Jeff Stein
1, Komünizme Diyalektik Yaklaşım
2. Kapitalizmin Diyalektik Çelişmeleri
3. Marksist İktisadın Sorunları
4. Marks’ın Olumsuz Mirası

AnarÅŸist ve marksist iktisat arasındaki en önemli anlaÅŸmazlık noktaları, kendinden-yönetim [özyönetim- ing. self-management] ve ürünlerin (gerek mallar olsun, gerekse hizmetler) serbest kullanımı konuları üstündedir. AnarÅŸistler için bir ekonomik devrimin en önemli yegane gereksinimi, işçilerin kendi [ürettikleri] mal ve hizmetlerinin üretimi ve dağıtımı üzerinde doÄŸrudan kontrole sahip olduÄŸu işçilerin kendinden-yönetimidir. Kapitalist eÄŸilimli, “piyasa”nın insan özgürlüğü ile eÅŸ anlama sahip olduÄŸu [-na inanan] sahte “liberterler” hariç, anarÅŸistler kıtlık sorunu halledilene kadar ya da işçiler arasında doÄŸrudan toplumsal ihtiyaçlar [-ı karşılamak] amacı ile özgürce üretim yapılması için yeterli güven oluÅŸancaya kadar, ekonomiyi iÅŸler kılmak amacı ile, iÅŸyeri birlikleri arasında ürünlerin deÄŸiÅŸimini gerekli bir olumsuzluk (ing. necessary evil)olarak görürler.
Ama Marks ve onun takipçileri için değişim için üretim (örneğin metalar -ing. commodities) kapitalist sistemin ana özelliğidir. Yerel kullanım yerine, değişim amacı ile yapılan üretim kapitalizmi daha önceki ekonomi biçimlerinden ayırır, ve [değişim için üretim] işbölümünün (ing. division of labor), yabancılaşmanın ve işçilerin sefaletinin sebebidir. Bu nedenle Marks komünizmi geniş anlamı ile, metaların değişiminden kurtulmak olarak tanımlar, ve bunu sağlamanın tek yolu da devletin ekonomi üzerinde kontrolü ele geçirmesi ve ekonomiyi merkezi bir şekilde planlamasıdır.
Marks’ın iktisadının bu devletçi niteliÄŸi en açık ÅŸekilde Marks ve Engels tarafından yazılan Komünist Manifesto’da kendini gösterir:

” … geliÅŸmiÅŸ ülkelerin birçoÄŸunda ÅŸu (önlemler) genellikle uygulanabilir … devlet kapital (ing. state capital) [eli] ile oluÅŸturulmuÅŸ ve tam bir tekel [uygulayan] ulusal banka aracılığı ile, kredilerin devletin elinde merkezileÅŸtirilmesi (ing. centralisation)… HaberleÅŸme ve ulaşım araçlarının devletin elinde merkezileÅŸtirilmesi … Devlet mülkiyetindeki fabrikaların ve üretim araçlarının çoÄŸaltılması … Özellikle tarım [alanında], endüstriyel orduların kurulması.” (s.30)

Ama merkezi planlama fiilen işçilerin kendinden-yönetimini ve işçilerin ekonomik kararlar üzerinde doÄŸrudan kontrolünü engeller. Kendinden-yönetim ekonomiye tahmin edilemez, rastgele olan bir unsur ekleyerek merkezi planlamayı tamamı ile imkansız kılmasa da, oldukça güçleÅŸtirir. Daha da kötüsü, merkezi planlamanın çökmesi halinde, her zaman deÄŸiÅŸim ekonomisine geri dönme tehlikesini ifade eder. Marks’ın anarÅŸist kendinden-yönetim kavramına düşmanlığı, Bakunin’e karşı yaptığı eleÅŸtirilerde gayet açıktır:

“Kolektif (devlet-sahipliÄŸindeki) mülkiyet ile birlikte, halkın sözde iradesi de ortadan yok olarak, yerini kooperatifin gerçek iradesine bırakır … EÄŸer Bay Bakunin en azından kooperatif bir fabrikadaki bir yöneticinin durumunu anlasaydı, tahakküm hakkındaki tüm hayalleri cehennem olup giderdi. Kendi kendisine böyle bir işçi devletinde -eÄŸer kendisi bunu böyle adlandırmak isterse, yönetim iÅŸlevleri hangi biçimde olabilir diye sorması gerekecekti.” (”Bakunin’in Devlet ve AnarÅŸi Kitabı Üzerine Bir Taslak”, AnarÅŸizm ve Anarko-Sendikalizm’de, s. 150-51).

Marks’ın en yakın siyasi arkadaşı olan Engels bunu daha da açıkça belirtir:

” … eÄŸer (anarÅŸistler) birazcık da olsa ekonomik sorunları ve modern endüstrinin koÅŸullarını irdeleseydiler; bir miktar dış irade (ing. will), yani otorite, zorlaması olmadan ortak bir eylemin hiç bir ÅŸekilde olasılık dahilinde olmayacağını da bileceklerdi. İster bu oylamada çoÄŸunluÄŸun iradesi olsun, isterse yönetici komitenin olsun, ya da tek bir kiÅŸinin [iradesi] olsun, bu hala kabul etmeyenlere karşı uygulanan bir iradedir; ama bu bahsedilen tek ve yönlendirici [yönetici] irade olmadan iÅŸbirliÄŸi (ing. co-operation) de olmayacaktır. Yönlendirme, yani otorite, olmadan iÅŸletin bakalım Barcelona’nın büyük fabrikalarından birisini!” (”Engels’ten Madrid’deki P. Lafargue’ye”, AnarÅŸizm ve Anarko-Sendikalizm’de, s.58)

Marksist iktisadın hedefi, merkezi yönlendirme altında devasa, dünya ölçeğinde, her şeyi kapsayan uyumlu bir kooperatif yaratmaktır. Marks bunu şöyle ifade ediyor:

” … pekçok bireyin iÅŸbirliÄŸi yaptığı [içinde olduÄŸu] tüm iÅŸler, sürecin baÄŸlantılı olması [devamlılığı] ve tekliÄŸi (birliÄŸi -ing. unity) için, zorunlu olarak hakim bir irade gerektirir; ve bu ise bölük pörçük faaliyetlere deÄŸil, aksine -aynen bir orkestra yöneticisinin yaptığı ÅŸekilde, atölye emeÄŸinin toplulaÅŸtırılmasına karşılık gelen bir iÅŸlevi yerine getirir.” (Kapital, Cilt III, s.451)

Komünizme Diyalektik Yaklaşım
Marksist iktisadı anlamak için, onun Hegelci felsefede yatan kökenleri anlamak gerekir. Marks ve Engels, Alman felsefecisi Hegel’in takipçileri olarak ortaya çıktılar. Marks ve Hegel için, herhangi bir ÅŸeyi, bu ister din, isterse doÄŸa, ya da siyaset veya iktisat olsun, anlamak için tek gerçek bilimsel yaklaşım diyalektikçn01 uslamlamadır [mantık]. Diyalektik mantıksal bir varsayım ya da gözlemle baÅŸlar, örneÄŸin A=A’dır [A, A'dır]; bu “birlik” [ya da birteklik, ing. unity] olarak bilinir. Ama bu bize A’nın ne olduÄŸu hakkında çok az ÅŸey söyler, bu nedenle onu baÅŸka bir ÅŸeyle karşılaÅŸtırmamız gerekir; örneÄŸin A, B deÄŸildir ise “karşıtlık” (ing. opposition) olarak adlandırılır. Böylece, A ile B arasındaki belirli bir iliÅŸkiye baÄŸlı olarak A ile B’yi doÄŸru bir ÅŸekilde seçtiÄŸimiz varsayarsak, bu ikisini bir arada bir “kategori” [ulam], bir “karşıtların birliÄŸi” (tekliÄŸi -ing. unity of opposites)olarak ele alabiliriz. Bu “karşıtların birliÄŸi”nden devim (ing. motion) ve deÄŸiÅŸim (ing. change) ortaya çıkar, karşıtlık yeni bir “birliÄŸe” evrilerek tüm mantıksal süreci tekrar baÅŸlatır. Bir kategoriden bir diÄŸerine geçerek, nihayetinde tüm olguları (ing. facts) açıklayabilecek bir kategoriler sistemi geliÅŸtirilir, yani diÄŸer bir deyiÅŸle bir bilimsel model.
Hegel ve takipçileri, diyalektiÄŸin sadece bir uslamlama [bir takım önermelerden sonuç çıkarma, ussal yargıların mantıksal dizimi] yöntemi olmadığını, bunun da ötesinde kendisini doÄŸada ifade ettiÄŸini [gösterdiÄŸini] öne sürdüler. Tüm devinim ve deÄŸiÅŸimler aslında, mevcut gerçekliÄŸe karşıtlığın birer sonucudurlar. Felsefeci Richard Norman’ın ifadesi ile

” ‘çatışma yolu ile geliÅŸme’ kavramı (ing. notion) sonucunda, farklı bir çeliÅŸme (ing. contradiction) kavramına (ing. concept) çn02 varırız … bu tamamı ile yeni bir vurgu oluÅŸturur. Åžimdi öne sürülen ÅŸudur; karşıt (zıt -ing. antagonistic) güçler arasında çatışma var oldukça, gerçek’te de çeliÅŸmeler olacaktır; ve Newtoncu mekanik, Darwinci evrim teorisi, ve Marksist sınıf mücadelesi teorisi ile kanıtlandığı üzere, bunlar tüm geliÅŸmelerin kaynağıdırlar.” (Hegel, Marks, ve Diyalektik, s.56)

Marks, toplumların kendi içsel “çeliÅŸmeleri” ya da çatışmaları nedeni ile yükselip, gerileyeceÄŸini belirten, tarihin de diyalektik çerçevesinde geliÅŸtiÄŸi fikrini Hegel’den aldı; ve bunu komünizmi yaratma konusuna uyguladı. Marks Fourier, Saint Simon gibi ilk sosyalist teorisyenleri sosyalizme ütopik yaklaÅŸmakla suçladı. Sosyalizm var olmadığı için, hiç kimse bir kesin ÅŸablon biçiminde iÅŸler bir sosyalist sistem tanımlayamaz. Buna en yakın olabilecek, sosyalizm ya da komünizmi kapitalizmin zıttı ya da “yadsıması” (olumsuzlama -ing. negatiation) olarak tanımlamaktır. Komünizm olumsuzlamanın olumsuzlanması (ing. negatioan of negatiation) durumudur; ve bu nedenle de insanın özgür kılınması ve iyileÅŸmesi sürecinde, tarihsel geliÅŸimin bir sonraki aÅŸaması için gerekli olan asli bir aÅŸamadır. (Karl Marks, 1844 – Ekonomi ve Felsefi El Yazmaları, s.114)

“Bilimsel” yaklaşım, iktisadi sistemlerin tarihi ve onların deÄŸiÅŸmesine neden olan unsurlar hakkında araÅŸtırma yapaır. Marks’a göre, tarihsel deÄŸiÅŸime neden olan en önemli unsur üretim araçlarının devamlı olarak artmasıdır. Toplumsal sistemler, nüfuslarının maddi yaÅŸamlarını iyileÅŸtirebilmesi ya da iyileÅŸtirememesi nedeni ile yükselirler veya gerilerler. Her yeni toplumsal sistem, üretkenliÄŸi arttırmakta eski sistemden daha iyi iÅŸ yapabilmesi nedeni ile geliÅŸim gösterir. Ama aynı zamanda, bu yeni toplumsal sistem de, üstesinden ancak bir sonraki tarihsel aÅŸama ile gelinebilecek kısıtlar, ya da “çeliÅŸmeler”le sarılmıştır. Bu nedenle, Marks tarafından kapitalizm’den sonraki tarihsel aÅŸama olacağı varsayılan komünizm, kapitalizmin çeliÅŸmelerinin incelenmesi ile keÅŸfedilebilir. 01
Kapitalizmin Diyalektik Çelişmeleri
Kapitalizm üretimin doğrudan kullanım yerine, değişim için yapıldığı bir meta ekonomisidir. Bütün metalar hem kullanım değerine (ing. use value), hem de değişim değerine (ing. exchange value) sahiptirlerçn03. Bir metanın değişim değeri, o metanın üretilmesi için gerekli olan ortalama toplumsal emek zamanı (ing. social labour time required) miktarıdır. Metanın değeri yanlızca değişim işlemi ile gerçekleşebilir. Bu nedenle değişim olmadığında, ne kadar emek zamanı harcanırsa harcansın, ya da o ürünün ne kadar kullanışı [kullanışlı] olursa olsun, üretilen bir değer olmayacaktır. Bu kapitalizmin birinci çelişmesidir.
Bunun yanısıra, değişim kapitalizmin bir diğer çelişmesini ortaya çıkarır, yani işbölümü (ing. division of labour). Emeğin farklı metalar üreten farklı endüstriler arasında işbölümü olmazsa, değişim için de bir neden olmaz. Fakat farklı emek çeşitlerinin (meta olarak) birbirleriyle kolayca değiştirilebilmesi için, ortak, soyut olan bir biçime indirgenmeleri gerekir. Metalar herşeyden önce, oldukları halleriyle değişime [değişim sürecine] girerler. [Değişim] süreci bunları meta ve para olarak farklılaştırır, ve böylece içsel [olarak zaten sahip oldukları] karşıtlığa, [yani] aynı zamanda hem kullanım-değeri hem de değer olmalarından kaynaklanan karşıtlığa [uygun düşen] bir dış karşıtlık yaratır. Kullanım değeri cinsinden [benzeşen, karşılaştırılabilir] metalar, artık paranın karşısında değişim değeri olarak yer alırlar. Öte yandan ise her iki karşıt taraf ta birer metadır, kullanım değeri ve değerin birliğidir. Fakat farklılıkların bu birliği, kendisini iki karşı kutupta ve karşıt yönlerde ortaya koyar [gösterir]. (Kapital, Cilt I, s.117)
Para hem deÄŸerin ölçüsü, hem de evrensel meta (aslında soyut biçimde emek deÄŸeri olmuÅŸtur [artık]) olarak, deÄŸiÅŸimin gerçekleÅŸmesine yardım ederek bu çeliÅŸkiyi bir çözüme baÄŸlar. Ama, para yeni bir çeliÅŸme yaratır. Para ÅŸimdi deÄŸiÅŸime aracılık yaptığından dolayı, metaların deÄŸiÅŸimini iki farklı iÅŸleme (ing. transaction) ayırır; satış [metanın para ile deÄŸiÅŸimi] ve satınalma [paranın meta ile deÄŸiÅŸimi]. BaÅŸkalarının [ürettiÄŸi] metaları satın almak için, bir kimsenin kendi [ürettiÄŸi] metaları satarak para elde etmesi gerekir. İliÅŸkiyi tersine çevirirsek, satmak için satın almak gerekir; böylece de para devamlı dolaşımda (ing. circulation) kalır. Bireysel kapitalistin kontrolü dışında herhangi bir nedenle eÄŸer dolaşım yavaÅŸlar ya da durursa (genellikle kapitalistlerin, kolektif olarak, aşırı arz ettikleri malları kârla satamamaları nedeniyle), sistem krize girer. Bu durumda metaların paraya aşık olduÄŸunu görürüz, ama “gerçek aÅŸkın yolu hiç bir zaman dikensiz deÄŸildi”çn04. EmeÄŸin nicel bölünmesi, aynen nitel bölünmesi gibi kendiliÄŸinden ve raslantısal bir biçimde olur. Böylece metaların sahipleri, kendilerini bağımsız özel üreticiler haline getiren bu iÅŸbölümünün, aynı zamanda üretimin toplumsal sürecinin ve bu süreç içindeki her bir bireysel üreticinin bir diÄŸerine göre olan iliÅŸkisinin üreticinin iradesinden bağımsızlaÅŸtırdığını göreceklerdir; ve [yine] bireyler arasındaki görünüşteki bu karşılıklı bağımsızlığın, üretim araçlarınca ya da onların aracılığıyla genel ve karşılıklı bir bağımlılık sistemiyle tamamlandığını göreceklerdir (Kapital, Cilt I, s.121). Kriz’de ise, metalar ve onların deÄŸer-biçimi, yani para arasındaki karşıtlık [karşı sav -ing. antithesis] mutlak bir çatışma ile sonuçlanır (Kapital, Cilt I, s.151).
Kapitalist için kriz [durumunda] varolabilmenin tek yolu, elinde [kriz] geçene kadar beklemeye yetecek [kadar] para olmasıdır. Bu ise, kapitalistin para biriktirmesinin, ve [biriktirdiÄŸi parayı] daha çok para yapmak için sürekli bir ÅŸekilde sermaye olarak yeniden yatırmasının nedenidir. Bu basitçe açgözlülükten (ing. greed) kaynaklanan birÅŸey deÄŸil, yaÅŸamsaldır. Ama birikim saÄŸlamak için öncelikle bir artık yaratmak gereklidir. “Artık-deÄŸer” (ing. surplus-value) [elde etmek] için [yapılan] bu arayış kapitalizm için yeni bir çeliÅŸmedir (ing. contradiction). Metalar ancak eÅŸit deÄŸere sahip metalarla deÄŸiÅŸtirilebilecekleri için, artık-deÄŸerin elde edilebileceÄŸi tek yer üretim sürecidir. Emek, ücret olarak [ona] ödenenden daha fazla bir deÄŸeri metalarda üretmeye zorlanmalıdır. Böylece deÄŸiÅŸimdeki bu eÅŸitlik, sömürüye ve toplumsal sınıfların eÅŸitsizliÄŸine yol açar. Emek-deÄŸer teorisi kendisinin diyalektik bir sonucuna sahiptir; emek gücünün meta teorisi (ing. the commodity theory of labour power). Emek gücünün fiyatı, [o] emek gücü tarafından yaratılan deÄŸer deÄŸildir, çünkü [aksi takdirde] bunun [gerçekleÅŸmesi] için artık-deÄŸer olmaması, [yani] metaların deÄŸerinin işçiler ve ailelerinin yaÅŸamlarını kıtkanaat devam ettirmesine yetecek kadar olması gerekecekti. Emek-gücünün deÄŸeri, aynen tüm diÄŸer metalarda olduÄŸu gibi, üretimi için ve nihayetinde de bu özel nesnenin (ing. article) [yani emek-gücünün] yeniden üretimi için gerekli olan emek zamanınca belirlenecektir … ya da diÄŸer bir deyiÅŸle, emek-gücünün deÄŸeri işçinin korunması [devamlılığının saÄŸlanması, yani yeniden üretilmesini garanti edecek ÅŸekilde] için gerekli olan geçim (ing. subsistence) araçların deÄŸeridir … (Capital, Cilt I, s.189).
İşçileri artık deÄŸer üretmeye zorlamak için kapitalistler çok sayıda yönteme sahiptirler. Bunlardan en önemlisi iÅŸbölümüdür. Üretim süreci uzmanlaşılan iÅŸlere bölünür, ve daha alt kademelerde de bölünmeler olur; böylece işçiler, [yaÅŸanan] stresteki artış ve neden olduÄŸu beyin sulandırıcı monotonluk dikkate alınmadan, daha etkin olmaya zorlanırlar. İşbölümünden kaynaklanan çeliÅŸme, eski, bireysel olarak tecrit edilmiÅŸ el zanaatçılarının emeÄŸinin ortadan kaldırarak, [onun yerine] daha yüksek bir biçim olan “kooperatif” toplumsal üretimini geçirmesi ile olmaktadır. Fabrika emek örgütlenmesi için toplumsal bir taban, emekçi sınıfların sömürülmelerine karşı kolektif direnç yaratır. İşçiler ve iÅŸverenler arasında, ücretler ve çalışma günü uzunluÄŸu üzerine mücadele geliÅŸir. Kapitalist (emek gücünün) satın alıcısı olma hakkını kullanarak çalışma gününü mümkün olduÄŸunca uzun tutmaya çalışırken; … emekçi ise, bir satıcı olarak haklarını savunurak, çalışma gününü belirli normal bir süreye indirmeye çalışır, … Böylece, kapitalist üretimin tarihinde, çalışma gününün saptanması kendisini bir mücadelenin, yani kolektif kapital (yani kapitalistler sınıfı) ve kolektif emek (yani işçi sınıfı) arasındaki mücadelenin sonucu olarak ortaya koyar. (Kapital, Cilt I, s. 259)
Kapitalist, makineleri [üretim sürecine] sokarak emek gereksinimini asgariye indirerek bu anlaÅŸmazlığı halletmeye bakar. Makine [kullanılan] emeÄŸin [niteliÄŸinin] daha da basitleÅŸmesine yol açarak, yetenekli işçiyi sadece makine bakımcılarına dönüştürür. Makine kulanımı çok az güç ve eÄŸitim gerektireceÄŸi için, erkek işçiler kadın ve çocuklarla deÄŸiÅŸtirilebilir, ve böylece de işçi sendikaları zayıflaÅŸtırılır. Aynı zamanda, insan emeÄŸini yerini makinelerin alması ile oluÅŸan iÅŸsizlik bir “endüstriyel yedek ordusu” (ing. industrial reserve army) yaratır. Herhangi bir ücretle çalışmaya mahkum olan [muhtaç] iÅŸsizler, ücretlerin ancak yaÅŸam seviyesinde tutulmasına yardım eder. Onlar ayrıca ihtiyaç duyulduÄŸunda bir endüstriden diÄŸer bir endüstriye kaydırılabilecek iÅŸgücü yedeÄŸini (ing. labor reserve) oluÅŸtururlar. Bu nedenle, emekçi nüfus, kendi yarattığı sermaye birikimi ile birlikte, kendini nispi ölçüde fazlalık haline getiren, nispi artı-nüfus haline çeviren araçları üretmiÅŸ olur; ve o, bunu, her zaman artan boyutlarda yapar … Emekçi artı-nüfus, birikimin ya da kapitalist temele dayanan zenginliÄŸin geliÅŸmesinin zorunlu bir ürünü olduÄŸu gibi, tersine olarak da, bu artı-nüfus kapitalist birikimin kaldıracı (ing. lever) ve hatta bu üretim biçiminin varlık koÅŸulu halini de alır. Bu artı-nüfus, her an elaltında bulunan yedek bir sanayi ordusu oluÅŸturur ve bu ordu, tıpkı bütün masrafları sermaye tarafından karşılanılarak beslenilen bir ordu gibi, tümüyle sermayeye aittir. (Kapital, Cilt I, s. 692-693)
Kapitalistler üretimi mekanikleştirdikçe, öte yandan kendi mahvoluşlarının tohumlarını ekmektedirler. İşçiler iş ararken bir endüstriden diğerine hareket ettikçe, emeğin işbölü anlamsız hale gelir. Uzmanlaşmış işçi yerini sıradan işçiye bırakır. İşbölümü gereksiz hale geldikçe, değişim ekonomisinin tarihsel nedeni de ortadan kalkar. Toplumsal üretimin artan karşılıklı bağımlılığı (ing. interdependence) [giderek birbiri ile daha fazla ilişkili olması], özel mülkiyet ve üretim araçlarının idaresi ile giderek daha fazla çelişir. Bunların sonucu ise ekonomik kriz, piyasa anarşisidir. Büyük ölçekte bir ekonomik planlama gereksinimi kaçınılmaz hale gelir. Her yerde, endüstriyel kuruluşların büyüyen boyutları, çok sayıda kişinin ortaklaşa yapacağı işin daha kapsamlı bir düzen altınan alınması için, bunların maddi devindirici güçlerinin daha da gelişmeleri için, -yani, alışılagelen yöntemlerle yürütülen tek başına üretim süreçlerinin, giderek, toplumsal bakımdan birleştirilmiş ve bilimsel olarak düzenlenmiş üretim süreçlerine dönüştürülmesi için- çıkış noktası olur. (Kapital, Cilt. I, s.688).

… büyüyen sermayenin birikimi büyüyen bir [sermaye] yoÄŸunlaÅŸması demektir. Sermayenin gücü iÅŸte böyle büyür, toplumsal üretimin kapitalistçe kiÅŸileÅŸen koÅŸullarının, gerçek üreticilerden yabancılaÅŸması böyle artar. Hareket ettiricisi kapitalist olan sermaye kendini gitgide daha fazla toplumsal bir güç olarak ön plana çıkarır; ve artık [bu toplumsal gücün] tek bir bireyin yaratabileceÄŸi ÅŸeylerle herhangi bir bağıntısı kalmaz. Sermaye artık toplumla karşıtlık içinde bulunan, garip ve bağımsız bir toplumsal güç haline gelir … Genel bir toplumsal güç olarak sermaye ile, toplumsal üretim koÅŸulları üzerindeki bireysel kapitalistlerin [özel kiÅŸisel] güçleri olarak sermaye arasındaki çeliÅŸki giderek daha uzlaÅŸmaz bir durum alır; bu ise bu iliÅŸkilerin toptan çözülmesine yol açar … (Kapital, Cilt III, s.310).

Kapitalizmin nihai çöküşü ise ürünlerin [içerdikleri] emek deÄŸerlerinin, üretim araçlarının büyümesi ile, en düşük seviyesine düşmesi ile olacaktır. Artık-deÄŸer emek deÄŸerinin bir parçası olduÄŸu için, malların içerdiÄŸi emek deÄŸerindeki azalma kar oranlarının düşmesine neden olur. Sadece büyük kapitalistler, düşük kar oranlarında hala para kazanabilirler. Daha küçük kapitalistler ise iflas ederek, proletarya saflarına dahil olurlar. En nihayetinde, artık daha fazla sermaye biriktiremeyen kapitalistler üretimi azaltırlar. Kapitalizm, üretim üzerindeki bir pranga [üretimi engelleyen, dışlayan] haline gelir. Çaresiz işçiler ayaklanır, “proletaryanın diktatörlüğü”nü kurar, ve komünist üretim tarzı kapitalizmin yerini alır. Üretim araçlarının merkezileÅŸmesi ve emeÄŸin toplumsallaÅŸması, en sonunda, [bunların] kapitalist kabuÄŸu ile uyuÅŸmaz hale gelir. Bu kabuk paramparça olur. Kapitalist özel mülkiyetin çanı çalmıştır [zamanı dolmuÅŸtur]. MülksüzleÅŸtirenler (ing. expropriators) mülksüzleÅŸtirilir. … kapitalist üretim doÄŸa yasasının kaçınılmaz zorunluluÄŸu ile kendi yadsımasını [olumsuzlamasını -ing. negation] ortaya çıkarır. Bu yadsımanın yadsınmasıdır (Kapital, Cilt I, s.837).

Marksist İktisadın Sorunları
Bazı insanların düşündüğünün aksine, Marksist iktisadın sosyalist ekonomideki asli ilerleme olduÄŸu doÄŸru deÄŸildir. Marks, aslında burjuva ekonomisinin geliÅŸtirdiÄŸi ve kapitalist sisteme karşı bir suçlama olan, emek-deÄŸer teorisini kullanan ilk kiÅŸi deÄŸildir. Ne de kapitalist sistemi eleÅŸtirmekte diyalektiÄŸi kullanan ilk kiÅŸidir. Marks’ın öne sürdüklerinin özgünlüğü, emek-deÄŸer teorisini diyalektik materyalizm ile harmanlamasında yatmaktadır. Daha önceki sosyalist iktisatçılar kapitalizmi kendi deÄŸer yasasına uymamakla suçlarken, bunun aksine Marks [kapitalizmin kendi deÄŸer yasasına] uyduÄŸunu, ve bunun da en nihayetinde kendi yıkımına neden olacağını savundu. Marks’a göre, diÄŸer emek-deÄŸer teorisyenlerinin gözden kaçırdığı ÅŸey malların emek-deÄŸerleri üzerinden [piyasada] yapılan deÄŸiÅŸiminin, emek gücünün meta [cinsinden] eÅŸiti üzerinden satışı ile birarada olduÄŸudur. Bu nedenle, malların serbest deÄŸiÅŸimine dayanan daha adil bir toplum yaratmak için emek-deÄŸer teorisini kullanma giriÅŸimi, tümden gerici deÄŸilse bile, ancak ütopik olarak nitelendirilebilir.
Marks’ın iktisat teorisi bir kaç temel fikire dayanmaktadır; emek-deÄŸer teorisi, emek gücünün meta teorisi, ve diyalektik materyalizm. EÄŸer bu fikirlerin geçersizliÄŸi kanıtlanılabilirse, marksist teorik yapı çöker. BaÅŸlangıç olarak emek-deÄŸer teorisine göz atalım. Marks’ın emek-deÄŸer teorisindeki temel argümanı, emeÄŸin tüm metaların ortak özelliÄŸi olduÄŸu [hepsinde kullanıldığı], ve bu nedenle de farklı metaların deÄŸiÅŸimini olanaklı kıldığıdır. EmeÄŸin ana üretim faktörü olduÄŸu konusunda pek az şüphe vardır. Ama emek metalardaki tek ortak ÅŸey de deÄŸildir. [Metaların] üretimi kıt olan doÄŸal kaynakların ve enerjinin de kullanımını gerektirir.
Kıtlık (ing. scarcity) metaların deÄŸerinin belirlenmesinde önemli bir rol oynar. Kıt olan hammaddelerin kullanılmasıyla üretilen bir ürün, daha bol olan hammaddelerin kullanımı ile üretilen bir ürüne göre daha yüksek bir deÄŸiÅŸim deÄŸerine sahip olacaktır. Marks da aslında bunu, kaza ile olsa da, toprak rantı teorisinde (ing. theory of land rent) kabul etmiÅŸtir. Marks Ricardo’nun toprak rantı kuramını eleÅŸtirir; çünkü Ricardo “mutlak rant”ı dikkate almadan, en düşük rant ücreti bedelinin [toprak kirası] en az verimli toprakla ilintili olduÄŸunu; toprakların verimliliklerine baÄŸlı olarak farklı rant deÄŸerlerinin olması gerektiÄŸini söyler. Marks’a göre mutlak rantın kaynağı, toprağı kullanma ücreti olarak derebeyine [toprak aÄŸası -ing. landlord] belli bir ücret [sabit ödeme, tımar, kira gibi] ödemeden kapitalist çiftçilerin tarımsal üretim yapmasını engelleyen, derebeylerinin tüm verimli topraklar üzerindeki tekelidir. Rant [kira] ise, tarımsal metaların üretilmesinden elde edilen artık deÄŸerin ötesinde, tarımdan emilen (ing. extracted) bir artık deÄŸerdir. Marks’ın aklına gelmeyen ÅŸey ise, toprağın üretilmiÅŸ bir mal olmadığı ve dolayısıyla da herhangi bir emek deÄŸerine sahip olmaması nedeni ile, derebeyine ödenen “artık deÄŸerin”, metaların üretilmesi yolu ile emilen artıktan niteliksel olarak farklı olması gerektiÄŸidir. Yani ekilebilir toprak gibi kıt olan hammaddeler, derebeyinin o deÄŸeri almaya hakkı olup, olmamasından bağımsız olarak; ticarete tabi [deÄŸiÅŸim yapılmaya müsait] bir deÄŸere sahiptirler.02
Enerji de aynen kıt hammaddeler gibi metaların deÄŸerinin [oluÅŸmasına] katkıda bulunur. Üretim giderek daha fazla mekanik hale geldikçe, metayı üretmek için gereken insan emeÄŸi miktarı azalır. Ama üretimi gerçekleÅŸtirmek için gereken insani-olmayan enerji miktarı artar. Enerji, kıt yakıtların tüketimi ile elde edilmesinden dolayı, bir deÄŸere sahiptir. Öte yandan ise, diÄŸer kıt kaynakların aksine enerji geri dönüştürülemez (ing. recycle). Makine ya da “sabit sermaye”den farklı olarak, [enerji] ne biriktilebilir, ne de amortize edilebilir [kullanım dolayısıyla oluÅŸan aşınma payı]. Üretim giderek daha fazla mekanikleÅŸtikçe metanın emek deÄŸeri azalır; ama metanın enerji deÄŸeri artar, ve bu da yaÅŸanan emek tasarrufunu kısmen dengeler (ing. ofsetts). Bir yandan talebin artması, öte yandan ise azalan arzın etkisi ile artan enerji maliyeti, Marks’ın emek-deÄŸer teorisinin beklentilerinin [aksine], metaların deÄŸerlerinin sıfıra doÄŸru düşmesini engeller. Enerji ve emek arasındaki bu ikame [birbirinin yerine geçmesi, birbirinin yerine kullanılması], düşük emek deÄŸerine sahip, ancak yüksek enerji deÄŸeri olan manifaktür mallarının emek-yoÄŸun hizmetlerle deÄŸiÅŸtirildiÄŸi modern “post-endüstriyel” hizmet ekonomisinin ortaya çıkmasını açıklar.
Kıtlık, emek ve enerji dışında da mal ve hizmetlerin deÄŸerini etkileyen faktörler vardır. Fiziki ve toplumsal altyapının devam ettirilmesinin maliyeti; yine estetik, kültür ve daha birçok etki burada [mal ve hizmetin deÄŸerini belirlemede] rol oynar. Yani buradaki [önemli] nokta, tek başına emek gücünün kapitalist bir toplumda, ve gelecekteki herhangi bir toplumda deÄŸiÅŸim deÄŸerini belirlemediÄŸidir. Ama emek-deÄŸer teorisi olmadan Marks’ın teorisinin ana itici gücü ortadan kalkar. Kapitalizm, azalan emek gücünden daha fazla artı-deÄŸer elde edememesi nedeni ile çökmeyecektir.
DiÄŸer yandan, Marks kapitalizmin çöküşü tahminini sadece “azalan kar oranları”na deÄŸil, aynı zamanda da emek gücünün meta teorisindeki [-de açıkladığı gibi] ortaya çıkacak olan artan sınıf çatışmasına dayandırır. Bu teoriye göre, kapitalizmde emek gücü herhangi bir diÄŸer meta gibi deÄŸiÅŸtirilmektedir [satınıp, alınmaktadır]. [EmeÄŸin deÄŸeri] ürettiÄŸi tüm ürünün deÄŸeri [-ne eÅŸit] deÄŸil, bunun ancak işçiyi ve çocuklarını, yani bir sonraki işçi kuÅŸağını hayatta tutacak kadar bir kısmıdır. Marks kendi teorisini “ücretlerin [belirlenmesinin] demir kuralı” (ing. iron law of wages) [teorisinden] ayırmak için, [kendi teorisindeki] gerekli ücret düzeyinin “kültürel olarak” belirlendiÄŸini belirtir. Yani işçilerin ücret seviyesi hayatta kalabilmeleri için gerekli olan asgari miktardan daha fazlasını, yani eÄŸitim ücretlerini de içermelidir; ve işçiler ve ailelerinin [o] ülke için uygun olan [yaÅŸam] standartları sürdürebilmelerine imkan tanımalıdır. Marks, işçi sendikalarının bu yaÅŸam standartlarını yüksek tutmakta gerekli bir rol üstlendiÄŸini kabul eder. Ama endüstrinin giderek mekanikleÅŸmesi sonucunda giderek büyüyen bir iÅŸsiz yedek ordusu, işçi ücretlerinin devamlı olarak aÅŸağı çekilmesi sendikaların çabalarının altını oyacaktır; bu ise çaresiz işçiler kapitalizmi yıkana kadar sürecektir.
Ne yazık ki emek gücünün meta teorisi, emek-deÄŸer teorisinden de az destekleyici ÅŸeye sahiptir. Marks’ın argümanındaki zayıf nokta, geçimlilik ücretlerinin “kültürel olarak” belirlendiÄŸini ve sendika çabalarınca etkilendiÄŸini kabul etmesidir. Artık [sadece] ekonomik yasalarla deÄŸil, sendika örgütlenmesinin düzeyi, işçi sınıfının isyankarlığı ve kabul edilebilir bir yaÅŸam standartının ne olduÄŸu hakkındaki kültürel beklentiler gibi diÄŸer bir grup deÄŸiÅŸkenle uÄŸraÅŸmamız gerekir. Ücretlerin bir asgari seviyeye endekslenmesi kuralındaki tüm bu istisnalar, kuralı kendiliÄŸinden geçersiz kılar. GeçtiÄŸimiz yüzyılın tarihi, sendika hareketince kazanılan zaferler, kapitalist refah devletinin yükseliÅŸi [aslında] Marks’ın argümanının hatalı olduÄŸunu göstermiÅŸtir.
Bunun da ötesinde, emek-deÄŸer teorisi ve emek gücünün meta teorisi birbiri ile çeliÅŸmektedir. Marks’a göre, emek-deÄŸer teorisi azalan kar oranlarına neden olmalıdır. Marks bunu kar oranı denklemini, p.r.=s/(c+v) kullanarak matematiksel olarak ispatlamaya çalışır (s artı-deÄŸer, c makinalara yatırılan sabit sermaye, ve v ücret olarak ödenen deÄŸiÅŸken sermaye miktarı). EÄŸer, diÄŸer iki deÄŸiÅŸken sabitken (yani, emeÄŸin sömürü oranı (s/v) sabitken), sabit sermaye miktarı (c) artarsa genel kar oranı azalmalıdır. Ama bu geliÅŸtirilen üretim teknikleri nedeni ile metaların ucuzlayacağı, işçilerin daha az bir ücretle daha çok mal satın alabileceÄŸi gerçeÄŸini gözardı eder. Kar hadlerinin düşmesi için, işçilerin gerçek ücretlerinin (alım gücünün) geçimlilik seviyesinin üstüne çıkması gerekir. DiÄŸer yandan, bu ise emek gücünün meta teorisinin geçersiz olması anlamına gelir 03.
Marks çeliÅŸkileri dikkate almadan her iki teorinin de geçerli olduÄŸunda ısrar etti, çünkü her ikisi de onun diyalektik materyalizm teorisi için gerekliydi. Marks’a göre, üretim araçlarının özel sahipliÄŸi tarihsel olarak gerekli olmayıncaya kadar, kapitalizm üretim araçlarını geliÅŸtirilmelidir. Kapitalizmi komünizmin takip etmesi gerektiÄŸi sonucu çıkarrmak için hiçbir neden olmaması nedeni ile bu bir iman ilkesidir (ing. article of faith). Diyalektik materyalizm tarihi tek bir nedene indirger, yani daha fazla ekonomik üretkenlik için arayışa. Buna göre tarih, uygarlığın gittikçe daha güçlenen “üretim tarzlarına” göre kategorilere ayrıştırılabilir; asya tarzı, feodal, kapitalist, ve bir uzanım olarak sosyalizm gibi. Bu tarihsel deÄŸiÅŸim modeli, politik kurumların rolü, ideoloji, kültür gibi birçok tarihsel deÄŸiÅŸkeni ya dışarıda bırakır, ya da onları ikinci derece etkiler olarak ya da “üstyapı” (ing. superstructure) olarak deÄŸerlendirir. Birçok tarihsel olayın hiç bir ekonomik açıklaması yoktur, örneÄŸin Roma İmparatorluÄŸunun görece ekonomik olarak geri olan saldırganlarca istila edilmesi gibi.
DiÄŸer yandan, diyalektik materyalizmin doÄŸru olduÄŸu kabul edilse bile, [diyalektik materyalizm] kapitalizmin takipçisini tahmin etmek konusunda hiçbir temel ortaya koymaz. DiyalektiÄŸe göre, kapitalizmi takip [edecek sistem] bir anlamda kapitalizmin yadsıması olmak zorundayken, bir anlamda da devamı olmak zorundadır. Marks biraz da rastgele bir ÅŸekilde, olumsuzlanacak olanın kapitalizmin “anarÅŸist”, plansız, deÄŸiÅŸim sistemi olduÄŸunu belirterek; kapitalizm altında gerçekleÅŸtirilen teknolojik geliÅŸmelerin ise aynen korunacağını belirtir. Bu ise ekonomik planlamanın tek bir fabrika ötesine geçerek, fabrikaların, endüstrilerin ve bölgelerin küresel ağını (ing. network) kucaklamasını mümkün kılar. Marks bunu komünizme yönelmiÅŸ olan diyalektik bir eÄŸilim olarak deÄŸerlendirir. Kapitalizm, merkezi planlamaya [giderek] daha fazla teslim oldukça özel mülkiyetin gülünçlüğü herkes tarafından anlaşılacak ve geriye kalan kapitalistler de mülksüzleÅŸtirileceklerdir.
Marks’ın doktrinini ortaya atmasının üzerinden yüzyıl kadar geçti, ÅŸu ortaya çıktı ki sermayenin merkezileÅŸmesi komünizme doÄŸru bir ilerlemeye yol açmamıştır. Olagelen ÅŸey, hem hükümet seviyesinde, hem de ÅŸirket seviyesinde [gözlenen] ekonomik bürokrasideki aşırı büyümedir. Ortadan kalkmak yerine kapitalistler, ÅŸirket idarecileri saflarına [doÄŸru] evrildiler. Daha düşük seviyedeki ÅŸirket ve devlet çalışanları ise, küçük iÅŸadamları ile birleÅŸerek orta sınıfı geniÅŸlettiler. Bu bürokratikleÅŸme doÄŸal olarak eski-tip kapitalizmin yadsınması anlamına gelirken, komünizme yaklaÅŸan bir adım da deÄŸildir. Sınıflı toplum kendi diyalektiÄŸine bırakılırsa sınıfsız bir topluma doÄŸru deÄŸil, sadece farklı bir tür sınıflı topluma doÄŸru evrilir. Bu kapitalizmi belli bir süre de olsa defetmekte baÅŸarılı olan ülkelerde yaÅŸanan nihai bir paradokstu. Marksizm yeni bir sınıflı toplumun resmi ideolojisi haline gelmiÅŸtir. [Bu ise] insanlık için Hegelci bir ÅŸaka olan, kendinin yadsınması demektir.
Marks’ın Olumsuz Mirası
Marks’ın iktisada gerçek katkısı kapitalist bir iktisatçı olaraktır. Kapitalizmin ekonomik “çeliÅŸkileri” üzerine yoÄŸunlaÅŸarak ve ekonomik krizlerinin nedenlerini ortaya çıkararak, Marks 20. yy.’daki refah devleti kapitalizminin teorik temellerini ortaya koymuÅŸtur. Ekonomiye devlet müdahalesi kapitalizmi zayıflatmak bir yana, onun istikrar kazanmasına ve emek hareketinin sınıf iÅŸbirliÄŸi politikası içine hapsedilmesine yardımcı olmuÅŸtur. Kapitalist büyümenin nihayetinde sosyalizme yol vereceÄŸine olan diyalektik imanı ile Marksizm, sadece ve sadece takipçilerinin [izlediÄŸi] siyasi opportunizmi rasyonelleÅŸtirmelerine yardımcı olmuÅŸtur. İşçiler, komünizmin gerekli [kaçınılmaz] olacağı noktaya kadar üretim araçlarını geliÅŸtirmeye yardım ettikleri sürece, kurban edilebilirler.
Diyalektik mantığın faziletleri (ing. merits) ne olursa olsun, yeni bir toplum oluÅŸturmak için kullanışsız bir araçtır. Sınıfsız bir toplum inÅŸa etmenin araçları [sadece] kapitalizmi eleÅŸtirerek ortaya çıkarılamaz. Nasıl daha iyi yapılabileceÄŸi hakkında bazı fikirler olmadan, tek başına eleÅŸtiri imkansız bir ÅŸeydir. Bu nedenle diyalektik, Hegelcilerin ampirik [görgül; deneye, gözleme dayanan] bilimin problemi olduÄŸununu iddia ettikleri “a priori” [önsel, yani birÅŸey gerçekleÅŸmeden önce yapılan] varsayımlardan bağımsız deÄŸildir. Marks komünizmin kapitalizmden bir sonraki üretim biçimi (ing. mode) olacağını varsaymış; ve ayrıntılı bir planını ortaya koymasa da, onun [komünizmin] ana özelliklerinin neler olacağını varsaymıştır. Bundan sonra ise herÅŸeyin gittiÄŸini yönün bu [-na, komünizme doÄŸru] olduÄŸunu göstermeye çalışmıştır, ve karşı kanıtları ise ya gözardı etmiÅŸ, ya da sözü evirip çevirmiÅŸtir. Tarih onun yanlış olduÄŸunu ispatladı. Daha fazla ekonomik üretkenlik için arayış, işçilerin özgürleÅŸmesine neden olmadı.
Sınıfsız bir toplumun ekonomisi, [artık] işçilerin sömürüye maruz kalmadığı iş yerleri ve bölgesel ekonomiler yaratmak için yapılan bilinçli teşebbüslerin incelenmesi ile anlaşılabilir. Bu kooperatiflerin, komünlerin ve toplumsal devrim yaşayan ülkelerin ekonomilerinin araştırılması demektir. Bunların başarıları ve başarısızlıkları gerçekteki kısıtların ve imkanların neler olduğunu bize gösterecektir.
Notlar:
01 Marksizm ve Hegel arasındaki iliÅŸkinin daha ayrıntılı bir açıklaması için Tony Smith’in “Marks’ın Kapital’inin Mantığı” adlı eserine bakınız.
02 Marks’ın Ricardo’nun rant teorisine eleÅŸtirisi için “Artı-DeÄŸer Teorileri” adlı eserine bakınız. Bakınız, Oakley, Cilt 2, s. 64, 105, 106.
03 Bakınız Robinson, s. 36.
Kaynakça:
Marks, Karl ve diÄŸerleri. “AnarÅŸizm ve Anarko-Sendikalizm: Marks, Engels ve Lenin’den Seçme Yazılar”, International Publishers, New York, 1974.
Marks, Karl. “1844 Ekonomi ve Felsefe El Yazmaları”, Martin Milligan tarafından çevrildi. Prometheus Book, Buffalo, 1988.
Marks, Karl. “Kapital”, Cilt 1, Random House baskısı, New York.
Marks, Karl. “Kapital”, Cilt 3, Random House baskısı, New York.
Marks, Karl ve Friedrich Engel. “Komünist Manifesto”, Inrenational Publishers, New York, 1971. Norman, Richard ve Sean Sayers.
Oakley, Allen. “Hegel, Marks ve Diyalektik”, Harvester Press, Brigten, 1980.
——. “Marks’ın Politik İktisat EleÅŸtirisi”, Cilt 2, Routledge & Kegan Paul, Londra, 1984.
Robinson, Joan. “Marksist İktisat Üzerine Bir Makale”, MacMillan Press, Hong Kong, 1982.
Smith, Tony. “Marks’ın Kapital’inin Mantığı: Hegelci EleÅŸtirilere Yanıtlar”, State Universit of New York Press, Albany, 1990.
Çevirenin Notları:
çn01Diyalektik (Eytişim): Doğayı, toplumu ve düşünceyi karşıtlıklarının çatışması ve aşılmasıyla durmaksızın devindiren ve geliştiren süreç.
Hegel’de Diyalektik: Hegel’e göre bilgisel süreçle doÄŸasal süreci kapsayansaltık (hiçbir nedensel iliÅŸki gerektirmeden, kendiliÄŸinden varolan)varlık‘ın geliÅŸme süreci, eytiÅŸim ile gerçekleÅŸir. Her sav, karşı sav‘ıyla yadsınarakbireÅŸim‘e ulaşır [tez&anti-tez-->sentez]. … Hegel’e göre saltık varlık olan düşünce ilkin insan bireyinde uyanmıştır; sonra baÅŸka ben’lerle baÄŸlantılı olan bir kültür düzeyine atlayarak geliÅŸmiÅŸ ve kendi özüne uygun bir evreni gerçekleÅŸtirmiÅŸtir. Daha sonra da kendisinin bilincine ulaÅŸarak felsefe, din ve sanat gibi saltık deÄŸerleri gerçekleÅŸtirmiÅŸtir. Hegel’e göre deÄŸil insan bilinci, insansız ve nesnel bir dünya olmadan önce saltık bir düşünce vardı. Her ÅŸey bu saltık düşünceden oluÅŸtu … bu saltık varlık, felsefesel bir Tanrı‘dan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir.
EytiÅŸimsel Özdekçilik (Diyalektik Materyalizm): Her türlü geliÅŸmenin genel yasalarını tanımlayan bilim … EytiÅŸimsel özdekçilik; doÄŸa, toplum ve bilinç olgularını evrensel bir varlık anlayışı içinde bütünler ve bütünlüğün aynı çeliÅŸme yasası ile geliÅŸtiÄŸini meydana koyar … EytiÅŸim “devim (hareket, oluÅŸ) ve geliÅŸme”, özdekçilik “doÄŸanın insan düşüncesinden bağımsız olarak varlığı” anlamındadır.
çn02Kavram kelimesi, ingilizcedeki concept ve notion kelimelerinin ikisine birden karşılık gelmektedir. Ama bu iki kavram her zaman birbiri ile aynı şeyleri ifade etmez; concept kavramı usun (aklın) yarattığı, notion kavramı ise usun edindiği şey anlamlarına gelir.
çn03Kullanım ve Değişim Değeri: Kullanım değeri insan emeğinin her ürününün bir yarar sağlaması, bir gereksinimi karşılaması gerçeğinden ortaya çıkar. Ürünün basit olarak kullanım amacı ile değil de, pazarda değişim yapmak amacı ile üretilmesi onun metalaşmasına yol açar. Bunun sonucunda da ürünün (metanın) bir değişim değeri ortaya çıkar. Kullanım değeri olmayan ürünün değişim değeri de olamazken, kullanım değeri olan her ürünün değişim değerinin olması gerekmez [yani ürünün piyasada değişime maruz kalması gerekir, örneğin bir ev hanımının yaptığı ev işlerinin bir değişim değeri yoktur].
çn04 “the course of true love never did run smooth” -Shakespeare, Bir Yaz Gecesi Düşü.
Yararlanılan Kaynaklar
Hançerlioğlu, Orhan (1996),Felsefe Sözlüğü, Remzi Kitabevi.
Mandel, Ernest (1963), Marksist Ekonomi Kuramına Giriş, Ünlü Yayıncılık, çeviren: Ali Ünlü, 1991.
Marks, Karl (1867), Kapital – Cilt I, Sol Yayınları, çeviren: Alaattin Bilgi, 1997.
Marks, Karl (1883), Kapital – Cilt III, Sol Yayınları, çeviren: Alaattin Bilgi, 1997.
Marks, Karl ve Friedrich Engels (1848), Komünist Parti Manifestosu, Aydınlık Yayınları, çeviren: Nur Deriş, 1979.
Marks, Karl ve Friedrich Engels,Anarşizm Üzerine, Sol Yayınları, çeviren: Sevim Belli, 1999.

ÇEVİRİ: Anarşist Bakış
Kaynak: Marxism: The Negation of Communism