YOKSUL GENÇLER GİTTİ Kore’ye gönderilen askerlerin çoğu Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun yoksul ailelerinin çocuklarıydı. Bir kısmı gönüllüydü. Onlar da ‘komünizme karşı savaşmanın cennetlik’ olduğu inancıyla gidenlerdi.


Kore Savaşı, tanık askerlerin anlattığı gibi gerçekten “destan” mıydı? Peki, neden bu kadar kayıp verildi? Kaç asker donarak yaÅŸamını yitirdi?..

19 Eylül 1950… Öğle saatleri…
Ankara Garı’nda korkunç bir kalabalık… Kucağında bir yaşındaki bebeÄŸiyle genç anne de, dört köşeli klasik ÅŸapkasıyla baba da, bastonuyla 70 yaşındaki nine de hareket edecek olan trenin etrafında… SavaÅŸa giden askerleri uÄŸurlamak için… Türkiye, Kore Savaşı’na koca bir tugay asker gönderiyordu. Tamı tamına 5 bin 90 kiÅŸi.
259 subay, 395 astsubay 18 askeri memur, 4 sivil memur ve 4 bin 414 er.
Türkiye, bunca askeri NATO’ya kabul edilme sevdasıyla gönderiyordu. Adnan Menderes, İsmet İnönü’nün dışarıdaki denge politikasının aksine aktif bir siyaset izleme yoluna gitti. Türkiye, NATO’ya üye olma talebinde bulundu. Ama reddedildi.
Bu sırada SSCB ile ABD arasında ikiye bölünmüş olan Kore’nin kuzey parçasına çullanan ABD, komünizmi dünya yüzünden silmek için savaÅŸ baÅŸlattı. Amerika’nın talebi üzerine BirleÅŸmiÅŸ Milletler, 25 Haziran 1950′de Kore’ye müdahale kararı aldı.
Bu durum NATO’ya girmek isteyen ama bu isteÄŸi bir türlü kabul edilmeyen Türkiye’nin Amerika’ya yaranması için bulunmaz bir fırsattı. BM’nin Kore’ye asker gönderme çaÄŸrısına karşılık veren ilk ülke Türkiye oldu. Gidecek birliklerin gönüllülük esasına göre oluÅŸturulacağı açıklandı.
Kore’ye gidecek tugayın başına da tuÄŸgeneral Tahsin Yazıcı atandı. Seçilen askerler Ankara’da Etimesgut’ta kısa süreli eÄŸitime alındı. Ama, askerlerin kullanacağı Amerikan M1 piyade tüfeÄŸinin geç gelmesi nedeniyle eÄŸitim yarıda kaldı. Askerler Ankara’da düzenlenen uÄŸurlama töreninden sonra trenlerle İskenderun’a götürüldü.
Oradan da SüveyÅŸ Kanalı yoluyla Kore’ye gittiler. 17 Ekim 1950′de de savaÅŸa katıldılar. 22 gün süren uzun deniz yolculuÄŸunda Ankara’daki eÄŸitime yetiÅŸtirilmeyen M1 tüfekleriyle atışlar yapıldı. Bir de tugayın gönüllülük esasına göre oluÅŸturulmadığı da ortaya çıktı. Askerlerin çoÄŸu GüneydoÄŸu ve DoÄŸu Anadolu’nun yoksul çocuklarıydı. Sadece bir kısmı gönüllüydü.
Onlar da ‘komünizme karşı savaÅŸmanın cennetlik’ olduÄŸu inancıyla gidenlerdi.

Cephedeki ağır kayıplar
Peki, cephede ne oldu? Askerlerimiz Çinli askerler ve Kuzey Koreli gerillalarla ilk kez Kunuri Muharebeleri’nde karşı karşıya geldi. Amerikalı askerlerin çekildiÄŸi muharebelerde BM kuvvetleri arasındaki haberleÅŸme ağı kesildi. Uzun çarpışmalardan sonra tuÄŸgeneral Tahsin Yazıcı kendi inisiyatifiyle geri çekildi.
Ama, bilanço büyüktü; 218 ÅŸehit, 455 yaralı ve 94 kayıp. Devamında da 350 civarında askerimiz esir düştü. Tabii bu resmi rakamlara göre; kaybın daha büyük olduÄŸu kabul ediliyor. Türk tarafı, ABD ordusunu kendilerini yalnız bırakmakla suçladı, Amerika ise Türk askerlerinin İngilizce yetersizliÄŸi yüzünden uyarıları anlamadığını söyledi. Ama, Kunuri Muharebeleri’nden sonra Türkiye’nin cepheye tercüman göndermesi ikinci ihtimali daha güçlü kılıyor.
İkinci büyük çarpışma 25-27 Ocak 1951 günlerinde Kumyangjang- ni mevkisinde yaşandı. Türkiye yine büyük kayıplar verdi.
Tugayın komutan yardımcısı albay Nuri Pamir de çatışmalarda yaÅŸamını yitirenlerdendi. Buna raÄŸmen Kumyangjang-ni çarpışmaları resmi tarihimizde ‘zafer’ olarak anlatılır.
Nihayet 20 Nisan 1953′te taraflar arasında yaralıların deÄŸiÅŸimi yapıldı. 27 Temmuz’da da ateÅŸkesin imzalanmasıyla dönüş yolculuÄŸu baÅŸladı… Amerika’nın neredeyse savaÅŸa katılan her askerimize madalya verdiÄŸi savaÅŸta 721 ÅŸehit, 2.147 yaralı, 346 hasta, 234 esir, 175 kayıp verdik.
Savaşın etkisi cephede yaÅŸanan sınırlı kalmadı. Dönen askerlerin çoÄŸunda, özellikle esir düşenlerde, sonradan hem ağır ruhsal hem de bedensel hastalıklar ortaya çıktı. Akli dengesi bozuk insanlara takılan “Koreli” lakabı da boÅŸuna deÄŸildi.
Türkiye’nin savaÅŸa girmesine karşın yaptığı NATO’ya üyelik baÅŸvurusu hemen kabul edilmedi.
Ama sonra da, Türkiye’de hava üslerinin kurulması isteÄŸinin kabul edilmesiyle Türkiye, 1952′de NATO’ya girerek verdiÄŸi kayıpların ‘karşılığını’ aldı.

Donarak ÅŸehit oldular
Aslında Kore Savaşı yakın tarih açısından çok önemli olmasına rağmen hakkında çok az şey biliniyor. Bu Amerika için de böyle. Hakkında ne film üstüne film çekildi Vietnam örneğindeki gibi, ne de cilt cilt romanlar yazılıp tahliller yapıldı. Ama, bu savaşın gerçek yüzünü hâlâ bilmiyoruz.
Olayları, tanık askerlerin aÄŸzından dinlediÄŸimiz zaman “Türklere sahip çıkmayan hain Amerikalılar” ve “kurnaz Çinliler”den ibaret efsaneler var. Peki, onca kayıp niye? Aslında Türk Tugayı ilk ÅŸehidini inilen limandan cepheye giderken verdi. Uçaksavar bataryasının taşındığı kamyonun devrilmesiyle astsubay Sedat Boran yaÅŸamını yitirdi. Sonraki ölümler de düşmanla karşı karşıya gelmeden yaÅŸandı. En ilginci ise hiç otomobil tarzında hızlı araçların olmayışıydı. Ağır silah taşımaların dışında tüm iÅŸler yaya yapılıyordu.
SoÄŸuk havalarda nerdeyse omuzlarına kadar olan buzlu sulardan geçmek zorunda kalan askerler yaÅŸamını yitirdi. Ya geceleri benzin tenekelerini yakarak ısınmaya çalışan askerlerin donarak can vermesi…

Kore kahramanları Ziverbey işkencelerinde
Kore Savaşı’nın Amerika için baÅŸka önemli yanları da vardı. İkinci Dünya Savaşı’nın bitimiyle baÅŸlayan SoÄŸuk SavaÅŸ’ta kılıçların tam olarak çekildiÄŸi dönemdi. Amerikan askerleri SoÄŸuk SavaÅŸ’ın gizli yöntemlerinden olan özel harp tekniklerini Kore’de komünistlere karşı kullandı. Esir alınan Çinli ve Koreli askerler üzerinde yeni sorgulama ve iÅŸkence teknikleri uygulandı. Bu yeni iÅŸkence yöntemli sorgulamalara katılan Türk subayları da vardı. Bunların en önemlisi 12 Mart darbesinin simge ismi Faik Türün’dü.
Binbaşı Türün, Türk Tugayı’nın en önemli birimi olan Harekât Dairesi’nin başındaydı. Burada öğrendiÄŸi sorgulama yöntemlerini meÅŸhur Ziverbey Köşkü iÅŸkencelerinde uygulamasıyla ünlendi. Darbe döneminde İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı görevinde bulunan Türün, darbeden 2 yıl sonra da emekliye ayrıldı. Bu sırada “Kadıköy’deki köşkü kontrgerilla örgütüne özel olarak hazırlattım” itirafında bulundu.
Türün’ü 12 Eylül darbesinden sonra sol örgütler tarafından öldürülme korkusu sardı. Bu nedenle artık sokaÄŸa hiç çıkmıyordu. Bu sırada ciddi bir felç geçirdi. 15 Åžubat 2003′te ölen Faik Türün, ömrünün son beÅŸ yılını yataÄŸa mahkûm olarak geçirdi.
Kore Savaşı’nda Amerikalı askerlerle birlikte iÅŸkenceli sorgulara katılan diÄŸer önemli bir Türk subayı da Turgut Sunalp’ti. Onun görevi de Harekât Daire BaÅŸkanlığı’ydı. Sunalp de Ziverbey Köşkü iÅŸkencelerinin mimarlarındandı.
Faik Türün’ün yardımcılığını yaptı. Emekli olduktan sonra gazetelere verdiÄŸi demeçlerde sorgulara katıldığını kabul etti. Üstelik iÅŸkenceli sorgulama yöntemlerinin “özel”, sorgulamaları yapanların da “özel eÄŸitimli” olduÄŸunu anlattı: “Uygulanan sorgulama yöntemi özel bir teknik aslında.
Özel olarak yetiÅŸmiÅŸ insanlardır bunlar… Bir kıza copla tecavüz edildiÄŸi iddia edilmiÅŸti. İddia eden kız da ciddi ÅŸekilde komünistti.
Özür dileyerek söylüyorum, taş gibi delikanlı oğlanlar var elimizde, yirmi yaşında yirmi bir yaşında.
Yani kalkıp da bir kıza bu yoldan iÅŸkence yapacaksa copa müracaat etmek ihtiyacını hisseder mi!”

http://arsiv.sabah.com.tr/2008/09/21//haber,2E59F6FC45334505AB7FAB23CA4B01E1.html