YAKIN TARİHİMİZ VE NECDET BULUT CİNAYETİ

1938 yılında Sivas/ Gürün’de doğan, bilgisayar alanında doktora yapmış ilk bilim adamımız Dr. Necdet Bulut cinayetinin önemini, yakın tarihimizle ilgili süreçler içinde değerlendirmemiz doğru olacaktır .
1968-1970 yılları dünyada emperyalizmin kriz yıllarıdır ve sistem bu krizden çıkışı, krize neden olan faktörleri ortadan kaldırmak suretiyle, yani, kaybetmiş olduğu siyasal ve ekonomik hakimiyet alanlarını geri alarak ve yeni alanlar kazanarak,1982 yıllarına kadar uzayan bir zaman dilimi içinde sağlamaya çalışacaktır.

Globalizm adını verdiğimiz bu yeni aşamada, kapitalizm, hakimiyet alanlarındaki ulus-devletlere dayattığı neoliberal politikalarla onların finansman ve üretim alanlarına müdahale etmesini önleyerek yani pazarları, hammadde kaynaklarını ve emeği kendi sömürüsüne tam anlamıyla açarak krizden kurtulmayı planlamaktadır.

Türkiye’deyse, 1961 Anayasasını savunan emekçi sınıfların ve bütünleşiği 68 Hareketiyle zinde güçlerin ABD Emperyalizmine karşı sürdürdüğü mücadele, tekelci sermaye düzeninin ve ABD’nin ekonomik ve siyasal hakimiyet alanlarını daraltıyor, kendilerine karşı potansiyel bir tehdit oluşturuyordu.  

Bir başka deyişle, Türkiye egemenlerinin düzeni de, parçası olduğu emperyalist sistem gibi, kriz koşulları altındaydı ve çözümü askeri bir rejimde arıyorlardı. Öyle de yaptılar.                                                                                
“Genişletilmiş Komuta Konseyi” adlı Cunta, 12 Mart 1971′de yönetime el koydu. 

12 Mart askeri darbesinin hedefinde yükselen halk hareketinin bertaraf edilmesi, oligarşik egemenlerle işbirlikçileri olan tekelci burjuvazinin taleplerinin tatmini ve mutlak iktidarlarının pekleştirilmesi bulunmaktadır.

12 Mart rejiminde, her ne kadar, tekelci burjuvazi hedefine tamamen ulaşamamışsa da sömürüden aldığı pay ve siyasal etkinliğinin artması yükselen bir sürece girmiştir.

12 Mart’ın yarım bıraktığı işin tamamlaması ise, bir başka bahara, 12 Eylül darbecilerine kalacaktır. 12 Eylül darbesi ile tekelci burjuvazinin 12 Mart’ta tamamlanamayan hükümranlığı süreci geliştirilerek, kurumsal ve hukuksal anlamda tekelci burjuvazi lehine son nokta konulacaktır.

12 Mart sonrası yıllarda Türkiye ekonomisi de kapitalizmin global krizinin etkisi altındadır. Dönemin Başbakanı Demirel, “70 sente” muhtaç olduğunu ilan etmektedir. Fabrikalar durma noktasına gelmiş, ödemeler dengesi bozulmuştur, bütçe açıkları büyümekte, ekonomi küçülmektedir. Enflasyon % 100′ün üzerindedir, işsizlik % 15′e çıkmıştır. Grevde 35 bin, toplu sözleşme masasında 800 bin işçi bulunmaktadır.
Nihayet bu ekonomik bataklıktan çıkışın yolunu (!) IMF ve Dünya Bankası önerdi. 24 Ocak 1980′de bu kararlar açıklandı.

“Petrokimya, demir-çelik gibi yatırım malları üretimleri Türkiye’ye uygun değildi. Türkiye özellikle ucuz hammaddeli, yoğun ve ucuz emek ağırlıklı tüketim mallarının üretiminde yoğunlaşmalı, turizmi geliştirmeli ve düşük maliyetli ara malları üreterek dünya piyasasına dönük ucuz fason üretimler yapmalıydı”.
Emperyalizmin Türkiye’ye biçtiği rol buydu.

Yani, 24 Ocak Kararlarının nedeni sadece Türkiye’nin içinde bulunduğu kriz değil, aynı zamanda da emperyalizmin sistem olarak içinde bulunduğu krizden çıkışına destek olmaktı.

47 TL olan ABD doları bir anda 70 TL’ye çıkarılmış, KİT ürünlerine % 300-400′ü bulan zamlar yapılmış, temel tüketim maddelerindeki sübvansiyonlar kaldırılmıştı. Emekçi halkımız için daha fazla yoksulluk anlamına gelen 24 Ocak kararları, tam bir şok etkisi yarattı.

Ancak bu acı reçetenin hayata geçirilebilmesi seçimlerle yönetime gelen hükümetler eliyle mümkün değildi, halkımızın yükselen demokratik muhalefeti bunun önünde önemli bir engel olarak durmaktaydı.
Bu durumda da çözüm askeri bir rejimde arandı.

ABD Emperyalizmi ve yerli işbirlikçileri darbe kararı aldılar.

Darbenin meşruiyet kazanabilmesi için önce parlamanter rejimle sosyal yaşam istikrarsızlaştırılacaktı.
Yanıltıcı “Sağ-Sol, Alevi-Sünni Çatışması” adıyla, ülkücü gladyo çetelerinin bireysel/kitlesel katliamlara girişip toplum tarafından sevilen kişileri, ilerici-yurtsever öğretim üyelerini, bilim adamlarını katletmeleri yoluyla oluşturulan kitlesel korku, güvensizlik, yılgınlık ve “Anarşi” ortamında, “Şeriat amaçlı” kalkışmalarla, “Cumhurbaşkanı seçimi”nin yokuşa sürülmesiyle, rejim istikrarsızlaştırıldı, cuntaya sözde meşruiyet kazandırıldı.

Tabir yerindeyse önce kaybetmiş olduğumuz eşeğe üzülecek sonra bulunca sevinecektik.
İşte bu konjonktürde, Dr. Necdet Bulut, Prof. Bedrettin Cömert, Abdi İpekçi, Dr. Cavit Orhan Tütengil, Ord. Prof. Bedri Karafakioğlu, Doğan Öz ve benzeri çok sayıda aydınımızın da içinde bulunduğu, binlerce insan öldürüldü.

ODTU ve KTU Bilgisayar Merkezlerinin kurucusu ve öğretim üyesi, ODTÜ Akademik Konseyi üyesi, özerk ve demokratik üniversite savaşçısı, Türkiye Bilişim Derneği kurucusu ve Genel Başkanı, Tüm Öğretim Üyeleri Derneği (TÜMÖD) kurucularından ve Genel Yazmanı, Tüm Teknik Elemanlar Derneği (TÜTED) kurucularından ve yönetim kurulu üyesi, 1977 Genel Seçimleri Türkiye İşçi Partisi (TİP) İzmir milletvekili adayı değerli Necdet Bulut’un içinde eşi ve oğlu ile birlikte bulunduğu arabası, 26 Kasım 1978 gecesi, ülkücü tetikçilerce Trabzon’daki lojmanının girişinde çapraz ateşe tutuldu. Oğlu ve eşi hafif yaralandı. Ağır yaralanan Bulut’sa, 8 Aralık 1977 günü, Ankara Hacettepe Hastanesi’nde vefat etti.

Necdet Bulut’a ateş eden, Ülkü Ocakları üyesi üç tetikçi 15′er yıl, onları azmettiren üç Ülkü Ocakları üyesi ise müebbet hapse mahkum oldular. Ancak Askeri Yargıtay, Bulut’un ölümünde “tıbbi hata”(!) ve tıbbi açıdan “meslek ve sanatta acemilik” saptayarak(!) bu kararları bozdu ve yargılama, yeterli kanıt bulunamadığı gerekçesiyle 1985′te beraatle sonuçlandı.

Bir diğer deyişle, rejim, bir yandan maşalarına güven ve cesaret vermeyi sürdürerek onları teşvik etmeye devam ederken, diğer yandan da demokrasi güçleri üzerindeki tehdit, yıldırma ve imha politikalarını bir kez daha ilan etmiş oluyordu.

KTÜ Senatosu, üniversite bilgisayar merkezini ‘Dr. Necdet Bulut Bilgisayar Merkezi’ olarak adlandırdı. ODTÜ’de ‘üçlü amfi’ olarak bilinen binaya  ‘Dr. Necdet Bulut Amfisi’ adı verildi, binanın giriş kapısına bu adı belirten bir mermer levha konuldu.

1980 darbesini izleyen yıllarda KTÜ’deki merkezin adından Necdet Bulut adı silindi. ODTÜ’deki mermer levha da Rektör Mehmet Gönlübol tarafından söktürüldü.

Türkiye Bilişim Derneği Necdet Bulut’un anısına, Dr. Necdet Bulut Bilişim Ödülü’nü kurdu ve ölümünün 20. yıldönümünde Bolu dolaylarında oluşturduğu bir ormana ‘Dr. Necdet Bulut Bilişim Ormanı’ adını verdi.      TBD, ayrıca, ODTÜ Rektörlüğü’ne başvurarak Necdet Bulut’un üçlü amfiden silinen adının yeniden konulması dileğini iletti. Aynı dileği, ODTÜ Öğretim Elemanları Derneği de, ölümünün 25′inci yılında rektörlüğe iletti.  
             
Bu dileğe, ODTÜ Mezunlar Derneği olarak sahip çıkmak ve Necdet Bulut’un üçlü amfiden silinen adının yeniden yerine konulmasını talep etmek bizlerin de görevi olmalıdır.
Necdet Bulut cinayetinin ve benzeri diğer cinayetlerin hesabının sorulabilmesinin, ancak 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin yargılanabildiği, GLADYO çetelerinin yargılanarak tasfiye edilebileceği demokratik süreçlerde mümkün olabileceğinin bilincindeyiz.

Bülent Vargel
14 Aralık 2007


Bu gönderi için etiket bulunamadı.
Bunu alan bunu da aldı:

Yorum yapılmamış »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. Geri İzleme URL'si.

Yorum yapın