Aşırı demokrasi olarak Anarşi
filed in AnarÅŸizm on Eki.29, 2009
Demokratik Anarşizm Karşıtlığı
Demokrasi Karşıtı Anarşist
Demokrasi İçin Anarşizmin Önemi
Anarşizm İçin Demokrasinin Önemi
Kaynakça
Marksizm ve genelde devlet sosyalizmi giderek gözden düştükçe, solcular için baÅŸka bir geleneÄŸe, demokratik devrime yönelme eÄŸilimi de beliriyor. Demokrasi, kapitalist toplumun otoriterliklerine karşı muhalefetin oluÅŸtuÄŸu bir zemin olarak görülebilir (Morrison, 1995; Mouffe, 1992; Trend, 1996; Wood, 1995). Etkili bir çalışma ÅŸu sonuca varıyor, “Sol’un görevi liberal demokratik ideolojiyi reddetmek deÄŸildir, aksine onu radikal ve çoÄŸul bir demokrasi yönünde derinleÅŸtirmek ve geniÅŸletmektir … [S]osyalizm radikal demokrasi projesinin parçalarından birisidir; tersi geçerli deÄŸildir” (Laclau ve Mouffe, 1985, s. 176, 178).
Bugün demokrasinin birbirine aykırı iki anlamı vardır: mevcut devletin haklı çıkarılması ve ile bunun karşısında devrimci halk kurtuluÅŸ geleneÄŸi. [Demokrasi], Batı’da ve diÄŸer yerlerdeki mevcut “demokratik” devletlerin ideolojik olarak desteklenmesidir –tam da demokratik ülkülerin çok çekici olması yüzünden. Belli periyodlarla yapılan seçimler ve (görece) ifade ve örgütlenme özgürlüğü, azınlığın çoÄŸunluÄŸu yönettiÄŸi bir toplumun maruz gösterilmesi için kullanılır. Kapitalist demokrasi, birbirleriyle rekabet eden yönetici gruplar arasındaki anlaÅŸmazlıkların (fazla) kan dökülmeksizin halledilmesi için kullanılır. İsyankar halk güçlerinin sindirilmesine hizmet eder.
Ancak demokrasi —-sıradan insanların toplumu oluÅŸturan kurumlara katılması ve onları kontrol etmesi fikri, aynı zamanda ezilenlerin yönetici seçkinlere karşı bağırmasıdır. Bu demokrasi fikri, kabile konseylerine, klasik Atina’ya, İngiltere, ABD ve Fransa büyük burjuva devrimlerine, ABD kölelik karşıtlarına, ve bugün milyonların tutulduÄŸu ülkülere kadar gider. Bu, halkın yönetenlerden mücadele ve kanıyla sökülüp aldığı haklardırlar. Devleti yargılamakta –ve onu suçlamakta– kullanılan bir standarttır. Böyleyken, devrimci potansiyelini henüz kaybetmemiÅŸ olabilir.
Bu kuramsal geliÅŸim, sosyalist-anarÅŸizmi demokrasinin en aşırı, tutarlı ve derinlemesine ÅŸekli olarak deÄŸerlendiren bizler için ilgi çekicidir. Paul Goodman (1965) ve Noam Chomsky (1994) gibi anarÅŸistler, kendi anarÅŸizm anlayışlarının Jefferson’dan John Dewey’e uzanan demokratik geleneÄŸin bir uzantısı olduÄŸunu öne sürüyorlar. Ondokuzuncu yüzyılda [yaÅŸamış olan] ABD’li anarÅŸist Benjamin Tucker şöyle yazıyor: “AnarÅŸistler basitçe korkusuz Jeffersoncu demokratlardır” (1888; s. 11). Günümüz anarÅŸisti Murray Bookchin ise şöyle yazıyor: “Özgür toplum ya demokratik olacaktır, ya da asla baÅŸarılamayacaktır” (1995; s. 17).
Yine de anarÅŸizmle demokrasi arasındaki tarihsel iliÅŸki fazlasıyla muÄŸlaktır. Bu her iki terimin de ne kadar belirsiz ve açık uçlu olduÄŸu düşünülürse, buna ÅŸaÅŸmamak gerekir. “Sosyalizm” veya “özgürlük” [terimleri] gibi, bunların deÄŸiÅŸik kiÅŸiler için anlamı farklıdır.
“AnarÅŸist” teriminin ilk defa kullanıldığı Mülkiyet Nedir?‘de, Proudhon “demokrat” olmaya açıkça cephe alır: “Bazı okuyucularımın cevabını iÅŸitiyorum: … ‘Sen demokratsın.’ Hayır … ‘Peki nesin?’ ‘Ben bir anarÅŸistim’ ” (Woodcock’dan alıntı, 1962; s. 12). Ama yıllar sonra, Proudhon gönüllü üretici birlikleri demokrasisinin, [yani] “demokratik ve toplumsal cumhuriyet ortak paydası etrafında birleÅŸmiÅŸ birlik ve grupların geniÅŸ federasyonu“nun (Guerin’de alıntı, 1970; s. 45), devletin yerini almasını savunmuÅŸtur.
AnarÅŸizm, demokrasinin iki anlamı üzerinde kendine özgü bir görüş açısı sunabilir. Liberaller ve sosyal demokratlar demokrasiye inanırlar, ve kendilerini “demokratik sosyalistler” olarak adlandırabilirler. Ancak, sistemin bazı yanları üzerinde oldukça eleÅŸtirel olsalar da, nihayetinde demokratik kuramın oldukça mistik bir yanına yenik düşerler. Mevcut devletin demokratik olmadığını kabul ederler, ancak onu “daha fazla demokratik yapmak” için, onda birtakım deÄŸiÅŸiklikler yapmayı umut ederler. Öte yandan ise, otoriter devrimciler –Stalinistler, radikal milliyetçiler, vb.– ABD emperyalizminin belirsizliklerine saplanmazlar. Ancak onlar, bu devletin yerini baÅŸka bir devletin almasını, kendilerinin yeni yöneticiler olacakları bir devletin almasını amaçlarlar. Halkın özyönetimi ülküsünü reddederler.
Anarşistler ise demokrasiyi özgürleştirici bir görüş olarak kavrarken, mevcut devletlerin demokratik olmaları sebebiyle desteklenmesi iddiasını reddebilirler. Ancak bunu yapmak için, anarşizm ile demokrasinin birbiriyle uyumlu olduğu kabul edilmelidir. Bu konuyu açıklığa kavuşturmak maksadıyla, ilk olarak demokrasinin bakış açısından anarşizmin bir eleştirisini ve ardından ise anarşizmin bakış açısından demokrasinin bir eleştirisini tartışacağım.
DEMOKRATİK ANARŞİZM KARŞITLIĞI
Robert Dahl’in açık bir ÅŸekilde ve özenle hazırladığı Democracy and Its Critics (1989) çalışması, demokrasi davasının en önemli ifadesidir. Kendi argümanını iÅŸlemeden önce Dahl, demokrasiye karşı olan iki “itirazı” tartışır; anarÅŸizm ve “vasilik” [ing. guardianship]. AnarÅŸizmi oldukça doÄŸru bir ÅŸekilde, “tamamen gönüllü birliklerden oluÅŸan toplum, devletsiz toplum” olarak tanımlar (s. 37). Hemen ardından da ÅŸunu ekler: “Demokrasinin bu birlikleri idare etmekte için en arzulanır süreç olması sebebiyle, bu [demokrasi] anarÅŸist bir toplumda en yaygın hükümet biçimi olabilir” (s. 37). Bu anarÅŸizmin demokrasiye deÄŸil, “demokratik devlet”e karşı çıktığını açık bir hale getirir.
Ne yazıkki [Dahl] “devlet”le ne anlattığını açıklamaz. ” ‘Devlet’ teriminin katı bir ÅŸekilde tanımlamasını vermiyorum” (s. 359). Ancak anlaşılıyor ki, [devlet] terimini “baÅŸlıca örgütlü zor aracı” anlamında kullanmaktadır (s. 43, yine bakınız s. 359).
Dahl ardından, bir miktar zorun [ing. coercion, baskının, zor kullanımının] gerekli olduÄŸu ve anarÅŸistlerin tüm toplumsal baskılara tamamen karşı çıkmalarının yanlış olduÄŸu argümanını ortaya atar. Amaç “… zoru asgari kılmak ve muvafakatı [ing. consent, rıza göstermeyi, uygun görmeyi] azamileÅŸtirmek” olmalıdır (s. 51). Temelde bu argümana katılıyorum. Yüzyıllarca süren bir anarÅŸist özgürlüğün ardından durum ne olursa olsun, yeni bir anarÅŸist toplum bireysel psikopat katilleri veya ÅŸiddet kullanan örgütlü karşı devrimcileri kontrol etmenin bir yolunu bulmak zorunda kalacaktır. Ancak, öyle gözüküyorki Dahl zorun devlet anlamına geldiÄŸini varsayıyor. Inuit (Eskimo) gibi okuma yazmaya geçmemiÅŸ halkların çaÄŸlar ve bin yıllar boyunca tatmin edici bir ÅŸekilde devletsiz olarak yaÅŸadıklarını kabul etmektedir, ancak toplumsal olarak gerekli olan zorla nasıl baÅŸa çıktıklarını ele almaz. Onlarda da zor vardı, ister kamusal bir görüş olarak isterse örgütlü ÅŸiddet kullanımı olarak –en azından her erkek kabile konseyi taraffından silahlandırılmış ve örgütlenmiÅŸti. Onlarda olmayan ÅŸey ise devletti.
Kropotkin devleti şöyle tanımlıyordu: “Devlet fikri … toplumun üstünde var olan bir gücün varlığını, … toplumun hayatındaki pekçok iÅŸlevin bir azınlığın ellerinde toplanmasını içerir. … Bütün bir yasama ve denetleme mekanizması, bazı sınıfların diÄŸer sınıfların tahakkümü altına almak üzere geliÅŸtirilmiÅŸtir” (1993; s. 160). Bununla karşılaÅŸtırılabilir düşünceler Engels tarafından ifade ediliyordu: “Toplumdan kaynaklanan, ancak kendisini onun üstünde gören ve kendisini giderek ondan yabancılaÅŸtıran bu güç devlettir. … Bu [Devlet], yanlızca silahlı kuvvetlerden oluÅŸmaz, aynı zamanda maddi tamamlayıcıları, hapishaneleri ve her çeÅŸitten baskı kurumlarını da içerir …” (Lenin’de alıntı, 1970; s. 290, 292).
AnarÅŸistlerin savunduÄŸu ÅŸey tüm baskıların birdenbire sonlandırılabileceÄŸi deÄŸildir (her ne kadar bazıları böyle ortaya koysa da). AnarÅŸistlerin savunduÄŸu ÅŸey bürokratik, toplumsal olarak yabancılaÅŸmış devlet kurumunun yıkılabileceÄŸidir. “Demokratik devlet” hala baskıcı olması yüzünden deÄŸil, gerçekten demokratik olamayacağı nedeniyle suçlanır. DoÄŸası gereÄŸi, toplumun üstünde ve karşısında konumlanan bu baskı aracı, ezilen çoÄŸunluÄŸa aleyhine yönetici azınlığa hizmet edecektir.
Dahl bu sorunla doÄŸrudan uÄŸraÅŸmaz, ancak kitabının ana noktalarından birisi bununla iliÅŸkilidir. Modern toplumun, okuma yazmayı bilmeyen kabilelerde veya sonraki site devletlerinde gözlenen yüz yüze doÄŸrudan demokrasinin uygulanabilmesi için, çok büyük ve karmaşık olduÄŸunu söyler. Demokrasinin büyük ölçekte var olabilmesi için, temsiliyetin “icatı” gerekmiÅŸtir. Ancak temsili hükümetin (sonuçta devletin), modern dünyaya demokrasiyi getirebileceÄŸini savunur.
Ama bu iki taraflıdır. Temsiliyet, modern uluslarda büyük ölçekli bir demokrasi benzeri bir ÅŸeyi mümkün kılmıştır, ancak bu büyük ölçek hala demokrasi olarak adlandırılacak bir seçkinci yönetim biçimini de mümkün kılmıştır. DoÄŸrudan, katılımcı demokrasi yerine, elimizde kalan ÅŸey, halk ile esas karar alımı arasında bir yer edinen bir seçilmiÅŸ siyasetçiler ve hükümet bürokratları tabakasıdır. Zaman zaman, edilgen yurttaÅŸlar kendileri adına siyaset yapmaları için bu “temsilciler”i seçerler. Wood (1995) Amerika’nın kurucuları arasındaki hakim bir fikri aktarıyor: “Onların argümanı büyük bir cumhuriyette temsiliyetin gerekli olduÄŸu deÄŸildi, aksine temsiliyetin kaçınılmaz olması nedeniyle büyük bir cumhuriyet arzulanır bir ÅŸeydi. … Temsiliyetin … bir filtre gibi iÅŸlev görmesi amaçlanıyordu” (s. 216).
Şüphesiz ki, aşağıdan yukardaki organlara doğru [işleyecek], belli derecede bir temsiliyet veya delegasyon kaçınılmazdır. Federalist olmaları nedeniyle, anarşistler genellikle buna katılırlar. Ancak temsiliyetin anlamı ve demokrasinin diğer bütün yönleri farklı bir toplumsal bağlamda derinlemesine değişecektir. Anarşistlerin toplumdaki değişikliklere yönelik yaptıkları öneriler, iki kavramla özetlenebilir:
İlk olarak, çeşitli baskıcı ve baskı altındaki grupların (kapitalistler ve işçiler) ya artık var olmayacağı ya da [aralarındaki] ilişkilerin (erkekler ve kadınlar, Avrupalı Amerikalılar ve Afrika Amerikalılar, Kuzey Amerikalılar ve latin Amerikalılar) artık eşitler olarak yeniden düzenleneceği bir eşitler toplumunun yaratılmasıdır. Refahın eşit dağıtıldığı ve tahakkümün olmadığı bir yerde, toplum artık rekabet halinde ve birbirine düşman kuvvetler tarafından farklı yönlere çekilmeyecektir. Bütünlüğü sağlamak için bir devlete gereksinimi yoktur; muvafakatı azami kılmak ve zoru asgariye çekmek daha kolay olacaktır.
İkincisi (ki buna Marksistlerin çoÄŸu katılmayacaktır), anarÅŸistler –iÅŸyerinde, toplulukta, ve diÄŸer pekçok gönüllü birliklerde [oluÅŸturulacak]– halk meclislerine dayanan bir doÄŸrudan demokrasi temelli bir toplum arzulamaktadırlar. Ne kadar fazla karar yerel olarak alınırsa, merkeze o kadar az iÅŸ kalacaktır. Ne kadar çok insan yüz yüze demokrasiyi çoÅŸkulu, günlük bir yaÅŸam tarzı olarak yaÅŸarsa, delegelerden oluÅŸan meclislere gönderilen temsilcilerini o kadar gerçek bir ÅŸekilde kontrol edeceklerdir. Polis ve ordunun yerini milisler –silahlı halk– alacaktır. “EÄŸer gerçekten de tüm insanlar egemense, o zaman idareye ve idare edilenlere artık gerek kalmayacaktır. … Devlet toplumla özdeÅŸ olacaktır ve endüstriyel bir örgüte [ve diÄŸer örgütlere --WP] indirgenerek ortadan kalkacaktır” (Guerin, 1970; s. 17).
Dahl, bu argümanların farkındadır ve belirtilen bu noktaya katılır. Toplumsal ve siyasi eÅŸitsizlikleri azaltmayı amaçlar. Yerel topluluk seviyesinde ciddi bir ÅŸekilde artan katılımı ve karar-alınmasını savunur. Ekonominin toplumsal olarak sahiplenildiÄŸi ve düzenlendiÄŸi, ancak firmaların birbirleriyle reakabet halinde olduÄŸu demokratik sosyalizmi destekler. “Piyasa sosyalizmi”nin pekçok destekleyicisinin aksine, firmaların üretici kooperatiflerindeki veya eski Yugoslav sistemindeki gibi demokratik bir ÅŸekilde çalışanlar tarafından yönetilmesi fikrini savunur. “ … Otoriter kurumların emekçi halkın günlük yaÅŸantısındaki önemini, ve ekonomik iÅŸletmelerin yönetiminde daha demokratik bir sistemi uygulamanın sonuçlarını küçümsemek büyük bir hata olacaktır” (s. 332).
Ancak [Dahl] yine de toplumun daha merkezi, ulusal ve uluslar arası kurumlarında gerçekleÅŸtirilecek bu tip bir merkezsizleÅŸmiÅŸ demokrasinin sonuçlarını küçümser. Marksistler ve anarÅŸistler tarafından savunulan toplumun köklü bir ÅŸekilde dönüştürülmesi fikrini dışlar. “Piyasa sosyalizmi”nin kendisi, sosyalizmde dahi, ekonominin demokratik karar-alma biçimiyle deÄŸil de piyasa tarafından yönetileceÄŸini ifade eder. Toplumumuzun oldukça eÅŸitsiz olduÄŸunu kabul ederken, [Dahl] bir azınlık yönetiminin olduÄŸunu reddeder (çünkü birbirleriyle rekabet eden seçkinler vardır). — PoliarÅŸi [ing. polyarchy, çok baÅŸÅŸlı yönetim anlamında] adını verdiÄŸi– bu toplum kusurludur, ancak hala demokratik ve desteklenmeye deÄŸer bir toplum olduÄŸunu savunur. Pratikte, amaçlı olarak yapmıyorsa bile, [Dahl] demokrasinin rolünü mevcut ataerkil kapitalist devleti meÅŸru kılmak olarak kabul edenler arasındadır.
Sorunun bir parçası, kuramı pratikle destekleme çabasına giriÅŸtiÄŸi her durumda Dahl’in [pratik anlamında] mevcut demokratik kapitalist devletlere yönelmesinden kaynaklanmaktadır. Bunları model olarak kullanmak, demokrasinin yapabileceklerini oldukça dar bir çerçevede ortaya koyabilir. AnarÅŸistler ise aksine tarihsel devrimler üstünde yoÄŸunlaşır (örneÄŸin, Dolgoff, 1974; Kropotkin, 1986; Voline, 1974).
AnarÅŸistlerin bu devrimlerden çıkardıkları dersler Bookchin (1996) tarafıdan özetlenmiÅŸtir: “Onaltıncı yüzyıl Reform Hareketinin büyük ortaçaÄŸ köylü ayaklanmalarından, modern sanayi işçisi ve köylü ayaklanmalarına kadar, ezilen halk baskıcı devletlerin yerini almak üzere kendi popüler topluluk birliÄŸi biçimlerini yaratmıştır … u birlikler, kurumsal olarak, yerel meclisler … veya vekalet verilmiÅŸ, geri çaÄŸrılabilir vekillerden oluÅŸan temsilciler konseyleri biçimini almıştır” (s. 4). Bu tarihsel örnekler radikal olarak demokratik olan bir toplumun uygulanabilirliÄŸini kanıtlamaz, ancak bunun olabilirliÄŸi konusunda oldukça fazla sayıda delil ortaya koyar.
DEMOKRASİ KARŞITI ANARŞİST
AnarÅŸizm ve demokrasi arasındaki iliÅŸki, (1870′lerden 1930′lara kadar aktif olan) büyük İtalyan anarÅŸisti Errico Malatesta tarafından öteki yönden geliÅŸtirilmiÅŸtir. AnarÅŸizm içindeki bireyci, örgütlenme karşıtı eÄŸilimin aksine, Malatesta anarÅŸistlerin kendi aralarında örgütlenmelerini ve emekçi halkın özörgütlenmelerini desteklemelerini savunmuÅŸtur. 1920′lerde, konumuz üzerine “Ne Demokratlar, Ne Diktatörler: AnarÅŸistler” baÅŸlığıyla özetlenen iki kısa yazı yazmıştır (Malatesta, 1995; s. 73-76 ve 76-79).
Yanlızca ideolojisini anarÅŸistlerin kendisine karşı kullanabilmeleri nedeniyle olsa bile, [Malatesta] kapitalist demokratik devletin diktatörlüğe tercih edilir bir ÅŸey olduÄŸuna inanır. ” … Sadece eÄŸitsel bir bakış açısından olsa bile, en kötü demokrasiler her zaman en iyi diktatörlüklere tercih edilirdir. … Demokrasi bir yalandır, … gerçekte oligarÅŸidir; yani, ayrıcalıklı bir sınıfın yararına bir azınlığın idaresidir. Ancak hala özgürlük ve eÅŸitlik adına savaÅŸabiliriz …” (s. 77).
Bundan da görülebileceÄŸi üzere, Malatesta’nın demokrasiye olan karşıtlığı, aslında büyük ölçüde demokratik ideolojinin kapitalizmin ve devletin meÅŸrulaÅŸtırılması için kullanılmasına karşıdır. Ancak bunu bizzat çoÄŸunluk kuralının reddi ile karıştırır. “ … Bizler ne çoÄŸunluk ne de azınlık hükümetinin; ne demokrasinin ne de diktatörlüğün tarafındayız. … Bizler, … özgür anlaÅŸmanın tarafındayız. … Bizler, anarÅŸinin tarafındayız” (s. 76).
Demokrasi kavramı, “azınlığın haklarına saygı gösteren çoÄŸunluÄŸun idaresi” demektir. Ataerkil kapitalizmde, “çoÄŸunluk idaresi”, medya ve diÄŸer araçları kontrol ederek, çoÄŸunluktaki kamuoyunun görüşünü ÅŸekillendiren hakim bir azınlığın idaresi anlamına gelmektedir. Zenginlerin refahına el koyma giriÅŸimlerinin karşısına ise, çoÄŸunluk tarafından daima “azınlık hakları” getirilir. Ancak “çoÄŸunluk idaresi” ve “azınlık hakları”, yönetici azınlığa ve onların ardından giden önyargılı kitlelere karşı da haykırılır.
Malatesta, en aydınlanmış azınlıkla karşılaştırıldığında çoğunluğun sıklıkla yanlış olduğuna dikkat çeker. Ona göre eğer çoğunluk yönetirse, azınlık üstünde diktatörlük kurmalı, kendi iradesini ona dayatmalıdır. Bu azınlık yönetimi kadar kötü bir şeydir. Eğer çoğunluk azınlığı yönetiyorsa, çoğunluğun azınlığın haklarına saygı göstereceğine nasıl güvenilebilir? Bu nedenlerle, Malatesta çoğunluk kuralını ilkesel olarak reddeder. Bu görüşlerin cevaplanması gerekmektedir.
İnsan hakları mücadelecileri hayatın pekçok alanında, kolektif karar-alınmasına gerek olmadığını uzunca bir süre iddia ettiler. Cinsel tercih gibi alanlarda, çoÄŸunluÄŸun azınlığa dikte etme hakkı yoktur. Bugün çok sayıda insan, azınlıktaki bir cinsel pratiÄŸi uygulayan “anlaÅŸmalı yetiÅŸkinler”in haklarına saygı gösterir. Thomas Jefferson’un dinsel özgürlükler için söylediÄŸi üzere, “KomÅŸumun yirmi tane tanrı veya Tanrı olmadığını söylemesinin bana hiçbir zararı dokunmaz. Bu ne elini benim cebime sokmaktır, ne de ayağımı kırmaktır” (Dewey, 1957; s. 111). AnarÅŸistler, bu tip kendiliÄŸinden seçilen faaliyetler –çoÄŸunluk kuralı aleminin dışındaki faaliyetler– için gönüllü birliklerin alanını büyük ölçüde geniÅŸletmeyi hedeflerler.
Ancak kolektif karar-alınımını gerektirecek alanlar hala var olacaktır. ÖrneÄŸin, bir topluluÄŸun yeni bir yolun yapılıp yapılmamasına karar vermesi gerekebilir. OybirliÄŸi en iyisi olacaktır, ancak insanlar sıklıkla uyuÅŸamazlar. Bir çoÄŸunluk ve bir azınlık bu konuda kutuplaÅŸabilir. Bu sorun, bir gönüllü birlik meselesi olarak (muhalifler eÅŸyalarını toplayıp baÅŸka bir yere gitmekte özgür olsalar da –ancak diÄŸer toplulukların da yollar inÅŸa edilip edilmemesine karar vermeleri gerekecektir) ele alınamaz. Yol ya inÅŸa edilecektir ya da edilmeyecektir. EÄŸer çoÄŸunluk yol inÅŸa edilmesi lehine oluÅŸursa; o zaman yapılması karşıtı olan azınlıktan iÅŸe katılmaları, paylarına düşen toplumsal emeÄŸi veya toplumsal refahı vermeleri istenebilir. Her halukarda, kendilerinin arzulamadığı yeni yollara sahip olan bir topluluk içinde yaÅŸamaları gerekecektir.
Bu polisin deÄŸil gerçekliÄŸin dayattığı bir ÅŸeydir. Kararın kolektif olarak alınması gerekir. EÄŸer çoÄŸunluk kuralınca belirlenmezse, o zaman nasıl olacaktır bu? Topluluk bu tip kararların oybirliÄŸi ile alınması gerektiÄŸine karar verebilir. Ama eÄŸer herkes görüş birliÄŸine ulaÅŸmazsa ne olacak? Belki de azınlık öneriyi veto edecektir, çünkü [karar] oybirliÄŸiyle alınmamıştır. O zaman, çoÄŸunluÄŸun yoluna kavuÅŸmasını engelleyen azınlık kuralı geçerli hale gelir. Veya, “oybirliÄŸini bloke etmemek” için azınlık sessiz kalabilir. Bu ise onların red oylarının açıkça ifade edilmesi haklarının reddedilmesi anlamına gelir. Ben burada bir topluluÄŸun ya da birliÄŸin kararlarını oybirliÄŸine dayandırma hakkını reddediyor deÄŸilim, sadece çoÄŸunluk kuralının ilke olarak otoriter olmadığını söylüyorum.
Malatesta azınlığın çoğunluk kuralı altında hangi haklara sahip olduğunu sorar. Azınlıkta kalan görüşlere sahip olanların, her türlü karar almaya katılma hakkı vardır. Çoğunluğun kendi görüşlerini kabullenmesini deneme hakları vardır. Eğer bir oylamayı kaybederlerse, katılmaya devam ederek yeni bir çoğunluk oluşturmayı hedefleyebilirler. Belki de yakın gelecekte yeterince topluluk üyesini yeni yolun yapılmasının bir hata olduğuna ve yıkılması gerektiğine, veya en azından yenilerinin kurulmamasına ikna edeceklerdir. Diğer konularda çoğunluğu oluşturabilecektir.
Azınlık hakları, çoğunluk idaresinin asli bir unsurudur. Azınlığın görüşleri de dahil olmak üzere, eğer topluluk üyeleri tüm düşünceleri duyma şansına sahip değilse, o zaman meseleler üzerinde gerçekten de karara vardıkları söylenemez. Kapitalist demokraside azınlık görüşlerin (zor kullanımı veya yanlızca para yokluğu veya medyada yeterince bahsedilmemesi yüzünden) bastırılması, azınlık idaresinin çoğunluğun yöneten olduğu aldatmacasını yaratmasının yollarından birisidir.
Aynı zamanda herhangi bir azınlık diktatörlüğünün aksine, azınlık hakları çoğunluk idaresi altında en güvenli durumdadır. Çoğunluk idaresi ve azınlık hakları birbirinin karşıtı değil, aksine birbirini gerektiren şeylerdir.
Demokrasi konusunda, Malatesta “serbest anlaÅŸma”ya karşı çıkar. Ancak ortada böyle bir zıtlık yoktur. İnsanlar gönüllü birlikler oluÅŸturmak üzere serbestçe anlaÅŸabilirler –bu ister pulları deÄŸiÅŸ tokuÅŸ etmek için, isterse ayakkabı üretmek için olsun. Ancak peki bu birlikler nasıl çalıştırılacaktır? Olasıdır ki, insanlar herÅŸey üstünde tam olarak uyuÅŸamayacaklardır. Herkesin uyuÅŸma içinde olmadığı her durumda birlikleri dağıtmanın dışında baÅŸka bir çözüm sürecinin olması gerekir. Bu süreç demokrasidir. AnarÅŸistler demokratik bir devlet taraftarı deÄŸildirler, ancak demokratik bir toplum, bir “yaÅŸam tarzı” olarak demokrasinin tarafında olabilirler. AnarÅŸizm devletin olmadığı bir demokrasidir.
DEMOKRASİ İÇİN ANARŞİZMİN ÖNEMİ
Bu neden önemlidir? Radikallerin anarÅŸizmi içine almayan bir demokratik kuram geliÅŸtirmeye çalıştıkları zaman, neler olduÄŸunu görebiliriz. Bu, “demokratik sosyalizm”in yeniden dillendirilmesinden, reformist devlet sosyalizminden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. ÖrneÄŸin, David Trend’in Radical Democracy’sisi (1996) büyük ölçüde Amerikan Demokratik Sosyalistleri’nin üyelerince yazılmış makalelerden oluÅŸmaktadır. Kendi sosyalizmlerinin devletçilikle tanımlanmasından bir nebze utanç duymaktadırlar, ancak ekonomiye müdehale etmek üzere mevcut devleti kullanmaktan baÅŸka bir alternatifleri yoktur.
Gerçekten de radikal olan bir demokratik kuram, mevcut ataerkil/ırkçı kapitalist devletin hakikaten demokratik olduÄŸunu ÅŸiddetle reddecek; toplumsal olarak tamamen yabancılaÅŸmış, bürokratik-askeri devlet makinasına karşı çıkacak; ve bunun yerine [halk] meclislerinin ve birliklerin demokratik federasyonunu öne çıkaracaktır. Bundan daha azı toplumumuzun ve devletinin demokratik olmayan –anti-demokratik– doÄŸasını parlatmaya yarayacaktır.
Sosyalizmi içeren önemli bir radikal demokratik kuram geliÅŸtirme giriÅŸimi, Chantal Mouffe ve çevresindekiler tarafından yapılmıştır. Kendi “radikal demokrasi” kuramının mevcut devlete bir alternatif olmadığının, ancak onun bir uzantısı olduÄŸunun farkındadır. “Bizim savunduÄŸumuz ÅŸey, bir tür ‘radikal liberal demokrasi’dir –bunu liberal demokratik rejimin reddedilmesi veya toplumun yeni siyasi biçiminin bir kurumu olarak ortaya koymuyoruz” (1992; s. 20). Onun amacı, “… demokrasiyi liberal-demokratik rejimin çerçevesi içinde geniÅŸletmektir” (1992; s. 3). Birer hedef olarak, doÄŸrudan demokrasiye ve topluluÄŸa karşı eleÅŸtireldir.
Aslında devletle doÄŸrudan uÄŸraşıyor gözüktüğü tek yer, “devlet”in karşısındaki “sivil toplum”u [savunanlara] muhalefet edenlerle ilgili tartışmasıdır (Laclau ve Mouffe, 1985). –Kapitalizmin, ataerkilliÄŸin ve ırkçılığın alanı [olan]– “sivil toplum”un, devletten kurtuluÅŸun zemini olmadığını göstermek zor deÄŸildir. Ancak, diÄŸerlerinin yanısıra sınıfların, toplumsal cinsiyetlerin [ing. gender] ve ırkların mücadelelerini içeren, ezilen ile ezen arasındaki gerilime dayanan “sivil toplum” içsel olarak çeliÅŸkilidir. Özgürlük doÄŸrultusunda aÅŸağıdan gelen bu basınç, tüm toplumsal ilerlemenin kaynağını oluÅŸturur.
Mouffe devletin de içsel olarak çeliÅŸkilerinin olduÄŸunu iddia eder, bu nedenle devleti bu hali yüzünden reddetmek yanlış olacaktır. ÖrneÄŸin, devletin toplumsal cinsiyet farklılıklarını giderici veya yoksul ülkelerdeki toprak aÄŸalarına karşı köylüleri savunan bir yasayı kabul edebileceÄŸini belirtir. Bu doÄŸrudur, ancak bunlar bir ÅŸirket yönetimin işçilerine teklif edebileceÄŸi terfiler benzeri ÅŸeylerdir. [Åžirket yönetimi] bunu işçiler zorladığı için, veya uzak görüşlü olduÄŸu ve bunun işçiler sendika kurmadan önce kendisine faydalar saÄŸlayacağı için yapabilir –ancak sebebi ne olursa olsun, yönetim kapitalist ve işçi düşmanı olmaya devam edecektir. Devletin içinde olduÄŸu üzere, yönetimin içinde de ayrılıklar vardır; ancak bunlar ezilenlerin en iyi nasıl bastırılacağının ve/veya asimile edileceÄŸi [konusunun] dışında yer alır. Ne yönetim ne de devlet, işçilerin, kadınların ve köylülerin dostudur.
Laclau ve Mouffe, devletin “sivil toplum”a karşı çıktığı zamanların da olduÄŸunu eklerler. “… Bu, DoÄŸu Avrupa’da veya Somoza’ların Nikaragua’sındaki gibi, devletin toplumun geri kalanına zorla dayatılan bir bürokratik ura [ing. excrescence, fazlalığa] dönüştürüldüğü zaman gerçekleÅŸen bir ÅŸeydir …” (s. 180). Yani onlara göre, çoÄŸunluÄŸun rejimi desteklediÄŸi ABD gibi ülkelerde, devlet bürokratik-askeri bir ur deÄŸildir. Bu görüş, ABD’nin çoÄŸunluÄŸu da dahil olmak üzere, pekçok kiÅŸi tarafından kabul edilen bir görüştür. Bu doÄŸrultuda iddialarda bulunulabilir, ancak ben bunun nasıl olup da “radikal” olarak adlandırıldığını anlıyamıyorum.
ANARŞİZM İÇİN DEMOKRASİNİN ÖNEMİ
Demokratik kuramın anarÅŸizme ihtiyacı varsa, anarÅŸizmin de demokrasiye ihtiyacı vardır. AnarÅŸizmin tarihinde otoriter bir eÄŸilim vardır. Bu ırkçı, Yahudi karşıtı, ataerkil olan; ve birliklerin federasyonu sayesinde kendisini Fransa’yı yöneten bir diktatör olarak tasavvur eden Proudhon ile baÅŸlar (Draper, 1970). “AnarÅŸizmin ikinci babası” Bakunin ise, kitlesel örgütleri perde arkasından yönlendirecek gizli topluluk örgütlenmeleriyle uÄŸraşıp durmuÅŸtur (Guerin, 1970; Woodcock, 1962). AnarÅŸist teröristler ve (Unabomber da dahil olmak üzere) bombacılar, halktan yoksun (veya karşısında) olan seçkin kahramanlar olarak hareket etmiÅŸlerdir.
O zamandan bugüne deÄŸin, anarÅŸistler sıklıkla ya reformizme (mevcut devletin desteklenmesine) veya devrimci diktatörlüğe teslim olmuÅŸlardır. Proudhon sonunda Fransız parlamentosuna seçilmiÅŸti. “AnarÅŸizmin üçüncü babası” Kropotkin, I. Dünya Savaşı’nda Batılı emperyalist devletlerin ateÅŸli bir destekleyicisi haline gelmiÅŸti. Goodman (1965) ve Chomsky (1994) rahatlıkla reformist olarak adlandırılabilirler. AnarÅŸistlerin reformizme saÄŸladıkları bu destek, 1930′ların İspanyol anarÅŸistlerinin, devrimci bir durumla karşı karşıya kaldıklarında, liberal kapitalist hükümete bakan olmalarıyla ciddi bir mesele haline gelmiÅŸti. DiÄŸer tarafta ise, pekçok anarÅŸist Rus Devrimi’nin ardından BolÅŸeviklere katılmıştı. 1960′larda, anarÅŸist-pasifist Liberation dergisi, Castro ve Ho Chi Minh’in müdafisi [savunucusu] haline gelmiÅŸti. Daha fazla örnek kolayca bulunabilir.
Marksist Hal Draper anarÅŸizmin temel sorunun demokrasiyi reddetmesi olduÄŸunu öne sürer. “… (A)narÅŸist ‘liberterlik’ … demokratik denetimin aÅŸağıdan kazanılmasıyla deÄŸil; en demokratik otorite biçimi olarak düşünülebilecek olanla, [yani] bireysel ego üstündeki ‘otorite’nin tahrip edilmesiyle ilgilenir” (1969; s. 93). Proudhon’dan alıntı yapar, “İstediÄŸi herhangi bir ÅŸeyi yapamayan herkesin –tek başına olsa bile– hükümete karşı isyan etme hakkı vardır –ve hatta hükümet [kendi dışında kalan] tüm diÄŸer herkes [demek] olsa bile.” (aynısı). Draperin yorumu şöyledir; “Toplum tarafından kısıtlanmayan, bu özgürlüğün keyfini çıkarabilecek tek kiÅŸi ancak bir despottur” (aynısı).
AnarÅŸist geleneÄŸin içinde otoriter bir taraf olsa da, hem kuramda hem de pratikte liberter-demokratik bir tarafın da varlığını reddetmek gülünç olacaktır. “Demokrasi” kelimesini kullansalar da kullanmasalar da, sosyalist-anarÅŸistler uzun zamandan beri bürokratik kurumların yerini özyönetimli birliklerin, yani demokrasinin almasını savunmuÅŸlardır (ve, vurguladığım üzere, güçlü bir ÅŸekilde bireyin ve azınlığın haklarının savunulması zorunlu olarak demokrasiyle veya çoÄŸunluk kuralıyla çeliÅŸmez). AnarÅŸistler kitlesel demokratik işçi birlikleri, halk orduları, özyönetimli köylü kolektifleri ve işçi kooperafleri örgütlemiÅŸlerdir. Keza Marksizm de hem demokratik hem de otoriter taraflara sahiptir, ancak ana kanatlarındaki –sosyal demokrasi ve Stalinizm’deki– hakiim eÄŸilim (Draper’ın da katılacağı üzere) otoriter devletçilik olagelmiÅŸtir. Marksizm ve anarÅŸizm arasında, daha demokratik ve daha özgürlük-aşığı bir kurama ve geleneÄŸa sahip olan anarÅŸizmdir.
Keza, anarşistler kuramcılarıyla da farklı bir ilişki içindedirler. Marksizm ve Leninizmden farklı olarak, anarşizm tarihsel şahsiyetleriyle adlandırılmamıştır. Kapital veya Devlet ve Devrim ile karşılaştırılabilir kutsal bir yazını yoktur. Kurucularının hatalarını reddetmekle ilgili hiçbir problemi yoktur.
Ancak Draper önemli bir noktayı vurguluyor. Anarşizm, demokrasiye karşı doğası itibariyle düşman olmasa bile, onunla hep zıt ilişkiler geliştirmiştir. Sosyalist-anarşistlerce farkına varıldığı üzere, bireysel eğilimler bu açıdan en kötü olanlarıdır. Anarşistler için gerekli olan şey, anarşizmi aşırı, devrimci demokrasi olarak tanımlamaktır. Anarşizmin zayıflıkları ortadadır, ancak bunlar anarşist geleneğin içinde kalınarak düzeltilebilir.
AnarÅŸizmin programı, bürokratik-askeri devlet aygıtının yerine, –pratik olarak mümkün olduÄŸunca merkezsizleÅŸmiÅŸ olan– halk meclisleri ve birlikleri federasyonunu geçirmektir. Bu, devletsiz bir demokrasidir. Mevcut devletin sınırları içinde kalarak, onu “daha demokratik” (”demokratik sosyalizm” veya “radikal-liberal demokrasi”) yapmak amaçlı bütün diÄŸer programlar, “demokrasi”nin –ataerkil/ırkçı kapitalizmin ve onun bürokratik devletinin– azınlık yönetiminin ideolojik bir örtüsü olarak kullanılmasına hizmet eder.
KAYNAKÇA:
- Bookchin, Murray, 1995, Toplumsal Anarşizm veya Yaşamtarzı Anarşizme: Birleştirilemez Bir Uçurum, London: AK Press.
- Bookchin, Murray, 1996, Üçüncü Devrim: Devrimci Çağda Halk Hareketleri, Cilt. 1, New York: Cassell.
- Chomsky, Noam, 1994, Sırlar, Yalanlar ve Demokrasi, Tucson, AZ: Odonian Press.
- Dahl, Robert, 1989, Demokrasi ve Ona Karşı Eleştiriler, New Haven: Yale University Press.
- Dewey, John (editör), 1957, Thomas Jefferson’un YaÅŸayan Düşünceleri, New York: Fawcett.
- Dolgoff, Sam (editör), 1974, AnarÅŸist Kolektifler: 1936-1939 İspanyol Devrimi’nde İşçilerin Kendinden Yönetimi, New York: Free Life Editions.
- Draper, Hal, 1969, “AnarÅŸizmin Babası Üzerine Bir Not“, New Politics. Cilt VIII, sayı 1, s. 79-93.
- Goodman, Paul, 1965, İnsanlar veya Personel: Merkezsizleşme ve Karma Sistem, New York: Random House.
- Guerin, Daniel, 1970, Anarşizm: Teoriden Pratiğe, (M. Klopper, çevirmen), New York: Monthly Review Press.
- Kropotkin, Peter, 1986, Büyük Fransız Devrimi: 1789-1793, (N. F. Dryhurst, çevirmen), London: Elephant.
- Kropotkin, Peter, 1993, “Devlet: Tarihsel Rolü“, Kropotkin’s Fugitive Writings, (G. Woodcock, editör), Montreal: Black Rose Books, s. 159-201.
- Laclau, Ernesto, and Mouffe, Chantal, 1985, Hegamonya ve Sosyalist Strateji: Radikal Demokratik Bir Siyasete DoÄŸru, New York: Verso.
- Lenin, V.I., 1976, Seçme Eserler, Moscow: Progress Publishers.
- Malatesta, Errico, 1995, Anarşist Devrim: Polemiksel Makaleler 1924-1931, (V. Richards, editör), London: Freedom Press.
- Mouffe, Chantal (editör), 1992, Radikal Demokrasinin Boyutları: Çokçuluk, Yurttaşlık, Topluluk, New York: Verso.
- Mouffe, Chantal, 1996, “Radikal Demokrasi Mi, Liberal Demokrasi Mi?“, D. Trend (editör), Radikal Demokrasi, New York: Routledge, s. 19-26.
- Morrison, Roy, 1995, Ekolojik Demokrasi, Boston: South End Press.
- Trend, David (editör), 1996, Radikal Demokrasi: Kimlik, Yurttaşlık, ve Devlet, New York: Routledge.
- Tucker, Benjamin R., 1888, Devlet Sosyalizmi ve Anarşizm: Ne Kadar Uyuşur ve Hangi Hususta Farklılaşır, Alpine, MI: Charles W. Bergman.
- Voline, 1974, Bilinmeyen Devrim: 1917-1921, Montreal: Black Rose Books.
- Wood, Ellen Meiksins, 1995, Kapitalizme Karşı Demokrasi: Tarihsel Materyalizmi Yenilemek, Cambridge: Cambridge University Press.
- Woodcock, George, 1962, AnarÅŸizm: Liberter Fikirlerin ve Hareketlerin Tarihi, New York: World Publishing.
Çeviri: Anarşist Bakış
Kaynak: “Anarchism As Extreme Democracy”, The Utopian, Sayı 1, AÄŸustos 2000.
Cevap Yaz