Seni henüz şöylesine tanıdığım zamanlar, sana anlatma isteÄŸine kapıldığım öykü buydu. Sen ki anımsamayacak halde olan, ancak bir rastlantı eseri bu kitabın baÅŸlangıcından haberi olan ve öylesine tam sırasında ve öylesine kararlı bir ÅŸekilde söze girmiÅŸ olan… KuÅŸkusuz kitabın “Bir kapının kanatları gibi apaçık” olmasını istediÄŸimi bana hatırlatmak içindi bu, benimse bu kapıdan senden baÅŸkasının girdiÄŸini görmek istemediÄŸimi hatırlatmak içindi. Sadece senin girdiÄŸini, senin çıktığını görecektim. Sen ki tüm bu anlattıklarım içinde, “LES AUBES”a doÄŸru kalkmış elinin üzerine birazcık yaÄŸmur düşmüştü. Sen ki, aÅŸk üzerine o saçma ve kısaltılamaz cümleyi yazdığım için piÅŸman etmiÅŸtin beni, “her türlü sınava açık haliyle” tek aÅŸk… Sen ki, beni tüm dinleyenler için, bir kendilik olmamalıydın, bir kadın olmalıydın, sen ki bir kadın olarak, bir Kimera olman için, bana yapılan ve yapılmakta olan baskıya raÄŸmen bir hiçtin.

Sen ki tüm yaptıklarını hayran olunacak biçimde yapar ve bunun görkemli nedenleri, benim için akılsızlığa, deliliÄŸe hiç bulaÅŸmadan, bir yıldırım gibi ölümcül bir biçimde ışıldar ve düşerdi. Sen en canlı varlık, sende hiç sınanmamış olanın gücünü tüm keskinliÄŸiyle hissetmem için yolumun üzerine konulmuÅŸ olan sen… Kötülüğü sadece kulaktan duymuÅŸ olan sen. Elbette ideal bir güzelliÄŸe sahip olan sen. Her ÅŸeyin günün ışımasına indirgediÄŸi ve belki de bu nedenle bir daha hiç göremeyeceÄŸim sen…

Kendi kendimde bildiÄŸim bu deha aÅŸkını ne yapayım sensiz? Onun adına, ÅŸurada burada birkaç tanışlık arayışına girmekten baÅŸka bir ÅŸey yapamadığım aÅŸkı? Dehanın nerede olduÄŸunu bilmekle övünüyorum, neyin nesi bir ÅŸey olduÄŸunu bilmekle övünüyorum ve onu diÄŸer büyük coÅŸkularla baÄŸdaÅŸmaya açık görüyorum. Dehana körü körüne inanıyorum. EÄŸer ÅŸaşırtırsa seni, bu sözcüğü geri alıyorum ama, üzülerek… O zaman da onu tümüyle nefretliyorum. Deha… bana bu iÅŸaret, bu yıldız altında görünen ve senin yanı başında, sahip olmaktan çıktığım birkaç olası müdahaleciden, daha fazla ne bekleyebilirdim!
Benim için en yakın biçimlerle özdeşleştin sen ama isteyerek değil, önsezimin birçok imgesiyle de özdeşleştin. Nadja bu sonunculardandı, onu benden saklamış olman kadar mükemmel ne olabilir!
Bütün bildiğim bu kişi özdeşleşmesinin sende bitmiş olmasıydı, çünkü seninle özdeşleşebilecek hiçbir şey yok ve benim için de bu muamma zinciri, senin önünde ebediyen son bulacaktı.
Bir muamma değilsin sen benim için.

Muammaya bana sonsuza dek yüz çevirten sensin, derim ben…
Varolduğuna ve varolmayı tek sen bildiğine göre bu kitabın varlığı pek gerekli değildi belki de. Onun hakkında başka türlü bir karar verebileceğimi sandım, seni tanımadan önce onu bağlamak istediğim sonucun anısına yapmak istedim bunu. Ve yaşantımda birdenbire belirişin, gözümde boş bir iş olmaktan kurtardı onu. Bu sonuç gerçek anlamını ve tüm gücünü ancak senin aracılığınla buluyor.
Zaman zaman bana gülümsediÄŸin gibi, o gözyaÅŸlarından oluÅŸmuÅŸ çalıların arkasından gülümsediÄŸin gibi, bana gülümsüyor o. “Gene aÅŸk bu,” diyordun ve daha adaletsiz biçimde şöyle dediÄŸin de oldu: “Ya hep ya hiç.”

Bu formülle hiç çeliÅŸkiye düşmeyeceÄŸim, kendi kendisine karşı dünyanın savunmasını üzerine alan tutkunun silahı da bu formüldür zaten. Fazla fazla, onu bu “hep”in niteliÄŸi konusunda sorgulayacağım ve bu konuda, tutku olduÄŸu için, benim sesimi duymayacak halde mi olması gerekirdi diye soracağım. Kurbanı olsam bile, onun deÄŸiÅŸik devinimleri -aÄŸzımdan sözümü çekip alma gücüne sahip olsalar da olmasalar da, varolma hakkımı elimden almaya güçleri yetse de yetmese de- onu tanıma gururundan tümüyle nasıl çekip koparırlardı beni, onun, sadece onun önünde kendime reva gördüğüm aÅŸağılanmadan nasıl çekip koparırlardı? En gizemli, en katı kararları yüzünden kınamayacağım onu. Dünyanın gidiÅŸini durdurmayı, kendine verdiÄŸi bilmem hangi hayali güç nedeniyle, dünyayı durdurmayı istemek demek olur bu. Åžu demek olur: “Herkes ister ve inanır ki, ancak kendisinin dünyasıdır en iyi dünya, gene inanır ki, bu dünyayı diÄŸerlerinden daha iyi anlatacak olan da, o en iyisi olandır.” (Hegel)

Güzellik karşısında, gerekli olarak belli bir tavır çıkar bundan, burada ancak tutkusal ereklerle ele alındığı açıktır onun. Kesinkes, duraÄŸan, yani “taÅŸlaÅŸmış düşünün içinde” sıkışıp kalmış bir halde deÄŸildir, insanoÄŸlu için, Odalıkların gölgesinde, tek bir günü kapsadığı iddiasında olan ÅŸu trajedilerin ta diplerinde bir yerde yitip gitmiÅŸ, hani neredeyse daha az devingen, yani arkasından, dört nala, dur duraksız bir koÅŸunun gelmemezlik edemeyeceÄŸi ÅŸu doludizgin gidiÅŸe tabidir, bir baÅŸka deyiÅŸle, bir kar tanesinden daha ÅŸaÅŸkın, daha kararlı, sıkılıp boÄŸulacağı korkusuyla hiç kucaklatmak istemezcesine kendini.. : Ne devingen ne duraÄŸan, seni nasıl gördüysem onu da aynen öyle gördüğüm, güzellik… Vakti saati geldiÄŸinde ve belirli bir zaman içinde, görmüş olduÄŸumu gördüğüm gibi, umuyorum, tüm yüreÄŸimle umuyorum gibi geliyor ki, seninle uyum halinde olduÄŸumu söyletecektir o. Lyon garında, dur duraksız, olduÄŸu yerde hoplayıp zıplayan, yerinde duramayan bir tren gibidir o, bilirim ki hiçbir zaman terk etmeyecektir garı, terk etmemiÅŸtir de. Birtakım sarsıntılardan, silkintilerden oluÅŸmuÅŸtur, çoÄŸu hiç önemli olmayan sarsıntılardan, ancak bir Sarsıntı’yı (Saccade), kimin bir sarsıntısı varsa, denizlemeyle görevli olduklarını bildiÄŸimiz… O ki, kendime veremeyeceÄŸim tüm önem ondadır. Us, sahip olmadığı hakları oradan buradan alır, mal eder kendine. Güzellik, ne devingen ne duraÄŸan güzellik. Bir sismograf gibi güzel olan insan yüreÄŸi. Sessizlik Krallığı… Kendimle ilgili haberleri almama bir sabah gazetesi yeter de artar bile.

“X…, 26 Aralık. -Ile du Sable’de bulunan telsiz telgraf istasyonunun telsiz operatörü, pazar akÅŸamı falanca saatte falanca kiÅŸi tarafından gönderildiÄŸi sanılan bir mesaj parçası almıştır… Mesajda önemle vurgulanan ÅŸey ÅŸudur: ‘Yolunda gitmeyen bir ÅŸeyler var sanki,’ ancak uçağın o andaki konumu belirtilmemekteydi. Çok olumsuz atmosfer koÅŸulları ve radyo dalgalarındaki enterferanslar nedeniyle telsiz operatörü ne baÅŸka bir cümle anlayabilmiÅŸ ne de yeniden baÄŸlantı kurabilmiÅŸtir.

“Mesajın gönderildiÄŸi dalga boyu 625 metre idi; öte yandan, alış ÅŸiddeti göz önünde bulundurulduÄŸunda, telsiz operatörü uçağın, Ile du Sable çevresinde 80 km.lik bir yarıçap içinde konumlandırılabileceÄŸini düşünmektedir.”

Güzellik, ya ihtilaçlı bir güzellik olacak ya da hiç olmayacak.

Çev: İsmail Yerguz