Richard Polt: Martin Heidegger: Tarih, kalıtım ve yazgı

Heidegger şimdiye kadar üzerine fazla bir şey söylemedi, fakat o tarihi, Varlığımızın can alıcı kesinliği olarak gördü. Aslında bu konuyu niçin daha önce açmadığını anlamak için daha önce geçen birçok olgunu ayrıntılı yorumunu yapmalıyız. Varlık ve Zaman’ın ikinci bölümünün beşinci kısmında otantik varolmanın heyecanlı betimlemelerinde ve varlığımızın tarihsel karakter biçimlerinde bu konuyu açmak işin hazırdı.

Heidegger yalnızca savaşların, denemelerin, politik hareketlerin ve benzerlerinin akademik araştırmaları olarak tarihi anlamaz. Gerçekte o, savaş ve diğer tarihi olguların kendilikleriyle öncelikle ilgilenmez. Onun asıl amacı, insan varlığının gerçekteki tarihi doğasıdır. Heidegger bunu tarihsellik (Geschichtlichkeit) diye adlandırır. Geçmiş olayları ve durumları bize anlamlı yapan ve onların bilimsel incelemesini olanaklı kılan tarihsellik yöntemine şükran borçluyuz. Buna ilaveten her ne kadar çi olmasak da, otantik varolmamızla tarihsel olabiliriz.

“Dasein’ın doğumdan ölüme doğru uzandığı” yola tarihsellik denilebilir. Tarihselliğimiz yüzünden yaşamımızın doğumdan ölüme uzanan hikaye ve dramaları oluşturduğunu söylemek olanaklıdır. (Diğer hayvanların yaşam formlarını biyoloji araştırırken insan yaşamı ise biyografyalarla anlatılır.) Heidegger’in daha önce belirttiği gibi, tarihsellik zamansallık olarak betimlenebilir; gerçekten tarihselliğin yorumu, “zamansallığın sadece somut bir açığa çıkışıdır.”

Geçmişte atılmış ve şimdide geleceği planlayanlar olduğumuzu anlamaktayız. Heidegger, geçmişten çıkarttığımız projelerin oluşturduğu olanakları kalıtım olarak belirler. Yalnızca kendime dayanarak hayal edebileceğim bir projeyi veya planı basitçe ortaya koyamam. Olanaklı proje ve planların kaynağı, binlerce yıldır kültürümü oluşturan olanaklı kendi yorumumun zenginliği ve toplumda diğerleriyle paylaştığım kalıtımdır. Varlığın olanaklarına göre yaşamımın yönlenmesine fırsat veren bu kalıtıma teşekkürler; örneğin, tutucu ve devrimci olmak gibi. Diğerleri arasında bu yaşam biçimleri, kültürümde olanaklı rol modelleri olan halk tarafından bana olanaklı yapılır. Otantik varolma, bazı kalıtım olanaklarını devamlı ‘tekrar’ eder. Böylece, geçmiş otantikçe varolmak için fırsatların depolandığı yerdir: “her ‘iyi’ bir kalıtımdır ve ‘iyiliğin’ yapısı otantik varolmanın olanağının oluşmasını da sağlar.” Geçmiş nesne ve olaylar, bizim için anlamlı olabilirler ve çiler onu araştırılabilir; çünkü yalnızca geçmiş hala bizimle ve kalıtım gibi hizmet eder. Bu nedenle, yabancı gibi gelse de, olanaklar çilerin özenle ilgilendikleri şeylerdir.

Heidegger, geçmişte birisinin yaptığı şeyleri aynen yapmamız gerektiğini söylemek istemiyor – aslında bu da imkansızdır. Onun ‘tekrar’ kavramı (Wiederbolung – Stambaugh’un ‘retrieve’ terimi) geçmişin tekerrürü anlamına gelmez, fakat geçmişi özgürce ve yaratıcı olarak kendine uydurmaktır. Örneğin, eğer Picasso’yu lider olarak seçmem, benim de mavi, pembe ve kübist dönemden geçeceğim anlamına gelmez. Gerçekte, Picasso’nun varolma yolunu kendi yaşamım için bir referans noktası ve bir model olarak seçerim. Yine, eğer birisi “İsa’yı taklit ederek” konuşursa o kendisinin Tanrı’nın oğlu olduğu iddiasında değildir, fakat İsa’nın yaşamı bireyin kendi koşullarına adapte olması için gerekli gücü elde etmesini sağlayacaktır. Heidegger, birinin kendi öz geçmişiyle ilgilenmesi ve ona aşırı duyarlı olması zorunlu olarak onun tutucu olacağı iddiasını kabul etmez; aslında bu durum gerçek devrimi de olanaklı yapar. İşte Heidegger’in de Batı metafiziğinin tahribiyle yapmaya çalıştığı da tam anlamıyla budur.

Şu soru akla gelebilir: kendimizden çok, gelenek ve kalıtım ile uyum içinde olmak ne demektir? Acaba Batılı insan Zen Budist veya Afrikalı bir şaman mı olmak istiyor? – ve niçin olmasın. Böyle bir soruya Heidegger tüm bu olanakların Batılı için açık olduğunu, fakat Batılı genellikle kendi öz kültürüyle ilgili olanlarla ilgilenir diye karşılık verecektir. Japon veya Afrika kültürüne veya geleneğine katılma ancak Batı geleneğinde bu yolu açan bazı şeylerin olduğunu göstermektedir. Heidegger’e göre, günümüzdeki ‘çok kültürlülük’ bir tür otantik olmayan ve yüzeysel durumdur: Bireyin kendisinde yabancı kültürü anlaması ve ‘sentez’ etmesi, Dasein’ın ilk defa gerçekten kendisini kendinde aydınlattığı görüşünü ortaya çıkartır. Çok yönlü merak ve hiç durmadan bir şeyi ‘tam olarak bilme’ Dasein’ın evrensel anlaması gibi sahteliktir.

Heidegger, Avrupalıların zorunlu olarak Avrupa-merkezli oldukları konusunda muhtemelen ısrar edecektir, çünkü onlar olanaklarını seçerken kendi kültürleri temelinde veya en azından ondan başlayan seçimler yapmak zorundalar. (Örneğin, Batılı anti-Batılı bir görüşü benimsediği zaman, Batının eşitlik ve hukuk kavramları bu benimsemeye isteksizce hizmet eder.) Heidegger tüm yaşamı boyunca Batı entelektüel geleneğin temelini sarsmak ve tahrip etmek için Batı düşüncesinin gizli veya örtülü olanaklarını yeniden sorgulamıştır. Bu sorgulama onun Doğu düşüncesini yok saydığı anlamına gelmez; Doğu düşüncesini büyük bir merak ve ilgi ile takip etmiştir. Heidegger’in kalıtım kavramı birçok eleştirmeni de rahatsız eder; onlar bu kavramı özellikle de Heidegger’in 30’lu yıllardaki nasyonal politika düşüncesinde aşırı milliyetçi ve totaliter bulurlar. Öte yandan, diğer eleştirmenler ise, Heidegger’in düşüncesini ancak aşırı milliyetçiliğin tahribi için olanaklı bulurlar.

Kalıtım kavramının yanı sıra iki kavram da ayrıca ele alınmaktadır: Kader ve yazgı. Çoğu zaman bu iki kavramı, bizim isteğimiz ve kontrolümüzün ötesinde olan şeyler için kullanırız (“o kaderdir”). Fakat Heidegger özgürlüğü yok saymak veya göz ardı etmek niyetinde değildir. Diğer taraftan o, yaşamımız için tamamen yeni bir anlam yaratma ve çizmekle kendimizi belirleme özgürlüğüne de inanmaz. ‘Kader’ ve ‘yazgı’ terimleri, özgürlüğümüzün sorumluluk taşıdığını ve seçimlerimizin sınırlı olduklarını
söylemektedir. ‘Kader’, otantik varolmanın diğer bir ismidir. “Dasein’ın kendisini kendine bağladığı, ölümden özgür olduğu ve olanaklarını getirdiği ve seçtiği yerdir.”

Özgürüz, fakat özgürlüğümüz zorunlu olarak sınırlı; olanaklarımız, kalıtım veya geleneklerimizden çıkartılmalıdır ve daha fazla olanakların olmadığı olanaklarla her zaman yüzleşiriz. Okuyucu bu ‘sınırlı özgürlüğü’ anlarsa, Heidegger’in ‘kader’ tartışmasını ve yorumunu takip edebilir.

Yazgı, bir toplumun paylaşılan (ortak) tarihselliğidir – grubun ortak geleneğinin çizildiği ve ortak kaderin ortaya çıktığı yoldur. Toplum, tek tek bağımsız bireylerin oluşturduğu bütünlük değildir. Duyguları, ilgileri, seçimleri paylaşırız ve tarihimiz ‘kuşakların’ hareketlerini takip etme eğilimindedir. Örneğin, 1960’ların kuşağı her ne kadar farklı düşüncelere ve farklı olanaklara sahip olmalarına rağmen, belli bir olanak setini ve konularını paylaştılar. Heidegger’e göre, yazgı ‘iletişim’ ve ‘çabalama’ sayesinde açığa çıkar. Bu konuları yorumlama ve deneme çabasını ve kendimizle yüzleşmeyi anlarken, ortak karar ve yönlendirme işin içine karışır. Her ne kadar Heidegger yazgı
üzerine Varlık ve Zaman’da az şey söylese de, onun sonraki düşüncelerinde çok yer işgal etmeye devam eden önemli bir olgudur.

Niçin kalıtım ve kader açısından değil de, tarihi hep olaylar yığını olarak düşünmekteyiz? – “Bir lanet şeyi diğer lanet şeyin arkasından düşünmekteyiz”? Yeterince tahmin edilebileceği gibi, Heidegger düşüş konusunda bu ortak görüşü suçlar. Haberlerde rapor edilen şeyleri görürüz ve onların zaman çizgisine yerleştirilmesi sonucu oluşan dünya olaylarına, adını veririz. Olaylar yığınının anlamı, yüzeysel ve sözce de yetersizdir – hiçbir anlamı olmayan bir masalın veya hikayenin bir deli tarafından anlatılmasını veya ‘onların anlık sağ duyularıyla dikta ettikleri basit yorumları klişe olarak adlandırırız. Heidegger dünyanın geleceğimiz ve geçmişimizle ilişkili olarak bizim için nasıl açıldığına dikkat etmemizi ister. Geçmiş ve gelecek, doğum ve ölüm arasındaki bu yorum, tarihin gerçek orijinidir. Şu anın içine düşmenin yerine, bir kere şunu anlamalıyız ki, kararlı seçimler yaparak olayların gerçek ve derin anlamını keşfedebiliriz.

Heidegger’in tarihsellik kavramı, çilik ve tarihsel görecelik üzerine birçok önemli soruyu da açığa çıkartır. O bu soruları çok az bir sıklıkla doğrudan sorar, fakat bu sorular çok önemlidir. Heidegger bazen bir ‘çi’ olarak tanımlandı. Bu tanımlamanın değeri, tanımlayanın bu tanımla ne demek istediğine bağlıdır. Heidegger için bir tarihsel döneme ilişki kurmadan hiç doğru yoktur iddiasında bulunan birisine göre, bu tanımlama doğrudur. ‘Doğru’ farklı dönemlerdeki uluslar ve farklı insanlar için değişik açılımlara sahiptir, çünkü farklı kalıtım veya geleneğe dayanarak değişik kararlar vermekteler: olgular farklı zamanlarda değişik yollarla kendilerini Dasein’a açarlar. “Çünkü Dasein, kendi varolmasında tarihseldir, varlıkların yorum tarzlarında ve belirgin olanaklarında, farklı tarihsel koşulların çeşitliliğinde kendi kendisiyle farklıdır.” Hatta bilim bile ‘tarihselliğin pençesindedir.’

Buna karşılık, tarihin tüm dönemlerinde her görüş eşdeğerli olarak doğru olduğu iddiasıyla Heidegger yorumlanıyorsa, bu ‘çi’ tanımlaması yanlıştır. O daima otantik olmanın otantik olmamadan daha açık olduğunu söylemektedir: Bu, varlıkların derin bir anlama sahip olduklarını bize göstermektedir. Buna ilaveten, bazı çağlar diğerlerinden daha mütavazi otantikliğe sahiptir. Böylece, hiçbir açıklık sonsuza kadar sürmezse ya da tarihten bağımsız olmazsa bile, açıklık meydana gelir (olur) ve bazı eylemler diğerlerinden daha iyi kendini açar veya gizemini kaldırır. “2 + 2 = 4 eder mi?” diye sormak mümkündür. Kesinlikle ve mutlak olarak bu önerme doğru değil mi? ve tarihsel dönemler dikkate alınmadan bu önerme herkes için aynı değil midir? Heidegger böyle bir soruya, önermenin tarihsel (ç. zamansal) olmadığını söylemek suretiyle cevap verecektir. Başka varlıkları fark edebilen ve onlarla varolan varlık, var olabilendir. Fakat diğerleriyle var olabilmek, hem kendi geçmişiyle hem de geleceğiyle ilişkili olmaktır: başka bir söylemle, tarihsellikle varolmaktır. Buna ilaveten, geçmiş ve geleceğe ilişkin özgün doğamız, “2 + 2 = 4” önermesinin yorumunun doğruluğunu belirleyecektir; bu yolla yapılan yorum, bireyin tarihteki konumuyla ilişkili olacaktır. Çünkü, basit bir aritmetik doğrunun anlamı bile, yorumun konusudur. “2 + 2 = 4” önermesinin doğruluğu, sayıların nasıl ve ne olduğunun bazı önsel anlamalarını içerir. Hiç kimse iki artı ikinin beş ettiğine inanmaz ama sayıların Varlığı sorusu tartışmaya açıktır. Sayılar görünmez ve ebedi varlıklar mıdır? Onlar aklın yapıları mıdır? Farklı yer ve zamanda insanlar sayıların Varlığının gizemini açacaklar; bazıları, diğerlerinden daha çok mu onları aydınlatacak gizemini kaldıracak.

Birisi şöyle bir akıl yürütmede yapabilir: “Heidegger tüm hakikatların tarihsel olduğunu ileri sürer – fakat bu sav kendi kendinin evrenselliğini de sağlamaktadır. Çünkü, Heidegger tarihsel olmayan bir hakikat öne sürmektedir ve kendisiyle çelişmektedir.” Buna karşılık, Heidegger’e göre Dasein’ın bazı evrensel ortak yapılarının (tarihselliğin kendisi gibi) yorumlama şeklinin tarihsellikle uyuştuğunu kabul ederek, bu yapıları ortaya koymak suçsuzluk değildir. Yukarıda açıkladığımız gibi, her ne kadar matematiksel ilişkiler tarihsel değilse de, bu ilişkilerin gizemini açma (anlama) yolumuz tarihseldir. Aynı benzerlikle, 20. yüz yılın Avrupalısı olarak Heidegger, kendi deneyimlerinden kaynaklanan bir tarzla Dasein’ın evrensel yapısını açıklayabilmektedir. Bu projede çelişkili bir şey yoktur, fakat Heidegger’in yanlış olabileceği olasılığı her zaman mümkündür; başka zamanlarda ve yerlerde başka
düşünürler Dasein’ı daha iyi açıklayabilirler.

Bir tarihsel görüşün diğer birinden daha aydınlatıcı olduğunu söylemek veya öne sürmek çok zordur. Bazen iki değişik çağda, farklı yollarla şeyler aynı biçimde aydınlatılır, varlığın değişik konumları açığa çıkartılır. O halde, bir çağı diğerinin ölçüsü olarak yargılamak veya kabul etmek yanlıştır. Heidegger şöyle yazar: Galilei’nin nesneler hakkında öne sürdüğü serbest düşme kuramı doğru ve Aristoteles’in hafif cisimler yukarı doğru dikey hareket eder öğretisi yanlıştır, diyemeyiz; Yunanlıların mekan ve cisim kavramları ve nesnelerin farklı yorumuna bağlı olarak bu ikisinin arasındaki ilişkiyi anlamaları sonucu, doğa olaylarını sorgulamaları ve farklı bakış açıları oluşturmaları ortaya çıktı. Hiç kimse Shakespeare’in yazdığı şiirin Aeschylus’unkinden daha iyi olduğunu söyleyemez. Buna bağlı olarak, her hangi bir şey hakkında modern anlamanın, Yunanlılardan daha doğru olduğunu söylemek de mümkün değildir.

Bu alıntı Heidegger’in yazılarının içinde en göreceli olanlardan bir tanesidir. O her hangi bir yorumun, diğer bir yorum kadar iyi olduğunu söylüyor gibi gözükmektedir. – fakat bu tür bir yorumlama onun düşüncelerine karşı bir okumadır. Yunan ve Modern fiziğin, deneyin değişik kısımlarını açığa çıkarttığını ve aydınlattığını söylemek, onu anlamayı daha belirgin yapar. Fakat bu varsayım biz modernlerin bir şekilde Antik Yunan dünya anlayışının parçası olduğunu ve bu görüşün gizemi kaldırdığını söylemektedir. Kendi öz görüşümüzü ya da yerimizi, anlamaya nasıl aktarabiliriz ve açıklığın bazı diğer kültürlerdeki yolunu nasıl tayin edebiliriz? Heidegger bunun olanaklı olduğunu açıkça düşünür; çünkü o bütün gücünü Yunanlıları anlamaya, onların düşüncesinde neyin doğru, neyin yanlış olduğuna karar vermeye adamıştır. Fakat bu tarihin üzerinde yükselmeyi kapsamaz. Gerçekte, başkalarıyla karşılaşmayı ve iletişime girmeyi kapsar. Bu karşılaşma vasıtasıyla dünyanın diğer anlama biçimlerini öğreniriz. Heidegger’in öğrencisi Gadamer bunu şöyle ifade eder: anlamamız her zaman tarihsel bir sınırlılığa ya da “ufka” sahiptir, fakat diğer anlamalarla “ufku birleştirme” olanağı da mümkündür. Sonluyuz, fakat değişebiliriz. Ve bir kere yeni bir yoruma giriş yaptığımızda, onun ne kadar olguyu bize açmaya yardım ettiğine karar vermeliyiz.

Böylece varlıklar değişik zamanlarda farklı biçimlerde Dasein’da kendilerini açarlar. Varlık, varolanların oluşturduğu Dasein’ın farklılığıdır. O halde, “Varlığın kendisi tarihsel değil midir?” diye sormalıyız. Varlığın tek bir anlamını aramak veya sorgulamak bir anlama sahip midir? Bu sorulara Heidegger Varlık ve Zaman’ın birinci bölüm üçüncü kısmında cevap vermektedir. Sonraki eserlerinde Varlık ve Zaman gibi, Varlığın tarihsiz anlamlarını bile bulabiliriz.


Etiketler: , ,
Bunu alan bunu da aldı:

Yorum yapılmamış »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. Geri İzleme URL'si.

Yorum yapın