Rus Devrimi: Ekim’e Dair Dört Efsane
filed in AnarÅŸizm on Eki.29, 2009
1922′de Emma Goldman Sovyet Rusya’dan dert yanıyordu; [Sovyet Rusya] “kör ve topalın, sağır ve aptal’ın mucizevi kürler için toplandığı modern bir Sosyalist Lourdes [Fransa'nın güneybatısında bir haç yeri]“ haline gelmiÅŸti. Tarihsel geçerlilik iddiasında bulunan pekçok dini olay gibi, Ekim devriminin pekçok efsanesi de tarihsel bir tanıklıktan ziyade parti liderliÄŸine [karşı] körü körüne bir iman yaratmak amacı ile yazılmıştır.
Ben burada Ekim devrimi ve sonrasına ilişkin, sol ve sağca geniş ölçüde kabul edilen dört tane efsaneyi ele alacağım, bunlar;
1) Ekim devrimi, Rusya’yı kapitalizmden komünizme dönüştüren, BolÅŸevik parti tarafından yürütülen iyi planlanmış bir darbedir [ing. coup].
2) Devrim sonradan İç SavaÅŸ ve emperyalist müdahale yüzünden baÅŸarısız oldu. (Son zamanlarda bu daha sonraki bir efsanenin, yani 1928′de tüm Rusya’nın patronunun Troçki yerine Stalin olması nedeniyle baÅŸarısız olduÄŸu [efsanesinin] yerini almaya baÅŸladı).
3) Özgürlüklerin bastırılması ve parti diktatörlüğünün yürürlüğe geçmesi, bu İç SavaÅŸ’ın birer sonucudur.
4) Tüm bunların karşısında devrim başarısız olmalıydı; ve bizim özelimizde ise anarşist alternatif kaçınılmaz bir şekilde yanlız başına devlet terörünce bozguna uğratıldı.
İyi Planlanmış Bir Darbe
İnsanların Rus Devrimine dair gördükleri ve inandıkları fotoÄŸraf ve filmlerin büyük bir kısmı, Sovyet yönetmen Eisenstein’ın olaydan sonra [hazırladığı] filmlere dayanmaktadır. ÖrneÄŸin Rus Devrimi ile ilgili bir makalenin yanında, Kışlık Sarayına yapılan akına dair bir fotoÄŸrafının Sosyalist İşçi’de (İrlanda) hala kullanıldığını gördüm. Bunların yanısıra samimiyetsiz beyanlar Devrim’in aslında ne olduÄŸu hakkında tamamı ile yanlış; ve hatta BolÅŸevik[-lerce yazılmış] uzun tarihlerle bile çeliÅŸen görüşler yaratmıştır.
Bu beyanlar evrensel olarak, BolÅŸeviklerin Ekim’le kazandıkları siyasi bir tartışma ve ardından hükümete karşı dikkatlice planlanan askeri saldırıları baÅŸlatmalarının eÅŸlik ettiÄŸi, Åžubat ile Ekim arasında [yaÅŸanan] bir kaç gösteriyi resmeder. Bu yanlızca devrimin toptan hatalı bir resmi deÄŸil, aynı zamanda herhangi bir devrimin de tamamen hatalı bir resmidir. Åžu örnek klasiktir;
“BolÅŸevikler … kriz anında hükümet zulümlerine karşı olan tüm kızgınlıklarını bir yana bıraktılar, ve devrimi kurtarma görevi üstüne yoÄŸunlaÅŸtılar. Petrograd bahçeleri önündeki zafer bütün ülkedeki kitlelerin enerjisini ortaya çıkardı. Köylüler toprak sahiplerine karşı ayaklandılar, ve uzak sınai merkezlerde Sovyetler gücü ele geçirdiler.“
Bunun hatalı olması iki yönlüdür; ilk ve daha önemli olarak, Ekim sadece siyasi bir tartışmanın ulaştığı bir nokta değildi, aksine bu tartışmayı yönlendiren ve aylarca süren işçi sınıfı ve köylü eylemlerinin ulaştığı bir noktaydı.
Devrimden on yıl sonra 1927′de yazdığı makalesinde, anarÅŸist Piotr Archinov Ekim öncesinde neler olduÄŸunu şöyle açıklıyor;
“Devrimci işçilerin kapitalizmin temellerini yıkması Ekim’den önceydi. Geride kalan sadece üst yapıydı. EÄŸer kapitalistlerin işçilerce bu mülksüzleÅŸtirilmeleri olmasaydı, burjuva devlet aygıtının imhası –siyasi devrim– hiç bir ÅŸekilde baÅŸarılamazdı. Mülk sahiplerinin direniÅŸi çok daha güçlü olurdu. DiÄŸer yandan, Ekim’deki toplumsal devrimin amaçları sadece kapitalist gücün alaÅŸağı edilmesiyle sınırlı deÄŸildi. Toplumsal kendinden yönetimin uzun pratik geliÅŸme dönemi, işçilerin önünde duruyordu.
Büyük kırsal toprak sahipleri her yerde kırı terk etmeye başlamıştı; asi köylülerden kaçarak, mal ve aileleri için şehirlerde korunma arıyorlardı. Bu sırada köylüler doğrudan toprağın yeniden dağıtımına yöneldiler, ve toprak sahipleri ile barışçıl bir şekilde birarada yaşamanın lafını bile duymak istemiyorlardı. Keza şehirlerde de işçiler ve işletmelerin sahipleri arasında ani değişimler yaşandı. Kitlelerin kolektif yaratıcılığı sayesinde her yerde işçi komiteleri ortaya çıkıyor, üretime doğrudan müdahale ediyor, [işyeri] sahiplerinin tavsiyelerini bir kenara bırakarak onları üretimden silip atmaya yoğunlaşıyorlardı. Böylece ülkenin farklı yörelerinde işçiler endüstrinin toplumsallaştırılmasını başlatmışlardı.
Aynı zamanda devrimci Rusya’nın tümü, kendinden yönetimin organları olarak iÅŸlemeye baÅŸlayan geniÅŸ işçi ve köylü sovyetleri ile kaplanmıştı. Bu nedenle Rus sosyalist Devrimininin evrimi bir bütün olarak ele alınırsa, Ekim sadece bir aÅŸama olarak gözükür –güçlü ve belirleyici bir aÅŸama, bu doÄŸruddur.”
Ekimle beraber tüm Rusya’da işçiler ya ele geçirerek ya da “müdahale etmeye” baÅŸlayarak, iÅŸyerlerini kurulan fabrika komiteleri aracılığıyla iÅŸletmeye baÅŸlamışlardı. Bu komiteler iÅŸletmenin yönetiminde patronla rekabet edebilmek amacı ile oluÅŸturulmuÅŸtu; zaman geçtikçe [patronun] yerini almaya baÅŸladılar. Bu komiteler yaygınlaÅŸtıkça sadece yerel fabrikayı iÅŸletmeyi [üstlenmediler], ama aynı zamanda ulusal ekonominin yönetilmesinin ulusal yollarını da yaratmaya baÅŸladılar.
1917 AÄŸustos’unda toplanan İkinci Fabrika Komiteleri Konferansı bunu o kadar ciddiye almıştı ki, ücretlerinin dörtte birini merkezi Fabrika Komiteleri Sovyetlerini desteklemek için ayırmaya karar vermiÅŸti.
Şunu açıklamışlardı:
“Ülkenin ekonomik hayatı –tarım, sanayi, ticaret ve ulaşım–, geniÅŸ halk kitlelerinin bireysel ve toplumsal gereksinimlerini karşılayacak ÅŸekilde oluÅŸturulacak tek bir birleÅŸik plana tabii olmalıdır.“
Kısacası, kapitalizm Ekim Devriminden önce önemli ölçüde zayıflatılmıştı.
BolÅŸevikler devrimin kendini zaten ortaya koyduÄŸu ana (Kışlık sarayının düşmesinden önceki güne) kadar, devrim için bir zaman belirlememiÅŸlerdi. [Bu an] Kerensky kuvvetlerinin ÅŸehirde saldırıya geçme emri almasının, ancak dağıtılmasının ardından; bu devrimciler kendilerini Petrograd’ın geri kalan kısmını kontrolleri altında buldukları [andı]. Bırakın Kışlık sarayının büyük bir askeri saldırıyla ele geçirilmesini, gerçekte [Kışlık sarayı] ilk kata girerek tutuklanan askerler, işçiler ve köylüler tarafından alınmıştı. Çok daha öncesinde “tutuklular” hükümete sadık askerleri sayıca bastırmış ve [askerler] onlara teslim olmuÅŸlardı. Aslında sarayın önü o kadar sessizdi ki, hükümetin başı Kerensky arabasını kendisi sürerek kaçmayı baÅŸardı. Onu tanıyan devrimci askerler (eÄŸer daha önceden planlanmış bir iÅŸlem olsaydı olacağı üzere!) onu tutuklamak yerine, selam duruÅŸuna geçerek ve arabanın geçmesi için yolu açarak karşılık verdiler.
BolÅŸevikler Ekim’de iktidara geldikten sonra işçi kontrolüne dair tüm yasallaÅŸtıcı kanunları geçirdiler, ama BolÅŸevikler ve İşçi Kontrolü adlı kitabın yazarı Maurice Brinton’un dikkat çektiÄŸi üzere; “Bu ÅŸartlar, önceki ayların mücadeleri sonucunda işçi sınıfı tarafından pekçok yerde zaten baÅŸarılmış ve uygulanmakta olanları sıralayarak yasallaÅŸtırdı“.
Yani Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesi ve sonra da kazanılanları minnettar işçi ve köylülere devretmesi yerine, gerçekte Bolşevikler iktidara konmuş ve halihazırda kazanılmış olanları sıralayarak, yasallaştırmışlardır.
Ekim devrimine iliÅŸkin bir baÅŸka tanıklık (kısa bir süre BolÅŸeviklerle koalisyon oluÅŸturan köylü-tabanlı parti) Sol SD’lerin lideri Sergei Mstislavskii tarafından saÄŸlanmıştır. Devrim sabahı çoÅŸkulu tüfek atışları ile uyandığını anlatır. Uyanınca ona “Hazırlan patron. Åžehirde her yerde barut kokusu var” denmiÅŸti. Aslında dediÄŸine göre, “ÅŸehir barut kokmuyordu; iktidar da yerde yatıyordu, [onu] herhangi birisi alabilirdi. Kimsenin davranmasına [hazırlanmasına] gerek yoktu, sadece yere eÄŸilerek onu eline alması yeterliydi“.
İç Savaş ve Emperyalist Müdahale
İç Savaş ve 17 yabancı ordunun müdahalesi, uğraşılması gereken diğer bir efsanedir. Bu, uzun ve kanlı İç Savaşın olduğunu reddetmek veya tüm emperyalist güçlerin aynı düzeyde işin içine karıştığı[-nı kabul etmek] anlamına gelmez. Bizim açığa kavuşturmamız gereken şey, İç Savaşa neyin sebep olduğu ve ne ölçüde Bolşevik Politikayı değiştirdiğidir.
Emperyalistlerin devrimden nefret ettiÄŸi, beyaz orduları barındırdığı ve onlara teçhizat saÄŸladığı doÄŸrudur. Ama asıl olarak, savaşın büyük bir kısmının dışında kalmışlardır. Sadece sınırlı sayıda emperyalist asker geldi; Japonlar Vladivostok’a, ABD ve Britanya Murnansk’a ve Fransızlarla diÄŸerleri ise Kırım’a. Ama eÄŸer Beyazlar sadece kapitalistler ve onlar için savaÅŸtığına inanılan eski generallerse, İç SavaÅŸ sırasında büyük miktar toprak beyazlarca ele geçirilmiÅŸtir. [Peki] Beyaz orduları hangi güçler oluÅŸturmuÅŸtu.
Devrimden önce köylülerin topraklara el koyduklarını ve toprak sahiplerini kovduğunu, ve bazen de öldürdüğünü daha önce görmüştük. Sovyetleri oluşturdular; ve her ne kadar işçiler Bolşevikleri desteklerken [köylüler] Sosyalist Devrimcileri tercih ediyor olsalar da, Moskova ve Petrograd Sovyetleri ile ilişkiye geçtiler.Ve Beyaz orduların omurgasını oluşturanlar da yine bu köylülerdi.
Bolşeviklerin köylü yığınlarının devrim yanlısı olabileceğini reddetmeleri yüzünden bu böyle gelişti. Bu nedenle başlangıcından itibaren onlara karşı devrimin düşmanları olarak davrandılar. Köylüler tarafından toprakların kolektif sahiplenilmesi yerine, toprakları devletin kontrolü altına almaya çalıştılar. Köylüler ve işçiler tarafından bir karşılıklı dağıtım sisteminin kurulmasına müsade edecekleri yerde, köylülerin gıdalarına el koymak üzere silahlı birlikler gönderdiler. Topluluktaki küçük toprak sahibi ile topraksız köylüler arasındaki içsel zıtlaşmayı kaba bir şekilde pohpohlamaya çalıştılar. Bunların tümü köylüleri Bolşevik idareye düşman yapan unsurlardı.
Beyazlar ise öte yandan tüm bunlara karşı olduklarını iddia ediyorlardı. Böylece kısa zaman içinde çok sayıdaki memnuniyetsiz köylüyü beyaz ordulara katmayı başardılar. Bunlar [askerler] devrimi tehdit eden iki beyaz, Wrangel ve Denikin ordularına karşı savaşan askerlerdi. Bolşevikler paçayı kurtardılar, çünkü beyazlar köylülerin yanında gözükmekte ne kadar kurnaz olsalar da, bir toprak parçasını ele geçirir geçirmez eski toprak ağası gelerek kirasını talep etmekteydi. Bu haberler cepheye ulaşır ulaşmaz, askerler tüm çarpışma isteklerini kaybediyor ve firar etmeye başlıyorlardı.
BolÅŸevik politikalar aynı zamanda eline silah alıp, hem BolÅŸevik hem de beyaz baskılara karşı savaÅŸan yeÅŸil orduların ortaya çıkmasına neden oldu. Bazıları neredeyse çapulcu, bazıları ise yahudi düşmanı olan bu gurupların hemen hemen hiç bir siyasi teorisi yoktu, ama BolÅŸevikler onları yabancılaÅŸtırmamış olsaydı [bunların] büyük bir kısmı devrimin yanında yer alabilirdi. İç SavaÅŸ’ın sonuna doÄŸru, birkaç yıl önce toprağı ele geçirmiÅŸ ve bu nedenle devrim yanlısı olması gereken köylüler tarafından, BolÅŸevik idareye karşı pekçok büyük köylü ayaklanması düzenlendi.
Åžehirlerdeki durum da en az bu kadar kötüydü. BolÅŸeviklerin işçi konseylerine karşı saldırıları sonucunda, daha 1919 yılında partiye karşı duydukları hisleriyle moralleri bozulmuÅŸ işçiler, büyük sayılarda partiden ayrılıyorlardı. Bu moral bozukluÄŸu Kızıl Ordu’nun savaÅŸma isteÄŸini kaçınılmaz olarak etkiliyordu; ve ordu, giderek burjuva disiplininin askerleri savaÅŸmaya zorlamak için kullandığı idamları ve diÄŸer mekanizmaları kullanmaya yöneliyordu. Ama bunlar [mevcut] sorunların sadece bir kısmıydı. BolÅŸeviklerin tek adam idaresi giriÅŸimi sadece Kızıl Ordu’daki işçilerin moralini bozmakla kalmıyor, aynı zamanda da üretime zarar veriyor ve itibarın ne kadar ürettiÄŸin konusunda yalan söyleme yeteneÄŸine dayandığı Sovyet bürokrasisini yaratıyordu.
İç SavaÅŸ ve müttefiklerin ambargosu korkunç kıtlıklar demekti, ama bu kıtlıkları düzeltmeye çalışanlar bürokratlardı. Bu bürokratlar tarafından köylülere karşı yürütülen savaÅŸ pekçok bölgede kıtlıklara ve ÅŸehirlerin gıda arzlarında azalmalara yol açtı. Bazen, [aynen] Petrograd yakıt kıtlığı içindeyken ve Emma Goldman çevre ormanlardan yakıt toplamak için hareketlenen işçilerin neden durdurulduÄŸunu sorduÄŸu [zamanki] kadar basit bir ÅŸekilde, pekçok durumda işçiler inisiyatifi ellerine almaya çalıştılar. Ama anarÅŸist Voline’den alınan ÅŸu örnek, üretimin devam etmesini ve cepheye tedariklerin sevk edilmesini saÄŸlayabilecek yaratıcılık ve bilginin bireysel iÅŸyerlerinde bile nasıl engellendiÄŸini [açıkça] göstermektedir.
BolÅŸevikler üretiminin devamlılığını saÄŸlayamadıkları Nobel petrol rafinerisinin 1918′de kapatılmasını emrettiler. İşçiler yıllardır orada çalışıyor olmaları sonucunda edindikleri yeti ve baÄŸlantılar sayesinde üretimi nasıl devam ettirebileceklerini planlayacakları bir kitle toplantısı yapılması çaÄŸrısında bulundular. BoleÅŸviklerin buna cevabı oldukça basitti; işçilere fabrikanın kapandığı ve eÄŸer açık tutmak için herhangi bir giriÅŸimde bulunurlarsa tazminatlarını kaybedecekleri, ve [fabrikanın] ordu tarafından zorla kapatılacağı söylendi. Hem üretimi örgütleyememesi, hem de işçi ve köylüleri yabancılaÅŸtırması yüzünden, diktatörlük bırakın ekonomiyi kurtarmayı bizzat onun yıkımına neden oldu.
İç Savaşın Sonucu Olarak Baskı ve Diktatörlük
Rusya, Mart’ın 3′ünde Brest-Litovsk anlaÅŸmasını imzalayarak I. Dünya Savaşı’nın dışına çıkmış oldu. Devrimci Ukrayna’nın terk edilmesinin doÄŸruluÄŸunu veya yanlışlığını bir tarafa bırakalım; bu tartışmalı anlaÅŸmanın imzalanması kararı Sovyetler tarafından deÄŸil, küçük bir kesimden oluÅŸan BolÅŸevik Merkez Komitesi tarafından alınmıştı.
İç Savaşın baÅŸlangıç tarihini kesin olarak [söylemek] oldukça zor; ama mantıklı en erken baÅŸlangıç tarihi muhtamelen BolÅŸeviklerin Batı cephesinde savaÅŸa devam etmek için Sibirya boyunca trenle taşıdığı Çek alayının isyan [ettiÄŸi tarihtir]. Bu 25 Mayıs’ta oldu, ve demiryolu boyunca bu alayın sıralanmış olması BoÅŸeviklerin DoÄŸu’da ulaşım sistemi üzerinde kontrolü kaybettiÄŸi anlamına geldiÄŸi için, [bu durum] beyaz birliklerin Çeklerle ittifak kurmasına ve yerel devrimcilere saldırmasına olanak vermiÅŸtir. Bu daha önce yerel çatışmaların olmadığı anlamına gelmemelidir, ama [daha önce ortada] devrime karşı gerçek bir tehdit türünden bir ÅŸey yoktu.
Ama ne sürprizdir ki, bu iki olay arasındaki 10 haftalık görece barış döneminde Leninistlerin şimdilerde İç Savaşın gerekli kıldığını savundukları tedbirlerin çoğunun alındığını görüyoruz.
ÖrneÄŸin 30 Mart’ta Troçki orduyu yeniden düzenlemek üzere SavaÅŸ İşleri Komiseri olarak atandı. Selamlama subayı [yaver], özel hitap ÅŸekilleri, subaylar için özel yatakhaneler ve ayrıcalıklar [yanısıra], ateÅŸ altında emirlere itaat etmemenin cezası olarak ölüm cezası tekrar yürürlüğe konmuÅŸtu. Subaylar artık seçilmiyorlardı. Troçki “seçim siyasi olarak manasız ve teknik olarak uygunsuzdur; ve halihazırda kararname ile iptal edilmiÅŸtir” [diye] yazıyordu.
BolÅŸeviklerin gizli polisi kullanarak, 11 ve 12 Nisan’da Moskova’da ve Petrograd’da anarÅŸistlere [karşı] ilk defa saldırması, 40′ını yaralaması ve öldürmesi, 500 kadarını ise hapse atması iÅŸte tam da bu zaman zarfında olmuÅŸtur. Mayıs’ta Burevestnik, Anarkhia, Golos Truda ve diÄŸer önde gelen anarÅŸist yayınlar kapatılmıştır.
Yine bu dönem zarfında, 28 Nisan’da basılan “Sovyet Hükümetinin Acil Görevleri“nden alınan ÅŸu kısımdan aklında bunun olduÄŸunu [anladığımız] kadarıyla, Lenin devrimin kendi diktatörlüğü olduÄŸu [görüşünü] desteklemeye baÅŸlamıştı.
“Tarihin inkar edilemez deneyimleri, sıklıkla bireysel bir diktatörlüğünün devrimci sınıfların diktatörlüğünün bir aracı, bir kanalı olduÄŸunu göstermektedir“. Aynı makalede Taylorizmi destekler ve fabrikalarda izlenecek yolun işçilerin kolektif yönetimi olmadığını, “… emek süreci liderlerinin yegane iradesine sorgusuzca itaat edecek kitleler” olduÄŸunu söyler.
5 Mayıs’ta “Sol Kanat çocukluklar ve küçük burjuva zihniyeti” [adlı yazısında], temel hedefin “Alman devlet kapitalizmini incelemek, onu kopye etmek için büyük bir gayret göstermek” [olduÄŸunu] söylerken, devlet kapitalizmini devrimin nihai hedefi olarak saptamaktadır; ve bunun da ötesinde “onu [Alman devlet kapitalizmini] kopya etmeye hız kazandırmak için diktatörce metodları uygulamaktan kaçınmamalıdırlar” der.
Bunların ışığı altında, sonraki bazı Leninistlerin BolÅŸeviklerin İç SavaÅŸ yüzünden tek-adam idaresini getirdiklerini iddia etmeleri oldukça garip kaçmaktadır. Bundan daha garip olanı ise, Troçki’nin 1920′de “SavaÅŸ, Komünizm ve Terör“de İç SavaÅŸ’ın devlet kapitalizminin baÅŸlamasına neden olduÄŸu yazmasıdır.
“EÄŸer İç SavaÅŸ ekonomik organlarımızın en güçlü, en bağımsız, en inisiyatif sahibi olanlarını talan etmemiÅŸ olsaydı, inanıyorum ki ekonomik yönetim alanında tek-adam patikasına şüphesiz çok daha önce ve çok daha az zahmetle girecektik“.
Ama SWP’nin lideri Tony Cliff hala ÅŸunu iddia edebilmektedir:
“Lenin proletarya üzerinde bir parti diktatörlüğünü ve yok edilmiÅŸ proletarya üzerinde bürokratikleÅŸmiÅŸ bir partiyi asla talep etmedi. Ama kader –dünya kapitalizmince kuÅŸatılmış geri bir ülkenin içine düştüğü vahim durum– tam buna yol açtı.”
[Tony Cliff, Lenin, Cilt 3, sayfa 111]
Her ne kadar Lenin şunları yazarken bu özürü cevaplamış olsa da:
“ … sosyalizmin barış ve sukunet zamanında inÅŸaa edileceÄŸine inananlar derin bir yanılgı içindedirler; her yerde karışıklık zamanlarında, kıtlık zamanlarında inÅŸaa edilecektir.”
[Lenin, Toplu Eserler, Cilt 27, sayfa 517]
Anarşistler Sadece Devlet Terörü İle Yenilmişlerdir
Ele almak istediÄŸim son efsane anarÅŸistler için en zararlı olanıdır. İnsafsızca baskısı altında kalınan bu [efsane], anarÅŸistlerin yenilmeye mahkum olduÄŸudur. AnarÅŸistler sıklıkla –BolÅŸeviklerin baÅŸarısızlığı anlamında– BolÅŸeviklerin baskılarından bahsederler; ama onların baÅŸarısı aynı zamanda bizim baÅŸarısızlığımızın bir ölçüsüdür.
AnarÅŸistlerin baskı altında tutulduÄŸu inkar edilemez; bu silahlı Çeka birliklerinin Moskova ve Petrograd’daki 26 anarÅŸist merkeze baskın yaptığı 11 ve 12 Nisan 1918′de baÅŸladı. 40 anarÅŸist öldürüldü veya yaralandı, 500′den fazlası ise tutuklandı. 1918 Mayıs’ının başında, Burevestnik, Anarkhia, Golos Truda ve diÄŸer önde gelen anarÅŸist dergiler kapatıldı. 13 Temmuz tarihli metinler gösteriyor ki karşı devrim araÅŸtırma biriminde ve istihbarat biriminde, anarÅŸistlerle ilgilenecek birimler oluÅŸturmuÅŸtu.
Binlerce anarÅŸist hapise, sürgüne veya idama mahkum edildi. Onlarla beraber mücadele eden onbinlerce işçi ve köylü de aynı kaderi paylaÅŸtılar. 1920′de Makhnocuların BolÅŸeviklerle yaptığı üçüncü anlaÅŸmanın maddelerinden birisi de BolÅŸeviklerin “sol” mahkumları serbest bırakmasıydı. ÇoÄŸunluÄŸu onlarla birlikte savaÅŸan veya onlara sempati duyan köylülerden oluÅŸmak üzere, ama aynı zamanda da her bölgedeki ve ÅŸehirdeki anarÅŸist eylemcileri de içeren Makhnocuların sayısı 200,000 kadar tahmin ediliyordu.
Ama bu kaçınılmaz mıydı; yoksa –kısmen anarÅŸistlerin onlara olanak tanıması sayesinde– BolÅŸeviklerin anarÅŸistleri ezebilecekleri bir konuma getirilmeleri yüzünden miydi? 1917 başında BolÅŸevikler Moskova’da 2,000; 160 milyon nüfuslu ülke çapında ise 23,000 üyeli küçük bir gruptu. AnarÅŸistler ise muhtemelen daha azdı; tipik tahminler 5,000 ile 10,000 arasındaydı, daha fazla deÄŸildi.
Bunun yanısıra “tüm iktidar Sovyetlere” gibi sloganları kabullenirken olduÄŸu gibi, BolÅŸevikler kitlelerin sloganlarını destekler gözüküyorlardı –bu slogan aslında 1905′den beri pekçok anarÅŸistin kullandığı bir slogandı.
En baÅŸta Peter Arshinov’dan bir alıntı yapmıştım; açıklama için ÅŸimdi de ona geri dönüyorum:
“1905 Devrimi sırasında olduÄŸu kadar Ekim Devriminin ilk günlerinden itibaren de, işçi ve köylülerin toplumsal devrim fikrini yüceltebilecek tek politik-sosyal akım Devrimci AnarÅŸizm’di. Aslında onlar muazzam roller üstlenebilirlerdi, ve kitlelerin bizzat kendileri tarafından iÅŸletilecek mücadele araçlarıyla bu baÅŸarılabilirdi. Yine, Devrimin ruhu ve yönelimi ile bu kadar uyumlu baÅŸka bir politik-sosyal kuram da bulunmuyordu. 1917′de anarÅŸist hatiplerin müdahaleleri, işçiler tarafından ender rastlanacak bir güven ve ilgi ile dinleniyordu. AnarÅŸizmin ideolojik ve taktik gücü ile birleÅŸecek işçi ve köylülerin [sahip olduÄŸu] devrimci potansiyelin, hiç bir ÅŸeyin önüne geçemeyeceÄŸi bir güç meydana getireceÄŸi söylenebilirdi. Ne üzücü ki bu kaynaÅŸma gerçekleÅŸmedi. Zaman zaman izole olmuÅŸ bazı anarÅŸistler işçiler arasında yoÄŸun devrimci eylemlilik içinde bulundular, ama daha devamlı ve koordineli eylemleri yürütecek büyüklükte bir AnarÅŸistler örgüt yoktu. Ancak böyle bir örgüt AnarÅŸistleri ve milyonlarca işçiyi birleÅŸtirebilirdi. Bu kadar önemli ve avantajlı bir devrimci dönemde, anarÅŸistler kitlesel siyasi eylemlere yönelmek yerine kendilerini küçük grupların kısıtlı faaliyetleri ile sınırlandırdılar. AnarÅŸizmin genel politika ve taktik sorunlarıyla ilgilenmeyi denemek yerine kendilerini içsel çekiÅŸmelerin denizine batırmayı tercih ettiler. Bu yetersizlikleriyle Devrimin en önemli anlarında kendilerini eylemsizliÄŸe ve kısırlığa mahkum ettiler. AnarÅŸist hareketin bu feci halinin nedenleri dağınıklık, örgütsüzlük ve kolektif taktikten yoksunluktu –AnarÅŸistler arasında daima ilkeler olarak ortaya atılan ÅŸeyler–; bu onların toplumsal devrimi kararlı bir ÅŸekilde yönlendirebilmelerine imkan verecek tek bir örgütsel adım bile atmalarını engelliyordu. Bu durumun yaratılmasına katkısı bulununları …, ortaya çıkarmakta hiç bir fayda yoktur. Ama emekçi kitlelerin yenilmesine ve AnarÅŸizmin uçurumun kenarına kadar gelmesine yol açan bu trajik deneyim, ÅŸu andan itibaren iyice özümsenmelidir.“
Arshinov, Makhnocu hareketin anarÅŸistlerin aslında farklı bir ÅŸekilde davranabileceÄŸini ispatladığına iÅŸaret ediyor. Makhno Ukrayna’da 1918-1921 [yılları arasında] dört yıl boyunca, Hetman’a, Beyaz generalleri Denikin’e ve Wrangel’e, Petliura ve Grigorev gibi milliyetçilere, ve tabii ki BolÅŸeviklere karşı savaÅŸan milisleri komuta etti. En iyi döneminde 30,000 gönüllü savaşçısı vardı, ve 7 milyona yakın kiÅŸinin yaÅŸadığı bir bölgeyi özgürleÅŸtirmiÅŸti.
Rus Devrimi işçi sınıfı tarihinin en hayati anlarından birisiydi. Neyin mümkün olduğunu bize gösterdi. Bunu kutlamalıyız, ama kutlamalarımızda efsanelerden kurtulmalı ve bir dahaki sefere farklı olması için hatalardan kaçınmanın yollarını aramalıyız.
Andrew Flood, Ekim 1997.
Hazırladığım Ancak Kullanmadığım Bazı Notlar
John Rees’e göre, İç SavaÅŸ’ın sonunda BolÅŸevik pari üyelerinin % 10′u işçi, % 25′i ordu mensubu ve % 60′ı ise “parti aygıtı veya hükümet” üyesiydi. Dipnotlarda ise fabrika işçisi olarak sınıflandırılanların bile, “çoÄŸunlukla yönetimden” olduÄŸu belirtiliyor.
Rees yine KronÅŸtad’daki BolÅŸevik parti üye sayısının azalmasını İç SavaÅŸ’a baÄŸlamaya çabalar, ama gerçekte 1920′deki [üye] sayısındaki düşme tasfiyeler ve istifalar yüzündendir. Geriye kalan parti üyelerinin tutumu ise ayaklanma sırasında Rusya Komünist partisi Hazırlık Komitesini oluÅŸturan üç kıdemli KronÅŸtad BolÅŸevik [parti üyesinin], yerel komünistleri Devrimci komitenin çabalarını sabote etmemeye çağırması ile ortaya çıkmıştır. Partinin geriye kalan 497 üyesi partiden istifa ettiler.
“Sosyalizm, devlet kapitalist tekelinden bir adım ötesidir. Veya diÄŸer bir deyiÅŸle, sosyalizm tüm halkın çıkarına hizmet eden ve bu ölçüde de kapitalist tekel olması sonlanmış olan bir devlet kapitalist tekelidir.”
Lenin, aynı yer, Cilt 25, sayfa 358
Çeka geçici bir örgüt olarak teÅŸkil edildi; ilk önceleri istihbarata yönelik fonksiyonları yürütmek üzere ÅŸekillendirilmiÅŸ yönetsel bir kuruldu. İlk baÅŸta yargı gücü yoktu ve tutuklama yetkisi bulunmuyordu; ancak kısa zamanda bunlar da oldu. DoÄŸumundan dokuz gün sonra tutuklama yetkisi tanındı. Ocak 1918′de ona silahlı birlikler katıldı; Åžubat’ta ise acele muhakeme etme ve ceza kararlarını (idam kararları dahil olmak üzere) uygulama yetkileri tanındı. 1917 sonunda 23 personeli vardı, 1918′in ortası itibariyle ise 10,000′den fazla personeli vardı.
17 Ocak 1920′de BolÅŸevik hükümet –askeri operasyonların devam ettiÄŸi bölgeler hariç– ölüm cezasını yürürlükten kaldırdı. Bu emrin üstesinden gelmek amacıyla Çeka mahkumları idam [edebilmek] için mütemadiyen [onları] askeri bölgelere transfer etti. Takip eden pasajda, BolÅŸevik Victor Serge Çeka’nın ölüm cezasının kaldırılmasına nasıl tepki verdiÄŸini anlatıyor.
“gazeteler kararı yayınlarken, Petrograd Çekası stoklarını tüketiyordu! Arabalar dolusu şüpheli geceleri ÅŸehrin dışına çıkarılıyor ve gruplar halinde kurÅŸuna diziliyordu. Ne kadar mı? Petrograd’da 150 ile 200 arasında; Moskova’da ise 200 ile 300 arasında olduÄŸu söyleniyor.“
Daha pekçok örnek var, ama gelin Rusya’daki devrime katılmak üzere ABD’yi terk eden bir anarÅŸist devrimcinin kaderine bakalım. Bu Bogush’du.
O, I. Dünya Savaşındaki emperyalist kasaplığa karşı çıkması nedeniyle Amerika’dan Rusya’ya sürgün edilen Rus kökenli anarÅŸistlerden birisiydi. [Rusya'ya] varmasının hemen ardından, BolÅŸeviklerle üçüncü anlaÅŸmalarını yapmış bulunan Makhnocularca kontrol edilen bölgeleri görmeye gitti. BolÅŸevikler üçüncü defa anlaÅŸmaya ihanet ederek, hiç bir uyarı yapmadan Makhnoculara saldırmadan önce birkaç saat orada bulundu. Hemen, daha sonra Çeka tarafından tutuklanacağı Khrakov’a döndü, ve 1921′in Mart’ında da kurÅŸuna dizildi.
BolÅŸevikler Devlet Gücünü elinde tutabilir mi? Lenin “işçi konseyleri” hakkındaki görüşlerini şöyle ortaya koyuyor:
“Biz işçi konseyleri dediÄŸimizde; biz bu sloganı daima proletarya diktatörlüğü ile iliÅŸkilendiriyor, ve bunu hep sonrakinin [proletarya diktatörlüğünün] ardına yerleÅŸtiriyoruz; bu suretle, aklımızda olan devletin ne olduÄŸunu açık bir hale getiriyoruz. … eÄŸer referans verdiÄŸimiz proletarya devleti (yani proletarya diktatörlüğü) ise, o zaman işçi kontrolü; malların üretim ve dağıtımının ulusal, herÅŸeyi kapsayan, her yerde ve her zaman hazır [ing. omnipresent], fazlasıyla kesin ve fazlasıyla titiz bir muhasebesi [hesaplaması] olacaktır.“
“Terörizm ve Komünizm” (1918)’de Troçki’nin yaptığı yorumlar:
“Zorunlu emek ilkesi Komünistler için oldukça tartışılmazdır … Ekonomik güçlüklere karşı –hem ilkesel, hem de pratik bakış açısından– doÄŸru olan tek çözüm, tüm ülke nüfusunu gerekli emek gücünün bir rezervi –neredeyse tükenmez bir rezervi– olarak deÄŸerlendirmek; ve [bunun] kaydedilmesi, seferber edilmesi ve kullanılması çabalarında katı kurallar ortaya koymaktır.” (s.135)
“Zorunlu emek hizmetinin baÅŸlatılması, –az ya da çok– emeÄŸin militerleÅŸtirilmesii yöntemlerinin uygulanması olmadan düşünülemez.” (s.137)
1919′da iÅŸletmelerin % 10.8′i tek-adam yönetimi altındaydı; 1920 Aralığı itibari ile ise 2,483 fabrikanın 2,183′ü artık kolektif yönetim altında bulunmuyordu.
Lenin’e karşı yapılan suikast giriÅŸiminden sonra Kızıl Ordu gazetesi şöyle yazıyordu; “Hiç bir merhamet göstermeden, hiç birini ayırmadan, düşmanlarımızı yüzler[-i bulan] sayılarda öldüreceÄŸiz. Bırakalım binlerce olsun, bırakalım kendi kanlarında boÄŸulsunlar. Lenin ve Uritskii’nin kanı için … bırakın burjuvazinin kanı –daha fazla kan– olabildiÄŸince sel olup aksın.”
Ekim 1997
Andrew Flood
ÇEVİRİ: Anarşist Bakış
Kaynak: “The Russian Revolution, Four October Myths”
Cevap Yaz