Antimilitarizme İlişkin Ayrımlar
filed in AnarÅŸizm, featured articles on Eki.29, 2009

GİDİYORUZ? ÖrgütlenmiÅŸ ÅŸiddet baÅŸka amcalardır. Ve onların iÅŸi, sürekli ceza vermektir. Kendilerine hiç de vazife olmayan, hiçbir alakalarının olmadığı çatışmalarda, adalet cübbesi altında “haklı” ceza dağıtırlar. Åžunu hiçbir zaman unutmayalım ki, bireyin kendi ölçülerinde karşısındakine kestiÄŸi cezanın korkunçluÄŸu karşısında ürperenler, hukukun cezasını meÅŸru ve insani görenler, HİÇBİR BİREYİN HAPİSHANESİ YOKTUR.
Bugün bütün devletler, iktidarlarını, ordularını, polislerini ve mahkemelerini bir zorunluluk temeline oturtuyorlar. Bu zorunluluğu, bütün insanların iyi olmadığı, kötülerin ve canilerin de olduğu, düşman ulusların bulunduğu, insanların yaşamlarını ve mallarını güvence altına almak, korumak mantığı zeminine oturtuyorlar. Şu ciddi bir soru. Herhangi bir organ, insanlar adına insanları korumak, onlara adalet dağıtmak hakkını kendisinde nasıl görür. Ve insanlar kendilerini korumak adına, bir organa neden vekâlet verirler? Ve sonra da bu organların gazabından neden korunmaya çalışırlar?
İktidar, hukuk toplum adına hareket ederken: (Temsil ÅŸekilleri, nitelikleri farklı olabilir.) Hepsi chaosun önleyicimi cosmosun zorunlu koruyucuları ve adaletin gerçekleÅŸtiricisi oldukları rasyonalizasyonuna sarılıyorlar. Seçilmek veya seçilmiÅŸler tarafından seçilmek;, toplumun geneli adına, herkes adına karar vermek için yeterlidir. Dolayısıyla hukukun müeyyidelerinin caydırıcılığının olmadığı yerde, suça, kötülüğe meyilli olan insan, bütün düzeni, toplumsal barışı yıkacaktır. Kısacası, müeyyide olmadan, bu insanlar rahat durmazlar. Bunu bildikleri için de, kendilerini zapt edecek, yola getirecek kurumlara ihtiyaç duyarlar. Ve onları seçerler. Yani birey, bir özne olarak seçme noktasında kendi kaderini belirler. Fakat iyilik, adalet, düzen, barış gibi sözde bireyi koruyan deÄŸerler, asıl olarak büyük anlamda özne olan devlete ve ulusa aittir. Zaten devletin yasalarının dışında birey düşünülemeyeceÄŸi için öncüllerin devlete ait olduÄŸu ve ancak yurttaÅŸ kimliÄŸi ile birey, hukukun oluÅŸmasında katkıda bulunur. Seçse de seçmese de, oy kullansa da kullanmasa da. Reddetse (de etmese de, “toplumsal concensus”un oluÅŸturduÄŸu yurttaÅŸlık haklarına ve görevlerine tabidir. Dolayısıyla, bireyin, genellikle devleti ve hukuku doÄŸar doÄŸmaz onayladığı için, pek fazla söz söylemeye hakkı yoktur. ;Sonuçta her çocuk asker doÄŸar.
Militarizmi yalnızca orduyla sınırlamamak gerekir. Devletin hukukuna ve yasalarına dayanan her kurumlaşmış şiddet, militarizmdir. Tutarlı bir anti-militarist tavrın, zorunlu olarak diğer kurumlara da (başta polis olmak üzere) reddetmesi gerekir. Aynı şekilde yurttaş kimliğini onayladığı, devletin kurumlarına vekâlet verdiği, özlük haklarını yasalara devrettiği her yerde ve anda kendisiyle çelişir. Hem yurttaş olup, hem de tutarlı bir anti-militarist olmak mümkün değildir.
Tabii ki hemen bütün kimliklerden sıyrılıp, komple devletin ve yasalarının dışına çıkmaktan söz etmiyorum. Ama en azından, orduyu ret, kiÅŸinin salt ahlaki deÄŸerlere dayanarak, hukukun – devletin dışına çıkmasının billur bir baÅŸlangıcı olabilir.
Bugün dünyadaki geliÅŸmelerin de ışığında artık zorunlu askerliÄŸin, bir devlet politikası olarak da yavaÅŸ yavaÅŸ ortadan kalktığını görüyoruz. Ciddi bir ordu geleneÄŸi olan Türkiye’de’ de profesyonel orduya geçmek için hazırlıklar yapılmaktadır. Sivil hizmetin devletlerin politikası olarak ortaya çıktığı ÅŸu günlerde, sivil hizmeti bir aÅŸama, bir kazanım olarak savunmanın da bir manası kalmıyor. Aksine “hantallıklarından sıyrılması”, “mobilize olması”, “devletin askeri yükünün azalması” anlamıyla, sivil hizmete artık ordunun ihtiyacı vardır. Ahlaki olarak da sivil hizmetin kabulü ciddi bir çifte standartlıktır. Bu “ben öldüremiyorum ama sen öldür demenin” kaçamak bir yolundan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Anti-militaristler artık sivil hizmetin çifte standartlığını sorgulamak ve aÅŸmak zorunda deÄŸil. Artık yurttaÅŸ kimlikleri içinde uydukları her yasanın, bulundukları her statünün, meÅŸru bütün kimliklerinin orduya ve devlete hizmet olduÄŸunu bilmek zorundalar. KuÅŸkusuz kendisini ciddi olarak anti-militarist tanımlayan her kiÅŸi orduya dolaylı hizmetin ne olduÄŸunu, kendisinin de bunun içinde olduÄŸunu biliyordur., Tabi ki önemli olan bunu bilmek deÄŸil. Önemli olan, öncelikle dolaylı hizmeti; devlet, ulus, yurttaÅŸlık gibi kavramlarla bir bütünlük için de algılamak ve çok ciddi bir ÅŸekilde taşınan kimliklerden (resmi kimlik anlamında da) rahatsızlık duymak. İkincil olarak da süreç içinde total reddin (diÄŸer kurumları- da kapsayan anlamıyla) olabilirliÄŸine inanmak ve bunun yollarını aramaktır. İlk planda askerliÄŸi redde, polise ve mahkemeye baÅŸvurmamayı ekleyebiliriz. Bireyin devletle iliÅŸkisinde ilk olarak orduyu reddetmesi çok anlamlıdır. Bütün temsil kurumlarında olan, bireyin adına hareket etme. karar verme orduda çok keskin bir ÅŸekilde kendisini gösterir… Birey baÅŸka kurumlarla iliÅŸkisinde kendi benliÄŸini koruma ve özgürlük yanılsamasını yaÅŸayabilir. Ama orduda asla. Ordu yanılsamaya ne izin verecek düzeyde örgütlenebilir, ne de yapısı buna müsaade eder. Dolayısıyla da en iyi, saÄŸlam yurttaÅŸlık dersleri de orduda verilir.
BÜTÜN DEVLETLER PARANOYAKTIR
Çocukların doÄŸacakları yerleri seçme hakları yoktur. DoÄŸar doÄŸmaz bir milliyete ve onun talihine sahip olurlar. Çocuklar seçmeyerek geldikleri toprakta, düşmanlarını belleyerek, milliyetlerini bilenerek seçerler! Sonrada karşı ulusun topraklarında doÄŸsaydılar, buradakilerin düşman olacaklarını hiç düşünmeden asker olurlar. Ve yeni haklı savaÅŸlara (fırsat çıkarsa) giderler. Ölürler. Sakatlanırlar. Bütün milli tarih derslerinde, ordularının muzaffer, düşman ordularının namert, vahÅŸi olduÄŸunu, …vs. öğrenirler. Bütün milli tarihler hep haklıdırlar. Düşman topraklarına girdiklerinde, bayraklarla, sevinç gösterileriyle karşılanırlar. Düşmanlar topraklarına girdiÄŸinde kan. gözyaşı, yıkım ve bir dizi tecavüz götürürler.
BildiÄŸimiz gibi, Türkiye’nin üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla çevrilidir. Sadece Türk Devleti böylesine paranoyak deÄŸildir. Bütün devletler anı ÅŸekilde paranoyaktır. KuÅŸkusuz müttefikler de vardır. Fakat onlar da her zaman kazık atabilirler. İşin ilginç yanı, devletler bu paranoyaklıklarında haklıdırlar da! Zira devletler her zaman “büyüme’” eÄŸilimindedirler. İttifaklar kurulur, ittifaklar bozulur, yeni ittifaklar kurulur. Bir ulus diÄŸerine bazen kardeÅŸ bazen de baÅŸ düşman olur. Tarih boyunca coÄŸrafya “haklı” savaÅŸlarla sürekli deÄŸiÅŸe gelmiÅŸtir. Ve her ulusun diÄŸerine saldırmak için, tarihten her zaman yeterli malzemesi kalmıştır. İktidarlar iktidarlarını sürdürmek için bu malzemeyi insanların kanıyla yaratır. Hem de sürekli kullanır. Tarihteki savaÅŸlara tarafsız bir açıdan bakmaya çalışsak bile, kimin eli kimin boÄŸazında belli olmayan bir muamma ile karşılaşırız.
Anti-militarizm yapısı gereği evrenseldir. Dolayısıyla her türlü ırksal, ulusal, uluslararası belirlenimlerin dışında, yadsınamaz bir ahlaki değerler üzerine kuruludur. Orduyu radikal ret, ordunun ve devletin bütün savunularını temelden yıkan, billur, insani bir tavır olması nedeniyledir ki, orduların, devletlerin korkulu rüyasıdır. Örneğin, dünyada hiçbir devlet askerlik retçilerine sığınma hakkı vermiyor. Devletlere bunun için hak vermemek mümkün mü?
Radikal bir anti-militarist devletle olan yurttaÅŸlık sözleÅŸmesini, askerliÄŸi reddiyle birlikte tek taraflı olarak bozarken, bir dizi tohumu beraberinde atmış olur. Devleti oluÅŸturan bir dizi ana unsur, yasalar saylanmamaya adaydır. Ulusal güvenlik, sınırlar da bunlardan birini oluÅŸturur. Anti-militaristlerin düşmanları olmadığı ve bütün “kültür”leri kardeÅŸ gördükleri için “ulusal güvenlik”, “sınır” gibi dertleri de olamaz.
Tarihin bıraktığı, kim kimin toprağına tecavüz etti, hangi ulus haklıydı, hangisi haksızdı gibi kimin eli kimin boğazında belli olmayan soruların yükünden de kendini ınuaf tutar. Dolayısıyla onlar için bütün sınırlar sunidir ve sınırlar korunması gereken şeyler değil, çiğnenmesi gereken savaş mevziileridir. Devletlerin paranoyak olduğunu söylemiştik ama şunu unuttuk: Devletler paranoyak olmak zorundadır. Üstelik paranoyaklıklarını toplumun geneline de geçirmesi gerekir. İç ve dış düşman olmadan hiçbir devlet meşruluğunu sağlayamadığı gibi, iktidar iktidarlığını uzun süre rasyonalize edemez. Dolayısıyla iktidar iktidarını sürdürebilmesi için sürekli düşmana ihtiyaç duyar. Düşmanın umulmadık bir zamanda ortadan kalkmasıyla, panik halinde yeni düşman aranır. NATO’nun varlığını korumak için çırpınışlarında, bu filmi gayet komik bir şekilde izledik. Yani, düşman devletler aslında birbirlerine sürekli şükran borçludurlar!
Sermayenin milliyetini hızla yitirmeye devam ettiÄŸi, Avrupa birliÄŸinin tek devlet çatısı altında birleÅŸtiÄŸi bir dönemi yaşıyoruz. Avrupa ülkeleri tek devlete doÄŸru giderken, kapitalizmin ulusal yanının can çekiÅŸtiÄŸini bağırıyor. Fakat Kapitalizm bir yandan uluslararasılaşırken, bir taraftan da yeni güçler dengesinde ulusal kimlikler sırıtmaya devam ediyor. Almanya, Avrupa birliÄŸini oluÅŸturan diÄŸer ülkelerden farklı bir tavır olarak Hırvatları desteklerken, bunu herhalde ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına inandığı için yapmıyor! Aynı ÅŸekilde ABD ile Avrupa arasındaki AGIK-NATO çekiÅŸmesi ve ABD ile Japonya arasındaki ekonomik savaÅŸ, kısacası dünyadaki dengeler ulusal kimliklerden çok da bağımsız deÄŸil. İşin diÄŸer yanı silah sanayinin çarklarının dönmesi için ulusal çatışmalara, kamplaÅŸmalara her zaman gereksinimi olduÄŸudur. EÄŸer ilerde uzaydan bir düşman edinilebilirse savaÅŸ sanayi ulusal çatışmalara ihtiyaç duymaktan vazgeçebilir. Ama ÅŸimdilik böyle bir ÅŸey yok. Dağılan Sovyetlerdeki, Balkanlardaki, DoÄŸu Avrupa’daki ülkeler, bakir pazarlar olması itibarıyla kapitalizmin iÅŸtahını kabartırken, bir yandan da geliÅŸen milliyetçilik silah sanayini uzun süre ihya edeceÄŸe benziyor. ‘
Teshiller, tahliller ne olursa olsun, olan ya da olacak savaşların önlenebilmesi ve özgür bir yaşam için, ırksal, ulusal, birleşik ulusal devlet kimliğinden sıyrılmışı ciddi bir anti-militarist mücadele şart. Çünkü bu anlayışın dışındaki her çaba, reel politikanın batağında çırpışmaya ve başka varyasyonlarda silahlanmaya, savaş ürkmeye mahkûmdur. Sadece kapitalizmim değil, devletin, iktidarın olduğu her yerde ordu ve savaş da zaruri olacaktır. Devletlerin olduğu yerde, sözde savaşı önlemek için kurulan Birleşmiş Milletler gibi kuruluşlar da, sadece savaşın daha usturuplu yapılmasına yarayacaktır. Nitekim Irak’ta yapılan muazzam katliamın meşruluk belgesi Birleşmiş Milletlerden çıkmakta fazla tereddüde uğramadı.
Dünyamızdaki silahlanmanın, savaşların önlenebilmesi, özgür bir yaşamın olabilmesi için Anti-Militarist bir mücadele şart ama sanıyorum ki anti-militarist mücadelenin gelişebilmesi, bir şeyleri gerçekten değiştirebilmesi için, öncelikle dünyanın değişebileceğine savaşların önlenebileceğine ilişkin genel bir inanca, motivasyona gereksinim var. Bunu şunun için söylüyorum: Devletin insan ilişkilerine yaygınlaşıp, güçlenmesi bir düşünce yapısını da beraberinde getirdi. Bu olabileceklere değil, sürekli olabilirlerin sınırlarında hareket etmeye alışılmış rasyonel düşünce, hayalleri küçümseyen, aşağılayan kronik bir soğuk algınlığı. Aynı zamanda motivasyonu ve inancı biberinde getirecek, radikal mücadele ve projelere isfiyaç duyar.
RADİKAL PASİFİZM – ANTİMILİTARİZM – ANARŞİZM
Radikal pasifizm ve anarşizm iki önemli anti-militarist unsurdur. Bu iki anlayışın anti-militaristliğine farklı kaygı ve önyargılar kaynaklık ederler. İkisi de anti-militarizm noktasında zorunlu temasa girdiği içindir ki her zaman birbirinden kolayca ayırmak mümkün olmaz. Zaten bu yazıdaki ayrımlarda çözümsel olmaktan öteye geçmeyecektir. Fakat yinede önyargılarının faklı olması, anti-militarizmin mahiyetini ve sonuçlarını belirler. Farklılıkları bu bölümde kısaca açıklamaya çalışacağım. Ama benim asıl derdim, farklılıkların üzerine gitmek değil, aksine kesişimleri yakalamak. İki anlayışın anti-militarizm noktasında diğerinin önyargısıyla zorunlu temasa girmesi çok önemli. Çünkü daha sağlıklı ve geniş anti-militarist tavrı sağlayabilecek nitelikte. Her biri diğerinin anti-militarizmini eleştirirken bazı tehlikelere işaret etmesi dolayısıyla; bu tehlikelerden komple kurtulmanın değil ama tedbir almanın-anlamanın yolunu açar nitelikte.
Radikal Pasifizm: Asli olarak insan yaÅŸamının kutsallığından yola çıkarak anti-militarizme varır. İnsan, metafizik bir önyargı olarak asla öldürülmemesi gereken kutsalbir yaratık olarak kabul edilir. Öncüllerini en iyi ÅŸekilde Hıristiyanlıkta bulan bu anlayışın, öldürmeme yargısına, insana tanrısallık yüklemesi kaynaklık eder. İnsan tanrı olma potansiyeline sahip bir yaratık olarak kabul edilir. Dolayısıyla ÅŸiddetin her türünün kullanımı tanrısallık yolunda ciddi bir sürçmedir. Åžiddet “buradaki yaÅŸam savaşının” en kesin örneÄŸidir. Yani “dünyeviliÄŸin belirleyicisidir”. Åžiddetin kullanımı, baÅŸkalarına zarar vermekken çok, kullananın “sürçmesi” ile önem taşır. İnsan kullandığı ÅŸiddetten birinci derecede sorumludur. Åžiddeti uygulayan aynı ölçüyle kendisine davranılmasını da hak etmiÅŸ olur. Radikal pasifizmin metafizik düzlemde savunulmadığı anlayışta da. “ÅŸiddeti kullanmaktan dolayı sorumluluk duymak belirleyicidir”. İnsan eÅŸer isterse bütün benliÄŸinden ÅŸiddeti-nefreti atabilir. Tanrıya -ölümsüzlüğe ulaÅŸmanın yolu insanı sevmekten geçer. BaÅŸkalarını sevmek kendini sevmektir. (Ya da tersi) Militarizm bütün bunları imkânsız kıldığı için, radikal pasifistler zorunlu olarak anti militaristtir. Militarizmle iliÅŸkide, militarizmin tahakküm yanından çok ÅŸiddet ve öldürme niteliÄŸi öne-m taşır. Radikal pasifistler aynı nedenden dolayı da bu noktada tahakkümü kesin reddeder. Zira komutana itaat ettiÄŸinde, tanrısallığına ihanet etmiÅŸ olacaktır. İtaat, baÅŸka ÅŸeylerde olabilir ya da görülmeyebilir. Ama militarizme gelindiÄŸinde, itaatsizlik kesin olmak zorundadır.
AnarÅŸizmin anti militaristliÄŸi, dünyevi bir özgürlük, önyargısından kaynaklanır. Militarizmi reddi asli olarak onun tahakkümünün netliÄŸinden dolayıdır. Benzeri ÅŸekilde anarÅŸistler de diÄŸer alanlarda tahakkümü görmemezlikten gelip, sineye çekebilir, rasyonalize edebilir… vs. Ama militarizm de kendisiyle barışıklığını asla saÄŸlayamaz. AnarÅŸizm, özgür bir yaÅŸantının olabilmesi için militarizmi kesin reddeder. Tahakkümün en güçlü silahı olan ÅŸiddetin örgütlenme tehlikesine karşı da, pasifizmi sorgulama potasına almak borunda kalır. İnsana ve yaÅŸa genelde aÅŸkın bir anlam / deÄŸer yüklemez. (tabii ki Tolstoy gibi Radikal Pasifizmin ve anarÅŸizmin buluÅŸtuÄŸu durumlar da söz konusu.) AnarÅŸizm önyargısının pozitif kayncğını, olanağın ve estetiÄŸin özgürlükte buluÅŸmasından alır. Militarizmi /Tahakkümü yaÅŸamın ve güzelliÄŸin katledicisi olarak gördüğünden, onlarsız bir “Ölümlü” yaÅŸantıyı seçer.
Anti militaristler genelde pasifisittir. Sanırım bunun en temel nedeni; Özgürlüğe giden yollardan en güvelisi ve militarizmin karşısında meÅŸruluk sınırlarının billur olmasından kaynaklanıyor. Pasifizm, ÅŸiddeti kabul eden anarÅŸizm kadar tehlike içeriyor. Birincisi; Pasifist söylemin günlük anlamda pasifize olmaya dönüşmesi. Devletle karşı karşıya gelmemek, rizikolara girmemek için söylemin rahat bir sığınak haline gelebilirliÄŸi. İkincisi; metafizik ideal bir bütünlük kurmaya çok açık olması. Bu da pasifizmin ideal insanlık söylemi altında “Ahlaki-Tahakkümcü” bir yapıya gitme tehlikesini içeriyor. AnarÅŸizmin handikapı da ÅŸu: Åžiddet, Tahakküme / baskıya karşı savunma amacıyla zorunlu olarak kabul edilir. Ama bu zorunlulukların sınırları, her zaman geniÅŸleme tehlikesine, ÅŸiddetin örgütlenme / kurumlaÅŸma meÅŸruluÄŸuna zemin hazırlayabilir. DiÄŸer bir zaafı, karşı çıkılan yapıya karşı, savunma sınırlarının billur olmamasıdır. Zira sonuçta ortak bir araç kullanılıyor.
Bana öyle geliyor ki, pratikte, düşüncede, duyguda militarizme karşı oluşacak yol, pasifizm ile anarşizm arasında sürekli gidip gelecektir. Çünkü başta da söylediğim gibi şiddet de, pasifistlik de insana ait olan şeyler.
Bana öyle geliyor ki, pratikte, düşüncede, duyguda militarizme karşı oluşacak yol, pasifizm ile anarşizm arasında sürekli gidip gelecektir. Çünkü başta da söylediğim gibi şiddet de, pasifistlik de insana ait olan şeyler.
Ben en azından anarÅŸistlerin gel gitten yorulmaması için bir yol öneriyorum. Kaba olarak, özgürlüğü bilinci ilke, pasifizmi alt ilke olarak önerelim. Pasifizmi özgürlük mücadelesinde “Güvenli”, “Anlamlı” bir yol olması dolayısıyla, zorunlu deÄŸil gerekli bir ÅŸey olarak alalım. Sanırım bu algılayış hem bir dizi ÅŸeyi açıklayacak hem de pratiÄŸin önünü rahatlatacaktır. Bu ne ÅŸiddeti ne de pasifistliÄŸi bayraklaÅŸtırmaktır. Salt bir öneri olarak sunulan pasifizm, bireylerin ya da yapıların “Yeter” dediÄŸi noktada terk edilebilir bir ÅŸey olur. Tabiir kötü de olsa ben bu önerime “Pragmatik pasifizm” adını veriyorum. Pragmatik pasifizm önerilen/istenilen bir ÅŸey. Ahlaki olarak da olsa dayatılan bir ÅŸey deÄŸil. ÖrneÄŸin, bireysel ÅŸiddet ya da savunmacı ÅŸiddet konusunda baÅŸtan alınacak genel bir tavır yok. Bu mücadele durumunda da, iç iliÅŸkiler anlamıyla da böyle. Bu bireylerin de çevresindeki iliÅŸkilerin o andaki durumunda ne varsa o olur tavrıdır. Zira bireysel ya da savunmacı ÅŸiddete genel geçer bir tavır, önlem düşünecek olursak, bu ister istemez tahakkümcü bir yapıyı oluÅŸturacaktır. Aynı zamanda da baÅŸka bir varyasyonda, militarizmin savunma mantığının içine düşmek olur. Yalnız yaÅŸamsal anlamda pasifist bir kültürden, gelenekten, etkileyiciliÄŸinden rahatça söz edebiliriz.
Amargi – Sayı 2 – Åžubat 1992
Cevap Yaz