bu esnada başka türlü dikkatle dinlemeye başladım ve hikâyeler arasında şöyle bir hikâye anlattı şoför bey:<br />
“Bak kardeşim, benim abim imam hatip mezunu. Tabii etkileniyor insan.<br />
O güzel yazı yazıyor, ben de başladım yazmaya. İlkokuldayım.<br />
Öğretmenim de Marksist Leninist, Alevi bir adam. Çok iyi bir adamdı.<br />
Fakat bu Arapça yazıları görünce yırttı attı. Annem dedi ‘Asla götürmeyeceksin okula böyle şeyler’. Abim, ‘Bir daha görürlerse fişlerler seni’. Benim bildiğim fiş ‘Ali gel, Ayşe git’. Sonra büyüdük, imam hatibe başladım. O zaman da özeniyorum. Arapça dua kitabının üzerine küçük fotoğraflar yapıştırıyorum. Led Zeppelin, Deep Purple, Pink Floyd filan&#8230;<br />
Arapça hocası da onu yırttı. Şimdi kardeşim, ben bu insanlara kızmıyorum. Bunlar, bu ülkenin, bu sistemin yarattığı insan tipleri. Ama bu insan tipleri de beni eksilte eksilte yarattı işte.”</p>
<p>Gençler kategorisinden&#8230;<br />
Bilge taksi şoförleri arasında gençler kategorisinde birinciliği verdiğim şoför uzun süredir duyduğum en şahane hikâyeyi anlattı bu memleket ve bu memleketin yarattığı ‘tipler’ hakkında.<br />
Ama bu memleket ‘iyi tipler’ de yaratıyor. Önceki gün, Öğrenci Kolektifleri ki kendileri kesilen bursları sebebiyle Kadir Topbaş’ın başına bela olup belediyeyi işgal etmiş ve her türlü yaratıcı eyleme imza atmışlardır- bir eylem daha yaptı. Kendilerini öncelikle tebrik ederim!<br />
Çocuklar dev bir pankart yaptırmışlar. “Başkan Topbaş, tebrik ederiz!” yazıyor. Topbaş’ın dev fotoğrafı. Eylemi gördüğüm kadarıyla bir tek Flash TV yayımladı. Güzel de çekmişler.</p>
<p>Tebrik niyetiyle girdiler<br />
Polis tereddüt ediyor, ne yapsak diye. Fakat öğrenciler bir coşkuyla alkış, kıyamet Topbaş’ı tebrik etmeye belediyeye geliyorlar. Polisler açıldı mecburen ve öğrenciler girdiler içeri. Girer girmez şakırt pankartı ters çevirdiler. Arkadaki yazı şu:<br />
“1 Nisaaaan! Ensendeyiz Topbaş!”<br />
Alınlarından öper, hayatta hep böyle hayırlı başarılar dilerim. Seçim sonuçlarından sonra iyi bir haber gibi geldiler bana. Size de anlatayım dedim.</p>
<p><a href="http://hiaxysheytan.com/tag/ece-temelkuran/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ece Temelkuran">Ece Temelkuran</a><br />
Milliyet<br />
3 nisan 2009</p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/ece-temelkuran/" title="Ece Temelkuran" rel="tag">Ece Temelkuran</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/secim/" title="seÃ§im" rel="tag">seÃ§im</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/1058/turkiyede-cocuk-olmak-iskence-zulum-hapis-adaletsizlik-vicdansizlik/" title="Türkiyede çocuk olmak =işkence-zulüm-hapis-adaletsizlik-vicdansızlık (07 Nisan 2009)">Türkiyede çocuk olmak =işkence-zulüm-hapis-adaletsizlik-vicdansızlık</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/298/21-dakika/" title="Ece Temelkuran: 21 dakika (16 Eylül 2008)">Ece Temelkuran: 21 dakika</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/693/altinova-olaylari/" title="Altınova olayları (13 Ekim 2008)">Altınova olayları</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/1049/secim-ve-bizim-cocuklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşam Hakkı</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/985/yasam-hakki/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/985/yasam-hakki/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Nov 2008 12:06:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=985</guid>
		<description><![CDATA[Ateş düştüğü yeri yakıyor hala, düşmediği her yeri yakmalı oysa. Belki o zaman vazgeçip, bir film izler gibi izlemekten kendi hayatlarımızı; yaşanır bir dünya için akıllarımızı ve seslerimizi birleştirip itiraz ederiz; ölümlere, öldürmelere.
Küçük bir vesikalık fotoğraftan nasıl güzel bakıyor gözlerimize Çağdaş’ın 18 bahardır duru bir nehir gibi akan gözleri.
Yüzünde ilk gençliğin bütün yeşilleri açmış, söylemeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ateş düştüğü yeri yakıyor hala, düşmediği her yeri yakmalı oysa. Belki o zaman vazgeçip, bir film izler gibi izlemekten kendi hayatlarımızı; yaşanır bir dünya için akıllarımızı ve seslerimizi birleştirip itiraz ederiz; ölümlere, öldürmelere.</p>
<p>Küçük bir vesikalık fotoğraftan nasıl güzel bakıyor gözlerimize Çağdaş’ın 18 bahardır duru bir nehir gibi akan gözleri.</p>
<p>Yüzünde ilk gençliğin bütün yeşilleri açmış, söylemeye kıyamıyor insan adını; O şimdi ölü çünkü.</p>
<p>Motorsikletle giderken başına saplanan üç kurşun, bir kır çiçeğini söker gibi kökünden, sonlandırdı onun gencecik ömrünü.</p>
<p>Ya Baran? Topu topu yirmi bahar görmüştü bu güzelim yeryüzünde.</p>
<p>Sahi, Baran’ın suçu neydi?</p>
<p>Ya 24 baharlık ömrü bir kurşunla noktalanan Aytekin’in öldürülme sebebi?<span id="more-985"></span></p>
<p>Arabada, direksiyon başında ve göğsünden vurulup öldürüldüğünde, sevgiye dair miydi, arabayı dolduran ezginin sözleri?</p>
<p>Ölüm haberleri bütün gün omuzlarımda, yorgun uyanıyorum sabahlara bu yüzden.</p>
<p>Yirmidokuz yaşında dövülerek öldürüldüğü bilirkişi raporlarda birkaç satır yazıya dönüşen Engin’in gözleri dururken aklımızda; biz nasıl umuda dair türküler söyleyeceğiz şimdi?</p>
<p>Ya otuz yıldır süren ve bu topraklarda yaşayan yoksullara ölüm ve acıdan başka bir şey getirmeyen savaş, daha yaşanmamış genç ömürleri tahta tabutlara sığdırdığı sürece, biz nasıl söz açacağız insan hayatının değerinden?</p>
<p>Yoksulluğun kader olmadığını anlatabilmek için yaşamını devrime adayan incecik kızların, delikanlıların darbe dönemlerinde vurularak, dövülerek, asılarak sona erdirilen yaşamlarının eksilttiği gülüşlerimizi bir daha nasıl tamamlayacağız, sebep olanlar yargılanmadan?</p>
<p>Yaşam hakkının kutsallığını nasıl anlatacağız; babası dövülerek öldürülen türküler kadar güzel bir çocuğun gözlerine nasıl bakılacağını bilmeden?</p>
<p>Gençler bizim geleceğimizdi, umut onlardaydı, öyle öğretmişlerdi bize.</p>
<p>Ve Şair hükmünü çoktan vermişti; Ölen babamızdan ilerde, doğacak çocuğumuzdan geride olacaktı insana dair bilincimiz ve de düşlerimiz.</p>
<p>Oysa kendimi bildim bileli her gün aralıksız ölüm haberleri taşıyor gazete manşetleri.</p>
<p>“Ölümümden sorumlu değil hiç kimse” cümlesi kalmıyor onlardan geriye.</p>
<p>Ölümlerinden sorumlu çünkü, itiraz etmeyen her kimse.</p>
<p>Ve ateş düştüğü yeri yakıyor hala, düşmediği her yeri yakmalı oysa.</p>
<p>Belki o zaman vazgeçip, bir film izler gibi izlemekten kendi hayatlarımızı; yaşanır bir dünya için akıllarımızı ve seslerimizi birleştirip itiraz ederiz; ölümlere, öldürmelere.</p>
<p>Çünkü her canlının en doğal hakkıdır yaşamak.</p>
<p>Çünkü hepimize yetecek kadar geniş bu yeryüzü. (Gİ/EÜ)</p>
<p>BİA Haber Merkezi &#8211; İzmir<br />
29 Kasım 2008, Cumartesi<br />
Gönül İLHAN</p>
Bu gönderi için etiket bulunamadı.
	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li>Benzer konu bulunamadı</li>
	</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/985/yasam-hakki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşcinsellik Tercih mi Yönelim mi?</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/983/escinsellik-tercih-mi-yonelim-mi/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/983/escinsellik-tercih-mi-yonelim-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Nov 2008 12:06:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=983</guid>
		<description><![CDATA[Son günlerde eşcinseliğin “tercih” mi, yoksa “yönelim” mi olduğu sorusu üzerinden götürülen bir tartışma var, çeşitli ortamlarda&#8230; Aklıselim insanlar/yazarlar biraz da tıp literatürünü karıştırarak bunun bir tercih değil “insanın elinde olmayan” bir durum, yani cinsel yönelim olduğuna kanaat getiriyorlar.
Bu sonuçtan yola çıkarak -her ne kadar iyi niyetli olsalar da- insanın kendi iradesine dayanmayan bir varoluş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde eşcinseliğin “tercih” mi, yoksa “yönelim” mi olduğu sorusu üzerinden götürülen bir tartışma var, çeşitli ortamlarda&#8230; Aklıselim insanlar/yazarlar biraz da tıp literatürünü karıştırarak bunun bir tercih değil “insanın elinde olmayan” bir durum, yani cinsel yönelim olduğuna kanaat getiriyorlar.</p>
<p>Bu sonuçtan yola çıkarak -her ne kadar iyi niyetli olsalar da- insanın kendi iradesine dayanmayan bir varoluş türü için suçlanamayacağını, elinde olmayan bir sebepten ayrımcılığa maruz kalmaması gerektiğini savunuyorlar. “İyi güzel, sonuçta korumacı bir tavır var bu yaklaşımın arkasında” deyip de geçmeyin&#8230;<span id="more-983"></span></p>
<p><strong>Kimseyi tatmin etmeyen argüman: Tercih değil yönelim</strong><br />
Gerçekten de tıp literatürü son kertede eşcinselliğin bir tercih değil, cinsel yönelim olduğunu, yani dürtüsel ve karşı konulamaz bir durum olduğunu; bu nedenle de tedavi edilebilecek bir olgu/hastalık olmadığını salık veriyor! Fakat cinsel yönelimlerle tercihlerin iç içe geçtiği durumlarda “tercih değil yönelim” argümanı herkesi tatmin etmiyor. Keza travesti bireylerin duygusal anlamda kendilerini mevcut biyolojik cinslerinden farklı bir cinse ait hissetmeleri yönelim kategorisine giriyor olabilir, ancak “vesti” halleri yani karşı cinsin giysilerine bürünmeleri yönelimin ötesinde bir tercih ve bir eylemdir!</p>
<p>İşte bu nedenle meseleye sadece ‘eşcinsellik tercih değil yönelimdir’ savunmasıyla yaklaşıldığında travesti bireylerin konunun dışında kalması söz konusudur.</p>
<p><strong>Dört yanı normlarla çevrili bir dünya</strong><br />
Sadece travestilik değil, toplumsal cinsiyetçiliğin ve kökü ataerkilliğe dayanan her türlü muhafazakar yaklaşımın yapı itibariyle tüm farklılıkları ve normdan sapma teşkil eden halleri dışlama, ötekileştirme eğilimi gösterdiğini biliyoruz.</p>
<p>Örneğin, Malezya’da Yoga’nın İslam’a alternatif dinsel öğeler barındıran bir meditasyon yöntemi olması gerekçesiyle yasaklanması, Türkiye’de başörtülü öğrencilerin laikliğe aykırı bulunduğu için üniversiteye alınmamaları, devlet okullarında Alevi öğrencilerin dinsel farklılıklarının tanınmayarak çoğu zaman namaz kılmanın ve Arapça duaların öğretildiği/ezberletildiği din derslerine zorla sokulmaları, temel bir insan hak ve hürriyeti olan vicdani reddin Türk Silahlu Kuvvetleri (TSK) tarafından tanınmaması, Kürt vatandaşların kendi anadillerinde eğitim haklarının engellenmesi, eşcinsel evliliklerin birçok ülkede yasak olması&#8230; Bütün bunlar yönelim değil tercih olan farklılıkların çeşitli normlara aykırı düşmesi sebebiyle baskılanmasına misaldir: Din normu, dil normu, askerlik normu, vatandaşlık normu, erkeklik, aile, evlilik ve genel anlamda toplumsal cinsiyet normları ya da heteroseksist normativite&#8230;</p>
<p><strong>Özde değil sözde</strong><br />
Eğer gey, lezbiyen ve transgender bireylerin yasal veya kamusal platformda savunuculuğunu yapacaksak farklı varoluşların zaman zaman yönelimsel olsalar da eylemlerden ayrılamayacağını unutmamamız gerekir. Evet, bir erkeğin başka bir erkeğe cinsel ve tinsel arzu duyması bir yönelim olabilir, ancak arzularını eyleme dönüştürüp dönüştürmemek yönelim düzleminden ayrılıp tercih ve eylem düzlemine geçmeyi gerektirir. Bu nedenle eşcinsel varoluş, eyleminden kopartılamaz! Aksi halde, “ne yapalım yazık, ellerinde değil ki bu bir yönelim” biçimdeki yarı-sempatik yaklaşımlarla çoğulcu bir politika üretemeyiz.</p>
<p>Yönelimlerle birlikte farklı tercihleri kucaklamayan söylemler, Türkiye’de “düşünce ve ifade” ne kadar özgürse, eşcinselleri de ancak o kadar özgürleştirebilir: özde değil, sözde!(OA/BÇ)</p>
<p>Kaos gl &#8211; Ankara<br />
29 Kasım 2008, Cumartesi<br />
Okan A.</p>
Bu gönderi için etiket bulunamadı.
	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li>Benzer konu bulunamadı</li>
	</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/983/escinsellik-tercih-mi-yonelim-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kapital&#8217;i Yeniden Okumak</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/981/kapitali-yeniden-okumak/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/981/kapitali-yeniden-okumak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Nov 2008 12:04:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=981</guid>
		<description><![CDATA[Sosyalizm sadece kapitalizm eleştirisi değildir. En az bunun kadar önemli olan bir başka bileşen de, kapitalizme seçenek olabilecek bir toplumun kurulmasıdır. Bu nedenle Marx&#8217;a yönelik ilginin yönlendirilmesi gerekir.

Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde (ABD) başlayan ve öncelikle borsa, bankalar ve diğer kredi kurumlarını etkileyen finans krizi kısa süre sonra Avrupa Birliği (AB) ülkelerine de ulaştı.
AB hükümetleri tarafından öncelikle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyalizm sadece kapitalizm eleştirisi değildir. En az bunun kadar önemli olan bir başka bileşen de, kapitalizme seçenek olabilecek bir toplumun kurulmasıdır. Bu nedenle Marx&#8217;a yönelik ilginin yönlendirilmesi gerekir.</p>
<div><img src="http://www.bianet.org/resim/olcekle/6189/300/324" border="0" alt="" /></div>
<p>Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde (ABD) başlayan ve öncelikle borsa, bankalar ve diğer kredi kurumlarını etkileyen finans krizi kısa süre sonra Avrupa Birliği (AB) ülkelerine de ulaştı.</p>
<p>AB hükümetleri tarafından öncelikle beklenen, ABD Temsilciler Meclisi&#8221;nin Bush yönetimi tarafından uygulanmak istenen büyük kurtarma paketini onaylamasıydı. Temsilciler Meclisi&#8217;nde pakete karşı itirazların olması ve &#8220;batan batsın, kalan sağlar bizimdir&#8221; mantığının kısa bir dönem öne çıkması, AB finans piyasasında paniğe neden oldu.<span id="more-981"></span></p>
<p>Bütün bankaların, sigorta şirketlerinin ve piyasa için üretim yapan firmaların ABD&#8217;de ortaklıkları ve yatırımları vardı. ABD ekonomisi iyi bir sallanırsa, AB&#8217;nin bundan kurtuluşu yoktu. Bu nedenle ABD&#8217;de kabul edilen &#8220;kurtarma paketi&#8221; finans piyasasının inanılmaz büyüklükteki ihtiyacını karşılamakta yetersiz kalsa da, AB ülkelerinde de benzeri paketlerin yolunu açtı.</p>
<p>AB çapında ortaklaşa bir &#8220;kurtarma paketi&#8221;nde karar kılındı, ama bu paket sembolik değer taşıyordu. Asıl &#8220;kurtarma&#8221;yı her ülkenin kendisinin yapması gerekiyordu. Bu aşamada benzemezlikler açık olarak ortaya çıktı.</p>
<p>Her ülkede finans piyasalarına ve bunların başlıca elemanı bankalara yönelik uygulamalar farklı olmakla birlikte, tek nokta ortaktı: Büyük ekonomik çalkantı dönemleri, aynı zamanda firmaların, bankaların ve sigorta kurumlarının birbirlerini &#8220;ucuza kapattıkları&#8221; dönemlerdir. Bazı kuruluşlar özellikle kötü duruma düşmüşlerdir ve sık sık da başka ülkelerdeki rakipleri tarafından yok pahasına satın alınırlar.</p>
<p>Bir Fransız yetkili genel bir özellik taşıyan kendi politikalarını şu sözlerle açıklıyordu: &#8220;Piyasaya müdahale etmemek, kendi kuruluşlarımızın başkalarının eline geçmesine göz yummak demektir.&#8221; Bu gerekçe, batan batsın, bütçeden fon ayırarak -ya da halkın parasını kullanarak- bankaları kurtarmayın, anlayışına karşı savunuluyordu.</p>
<p><strong>Farklı &#8220;kurtarma operasyonları&#8221;</strong><br />
AB ülkeleri bir yandan kendi banka ve şirketlerini korurlarken, finans piyasasındaki büyük dalgalanmayı azaltabilmek için farklı operasyonlara yöneldiler. İngiltere hükümeti kredi kurumları için yeni ve katı uygulamalar getirdi. Benzeri bir uygulama Fransa&#8217;da da hayata geçirildi. Verilen kredi miktarı, öz sermayenin büyüklüğü gibi konularda denetim artık daha sıkıydı. Almanya hükümeti ise 500 milyar avroluk bir kurtarma paketi hazırladı ve İngiltere&#8217;nin aksine, gerisini kredi kurumlarının isteğine bıraktı. İsteyen banka ve kredi kurumu hükümete başvurarak &#8220;finansman desteği&#8221; isteyebilecekti. Ek olarak, bütün banka mevduatına devlet güvencesi verildi.</p>
<p>Bu politika &#8220;ölen ölür kalan sağlar bizimdir&#8221; anlayışının devlet gözetiminde sürmesi anlamına gelir. Devletten &#8220;kurtarma kredisi&#8221; istemek bir çeşit prestij meselesi haline geldi. Bazı kredi kurumlan &#8220;kurtarılmaya ihtiyacımız yok&#8221; açıklaması yaparken, bazıları da mecburen başvuru sırasına girdiler.</p>
<p>Fransa ve Almanya&#8217;da oldukça yüksek olan yönetici maaşlarının aşağıya çekilmesi istenirken, Almanya hükümeti bu konuda bir adım daha atarak, finans piyasasını yönetmeyi beceremeyen yöneticilerden aldıkları başarı primlerini iade etmelerini istedi. Kredi kurumlarına geri verilen miktarların 400 ile 800 bin avro arasında değiştiği dikkate alınırsa, finans krizinin yöneticileri de bir oranda vurduğu söylenebilir. O kadar ki, tanınmış bir ekonomik araştırma enstitüsünün başkanı, &#8220;Almanya&#8217;da 1929 krizinin faturası Yahudilere çıkmıştı, şimdi yöneticilere çıkıyor&#8221; dedi ve gördüğü şiddetli tepki üzerine sözlerini geri aldı.</p>
<p><strong>AB ekonomi yönetimi</strong><br />
Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, &#8220;finans piyasasındaki dalgalanmanın yapısal bir krize yol açmaması&#8221; için bir AB ekonomi yönetimi oluşturulmasını istedi. Ek olarak, &#8220;Avro bölgesinde bulunmayan Çek Cumhuriyeti ve İsveç gibi ülkelerin bu yönetimin dışında tutulması gerektiği&#8221;ni ve bu ülkelere AB&#8217;de önemli sorumluluklar verilmemesini istedi. &#8220;Bu da nereden çıktı?&#8221; derseniz, durum şöyledir: AB dönem başkanlığını şu sıra Fransa yürütüyor. Onun ardından başkanlık Çek Cumhuriyeti&#8217;ne ve daha sonra da İsveç&#8217;e geçecek.</p>
<p>Sarkozy&#8217;nin &#8220;artistik çıkışı&#8221; yandaş bulmadı. AB ülkelerinde finans piyasalarının durumlarının farklı olması bir yana, &#8220;AB&#8217;nin ikiye ayrılması&#8221; gibi bir uygulama da, şu buhran döneminde uygulanabilir olmaktan uzaktı.</p>
<p><strong>Otomobil sanayisinde kriz</strong><br />
Finans piyasasındaki çalkantı reel sektörün önemli bileşeni olan otomotiv sanayisine sıçradı. Otomobil firmaları talep azalmasını gerekçe göstererek üretimlerini düşürmeye, bazıları kısa mesai yapmaya ve işçi çıkarmaya başladı. Mercedes Benz, Peugeot, Opel vd. büyük firmaların üretimi azaltması, &#8220;yan sanayi&#8221; adı da verilen parça üreticilerinin de işlerinin kötüleşmesine yol açtı.</p>
<p>Otomobil üreticileri, bankaların aksine, hemen hükümete çağrı yaparak sektörün kredilerle desteklenmesini ve yeni otomobil alımının teşvik edilmesini istediler. Aksi durumda sadece Almanya&#8217;da yaklaşık 50 bin kişinin işsiz kalması söz konusuydu.</p>
<p>Otomotiv sanayisindeki kriz başlangıcı doğrudan finans piyasalarındaki dalgalanma nedeniyle ortaya çıkmadı. Otomobil firmaları arasında yıllardan beri süren sert rekabet ve aşın üretim nedeniyle böylesine bir kriz bekleniyordu. Piyasa binek vasıtası dolu ama yeterli alıcı yok&#8230; Finans piyasalarındaki durum, buradan doğan genel güvensizlik, insanların önemli harcamalar yapmadan önce daha fazla düşünmeleri, otomotiv sektöründeki krizi öne çekti. Önümüzdeki yıllarda bazı büyük otomotiv firmalarının batacakları ya da yok pahasına başka firmaların eline geçeceklerinden söz ediliyor.</p>
<p><strong>İşsizliğin artması</strong><br />
Bankalar ve kredi kuruluşları iş hacminin daralması nedeniyle çalışanların sayısını azaltmayı planlıyorlar. Benzer bir durum otomotiv sektörü için de söz konusudur. Halkın toplam alım gücünün azalması zincirleme olarak başka sektörleri de etkileyecektir.</p>
<p>2009 yılında AB ekonomileri durgunluk yaşayacak. Birkaç ay öncesinin büyüme rakamlarında her düzeyde geriye doğru düzeltme yapıldı.</p>
<p>Ekonomik durgunluk ve işsiz sayısındaki artış, toplu sözleşme görüşmelerinde sendikaları zor durumda bırakacak gibi görünüyor. Almanya&#8217;da IG Metal gibi -yüksek üye kaybına karşın- halen dünyanın en büyük sendikası olan da dahil olmak üzere, sendikaların ücret artışı isteklerini ne oranda gerçekleştirebileceklerini önümüzdeki yıl göreceğiz.</p>
<p>Her durumda ekonomik durgunluğunun yükünü esas olarak çalışanlara yıkmak isteyen işverenler ve hükümet ile, sendikalar ve öteki kitle örgütleri arasındaki mücadelenin özellikle önümüzdeki yıl sertleşmesi söz konusudur.</p>
<p><strong>Sol için olanak var mı?</strong><br />
Eğer &#8220;bu kriz kapitalizmin son krizidir, bu krizden kurtulamayacaktır&#8221; gibi söz olarak hoş ama içi boş belirlemelerle kendimizi kandırmayacak isek, mevcut durumun yarattığı kapitalizm karşıtı olanakları daha iyi gözlemleyebiliriz:</p>
<p>Birincisi: Bankaların ve diğer kredi kuramlarının devletleştirilmesi ya da faaliyetlerinin sıkı denetim altına alınması.</p>
<p>Bu adım önemli olmakla birlikte kendi başına faza anlam taşımıyor. Banka ve kredi kurumlarının yönetilmesi ve denetlenmesine orada çalışanlar ve konuyla ilgili diğer halk inisiyatifi ve örgütlenmeleri de katılmalıdır.</p>
<p>Aksi durumda, bugün sıkı denetimin zorunluluğunu kabul eden kapitalistler, daha sonra pekala başka türlü düşünmeye başlayabilecektir.</p>
<p>Burada ilerici, demokratik, sol uzmanların örgütlenmesinin taşıdığı önem kendisini gösteriyor. Örneğin Almanya&#8217;da yaklaşık 40 yıldır &#8220;demokrat bilimciler&#8221; adlı bir örgütlenme var. İçlerinde alanlarında tanınmış ekonomi bilimcilerinin de yer aldığı bu örgütlenme, finans piyasasındaki krizin gerçek boyutlarını, kapitalizmle ilişkisini ve sosyalist bir doğrultuda alınabilecek ilk önlemleri yetkin bir analiz temelinde sunabiliyor.</p>
<p>Aksi durumda meydan yaşanılan krizi önemsiz göstermeye çalışan kapitalistlerle, &#8220;bu onların son krizidir&#8221; diye bağırmaktan öteye işlevi bulunmayan gevezelere kalıyor.</p>
<p>İkincisi: Toplu sözleşme görüşmelerinde işçilerin ücret artışı talepleri geri çevrilerek krizin yükü özellikle çalışanların üzerine yüklenmeye çalışılacak. İşçilerin ve memurların ücret taleplerinin desteklenmesi gerekiyor. Kriz olmadan asıl kazanan kimlerse, krizde de öncelikle onların kaybetmesi gerekiyor.</p>
<p>Üçüncüsü: Özellikle gençlerde kapitalizm eleştirisini içeren kitapların okunması yönünde önemli bir ilgi var. Her zamanki kendiliğindenci anlayışımızla daha fazla Marx okunmasından büyük anlamlar çıkarabiliriz. Ne ki, sosyalizmin henüz yaşanmamış olduğu 20. yüzyıl başında değil, geçmişte yaşayıp çözüldüğü 21. yüzyıl başında yaşıyoruz.</p>
<p>Sosyalizm sadece kapitalizm eleştirisi değildir. En az bunun kadar önemli olan bir başka bileşen de, kapitalizme seçenek olabilecek bir toplumun kurulmasıdır. Bu nedenle Marx&#8217;a yönelik ilginin yönlendirilmesi gerekir.</p>
<p>Almanya&#8217;da çok sayıda ve herkese açık &#8220;Kapital&#8217;i okumak&#8221; seminerleri veriliyor. Tanınmış sol bilim insanları hem Kapital&#8217;den değişik bölümler okuyorlar hem de okuduklarını dinleyicilerle tartışıyorlar. Seminerler başlarken önemle belirtildi: &#8220;Sadece Kapital okumakla fazla bir şey olmaz. Üstelik Kapital&#8217;in farklı okuma biçimleri ve yorumlan vardır.&#8221;</p>
<p>Bu zenginlik içinde bir okuma, dinleyen ve tartışanlara yeni ufuklar açmanın ötesinde, onları başka okumalara da yönlendirir.</p>
<p>Eski metinleri ezberleyerek, üzerlerinde düşünmeden ve tartışmadan okumak, yaşanılan onca deneyimden sonra biraz boşuna okumak olur.</p>
<p>Kapitalizm eleştirisinin yaygınlaşması başlangıç olarak iyi bir gelişmedir. Sosyalist toplumun yaşanmış büyük sorunlarını incelemeyi de unutmamak koşuluyla.(EE/EÜ)</p>
<p>* Engin Erkiner&#8217;in yazısı Sosyalist Emek&#8217;in ekim-kasım sayısında yayınlandı.</p>
<p>Sosyalist Emek &#8211; İstanbul<br />
29 Kasım 2008, Cumartesi<br />
Engin ERKİNER</p>
Bu gönderi için etiket bulunamadı.
	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li>Benzer konu bulunamadı</li>
	</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/981/kapitali-yeniden-okumak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küresel Isınmayla Mücadele İçin İdeal Zaman</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/979/kuresel-isinmayla-mucadele-icin-ideal-zaman/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/979/kuresel-isinmayla-mucadele-icin-ideal-zaman/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Nov 2008 12:04:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[Lorem Ipsum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=979</guid>
		<description><![CDATA[Tıpkı serbest bırakılan bankacılık sisteminin yıkılması gibi, karbon emisyonuna dayalı bugünkü ekonomi de ekolojik olarak patlamak üzere. İki çöküşün izlediği yol da ayrı: uyumlu bir devlet politikası ve yeniden düzenleme.
İki büyük çöküş yaşıyoruz –kredi krizi ve iklim krizi. Gezegenin ısınması o kadar hızlı ki, tek bir olayla bunu açıklamak zor, ama işte biri: 2013 yazında, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tıpkı serbest bırakılan bankacılık sisteminin yıkılması gibi, karbon emisyonuna dayalı bugünkü ekonomi de ekolojik olarak patlamak üzere. İki çöküşün izlediği yol da ayrı: uyumlu bir devlet politikası ve yeniden düzenleme.</p>
<p>İki büyük çöküş yaşıyoruz –kredi krizi ve iklim krizi. Gezegenin ısınması o kadar hızlı ki, tek bir olayla bunu açıklamak zor, ama işte biri: 2013 yazında, Arktik denizinde buz olmayacak. Bu ne kadar büyük bir olay? Wall Street’in çöküşü 80 yıldır olmamıştı. Arktik çöküş ise 3 milyon yıldır: bu dünyada suyun olmadığı son tarihti. Kuzey Kutbu, genellikle madendeki kanaryaya benzetilir. Bir kutup araştırmacısının geçtiğimiz hafta bana söylediği gibi: “Kanarya öldü. Şimdi madeni temizleyip kaçma zaman.”</p>
<p>Artık atmosferde, modern jeoloji tarihinin en yüksek sera gazı oranlarına sahibiz. Bundan daha yüksek oldukları en son dönem 50 milyon yıl önceydi. Deniz seviyesi bugünkünden 91 metre daha yüksekti ve timsahlar kutuplarda yüzüyordu.<span id="more-979"></span></p>
<p><strong>Tam anlaşılırken&#8230;</strong><br />
Yani burada, Avrupa’da bile –küresel ısınmanın belirtilerinin en ciddiye alındığı kıtada- liderlerin büyük çoğunluğu kredi krizini, bizi iklim krizinin daha çok üstüne gitmekten geri durmak için bahane olarak kullanıyorlar. Geçen yıl, tüm AB liderleri, felaketi önlemek için bilim insanlarının söylediği minimum ölçüleri uygulamak için anlaşmışlardı. 2020 yılı itibarıyla karbon emisyonlarında yüzde 20 azalmaya gidilecek, enerji tasarrufu yüzde 20 artırılacak, enerjimizin yüzde 20’si yenilenebilir kaynaklardan elde edilecekti. Bu demektir ki, AB, 2012’de sona erecek Kyoto yerine koyacak başarılı bir anlaşma için görüşmelere başlayabilirdi. Dünyaya aydınlanma ve modern bilimi veren kıta, bu değerleri de yukarı kaldırıyor, canlılara ölümün ötesinde bir yol gösteriyordu.</p>
<p>Geçtiğimiz haftaya kadar. Bankaları kurtarmak için yapılan AB zirvesinde, birçok lider iklimi kurtarmak konusunda hevessiz davranmaya başladı. Britanya hükümeti havacılıkta ve diğer konularda istisnalar talep ederek delikler açmaya başladı. Polonya Başbakanı Donald Tusk liderliğindeki Doğu Avrupa Bloku, anlaşmanın resesyon döneminde “çok fazla” olduğunu, ancak Doğu Avrupalıların anlaşmayı bozmak için bir Batı Avrupa ülkesine ihtiyaçları olduğunu söyledi. İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi şunları söyledi: “Don Kişot gibi kendimizi öne atacak zaman değil. Vaktimiz var.”</p>
<p><strong>Zaman yok!</strong><br />
Ancak sahip olmadığımız şey zaman. Mesele, küresel ısıda 2 derece artışla, 3 derece artışın arasındaki farkı anlamak. İlk bakışta büyük bir şey gibi görünmüyor. Eğer pikniğe giderseniz ve ısı üç derece artarsa, ceketinizi çıkarırsınız. Ama vücut ısınız iki derece artarsa yatağa düşersiniz. Üç derece artarsa ölürsünüz. Ekosistem piknik değil, daha çok vücudunuz gibidir. Küresel ısıdaki küçük değişimlerin büyük sonuçları olur. Son buzul çağı bugünden sadece altı derece soğuktu. Küresel ısıdaki 0.8 derecelik artış buzulları eritti.</p>
<p>Yakında, o kadar çok sera gazına bulanacağız ki iki derecelik artış kesin olacak. Bu Bangladeş ve Güney Pasifik adalarını batmaya mahkum edecek. Eğer tercihimizi yaparsak, burada durabiliriz ve iklimi bu yüksek derecede durdurabiliriz.</p>
<p>Ama iki derecenin üzerine çıkarsak, iklim çözülmeye başlar ve frenler işe yaramaz. Üç derecede dünyanın neredeyse tüm buzları erir, böylece güneş ışınlarının üçte birinin yeniden uzaya gönderilmesi durur –dünya daha da ısınır. Üç derecede, Amazon yağmur ormanları depoladığı tüm karbonu salarak yanar, dünya daha da ısınır. Üç derecede, Sibirya turbalıkları erir ve atmosfere yüksek miktarda metan gazı salarak dünyayı daha da sıcak yapar. Yani üç derece merhametsizce dört ve beşe çıkabilir. Torunları ve kutup ayılarını boşverin: Benim yaşamım boyunca 3 derecelik ısı artışına ulaştık.</p>
<p><strong>Sıkıntıdan nimet çıkarmak</strong><br />
Dilerim bu doğru değildir. Dilerim reddedenler haklı çıkar: Honolulu’ya giden ilk uçakta olurum. Ama uzun süre bu öforik rüyada yaşayamayız. Gerçekle yüzyüze gelmeliyiz: İki derece, dönüşün olmadığı nokta ve biz ona ulaşmak üzereyiz.</p>
<p>Bu iki sıkıntının üst üste gelmesi bir nimet olabilir. Tıpkı serbest bırakılan bankacılık sisteminin yıkılması gibi, karbon emisyonuna dayalı bugünkü ekonomi de ekolojik olarak patlamak üzere. İki çöküşün izlediği yol da ayrı: uyumlu bir devlet politikası ve yeniden düzenleme. Bu çöküşten kurtulmak için büyük bir istihdam ve ekonomik uyarı paketine ihtiyacımız var. Bu iklim çöküşünden kurtulmak için milyonlardan oluşan bir yeni çalışan ordusuna ve – her evi izole etmek için, milyonlarca yenilenebilir enerji kaynakları için ve dekorbanizasyon için sonsuz inovasyonlar için- milyarlarlık kamu harcamalarına ihtiyaç var. Herhangi bir çakışma görüyor musunuz? Avrupa yeşil teknolojilerde öne geçti. 21. yüzyılın teknolojileriyle.</p>
<p>Küresel ısınmayla baş edemeyeceğimiz düşüncesi, Stern görüşüyle yok edildi: küresel ısınma ekonomik büyümeyi yavaşlatacak. İngiliz Hükümeti, ekonomist Sir Nicholas Stern’ü iklimin ekonomi üzerine etkileri için çalışmak üzere görevlendirdiğinde, küresel ısınmanın, küresel ekonomiyi yaşam boyunca yüzde 20 gerileteceğini, buna karşılık yüzde 3 gayrisafi milli hasılayla bunun durdurulabileceğini söyledi. Büyüme uğruna, küresel ısınmayı durdurmayan insanlar, ateş üzerinde şekerleme pişirdiği için evindeki yangını söndürmeyenlere benziyor: Yakında ev de yaşam da olmayacak.</p>
<p>Evet, işlerin her zamanki gibi yürümesini tercih edebiliriz; bu kıta pes edip teslim olsa bile. Sonra iklimbilimci Profesör Marty Hoffert’in dediği gibi: “Birileri onu birkaç yüz milyon yıl sonra ziyaret eder ve burada bir süre akıllı yaşam biçimleri var olduğunu, ama onların avcı-toplayıcı olmaktan yüksek teknolojiye geçişi beceremediklerini saptar.”</p>
<p>Hâlâ umutsuz mu hissediyorsunuz? Olmayın. Bir yol daha var. Şimdi canlı olma zamanı: nerede yaşarsa yaşasın her insanoğlu burada verdiğimiz kararlara uyacak. İhmalkârlık sesine uymazsak, Avrupa –ve her birimiz- olağanüstü bir şeyler yapma şansına sahibiz. Bizler, canlılara gelen tehdidi gören ve bunu durduracak toplumlar yaratan insanlar olabiliriz. Avrupa’nın 2020 vizyonu kahramanca olabilir ama sadece biz onu yağmacıların elinden kurtarırsak.(JH/NS/EÜ)</p>
<p>* <a onclick="pageTracker._trackPageview ('/outgoing/http_www_johannhari_com');" rel="nofollow" href="http://www.johannhari.com/" target="_blank">redirecting&#8230;</a> sitesinde yayınlanan makaleyi Nuray Soysal Türkçeleştirdi.</p>
<p>Açık radyo &#8211; İstanbul<br />
29 Kasım 2008, Cumartesi<br />
Johann HARI</p>
Bu gönderi için etiket bulunamadı.
	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li>Benzer konu bulunamadı</li>
	</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/979/kuresel-isinmayla-mucadele-icin-ideal-zaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küreselleşen &#8220;Uluslaraşırı&#8221; Düzlemde &#8220;Özel Alan&#8221;ın Değişen Yüzü</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/977/kuresellesen-uluslarasiri-duzlemde-ozel-alanin-degisen-yuzu/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/977/kuresellesen-uluslarasiri-duzlemde-ozel-alanin-degisen-yuzu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Nov 2008 12:03:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[küreselleşme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=977</guid>
		<description><![CDATA[Yaşadığımız ekonomik kriz, sömürünün ve fakirliğin derinleşmesine neden olurken, kapitalizmin farklı ortamlar içerisinde farklı anlamlar ve tanımlar elde edebilme gücü de, farklı iktidar merkezlerinin kapitalizm üzerinden nasıl politika yapabildiklerine açıklık getirmekte.
Küreselleşme ve bütün dünyayı etkisi altına alan ekonomik krizle birlikte göç, göçmen, ulus devlet, özel/kamusal alan kavramları da değişmekte ve yeni yeni anlamlar kazanmaktadır. Her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşadığımız ekonomik kriz, sömürünün ve fakirliğin derinleşmesine neden olurken, kapitalizmin farklı ortamlar içerisinde farklı anlamlar ve tanımlar elde edebilme gücü de, farklı iktidar merkezlerinin kapitalizm üzerinden nasıl politika yapabildiklerine açıklık getirmekte.</p>
<p><a href="http://hiaxysheytan.com/tag/kuresellesme/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with küreselleşme">Küreselleşme</a> ve bütün dünyayı etkisi altına alan ekonomik krizle birlikte göç, göçmen, ulus devlet, özel/kamusal alan kavramları da değişmekte ve yeni yeni anlamlar kazanmaktadır. Her geçen gün bilgi, insan ve para akışının hızlanmasıyla, göç kavramı sadece bir yerden bir yere göç eden insanları değil aynı zamanda da, göç eden ve etmeyen insanları birbirine bağlayan alanı da temsil etmeye başlamıştır.</p>
<p>Bu yüzden de uluslaraşırılaşma kavramı göç kavramı yerine sıkça kullanılırken ve göç nosyonu kültürel, ekonomik ve sosyal anlamlar kazanmıştır. Uluslaraşırı düzlemin kendisi bir ‘arada kalmışlığa’ işaret eder ve burada uluslaraşırı düzlem için kullanılan “sosyal alan” ibaresi de bu ‘arada kalmış’ düzlem içerisinde nasıl farklı aktörlerin iktidar merkezleri olarak ortaya çıktığını gösterir. (Schiller, Basch ve Blanc-Szanton 1999)</p>
<p><strong>Küreselleşen cinsiyet rejimleri ve ekonomik kriz</strong><br />
Burada önemli olan, bu sosyal alan içersinde cinsiyet rejimlerinin aktörler arasında oynanan güç oyununda çok mühim bileşenlerden bir tanesini teşkil etmesidir.<span id="more-977"></span> Kadın ve erkek arasındaki sözde geleneksel olarak kabul edilebilecek cinsiyet rolleri değişirken, kamusal alanın kendisinin de tanımları değişmekte, ekonomik dengesizliğin ve küresel eşitsizliklerin de etkisiyle, özel alan da yeni yeni anlamlar kazanmaktadır.</p>
<p>Bugün tanığı olduğumuz ekonomik krizin kendisi temellerini çok daha eskilerden alırken, Çağlar Keyder (2008) de tam bu noktaya şu şekilde değinmektedir: “Şu anda yaşadığımız kriz aslında daha uzun dönemli bir kriz döneminin son aşaması. 1980’lerden beri <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/kuresellesme/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with küreselleşme">küreselleşme</a> çerçevesinde dünya kapitalizmi dengesiz bir şekilde gelişiyor ve gelir dağılımı bozuluyor.” Burada sorulması gereken, küreselleşmenin bir uzantısı olarak görülebilecek olan ekonomik krizin sosyal/özel alan arasındaki belirsizliği ve genel olarak küresel olarak ‘cinsiyetleşmiş fakirlilk rejimlerini’ nasıl etkileyeceğidir?</p>
<p><strong>Uluslaraşırı düzlemde kadın göçmenler</strong><br />
1980’lerden beri artan <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/kuresellesme/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with küreselleşme">küreselleşme</a> temayülleri, kadınların uluslaraşırı alan içerisindeki varlığını artırmış ve kadınlar burada kazanç sağlama kaynakları haline dönüştürülmüştür. Kadın bedeni üzerinden yürütülen sömürü artarken, beden üzerinden iktidar sahibi olan devletlerin de tahakkümü artmaktadır. Kadınlar üzerinden yürütülen güç oyunları göç veren ve göç alan ülkeler arasındaki karşılıklı ilişkiye değil, fakirleşmekte olan ülkeler üzerinden işleyen sömürü politikalarına dayanmaktadır.</p>
<p>Burada kadınlar üzerinden elde edilen gelir, sadece kendi ailelerinin kurtuluşunu değil, aynı zamanda da fakirleşmekte olan ulus devletlerinde devamlılıklarını sürdürmesi bakımından çok önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle göçmen kadınlar dünyanın farklı yerlerinde farklı işlerde legal ve illegal yollarla varlıklarını devam ettirseler de bu noktada ulus devletin de yadsınamaz rolleri vardır. Ancak ulus devletin tanımının artık sözde toprak bütünlüğü ve vatandaşlığın belli kalıpları üzerinden yapılması çok zordur, göz önünde bulundurulması gereken ulus devletin, Benedict Anderson’nın dediği gibi, artık belli bir “hayali cemaat” olma fikri etrafında değil de, “uzun-mesafeli milliyetçilik” bağlamında işlemesidir. (Anderson 1998)</p>
<p>Göçmen kadınlar formel ve enformel sektörlerde çalışarak, bu süreçlerin hem aktörleri hem de kurbanları durumuna gelmişlerdir. Ülkemizde de <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/kuresellesme/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with küreselleşme">küreselleşme</a> ve ekonomik krizin de etkisiyle beraber genellikle temizlik ve çocuk bakımı sektörlerinde çalışan yabancı kadınların sayısı artmaktadır. Özellikle özel alan içerisinde çalışan kadınların sayısının artması, özel alanında uluslaraşırı sosyal alanın bir parçası haline dönüşmesine neden olmaktadır. Özel alanın kendisi göçmen kadınlar açısından hem yaşama hem de çalışma alanına dönüştüğünden dolayı, çok fonksiyonlu hale gelmiştir.</p>
<p>Hâlbuki modern siyaset teorisinin içersinde de özel alan, kapitalist ilişkiler dışında olduğu farz edilmiş, devlette kendini ona göre konumlandırmıştır, ama ev içersinde çalışan kadınlar bu kapitalist ilişkiler bütünü ve özel alan arasında tasavvur edilen ‘kutsal ayrılığın’ değişmesine neden olmuştur. Hane içersindeki iş bölümüne göre kadının ev içerisinde ki işçiliği ücretsiz işçilik kategorisinde düşünülür, bu nedenle de kadının, “annenin” ya da “ev kadınının” ev içerisinde yaptığı işlerin materyal kavramlarla açıklanamazlığı söz konusudur.İşte kapitalizmin de devamlılığını sürdürebilmesi açısından kadının ev içerisindeki ücretsiz işçiliği çok önemlidir.</p>
<p><strong>Kapitalistleşen özel alan? &#8220;Ahlaklı bir toplumun&#8221; sınırları?</strong><br />
Varlığını sürdürmek ve kapsama alanlarını genişletebilmek açısından, kapitalizmin hem kontrol edebileceği hem de kendi dışında tutabileceği alanlara ihtiyaç duyar ve işte aile içerisinde kadına atfedilen roller de özel alanın dışsal bir şekilde konumlandırılmasını ön görmektedir. Çağlar Keyder’in (2008) de bahsettiği gibi, “Kapitalizmin çöktüğünü söylemek çok zor”, ancak kapitalizm değişip dönüşürken artan fakirlikle birlikte yeni yeni alanları da içine almaktadır ve burada kadına atfedilen annelik ve ev kadını olma rolleri kapitalizmin değişmesi ve küresel ekonomik krizin de etkileriyle birlikte dönüşmektedir. Bu noktada özel alanın da kapitalistleştiğinden bahsetmek mümkün müdür?</p>
<p>Özel alanın tanımlarının değişmesine rağmen, hala daha aile ilişkilerinin kapitalist söylemlerle açıklanamayan bir tarafı vardır. Kadına ve anneliğe aile içerisinde atfedilen rollerle, hane içersinde ücretli bir şekilde çalışan kadınların görevleri tam olarak eşit görülememektedir, çünkü doğurganlık, küresel olarak farklı teknolojilerin var olmasına rağmen, aile hayatının sağlıklı bir şekilde devamı için kadına atfedilen kilit yükümlülüğü teşkil eder. ‘Ahlaklı bir toplum’ olmanın sınırlarının doğurganlık üzerinden belirlenmesi, doğurganlık ve anneliğin ‘kutsal alanının’ kapitalizmin mantığı içerisinde tanımlanamayacağını kanıtlar niteliktedir.</p>
<p>Evlerimizde çalışan farklı milletlerden gelen bu kadınlar, özel alanın tanımı değiştirirken, kadın bedeni üzerinden açıkça yürütülen politikaların değişmediğini göstermektedir. Ulus devlet kendi sınırlarını tanımlarken, kendi içerisinde ki ‘ötekileri’ de tanımlamaktadır, küresel düzlem de kendi içerisinde ‘ötekilerini’ yaratmakta ve sömürü düzeni de bu insanlar üzerinden yürümektedir. Kadınların kendi ülkelerinden göç edip başka ülkelere gidip çalışması kadının sınırlarını aşmasını ve özgürleşmesini sağlamak yerine, kadının kapitalizm içerisinde ki iktidar merkezleri tarafından sınırlandırılmalarına hatta çok daha fazla sömürülmelerine neden olur.</p>
<p>Sonuç olarak, bu yaşadığımız ekonomik kriz, sömürünün ve fakirliğin derinleşmesine neden olurken, kapitalizmin farklı ortamlar içerisinde farklı anlamlar ve tanımlar elde edebilme gücü de, farklı iktidar merkezlerinin kapitalizm üzerinden nasıl politika yapabildiklerine açıklık getirmektedir.(NG/EÜ)</p>
<p>* Bu yazının içerisinde N.G. Schiller, L.Basch ve C. Blanc-Szanton’ın “Transnationalism: A New Analytical Framework for Understanding Migration”, B. Anderson’ın The Spectre of Comparisons: Nationalism, Southeast Asia and the World kitabiyla birlikte Çağlar Keyder’in Ali Ağaoğlu ile ekonomik kriz üzerine yaptığı röportajdan faydalandım.</p>
<p>BİA Haber Merkezi &#8211; İstanbul<br />
29 Kasım 2008, Cumartesi<br />
Nisa GÖKSEL</p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/kuresellesme/" title="küreselleşme" rel="tag">küreselleşme</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/1726/kuresellesme-emperyalizmin-sonu-mudur/" title="Küreselleşme emperyalizmin sonu mudur? (24 Ekim 2009)">Küreselleşme emperyalizmin sonu mudur?</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/977/kuresellesen-uluslarasiri-duzlemde-ozel-alanin-degisen-yuzu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vicdani Ret Eylemine Destek Vermek de &#8220;Halkı Askerlikten Soğutuyor&#8221;</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/953/vicdani-ret-eylemine-destek-vermek-de-halki-askerlikten-sogutuyor/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/953/vicdani-ret-eylemine-destek-vermek-de-halki-askerlikten-sogutuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2008 09:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Vicdani Ret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=953</guid>
		<description><![CDATA[Gözaltında işkence gören vicdani retçi Mehmet Bal&#8217;la ilgili eyleme katılan 4 kişiye TCK&#8217;nin 318. Maddesinden dava açıldı. &#8220;Halkı askerlikten soğutmak&#8221; suçlamasıyla mahkemeye çıkacak olan Sönmez anti militaristim diyen herkesi 318&#8242;e hayır demeye çağırıyor.
Vicdani retçi Mehmet Bal’ın tutuklanması ve işkence görmesini protesto etmek amacıyla düzenlenen eylemde gözaltına alınan Oğuz Sönmez, Mehmet Atak, Gürşat Özdamar ve Serkan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gözaltında işkence gören <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/vicdani-ret/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Vicdani Ret">vicdani ret</a>çi Mehmet Bal&#8217;la ilgili eyleme katılan 4 kişiye TCK&#8217;nin 318. Maddesinden dava açıldı. &#8220;Halkı askerlikten soğutmak&#8221; suçlamasıyla mahkemeye çıkacak olan Sönmez anti militaristim diyen herkesi 318&#8242;e hayır demeye çağırıyor.</p>
<p><a href="http://hiaxysheytan.com/tag/vicdani-ret/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Vicdani Ret">Vicdani ret</a>çi Mehmet Bal’ın tutuklanması ve işkence görmesini protesto etmek amacıyla düzenlenen eylemde gözaltına alınan Oğuz Sönmez, Mehmet Atak, Gürşat Özdamar ve Serkan Bayrak hakkında “halkı askerlikten soğutmak” suçlamasıyla Türk Ceza Mahkemesi’nin (TCK) 318. Maddesinden dava açıldı.</p>
<p>“Anti militaristlerin düşüncelerini dile getirdiği her zaman 318. maddeyle karşı karşıya kaldıklarını” belirten Sönmez “savaş karşıtlarına yaşam hakkı tanımayan bu maddeye karşı herkesin mücadele etmesi gerektiğini” söyledi.<span id="more-953"></span></p>
<p>Eylemde atılan sloganlar ve taşınan pankartlar neden gösterilerek gözaltına alınan dört kişinin ilk duruşması 7 Mayıs 2009’da Beyoğlu 2. Asliye Mahkemesi’nde görülecek.</p>
<p>bianet’in görüştüğü Sönmez 318. Madde’nin militarizm karşıtı fikirleri ve mücadelesini yasaklamayı amaçladığı görüşünde.</p>
<p>    “Bu nedenle anti militaristlere bu ülkede hayat hakkı tanınmadığını düşünüyorum. Ben militarizme diyen herkes bu maddeyle karşı karşıya kalacaktır. Dolayısıyla eğer düşüncelerimizde samimiysek bu maddeye hayır demek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız.”</p>
<p>Bugüne kadar mahkemelerde ‘ben halkı askerlikten soğutmak istemedim’ gibi ifadeler verenlerin beraat ettiğini hatırlatan Sönmez “Anti militaristlerin niyetlerinin sorgulanmasına da karşı olduğumuz için mahkemede de düşüncelerimizi en açık biçimde ifade etmeyi sürdüreceğiz” diyor.</p>
<p>Hakkında dava açılan bir diğer isim Atak yaptığı yazılı açıklamada döviz ve sloganların içeriğine katıldığını kaydetti.<br />
“Eyleme geç geldiği için döviz ve pankart tutmadığını, yapısı gereği de slogan atmadığını” belirten Atak “kimse öldürmeyi savunamaz. Öldürmeyi reddettiği için bir insanın özgürlüğünün gasp edilmesi de benim için suçtur” dedi.</p>
<p>11 Haziran’da İstanbul Arnavutköy’de yürürken gözaltına alınan <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/vicdani-ret/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Vicdani Ret">vicdani ret</a>çi Bal’ın yaşadıklarını protesto etmek için Beyoğlu’nda Galatasaray Lisesi’nin önünde bir basın açıklaması yapan Anti Militarist İnisiyatif üyelerine çeşitli sivil toplum kuruluşları da destek vermiş, Bal’ın serbest bırakılmalarını talep etmişlerdi.</p>
<p>Eylemde basın açıklamasını okuyan Sönmez &#8220;Her türlü denetimden muaf, demir parmaklıklar arkasında kurulan işkence tezgahlarını protesto ettiklerini” söylemiş, Bal’ın tam da bu zihniyete karşı olduğunu, insanların yaşam hakkını savunduğu için vicdani reddini açıkladığının altını çizmişti.</p>
<p>BİA Haber Merkezi &#8211; İstanbul<br />
24 Kasım 2008, Pazartesi<br />
Bawer ÇAKIR </p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/insan-haklari/" title="insan hakları" rel="tag">insan hakları</a>, <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/vicdani-ret/" title="Vicdani Ret" rel="tag">Vicdani Ret</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/1052/vicdani-ret/" title="Vicdani Ret! (05 Nisan 2009)">Vicdani Ret!</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/851/vicdani-ret-hakkini-tanitan-birgunden-iki-gazeteciye-beraat/" title="Vicdani Ret Hakkını Tanıtan Birgün&#8217;den İki Gazeteciye Beraat (24 Ekim 2008)">Vicdani Ret Hakkını Tanıtan Birgün&#8217;den İki Gazeteciye Beraat</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/1115/uluslararasi-vicdani-ret-hareketi-2/" title="Uluslararası Vicdani Ret Hareketi (31 Ağustos 2009)">Uluslararası Vicdani Ret Hareketi</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/802/turkiye%e2%80%99de-iskence-ve-yargisiz-infaz-artiyor/" title="Türkiye’de işkence ve yargısız infaz artıyor (14 Ekim 2008)">Türkiye’de işkence ve yargısız infaz artıyor</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/796/turkiye-tazminat-odemeye-doymuyor/" title="Türkiye tazminat ödemeye doymuyor (14 Ekim 2008)">Türkiye tazminat ödemeye doymuyor</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/953/vicdani-ret-eylemine-destek-vermek-de-halki-askerlikten-sogutuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hukuk &#8216;18&#8242;inde Reşitsin&#8217; Diyor, Evliliğe Gelince Yaş Düşüyor</title>
		<link>http://hiaxysheytan.com/946/hukuk-18inde-resitsin-diyor-evlilige-gelince-yas-dusuyor/</link>
		<comments>http://hiaxysheytan.com/946/hukuk-18inde-resitsin-diyor-evlilige-gelince-yas-dusuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2008 08:49:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>non serviam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel Mevzular]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hiaxysheytan.com/?p=946</guid>
		<description><![CDATA[Hürriyet ve Uçan Süpürge&#8217;nin erken yaşta evlilik panelinde Prof. Dr. Sirman &#8220;Erken evlilik kültürümüzde var deyip kabullenmemeliyiz&#8221; dedi. Psikolog Yıldırım bunun çocuk istismarı olduğunu vurguladı.
&#8220;Kız çocuklarının evlendirilmesi de kadınların bedeninin ailenin malı, erkeklerin iktidar savaş alanı olarak görülmesinden kaynaklanıyor.&#8221;
Uçan Süpürge ve Hürriyet&#8217;in bugün düzenlediği erken evlilikler üzerine paneldekonuşan hukuçu Canan Arın, yasalarda 18 yaşında &#8220;reşit&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hürriyet ve Uçan Süpürge&#8217;nin erken yaşta evlilik panelinde Prof. Dr. Sirman &#8220;Erken evlilik kültürümüzde var deyip kabullenmemeliyiz&#8221; dedi. Psikolog Yıldırım bunun çocuk istismarı olduğunu vurguladı.</p>
<p>&#8220;Kız çocuklarının evlendirilmesi de kadınların bedeninin ailenin malı, erkeklerin iktidar savaş alanı olarak görülmesinden kaynaklanıyor.&#8221;</p>
<p>Uçan Süpürge ve Hürriyet&#8217;in bugün düzenlediği erken evlilikler üzerine paneldekonuşan hukuçu Canan Arın, yasalarda 18 yaşında &#8220;reşit&#8221; kabul edilen çocukların evlilik söz konusu olduğunda bu sınırın 12&#8242;ye çekildiğini vurguladı. <span id="more-946"></span></p>
<p>Panelin diğer katılımcıları Prof. Dr. Nükhet Sirman, uzman psikolog Feride Yıldırım, oyuncu Hülya Avşar ve Uçan Süpürge Koordinatörü Selen Doğan&#8217;dı.</p>
<p>Hürriyet Medya Towers&#8217;da yapılan panelin açılış konuşmasını Hürriyet İcra Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı yaptı.<br />
&#8220;Kadınlar haklarını medyadan öğreniyorlar&#8221;</p>
<p>Doğan Sabancı&#8217;nın Hürriyet Aile İçi Şiddete Son kampanyası kapsamında Konda araştırma şirketine yaptırılan araştırmadan sunduğu verilere göre kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda Türkiye&#8217;de bir gelişme yok.</p>
<p>Kadınların yüzde 50&#8217;si ilkokul mezunu, bu kadınlardan yüzde 25&#8242;i büyüklerinin isteğiyle, yüzde 7.5&#8242;i zorla evlendirilmiş.</p>
<p>Türkiye&#8217;de kadınların yüzde 60&#8242;ı sokağa çıkmak için izin istiyor. Her üç kadından biri haklarının polis tarafından korunduğuna inanıyor.</p>
<p>Kadınlara haklarını nerden öğrendikleri sorulduğunda yüzde 60,9&#8242;u &#8220;medyadan&#8221;, yüzde 11,5&#8242;i &#8220;İnternet&#8217;ten&#8221;, sadece yüzde 3,7&#8217;si &#8220;okuldan&#8221; cevabını veriyor.<br />
Sirman: Yaraya değil yaranın nedenine bakmalı</p>
<p>Prof. Dr. Sirman kültürün değişmez olduğu kanısının yanlış olduğunu ifade etti.</p>
<p>Erken evliliklerin tarıma dayalı toplumlarda, üretim çoğalması ve akrabalığa kurulu ailenin devamı nedeniyle rastlandığını belirten Sirman göçle törede değişiklik olduğunu ancak ekonomik şartların hâlâ erken yaşta evliliği sürdürmekte etken olduğunu söyledi.</p>
<p>Devletinse aile ve çoğalmayı teşvik ettiğini, &#8220;üç çocuk&#8221; doğrun diyip sığınma evi, kreş açmadığını söyleyen Sirman medyanın da &#8220;gelinlik giymeyi&#8221; romantik hikayelerle idealize ettiğini aktardı.</p>
<p>Uçan Süpürge&#8217;den Doğan, 2 yıl içinde bütün şehirleri dolaşıp kadınlarla görüştükten sonra erken yaşta ve zorla evliliğin derinlikli ve bir o kadar da görmezden gelinen bir sorun olduğunu gözlemleriyle bu projeye başladıkları bilgisini verdi.<br />
Yıldırım: Erken yaşta evlilik herkesin onayıyla çocuğun istismarıdır</p>
<p>Yıldırım erken yaşta evliliğin zorla evlendirme olduğunu ve çocuğun istismarı olduğunu üstelik bu istismarın herkesin onayıyla gerçekleştiğini söyledi.</p>
<p>Erken yaşta evlilikle özellikle kız çocuklarının yaşadığı olumsuz durumlarsa şöyle:</p>
<p>&#8220;Fiziksel şiddete daha fazla maruz kalabilirler. Yetişkin rolü beklendiği için ruh halleri hasar görür. Erken yaşta doğumla ölüm, ölü gebelik, düşük yaşama olasılıkları çok daha yüksek. Haklarını savunabilecek durumda değiller.&#8221;</p>
<p>Oyuncu Avşar&#8217;ın mesajı net oldu: &#8220;AKP döneminde kanunların kolaylıkla değiştiğini görüyoruz. Ben panellerin de işe yaramadığını, artık konuşma vakti olmadığını düşünüyorum. Sorumlulara yaptırımları uygulanmalı.&#8221;</p>
<p>Arın ise yasalarda pek çok olumlu değişikliğin olduğunu ancak uygulamada sorunla karşılaşıldığını ifade etti.</p>
<p>Diğer yandan son zamanlarda geriye dönük olumsuzların yaşandığını ve evlilik yaşının 14&#8242;e düşürülmesi planının bunun örneği olduğunu söyledi.</p>
<p>BİA Haber Merkezi &#8211; İstanbul<br />
24 Kasım 2008, Pazartesi<br />
Emine ÖZCAN </p>

	Etiketler: <a href="http://hiaxysheytan.com/tag/insan-haklari/" title="insan hakları" rel="tag">insan hakları</a><br />

	<h6>Bunu alan bunu da aldı:</h6>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/851/vicdani-ret-hakkini-tanitan-birgunden-iki-gazeteciye-beraat/" title="Vicdani Ret Hakkını Tanıtan Birgün&#8217;den İki Gazeteciye Beraat (24 Ekim 2008)">Vicdani Ret Hakkını Tanıtan Birgün&#8217;den İki Gazeteciye Beraat</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/953/vicdani-ret-eylemine-destek-vermek-de-halki-askerlikten-sogutuyor/" title="Vicdani Ret Eylemine Destek Vermek de &#8220;Halkı Askerlikten Soğutuyor&#8221; (25 Kasım 2008)">Vicdani Ret Eylemine Destek Vermek de &#8220;Halkı Askerlikten Soğutuyor&#8221;</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/802/turkiye%e2%80%99de-iskence-ve-yargisiz-infaz-artiyor/" title="Türkiye’de işkence ve yargısız infaz artıyor (14 Ekim 2008)">Türkiye’de işkence ve yargısız infaz artıyor</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/796/turkiye-tazminat-odemeye-doymuyor/" title="Türkiye tazminat ödemeye doymuyor (14 Ekim 2008)">Türkiye tazminat ödemeye doymuyor</a> (0)</li>
	<li><a href="http://hiaxysheytan.com/657/tahliye-edilen-iskence-magduru-oldu/" title="Tahliye edilen işkence mağduru öldü! (10 Ekim 2008)">Tahliye edilen işkence mağduru öldü!</a> (0)</li>
</ul>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hiaxysheytan.com/946/hukuk-18inde-resitsin-diyor-evlilige-gelince-yas-dusuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

