Charles Bukowski – Factotum ‘dan
filed in Edebiyat on Eyl.17, 2008
24
Kadın giysileri satan bir dükkânda sevkiyat memurluÄŸu için baÅŸvurmuÅŸtum. II. Dünya Savaşı sırasında eleman yetersizliÄŸi olması gerekirdi ama her iÅŸe dört-beÅŸ kiÅŸi baÅŸÂvuruyordu. Adi iÅŸler için en azından. BaÅŸvuru formlarımıÂzı doldurmuÅŸ bekliyorduk. DoÄŸum yeri? Bekâr? Evli? AsÂkerlik durumu? Son çalıştığınız yer? Neden ayrıldınız? O kadar çok baÅŸvuru formu doldurmuÅŸtum ki tüm doÄŸru cevaplan ezberlemiÅŸtim. Yataktan geç kalktığım için son çaÄŸrılan ben oldum. Kulaklarının üstünde iki tuhaf saç tutamı olan kel bir adam söyleÅŸti benimle.
“Evet?” diye sordu önündeki forma bakarak.
“Yaratıcılığını geçici olarak yitirmiÅŸ bir yazarım.”
“Aa, bir yazar, öyle mi?”
“Evet.”
“Emin misin?”
“Hayır, deÄŸilim.”
“Ne yazarsın?”
“ÇoÄŸunluk öykü. Bir de yarım romanım var.”
“Bir roman ha?”
“Evet.”
“Adı ne?”
“Kıyametimin Damlayan MusluÄŸu.”
“HoÅŸuma gitti. Ne hakkında?”
“Her ÅŸey.”
“Her ÅŸey mi? Mesela kanser hakkında mı?”
“Evet.”
“Benim karım da var mı o romanda?”
“O da orda.”
“Bak sen! Neden kadın elbiseleri satan bir dükkânda çalışmak istiyorsun?”
“Kadınları hep kadın elbiseleri içinde sevmiÅŸimdir.”
“Çürüğe mi çıktın?”
“Evet.”
“Bunu ispatlayabilir misin?”
Evrağı gösterdim. Bakıp iade etti.
“İşe alındın.”
28
Öykülerimi elde çoÄŸaltıp postalamayı sürdürdüm. Daha çok çıkardığı FrontfLre dergisine hayranlık duyduÄŸum Clay Gladmore’a yolluyordum. Öykü başına sadece 25 dolar ödüyorlardı ama Gladmore William Saroyan’ı ve birÂçok baÅŸka yazarı keÅŸfetmiÅŸ biriydi; ayrıca Shenvood Anderson’un da dostuydu. Öykülerimin çoÄŸunu ret nedenleÂrini açıklayan bir yazı iliÅŸtirip geri yolluyordu. Gerçi küÂçük yazılardı bunlar ama sıcak ve yüreklendiriciydiler. Büyük dergiler, basılmış, hazır ret yazıları yolluyorlardı. Gladmore’un basılı ret yazısı bile bir sıcaklık taşıyordu: Bunun bir ret yazısı olmasından ötürü üzgünüz ama…”
Gladmore’u haftada dört-beÅŸ öykü ile meÅŸgul ediyorÂdum. Bu arada bodrumda, kadın giysileri satan dükkânÂda çalışmayı sürdürüyordum. Klein henüz kaydırama-mıştı Larabee’nin ayağını; Cox, diÄŸer sevkiyat memuru, yirmi beÅŸ dakikada bir merdiven altında bir sigara tüttürebildiÄŸi sürece kimin kime üstünlük saÄŸladığını umursamıyordu.
Fazla mesai olaÄŸan hale gelmiÅŸti. İş saatlerimin dışınÂda daha çok içmeye baÅŸlamıştım. Sekiz saatlik iÅŸ günü hayal olmuÅŸtu. Sabah iÅŸe gittiÄŸinde on bir saate fittin. CuÂmartesiler de dahildi buna. Aslında yarım gün olmalıydıÂlar ama tam gün olmuÅŸlardı. SavaÅŸ sürüyor ama bayanÂlar deli gibi elbise satın alıyorlardı…
On iki saatlik bir gün bitirmiÅŸtim. Paltomu giyip bir siÂgara yakmış, bodrumun merdivenlerini çıkıyordum. HolÂde ilerleyip kapıya doÄŸru yürürken patronun sesini duyÂdum: “Chinaski!”
“Evet?”
“Buraya gel.”
Patron çok pahalı bir puro tüttürüyor, dinlenmiÅŸ görüÂnüyordu.
Bu benim dostum. Carson Gentry.”
Carson Gentry de pahalı bir puro içiyordu.
Bay Gentry de bir yazar. Yazmakla çok ilgili. Senin bir yazar olduÄŸunu söyleyince seni tanımak istedi. Bir mahsuru yok, deÄŸil mi?”
Mahzuru yok.”
İkisi de karşımda oturmuş, purolarını tüttürüp bana .Akıyorlardı. Birkaç dakika geçti. Duman çektiler, du-can üflediler, bana baktılar.
Gidebilir miyim ÅŸimdi?” diye sordum.
Olur,” dedi patronum.
29
Yürürdüm hep odama, altı-yedi blok uzaklıktaydı. Yol boÂyunca aÄŸaçlar birbirlerinin aynıydı: küçük, kıvrık, yan-donuk, yapraksız. HoÅŸlanıyordum onlardan. SoÄŸuk ay ışıÂğında yalnız yürüyordum.
Ofiste olanlar aklımdan gitmiyordu. O pahalı purolar, şık elbiseler. Kanlı biftekler ve malikânelerin uzun giriÅŸleÂrini hayal ettim. Refah. Avrupa’ya seyahatler. Güzel kaÂdınlar. Benden çok mu zekiydiler? Tek fark paraydı, ve onu elde etme isteÄŸi.
Ben de yapardım! Para biriktirecektim. Bir fikir yakaÂlayıp kredi alacaktım. İnsanları iÅŸe alıp, kovacaktım. MaÂsamın çekmecesinde viski bulunduracaktım. İri göğüslü, köşedeki gazeteci çocuÄŸun görünce pantolonuna boÅŸalaÂcağı bir kıça sahip bir karım olacaktı. Ona ihanet edecekÂtim ve o bunu bilecek ama servetimden yararlanmak için kabullenecekti. Yüzlerindeki hayal kırıklığını görmek için insanları iÅŸten atacaktım. Hak etmedikleri halde kadınlaÂrın iÅŸine son verecektim.
İnsanların ihtiyacı olan ÅŸeydi bu: ümit. Ümitsizlikti inÂsanları cesaretsiz yapan. New Orleans günlerimi anımsadım, yazabilme özgürlüğüne sahip olmak için haftalarca beÅŸ sentlik gofretlerle beslendiÄŸim günleri. Ama açlık maÂalesef insanın sanatına katkıda bulunmuyordu. ZedeliÂyordu sadece. İnsan ruhunun kökleri midededir. Güzel bir bifteÄŸi midene indirip viskini içmiÅŸsen beÅŸ sentlik gofÂretle beslenen adamdan çok daha iyi yazarsın. Aç sanatçı efsanesi bir aldatmacadır. Her ÅŸeyin bir aldatmaca olduÂÄŸunu idrak ettiÄŸin an uyanıp insanları kanatmaya, mahÂvetmeye çalışırsın. Çaresiz kadın, erkek ve çocuklardan bir imparatorluk kurabilirdim – canlarına okurdum o zaÂman! Gösterirdim onlara!
Pansiyona varmıştım. Merdivenleri çıkıp odama yürüÂdüm. Kapıyı açıp ışığı yaktım. Bayan Downing mektuplaÂrımı kapının önüne koymuÅŸtu. Gladmore’dan kahverengi, büyük bir zarf vardı. Aldım. ReddedilmiÅŸ öykülerin ağırlıÂğını taşıyordu. Oturup zarfı açtım.
Sevgili Bay Chinaski:
Bu dört öyküyü iade ediyoruz ama BtrasarhoÅŸu Ruhum Dünyanın Bütün Noel AÄŸaçlarından Daha Hüzünlüdür baÅŸÂlıklı öyküyü tutuyoruz. Uzun zamandır çalışmalarınızı izÂliyor, bu öyküyü kabul etmekten mutluluk duyuyoruz.
Samimiyetle,
Clay Gladmore
Yazıyı elimde tutup ayaÄŸa kalktım. İLK. Amerika’nın bir numaralı dergisi ilk öykümü almıştı. Dünya hiç bu kadar güzel görünmemiÅŸti, gelecek bu kadar parlak. YataÂÄŸa yürüyüp oturdum, tekrar okudum yazıyı. Gladmore’un imzasının her kıvrımını inceledim. Kalkıp kabul yazısını komodinin çekmecesine koydum. Sonra soyunup ışıkları söndürdüm ve yattım. Uyuyamadım. Kalkıp ışığı açtım, çekmeceden yazıyı alıp bir kez daha okudum:
Sevgili Bay Chinaski…
Çeviri: Avi Pardo
Metis Yayınları
http://www.anarsist.org/edebi-mevzular/9864-charles-bukowski-factotum-dan/
Cevap Yaz