AHLAKÇI SERSERİLER
filed in Lorem Ipsum on Eki.09, 2008
Vicdani ret kavramıyla ilk karşılaÅŸanlar ister istemez hep sorar: “Askere gidenler vicdansız mıdır?”. Vicdani ret hareketine getirilen bu acele eleÅŸtirinin aynı düzlemdeki diÄŸer bir ifadesi de, vicdani retçilerin, kendilerini yüce ahlaklılar olarak lanse edip, askerlerin “ahlaksız” olduÄŸunu öne sürdüklerini iddia etmektir. Nitekim, bu eleÅŸtirileri dile getirenlere göre vicdani retçiler, yüksek bir ahlaki ilkeden yola çıkıp, daha da yüksek bir ahlaki irade kullanarak, bu ilkelerinin gerektirmelerini yerine getirecek kadar “cesur”, “yürekli”, “devrimci” ve “mert”tirler.
Baştan söyleyeyim, her ne kadar damarlarımda derin bir anarşist ahlak geziyor olsa da, bu eleştirilerin gerekçelerini ciddiye alıyorum. Ahlaki gerekçelerin, vicdani reddin temel bileşenlerinden biri olmak zorunda olduğuna inanmıyorum. Derin bir moralist olmama rağmen, ahlakı ciddiye almayanların varlığını da elzem görüyorum.
Standart metinler vicdani reddi, “bireyin ahlaki tercih, dini inanç ya da politik gerekçelerle askere gitmeyi ret etmesi” olarak tanımlamaktadır. Tanımın kapsadığı sahayı geniÅŸletmek mümkün. Zira, vicdani ret açıklaması sadece askerlik hizmetine karşı yapılmak zorunda deÄŸildir. Pekala diÄŸer her türlü otokratik ve otoriter zorunluluÄŸa ve angaryaya karşı benzer bir itiraz hakkı içkin olarak vardır ve gene benzer motivasyonlarla hayata geçirilebilir. Vicdani ret kavramın politik içeriÄŸini dejenere edip, kavram bulanıklığı yaratmamak için, “diÄŸer” karşı çıkışları “vicdani itiraz” olarak adlandıracağız. Zira malum, vicdani reddin politik konumuyla, vicdani itirazların politik konumlanmaları denk deÄŸildir. Vicdani ret ciddi politik riskler taşırken, vicdani itirazın “yan etkileri” daha düşük düzeydedir.
Vicdani itiraz aslında çok da uzak bir kavram deÄŸil, aksine gündelik hayatta sıklıkla karşılaÅŸtığımız bir olgu. Eczanelerde, kimi çalışanların, örneÄŸin “ertesi gün hapı” satışında görev almaması veya vejetaryenlerin süpermarketlerin kasap bölümünde çalışmamak için direnmesi de benzer örnekler olarak düşünülebilir. PeTA’nın da desteklediÄŸi, üniversitelerde öğrencilerin canlı hayvan modelleriyle çalışmaya karşı red haklarının tanınıp garanti altına alınması da yine ahlaki ve vicdani iradenin yaÅŸamın mümkün olduÄŸunca fazla alanına uygulanabilir kılınmasıyla ilgili önemli çabalardandır. Sözünü ettiÄŸimiz bu örnekleri, vicdani itiraz kategorisine sokabilmemizin en önemli kriterlerinden biri, bu itirazlara sıklıkla (hafif de olsa) cezai yaptırım uygulanıyor olmasıdır. ÖrneÄŸin, ertesi gün hapı satmayan eczanelerin ruhsatının iptali veya bu hapların satışını yapmayan personelin ve benzer ÅŸekilde kasap reyonunda çalışmak istemeyen otobur personelin iÅŸten çıkarılması ya da benzer ÅŸekilde hayvanlar üzerinde deney yapmayan öğrencilerin dersten kalmaları hatta kimi zaman disiplin cezaları almaları, vicdani itirazın da politik bir kavram olduÄŸunu açık etmektedir.
Dolayısıyla, gerek vicdani reddi, gerekse vicdani itirazı aşağı yukarı denk felsefelerin, farklı derecelerdeki uygulamaları olarak görebiliriz: her iki edim de bir red felsefesidir ve fakat, her iki edim de gördülükleri yaptırım bağlamında farklı derecelerde politik kararlılık gerektirmektedir. Dolayısıyla, vicdani ret ve vicdani itiraz, retçi felsefelerin, farklı düzeylerde ve düzlemlerdeki dışavurumudur.
Vicdani reddin (ve de vicdani itirazın) yukarıda yer verdiğimiz tanımında üç temel öğe vardı: ahlaki tercih, dini inanç ve politik nedenler. Bu gerekçelerden ilk ikisinin, temel anlamda zaten ahlaki nedenler olduğu açık. Politik nedenler ise, konunun en tartışmalı yönüdür. Zira, kimi politikalar ahlaksız ve vicdansızdır.
Bu konuyu detaylandırmak için, sadık okuru ÅŸaşırtmadan, en sevdiÄŸimiz labaratuvara, İsrail’e bakalım. Vicdani red hareketinin geleneksel kollarından gelenler, İsrail’de askerlerin ve subayların, vicdani gerekçelerle, iÅŸgal altındaki Filistin topraklarında hizmeti reddettiklerini öğrenince kısa bir ÅŸaÅŸkınlığa düşmüşlerdi. Zira, bu asker ve subaylar, ordudan ayrılmıyor, sadece gönülden baÄŸlı oldukları ordularının iÅŸgalde bulunmasını doÄŸru bulmuyorlardı. Orduda hizmet ile ilgili bir sorunları yoktu bu retçilerin. Yaptıkları aslında, çalıştıkları kurumu eleÅŸtirmek ve kendilerince iyileÅŸtirmekti, zira bu askerlere göre İsrail ordusu, Filistin iÅŸgali ve diÄŸer vahÅŸi uygulamalarıyla yanlış yapıyor ve kamuoyu önünde saygınlığını azaltıyordu. İşin daha da ilginci, deÄŸindiÄŸimiz seçici ret hareketlerinin katılımcılarının politik manada inanılmaz bir politik çeÅŸitliliÄŸine sahip olmasıdır. SaÄŸcı siyonistlerden, sosyalist siyonistlere ve komünistlere dek yüzlerce asker, iÅŸgale katılmayacaklarını aynı çatı altında kamuoyuna duyurmuÅŸtu. İsrail ordusu önceleri reflektif olarak bu askerlere pek insaflı davranmadı ve elbette bu askerleri cezalandırdı; fakat sonrasında ordu, rasyonel ve liberal bir hamleyle bu askerlerin gerekçelerini kerhen tanıyarak onları iÅŸgale göndermemeye baÅŸladı. Böylece, orduya göre, sorun çözülmüştü.
Dolayısıyla, faÅŸist siyonist bir temelden gelse de, aktif bir askerin (seçici) vicdani reddini açıklaması da, sözünü ettiÄŸimiz İsrail koÅŸullarında mümkün olabilmektedir. Yıllar önce, Tel Aviv’de sözünü ettiÄŸimiz türden (seçici) vicdani retçi kırmızı bereli ve kıdemli bir askerin, saÄŸcı siyonist tınılarla, güçlü ve büyük İsrail hayalini ve bu hayalinde Araplara ve Filistinlilere yer vermek istememesini ateÅŸli bir ÅŸekilde savunmasını dinleyince, itiraf etmeliyim, kafam karışmıştı (Bakınız: İsrail – Filistin ve Vicdani Ret, canbaskent.net). Acaba bir insan nasıl hem savaÅŸmaktan imtina etmeyip hem de retçi olabilmekteydi?
Elbette, aslında politize bir harekette umulmadık çeşitliliklere sahip olmak sıradışı değil. Her harekette olduğu gibi, vicdani ret hareketinde de yakından incelenmedikçe fark etmenin zor olduğu varoluşsal farklılıklar mevcut. Pasifist vicdani retçilerden, anarşist retçilere, devletin ordusunda savaşmayı reddederken silahlı ve devrimci mücadeleden imtina etmeyeceğini açıklayan retçilere dek derin farklılıklar taşıyan politik yaklaşımlar, vicdani ret hareketinde eklektik de olsa bir konglomeraya dönüşebilmektedir. Vicdani ret hareketindeki bu politik çeşitliliğin, hareketin amaçlarıyla ne kadar uyumlu olup olamayacağını burada tartışmayacağız. Burada ilgimizi çeken, ahlaki temellere dayanmayan vicdani reddin mümkünatıdır.
Peki, sözünü ettiÄŸimiz çeÅŸitliliÄŸi verili olarak aldığımızda dahi, vicdani ret merkezli politikaları ahlakçı bulmak mümkün müdür? Gerek deÄŸindiÄŸimiz İsrail örneÄŸi, gerek hareketle ilgili hatırlanabilecek kimi detaylar aslında, kavramın en geniÅŸ anlamıyla, vicdani reddin mazereti olarak sunulacak tüm politik gerekçelerin, ahlakçılık zemininde kesiÅŸtiklerine iÅŸaret etmektedir. İsrailli seçici retçi askerlerin tavırları, örneÄŸin, farklı ahlaki öncüllere dayandığı halde bile ahlakçıdır. Fakat, elbette, bu ahlakın kapsamı ve hitap ettiÄŸi kitle, “geleneksel” vicdani reddinkilerle karşılaÅŸtırıldığında daha dardır. Keza, sosyalist ahlaka sahip olabilen bir vicdani retçi de “düşman ordusunda” savaÅŸma eÄŸitimi almayı, kendi devrimci ahlak ideallerine ters görebilir. Dahası, utiliteryen bir anarÅŸist devrimci de, “sistemi içerden yıkma” diskuruyla devlet ordusunun silahlı eÄŸitim almak için en iyi yer olduÄŸunu, kendi utiliteryen ahlakıyla doÄŸrulayabilir. Katılsak da katılmasak da, onaylasak da onaylamasak da, deÄŸindiÄŸimiz tüm vicdani ret yaklaşımları bir ahlaki zemine sahiptir.
Sözünü ettiÄŸimiz ahlaki yaklaşım, vicdani reddin gerçekleÅŸmesi için aslında ilave bir koÅŸuldur. Zira, söz konusu ahlaki ilke, vicdani reddi gerekçelendirmekte meta bir kriter olarak kullanılmaktadır. Dolayısıyla, bu ahlaki ilke vicdani reddin, doÄŸal ve kendiliÄŸinden geliÅŸen bir tepki olmaktan uzaklaÅŸtırıp, belirli bir ahlaki dizgeye itaat eden bir edim haline getirmektedir. DiÄŸer bir ifadeyle, ahlaki yaklaşıma göre, vicdani ret ancak ve ancak herhangi bir ahlak felsefesi (ve bu minvalde bir siyaset felsefesiyle) gerekçelendirip kuvvetlendirildiÄŸinde “anlamlı” ve “iyidir”.
Bu yaklaşımın problematik olduğu, aslında vicdani reddin tabiatındaki bir çok noktayı es geçtiğini görmek zor değil. Peki anarşizan ahlak penceresinden bakıldığında, ahlaki ilkelere dayanmayan ret hareketleri nasıl mümkün olabilir?
ÖnereceÄŸimiz yöntem, vicdani reddi, ahlaki kriterler olan iyi/kötü yerine, mantıksal kriterlere, diÄŸer bir deyiÅŸle doÄŸru/yanlış kriterlerine dayalı bir metodolojiye dayandırmaktır. “Mantıksal vicdani ret” olarak adlandıracağımız bu yaklaşım, kimi “per se” öncüllere dayanarak, vicdani reddin mantıksal olarak da doÄŸru olduÄŸunu öne sürmektedir. Vicdani reddin gerekçeleri, o kadar açıktır ki, ahlaki kurallar, vahiyler veya politik ideolojiler gibi ilave koÅŸullara ve gerektirmelere sahip olmadan, “kendiliÄŸinden” doÄŸrudur.
Ortaya koyduğumuz iddiaya yönelik naif eleştirilerin ortak noktası, vicdani reddi özcüleştirdiğimizi iddia etmektir. Elbette, doğal ve kendiliğinden olduğu iddia edilen her kavrama hemen her zaman benzer eleştiriler getirilmektedir. Kadın ve erkeğin doğal olarak eşit olduğu da benzer şekilde iddia edildiğinde, ama bu sefer haklı olarak, bu iddiaya yönelik, kadın ve erkeğin politik mücadele sonucu eşitlendiğine işaret eden bir özcülük eleştirisi getirmek mümkündür. Vicdani reddi özcüleştirdiğimizi iddia eden yaklaşımlar iki farklı perspektifle bertaraf edilebilir. Bu yaklaşımlardan birincisi vicdani reddi bir kazanım olarak gören yaklaşım (pozitif yaklaşım) iken, ikinci yaklaşım vicdani reddi, zorunlu askerlik hizmeti gibi fazlalıklardan arınma olarak gören (negatif yaklaşım) yaklaşımdır. Pozitif yaklaşım olarak adlandırdığımız yaklaşım, vicdani reddi, devlet ve hegamonyaların çağlardır süren ve kemikleşen itaat kültüründen koparılarak alınan bir hak olarak görür. Bu yaklaşımda, vicdani ret, özgürlüğümüzü baştan yitirmiş olarak başladığımız hayatta elde edilen bir özgürlük kazanımıdır. Öte yandan, negatif yaklaşımda ise, vicdani ret, zorunlu askerlik gibi gereksiz fazlalıklardan kurtulma edimidir. Özetlemek gerekirse, pozitif yaklaşım, olumlu bir fayda elde etmeye çalışırken; negatif yaklaşımsa olumsuz kayıplardan kurtulmaya çalışarak zararı azaltmaya gayret eder.
Åžimdi de, bu iki yaklaşımın özcülük eleÅŸtirilerini nasıl yadsıdığını görelim. Vicdani reddin, ilave ahlaki ya da politik koÅŸullara dayanmaksızın doÄŸru olmasını iddia etmek, vicdani reddi, öyle ya da böyle politikalar üstü felsefi bir konuma yükseltmektedir. Öte yandan, bu yükseltmeyi gerçekleÅŸtiren ise, vicdani reddin kendini manifeste etme ÅŸekli deÄŸil, aksine, vicdani reddin kaçınılmaz kılan askerlik ve ordu kurumlarıdır. Dolayısıyla, vicdani ret, reddettiÄŸi kurumların hiç bir makul düşünce ve ahlak sisteminde gerekçelendirilebilir olmaması nedeniyle, kendini politikalar üstü bir konuma çıkarabilmektedir. Öldürme edimi, nasıl hemen her felsefede “yanlış” ise, öldürmemek de benzer manada evrensel bir “doÄŸruluÄŸa” sahip olmaktadır. Dolayısıyla, vicdani ret hareketlilikleri ister pozifit isterse negatif yaklaşımla ÅŸekillenmiÅŸ olsun; vicdani reddin karşıt olduÄŸu kavramlar olan ordu ve askerlikten devÅŸirdiÄŸi “doÄŸruluÄŸu” baki kalacaktır. Özetlemek gerekirse, vicdani reddin özünde olduÄŸu iddia edilen doÄŸruluk ve haklılık aslında, ordu ve askerlik mevhumlarının kuruluÅŸ gayelerinden kaynaklanan insanlık dışı motivasyonların (zira öldürmenin insani olduÄŸu iddia edilemez) birer yansımasıdır. Haliyle, vicdani reddi ister bir hak olarak görün, isterseniz de bir arınma felsefesi olarak görün, tüm bu yaklaşımlar aslında ret politikalarının muhatabına göre ÅŸekillenmektedir. Muhatap ahlaksızsa, ne yaparsanız yapın, zaten ahlaklı görüneceksinizdir. Ama bu, aldatıcı olmamalıdır. Zira, vicdani ret için ahlaki bir temele, gösterdiÄŸimiz gibi, ihtiyaç da yoktur aslında.
Vicdani ret hakkının, insan bireylerin varoluşundan gelen yaşama hakkına denk bir hak olduğunu iddia etmek -zira, vicdani reddin muhatabı olan ordu, bu temel hakka saldırmaktadır-, asla haddini aşan bir önerme değildir. Nasıl, insan olmak yaşamak için yeterliyse ve bu hakka ulaşmak için ilave bir efor harcamak ya da belirli vasıflara sahip olmak gerekmiyorsa, vicdani reddi gerekçelendirmek için de ilave şart ve vasıflar gerekmemektedir. Zira, temel yaşam hakkı, acı çekmeden ve işkence görmeden yaşamayı da kapsamaktadır. Dolayısıyla, askerlik ve benzeri militarist zorlamaları işkence olarak gören insanların da, yaşama hakkına dayanarak, insan olmaya dayanarak vicdani redlerini gerekçelendirmeleri mümkündür.
Özetlemek gerekirse, gerek vicdani itiraz, gerekse vicdani ret düzeyinde olsun; mantıksal doğruluklara dayanan ret felsefelerinin gerekçelendirilmesi için ilave bir ahlaki ya da politik argümana gerek yoktur. Uluslararası vicdani ret hareketinde görülen birbirleriyle zıtlaşan bir çok düşünce ve hareketliliğin yan yana var olabilmesi, elbette, birbiriyle zıt olan politikaların uzlaşmasıyla değil, vicdani reddin bu politikaların çok ötesinde ve üzerinde, ama bir o kadar da temel bir düzlemde kendini konumlandırıyor olmasından kaynaklanmaktadır.
Diğer bir deyişle; varım, öyleyse reddediyorum.
TeÅŸekkür: Ossi’nin dikkat çektiÄŸi kimi önemli noktalar, yazının tutarlılığının teÅŸkil edilmesinde önemli rol oynamıştır. TeÅŸekkürler Ossi.
Can BaÅŸkent
http://www.izinsizgosteri.net/asalsayi149/can.baskent_149.html
Cevap Yaz