Aksine birçok kanıt ileri sürülmüş olmasına karşın, evrim karşıtları sık sık geçmiş yaşam formlarıyla günümüzdeki türler arasında evrim ilişkisini ortaya koyacak ara formların bulunmadığı iddiasını dile getirirler.
Yaşamın denizden karaya yayıldığına ilişkin güçlü bir kanıt da, 2004’te Kuzey Kutup Dairesi’nin 100 km. kuzeyinde Kanada’ya ait Ellesmere Adası’nda bulunan ve deniz dibinde yüzgeçlerinin üzerinde ayakta durabilen bir canlıya ait fosil. Bu fosilin denizden karaya geçiş sürecinde bir ara form olduğu açıklanmıştı.
Günümüzden 375 milyon önce, o zamanlar çok daha güneyde olan ve ılıman iklime sahip yerde yaşamış olan canlıya verilen bilimsel ad Tiktaalik roseae. Keşif tarihinde vurgulanan özelliği, yüzgeçle bacak arasında bir geçiş niteliğinde olan uzuv ya da üyeleriydi (biyoloji dilinde gövdeden çıkan kol ve bacak gibi uzantılar “üye” olarak adlandırılıyorlar). Yaklaşık üç metre uzunluğunda, yassı bir gövdeye sahip, sığ sularda ve muhtemelen kısa sürelerle karada da yaşayabilen bir avcı olan Tiktaalik roseae, karada yaşayan en eski üyeli hayvanlarla aynı kafatası, boyun, kaburga ve üye özelliklerine, bir yandan da pul ve yüzgeç dikenleri gibi balık özelliklerine sahipti. Bu özellikler de onu, tarifine tam olarak uyan bir geçiş formu yapıyor.
Şimdiyse, ABD Doğa Bilimleri Akademisi’nden araştırmacılar, Tiktaalik’in kafatasının özelliklerini ortaya çıkararak, bu hayvanın denizden karaya geçişte bir ara durak olduğu gerçeğini daha da belirginleştirdiler. Araştırma ekibinin eşbaşkanlığını yapan Dr. Ted Daeschler, “Bu yeni çalışma, bize balıktan tetrapodlar’a (dört bacaklı ilk kara hayvanları), sucul yaşamdan da karasal yaşama aşamalı geçiş için, kol-bacak uzantılarının evriminden daha fazlasının gerektiğini gösterdi” diyor ve ekliyor: “Çalışmamız, geçiş sürecinde bu hayvanların kafalarının hem çok daha sert, hem de vücutlarına göre daha hareketli olduğunu ortaya koydu.”
Diğer eşbaşkan Dr. Jason Downs da Tiktaalik’in kafatasının, özellikle de beyin kabının, damağın ve solungaç kemerlerinin vücudun bu bölümünde ki değişimi ortaya koyduğunu, bir zamanlar kara hayvanlarıyla özdeşleştirilen kafatası özelliklerinin aslında daha önce sığ sularda yaşama uyum için gelişmiş olduğunu söylüyor.
Toparlak yüzgeçli balıkların tetrapodlar’a doğru evriminde kafatasları giderek yassılaşıyor ve burun bölgesi uzuyor; kafada ki bu değişimlere koşut olarak, iskeletlerde de belirli değişimler gerçekleşiyordu. Bu geçiş döneminde kafa iskeletinin farklı bölümleri arasında ki karşılıklı ilişkilerde değişime uğruyordu. Bir örnek, balıklarda beyin kabı, damak ve solungaç kemiklerini birbirine bağlayan ve sualtında balığın beslenme ve solunumu sırasında bunların eşgüdümü biçimde hareket etmelerini sağlayan “hiyomandibula” adlı kemiğin giderek küçülmesi.
Karasal yaşama geçişte hiyomandibula bu işlevlerini giderek yitirdi ve sonunda işitmeyle ilgili bir rol üstlendi. Öteki memelilerde olduğu gibi insanlarda da hiyomandibula, orta kulaktaki küçük kemiklerden birine dönüştü. Downs, Tiktaalik’in hiyomandibulasının kemikli kısmının ilkel formlarda görülenlerden çok daha küçük olduğuna işaret ederek, bu hayvanların sığ su ortamlarında daha o zamanlarda bile solunumları için solungaçlara daha az gereksinim duymaya başladıklarını belirtiyor. Hiyomandibulanın küçülmesine paralel olarak solungaçları örten sert kemiklerin de dramatik biçimde kaybolduklarını görüyoruz. Araştırmacılar, bu durumun boyun kısmını etkilediğini ve giderek daha çok hareket kazanmasını sağladığını söylüyorlar.
Ntv Bilim Dergisi’nden
Henüz yorum yapılmamış.
Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. Geri İzleme URL'si.