Cins(iyet)e İhanet
filed in AnarÅŸizm on Eki.29, 2009
iktidar kategorilere ihtiyaç duyar. bireylerin ve kitlelerin amaçlanan toplum düzenine uyarlanabilmeleri ve bu düzen içinde arzulanan biçimde iÅŸlerlik kazanabilmeleri için sınıflandırılmaları, kategorilere bölünmeleri, arÅŸivlenmeleri gerekir. iktidar sahipleri ve düzen kurucular (devlet, dinsel örgütlenmeler ve tüm diÄŸer üst kurumlar) toplumun yönetimi için nüfus sayımının yeterli olmadığını gayet iyi bilirler; elbette ki özne cinsiyeti, yaşı, mesleÄŸi vs. nin toplamından biraz daha fazlasıdır. yine de bireyler, düzenin korunması adına her biriyle teker teker “uÄŸraşılmasını” gerektirmeyecek ÅŸekilde geniÅŸ kategoriler içinde gruplanmalıdır: iktidarın perspektifinden bakıldığında toplum, yan yana gelmeyi seçmiÅŸ insanlardan çok, bir “tipler tiyatrosu” olarak görünür. ancak “tipleri” toplumun kendisi icadeder.burada tıpkı hedef kitlesini belirleyen bir reklamcı gibi düşünmeliyiz: tipler (örneÄŸin maden işçileri, anneler, eÅŸcinseller…) bireylerin diÄŸerlerine göre daha çok önem atfedilen niteliklerine (örneÄŸin meslek, ailevi rol, cinsel pratik) indirgenmesiyle oluÅŸturulur.1 iktidara düşense bu tipleri kendi lehine (ama aslında onların refahı için) gereçselleÅŸtirmek, denetlemek, onlar adına toplumsal misyonlar seçmek ve hatta iÅŸine gelmediÄŸi zaman onlara karşı tedbir almaktır. toplum normlar, ideolojiler, ahlaki dogmalar türetir, iktidar odakları da bunları alıp mutlaklaÅŸtırır, stratejik yönetim aygıtlarına dönüştürür ve propaganda yoluyla istismar eder.2 bu noktada toplumun icadettiÄŸi ve kodladığı tipler iktidarın zayıf hedefleri haline gelir. çoÄŸu birey, toplumun onu “onun adına” tarif etmesine ve böylece iktidar tarafından konumlandırılmaya elveriÅŸli bir form almasına karşı direnmek şöyle dursun, kendi kendini bu tip modellerine uygun ÅŸekilde yontar. bu kendini benzer kılma iÅŸlemi, bireyi özgün bir kimlik inÅŸa etme yükünden ve hiç bitmeyecek içsel keÅŸiflerden, iktidar ve toplumu da yaÅŸadığı sürece az ya da çok deÄŸiÅŸen özneyi tanıma zahmetinden kurtarır. kopyalamalar bazen o kadar baÅŸarılı olur ki, icad edilmiÅŸ insan tiplerini doÄŸrularcasına stereotipik bireyler ortaya çıkar.
toplumda “eÅŸcinsellik” bir cinsel kategori olmanın ötesinde bir yaÅŸam tarzını çaÄŸrıştırır. “eÅŸcinsel” tarihaşırı bir insan tipidir; ete kemiÄŸe bürünmüş stereotip olarak mumyalanır, o hep ne olduysa yine o olarak kalacaktır, herkes eÅŸcinsellerin ne olduÄŸunu bilir. şüphesiz ki cinsel kimlik herkesin yaÅŸamındaki birincil belirleyicilerden biridir, ancak eÅŸcinsel bireyin yaÅŸamındaki tek belirleyici öğenin cinsel kimliÄŸi olduÄŸu farzedilir ve biyografisi cinsel kimliÄŸinden ibaret bir varlık olarak yazılır. yaÅŸamı ne denli baÅŸarı öyküleriyle süslenmiÅŸ olursa olsun o, tipler tiyatrosundaki trajik figürdür. eÅŸcinseller deÄŸiÅŸmeyen imgelerine o kadar mahkumdur ki, yaÅŸayan insanlardan çok birer görüngü gibi algılanırlar, “aramızda” gezinip durmalarına alışılmış hayaletler, maddeleÅŸmiÅŸ fantazmaları anımsatırlar. bir rönesans tablosundaki eÅŸcinsel ne ise sokakta karşılaşılan eÅŸcinsel de sanki odur; ikisi de uzakta ve gerçekdışıdır.nasıl olup da ortaya çıktıklarına akıl sır erdirilemeyen, halkların ÅŸurasına burasına belli sayılarda serpiÅŸtirilmiÅŸ mitolojik yaratıklara benzerler. her ne kadar mevcudiyetlerinden yakınıp dursa da, eÅŸcinseller kötücül ikonlar olarak iktidar için gayet faydalıdırlar. toplumun eÄŸitilmesi uÄŸruna birkaçının insan içine karışıp boy göstermesine destek bile verilir; zira eÅŸcinselin yaÅŸamı öğreticidir. bu nedenle yaÅŸam öykülerinin halk arasında -tıpkı fabllar gibi- kulaktan kulaÄŸa anlatılması kamusal ahlağın saÄŸlamlaÅŸtırılmasına katkıda bulunacaktır.iktidar bir anlamda, ne kadar önlem alırsa alsın toplumun fire verebileceÄŸini kabul eder ve ibretler aracılığıyla çoÄŸunluÄŸu etkisi altında tutmaya çabalar.
insanların cinsel yönelimleri genelde iki kategoriye ayrılarak ele alınır: heteroseksüalite ve homoseksüalite. ancak bu ayrım ne davranışbilimsel ne de kültürel anlamda bireylerin cinsel kimlikleri ve cinsel pratikleri hakkında pek bir ÅŸey söylemez; örneÄŸin heteroseksüel birey iflah olmaz bir sodomist olarak yaÅŸamını sürdürebilir. keza bu dualist ayrım kendi “normallik” ve “anormallik” öğretilerini oluÅŸturmakta da yetersiz kalır. temelde hemcinse yönelimin bir patoloji, karşı cinse yönelimin ise saÄŸlık belirtisi olduÄŸu varsayılsa bile, heteroseksüel birey hazza ulaÅŸmak için penetrasyona baÅŸvurmaksızın (örneÄŸin sado-mazohist pratikler dahilinde) sayısız yol seçebilir. haz ilkesini reddeden ve cinselliÄŸin yalnızca üremeye yönelik bir biyolojik faaliyet olması gerektiÄŸini savunan ortodoks bilim adamı ise her hangi doyuma ulaşım yöntemine sapkınlık tanısını koyar. öyleyse cinsel cinsel açıdan tam olarak saÄŸlıklı birey “üreyen bireydir”.3 iktidar iÅŸte tam da bu haz ilkesini dışlayan tezi benimseyerek toplumu yönlendirir: kadınlar ve erkekler zamanı geldiÄŸinde aile kurmalı ve çocuk sahibi olmalıdır, yaÅŸamın amacı ve bireyin hazzı araması gereken düzlem budur, zaten tanrı ve doÄŸa da bizden bunu talebeder. iktidar (gelin artık ÅŸunun adını koyalım: devlet) insan cinselliÄŸinin haritalanması ve farklı cinsel pratiklerin çözümlenmesiyle falan ilgilenmez. onu ilgilendiren kiÅŸilerin sistem içindeki rollerini nasıl oynadığı ve cinselliklerinin bu rolleri nasıl etkilediÄŸidir. aile yapısında erimesi bireyin yönetilmesini kolaylaÅŸtırır.kabile, aÅŸiret ya da devlet, her hangi hiyerarÅŸik sistemde sıkı baÄŸlarla bütünleÅŸtirilmiÅŸ bireyler, yığınlar halindeyken teker teker olduklarından daha kolay kontrol altında tutulurlar. çiftlerin çocuk sahibi olmaları önemlidir; ne anne ne de baba çocuÄŸu kolay kolay terketmeyeceÄŸine göre aile yapısının çözülmesi nispeten zordur. bu nedenle aile kurumu devlet tarafından tekrar tekrar yüceltilir. baÅŸka toplumsallaÅŸma alternatifleri (örneÄŸin komünler) kendi inisiyatiflerini ve kolektif yaÅŸam metodolojilerini yaratarak bağımsızlaÅŸma tehdidi taşıdıkları için aile nihai ortaklık modeli olarak gösterilir: her ÅŸey ailede baÅŸlar ve ailede biter, her ÅŸey aile içindir.4 eÅŸcinsel birey bilindik anlamda bir aile kurmaya ve çocuk sahibi olmaya açıkça uygun görülmediÄŸi için düşman ilan edilir. o sadece bencil zevklerinin peÅŸinden koÅŸan bir bireyci deÄŸil, aynı zamanda sürdürdüğü “tuhaf” yaÅŸam pratiÄŸiyle bir toplum karşıtıdır. biseksüalite ise eÅŸcinselliÄŸin tersine doÄŸal bir eÄŸilim deÄŸil de, eÄŸilimlerden birinin diÄŸerine baskın gelemediÄŸi bir cinsel kimlik kimlik kargaÅŸası olarak deÄŸerlendirildiÄŸi için pek tartışma konusu edilmez. biseksüel birey “kronik kararsızdır”, ne öteki ne beriki tarafta yer almayı becerebilmiÅŸtir. olsa olsa bir geçiÅŸ sürecindedir, evrimini tamamlayarak heteroseksüelliÄŸe ya da homoseksüelliÄŸe ulaÅŸacaktır.5
erkekegemen dünyada tarih boyunca eÅŸcinsel erkekler inceleme ve seyir nesnesi olarak eÅŸcinsel kadınlara kıyasla daha çok ilgi gördü. eÅŸcinsellik halk arasında ve tıpta erkek eÅŸcinselliÄŸi üzerinden açıklanmaya çalışıldı.kaldı ki kadın eÅŸcinselliÄŸi, ortada bir phallus olmaksızın cinselliÄŸin yaÅŸanamayacağına dair yaygın inanç nedeniyle tam bir muammadır, hatta kimilerince ciddiye bile alınmaz: phallus yoksa haz da yoktur, o halde kadınlararası cinsellik konudışıdır. kadın ona maledilen niteliklerle, ikincilliÄŸi, güçsüzlüğü, edilgenliÄŸi, muhtaçlığı itibariyle zaten garip ve acınası bir yaratıktır. bir erkeÄŸinse “gerçek bir erkek” gibi kadınları arzulamaması onu bir karikatüre dönüştürür ve kadının “seviyesine” indirir. jargondaki sıradan bir sözcük iken küresel ölçekte neredeyse bütün dillerde kabul gören “gay” terimi, eÅŸcinsel erkeÄŸe dair stereotipik imgeyi pek güzel sembolize eder. toplumda erkek güç ve iktidar sahibidir, dolayısıyla bir despot gibi ciddi görünerek korku uyandırmalıdır. neÅŸe diÅŸil bir duygulanım olarak kabul edilir, neÅŸenin ölçüsüz bir ÅŸekilde ortaya konması ancak kadınlar için caizdir. bu durumda eÅŸcinsel erkek yalnızca kadınlardan deÄŸil iktidardan da vazgeçmiÅŸtir: “neÅŸeli erkek” belli ki artık mütehakkim deÄŸildir, eril güç erkeÄŸin kadınlar ve diÄŸer erkekler üzerinde kurduÄŸu tahakkümle ölçülür.erkek insanları dize getirmeye çalıştığı sürece gülünç olmaktan kurtulabilir, her daim gücünü gözle görülür biçimde sergilemekle ilgilenmelidir- dozu kaçmış bir neÅŸe erkeÄŸin itibarını düşürür. genel kanıya göre eÅŸcinsel erkek olsa olsa ereksiyon yeteneÄŸini kaybettiÄŸi için kadınlara yönelmeyi bırakmıştır, bu nedenle erkek eÅŸcinselliÄŸi yalnızca güç iliÅŸkileri dahilinde deÄŸil cinsel anlamda da edilgenlikle özdeÅŸleÅŸtirilir- eÅŸcinsel erkek zararsızdır.
eÅŸcinsellik her ne kadar cinsel sapkınlık deÄŸerlendirmesiyle ötekileÅŸtirilse de, hemcinsler arasındaki iliÅŸkilerin de yaygın kadın-erkek iliÅŸkisi modelinin dinamiklerine sahip olduÄŸu varsayımıyla partnerlerden birinin diÄŸerini her anlamda domine ettiÄŸi sonucu çıkarılır. bu önyargı şüphesiz ki, çiftlerin ortak yaÅŸamlarını ancak eÅŸlerden birinin üstünlük saÄŸlayarak diÄŸerini egemenliÄŸi altına almasıyla sürdürebileceÄŸi dogmasından kaynaklanır. her toplumsal yapıda olduÄŸu gibi burada da bir yöneten (erkek) ve bir yönetilen (kadın) olmalıdır. aynı anlayış çevresinde eÅŸlerden birinin daha kadınsı ötekinin de daha erkeksi olması beklenir. eÅŸcinsellik sık sık bireyin “karşı cinse dönüşme” idealiyle açıklanmaya çalışılır.6 burada bir çeliÅŸki söz konusu deÄŸil: eÅŸlerden ikisi de karşı cinse özenir, ancak güç dengesinin korunması adına bir taraf diÄŸerine oranla karşı cinse daha çok benzemeye baÅŸlar.
erkeksi kadınlar ve kadınsı erkekler tedavi olmak üzere kliniÄŸi boylarlar, zira kadının ve erkeÄŸin doÄŸası sözde pozitivist bir yaklaşımla teorize edildi ve yasalaÅŸtırıldı. sözde pozitivist diyorum çünkü kadın ve erkek psikanaliz ve darwin’den önce de aÅŸağı yukarı bugünkü tanımlanıyordu. doÄŸadaki diÄŸer hayvanlara dair gözlemlerden hareketle kadının ve erkeÄŸin profilini çıkarmak hatalı deÄŸilse bile eksiktir; insan en başından beri, yani toplumsallaÅŸtığı andan itibaren kurallar, tabular, kanunlar yazdı ve kendini bunlara tabi kıldı. uygarlık yapaydır, yani insan yapımıdır ve sonsuz farklı ÅŸekil alabilir. burada büyük bir ikiyüzlülükle karşılaşıyoruz: insanlık ne kadının ve erkeÄŸin “aslında olduÄŸu ÅŸeye” dair tezlere, ne de herkesin eÅŸit hak ve özgürlüklere sahibolduÄŸu demokratik toplumsal düzene uygun olarak yaÅŸamaktadır. bugün uygarlık, sınıfların, ulusların (ya da konu çerçevesinde erkeklerin) iktidar sahibi olmalarını kolaylaÅŸtıran bir gerece dönüşmüştür, bizi “yasasızlığın tehlikelelerinden” koruyup mutlu kılma vaadi boÅŸa çıkmış, yalnızca ayrıcalıkları adaletsizce dağıtan bir sömürü sistemi yaratmıştır. uygar kadın ve uygar erkek de düpedüz ilkel kadın ve ilkel erkek gibi eÅŸitsizlikleri üzerinden formüle edilir. bu formüllere paralel biçimde statüler belirlenir; herkesin eÅŸit gibi gözüktüğü ama aslında önceliklerin ve iktidarın daha baÅŸtan tartışmasız erkeklere hediye edildiÄŸi bir düzenek içinde toplumsal roller biçilir. diÅŸilik ve erillik- tıpkı heteroseksüellik ve homoseksüellik gibi- olabildiÄŸince tezat tarif edildiÄŸi için kadın ve erkek birbirlerine yabancılaÅŸarak yaÅŸar. oysa kadınlar ve erkekler doÄŸanın deÄŸil, içinde yaÅŸadıkları toplumun ürünüdürler, kısmen içgüdüleri, büyük oranda ise toplum tarafından yönlendirilirler. dolayısıyla kadınlığın ve erkekliÄŸin kriterleri doÄŸal deÄŸil kültüreldir. kadın kadınlığını, erkek erkekliÄŸini yalnızca toplumun belirlediÄŸi koordinatlar dahilinde kanıtlayabilir. sözkonusu olan, doÄŸada verilen yaÅŸamkalım savaşı deÄŸil uygarlık sahnesinde sergilenen performanstır. diÅŸil ve eril davranış normları kültürel olduÄŸu halde, birey karşı cinse “özgü” jestlerde bulunduÄŸunda hasta olarak yaftalanır. hastalık bireyin istemediÄŸi bir duruma iÅŸaret eder, oysa ki davranışsal baÄŸlamda karşı cinsle benzeÅŸim bir kültürel çatışma sorunudur; bireyin istekleri toplumun beklentileriyle örtüşmemektedir.7 toplum kararlı ve matematiksel kesinliklerle planlanmış yapısını karı/kocalar, anne/babalar, norm-al kadın ve erkeklerle korur, normal bir toplumsal sistem ancak normal bireyler tarafından iÅŸletilebilir. o yüzdendir ki atipik bireyler saÄŸlıklı bir organizmadaki kanserli hücreler gibi gözükürler. birey doÄŸumundan ölümüne kadar kendi davranış ve görünüm gramerini oluÅŸturmadan, normal kadın ve erkek rollerinin aktörü olarak pekala rahatlıkla yaÅŸayabilir. credo quia absurdum, ve diÄŸer normal vatandaÅŸlar nasıl yapıyorsa siz de öyle davranır ve görünürsünüz. bu sayede ne kendi başınıza ne de toplumun başına dert açmış olursunuz. ancak tabloyu bozan bir ÅŸeyler hep vardır, çünkü bireyler ne kadar normalleÅŸtirilse de istisnalar ortaya çıkar ve kendilerini var etmenin bir yolunu bulurlar.
“queer” tıpkı lezbiyen ve gey gibi eÅŸcinsel jargonuna ait bir terimdi. ancak lezbiyen ve gey araÅŸtırmalarının çoÄŸalması ve çeÅŸitlenmesiyle sözcüğün anlamı geniÅŸledi, eÅŸcinsellerle beraber birçok baÅŸka minör grubu kapsayabilme potansiyeline ulaÅŸtı. queer’ın ingilizcde tuhaf, acayip gibi anlamlarda kullanıldığını göz önünde bulundurursak sözcüğün bu potansiyele ulaÅŸmış olması ÅŸaşırtıcı deÄŸil. queer her ne kadar eÅŸcinsel terminolojisine eklenmiÅŸse de doÄŸrudan bir cinsel pratiÄŸe gönderme yapmaz, normalleÅŸmemiÅŸ her birey queerdır ve queer çalışmalarının ilgi alanına girebilir. eÅŸcinseller aslında sabitlenmiÅŸ imgelerinde, düzcinsellerin anti-tezi gibi normalleÅŸtirilirler. anormalliklerinin evrensel bir profili çizilir ve her eÅŸcinsel birey bu profilde karakterize edilmeye çalışılır, birey bu profile uyduÄŸu ölçüde ona rezerve edilmiÅŸ sahada normalleÅŸir. dolayısıyla queer’ın net net bir tanımı yoktur- bilakis bireyaşırı tanımlamalara direnmenin ifadesidir. bireyin baÅŸta cinselliÄŸi olmak üzere, görünümü, davranışları, biçemi ve yaÅŸam pratikleriyle normları reddini imler. queer onu çevreleyen sosyal örgüyle uyuÅŸmazlık gösteren ya da gösterebilen bireydir, ne o ne de budur- öznenin biricikliÄŸinin ve kendiliÄŸinin savunusudur. kiÅŸi kendileÅŸtiÄŸi (yani stereotipleÅŸmediÄŸi) ölçüde tuhaflaşır. her birey ancak tek tek etüd edilerek tanınabiliyorsa, bireyin cinselliÄŸinin referansları da yine onun kendisinde aranmalıdır.kategorileri kesinleÅŸtirmek ve damıtmaktan hoÅŸlanan rasyonalitenin kararsızlığa, belirsizliÄŸe tahammülü yoktur. eÄŸer kategoriyle uyuÅŸmuyorsa birey deÄŸiÅŸmelidir. bu tür bir rasyonalite bireye inanmaz;ona göre adeta temsiller bireylerin deÄŸil, bireyler temsillerin uzantılarıdır. queer ise temsillerin deÄŸiÅŸmezliÄŸini ve doÄŸruluÄŸunu bozar, kendi içkin nitelikleri dışında temsil edilmesi mümkün olmayandır. iktidar için, toplumun kendisinin bile acayipliklerine terk ettiÄŸi bu bireyler sosyolojik fenomenler olmak dışında yokturlar, zira sistem temsil edilebilenler için vardır. queer toplumsal gerçekliÄŸin kıyısındaki gri alanların sakinidir, istatistiksel baÄŸlamda % 99luk dilime karşı % 1lik “ve diÄŸerleri” payında yer alır. queer majör kimlik (identity) baz alınarak oluÅŸturulmuÅŸ birer karşıt kimlik (contra-identity) deÄŸildir. majörle (x) özdeÅŸleÅŸimin negatifi alınarak (-x) oluÅŸturulmaz, ancak bir kimliksizlik (non-identity) ve nötrlük durumu da deÄŸildir. queer özne ayrıksı ve otantik bir yapıdır, kendi kendini teorize eder ve yalnızca kendini temsil eder. bireyler ortak kimlik bileÅŸenlerine sahip olsalar da, bir bütün olarak birbirlerine eÅŸitlenemezler. bu anlamda queer bir kategori deÄŸil, kategoridışı bireylerin, benzemezlerin teÅŸkil ettiÄŸi öbektir. queer varoluÅŸ merkeze göre pozisyon almamanın mücadelesidir, o yüzden de iktidar odaklarının birey üzerindeki denetimini zayıflatır. tanımı tamamlanmadığı ölçüde gücünü koruyan bu kavram bireye dair hep daha fazla veri edinme ilkesinden beslenir. toplumsal iÅŸbirliÄŸi ancak bireylerin birbirilerini yüz yüze ve dolaysız olarak tanıması yoluyla adil ve verimli kılınabilir, o halde etik açıdan doÄŸru olan bireylere ait verileri genelleÅŸtirmemektir. queer varsayımlara alerjiktir: eÄŸer her bireyin kendi yaÅŸam pratikleri içinde incelenmeyi hakeden. eÅŸsiz bir varlık olduÄŸuna inanıyorsak, bireylerin cinselliklerinin de biricik ve öngörülemez olduÄŸu sonucuna varırız.
çocukların, henüz cinsiyet kodlarının kesinleşmediği, cinsel yönelimlerinin halen kendi keşif menzillerinde olduğu protoseksüel dönemin, queer kavramına en yakın durumlardan biri olduğunu iddia ediyorum. bu dönemde çocuk henüz eğitimden geçmemiş haliyle normları ihlal etmeye son derece yatkındır. yırtıcılığıyla, kendisine dayatılan tüm alışkanlıkları püskürtmeye ve kendi isteklerine sadık kalmaya çabalar. zamanla kadınlık ve erkekliğin neleri gerektirdiğini öğrendikten, cinsel eğilimlerini kavradıktan sonra, isyan etmeyi bir yana bırakır ve yalnızca hayatını kolaylaştırmanın yollarını aramaya, adapte olmaya başlar. yetişkinlik birçok bakımdan özgürlük savaşının gerilemesi anlamına gelir.
queer kavramı muÄŸlaklıklar, melezlikler, karmaşık göstergeler ve her çeÅŸit kendiliÄŸindenlikle barışıktır. bu yüzden bireyin mutlakçı ve otoriter sistemlere karşı mücadelesinde son derece etkili bir silah olabilir. bana kalırsa -ne kadar liberter olursa olsun- kadınların ve erkeklerin “ne olduÄŸuna” dair yazılmış her öğreti kaçınılmaz olarak cinsiyetçidir. aynı ÅŸekilde farklı cinsel eÄŸilimleri katışıksız sınıflandırmalara maruz bırakarak, soyaÄŸacı çıkarmaya çalışan öğretiler de ayırımcıdır, çünkü her bireyin cinsel pratiÄŸi zaten biricik ve farklıdır. eÄŸer özgürleÅŸmek istiyorsak toplumu kategorilere ve sınıflara deÄŸil, geriye yalnızca bireyler kalana dek bölerek parçalamalıyız. ancak bu sayede temsiliyetlerden kurtulup kendimizi gerçekleÅŸtirebiliriz. hedef herkesin kendi rotasında tuhaflaÅŸarak birbirini sevmesi olmalı.
Notlar:
1 örneÄŸin iktidar açısından eÅŸcinsel bir maden işçisinin bu iki “belirgin” özelliÄŸinden biri greve gittiÄŸinde, diÄŸeri sokakta sevgilisiyle elele dolaÅŸtığında önem kazanacaktır.
2 anti-semitizmi hitler icadetmedi. o, alman halkında zaten varolan yahudi düşmanlığını “keÅŸfetti”; zekice manevralar ve ajitasyon yeteneÄŸiyle ırkçılığı körükledi ve bir ideoloji olarak ulusallaÅŸtırdı. zaten yahudi soykırımı alman halkının iÅŸbirliÄŸi ve isteÄŸi olmaksızın gerçekleÅŸtirilemezdi.
3 aynı ortodoks bilim adamı rahatlıkla şu sonuca varabilir: tarih boyunca üreme yeteneği olduğu halde çocuk sahibi olmamış ya da en azından çocuk sahibi olmayı istememiş her birey patolojikti.
muhafazakarların ünlü totolojik savunusunu hatırlayalım: “herkes eÅŸcinsel olsaydı insan soyu nasıl devam edecekti?”
4 biraz daha ileri giderek, ötekini yadsımanın ilk önce ailede öğrenildiÄŸini ileri süreceÄŸim. kan bağını ele alalım. kan bağı menfaat sıralamasını kökten deÄŸiÅŸtirir: öncelik ailededir, onu bireyin akrabaları, dostları, hemÅŸehrileri, soydaÅŸları ve son olarak ait olduÄŸu ulus izler.menfaat gözetiminin en uç sınırı ulustur. bireyin, yaÅŸamının başında ailede edindiÄŸi kan bağı bilincinin ulusal yayılımı ırkçılığın kökeni konusunda bir fikir veriyor. bireyin aynı ulus içinde yaÅŸasa dahi, farklı ırklara karşı düşmanlık geliÅŸtirebilmesi bunun kanıdıdır. kan bağı bilinci dindaÅŸlık bilincini de geride bırakabilir, zira tarih aynı dini benimsemiÅŸ uluslar arasındaki savaÅŸların örnekleriyle doludur. ulusal mitlerin hemen hepsi “aynı soydan gelenlerin” kahramanlık hikayeleriyle baÅŸlar. aile kavramının soyutlanarak ulusçu ideolojiyi nasıl beslediÄŸi, “vatan evlatları” bir komut üzerine baÅŸka vatan evlatlarını gözlerini kırpmadan öldürdüğünde görülebilir.
5 biseksüellerin kimi eÅŸcinseller tarafından “hainler” gibi görülmesi pek de ÅŸaşırtıcı deÄŸil bana kalırsa, nitekim heteroseksüel-homoseksüel kutuplaÅŸması fanatizm üretmekte. tıpkı heteroseksüel birey gibi homoseksüel birey de cinsel yönelimini övünç kaynağı (”gay pride”) haline getirerek misilleme yapma ihtiyacı duyar. her iki taraf da saflaÅŸmanın peÅŸindedir, biseksüel ise şüphe uyandırıcı bir melezdir.
6 belki de bu nedenle transseksüellik eşcinselliğin kristalize olmuş hali ve madden gerçekleşmesi biçiminde algılanır.
7 unabomber şöyle bir saptama yapar: “toplumumuz sisteme uymayan her hangi düşünce ya da davranış ÅŸeklini “hastalık” olarak addetmeye meyillidir ve bu makul bir tutumdur, çünkü birey sisteme uyum saÄŸlamazsa bu onun acı çekmesine sebep olduÄŸu gibi sistem için de sorunlar çıkarır. nitekim bireyin manipüle edilerek sisteme uydurulması “hastalığa deva” gibi görülür.” unabomber manifesto, 155. paragraf.
Kinky İmam
siyahi dergisi sayı:3
Cevap Yaz