Gün geçtikçe daha da çok ortaya çıkıyor ki, devrimler çağı henüz sona ermedi. Ve yine aynı şekilde ortaya çıkıyor ki 21. yüzyıldaki küresel devrimci hareket, köklerinin izini Marksizm ya da dar tanımıyla sosyalizm geleneğinde değil, anarşizm geleneğinde buluyor.
AnarÅŸist fikir ve ilkeler, DoÄŸu Avrupa’dan Arjantin’e, Seattle’dan Bombay’a dek her yerde yeni radikal hayal ve görüşler üretiyor. Sıklıkla taraftarları kendilerini “anarÅŸist” olarak adlandırmıyorlar. Bir sürü baÅŸka isim söz konusu: Otonomculuk, anti-otoriterlik, yataylık, Zapatismo, doÄŸrudan demokrasi… Yine de, herkes aynı temel ilkeleri her yerde görüyor: Adem-i merkeziyetçilik, gönüllü birliktelik, karşılıklı yardımlaÅŸma, aÄŸ modeli ve özellikle de, devrimcinin iÅŸinin devlet iktidarına ele geçirmek ve ardından birisinin görüşünü silah marifetiyle empoze etmek olduÄŸu fikri şöyle dursun, amaçların araçları haklı kıldığına dair her türlü fikrin reddi. Bunların da ötesinde, bir eylem etiÄŸi-”eskinin kabuÄŸunda” yeni toplumu yaratma fikri-olarak anarÅŸizm, baÅŸlangıçtan beri, devlet iktidarını ele geçirmekten ziyade, sürekli geniÅŸleyen otonomi ve katılımcı idare alanları kazanarak, hâkimiyet mekanizmalarını teÅŸhir etmek, gayrı meÅŸru kılmak ve parçalamakla ilgili olan “hareketlerin hareketi”nin (ki, yazarlar da bunun bir parçasıdır) ana ilham kaynağı olmuÅŸ durumda.
21. yüzyılın baÅŸlangıcında anarÅŸist fikirlerin cazibe kazanmasının aÅŸikâr nedenleri var: En aÅŸikâr olanı, 20. yüzyılda kapitalizmi hükümet aygıtlarının kontrolünü ele geçirerek def etme çabalarının sonucunda ortaya çıkan baÅŸarısızlık ve felaketlerdir. Gittikçe artan sayıda devrimci, “devrim”in muazzam bir mahÅŸerî an olarak, Kış Sarayı’nın bir tür küresel karşılığına hücum olarak gelmeyeceÄŸini, (son zamanlarda çoÄŸu ÅŸey gibi ivme kazanmış olsa da) insanlık tarihinin çoÄŸunda sürecek, dramatik kavgalar kadar kaçış ve vazgeçme stratejileriyle dolu olan ve hiçbir zaman kesin bir sonuca baÄŸlanmayacak-aslında çoÄŸu anarÅŸistin sezgisine göre, baÄŸlanmaması gereken-uzun bir süreç olduÄŸunu fark etti.
Biraz ÅŸaşırtıcı, ama çok önemli bir teselliyi de sunuyor: Hakiki özgürlüğün neye benzediÄŸini kısacık bir anlığına görmeye baÅŸlamak için “devrim sonrası”nı beklemek zorunda deÄŸiliz. ÇaÄŸdaÅŸ Amerikan anarÅŸizminin en büyük propagandisti olan Suçetnik Kolektifi’nin söylediÄŸi gibi: “Özgürlük yalnızca devrim anında var olur. Ve o anlar sandığınız kadar nadir deÄŸildir”. Aslında bir anarÅŸist için, yabancılaÅŸmamış deneyimler ve gerçek demokrasi yaratmaya çabalamak etik bir buyruktur; bir kiÅŸi, ancak bugün bir örgütlenme formu yaratarak, özgür bir toplumun nasıl iÅŸleyeceÄŸi, bir gün herkesin nasıl yaÅŸamayı baÅŸarabileceÄŸi konusunda en azından kaba bir tahmin yaparak, felakete yuvarlanmayacağımızı garanti edebilir. Tüm zevki davaya feda eden sert ve neÅŸesiz devrimciler, sadece sert ve neÅŸesiz toplumlar üretirler.
Bu deÄŸiÅŸimleri belgelemek zor olmuÅŸtur, çünkü ÅŸimdiye kadar anarÅŸist fikirler akademinin hemen hiç dikkatini çekmemiÅŸtir. Hâlen binlerce akademik Marksist vardır, ama neredeyse hiç akademik anarÅŸist bulunmamaktadır. Bu geri kalmışlığı yorumlamak biraz zor. Hiç kuÅŸku yok ki bu, kısmen, Marksizmin akademiye belirgin bir sempatisinin bulunmasından kaynaklanmaktadır-anarÅŸizmin açıkça eksik olduÄŸu bir nokta: Ne de olsa Marksizm, bir felsefe doktoru tarafından icat edilen tek büyük toplumsal hareketti. AnarÅŸizmin tarihi hakkındaki çoÄŸu anlatım, onun temel olarak Marksizme benzer olduÄŸunu varsayar: AnarÅŸizm, 19. yüzyılın belirli düşünürlerinin (Proudhon, Bakunin, Kropotkin…) kafasından çıkmış bir düşünce olarak sunulur; ardından işçi sınıfı örgütlerini esinlemeyi sürdürmüş, siyasî mücadelelerle iç içe geçmiÅŸ, kollara ayrılmıştır…
Standart anlatımlarda anarÅŸizm, genellikle Marksizmin daha yoksul kuzeni olarak görünür-teorik olarak biraz düz taban, ama beyni belki de tutku ve samimiyetle telafi eden. Gerçekte, bu benzetme zorlamadır. AnarÅŸizmin “kurucular”ı, kendilerini özellikle yeni bir ÅŸey icat etmiÅŸ gibi düşünmediler. AnarÅŸizmin temel ilkelerini-karşılıklı yardımlaÅŸma, gönüllü birliktelik, eÅŸitlikçi karar verme-insanlık kadar eski olarak görüyorlardı. Aynı ÅŸey, devletin ve yapısal ÅŸiddet, eÅŸitsizlik veya tahakkümün tüm biçimlerinin reddi için de geçerlidir (anarÅŸizmin birebir anlamı “yönetici yokluÄŸu”dur)-hatta tüm bu biçimlerin bir ÅŸekilde baÄŸlantılı oldukları ve birbirlerini güçlendirdikleri varsayımı için de geçerlidir. Bunlar, yeni ve ÅŸaşırtıcı bir doktrin olarak deÄŸil, insanın düşünce tarihindeki çok eski ve herhangi bir genel ideoloji teorisiyle kuÅŸatılamayacak bir eÄŸilim olarak görüldü.
Bu, bir düzeyde bir tür inançtır: İktidarı zorunlu kılar gibi görünen sorumsuzluk biçimlerinin çoğunun, aslında iktidarın kendi sonuçları olduğu inancı. Pratikte sürekli bir sorun olsa da, insan hayatındaki her zorunlu ve hiyerarşik ilişkiyi teşhis etme ve bu ilişkilere kendilerini haklı çıkarmaları konusunda meydan okuma gayreti ve eğer haklı çıkaramazlarsa-hiçbir zaman çıkaramazlar-iktidarlarını sınırlama ve böylelikle insan özgürlüğü olanaklarını genişletme gayreti. Tam olarak bir Sufinin, Sufizmin tüm dinlerin ardındaki esas hakikat olduğunu söylemesi gibi, bir anarşist de anarşizmin tüm siyasî ideolojilerin ardındaki özgürlük tutkusu olduğunu iddia edebilir.
Marksizm okullarının her zaman kurucuları vardır. Nasıl ki Marksizm Marx’ın aklından kaynaklandıysa, aynı ÅŸekilde Leninistler, Maocular, Althusser’ciler bulunmaktadır… (Listenin nasıl devlet baÅŸkanlarından baÅŸlayıp neredeyse eksiksiz bir ÅŸekilde Fransız profesörlere doÄŸru tasnif olduÄŸuna dikkat edin-Fransız profesörler de sırasıyla kendi kollarını dölleyebilirler: Lacan’cılar, Foucault’cular…)
Bunun tersine anarşizmin okulları, hemen her zaman bir çeşit örgütsel ilke ya da pratik biçiminden doğar:
Anarko-sendikalistler ve Anarko-komünistler, İsyancılar ve Platformcular, Kooperativistler, Konseyciler, Bireyselciler vs. AnarÅŸistler, yaptıkları ve bunu nasıl yapacakları konusundaki örgütlenmeleriyle birbirlerinden ayırt edilirler. Ve doÄŸrusu bu, anarÅŸistlerin, zamanlarının çoÄŸunu üzerine düşünerek ve hakkında tartışarak geçirdikleri konu olagelmiÅŸtir. “Köylüler potansiyel olarak devrimci sınıf mıdır?” (anarÅŸistler bunu köylülerin karar verecekleri bir ÅŸey olarak görür) ya da “Meta biçiminin doÄŸası nedir?” gibi Marksistlerin zihnini kurcalayan geniÅŸ stratejik veya felsefî sorun türleriyle anarÅŸistler asla fazla ilgilenmemiÅŸlerdir. Bundan ziyade, bir toplantıya gitmenin hakikaten demokratik yolunun ne olduÄŸu, örgütlenmenin hangi noktada insanları güçlendirmeyi bırakıp bireysel özgürlüğü bastırdığı gibi konularda tartışmaya eÄŸilimlidirler. “Liderlik” zorunlu olarak kötü bir ÅŸey midir? Ya da, iktidara karşı çıkmanın etiÄŸi konusunda: DoÄŸrudan eylem nedir? Bir devlet baÅŸkanına suikast düzenleyen birisini kınamalı mı? TuÄŸla atmak ne zaman doÄŸrudur?

O hâlde Marksizm, devrimci strateji konusunda teorik ya da analitik bir söylem olma eÄŸiliminde olmuÅŸtur. AnarÅŸizmse, devrimci pratik konusunda etik söylem olma eÄŸiliminde… Sonuç olarak, Marksizmin parlak eylem teorileri ürettiÄŸi yerlerde, eylemin kendisi üzerinde çalışan çoÄŸunlukla anarÅŸistler olmuÅŸtur (1).
Åžu anda, anarÅŸizmin kuÅŸakları arasında kopuÅŸa benzer bir ÅŸey vardır: Siyasî formasyonu 60′lar ve 70′lerde gerçekleÅŸenler-ve sıklıkla hâlâ geçen yüzyılın sekter alışkanlıklarını silkelememiÅŸ olanlar-ya da hâlen o koÅŸulları baz alanlarla, diÄŸerlerinin yanı sıra yerli, feminist, ekolojik ve kültürel-eleÅŸtirel fikirler tarafından ÅŸekillendirilmiÅŸ daha genç kuÅŸak arasında. Bahsedilen ilk kuÅŸak, temel olarak son derece açık ve görülür olan IWA (Uluslararası İşçi BirliÄŸi), NEFAC (Kuzey DoÄŸu Anarko-Komünist Federasyonu) ya da IWW (Dünya Endüstriyel İşçileri) gibi AnarÅŸist Federasyonlar aracılığıyla örgütlenir. DiÄŸerleri, daha belirgin biçimde küresel toplumsal hareket aÄŸları içinde çalışırlar-Avrupa ve diÄŸer yerlerdeki anarÅŸist kolektiflerle Yeni Zelanda’daki Maori eylemcilerinden Endonezya’daki balıkçılara ya da Kanadalı posta işçileri sendikasına kadar çeÅŸitli grupları birleÅŸtiren Halkların Küresel Eylemi (Peoples Global Action) gibi aÄŸlar (2). GevÅŸek bir ÅŸekilde “küçük-a anarÅŸistleri” olarak söz edebileceÄŸimiz bu kesim, ÅŸu anda açık arayla çoÄŸunluÄŸu oluÅŸturmakta. Ama bunu söylemek bazen zor oluyor, zira büyük çoÄŸunluÄŸu anarÅŸizme sempatisini yüksek sesle ilan etmiÅŸ durumda deÄŸil. Aslında, anti-sekterlik ve açık uçluluk gibi anarÅŸist ilkeleri, kendilerini tam da bu yüzden ‘anarÅŸist’ olarak adlandırmayı reddedecek kadar ciddiye alan pek çok grup var (3).
Ancak, anarÅŸist ideolojinin tüm göstergelerinde bulunan üç temel, orada kesinlikle bulunuyor: Devlet karşıtlığı, anti-kapitalizm ve örnekleyici siyaset (örneÄŸin, yaratmak istediÄŸiniz dünyaya bilinçli bir ÅŸekilde benzeyen örgütlenme tarzları. Ya da anarÅŸist bir İspanya devrimi tarihçisinin açıkça belirttiÄŸi gibi: “yalnızca fikirleri deÄŸil, geleceÄŸin kendi gerçeklerini düşünme gayreti” [4]). Hepsi de yeni anlamıyla anarÅŸist olarak adlandırılabilecek, yayın bozma kolektiflerinden Indymedia’ya kadar her ÅŸeyde bu unsur mevcut (5). Bazı ülkelerde bir arada var olan bu iki anarÅŸist kuÅŸağı arasında, çoÄŸunlukla bir diÄŸerinin yaptığını takip etme biçiminde-ama daha öteye gitmeyen-çok sınırlı bir kesiÅŸme var.
Bunun nedenlerinden biri, yeni kuşağın ideolojinin ince noktaları üzerine tartışmaktan ziyade yeni pratik biçimleri yaratmakla daha çok ilgili olması. Bunlar arasında en çok coşku vereni, yeni karar alma süreçlerinin gelişimi, en azından alternatif bir demokrasi kültürünün filiz vermesi. Binlerce eylemcinin büyük ölçekli eylemleri konsensüsle ve resmî bir liderlik yapısı olmadan koordine ettikleri, meşhur Kuzey Amerika sözcü konseyleri, bunların yalnızca en görkemlileri.
Aslen, bu biçimleri “yeni” olarak adlandırmak bile biraz aldatıcıdır. Yeni kuÅŸak anarÅŸistler için temel esinlerden biri, binlerce yıldır konsensüs sürecini kullanan konuÅŸma toplulukları Tzeltal ya da Tojolobal’da temellenen Chiapas Zapatista otonom yerellikleridir-sadece ÅŸimdi, kadın ve gençlerin de eÅŸit sese sahip olmalarını temin etmek amacıyla devrimciler tarafından benimsenmiÅŸtir. Kuzey Amerika’da “konsensüs süreci”, her ÅŸeyden çok, 60′lar Yeni Sol’unda tipik olan maço liderlik tarzına geniÅŸ çaplı ve güçlü bir tepkinin parçası olarak 70′lerdeki feminist hareketten meydana gelmiÅŸtir. Konsensüs fikrinin kendisi, yine, Altı Millet ve diÄŸer Yerli Amerikan pratiklerden esinlendiklerini iddia eden Quaker’lardan ödünç alınmıştır.
Konsensüs sık sık yanlış anlaşılmaktadır. Konsensüsün boÄŸucu bir uyumluluÄŸa yol açacağını öne süren eleÅŸtirmenleri iÅŸitirsiniz, ama konsensüsü eylem hâlinde gözlemleyen ve en azından idmanlı ve deneyimli kolaylaÅŸtırıcıların rehberlik ettiÄŸi neredeyse hiç kimseden bunu iÅŸitemezsiniz (bu konulardaki geleneklerin güçsüz olduÄŸu Avrupa’daki yakın zaman deneyimleri, biraz derme çatma yapılmıştır). Aslında iÅŸleyen varsayım, hiç kimsenin bir diÄŸerini tamamen kendi bakış açısına doÄŸru tam anlamıyla çeviremeyeceÄŸi, belki de çevirmemesi gerektiÄŸi ÅŸeklindedir. Bunun yerine, konsensüs sürecinin anlamı, bir grubun müşterek bir eylem yönü hakkında karar vermesine izin vermektir. Tekliflerin lehine veya aleyhine oy vermek yerine, teklifler tekrar tekrar çalışılır, engellenir ve yeniden kurulur, bir taviz ve sentez süreci mevcuttur, ta ki herkesin birlikte yaÅŸayabileceÄŸi bir yerde buna son verilene dek. Son aÅŸamaya, yani “kararlaÅŸtırılmış konsensüs”e gelindiÄŸinde, mümkün olan iki itiraz düzlemi vardır: bir kiÅŸi “yol verebilir”, ki “bunu beÄŸenmedim ve buna katılmayacağım, ama kimsenin bunu uygulamasını da engellemeyeceÄŸim” demektir, veya “bloke edebilir”, ki bu da veto etkisine sahiptir. Bir kiÅŸi, ancak, grup olmanın temel ilkelerini ya da mantığını ihlâl ettiÄŸini sezdiÄŸinde teklifi bloke edebilir. ABD anayasasında mahkemelere verilen anayasal ilkeleri ihlâl eden yasama organı kararlarını hükümsüz kılma görevinin, burada birleÅŸik grup iradesine gerçekten karşı koyabilecek cesarete sahip kiÅŸiye verildiÄŸini söyleyenler olabilir (tabiî, yine de, ilkesiz bloklara meydan okuma yolları vardır).
Birileri, bu çalışmaları garanti etmek için geliÅŸtirilmiÅŸ karmaşık ve ÅŸaşırtıcı ÅŸekilde sofistike yöntemler hakkında; çok büyük gruplar için gerekli olan deÄŸiÅŸtirilmiÅŸ konsensüs biçimleri hakkında; konsensüsün kendisinin bir kiÅŸinin zorunda kalmadıkça çok büyük grupların önüne teklif getirmek istemeyeceÄŸini garanti ederek adem-i merkeziyetçilik ilkesini nasıl pekiÅŸtireceÄŸi hakkında; cinsiyet eÅŸitliÄŸini saÄŸlama ve çatışmaları çözme araçları hakkında (ve saire ve saire) uzun uzadıya, bıktırana kadar konuÅŸabilir. Aslolan nokta ÅŸu ki, bu, Avrupalı veya Kuzey Amerikalı eski kuÅŸak anarÅŸistlerin her zaman kullandıkları ya da, örneÄŸin, Arjantin orta sınıf kentli mahalle meclislerinde hâlen kullanılan (yine de, dikkate deÄŸer bir ÅŸekilde, konsensüsle çalışma eÄŸiliminde olan, daha radikal piqueteros-örgütlü iÅŸsizler-arasında kullanılmıyor) çoÄŸunluk oyu sistemini aklımıza getiren türden çok farklı bir doÄŸrudan demokrasi biçimidir. Farklı hareketler arasında uluslararası alanda artan temas ve kökten bir ÅŸekilde farklı gelenekleriyle Afrika, Asya ve Okyanusya’dan yerel grup ve hareketlerin dahil olmalarıyla birlikte, “demokrasi”nin ne anlama geldiÄŸine dair yeni bir küresel yeniden kavramlaÅŸtırmanın baÅŸlangıcını görüyoruz; mevcut dünya iktidarları tarafından ÅŸu anda teÅŸvik edilen neo-liberal parlamentarizmden mümkün olduÄŸunca uzakta bir “demokrasi” bu.
Aynı şekilde, varolan çoğu anarşist literatürü okuyarak bu sentez ruhunu takip etmek zor, zira enerjilerinin çoğunu ortaya çıkan pratik biçimleri yerine teori sorunlarına harcayanlar, muhtemelen, eski sekter ikiye bölünmüş mantığı sürdürecekler. Modern anarşizm sayısız çelişkiyle doludur. Küçük-a anarşistleri yavaş yavaş yerli müttefiklerinden öğrendikleri fikir ve pratikleri kendi örgütlenme tarzlarına veya alternatif cemaatlerine dahil ederlerken, yazılı literatürdeki esas iz, endüstriyel uygarlığın ve bazı durumlarda tarımın bile top yekûn ortadan kaldırılmasını isteyen, adı kavgacıya çıkmış/çok tartışmalı [a notoriously contentious] bir tayfa olan İlkelciler (Primitivist) kolunun ortaya çıkışı oldu (6). Bununla beraber, bu eski mantığın, konsensüs-temelli grupların pratiğine daha çok benzeyen bir şeylere geçit vermesi yalnızca bir zaman meselesidir.
Bu yeni sentez neye benzeyecek? Bazı ana hatlar hareketin içinde ÅŸimdiden ayırt edilebiliyor. Anti-otoriterlik odağını daima geniÅŸletmekte ısrar edecek-”tahakkümün bütünlüğü”nü kavramaya çalışarak, yani yalnızca devleti deÄŸil aynı zamanda cinsiyet iliÅŸkilerini, yalnızca ekonomiyi deÄŸil aynı zamanda kültürel iliÅŸkileri ve ekoloji, cinsellik ve aranabileceÄŸi her biçimde özgürlüğü vurgulamaya gayret ederek; ve bunların her birini yalnızca otorite iliÅŸkilerinin yegâne prizması aracılığıyla deÄŸil, daha zengin ve daha çeÅŸitli kavramlarla ÅŸekillenmiÅŸ olarak vurgulamaya çabalayarak sınıfsal indirgemecilikten uzak duracak.
Bu yaklaşım, maddî üretimin sonsuz bir şekilde genişlemesini istemez veya teknolojilerin nötr olduğunu düşünmez, ama kendi başına teknolojiyi de kötülemez. Bunun yerine, çeşitli teknoloji tiplerini iyi bilir ve uygun olanları kullanır. Kendi başına kurumları ya da kendi başına siyasî biçimleri kötülemediği gibi, eylemcilik ve yeni bir toplum için, diriltilmiş ilgi grupları ve sözcü yapılarıyla zaten birlikte olan aynı çizgiler boyunca, yeni toplantı tarzları, yeni karar alma tarzları, yeni koordine olma tarzlarını içeren yeni kurumlar ve yeni siyasî biçimler tasarlamaya çabalar. Kendi başına reformları kötülemediği gibi, bir yandan daha ileri kazanımlara ve er geç top yekûn dönüşüme doğru ilerlerken, bir yandan da insanların acil ihtiyaçlarına karşı dikkatli olan ve hayatlarını burada-ve-şimdi iyileştiren, reformist olmayan reformları belirlemek ve kazanmak için mücadele eder (7).
Ve tabiî ki, teori pratiÄŸe yetiÅŸmek zorundadır. Modern anarÅŸizm, tamamen etkili olmak için, en azından ÅŸu üç düzeyi kapsamak zorunda olacaktır: Eylemciler, halk örgütlenmeleri ve araÅŸtırmacılar. Bugünkü sorun ÅŸu ki, geçmiÅŸteki, eski moda, öncü alışkanlıklar-radikal entelektüel dünyanın büyük kısmına hâlâ dadanmış duran Marksist sekter sersemlik-edinmek isteyen anarÅŸist entelektüeller, rollerinin ne olması lâzım geldiÄŸi konusunda pek de emin deÄŸiller. AnarÅŸizm öze dönüşlü hâle gelmeli. Ama nasıl? Yanıt bir seviyede açık gibi görünüyor. Kimse, ders vermemeli, dikte etmemeli ve hatta kendisini kesinlikle öğretmen olarak düşünmemeli, ama dinlemeli, araÅŸtırmalı ve keÅŸfetmelidir. Radikal pratiÄŸin yeni formlarının zaten altında yatan zımnî mantığı didiklemek ve aÅŸikâr kılmak. Bilgi saÄŸlayarak veya egemen elitin güya nesnel ve güvenilir söylemlerin arkasına dikkatle saklanmış çıkarlarını, aynı ÅŸeyin yeni bir versiyonunu empoze etmekten ziyade teÅŸhir ederek kendini eylemcilerin hizmetine vermek. Fakat aynı zamanda çoÄŸu kiÅŸi entelektüel mücadelenin yerini yeniden doÄŸrulaması gerektiÄŸinin farkında. ÇoÄŸu kiÅŸi, bugün anarÅŸizmin temel zayıflıklarından birinin, diyelim ki Kropotkin veya Reclus’un veyahut da Herbert Read’in zamanına kıyasla, sembolik olanın ve öngörülü kiÅŸinin ihmal edilmesi ve teorinin etkisinin gözden kaçırılması olduÄŸunu vurgulamaktadır. Etnografyadan ütopyacı hayallere-ideal olarak, mümkün olan en fazla sayıda ütopyacı hayale-nasıl hareket edilecek? ABD gibi ülkelerde anarÅŸizme en fazla insan kazandıranların Starhawk veya Ursula K. LeGuin gibi feminist bilimkurgu yazarları olması hiç de tesadüf deÄŸildir (8).
Bunun baÅŸlamasının yollarından biri ÅŸu ki, anarÅŸistler diÄŸer toplumsal hareketlerle ilgili deneyimlerini daha geliÅŸmiÅŸ bir teori yapısıyla iyileÅŸtirmeye baÅŸladıkça, bu çevrelerden gelen fikirler anarÅŸizme yakınlaşıyor ve doÄŸrusu ondan esinleniyorlar. Örnek olarak, anarÅŸist bir ekonomist görüşü kusursuz bir ÅŸekilde temsil eden ve anarÅŸist ekonomik geleneÄŸe yeni ÅŸeyler ekleyip onu doÄŸrulayan katılımcı ekonomi fikrine bakalım. Katekon** teorisyenleri, ileri kapitalizmde iki deÄŸil üç temel sınıfın olduÄŸunu savunuyorlar: sadece proletarya ve burjuvazi deÄŸil, rolü, işçi sınıfının emeÄŸini yönetmek ve kontrol etmek olan “koordinatör sınıf”. Bu, kontrol sistemleri için merkezî önemi bulunan yönetim hiyerarÅŸisi ile profesyonel danışmanları içeren bir sınıftır-avukatlar, önemli mühendisler, muhasebeciler vs. Bunlar, bilgi, yetenek ve baÄŸlantılar üzerindeki göreli tekelleÅŸmeleri nedeniyle sınıfsal konumlarını sürdürürler. Sonuç olarak, ekonomistler ve bu gelenek içindeki diÄŸer çalışanlar, kol ve kafa emeÄŸi arasındaki ayrımları sistematik olarak giderecek ekonomi modelleri yaratmaya çalışırlar. Madem ki anarÅŸizm devrimci yaratıcılığın merkezinde bulunmaktadır, bu modellerin taraftarları gittikçe artan bir ÅŸekilde, eÄŸer sancağı taşımıyorlarsa, en azından fikirlerinin anarÅŸist görüşlere ne derece uygun olduÄŸunu vurguluyorlar (9).
Benzer ÅŸeyler, anarÅŸist siyasî görüşlerin geliÅŸiminde de olmaya baÅŸlıyor. Åžimdi bu, klasik anarÅŸizmin, hiçbir zaman bir siyasî örgütlenme teorisi geliÅŸtirmemiÅŸ olan klasik Marksizmden zaten bir adım önde olduÄŸu bir alan. DeÄŸiÅŸik anarÅŸizm okulları, sık sık, her biri bir diÄŸerinden önemli derecede farklı olsa da, oldukça spesifik toplumsal örgütlenme biçimlerini desteklemiÅŸlerdir. Bir bütün olarak anarÅŸizm, hâlâ, liberallerin ‘olumsuz özgürlükler’ veya ‘-den özgürlükler’ demeyi sevdikleri ÅŸeyi ilerletmeye, müstakil olarak ‘-e özgürlükler’ ['olumlu özgürlükler']i ilerletmekten daha meyillidir. AnarÅŸizm, genellikle, tam da bu durumunu kendi çoÄŸulculuÄŸunun, ideolojik hoÅŸgörüsünün ya da yaratıcılığının bir kanıtı olarak kutlar. Ancak sonuçta, küçük ölçekli örgütlenme biçimleri geliÅŸtirmekten öteye gitmeye dair bir isteksizlik ve daha büyük ve karmaşık yapıların aynı ruhla sonradan kendiliÄŸinden geliÅŸeceÄŸine dair bir inanç mevcuttur.
İstisnalar var. Pierre Joseph Proudhon, özgürlükçü bir toplumun nasıl iÅŸleyebileceÄŸine dair bütünsel bir görüş bulmaya gayret etti (10). Proudhon’un çabası, genel olarak bir baÅŸarısızlık olarak addedilir, ama Kuzey Amerikalı Sosyal Ekolojistlerin “özgürlükçü belediyecilik” görüşü gibi daha geliÅŸmiÅŸ görüşlerin yolunu iÅŸaret etmiÅŸtir. Bugün, örneÄŸin, Katekon’cuların vurguladığı işçi kontrolü ilkeleriyle, Sosyal Ekolojistlerin vurguladığı doÄŸrudan demokrasinin nasıl dengeleneceÄŸine dair parlak bir geliÅŸme vardır (11).
Bununla birlikte, içi doldurulması gereken bir çok ayrıntı bulunmakta: Anarşistlerin çağdaş yasama kurulları, mahkemeler, polis ve çeşitli idarî dairelere olumlu kurumsal alternatifleri tam olarak nedir? Yasama, yürütme, yargı ve uygulamayı kapsayan, bunların her birinin üstesinden otoriter olmayan yollarla etkili bir şekilde nasıl gelineceğini gösteren siyasî bir görüş nasıl önerilecek-yalnızca uzun vadeli umut sağlamak için değil, günümüzün seçim, yasama, yürütme ve yargılama sistemine ve böylelikle birçok stratejik seçime acil yanıtlar vermek için? Açıkçası, bu konuda anarşistlerin hemfikir olacakları bir çizgi asla bulunmayacak, küçük-a anarşistleri arasındaki genel hissiyat, en azından birçok somut görüşe ihtiyacımız olacağı noktasında. Bununla birlikte, Chiapas ve Arjantin gibi yerlerde büyüyen öz-yönetsel cemaatlerdeki gerçek toplumsal deneyimler ve anarşist akademisyen/eylemcilerin, yeni kurulan Gezegen İçin Alternatifler Ağı (Planetary Alternatives Network) ile başarılı ekonomik ve siyasî biçim örnekleri keşfetmeye ve derlemeye başlamak için oluşturulan Kapitalizmden Sonra Hayat (Life After Capitalism) forumları gibi gayretleri arasında, çalışma başlıyor (12). Bu, açık bir şekilde, uzun vadeli bir süreç. O hâlde, anarşist yüzyıl daha yeni başladı.
Dipnotlar
(1) (Özgün İngilizce metinde, sanırım bir hata sonucu, 1 numaralı dipnotun yeri ana metinde belirtilmemiÅŸ. Açıkçası bir inisiyatif alarak, uygun yere yerleÅŸtirdim-ç.n.) Bu, anarÅŸistlerin teoriye karşı olmak zorunda oldukları anlamına gelmez. AnarÅŸizmin, bugün anladığımız anlamda bir Yüksek Teori’ye ihtiyacı olmayabilir. Kesinlikle tek bir AnarÅŸist Yüksek Teori’ye de ihtiyacı olmayacaktır. Bu, anarÅŸizmin ruhuna tamamen aykırı bir ÅŸey olurdu. Bizce daha iyisi, anarÅŸist karar alma süreçlerinin ruhunda bulunan ÅŸeydir: Teoriye uygulandığında, bu, yalnızca belirli müşterek sözler ve anlayışlarla birleÅŸmiÅŸ olan yüksek teorik perspektiflerin çeÅŸitliliÄŸi ihtiyacını kabul etmek anlamına gelecektir. Bu süreç, ötekilerin temel varsayımlarının yanlışlığını ispatlama ihtiyacında temellenmekten ziyade, bunların birbirlerini saÄŸlamlaÅŸtıracakları özel projeler bulmaya çalışır. Sırf teorilerin bazı bakımlardan oranlanamaz olmaları bir arada var olamayacakları veya birbirlerini pekiÅŸtirmeyecekleri anlamına gelmediÄŸi için, bireylerin benzersiz ve oranlanamaz bir dünya görüşüne sahip olmaları, arkadaÅŸ ya da sevgili olamayacakları veya ortak projelerde çalışamayacakları anlamına gelmez. Hatta anarÅŸizm, Yüksek Teori’den çok daha fazla aÅŸağı teori olarak adlandırabileceÄŸimiz ÅŸu ÅŸeye ihtiyaç duymaktadır: Bir dönüşüm projesinden çıkan hakiki ve acil sorunlarla boÄŸuÅŸmanın yolu.
(2) Halkların Küresel Eylemi (Peoples Global Action)’nin heyecan verici tarihi hakkında bilgi edinmek için ÅŸu kitabı öneririz: We are Everywhere: The Irresistible Rise of Global Anti-capitalism, ed. Notes from Nowhere, Londra, Verso 2003. Ayrıca bk. PGA web sitesi: www.agp.org
(3) David Graeber, “New Anarchists”, New Left Review 13, Ocak-Åžubat 2002 ile karşılaÅŸtırınız.
(4) Bk. Diego Abad de Santillan, After the Revolution, New York, Greenberg Publishers 1937.
(5) Küresel indymedia projesi hakkında daha çok bilgi için: www.indymedia.org
(6) Jason McQuinn, “Why I am not a Primitivist”, Anarchy: a journal of desire armed, printemps/été 2001 ile karşılaÅŸtırınız. Le site anarchiste www.anarchymag.org ile karşılaÅŸtırınız. John Zerzan, Future Primitive & Other Essays, Autonomedia, 1994 ile karşılaÅŸtırınız.
(7) Andrej Grubacic, Towards an Another Anarchism ile karşılaştırınız, Sen, Jai, Anita Anand, Arturo Escobar and Peter Waterman, The World Social Forum: Against all Empires, New Delhi: Viveka 2004 içinde.
(8) Starhawk, Webs of Power: Notes from Global Uprising, San Francisco, 2002 ile karşılaştırınız. Ayrıca bk. www.starhawk.org
(9) Albert, Michael, Participatory Economics, Verso, 2003. Ayrıca bk. www.parecon.org
(10) Avineri, Shlomo. The Social and Political Thought of Karl Marx, Londra, Cambridge University Press, 1968
(11) Bk. The Murray Bookchin Reader, ed. Janet Biehl, London: Cassell 1997. Ayrıca Sosyal Ekoloji Enstitüsü’nün web sitesi: www.social-ecology.org
(12) Kapitalizmden Sonra Hayat (Life After Capitalism) forumları hakkında daha fazla bilgi için: www.zmag.org/lacsite.htm

David Graeber ve Andrej Grubacic