Ateizmin Felsefesi
filed in AnarÅŸizm on Eki.28, 2009
Emma Goldman,1916
Ateizm Felsefesi’nin yeterli bir açıklamasını yapmak için, İlahi Varlık [ing. Deity] inancındaki, ilk günlerinden bugüne gelinceye kadar yaÅŸanan, tarihsel deÄŸiÅŸimleri ele almak gerekli olacaktır. Ancak bu, bu makalenin kapsamı dahilinde deÄŸildir. Ancak Tanrı, DoÄŸaüstü Güç, Ruh, İlahi Varlık veya Teizm’in [Tanrı'ya inanma] özünün ifadesini bulduÄŸu diÄŸer terimlerin zamanla ve ilerlemeyle birlikte giderek daha fazla belirsizleÅŸtiÄŸi ve muÄŸlaklaÅŸtığından geçerken bahsetmek yerinde olur. DiÄŸer bir deyiÅŸle, insan aklının doÄŸal olayları anlamayı öğrenmesiyle orantılı olarak, ve bilimin insani ve toplumsal olayları giderek iliÅŸkilendirmesi derecesine [baÄŸlı olarak], Tanrı düşüncesi giderek daha fazla kiÅŸisel olmayan ve karmaşık bir hale gelmiÅŸtir.
Tanrı bugün, O’nun varlığının baÅŸlangıcındaki güçleri aynen temsil etmemektedir; ne de O artık insan kaderini eski zamanlardaki gibi Demir bir yumrukla yönlendirmektedir. [Bugün], Tanrı düşüncesi daha ziyade her insan zayıflığının karanlığında bulunan merak ve kuruntularını tatmin edecek, bir tür ruhani itkiyi [ing. stimulus, uyarı] ifade etmektedir. İnsanın geliÅŸimi boyunca, Tanrı düşüncesi, [Tanrı] düşüncesinin kaynağı ile tamamıyla tutarlı bir ÅŸekilde kendini insan iliÅŸkilerinin her bir aÅŸamasına uyarlamaya zorlanmıştır.
Tanrılar kavramı, korku ve meraktan kaynaklanmıştır. Doğanın fenomenlerini [ing. phenomena, görüngü] anlamaktan aciz olan ve onlardan tedirgin olan ilkel insan, her korkutucu olayı kesinlikle kendisine karşı yöneltilmiş uğursuz bir güç olarak gördü; ihmal ve korku her tür batıl inancın ebeveynleri olduğu için, ilkel adamın tedirgin imgesi de Tanrı düşüncesini icat etti.
Dünyaca bilinen bir ateist ve anarÅŸist olan Mihail Bakunin, önemli çalışması Tanrı ve Devlet‘te zekice şöyle diyordu: “Tanrılarıyla, yarı-tanrılarıyla ve peygamberleriyle, mesihleriyle ve azizleriyle tüm dinler, fakültelerinin [anlama yetenekleri] tam geliÅŸimini ve kontrolünü saÄŸlamamış olan insanların önyargılı imgeleri tarafından yaratılmışlardır. Sonuçta, dinsel cennet, insan tarafından cehalet ve itikatla yüceltilmiÅŸ, ancak yanlızca büyütülmüş ve tersine çevrilmiÅŸ –yani kutsallaÅŸtırılmış– kendi [yarattığıı] bir hayalden baÅŸka bir ÅŸey olmayan bir seraptır. Dinlerin tarihi, insan inancında birbiri ardına ortaya çıkan tanrıların doÄŸuÅŸunun, ihtiÅŸamının ve düşüşünün tarihi, insanoÄŸlunun kolektif akıl ve bilincinin geliÅŸiminden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Bir çocuk edasıyla, –kendilerindeki veya dışsal doÄŸadaki– niteliÄŸi ve hatta herhangi büyük bir kusuru, tarihsel olarak ilerici geliÅŸmeleri sırasında hızlı bir ÅŸekilde keÅŸfettikçe, [insan] bunları tasavvurun ötesinde abartması ve büyütmesinin ardından tanrılara atfetti. … O zaman metafiziÄŸe ve dini düşüncelere, felsefecilere, siyasetçilere ve ÅŸairlere karşı tüm saygımla: Tanrı düşüncesi insan mantığından ve adaletinden vazgeçmek demektir; bu insan özgürlüğünün en belirgin olumsuzlanmasıdır, ve hem kuramsal hem de pratik olarak mecburen insanoÄŸlunun köleleÅŸtirilmesiyle sonuçlanır.”
Böylece zamanın gereksinimlerine göre tekrar canlandırılan, tekrar düzenlenen, geniÅŸletilen veya daraltılan Tanrı düşüncesi insanlığa hakim oldu; ve insan korkusuzca ve aydınlanmış iradesiyle başını korkusuzca güneÅŸ ışığına çevirene kadar da hakim olmaya devam edecektir. İnsanın kendini anlaması ve kendi kaderini ÅŸekillendirmesi ile orantılı olarak, teizm lüzumsuz hale gelir. İnsanın arkadaÅŸları ile iliÅŸkilerini ne kadar belirleyebileceÄŸi, Tanrı’ya olan bağımlılığından ne ölçüde kurtulabileceÄŸine dayanır.
Åžimdiden bir spekülasyon kuramı olan teizmin yerini ispatın bilimi olan Ateizmin aldığının belirtileri vardır; birisi Öteki Dünya’nın metafizik bulutlarına asılı dururken, öteki köklerini saÄŸlamca topraÄŸa salıyor. EÄŸer insan gerçekten de kurtulacaksa, insanın kurtarması gereken ÅŸey cennet deÄŸil, dünyadır.
Teizmin gerileyiÅŸi, bilhassa –hangi markaya sahip olurlarsa olsunlar– teistlerin endiÅŸelerinde gözlendiÄŸi üzere en ilginç manzaradır. Onlara sıkıntı veren bir ÅŸekilde, kitlelerin her gün daha fazla ateist, daha fazla din karşıtı olduÄŸunun, yani Ulu Öte Dünya’yı ve onun cennetvari alanını meleklere ve serçelere terk etmeye fazlasıyla istekli olduklarının, çünkü kitlelerin acil yaÅŸamsal sorunlarıyla giderek daha fazla meÅŸgul olduÄŸunun farkına varıyorlar.
Kitlelerin Tanrı düşüncesine, ruha ve Cenab-ı Hakka nasıl geri döndürüleceÄŸi, tüm ateistler için en acil sorundur. Bu sorular metafizik gözüktüğü kadar, aslında oldukça belirgin bir fiziksel arka plana sahiptir. Dinin, “Kutsal Hakikat”ın ödül ve cezaları, dünyadaki en büyük, en bozuk ve tehlikeli, dünyadaki en güçlü ve kârlı sanayinin –silah ve savaÅŸ gereçleri imalatı sanayiyiisi de bundan muaf olmamak üzere– alameti farikasıdır. Bu insan aklını karartan ve insan kalbini soluksuz bırakan bir sanayidir. Gereklilik kural tanımaz; bu nedenle de tanrıya veya vahiye veya Ulu Öte Dünyaya dayanmasa bile teistlerin büyük kısmı her konuyu ele almak zorunda kalmıştır. Belki de onlar, insanlığın binbir Tanrı markasından giderek usandığını hissediyorlar.
Bu ölü teistik inanç düzeyinin nasıl canlandırılacağı tüm mezhepler için bir ölüm kalım meselesidir. Bu nedenle onların gösterdikleri hoÅŸgörü, anlamanın deÄŸil zayıflığın hoÅŸgörüsüdür. Belki bu, tüm dini yayınlarda gözlenen çeÅŸitli dini felsefeleri ve çatışan teistik kuramları tek bir mezhepsel itimatta birleÅŸtirmeyi teÅŸvik eden çabaları açıklar. Giderek çeÅŸitli “tek doÄŸru Tanrı, tek saf ruh, –tek gerçek din” görüşleri, kitleleri ateist düşüncelerin “zararlı” etkilerinden kurtarmak için çılgınca bir çabayla müsamahakar bir ÅŸekilde gizleniyor.
Hiçkimsenin insanların neye inandığıyla –ister inanıyor olsun isterse inanıyor gözzükür olsunlar– gerçekten ilgilenmemesi, teistik hoÅŸgörünün bir karakteridir. Bu amaca ulaÅŸmak için, en kaba ve bayağı yöntemler kullanılır. Her eÄŸilimli zihin için hakaret anlamına gelmesi gereken, dini gayret toplantıları ve Billy Sunday’li uyanışlarıyla, bunların cahil ve meraklılar üzerindeki etkisi –pek nadiren olmamak üzere cinsel düşkünlükle bulanmış– bir hafif delilik durumu ortaya çıkarma eÄŸilimindedir. Tüm bu çılgınca çabalar Rus despotundan Amerikan BaÅŸkanına kadar, Rockefeller ve Wanamaker’dan en küçük burjuvaya kadar bütün dünyevi güçlerden onay ve destek bulmaktadır. Billy Sunday, Y.M.C.A., Hristiyan Bilim ve çeÅŸitli diÄŸer dini kuramlara saçılan sermaye, boyun eÄŸen, uysallaÅŸtırılan ve vurdumduymazlaÅŸan kitlelerden [elde edilecek] devasa kârlar olarak geri döner.
Teistlerin çoÄŸu, bilinçli veya bilinçsiz olarak, tanrı ve ÅŸeytanlarda, cennet ve cehennemde, ödül ve cezada; boyun eÄŸmeleri, uysallaÅŸmaları ve kanaatkar olmaları için insanları kamçılayan bir kamçı görür. Gerçek ise teizmin tabanını bundan çok daha önce kaybettiÄŸidir, ancak Servet Tanrısı ve iktidarın birleÅŸik desteÄŸi ile [yaÅŸatılmaya çalışılıyor]. Onun gerçekte ne ölçüde iflas etmiÅŸ olduÄŸu, bugün Avrupa’daki siperlerde ve savaÅŸ alanlarında görülmektedir.
Bütün bu teistler İlahlarını sevgi ve iyiliğin tanrısı olarak resmetmediler mi? Yine de binlerce yıllık bu tip vaizlerin ardından, tanrılar insan ırkının can çekişmesine sağır kalıyorlar. Konfiçyus Çin halkının yoksulluğu, bakımsızlığı ve safaletiyle ilgilenmez. Buddha, Hinduları kavuran kıtlık ve açlıktan rahatsız olmadan felsefi kayıtsızlığı içinde yaşar; Jahve, İsraillilerin acı haykırışlarına sağırdır; İsa ise birbirlerini boğazlayan Hristiyanlar karşısında ölümden dirilmeyi reddeder.
“En Yükseklere kadar giden” tüm ÅŸarkı ve şükranların yükü, adalet ve merhamet sunan o Tanrı içindir. Ama hala insanlar arasındaki adaletsizlik devamlı çoÄŸalmakta; Sadece bu ülkedeki kitlelere yapılan zulümler cennetlerin hepsini taşırmaya yeter gözüküyor. Ama tüm bu dehÅŸetleri, bu hataları, insana karşı bu insafsızlığı sona erdirecek tanrılar neredeler? Hayır, büyük öfkesiyle ayaklanması gereken tanrılar deÄŸildir, İNSAN’dır. O, tüm ilahi varlıklarca kandırılmış, onların memurlarının ihanetine uÄŸramış o, onun kendisi, dünya üstüne adalet getirme iÅŸini üstlenmelidir.
Ateizm felsefesi, insan zihninin geniÅŸlemesini ve büyümesini ifade eder. Teizm felsefesi, eÄŸer felsefe olarak adlandırılabilirsek onu, statik ve sabittir. Bu gizemlerin içyüzünü anlamak için, teistik bakış açısından üstünkörü bir giriÅŸim bile, her ÅŸeye kadir olmaktaki inanmazlığı ve hatta insanın dışındaki ilahi güçlerin hikmetinin reddini gösterir. Ne ÅŸans ki, insan zihni asla sabitliklerle [katılıklarla] sınırlanmamıştır, ve sınırlandırılamaz da. [İnsan zihni] bilgiye ve hayata doÄŸru olan ağır ilerleyiÅŸine durmaksızın devam etmektedir. İnsan zihni, “evrenin, boÅŸlukta varolan bir tür ilahi aklın yaratıcı emirlerinin sonucu, mükemmel iÅŸleyen ÅŸaheser bir karmaÅŸadan üretilmediÄŸinin” farkına varıyor; [evrenin], zamanın, çatışma ve afetlerin, geriletmelerin; teistlerin “düzen ve güzelliÄŸe yönlendirilen bir evren” dediklerine [yol açan] seçme ilkesi sayesindeki kristalleÅŸen çekimin çaÄŸlar boyunca iÅŸleyen kaotik kuvvetlerin bir ürünüdür. Joseph McCabe’nin Tanrının Varlığı’nda oldukça iyi bir ÅŸekilde ifade ettiÄŸi üzere: “doÄŸanın yasası bir kanun yapıcı tarafından hazırlanan bir formül deÄŸil, gözlenen olguların basit bir özetidir –bir ‘olgular yığını’dır. Åžeyler ortada bir yasa olduÄŸu için belli bir ÅŸekilde hareket etmezler, bizim onların o ÅŸekilde davranmalarını ‘yasa’ diye ifade etmemiz yüzünden belli bir ÅŸekilde davranırlar“.
Ateizm felsefesi, hiçbir metafiziksel Öteki Dünya veya İlahi Düzenleyici’nin olmadığı bir yaÅŸam anlayışını temsil eder. Ruhları, kahinleri ve ortalama kanaatkarlığıyla insanlığı çaresiz bir alçalışa mahkum eden gerçekdışı dünyanın aksine, [ateizm felsefesi] özgürleÅŸtirici, geniÅŸletici ve güzelleÅŸtirici imkanlarıyla güncel, gerçek bir dünya anlayışıdır.
Bu gerçek, görünür dünyanın ve bizlerin yaÅŸamlarının, fiziksel olarak gösterilebilir kuvvetler yerine, çok uzun bir süreden beri metafiziksel spekülasyonların etkisi altında kalması çılgınca bir paradoks olarak gözükebilir; ancak bu acıklı bir gerçektir. Teistik düşüncenin kamçı darbeleri altında, bu dünya insanın Tanrı’nın iradesi doÄŸrultusunda kendinden fedakarlık etme kapasitesinin sınandığı geçici bir durak olmaktan baÅŸka hiçbir amaca hizmet etmez. Ancak o iradenin doÄŸasını anlamaya giriÅŸtiÄŸi anda, her ÅŸeye gücü yeten sonsuz bir iradenin ötesine geçme çabasının “sonlu insan aklı” için boÅŸ bir ÅŸey olduÄŸu söylenir insana. Bu her ÅŸeye kadir olmanın müthiÅŸ ağırlığı altında, insan toza dönüştürülür –karanlıkta kalmış ve terden sırılsıklam iiradesiz bir yaratık. Ateizm felsefesinin zaferi, insanın tanrılar karabasanından kurtulması demektir; ulaşılamaz olan hayallerin dağılıp kaybolması demektir. Mantığın aydınlığı tekrar tekrar teistik karabasanı defetmiÅŸtir, ancak yoksulluk, sefalet ve korku –eski ya da yeni olsunlar, dışsal [görünürdeki] biçimleri ne olursa olsun, özlerinde çok az farklı olmalarına raÄŸmen– bu hayalleri yeniden yaratmıştır. Ateizm ise, öte yandan, felsefi yönüyle yanlızca belirli bir Tanrı algısına baÄŸlılığı reddetmekle kalmaz, Tanrı düşüncesine hizmetkarlığı reddeder ve bu ÅŸekildeki teistik ilkelere karşı çıkar. Kendi baÅŸlarınaki iÅŸlevleri baÄŸlamında Tanrılar [düşüncesi], dünyayı ve dünya üstündeki insanları doÄŸaüstü ve hatta her ÅŸeye kadir bir gücün yönetmesini ifade eden teizm ilkesininin yarısı kadar bile zararlı deÄŸildir. Ateizmin bütün gücüyle savaÅŸtığı ÅŸey teizmin mutlakçılığıdır, onun insanlık üzerindeki mahvedici etkisidir, onun düşünce ve eylem üzerindeki felç edici etkisidir.
Ateizm felsefesinin kökleri bu dünyadadır, bu yaşamdadır; amacı, Yahudacı, İsacı, Muhammedçi, Budistik, Brahmanistik olsun veya başka herhangi bir şey olsun, insan ırkının tüm bu Tanrı-başlarından kurtulmasıdır. İnsanoğlu tanrılarını yarattığı için uzun zamandır ve ağır bir şekilde cezalandırıldı; tanrılar başladığından beri insanın payına acı ve zulümden başka bir şey düşmedi. Bu aptalca hatadan kurtulmanın tek bir yolu var: İnsan kendisini cennet ve cehennemin kapılarına zincirleyen bu prangaları kırmalıdır, böylece yeniden uyanmış ve aydınlanmış bilinciyle yeryüzü üzerinde yeni bir dünya kurmaya başlayabilir.
Ateistik felsefenin insan aklı ve zihninde zafer kazanmasından sonra ancak, özgürlük ve güzellik gerçekleÅŸebilir. Cennetten hediye edilmiÅŸ bir güzelliÄŸin iÅŸe yaramaz olduÄŸu ispatlanmıştır. İnsan kendisi için uygun olan tek cennetin dünya üzerinde olduÄŸunu görmeyi öğrendiÄŸi zaman ancak, [güzellik] yaÅŸamın özü ve itkisi haline gelecektir. Ateizm halihazırda, insanın –ruhsal olarak yoksul olanlar için [hazırlanmış] bir tezgah olan– cennete iliÅŸkin pazarlığı [demek] olan ceza ve ödüle olan baÄŸlılığından kurtulmasına yardım etmektedir.
Bütün teistler, İlahi Güce inanç olmaksızın ahlakın, adaletin, dürüstlüğün ve sadakatın olamayacağında ısrar etmiyorlar mı? Korku ve umuda dayanan böylesi bir ahlak, kısmen kendine karşı dürüst olmakla, kısmense ikiyüzlülükle dolu olan iğrenç bir ürün olagelmiştir. Doğruluk, adalet ve sadakate gelince, onların cesur temsilcileri ve yürekli açıklayıcıları kimler olmuştur? Neredeyse her zaman tanrısız olanlar: Ateistler; onlar bunlar için yaşamış, savaşmış ve ölmüşlerdir. Adaletin, doğruluğun ve sadakatın cennetle ilgili olmadığını, insan ırkının toplumsal ve maddi yaşamında sürmekte olan devasa değişikliklerle ilişkili olduğunu ve bunlarla birlikte örüldüğünü [ing. interwoven] ; sabit ve ebedi değil, bizzat hayatın kendisi gibi değişmekte olduğunu biliyorlardı. Ateizm felsefesinin ulaşabileceği nihai yer hakkında hiç kimse bir kehanette bulunamaz. Ancak şu kadarı şimdiden tahmin edilebilir: insan ilişkileri ancak onun yeniden yaratıcı ateşi sayesinde geçmişin dehşetlerinden arınabilir.
Düşünceli insanlar, insanlığa dini terör tarafından dayatılan ahlaki kuralların basmakalıplaştığını ve bu nedenle de bütün canlılığını kaybettiğinin anlamaya başlıyorlar. Bugüne, onun parçalayıcı niteliğine, düşmanlıklarıyla birbirleriyle çatışan çıkarlarına, suçlarına ve hırsına genel bir bakış, teistik ahlakın kısırlığını kanıtlanmaya yeterlidir.
İnsan, kendi arkadaÅŸlarıyla [toplumdaki diÄŸer bireylerle] olan iliÅŸkilerini öğrenebilmeden önce kendine gelmelidir. İsa’ya zincirli Prometheus, karanlıkların akbabalarının avı olarak kalmaya mahkumdur. Zincirlerinden kurtulmuÅŸ Prometheus ve siz, geceyi ve onun dehÅŸetlerini defedeceksiniz.
Tanrıları olumsuzlamasıyla Ateizm aynı zamanda insanın en kuvvetli onanmasıdır; ve insan sayesinde de yaşamın, amacın ve güzelliğin ebedi bir onaylamadır.
Tanrı bugün, O’nun varlığının baÅŸlangıcındaki güçleri aynen temsil etmemektedir; ne de O artık insan kaderini eski zamanlardaki gibi Demir bir yumrukla yönlendirmektedir. [Bugün], Tanrı düşüncesi daha ziyade her insan zayıflığının karanlığında bulunan merak ve kuruntularını tatmin edecek, bir tür ruhani itkiyi [ing. stimulus, uyarı] ifade etmektedir. İnsanın geliÅŸimi boyunca, Tanrı düşüncesi, [Tanrı] düşüncesinin kaynağı ile tamamıyla tutarlı bir ÅŸekilde kendini insan iliÅŸkilerinin her bir aÅŸamasına uyarlamaya zorlanmıştır.
Tanrılar kavramı, korku ve meraktan kaynaklanmıştır. Doğanın fenomenlerini [ing. phenomena, görüngü] anlamaktan aciz olan ve onlardan tedirgin olan ilkel insan, her korkutucu olayı kesinlikle kendisine karşı yöneltilmiş uğursuz bir güç olarak gördü; ihmal ve korku her tür batıl inancın ebeveynleri olduğu için, ilkel adamın tedirgin imgesi de Tanrı düşüncesini icat etti.
Dünyaca bilinen bir ateist ve anarÅŸist olan Mihail Bakunin, önemli çalışması Tanrı ve Devlet‘te zekice şöyle diyordu: “Tanrılarıyla, yarı-tanrılarıyla ve peygamberleriyle, mesihleriyle ve azizleriyle tüm dinler, fakültelerinin [anlama yetenekleri] tam geliÅŸimini ve kontrolünü saÄŸlamamış olan insanların önyargılı imgeleri tarafından yaratılmışlardır. Sonuçta, dinsel cennet, insan tarafından cehalet ve itikatla yüceltilmiÅŸ, ancak yanlızca büyütülmüş ve tersine çevrilmiÅŸ –yani kutsallaÅŸtırılmış– kendi [yarattığıı] bir hayalden baÅŸka bir ÅŸey olmayan bir seraptır. Dinlerin tarihi, insan inancında birbiri ardına ortaya çıkan tanrıların doÄŸuÅŸunun, ihtiÅŸamının ve düşüşünün tarihi, insanoÄŸlunun kolektif akıl ve bilincinin geliÅŸiminden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Bir çocuk edasıyla, –kendilerindeki veya dışsal doÄŸadaki– niteliÄŸi ve hatta herhangi büyük bir kusuru, tarihsel olarak ilerici geliÅŸmeleri sırasında hızlı bir ÅŸekilde keÅŸfettikçe, [insan] bunları tasavvurun ötesinde abartması ve büyütmesinin ardından tanrılara atfetti. … O zaman metafiziÄŸe ve dini düşüncelere, felsefecilere, siyasetçilere ve ÅŸairlere karşı tüm saygımla: Tanrı düşüncesi insan mantığından ve adaletinden vazgeçmek demektir; bu insan özgürlüğünün en belirgin olumsuzlanmasıdır, ve hem kuramsal hem de pratik olarak mecburen insanoÄŸlunun köleleÅŸtirilmesiyle sonuçlanır.”
Böylece zamanın gereksinimlerine göre tekrar canlandırılan, tekrar düzenlenen, geniÅŸletilen veya daraltılan Tanrı düşüncesi insanlığa hakim oldu; ve insan korkusuzca ve aydınlanmış iradesiyle başını korkusuzca güneÅŸ ışığına çevirene kadar da hakim olmaya devam edecektir. İnsanın kendini anlaması ve kendi kaderini ÅŸekillendirmesi ile orantılı olarak, teizm lüzumsuz hale gelir. İnsanın arkadaÅŸları ile iliÅŸkilerini ne kadar belirleyebileceÄŸi, Tanrı’ya olan bağımlılığından ne ölçüde kurtulabileceÄŸine dayanır.
Åžimdiden bir spekülasyon kuramı olan teizmin yerini ispatın bilimi olan Ateizmin aldığının belirtileri vardır; birisi Öteki Dünya’nın metafizik bulutlarına asılı dururken, öteki köklerini saÄŸlamca topraÄŸa salıyor. EÄŸer insan gerçekten de kurtulacaksa, insanın kurtarması gereken ÅŸey cennet deÄŸil, dünyadır.
Teizmin gerileyiÅŸi, bilhassa –hangi markaya sahip olurlarsa olsunlar– teistlerin endiÅŸelerinde gözlendiÄŸi üzere en ilginç manzaradır. Onlara sıkıntı veren bir ÅŸekilde, kitlelerin her gün daha fazla ateist, daha fazla din karşıtı olduÄŸunun, yani Ulu Öte Dünya’yı ve onun cennetvari alanını meleklere ve serçelere terk etmeye fazlasıyla istekli olduklarının, çünkü kitlelerin acil yaÅŸamsal sorunlarıyla giderek daha fazla meÅŸgul olduÄŸunun farkına varıyorlar.
Kitlelerin Tanrı düşüncesine, ruha ve Cenab-ı Hakka nasıl geri döndürüleceÄŸi, tüm ateistler için en acil sorundur. Bu sorular metafizik gözüktüğü kadar, aslında oldukça belirgin bir fiziksel arka plana sahiptir. Dinin, “Kutsal Hakikat”ın ödül ve cezaları, dünyadaki en büyük, en bozuk ve tehlikeli, dünyadaki en güçlü ve kârlı sanayinin –silah ve savaÅŸ gereçleri imalatı sanayiyiisi de bundan muaf olmamak üzere– alameti farikasıdır. Bu insan aklını karartan ve insan kalbini soluksuz bırakan bir sanayidir. Gereklilik kural tanımaz; bu nedenle de tanrıya veya vahiye veya Ulu Öte Dünyaya dayanmasa bile teistlerin büyük kısmı her konuyu ele almak zorunda kalmıştır. Belki de onlar, insanlığın binbir Tanrı markasından giderek usandığını hissediyorlar.
Bu ölü teistik inanç düzeyinin nasıl canlandırılacağı tüm mezhepler için bir ölüm kalım meselesidir. Bu nedenle onların gösterdikleri hoÅŸgörü, anlamanın deÄŸil zayıflığın hoÅŸgörüsüdür. Belki bu, tüm dini yayınlarda gözlenen çeÅŸitli dini felsefeleri ve çatışan teistik kuramları tek bir mezhepsel itimatta birleÅŸtirmeyi teÅŸvik eden çabaları açıklar. Giderek çeÅŸitli “tek doÄŸru Tanrı, tek saf ruh, –tek gerçek din” görüşleri, kitleleri ateist düşüncelerin “zararlı” etkilerinden kurtarmak için çılgınca bir çabayla müsamahakar bir ÅŸekilde gizleniyor.
Hiçkimsenin insanların neye inandığıyla –ister inanıyor olsun isterse inanıyor gözzükür olsunlar– gerçekten ilgilenmemesi, teistik hoÅŸgörünün bir karakteridir. Bu amaca ulaÅŸmak için, en kaba ve bayağı yöntemler kullanılır. Her eÄŸilimli zihin için hakaret anlamına gelmesi gereken, dini gayret toplantıları ve Billy Sunday’li uyanışlarıyla, bunların cahil ve meraklılar üzerindeki etkisi –pek nadiren olmamak üzere cinsel düşkünlükle bulanmış– bir hafif delilik durumu ortaya çıkarma eÄŸilimindedir. Tüm bu çılgınca çabalar Rus despotundan Amerikan BaÅŸkanına kadar, Rockefeller ve Wanamaker’dan en küçük burjuvaya kadar bütün dünyevi güçlerden onay ve destek bulmaktadır. Billy Sunday, Y.M.C.A., Hristiyan Bilim ve çeÅŸitli diÄŸer dini kuramlara saçılan sermaye, boyun eÄŸen, uysallaÅŸtırılan ve vurdumduymazlaÅŸan kitlelerden [elde edilecek] devasa kârlar olarak geri döner.
Teistlerin çoÄŸu, bilinçli veya bilinçsiz olarak, tanrı ve ÅŸeytanlarda, cennet ve cehennemde, ödül ve cezada; boyun eÄŸmeleri, uysallaÅŸmaları ve kanaatkar olmaları için insanları kamçılayan bir kamçı görür. Gerçek ise teizmin tabanını bundan çok daha önce kaybettiÄŸidir, ancak Servet Tanrısı ve iktidarın birleÅŸik desteÄŸi ile [yaÅŸatılmaya çalışılıyor]. Onun gerçekte ne ölçüde iflas etmiÅŸ olduÄŸu, bugün Avrupa’daki siperlerde ve savaÅŸ alanlarında görülmektedir.
Bütün bu teistler İlahlarını sevgi ve iyiliğin tanrısı olarak resmetmediler mi? Yine de binlerce yıllık bu tip vaizlerin ardından, tanrılar insan ırkının can çekişmesine sağır kalıyorlar. Konfiçyus Çin halkının yoksulluğu, bakımsızlığı ve safaletiyle ilgilenmez. Buddha, Hinduları kavuran kıtlık ve açlıktan rahatsız olmadan felsefi kayıtsızlığı içinde yaşar; Jahve, İsraillilerin acı haykırışlarına sağırdır; İsa ise birbirlerini boğazlayan Hristiyanlar karşısında ölümden dirilmeyi reddeder.
“En Yükseklere kadar giden” tüm ÅŸarkı ve şükranların yükü, adalet ve merhamet sunan o Tanrı içindir. Ama hala insanlar arasındaki adaletsizlik devamlı çoÄŸalmakta; Sadece bu ülkedeki kitlelere yapılan zulümler cennetlerin hepsini taşırmaya yeter gözüküyor. Ama tüm bu dehÅŸetleri, bu hataları, insana karşı bu insafsızlığı sona erdirecek tanrılar neredeler? Hayır, büyük öfkesiyle ayaklanması gereken tanrılar deÄŸildir, İNSAN’dır. O, tüm ilahi varlıklarca kandırılmış, onların memurlarının ihanetine uÄŸramış o, onun kendisi, dünya üstüne adalet getirme iÅŸini üstlenmelidir.
Ateizm felsefesi, insan zihninin geniÅŸlemesini ve büyümesini ifade eder. Teizm felsefesi, eÄŸer felsefe olarak adlandırılabilirsek onu, statik ve sabittir. Bu gizemlerin içyüzünü anlamak için, teistik bakış açısından üstünkörü bir giriÅŸim bile, her ÅŸeye kadir olmaktaki inanmazlığı ve hatta insanın dışındaki ilahi güçlerin hikmetinin reddini gösterir. Ne ÅŸans ki, insan zihni asla sabitliklerle [katılıklarla] sınırlanmamıştır, ve sınırlandırılamaz da. [İnsan zihni] bilgiye ve hayata doÄŸru olan ağır ilerleyiÅŸine durmaksızın devam etmektedir. İnsan zihni, “evrenin, boÅŸlukta varolan bir tür ilahi aklın yaratıcı emirlerinin sonucu, mükemmel iÅŸleyen ÅŸaheser bir karmaÅŸadan üretilmediÄŸinin” farkına varıyor; [evrenin], zamanın, çatışma ve afetlerin, geriletmelerin; teistlerin “düzen ve güzelliÄŸe yönlendirilen bir evren” dediklerine [yol açan] seçme ilkesi sayesindeki kristalleÅŸen çekimin çaÄŸlar boyunca iÅŸleyen kaotik kuvvetlerin bir ürünüdür. Joseph McCabe’nin Tanrının Varlığı’nda oldukça iyi bir ÅŸekilde ifade ettiÄŸi üzere: “doÄŸanın yasası bir kanun yapıcı tarafından hazırlanan bir formül deÄŸil, gözlenen olguların basit bir özetidir –bir ‘olgular yığını’dır. Åžeyler ortada bir yasa olduÄŸu için belli bir ÅŸekilde hareket etmezler, bizim onların o ÅŸekilde davranmalarını ‘yasa’ diye ifade etmemiz yüzünden belli bir ÅŸekilde davranırlar“.
Ateizm felsefesi, hiçbir metafiziksel Öteki Dünya veya İlahi Düzenleyici’nin olmadığı bir yaÅŸam anlayışını temsil eder. Ruhları, kahinleri ve ortalama kanaatkarlığıyla insanlığı çaresiz bir alçalışa mahkum eden gerçekdışı dünyanın aksine, [ateizm felsefesi] özgürleÅŸtirici, geniÅŸletici ve güzelleÅŸtirici imkanlarıyla güncel, gerçek bir dünya anlayışıdır.
Bu gerçek, görünür dünyanın ve bizlerin yaÅŸamlarının, fiziksel olarak gösterilebilir kuvvetler yerine, çok uzun bir süreden beri metafiziksel spekülasyonların etkisi altında kalması çılgınca bir paradoks olarak gözükebilir; ancak bu acıklı bir gerçektir. Teistik düşüncenin kamçı darbeleri altında, bu dünya insanın Tanrı’nın iradesi doÄŸrultusunda kendinden fedakarlık etme kapasitesinin sınandığı geçici bir durak olmaktan baÅŸka hiçbir amaca hizmet etmez. Ancak o iradenin doÄŸasını anlamaya giriÅŸtiÄŸi anda, her ÅŸeye gücü yeten sonsuz bir iradenin ötesine geçme çabasının “sonlu insan aklı” için boÅŸ bir ÅŸey olduÄŸu söylenir insana. Bu her ÅŸeye kadir olmanın müthiÅŸ ağırlığı altında, insan toza dönüştürülür –karanlıkta kalmış ve terden sırılsıklam iiradesiz bir yaratık. Ateizm felsefesinin zaferi, insanın tanrılar karabasanından kurtulması demektir; ulaşılamaz olan hayallerin dağılıp kaybolması demektir. Mantığın aydınlığı tekrar tekrar teistik karabasanı defetmiÅŸtir, ancak yoksulluk, sefalet ve korku –eski ya da yeni olsunlar, dışsal [görünürdeki] biçimleri ne olursa olsun, özlerinde çok az farklı olmalarına raÄŸmen– bu hayalleri yeniden yaratmıştır. Ateizm ise, öte yandan, felsefi yönüyle yanlızca belirli bir Tanrı algısına baÄŸlılığı reddetmekle kalmaz, Tanrı düşüncesine hizmetkarlığı reddeder ve bu ÅŸekildeki teistik ilkelere karşı çıkar. Kendi baÅŸlarınaki iÅŸlevleri baÄŸlamında Tanrılar [düşüncesi], dünyayı ve dünya üstündeki insanları doÄŸaüstü ve hatta her ÅŸeye kadir bir gücün yönetmesini ifade eden teizm ilkesininin yarısı kadar bile zararlı deÄŸildir. Ateizmin bütün gücüyle savaÅŸtığı ÅŸey teizmin mutlakçılığıdır, onun insanlık üzerindeki mahvedici etkisidir, onun düşünce ve eylem üzerindeki felç edici etkisidir.
Ateizm felsefesinin kökleri bu dünyadadır, bu yaşamdadır; amacı, Yahudacı, İsacı, Muhammedçi, Budistik, Brahmanistik olsun veya başka herhangi bir şey olsun, insan ırkının tüm bu Tanrı-başlarından kurtulmasıdır. İnsanoğlu tanrılarını yarattığı için uzun zamandır ve ağır bir şekilde cezalandırıldı; tanrılar başladığından beri insanın payına acı ve zulümden başka bir şey düşmedi. Bu aptalca hatadan kurtulmanın tek bir yolu var: İnsan kendisini cennet ve cehennemin kapılarına zincirleyen bu prangaları kırmalıdır, böylece yeniden uyanmış ve aydınlanmış bilinciyle yeryüzü üzerinde yeni bir dünya kurmaya başlayabilir.
Ateistik felsefenin insan aklı ve zihninde zafer kazanmasından sonra ancak, özgürlük ve güzellik gerçekleÅŸebilir. Cennetten hediye edilmiÅŸ bir güzelliÄŸin iÅŸe yaramaz olduÄŸu ispatlanmıştır. İnsan kendisi için uygun olan tek cennetin dünya üzerinde olduÄŸunu görmeyi öğrendiÄŸi zaman ancak, [güzellik] yaÅŸamın özü ve itkisi haline gelecektir. Ateizm halihazırda, insanın –ruhsal olarak yoksul olanlar için [hazırlanmış] bir tezgah olan– cennete iliÅŸkin pazarlığı [demek] olan ceza ve ödüle olan baÄŸlılığından kurtulmasına yardım etmektedir.
Bütün teistler, İlahi Güce inanç olmaksızın ahlakın, adaletin, dürüstlüğün ve sadakatın olamayacağında ısrar etmiyorlar mı? Korku ve umuda dayanan böylesi bir ahlak, kısmen kendine karşı dürüst olmakla, kısmense ikiyüzlülükle dolu olan iğrenç bir ürün olagelmiştir. Doğruluk, adalet ve sadakate gelince, onların cesur temsilcileri ve yürekli açıklayıcıları kimler olmuştur? Neredeyse her zaman tanrısız olanlar: Ateistler; onlar bunlar için yaşamış, savaşmış ve ölmüşlerdir. Adaletin, doğruluğun ve sadakatın cennetle ilgili olmadığını, insan ırkının toplumsal ve maddi yaşamında sürmekte olan devasa değişikliklerle ilişkili olduğunu ve bunlarla birlikte örüldüğünü [ing. interwoven] ; sabit ve ebedi değil, bizzat hayatın kendisi gibi değişmekte olduğunu biliyorlardı. Ateizm felsefesinin ulaşabileceği nihai yer hakkında hiç kimse bir kehanette bulunamaz. Ancak şu kadarı şimdiden tahmin edilebilir: insan ilişkileri ancak onun yeniden yaratıcı ateşi sayesinde geçmişin dehşetlerinden arınabilir.
Düşünceli insanlar, insanlığa dini terör tarafından dayatılan ahlaki kuralların basmakalıplaştığını ve bu nedenle de bütün canlılığını kaybettiğinin anlamaya başlıyorlar. Bugüne, onun parçalayıcı niteliğine, düşmanlıklarıyla birbirleriyle çatışan çıkarlarına, suçlarına ve hırsına genel bir bakış, teistik ahlakın kısırlığını kanıtlanmaya yeterlidir.
İnsan, kendi arkadaÅŸlarıyla [toplumdaki diÄŸer bireylerle] olan iliÅŸkilerini öğrenebilmeden önce kendine gelmelidir. İsa’ya zincirli Prometheus, karanlıkların akbabalarının avı olarak kalmaya mahkumdur. Zincirlerinden kurtulmuÅŸ Prometheus ve siz, geceyi ve onun dehÅŸetlerini defedeceksiniz.
Tanrıları olumsuzlamasıyla Ateizm aynı zamanda insanın en kuvvetli onanmasıdır; ve insan sayesinde de yaşamın, amacın ve güzelliğin ebedi bir onaylamadır.
Çeviri: AnarÅŸist BakışKaynak: “The Philisophy of Atheism“, Mother Earth, Åžubat 1916.
Cevap Yaz