Tarihsel olarak AnarÅŸist Hareket ağırlıklı olarak sosyalistlerden oluÅŸmaktadır. ÖrneÄŸin, bugün üyesi 10.000′in üzerinde olan anarÅŸist organizasyonlar bulunmaktadır, yine benzer ÅŸekilde İspanya ve İsveç’te anarÅŸist sendikalar mevcuttur. Buna karşın Amerika’da anarÅŸist hareket’in aşırı ÅŸiddet barındıran niteliÄŸi, I. Dünya Savaşı’nı takip eden dönemde kitlesel bir AnarÅŸist Hareket oluÅŸmasını engellemiÅŸtir. Ama aynı zamanda bu eksiklik, kapitalist-eÄŸilimli olan ve kendilerini “Liberterler(ing. Libertarians), ve hatta “AnarÅŸist Kapitalistler” gibi isimlerle tanıtan organizasyonların doÄŸmasına neden olmuÅŸtur. Dikkat edilirse, “Liberterler” kavramı Fransız anarÅŸistler tarafından, Fransız hükümeti “AnarÅŸist” kelimesini yasa dışı ilan edildiÄŸi zaman kullanılmaya baÅŸlayan bir kavramdır. Benzer ÅŸekilde “AnarÅŸist Hareket” tarihsel olarak, her zaman kapitalizm’e cepheden karşı olan bir harekettir. Bu nedenledir ki, anarÅŸist kelimesinin ve anarÅŸizm ile özdeÅŸleÅŸmiÅŸ kavramların bu gibi kapitalist-eÄŸilimli organizasyonlarca kullanılması kabullenilemeyecek bir tavırdır, ve her ÅŸeyin ötesinde anarÅŸistlere yapılan bir hakarettir.

AnarÅŸizm politik bir hareket olarak I. Enternasyonal‘in (ya da Uluslararası İşçiler Örgütü) içinden çıkmıştır. Bu oluÅŸumdan hemen önce Fransız teorisyenProudhon yazdığı kitabın baÅŸlığı olan “Mülkiyet Nedir ?” sorusuna verdiÄŸi “Mülkiyet Hırsızlıktır” cevabı ile AnarÅŸist fikirlerin bir genel çerçevesini çizmiÅŸti. Bu eser, kapitalist sömürü mekanizmalarının nasıl iÅŸlediÄŸi konusunda devrimci sosyalist teorinin ana hatlarını ortaya koymaktadır. Bu fikir daha sonraMarx tarafından geliÅŸtirilerek Emek-DeÄŸer teorisi olarak kavramsallaÅŸtırılmıştır.
Ana teori basit bir anlatımla şöyle açıklanabilir; kapitalist sistemde yaÅŸayabilmek için para kazanmak amacı ile çalışmak bir zaruriyettir. Ama, otomasyon ve makinelerin yüksek fiyatı ve de toprak sahipliliÄŸinin az sayıdaki ayrıcalıklı bir zümrenin elinde olması nedeni ile, sıradan bir emekçinin iÅŸinde kullandığı araçlara sahip olması mümkün deÄŸildir. Bu nedenle, emekçilerin büyük bir kısmı fabrikalara, dükkanlara, çiftliklere, madenlere sahip olan kimseler için çalışmak zorundadırlar. Bu tip mülkiyet, “üretim araçları” diye adlandırılan ÅŸeylerin mülkiyetidir. Giysilerimiz, kitaplarımız, mobilyalarımız, ya da teybimiz gibi kiÅŸisel olarak sahip olduÄŸumuz ya da genel bir ifade ile tüketim malları bu sınıflandırma içine dahil edilemezler.
Bu tip mülkiyettir ki, sonucunda hırsızlık ortaya çıkmaktadır. Bir örnekle basitleÅŸtirecek olursak, bir işçi bir haftada çalışarak 600 milyon TL deÄŸerinde mal üretmiÅŸ olsun; ve de bu mal satıldığında sermayedara (kapitaliste) doÄŸrudan 400 milyon TL’lik kâr bırakıyor olsun. EÄŸer, üretim araçlarının sahibi olan sermayedar işçiye haftalık olarak 200 milyon TL ödemekteyse, aradaki 200 milyon TL’na kendisi için el koymaktadır, diÄŸer bir ifade ile çalmaktadır. Bu bahsettiÄŸimiz anlamda mülkiyet sermayenin kaynağıdır.
Bu kapitalist sömürü mekanizmasının açıklanması için iyi bir örnektir. Tabii ki, hayatta nadir olarak basit modeller herşeyi açıkça gösterebilir; sermayedarın kendisinin de üretken bir aktiviye içinde olduğu, bireysel işçilerin de bir şekilde belli bir birikime sahip olarak kendilerinin de sermayedar olabilecekleri gibi etkenler modelle çelişki yaratmaz, aynı sömürü düzeni yüzeyin altında derinden derine işleyen bir mekanizma olarak kalır. Anarşizm, sömürünün her türlü formuna karşı dururken, doğal olarak kendisi bir sömürü mekanizması demek olan Kapitalizme cepheden karşı çıkar.
Bunun yanısıra anarÅŸistler, pek çok diÄŸer sömürü türünün de aslında kapitalizmden kaynaklandığını ya da kapitalizmce ÅŸekillendirildiÄŸini söylerler. Bu baÄŸlamda, “Irkçılık” temel olarak, ilk kapitalistlerin köleciliÄŸi gerekçelendirmek için kullandıkları bir argümandır, ve Avrupa tarafından dünyanın geri kalan kısmının sömürüldüğü bir döneme denk düşmektedir. Kapitalizm tarafından bugüne kadar canlı tutulan bu kavram, işçileri sınıfsal karakteristiklerinin ötesinde bölmek ve emperyalizmi gerekçelendirmek için kullanılmaktadır. Tekrar etmek pahasına da olsa, temel modelimize göre hayat çok daha karmaşık bir yapıdadır; ama, temel model her ne kadar herÅŸeyi tam olarak açıklamıyorsa da açık bir baÅŸlangıç noktasıdır.
Eğer sözlükleri açıp bakacak olursanız, anarşizm kelimesi devlet (hükümet) karşıtı olarak tanımlanır. Bu saptama doğrudur, ama siyasi hareketler sözlüklerden hayat bulmaz, tarihsel oluşum içinde şekillenirler. Devlet-karşıtı olmanın, Kapitalizm-karşıtı olmayı önsel olarak nasıl koşullandırdığı konusuna gelecek olursak; devlet temel olarak sınıflı toplumların bir kurumudur. Kapitalizmle beraber, devlet küçük bir oluşumdan devasa bir yapıya dönüşmüştür. Bu boyuttaki büyüme, bir yerde yönetilen sınıfların büyümesine paralel olarak oluşan bir büyümedir. Bu büyümedir ki, asıl olarak kapitalizmin kendi çöküşünün temellerini hazırlamaktadır.
İngiltere’de, 1984′de yaÅŸanan madenciler grevinde devlet, ülkenin en yaygın ve en militan olan sendikasını etkisiz kılabilmek için milyonlarca sterlin harcadı. Bir yıl boyunca 10.000′e yakın polis grevcilere karşı hazır durumda tutuldu. Hükümet tarafından, Madencilerin Ulusal Sendikası’nın fonlarına el koyabilmek amacı ile sayısız dava açıldı. Sonuçta madenciler kaybetti, ama bu devasa boyutlarda ki devlet organizasyonu olmasaydı sonuç bambaÅŸka olabilirdi. Benzer ÅŸekilde ne zamanki işçiler bir fabrika’da eylem yapsa, devlet orada hazırdır, ve grevi (eylemi) kırar, yargılar, ele baÅŸlarını tutuklar. Devlet olmadan açıktır ki patronların iÅŸi gayet zor olacaktır. DiÄŸer yandan devlet kapitalistler arasındaki çeliÅŸkilerde, sürtüşmelerde aracı görevini üstlenir. Ulusal devlet sınırları içinde iÅŸ hayatına iliÅŸkin düzenlemeleri yapar, ithalat sınırlamaları ve ihracat teÅŸvikleri ile yerli sermayedarların çıkarlarını garanti altına alır; altyapı, yollar ve iÅŸgücü talebini karşılayacak eÄŸitim gibi temel faaliyetleri üstüne alır. Nihayetinde, bir devlet baÅŸka bir devlete aynı nedenlerden dolayı savaÅŸ dahi açabilir. Özetlemek gerekirse, devlet bireysel kapitalistlerin ortak çıkarlarını korumak için bir araya gelerek oluÅŸturdukları bir organizasyondur. Tabii ki, en temel ortak gaye, Emekçi Sınıfların baskı altında tutulmasıdır.
AnarÅŸistler başından beri sosyalistlerdir. I. Enternasyonal, anarÅŸistlerin, marksistlerin oluÅŸturduÄŸu bir sosyalist kurumdu. Aynı zamanlarda, Amerikan anarÅŸistleri sendikalarda da yapılanmışlardı. Unutulmamalıdır ki, 1880′lerde Haymarket ÅŸehitleri çalışma gününün sekiz saate indirilmesi için mücadele etmekteydiler. Başından beri anarÅŸizm emekçi sınıfın devrimci mücadelesidir.
En büyük AnarÅŸist eylem 1936 İspanyol Devrimi‘dir. AnarÅŸist sendika CNT, 1-2 milyon kayıtlı üyesi ile devrimde aktif olarak önemli rol oynadı. Sanayi tesisleri ve tarımsal alanlar kollektifler altında toplandı, pek çok İspanyol cumhuriyetinde yaÅŸam anarÅŸist yöntemlerle sürdürüldü. Kendini liberter olarak adlandıran pek çok kapitalist-eÄŸilimli grup, sosyalizmin insanları silah zoru ile devlet için çalıştırılması ile eÅŸ anlamlı olduÄŸunu söylerler. Oysa, İspanyol deneyiminde de açıkça görüldüğü gibi, işçiler devlet için deÄŸil kollektifler aracılığı ile kendileri için çalıştılar. Kendi aralarından seçtikleri delegeler aracılığı ile fabrikaların/tarlaların nasıl iÅŸletileceÄŸine karar verdiler (emekçilerin kendi yönetimi). DoÄŸal olarak bu oluÅŸumu herkes aynı derecede kabullenmedi; özellikle katılmak istemeyen küçük köylülere, kendi topraklarını kendi baÅŸlarına ve tamamını kullanarak ekme koÅŸulu ile üretim yapma ve kollektiflerle ticaret yapabilme imkanı tanındı. Kullanılmayan toprak ise yine kollektifleÅŸtirildi. Uygulama gösterdi ki, bu insanların büyük bir kısmı da ilk aylarda kollektiflere katıldılar. Kapitalistler iktidara tekrar geldiklerinde, sadece kollektifler sistemini deÄŸil, onu yaratanları da ortadan kaldırmayı hedeflediler. Yarım milyon anarÅŸist öldürülürken, pek çoÄŸuda İspanya ve Fransa’da tutuklandılar.
ÇEVİRİ: Anarşist Bakış
Kaynak: Anarchism and Capitalism