Yeniden Bakunin
filed in AnarÅŸizm on Eki.29, 2009
l Temmuz 1876′da Mikhail Bakimin hu dünyayı terketti. Onun düşünceleri ve eylemleri anarÅŸist hareket içinde apayrı bir geleneÄŸin baÅŸlatıcısıydı. Bakimin anarÅŸizmin asi-savaşçı geleneÄŸini temsil ediyordu. Bugün anarÅŸizm tüm dünyada küllerinden yemden canlanıyor, kara bayraklar yeniden sokaklara çıkıyor. Baskı ve tahakküm zafer sarhoÅŸluÄŸuyla toptan bir saldırıya giriÅŸirken anarÅŸist geleneÄŸin temsilcileri geçmiÅŸten aldıkları olumlu, olumsuz bir çok dersle Bakunin geleneÄŸini yeniden hatırlatıyorlar. Bu hazırlık anarÅŸist bir örgütlülüğün yaratılması çabasıdır. Bakunin’in hayatı ve isyankarlığı bize oldukça zengin deneyler sunuyor.
Evet, o bir anarÅŸistti. Ama o anarÅŸizmi masa başında düşünüp zaman geçirmedi. Barikattan barikata, isyandan isyana koÅŸtu, bir anarÅŸist gibi ölümünün peÅŸinden- gitti. Onun hakkında Marxistler ataları Marx’ın da yaptığı gibi türlü yalan ve spekülasyon üretmekteler. Birinci Enternasyonal’de Marxizm “politik taktikleri” bugüne kadar Marksistler aracılığıyla dünyaya bilinçli bir yalan, karalama kampanyasıyla devam etti.
Bakunin’i Marxistlere karşı savunmak gibi giilünesi bir amacımız yok. Çünkü Bakunin yaÅŸamı ve eylemiyle, masa başı adamı Marx’a ve onun tilmizlerine gereken cevabı veriyor. Bilsinler ki, Bakunin yaşıyor, yaÅŸayacak.
19. yüzyılın anarÅŸistleri arasında Bakunin’in apayrı bir yeri vardır. Godwin, Stirner, Proudhon, Tolstoy gibi dönemin önde gelen kiÅŸilikleriyle karşılaÅŸtırıldığında Bakunin bir düşünürden önce bir eylemci, bir asidir. Bir örgütçü, propagandacı ve savaşçıdır. AnarÅŸizmin büyük bir düşünsel ve kültürel çeÅŸitliliÄŸi vardır. Ancak bütün bu gelenekler içinde Bakunin’le baÅŸlayıp Malatesta, Mahno, Durruti gibi kiÅŸiliklerde devam eden asi-savaşçı geleneÄŸi ayrı bir yer tutar. Åžimdi bu geleneÄŸin köklerine, Bakunin’in yaÅŸamına bakalım.
O, dönemin tüm radikal düşünürleri gibi monarÅŸiye, aristokrasiye karşı mücadele içinde yetiÅŸmiÅŸ bir aydınlanma çağı çocuÄŸuydu. Edebi romantizmin, Alman metafiziÄŸinin, Fransız radikal düşüncesinin etkisinde yetiÅŸti. Daha sonra Proudhon ve Marx ile karşılaÅŸtı. 1830 ve 1848 devrimleriyle Bakunin, baÅŸkaldırı ruhunu ve hissini yaÅŸadı, kendi sözleriyle, yeniden doÄŸumunu yaÅŸayıp devrim idealine baÄŸlandı. Bakunin’in bundan sonraki yaÅŸamı devrim tutkusu, yıkım dürtüsü ile içice bir yaÅŸamdır. Nerede bir ayaklanma, nerede bir kargaÅŸa varsa Bakunin oradadır. Slavlar bağımsızlık için despotizme karşı harekete geçtiÄŸinde, Bakunin’i, özgürlük mücadelesini sınırlarına dek götürmek için çabalarken görürüz. Ayaklanma içinde Bakunin radikal cumhuriyetçilikten anarÅŸizme yaklaÅŸmaya baÅŸlar ve yıkıcı düşünceyi formüle eder. İlk ve en önemli yazılarından biri olan Almanya’da Reaksiyon’ da ÅŸunları yazmaktadır: “Bir nitel dönüşüm olacak, yepyeni bir yaÅŸam, hayat, doÄŸuran bir baÅŸlangıç, yepyeni bir cennet, yepyeni bir dünya, mevcut tüm rahatsızlıklarımızın uyumlu bir bütün içinde çözüleceÄŸi yeni ve güçlü bir dünya.” Ve bugün en çok bilinen sözleriyle şöyle devam eder: “Yıkan ve yok eden ölümsüz ruha güvenelim, çünkü hayatın sonsuz ve akıl almaz yaratıcı kaynağıdır bu. Yıkma dürtüsü yaratıcı bir dürtüdür.”
Bakunin’in, o dönemin bir çok anarÅŸistinden farklı bir yönü daha vardır. Zamanın anarÅŸistleri örgütlenmeden korkar, çekinirken Bakimin kitlelerin yaratıcı öz-etkinliÄŸini reddetmeksizin devrimci gizli örgütlenmelerin önemini anlamış ve daha eri baÅŸtan bu çabalara giriÅŸmiÅŸtir. Kitlelerin olduÄŸu her yerde baÅŸkaldırının kara bayrağını taşımıştır. 1848 Devrimi’nde Fransa’da, Prag, Dresden, İtalya ayaklanmalarında, yani hemen her isyanın en önünde savaÅŸmış, tutuklanmış, ceza almış, ama eline geçen her fırsatta kavgayı sürdürmüştür. 1871′de Lyon’daki ayaklanmaya, 1873′de anarÅŸistlerin baÅŸlattığı İspanyol Devrimi’ne, 1874′de Bologna’daki ayaklanmaya katılmış, hayatının son yıllarını barikattaki bir ölümün peÅŸinde koÅŸarak geçirmiÅŸtir.
Bakunin geleneÄŸi, anarÅŸizmin devrimci, yıkıcı yönlerini vurgulamış, tahakküme karşı her yerde her anda mücadele düşüncesini öne çıkarmıştır. Bakunin’in asi-savaşçı geleneÄŸi her ÅŸeyden önce yerel devrimci durumlar yaratma stratejisi üzerine kuruludur. Bakunin geleneÄŸi, “anarÅŸi yoksa yarat, varsa savaÅŸ” diye özetlenebilir. Çünkü tahakküm her yerdedir ve egemenliÄŸini her ÅŸeyden önce insanların zihninde kurar. Bakunin’in silah arkadaÅŸlarından Carlo Pisacane’nin sözleriyle, “Kitleler ancak ayaklandıkları zaman bilinçlenirler. Eylemler düşüncelerden deÄŸil düşünceler eylemlerden doÄŸar.” Bakunin’in anarÅŸizmi mücadeleyi erteleyen, aÅŸamalar koyan, güçler dengesine, iktidar hesaplarına göre hareket eden anlayışların çok ötesinde devrimin hemen ÅŸimdi burada ve bu anda yaratılacağı inancı üzerine kuruludur. Devrimci durum yerellik üzerinde, ulus-devlet gibi yanıltıcı ve hükmedici kurgulara aldırmaksızın, kendini ifade ederek, geleneÄŸini yaratarak geliÅŸecektir. Bakunin’in günümüz anarÅŸistlerine öğreteceÄŸi bir diÄŸer önemli nokta baÅŸkaldırının, kargaÅŸanın olduÄŸu her yere müdahale etme, sistematik provokasyonu sürdürme anlayışıdır. Kimi zaman dış baskıya karşı ayaklanan Slavların, kimi zaman iÅŸ sürecinin despotizmine baÅŸkaldıran işçilerin, kimi zamansa köylü isyanlarının içinde, en ön safında görürüz onu.
Bakunin, gerek o dönemin, gerekse günümüzün çoğu anarşistinden farklı olarak örgütlülüğü, devrimci bir savaş örgütlenmesini her zaman ısrarla vurgulamış, devrimin örgütlenmesini ve savaşan anarşistlerin kardeşliğini savunmuştur. Düzenin sunduğu sahte bireyselliklerin, örgütlenmeden kaçınıp tahakkümün dayattığı kurumsal örgütlenmeleri zımnen kabul eden anlayışların tersine Bakunin geleneği, devrimci savaş örgütlenmesini bir an bile gecikürilemeyecek bir görev addeder. Bu geleneğin günümüz için taşıdığı anlamı bizce, biraz olsun düşünmek gerekiyor.
Bakunin’in anarÅŸizminin oluÅŸumunda en önemli uÄŸraÅŸlarından biri devletçi, bürokratik sosyalizme karşı verdiÄŸi mücadeledir. Bugün 1.Enternasyonalden, bolÅŸevik karşı-devrimden, Stalinist terörden, dünyanın bir çok yerindeki devrimci atılımların Marxist partiler tarafından boÄŸulmasından ve düzene satılmasından yıllar sonra, bürokratik sosyalizm anlayışı bir çok Marxist tarafından bile kıyısından köşesinden eleÅŸtirilmeye baÅŸlandı. Ancak, Bakunin Marksistlerin iktidar ÅŸansını elde ettiÄŸi ilk anda, 1.Enternasyonal içinde bu eÄŸilimi sezmiÅŸ, özgürlükçü anarÅŸist eliÄŸin gereÄŸi olarak bilimci-otoriter sosyalizme karşı açık tavrını koymuÅŸtu. 19. yüzyıl anarÅŸistlerinin hala bilimsel akla karşı aydınlanman inancı sürdürdüğü bir çaÄŸda “bilimin yönetimi en küstah, en kibirli, en despot yönetimdir” diyen oydu.
Bugün bizlerin Bakunin geleneÄŸinden öğreneceÄŸi bir nokta daha var: Enternasyonal, evrensel devrim anlayışı Bakunin’in tek vatanı vardır; barikatlar, ayaklanmalar, isyanlar. O göçebe savaşçı, isyan ateÅŸinin yandığı, havada mermilerin uçtuÄŸu her yerde kara bayrağı. açmış, sonucunu, baÅŸarı ÅŸansını düşünmeksizin tahakküme karşı, savaşı sürdürmüştür. Bugün milliyetçilik denen o iÄŸrenç aldatmacanın tekrar revaç bulduÄŸu günümüzde enternasyonal devrim, bölgesel ve evrensel devrim anlayışı, devrim geleneÄŸimizden kalma ve bize unutturulmaya çalışılan yitik hazinemizin en deÄŸerli parçalarından biridir.
Bakunin hayatı boyunca anarÅŸist toplumsal devrim için savaÅŸtı, insanın sınırlı fiziksel varlığının ötesine geçti ve onurlu bir ölüm için çabaladı. 1830, 1848 devrimleri, 1871 Paris Komünü yenildi. Bakunin de barikatta deÄŸil, bir anarÅŸist için en acılı bir ÅŸekilde eceliyle öldü. AnarÅŸizmin kalkışmaları ÅŸimdilik baÅŸarıya ulaÅŸamadı. 1930′larda ispanya Devrimi uluslararası faÅŸizmin tüm gücü ve dünya kapitalizminin, özelikle de sosyalistlerin yarı açık, yarı örtük desteÄŸiyle ezildi, egemenler bir süre daha rahata kavuÅŸtu. Ama nereye kadar?..
Siyaset, toplum, ahlak ve düşünce alanlarında tam bir özgürlükten yana olan Bakunin, kapitalist düzeni, yalnızca yol açtığı servet eşitsizliklerinden ötürü değil, asıl insanlar üstündeki uranlığı yüzünden eleştirmiştir.
Bakunin özgürlük tutkusunu, yaÅŸamının ilk dönemindi din yoluyla gerçekleÅŸtirmeyi düşünmüş, fakat bütün devletler gibi bütün dinlerin de, insanın, temelde kötü olduÄŸunu varsaydığı kanısına ulaşınca, Tanrı fikrinin amansız bir düşmanı olmuÅŸtur. Bakunin’e gön insan doÄŸuÅŸtan çok iyi olmasa bile, yine de özgü: yaÅŸamasına elverecek kaçlar iyidir; Tanrı’yı ise, insanların kölelik içgüdüleri yaratmıştır, insan, insanlığın toplumun içinde bulur. Fakat, devletle toplum arasında kesin bir ayrılık vardır.
Toplumu kurtarmak için devleti yıkmak gerekil diyen Bakunin, en önemli eserlerinden biri olan Devlet ve AnarÅŸi’de ÅŸunları söyler:
?Marksistlerin, halk hükümetiyle demek istedikler* halk tarafından seçilmiÅŸ az sayıda temsilci yoluyla halkın yönetilmesidir. Fakat bu seçilmiÅŸ temsilciler inanmış sosyalistler olacaktır, hem de bilgili sosyalistler. Hep Lassallecılarla Marxsistlerin yapıtlarında ve söylevlerinde geçen, “bilgili sosyalist” ve “bilimsel sosyalizm” sözcükleri, yalnızca bu sözüm ona halkın devletinin emekçi kütleler üstünde, yeni, sayıca az, sahici ya da düzmece bir bilginler aristokrasisinin despotça yönetiminde baÅŸka bir ÅŸey olmayacağını kanıtlar. Halk bilgiden yoksundur, onun için de yönetmenin dertlerinden özgür kalacak ve tek bir yönetilen ortak halk sürüsü halinde sıkıca örgütlenecektir. KurtuluÅŸ, gerçekten de!
Marksistler bu çeliÅŸkinin farkındadırlar ve bilginler hükümetinin (dünyadaki en sıkıcı.’en saldırgan ve en çok aÅŸağılanmayı hak eden bu yönetim tipinin) demokratik biçimine raÄŸmen, gerçek bir diktatörlük olacağını anlayarak, hu diktatörlüğün yalnızca geçici ve kısa süreli olacağı düşüncesiyle kendi kendilerini avuturlar. (…)
Derler ki, hu devlet boyunduruğu diktatörlük, halkın kurtuluşuna erişmek için zorunlu bir geçiş aracıdır Anarşizm ya da özgürlük amaçtır, derlet ya da diktatörlük araçtır. Dolayısıyla, işçi kütlelerini özgür kılmak için, önce onları köle etmek gereklidir.
Tartışmamız buraya kadar sürdü. Onlar, halkın iradesini ancak bir diktatörlüğün kendi diktatörlüklerinin, besbelli yaratabileceÄŸini savundular, biz buna karşılık şöyle dedik: Hiç bir diktatörlüğün kendi kendisini sürdürmekten baÅŸka bir amacı olamaz ve onu hoÅŸ gören halka yalnızca kölelik getirebilir. Özgürlüğü ancak özgürlük yaratır, yani halk tarafından evrensel bir ayaklanma ve emekçi kütlelerin aÅŸağıdan yukarıya özgür örgütlenmesi. (…)
Burada apaçık bir çeliÅŸki görüyoruz. Devletleri gerçekten halkın devleti olacaksa, o zaman niçin kendi kendisini çözsün? Yok, onun egemenliÄŸi halkın kurtuluÅŸu için gerekliyse, ne cüretle ona halkın devleti derler? (…)
Bir devlet varsa, zorunlu olarak hükümranlık iv onun için de kölelik olacaktır: açık ya da saklı kölelik olmadan bir devlet düşünülemez. Biz, işle bundan ötürü devletin düşmanıyız!
Yazar : Mikail Mahlas
Apolitika – Sayı 2
Cevap Yaz