“Tren yuvarlanmayı sürdürdü ve dışarda Batı Almanya kasabalarını andıran ÅŸirin kasabalar gördük, masal kitaplarından çıkmış gibiydiler biraz, parke taÅŸlı küçük sokaklar, yüksek çatılar, ama orada da ıstırap vardı, ÅŸehvet vardı, cinayet vardı, delilik vardı, ihanet, hiçlik, korku, can sıkıntısı, sahte tanrılar, tecavüz, sarhoÅŸluk, uyuÅŸturucu, köpekler, kediler, çocuklar, televizyon, gazeteler, tıkalı tuvaletler, kör kanaryalar, yalnızlık… Yaratmak bir kaçış yoluydu sanki, çığlık atmanın bir yolu, ama o denli kötü ÅŸeyler yaratılıyordu ki, tıkalı tuvaletler ve tıkalı yaratıcılık. Arada sırada Celine gibi biri gelebiliyordu ve onu okuyup gülebiliyorduk çünkü hiç bir ÅŸansımız olmadığını biliyor, bunu açıkça söylüyordu. Tanrım, Avrupa’dan çıkıp ÅŸiÅŸko daktilomun başına geçmek için can atıyordum; orada oturmuÅŸ beni bekliyordu, benim denetimim dışında tuhaf cümleler kurardı ve karşılık beklemezdi ve kutsal deÄŸildi ve büyük ÅŸanstı, çok büyük ÅŸans.”

Bukowski bu kez bir Avrupa yolculuÄŸunu anlatıyor. Karısı Linda Lee ile birlikte Amerika’dan önce Paris’e gidiyorlar, sonra da Bukowski’nin Almanya’da kalmış tek akrabası olan dayısının yanına. Bukowski, bu gezi sırasında ilk kez ciddi anlamda Avrupa’yla, yaÅŸlı kıtanın kültürüyle tanışıyor. Tabii yaÅŸlı kıtaya alışkanlıklarını da taşımayı ihmal etmiyor. Yeni kurduÄŸu dostlukları bol alkolle suluyor. Roman tadındaki bu kitabın fotoÄŸrafları da görülmeye deÄŸer. Özellikle Bukowski’yi, Linda’yı ve dostlarını, nasıl yaÅŸadıklarını merak edenler için.

(Shakespeare Bunu Asla Yapmazdı, Charles Bukowski, Çeviri: Avi Pardo, Büyük boy 156 sayfa)