“Özgürlük ÅŸafak vakti gibidir. Kimileri gelmesini beklerken uyur, ama kimileri de uyanık kalır ve ona ulaÅŸmak için gecenin içinden yürür” K.Marcos

Meksika, yolsuzluklarıyla tarihe geçecek ve daha uzun süre tartışılacak gibi görünen bir seçimi daha geride bırakırken, yıl ortasında Atenco’da yaÅŸanan saldırılardan dolayı yürüyüşüne bir süre ara vermek durumunda kalan Öteki Kampanya, ülkenin kuzeyinde yoluna devam ediyor. Parlamenter demokrasiyle yollarını çok önceden ayıran Zapatistalar,1 “bizim anlatmaya çalıştığımız tam da buydu” diyerek, elit sınıfın çıkar çatışmasının sanal bir piyonu olmaktansa insanların, kendi gündemleriyle gerçekçi sorunlarının gerçekçi çözümüne yönelik, anti-kapitalist ve sola doÄŸru bir karşılıklı dinleme eylemi ve kendini satmayanların kampanyası olarak tanımladıkları Öteki Kampanyayla sürdürüyorlar yolculuklarını.2
Politik anlamları üzerine pek de düşünmeden kar maskesi ile pipo imgesinin ötesine gitmeyerek, Zapatistaları medyatik bir ilgi nesnesi, ya da kolektif bir güce dönüşme kaygısından uzak salt akademik bir bilgi nesnesi olarak gören yaklaşımların aksine, bizler Zapatist hareketi, içinde bulunduÄŸumuz solun konjonktürel olmaktan öte yapısal tıkanıklıkları üzerine düşünme, deneyimleme ve aÅŸma konusunda çok deÄŸerli bir uÄŸrak olması anlamında yoldaşımız hissediyoruz. “Adımız ve senden baÅŸka yüzümüz yok” diye çıktığımız yolda, Zapatistalar kendimize, geçmiÅŸimize, bugüne ve geleceÄŸimize tuttuÄŸumuz bir ayna adeta. Bu ayna iliÅŸkisini yine en güzel Zapatistaların kendi dilinden okuyalım: “Biz bir aynayız. Burada, görmek ve görülmek için, bizi görmeniz, kendinizi görmeniz ve ötekinin kendisini bizim görüntümüzde görmesi için biz buradayız. Buradayız ve biz bir aynayız. Gerçek deÄŸil, yalnızca bir yansıma. Işık deÄŸil, yalnızca yansıyan ışık. Yol deÄŸil, yalnızca birkaç adım. Rehber deÄŸil, bizi sabaha çıkaracak sayısız yollardan biri.”3


EÄŸer ki Zapatistaların bu beraber birbirimizi görme davetini kendi davetimiz kılar ve “ben” ve “o” zamirlerini kaldırıp ortak bir “biz” üzerine konuÅŸacak olursak, dünya devrimci hareketinin tıkanıklığının aşılması yönünde bir yüzleÅŸme ve yeniden kuruluÅŸ anlamında ışık tutacak kimi saptamalar yapabiliriz.

Bugün solun en büyük açmazlarından birisi ekonomik, politik, toplumsal ve kültürel bir sistem olarak kapitalizmin geldiÄŸi yeni aÅŸamanın ve sınıf bileÅŸiminin analizinden yola çıkarak sınıflar mücadelesini kuracak bir devrim kuramının eksikliÄŸidir. Zapatistalar, bizim açımızdan bir deneyim olarak devrim kuramının kuruluÅŸunun bedenleÅŸmesi yolunda kendi deyiÅŸleriyle “mütevazı” bir katkıdır. Kapitalizmin modern sermaye birikim süreci, ulusal sınırlar üzerinden tanımlanan ulusal pazarlara dayalıydı ve bunun iÅŸleyiÅŸinin siyasal güvencesi de ulus devletlerdi. Günümüzde ise, artık sermayenin emeÄŸi gerçek tabiyeti altına aldığı, bütün bir dünyanın sermayenin üretimi ve yeniden üretiminin uzamı haline geldiÄŸi “imparatorluk” dönemi, sürekli olarak geniÅŸleme eÄŸilimindeki sermayenin küresel piyasa üzerinden ulusal pazarları yeniden yapılandırmasına, dolayısıyla ulus devlet egemenliÄŸini krize sokarak yeni bir egemenliÄŸin kuruluÅŸuna (ve bu kuruluÅŸun sancılarına) iÅŸaret eder. 10 yıl boyunca Lakandon Ormanları’nda yürüttükleri gizli örgütlenmenin sonucu silahlı ayaklanmayı baÅŸlatma tarihi olarak, Meksika’nın kapitalist imparatorluÄŸa eklemlenmesinin tarihsel uÄŸraklarından biri olan Kuzey Atlantik Serbest Ticaret AnlaÅŸması’nın (NAFTA) yürürlüğe gireceÄŸi 1 Ocak 1994 tarihini seçmelerinden bugüne dek birçok bildiri ve mektuplarında, Zapatist hareketin küresel kapitalizm eleÅŸtirisi son derece belirgindir: ÖrneÄŸin,”Dördüncü Dünya Savaşı”olarak adlandırdıkları günümüzün egemenlik krizini şöyle tanımlarlar:”Bu savaşın ilk kurbanlarından biri ulusal pazardır… Modern kapitalist devlet iktidarının temel dayanaklarından biri olan ulusal pazar, küresel mali ekonominin top ateÅŸleriyle dağıtıldı. Yeni uluslararası kapitalizm, ulusal kapitalizmleri geçersiz hale getiriyor… OÄŸul (neo-liberalizm) babayı (ulusal sermaye) parçalayarak yiyor ve geçerken de kapitalist ideolojinin yalanlarını yerle bir ediyor; yenidünya düzeninde ne demokrasi, ne özgürlük, ne eÅŸitlik ne de kardeÅŸlik var. Gezegenimizin sahnesi, kaosun egemen olduÄŸu yeni bir savaÅŸ alanına dönüştü.”4

Lakandon Ormanları’ndan Altıncı Deklarasyon gibi daha birçok belgenin yanı sıra yine Öteki Kampanya’nın 2 Åžubat 2006′da Verasquez dura-ğındaki toplantıda “bu sistemin yakında çökeceÄŸini” müjdeleyen Sıfırına Delege Marcos’un, Öteki Kampanya’yı ve anti-kapitalist duruÅŸunu tarifi de önemlidir: “Tam da insanlar kapitalizmin deÄŸiÅŸemeyeceÄŸini söyledikleri sırada anti-kapitalist bir dalga var. Kelimenin gerçekten ne anlama geldiÄŸi konusunda birlikte tartışabiliriz; ama sonuçta ‘anti-kapitalist’ tanımı önemlidir… Öteki Kampanya düşmanını tanımlar, rakibini deÄŸil. Bir rakiple kimi konularda anlaÅŸabilirsiniz, ama düşmanla asla. Öteki Kampanya, kendisini anti-kapitalist olarak tanımladığında ÅŸunu söyler: ‘Önümüzde duran ÅŸeyin ölümünü, sonunu getirerek kendi varoluÅŸumuz için savaşıyoruz.’ Bir kiÅŸinin ölümü deÄŸil, bir sistemin ölümü…”5 Evet, emekle sermaye uzlaÅŸmaz bir karşıtlık içindedir ve kapitalist imparatorluk çağında emekle sermaye, yoksullarla zenginler, unutturanlarla unutulmaya direnenler arasındaki bu antagonizma iyice çıplaklaÅŸmıştır. “Biz bu ülkenin zenginlerini kovalıyoruz… Onlarla birlikte var olmak mümkün deÄŸil; çünkü onların varoluÅŸu bizim yok oluÅŸumuz demektir”6 derken kastedilen tam da bu iki uzlaÅŸmaz varoluÅŸ biçiminin
antagonizmasıdır. Sermayenin bu yeni küresel ve çok merkezli iktidarının kuruluÅŸuyla eÅŸzamanlı olarak, yıkılan sosyalist rejimlerin küllerinden çok önemli dersler çıkararak doÄŸan Zapatist hareket, yeni bir siyasetin, siyaset felsefesinin, kültürün ve etiÄŸin oluÅŸumunun bir deneyimidir. Ulusal Zapatist KurtuluÅŸ Cephesi (FZLN) uluslararası iliÅŸkiler sorumlusu Marquez Velasquez’in dediÄŸi gibi, “Gerçek görev ÅŸu: Dünya çapında bir devrim kültürüne ihtiyacımız var. Biz bu yeni devrim kültürüne katkıda bulunmak istiyoruz.”7 Bizce Zapatist hareketin (pek de buradan konuÅŸturulmayan8) devrim kültürüne en anlamlı katkısı, içkin politika düzleminin kuruluÅŸudur. Özellikle Deleuze’ün,9 Birlik Felsefeleri karşısında Spinoza’nın saf ontolojisini, ahlak karşısında etiÄŸini öne çıkardığı okumasında da gördüğümüz gibi, içkinlik âlemi anti-hiyerarÅŸiktir. Spinozacı içkinlik dünyası insanın kudretini en iyi nasıl gerçekleÅŸtireceÄŸi, dolduracağıyla ilgilenir. İnsanın doÄŸasına özsel olarak hiçbir ÅŸeyin ait olmadığını savunan ve “her ÅŸeyi gerçek anlamıyla ‘oluÅŸ’ terimleriyle düşünen” Spinoza için bu içkinlik eylemsellikten, iliÅŸkisellikten öte bir ÅŸey deÄŸildir. Spinozacı içkin gücün olumlanma-sına dayalı bir kuruculuk ile doÄŸal hakkın aÅŸkın bir iktidara devri anlamında Hobbes’tan devralınan modern temsiliyet geleneÄŸi arasındaki bu kopuÅŸu10 Zapatistaların deneyimi ile okumak oldukça ön açıcı olacaktır. Kapitalizmin tarihsel geliÅŸimiyle koÅŸut olarak geliÅŸen modern burjuva siyaset anlayışı, toplumsal ve siyasal alan ikiliÄŸi üzerinden ekonomik alanın kaotik iÅŸleyiÅŸini politik olarak düzenleme (düzensizliÄŸin düzeni) ve toplumsal alandaki eÅŸitsizlikleri siyasal temsiliyetle dengeleme çabasıdır. Sonuçta herkes, kendisine sunulan bir oy hakkını sanal bir katılımla birkaç yılda bir kullanarak gücünü aÅŸkın bir iktidara teslim eder. Parti, parlamento ya da devletin kendisi aÅŸkınlıktır. İster seçim ister baÅŸka bir temsil mekanizması yoluyla olsun, her tür temsiliyet teslimiyeti beraberinde getirir. Aslında kapitalizmin ideolojisi olan modernizmin aÅŸkın iktidarlar üreterek ve yeniden üreterek nasıl bizi güçsüz kıldığını kavramayan sol tarafından çokça eleÅŸtirilen Zapatistaların iktidarı almak istememeleri, bu yıkıcılıktan, yani toplumsal olan-politik olan, araç-amaç, öncü-kitle gibi aÅŸkın ikilikleri yerle bir eden, tüm hiyerarÅŸileri ortadan kaldıran bir içkinlik düzleminden okunduÄŸunda gerçek anlamını bulur. Zapatistalar şöyle demekte:

“İktidarı baÅŸlı başına bir amaç olarak görmüyoruz. İktidar ya da güç toplumda, insanların içinde yaÅŸamalı, onlarda içkin olmalıdır. Temsil mi? O kadar da büyütülmemeli; bunu iyi denetlenen ve ehliyetli herhangi biri yapabilir. Temsil, bir görevdir yalnızca. Bizim iktidarı istemediÄŸimiz, ondan uzak durduÄŸumuz söyleniyor, doÄŸrudur. İktidarı ele geçirmek kolaycılık olurdu. İnsanların iktidarını kurmak ya da insanları muktedir kılmak, iÅŸte bu çok daha zor. Klasik partiler örneÄŸin, oturtup iki kiÅŸiye parti programı yazdırırlar. Böyle bir programı herkesle birlikte kurmak, oluÅŸturmak çok daha zordur. Programdan daha önemli olan, onun nasıl oluÅŸturulduÄŸu. Ancak, insanları muktedir kılma iÅŸinin nasıl örgütleneceÄŸi: iÅŸte bu, hâlâ icat edilmeyi bekliyor.”11


Bu hâlâ icat edilmeyi bekleyen, aÅŸkın temsiliyeti ortadan kaldırıp bunun yerine insanlığın içkin yaratıcı gücünün özgür ortaklığının doÄŸrudan yaÅŸama geçirilmesinin toplumsallık biçimleri üzerine kafa yormayan bir hareketin devrimci bir ön açıcılığı maalesef olamayacaktır. Bizim devrimin devrimcileÅŸmesi derken ya da Zapatistalar “devrimi mümkün kılan devrim” derken kastettiÄŸimiz budur. “…ÇoÄŸunluÄŸun desteÄŸine sahip olmayan, ‘zorla benimsetilen’ bir devrimin sonunda kendine yöneleceÄŸine dikkat çekiyoruz… Biz bir ortodoks devrimi önermiyoruz, önerdiÄŸimiz çok daha zoru: bir devrimi mümkün kılan devrim…”12 Ve elbette bunun bir formülü ya da reçetesinin olmayışı, kimi emarelerinin de olmadığı anlamına gelmez. Åžanslıyız ki, geçmiÅŸ devrimlerin yenilgileri geleceÄŸin yengilerinin ipuçlarını taşımakta… Elbette, diyalektik yöntemin bize mirası olan korkuyla düşmanı suçlayarak deÄŸil, cesaretle hatamıza sarılıp nerede nasıl yanlış yaptık diyerek bakabilirsek eÄŸer. Diyalektikle bakan iktidarcı bir anlayışta öğrenme olabilir mi? Oysa Zapatist hareketin bizim için en anlamlı yanlarından birisi, öğrenmeye yaptıkları bu vurgudur: “Sanırım edindiÄŸimiz en büyük beceri öğrenme eÄŸilimine ve kapasitesine iliÅŸkin olandır… Bunun Zapatistlerin en büyük becerisi olduÄŸunu düşünürüm… Öğrenmeyi öğrendik biz” der Marcos, “La Jornada” ve “Rebeldi’a” dergilerinin EZLN’nin kuruluÅŸunun, 20. yılıyla ilgili olarak kendisine yönelttiÄŸi deÄŸerlendirme sorularına yanıt verirken.13 EZLN’nin “ilk kaybettiÄŸimiz savaÅŸ” diye bugün artık biraz da gülerek anlattıkları yerli halkla ilk karşılaÅŸmaları, belki de en öğretici deneyim olmuÅŸtu. Che Guevara’nın “fokoculuk” diye bilinen ÅŸehir gerillası teorisini benimseyen FLN (Ulusal KurtuluÅŸ Güçleri) içinden bir grup kentli devrimcinin yerli köylülere öncülük etmek üzere Chiapas daÄŸlık bölgesine gelmesiyle baÅŸlar EZLN’nin tarihi. Ancak bu karşılaÅŸmada, komünist devrimin nasıl yapılacağına dair ezberlerindeki bilimsel bilgiler yetersiz ve hatta geçersiz kalmıştır. Örgüt içinde özellikle öncü meselesinde büyük bir kriz oluÅŸur ve ÅŸehirli gerillaların büyük bir kısmı geri döner. Marcos’un da aralarında olduÄŸu kalmaya karar verenler ise, bir toplumsal-politik örgütlenme olarak dinlemeyi öğrenirler. En üst karar mekanizması olan ve Marcos’un da Yardımcı Komutan olarak tabi olduÄŸu, yalnızca yerlilerden oluÅŸan CCRI’nın (Devrimci Yeraltı Yerli Komitesi) oluÅŸumu ve Zapatist hareketin kitlesel olarak büyümesi de bu döneme denk gelir. Eduardo Galeano bunu şöyle anlatır: “Aydınlanmadan kaynaklanan ve uygarlık ile barbarlık ÅŸeklindeki eski ÅŸema üzerine inÅŸa edilmiÅŸ eski mesihvari devrim vizyonuna göre, devrimci aydının misyonu her zaman kara cahil kitleleri uygarlığın ışıkları ile aydınlatıp bu yolda cehaletten kurtarmaktan ibaretti. Chiapaslı isyancılar ÅŸimdi tam tersi yolu öneriyorlar: Onlar için hakikat dışarıdan veya yukarıdan deÄŸil, aÅŸağıdan geliyor.” Sorun gerçekten de, öncülüğün yeniden tanımlanmasının krizidir. Sorun, bizlerin daha önceden belirttiÄŸi gibi modernizm döneminde temsiliyetin üstlenilmesi olarak tanımlanan öncülükten, günümüzde artık öncülük iÅŸlevinin toplumsal öznelerin temsili yoluyla onlar adına konuÅŸmak deÄŸil, toplumsal öznelerin kendilerinin konuÅŸmalarını saÄŸlayacak ön açıcılık olarak tanımlanmasına geçiÅŸtir.14 Öncülük, birilerinin yerine konuÅŸmak deÄŸil, kendilerinin özgün deneyimlerinin konuÅŸması için zemin açma, zemin hazırlamadır. 2001 yılındaki Toprağın Rengi Yürüyüşü’nde Marcos, Zapatistaların kendi konumlarını nasıl gördüklerini, “Meksika’nın altında gizlenmiÅŸ ve örselenmiÅŸ sayısız Meksikalıyı ortaya çıkaran yürüyüş… Biz onların mikrofonu deÄŸiliz… Bütün seslerin arasında bir sesiz… Bütün sesler arasında tekrarlanan onurun yankısıyız… Kendi sesimizi onlara katıyoruz ve onların sesiyle çoÄŸalıyoruz…” diyerek ortaya koymuÅŸtu. “Yarbay” Moises ise Öteki Kampanya’nın bu ilk turunda niçin Yardımcı Komutan Marcos’un gittiÄŸini anlatırken, modern paradigmadan farklı olan bu yeni öncülük tanımına çok somut bir örnek getirir aslında: “Sizin öncüyü, önderlik eden, yöneten, savaşın nasıl olması gerektiÄŸini bilen, emirler veren, ya da yalnızca onların doÄŸru olduÄŸu, en iyi ve en çok ÅŸeyi bilen kiÅŸiler solarak anladığınızı biliyoruz… Ama biz öncüyü böyle anlamıyoruz. Bizim için öncü… Mücadeleyi ilerletmek için gidilmesi gereken ve bizim için henüz bilinmeyen toprakları tanımak ve bizim ne yapmamız gerektiÄŸini bilebilmemiz için bize orası hakkında bilgi vermek üzere gidendir.15 Zapatistaların aÅŸkın bir bilinç taşımayı ve öncü-kitle iliÅŸkisinin yarattığı hiyerarÅŸiyi yerle bir eden bu yaklaşımları, devrim kavramının devrimcileÅŸtirilmesinin etik-politik teorisinde kilit bir rol oynayacaktır. Åžehirli aydın gerillaların yerli köylü topluluklarından, erkeklerin kadınlardan, büyüklerin küçüklerden daha fazla bilgisi ve bu anlamda üstün bir konumu yoktur. Bunlar ortak bir bedenin birbirine indirgenemez farklılıkta kudretleri olarak görüldüğünde, bu iliÅŸkiselliÄŸin nasıl da zengin bir kolektif gücü ortaya çıkaracağı görülecektir. “Her ÅŸey herkes için, hiçbir ÅŸey kendimiz için deÄŸil” söyleminin ana eksene oturduÄŸu, komünal “boyun eÄŸerek yönetme” geleneÄŸine sahip köy komünlerinde yetki devri ya da delegasyon yoktur; temsilciler deÄŸil, sorumlular vardır. TopluluÄŸun kendisi ve sorumlular arasında aÅŸkın bir dolayım ya da dışlayıcı bir ötekilik iliÅŸkisi kurulmaz. Herhangi bir dolayıma ihtiyaç yoktur; asla yarına ertelenen bir devrimin aracı olmayan örgütlenme, tüm öznelerin farklılıklarının özgür komünalliÄŸi olarak içkin amacı taşır. Ve bu deneyimle Marcos, 20. yıl deÄŸerlendirmesine şöyle devam eder: “ÖğrenmiÅŸ olduÄŸumuz birçok ÅŸey arasında farklılığın zenginliÄŸi var… İşte bu bize, homojenlik ve egemenlik karşısında farklı olanlarla birlikte yaÅŸamanın ve onlara saygı göstermenin daha tercih edilebilir olduÄŸu fikrini oluÅŸturma imkânı tanıdı.”16


“Herkesin farklı olduÄŸu için eÅŸit olduÄŸu” ve “içine birçok dünyanın sığdığı bir dünya” isteyen ve bunun kuruluÅŸu yönünde güçsüzlüklerinden yola çıkarak aÅŸkın bir teslimiyet deÄŸil içkin kudretlerinden güç alarak komünalist bir otonomi deneyimi yaratan Zapatistalar, devrimci öznellik olarak, oluÅŸ içindeki çokluÄŸun somut tezahürüdür. Bugün devrim kuramının kuruluÅŸunun ihtiyaçları üzerinden Spinoza’ya dönüşün önemli isimlerinden Hardt ve Negri çokluÄŸu, “tekilliklerin ortaklığı temelinde hareket eden aktif bir toplumsal özne… İçinde komuta eden ve itaat eden parçaların olduÄŸu ’siyasal bir beden’ deÄŸil, kendi kendini yöneten bir ‘canlı et’” olarak tanımlarlar.17 İki ezeli düşman, sermaye ve emek arasındaki antagonizma tamamen çıplaklaÅŸmıştır. Sermaye iktidarının kendi diyalektiÄŸi içinde her türlü ölçme, tek tipleÅŸtirme, indirgeme ve temsil etme eÄŸilimine direnen bu tekilliklerin çokluÄŸu, yaratıcı gücünü sermayenin kendine mal etmesine izin vermeden, farklılığı içinde kendi içkin olumlama pratiÄŸini kuracaktır… kurmaktadır…

Devrimci geleneÄŸin özgürleÅŸmeci coÅŸkusunu ve kahkahasını yerli toplulukların komünal eÅŸitlikçi, paylaşımcı ve dayanışmacı direniÅŸ kültürüyle bir potada eriten Zapatist hareketle beraber öğrenen biz dünyanın yerlileri, gecenin içinden yolculuÄŸumuza devam ediyoruz…

Kaynakça
1 Öteki Kampanya’nın seçim kampanyalarıyla eÅŸzamanlı baÅŸlaması, kimi çevrelerde acaba Zapatistalar seçime mi katılacak sorusunu uyandırmıştı; ama Zapatistaların yanıtı netti: “Özellikle seçim dönemini seçtik; böylece bizim baÅŸka bir ÅŸey istediÄŸimiz açıkça görülecek ve insanlar bizim politik önerilerimizi görebilecek ve karşılaÅŸtırabilecekti. DoÄŸduÄŸumuz zamandan beri, politika yapmanın baÅŸka bir yolu üzerinde sürekli ısrar ettik. Åžimdi, bunu silahsız ama Zapatista olmayı bırakmadan yapma ÅŸansımız var; bu yüzden hâlâ maskelerimizi takıyoruz.”
Bkz. Free Speech Radio’nun Marcos’la SöyleÅŸisi, http://otonomlar.org/zapatista/haberler/132.
2 Altıncı Deklarasyon, Öteki Kampanya ve Atenco olayları hakkında daha ayrıntılı olarak bkz. Marx ve Komünalist Otonomi, Cengiz Baysoy (der.), Otonom Yay., 2006, s. 315-328 ve “Zapatistalar Yeniden Yollarda Yolunuz Açık Olsun”, Otonom Dergisi, sayı 12 (Mart-Mayıs 2006).
3 Toprağın Rengi Yürüyüşü’nde Subcommandante Marcos’un okuduÄŸu EZEN Bildirisi, Zocalo Meydanı, Itaico City, 11 Mart 2001.
4 Subcommandante Marcos, “Niçin Savaşıyoruz: Dördüncü Dünya Savaşı BaÅŸladı”, AÄŸustos 199/.
5 Toplantıyı aktaran llermann Bellinghausen, http:// www.narconews.com/Issue40/articlelb89.html.
6 “Marcos’la Röportaj”, Rebeldi’a dergisi, 30 Mayıs 2006.
/ Ulusal Zapatist KurtuluÅŸ Cephesi uluslararası iliÅŸkiler sorumlusu Marquez Velasquez’le röportaj, röportajı yapan Barkın Karslı, Roll Dergisi, Ocak 2001.
8 Zapatistalar hakkında yazılıp çizilen yüzlerce makale içinde bu noktaya deÄŸindiÄŸini fark ettiÄŸimiz tek makale Massimo De Angelis’in “‘Zapatismo’ ve Toplumsal İliÅŸki Olarak Sermaye”, CONATUS Çeviri Dergisi, çev. Ali Sümer, sayı 5, Nisan-T’emmuz 2006.
9 Bkz. Gilles Deleuze, Spinoza Üstüne On Bir Ders, çev. Ulus Baker, Öteki Yay., 2000.
10 İmparatorluÄŸun egemenlik krizini aÅŸmak için baÅŸvurulan ve negatif bir özgürlük görüşüne dayanan llobbesçu gelenek ile etik-politik bir özgürleÅŸmenin kuruluÅŸunda devrimci düşüncenin alet çantasında yerini alacak Spinoza hattı arasındaki ayrım için bkz. bu sayıda “Felsefedeki Eksen DeÄŸiÅŸikliÄŸi ve Yeniden Spinoza Okuması”.
11 Marquez Velasquez’le röportaj, y.a.g.e.
12 Marcos’un Mektupları, GökkuÅŸağı Yay., 1999.
13 Gloria Munoz Ramirez, Ateş ve Söz: 20. ve 10. Yılında FZI.N, çev. İlker Özünlü, Ayrıntı Yay., s. 34/-B.
14 Bkz. İmparatorluk ve Bağımsız Öğrenci Hareketi, Cengiz Baysoy (der.), Otonom Yay., 2002.
15 EZİN adına “Yarbay” Moises, 16 Eylül 2005.
16 Ateş ve Söz, s. 348-9.
17 M. Hardt ve A. Negri, Çokluk: İmparatorluk Çağında Savaş ve Demokrasi, çev. Barış Yıldırım, Ayrıntı Yay., 2004, s. 113-4.

Otonom Dergisi sayı:14