Bilge Karasu’nun yayıma hazır hale getiremeden ardında bıraktığı yazılı kalıtı üzerinde yaptığım çalışmaların ürünü iki kitap oldu. İlkinde: Lağımlaranası ya da BeyoÄŸlu’nda, yazarın kurmaca/an-latı kapsamında düşünülebilecek yazılarını bir araya getirdim.
Öteki Metinler ise, düşünsel/kuramsal ağırlıklı denemeleri, metinleri, bunlarla birlikte okunabilecek notları ve Karasu’nun günlüklerinden seçmeleri kapsıyor. Bu ikinci kitapta, kendiliÄŸinden, “öteki” kavramı ağırlık kazandı. Bilge Karasu’nun çoÄŸunu yaÅŸarken yayımlamamış olduÄŸu, otuz yıla yayılan düşünce ürünleri, dilden yazıya, yazıdan yaÅŸama uzanan bir perspektifte hep “öteki”yi, “yabancı”yı, “tanıma”, “tanınma” ve “tanıtma”yı sorgulamakta.
Öteki Metinler, Ne Kitapsız Ne Kedisiz ile bir arada okunduÄŸunda; düşünsel etkinliÄŸinin merkezine yazı’nın ve yazın’ın sorunlarını yerleÅŸtirmiÅŸ, yaÅŸama bakışını o odaktan beslemiÅŸ bir yazarın satırlarının arasına sinmiÅŸ “felsefe”si, tamamıyla olmasa da, anlamlı sayılabilecek bir ölçüde kavranabilecektir.
Yazarın, baÅŸkalarının okumasında sakınca görmediÄŸi günlüklerinden, bu “felsefe”nin yaÅŸamındaki izlerini sürmeye elveriÅŸli olabilecek “günler”i seçerek ve son yirmi ay içinde tuttuÄŸu Ayna/Sıla notlarını da, onun “Yama Bohçası” olarak düşündüğü bu bitmemiÅŸ, bitmeyecek kitaba ekleyerek bir çeÅŸit “bütünlük” oluÅŸturmaya çalıştım.
Okurlarının Bilge Karasu’yu “tanıması” için kitaplarından biri –herhangi biri– de bir kapı aralar elbet; ama yazdıklarının, yazabildiklerinin tümünü okuyabilmek, o kapıyı ardına kadar açmasa da, kapıları çoÄŸaltacak, ışıkları-gölgeleri çeÅŸitlendirecektir. Bir “imge” kurmak, Karasu’ya göre, her zaman, her durumda ucu açık bir iÅŸtir. Ama o, ulaşılabilecek verileri, koÅŸulları elverdiÄŸince, tüketesiye kurcalardı imgelerini. Onun geride bıraktığı yazılarını, aynı ÅŸeyi yapmak isteyecek okurlarını düşünerek kitaplaÅŸtırdım. Özellikle onlar için. Bilge Karasu “okur” yetiÅŸtiren bir eÄŸitimciydi aynı zamanda. Bu “iÅŸ”ine öyle dört elle sarılıyordu ki, eÄŸitimcinin yazar Karasu’nun zamanından çalıyor olmasını bile içine sindiriyordu. Öteki Metinler biraz da onun bu “misyon”unu sürdürecek bir kitap oldu.
Bilge Karasu, vakitsiz ölümüne direnememiş olsa da, kendi söylemine son noktayı kendi koymalıydı. İşte ben bir anlamda bunu gerçekleştirmek istedim. Baktım: Üç nokta koymuş. Ben de o üç noktayı aldım, bu son iki kitaba taşıdım. Artık emanetçi aradan çekiliyor ve yazar, hep olmak istediği yerde: okurla karşı karşıya.

Füsun Akatlı, “Öteki Metinler’e Bakış”, s. 7-8