Komünizm ve Anarşizm
filed in AnarÅŸizm on Eki.28, 2009
Small Comunal Experiments and Why They Fail‘in içinde tekrar basıldı (Jura Kitapları)
Editör’ün Önsözü
Peter Kropotkin (1842-1921) zamanının önde gelen anarÅŸist kuramcılarından birisiydi. Geleneksel köy komünlerinin doÄŸrudan demokratik ve otoriter olmayan uygulamalarına hayran olsa da, hiç bir zaman küçük ve tecrit edilmiÅŸ (ing. isolated) edilmiÅŸ komünal deneyselciliÄŸi (ing. experimentalism) savunmadı. Çalışmalarını okuyanların bir çoÄŸu, hem onun kendi döneminde, hem de (Kropotkin’in temel eserlerinin yeniden basıldığı ve etkili olduÄŸu bir dönem olan) 1960′ların hippileri arasında bu tip komünler kurmak için ondan esinlendiler. Kropotkin bu tip giriÅŸimlerin ne baÅŸarılı olacağına, ne de daha geniÅŸ devrimci amaçlara ulaÅŸmakta faydalı olacağına inanıyordu. GençliÄŸinde Güney Amerika’da bu tip bir giriÅŸimin içinde yer alan arkadaşı Elisee Reclus küçük komünal deneyimlere karşı daha da saldırgandı. 1960′lardaki hippi komünleri (hemen hemen hepsi çok kısa bir zaman içinde ortadan yok oldu) kurucularının bazılarının Kropotkin’i dikkatlice okumamaları üzücüdür. Yazık ki kendilerinden bir yüzyıl önceki bir çok anarÅŸist, komünist ve sosyalistin yaptığı hataları aynen tekrar ettiler. AnarÅŸist basında bugün bile küçük ve tecrit edilmiÅŸ küçük anarÅŸist kolonileri destekleyenler bulunmaktadır. Yine Kropotkin hakkındaki pek çok deÄŸerlendirme, onun federe olmayan ve bağımsız köy-benzeri yerleÅŸim tipi bir toplum bakışına sahip olduÄŸunu, ve anarÅŸist topluma ulaÅŸmanın aracı olarak küçük komünal deneyimleri desteklediÄŸini söyleyerek, Kropotkin’i yanlış yorumlamaktadırlar. Bir yüzyıldır basılmayan aÅŸağıdaki konuÅŸma ve iki “açık” mektup, duygusal olarak bu tip maceralara karşı çıkmasa da, Kropotkin’in onların baÅŸarısı hakkında oldukça kuÅŸkulu olduÄŸunu ve anarÅŸist hareketin enerjisini tüketeceÄŸine inandığını açıkça ortaya koymaktadır. Uyarılarının yanısıra, bu makaleler hala vahÅŸi doÄŸada küçük komünal deneyimler oluÅŸturmakta ısrarlı olanlar için, ve belki de gelecekteki bir zamanda uzaya yerleÅŸecekler için kullanışlı ve pratik tavsiyeler içermektedir.
Graham Purchase
Pek çok anarşist ve düşünür Komünizmin topluma sunabileceği büyük faydaları kabul etmekle birlikte, bu toplumsal örgütlenme biçimini bireyin özgürlüğü ve özgür gelişmesi için bir tehlike olarak nitelendirmektedir. Bu tehlike bir çok Komünist tarafından da farkedilmiştir; ve bir bütün olarak değerlendirirsek, çağımızın tüm çıplaklığı ile ortaya koyduğu bir başka büyük sorunla iç içe geçmektedir: bireyin toplumla olan ilişkisi. Bu sorunun önemli olduğu tartışma götürmez.
Sorun bir çok nedenle karmaşıklaÅŸmaktadır. Komünizm hakkında konuÅŸunca, bir çok insanın aklına bu yüzyılın ilk yarısında savunulan ve bazı komünlerde uygulanan, az ya da çok Hristiyan ve manastır tipi olan, ve her zamanda otoriter Komünizm gelmektedir. Bu topluluklar [cemaatler, ing. communities] aileyi bir model olarak kabul ederek, “insanı ıslah etmek için, büyük Komünist aileyi” oluÅŸturmaya çalıştılar. Bu amaç doÄŸrultusunda ortak çalışmanın yanısıra, aynen bir aile gibi iç içe yaÅŸamayı ve mevcut uygarlıktan tecrit olmayı veya kopmayı savundular. Bu aslında her bir üyenin bütün özel hayatı da dahil olmak üzere, tüm “erkek kardeÅŸlerin” ve “kız kardeÅŸlerin” toptan birbirine karışmasından öte bir ÅŸey deÄŸildi.
Bunun yanısıra son üç ya da dört yüzyılda, farklı vesilelerle kurulan tecrit edilmiş komünler ile toplumsal devrime doğru yönelen bir toplumda ortaya çıkması muhtemel sayısız federe komünler arasındaki farklılıklara yeterince dikkat çekilmedi. Aslında konunun beş farklı yanı ayrı ayrı ele alınmalıdır:
- Ortak üretim ve tüketim,
- Ortak eviçi yaşam (bir arada yaşama: bunu bugünkü aile modelinin ardından [ardılı olarak] düzenlemek gereklimidir?),
- Zamanımızın tecrit edilmiş komünleri,
- Geleceğin federe komünleri, ve
- Komünizm mecburen bireyselliği azaltır mı? Diğer bir deyişle, Komünist toplumda Birey.
Bu yüzyıl boyunca Sosyalizm adı altında, sosyalizmin hakim akımlarını şekillendiren Babeuf, St. Simon, Fourier, Robert Owen ve Proudhon ile başlayan; ve modern Sosyalizmin kurucularının fikirlerini popüler hale getiren ya da onları bilimsel bir temele oturtan (Fransız) Considerant, Pierre Lerous, Louis Blanc; (Alman) Marks, Engels; (Rus) Chernychevski, Bakunin gibi sayısız takipçileri ile devam eden, engin bir fikirler hareketi gerçekleşti.
Bu fikirler belirgin bir ÅŸekil alırken iki ana akımı ortaya çıkardılar: Otoriter Komünizm ve AnarÅŸist Komünizm; ve yine bu ikisi arasında bir yol bulan Devlet Kapitalizmi, Kolektivizm, İşbirliÄŸi [ing. Co-operation] gibi ara okulları da ortaya çıkardılar; bunlar işçi kitleleri arasında, Sermaye’ye karşı mücadele [etmek] için tüm işçi kitlelerini sendikalarda örgütlemeye uÄŸraÅŸan, ve farklı uluslardan işçiler arasında sıkı bir münasebet kurulmasını saÄŸlayarak giderek uluslararasılaÅŸan görkemli işçi hareketlerini yarattılar. Bu büyük fikir ve eylem hareketleri sonucunda üç temel nokta kazanıldı, ve bunlar halihazırda kamusal bilincin içine büyük ölçüde iÅŸlemiÅŸtir:
- eski serfliğin modern bir biçimi olan ücret sisteminin lağvedilmesi,
- üretim araçlarındaki bireysel mülkiyetin lağvedilmesi,
- birey ve toplumun, ekonomik köleliÄŸin sürdürülmesine yardım eden siyasi makina’dan, yani Devlet’ten özgürleÅŸ[tiril]mesi.
“Emek banknotu”nu savunanlar, veya Brousse gibi “herkesin görevli [ing. functionaries] olmasını”, yani [herkesin] Devlet ya da komünün bir çalışanı olmasını arzulayanlar –bu önerilenlerden sadece bir kısmına taraftar olsalar dahi, [sadece bir kısmını savunmalarının nedeninin] Komünizme derhal ulaÅŸma olasılığının olmadığını düşünmeleri olduÄŸunu kabul ederler– dahil olmak üzere, herkes bu üç nokta üzerinde hemfikirdir. Onlar bunu kestirmeci [ing. expedient, sonuca kısa yoldan yönelen] olan, tavizler vererek bir uzlaÅŸmaya varma olarak kabul ederler, ama onların amacı her zaman Komünizm olarak kalır. Ve Devlet baÄŸlamında ise, Devletin, otoritenin ve hatta diktatörlüğün en ÅŸiddetli taraftarları bile, bugünkü sınıfların ortadan kalkmasıyla Devletin de sonunun geleceÄŸini kabul ederler.
Böylece, Sosyalist hareketin [içindeki] kendi kısmımızın –AnarÅŸist kısmın– önemini abartmadan, Sosyalizmin farklı kısımları arasında varolan tüm (herÅŸeyden önce, az ya da çok, her kısmın eylem araçlarının devrimci karakterinden kaynaklanan bu) farklılıklara raÄŸmen; kendi düşünürlerinin sözleri ile, tüm bu kısımların Sosyalist evrimin amacının Özgür Komünizme doÄŸru bir evrim olduÄŸununun ayırdında olduklarını söyleyebiliriz. Tüm diÄŸer herÅŸey, kendilerinin bilhassa itiraf ettikleri üzere, bu amaca ulaÅŸmaktaki ara basamaklardır [ara aÅŸamalardır,ing. stepping-stones].
Modern toplumun gelişiminin eğilimlerini incelemeden, bu ara basamakları tartışmak anlamsız olacaktır.
Tüm bu farklı eğilimler arasında, hepsinden ayrı olarak iki tanesi dikkatimizi çekmeyi hak ediyor. Bunlardan birisi modern üretimde her bir bireyin payının saptanmasının giderek güçleşmesidir. Endüstri ve tarım o kadar karmaşıklaştı ki, o kadar birbirleriyle iç içe geçti ki, [sonucunda] tüm endüstriler birbirine bağlı hale geldiler ve endüstri geliştikçe üreticiye [ürettiğininin doğrudan karşılığı olacak şekilde] ödeme [yapmak] da giderek imkansız hale geldi; parça başına ödemenin yerini ücret [maaş, aylık, vb.] ödenmesi aldı. Diğer yandan da ücretler giderek daha eşit hale geldi. Modern burjuva toplumunun sınıfsal temelde bölünmesi tabii ki devam etmektedir; ve daha az bir şeyler yaptıkça, daha çok kazanan bütün bir burjuva sınıfı vardır. İşçi sınıfı ise kendi içinde dört büyük bölüme ayrılmıştır:
- kadınlar,
- tarımsal işçiler,
- niteliksiz işçiler, ve
- nitelikli işçiler.
Bu bölünme dört farklı sömürü derecesini ifade etmektedir, ve [ortak olarak] bunlar burjuva örgütlenmesinin sonuçlarıdır.
Herkesin ticaret yapmayı öğrenebileceÄŸi ve kadının erkek tarafından, köylünün imalatçı tarafından sömürüsünün sona ereceÄŸi eÅŸitler toplumunda bu sınıflar ortadan kalkacaktır. Ama bugün dahi, bu farklı sınıfların her birinin içinde ücretler giderek eÅŸit hale gelmektedir. Bu ise [bizi] ÅŸu “sonu甑a götürür: “liman [işçisinin] günlük çalışması bir mücevhercininki ile aynı deÄŸerdedir”, ve [bu bir anlamda] Robert Owen’in tasavvur ettiÄŸi, gerekli metaların üretiminde harcanan saatler karşılığında ödenecek olan “emek banknotları”nı ortaya çıkarmıştır [gerçekleÅŸtirmiÅŸtir].
Fakat geçmiÅŸe dönüp bu yönde yapılan giriÅŸimlere bakacak olursak, BirleÅŸik Amerika’daki birkaç bin çiftçi hariç olmak üzere, ilk defa yüzyılın ilk çeyreÄŸinin sonlarından itibaren Owen’in basmaya [piyasaya sürmeye] çalıştığı emek banknotlarının yaygınlaÅŸmadığını görüyoruz. Bunun nedenleri baÅŸka yerlerde tartışıldı (”EkmeÄŸin Fethi” adlı kitabımın Ücret Sistemi kısmına bakınız).
Öte yandan Komünizme doÄŸru eÄŸilimli olan çok sayıda kısmi toplumsallaÅŸma teÅŸebbüsü görmekteyiz. Bu yüzyılda hemen hemen her yerde çok sayıda Komünist komün kuruldu, ve biliyoruz ki bunların içinde yüz ya da daha fazlası, az ya da çok Komünist idi. Burjuva toplumunda, ya bireyler arasında ya da belediye iÅŸlerinin toplumsallaÅŸması baÄŸlamında yapılmaya çalışılan bu sayısız giriÅŸimin neredeyse tümü Komünizm’in yönelimi ile aynıdır –[burada] demek istediÄŸimiz Kısmi Komünizm.
Oteller, vapurlar, konaklama evleri giriÅŸimlerinin tümü bu doÄŸrultuda burjuvazi tarafından üstlenilen giriÅŸimlerdir. Hiç kimsenin ne kadarını yediÄŸinizi kontrol etmediÄŸi otellerde ya da vapurlarda, günlük olarak size ayrılan on ile elli tabak [yemek] arasında tercih yapma hakkına [olanağına] sahipsinizdir. Hatta bu örgütler uluslararası düzeydedir, ve size Fransa, Almanya, İsviçre, vs. [ülkelerdeki] yüzlerce otelde konaklama imkanı sunan (bir günlüğü 10 frank olan) kuponları Paris ya da Londra’dan ayrılmadan önce satın alabilirsiniz.
Burjuvazi, tüketim baÄŸlamında bireyin sınırsız özgürlüğü ile iç içe geçmiÅŸ kısmi Komünizm’in yararlarını derinlemesine anlamıştır; ve ayrıca tahsil edilen pahalı ekstralar (ÅŸarap, özel daire gibi) hariç olmak üzere, tüm bu kurumlarda aylık sabit bir ödeme karşılığında barınabilir ve beslenebilirsiniz.
Yangın, hırsızlık ve kaza sigortaları (özellikle [yaÅŸam] koÅŸullarının denkliÄŸinin tüm sakinlerden [ikamet edenlerden] eÅŸit [miktarda] aidat kesilmesine olanak tanıdığı köylerde), küçük bir aileninin tüketimine denk olacak [miktardaki] balığı haftalığı 1 s.’nden saÄŸlayan büyük bir ingiliz maÄŸazaları düzeni, klüpler, hastalık sigortası için varolan sayısız topluluk, vb. 19. yüzyıl boyunca yaratılan [buna benzer] kurumlar yığını, bizim toplam tüketimimizin bir kısmı baÄŸlamında komünizme doÄŸru yönelen yaklaşımlardır.
Ve nihayetinde de, tüketimi toplumsallaştırmak doğrultusunda benzer girişimlerin giderek artan ölçüde yapıldığı belediyeler düzeyinde engin bir kurumlar silsilesi vardır (su, gaz, elektrik, işçi barınakları, sabit ücretli trenler, evler vb.).
Tüm bunlar halihazırda Komünizm değildir tabii ki. Bir hayli uzağındadır. Ama bu kurumların ilkesi, Komünizm ilkesinin bir kısmını içermektedir; gün başına (bugün para olarak, yarın emek olarak), şu ya da bu (lüks olanlar hariç) isteklerinizi karşılama hakkına sahipsinizdir.
Komünizmi talan eden [onunla ilgili bir ÅŸeyleri çaÄŸrıştıran, ama farklı olan] bunlar gerçek Komünizmden pek çok ÅŸekilde farklıdır, temel olarak aÅŸağıdaki iki ÅŸekilde: (1) emek yerine para cinsinden ödeme [yapılması], (2) tüketicilerin iÅŸlerin yürütülmesinde söz sahibi olmaması. Ama eÄŸer bu kurumların eÄŸilimleri, yani fikirleri iyi anlaşılabilirse, bahsedilen birinci ilkeyi gözeten özel ya da kamusal giriÅŸimleri topluluklar içinde bugün dahi baÅŸlatmak pek güç olmayacaktır. Varsayalım ki 500 hektarlık bir alana, her biri bir bahçe ya da çeyrek hektarlık bir meyva bahçesi ile çevrili olan 200 tane kulübe [ing. cottage] kurulu olsun. Yönetim her kulübede oturanlara, gün başına beÅŸ tabaklık yemek ile [yemeÄŸi] evde hazırlamak için gereken ekmek, sebze, et, kahve arasında seçim yapma imkanı tanıyor olsun. Bunun karşılığında ise, yıllık olarak belirli bir miktar para ödemesi veya tüketicinin tercih ettiÄŸi bir bölümde (tarım, hayvan yetiÅŸtiriciliÄŸi, aşçılık, temizlik) belli bir zaman [süresince] çalışması talep edilsin. Bu gerekirse yarın bile gerçekleÅŸtirilebilir; ve giriÅŸken otel mal sahipleri tarafından bu tip çiftlik/otel/bahçe’nin halen kurulmamış olması konusunda düşünmeliyiz.
Hiç şüphesiz ki işte tam bu noktada, Komünistlerin genelde başarısız olduğu [söylenerek] ortak emeğe itiraz edilecektir. Ama bu itirazlar aslında geçersizdir. Başarısızlığın nedenleri başka yerlerde aranmalıdır.
İlk olarak hemen hemen tüm topluluklar bir dini coÅŸkunluk dalgasıyla kurulmuÅŸtur. İnsanlardan temkinli [titiz] bir ahlakın gereklerine uymaları, Komünist yaÅŸamla adeta tekrar yaratılmaya baÅŸlamaları, tüm emek ve boÅŸ zamanlarını topluluÄŸa adamaları, tamamı ile topluluk için yaÅŸamaları, “insanlığın öncüleri” olmaları istenmiÅŸtir.
Bunun anlamı ise basitçe rahipler gibi davranmak, ve insanlardan aslında olmadıkları bir ÅŸey olmalarını –hiç bir gerekliliÄŸi yokken– talep etmektir. Ancak bu yakın zamanlarda, bu vurgular olmadan, [çalışanların] sadece ekonomik amaçlarla –yani kendi kendilerini kapitalist sömürüden özgürleÅŸtirmek için– biraraya geldikleri AnarÅŸistler işçiler tarafından kurulmuÅŸ olan topluluklar da vardır.
İkinci bir hata ise, topluluÄŸu bir aile modelinin aynısı ÅŸekilde yönetme, onu “büyük bir aile” yapma arzusudur. Hepsi [birarada] aynı evin içinde yaÅŸarlar ve böylece hep aynı “erkek ya da kızkardeÅŸlerle” yüz yüze olmaya zorlanırlar. İki gerçek kardeÅŸin bile aynı evde birarada yaÅŸaması oldukça zordur, ve aile hayatı her zaman uyumlu deÄŸildir; iÅŸte bu nedenlerle, her bireye olabildiÄŸince özgürlük ve ev hayatı saÄŸlamayı denemenin yerine, tüm herkesi “büyük bir aile” [yaÅŸamına] zorlamak büyük bir hatadır.
Bunun yanısıra küçük bir topluluk uzun ömürlü olamaz; yeni etkileÅŸimlerin yoksunluÄŸunda, hep birbirileriyle yüz yüze olmaya zorlanan “erkek ve kızkardeÅŸler”in birbirlerinden nefret etmesiyle sonlanırlar. Ve eÄŸer iki kiÅŸi basitçe birbirlerine rakip olmaları ya da birbirlerinlerinden hoÅŸlanmamaları nedeni ile oluÅŸan bir anlaÅŸmazlık sonucu topluluÄŸun dağılmasına yol açabiliyorsa, bu tip toplulukların yaÅŸamlarının uzatılması [dağılmalarının suni olarak ertelenmesi] garip bir ÅŸey olacaktır –özellikle bugüne kadar kurulan topluluklarrın kendilerini yalıttıkları [düşünülecek olursa]. Kaçınılmaz olarak vardığımız sonuç 10, 20 veya 100 kiÅŸiden oluÅŸan sıkı bir birliÄŸin [ing. association] üç ya da dört yıldan fazla sürdürülemeyeceÄŸidir. Hatta daha fazla sürmesi acıdır, çünkü bu [böyle bir durum] yanlızca herkesin bir bireyin etkisi altına girmiÅŸ olduÄŸunu veya tümünün bireyselliklerini yitirdiÄŸini ispatlamaktadır. Hem de üç, dört ya da beÅŸ yıl içinde topluluÄŸun üyelerinin bir kısmının ayrılmayı isteyeceÄŸi kesinken, ÅŸu ya da bu sebeple bir topluluktan ayrılanların baÅŸka bir toplulupa girebilmeleri [ve] diÄŸer yerlerden gelen yenilerinin bunların yerini alabilmeleri için, en az bir düzine veya daha fazla federe hale gelmiÅŸ cemaatler olmalarıdır. Aksi takdirde Komünist arı kovanı ya tamamen yok olur, veya (hemen hemen hepsinde olduÄŸu üzere) bir bireyin –genelde “kardeÅŸlerin” en üçkağıtçı olanının– eline düşer.
Sonuncu olarak, ÅŸimdiye kadar kurulan tüm topluluklar kendilerini toplumdan soyutlamışlardır; ama mücadele, mücadele hayatı faal bir adam için iyi donanmış bir masadan daha acil bir gereksinimdir. Bu dünyayı görme [tanıma], onun akımları ile [onunla] iç içe geçmek [karışmak], onun savaÅŸlarına katılmak arzuları genç kuÅŸaklar için zorunlu bir çaÄŸrıdır. İşte bu nedenle 18-20 yaşına gelmiÅŸ genç insanlar (Çaykovski’nin kendi deneyimi ile belirttiÄŸi gibi), toplumun tümünü kavramayan [yansıtmayan] topluluÄŸu ister istemez terk ederler.
Tüm çeÅŸitleri ile hükümetlerin bütün topluluklar için en ciddi engel olduÄŸunu eklememize dahi gerek yok [aslında]. Buna en az veya (Young Icaria’da olduÄŸu gibi) hiç maruz kalmayan [topluluklar] en baÅŸarılı olanlarıdır. Siyasi düşmanlıkların doÄŸası itibariyle en vahÅŸi alanlardan biri olduÄŸu kolayca anlaşılabilen bir ÅŸeydir. EÄŸer siyasi hasımlarımızı her an görmeye zorlanmazsak, onlarla aynı ÅŸehirde yaÅŸayabiliriz. Ama birbirimize her köşe başında rastladığımız küçük bir toplulukta yaÅŸam nasıl mümkün olabilir. Siyasi muhalif çalışma odasına, atölyeye, dinlenme odasına girer ve yaÅŸam imkansız bir hale gelir.
Öte yandan ortak [iyilik] için çalışmaya, yani Komünist üretim [için çalışmaya] inanmanın hayret verici ÅŸekilde baÅŸarılı olduÄŸu ispatlanmıştır. Hiç bir ticari iÅŸletmede, Amerika ve Avrupa’da kurulan topluluklardaki kadar, emek topraÄŸa deÄŸer katmamıştır. Aynen kapitalist giriÅŸimlerde olduÄŸu gibi hesaplama hataları her yerde olabilir, ama kurumlar [ticari iÅŸletmeler] kurulduktan sonraki ilk beÅŸ yıl içinde bunların büyük bir kısmının iflas ettiÄŸi biliniyorken, bu ya da buna benzer herhangi bir ÅŸeyin Komünist topluluklarda olmadığı da kabul edilmelidir. İşte bu nedenle burjuva basını kurnazlık yaptığını sanarak, AnarÅŸistlere kendi topluluklarını kurmak için bir ada vermeyi önerdiklerinde, tecrübemize dayanarak bu öneriyi kabul etmeye hazırız; tabii bu adanın örneÄŸin bir Fransız adası (Paris) olması ve payımıza düşen toplumsal deÄŸerin saptanması koÅŸulu ile. Ama ne Paris’i, ne de toplumsal refahtan payımıza düşeni vermeyeceklerini bildiÄŸimiz için, bir gün bir tanesini ele geçirmemiz ve Toplumsal Bir Devrim yolu ile kendimizinkini [toplumsal refahtan bize düşen payı] almamız gerekecektir. Paris ve Barcelona buna oldukça yaklaÅŸmıştı –ve o zamandan bu yana fikirler ilerleme gösterdi.
[Bu] ilerleme her ÅŸeyden önce izole edilmiÅŸ bir ÅŸehrin, ilan edilmiÅŸ bir Komünün varolmasının oldukça güç olduÄŸunu görmemize olanak tanıyor. Bu nedenle Amerikan Sosyalistlerinin önerdiÄŸi gibi, ki bunda haklıydılar; bu giriÅŸim belli bir arazi [ing. territory] –örn. Batı Devletlerinden birinde, Idaho yaa da Ohio’da– üzerinde yapılmalıdır. GeleceÄŸin Komünizm deneyimini tek bir ÅŸehrin sınırları içinde deÄŸil, yeterince geniÅŸ bir arazi üzerinde uygulamaya koymaya baÅŸlamalıyız.
Sık sık Devlet Komünizminin imkansız olduÄŸunu gösterdik, yani bu konu üzerine durmak faydasızdır. Dahası bunun ispatı Devlete inananların, yani Sosyalist Devlet taraftarlarının bizzat kendilerinin Devlet Komünizmine inanmamalarıdır. Bunların bir kısmı kendilerini bugünün devlet erkini –Burjuva Devletini– ele geçirmekle meÅŸgul etmekte; ve Sosyalist Devlet fikirlerinin, herkesin devletin bir aracı durumuna indirgendiÄŸi Devlet kapitalizminden ne farkı olduÄŸunu açıklamak konusunda kendilerini bir nebze olsun sıkıntıya sokmamaktadırlar. Biz bunlara aslında amaçlarının bu olduÄŸunu [yani Devlet kapitalizmi ile aynı olduÄŸunu] söyleyince, [bundan] rahatsız olmaktalar; ama kurmaya çalıştıkları diÄŸer toplumsal sistemi açıklamaya da hala yanaÅŸmamaktalar. Yakın bir gelecekte toplumsal devrim olmasına imkan vermedikleri için, onların amacı bugünkü Burjuva Devleti içinde hükümette bir yer almaktır, ve bunun nerede sona ereceÄŸine karar vermeyi ise geleceÄŸe bırakırlar.
Geleceğin Sosyalist Devriminin ana hatlarını ortaya koymaya çalışanlarsa, tüm önerdiklerinin istatistik büroları kurmak olduğu noktasında eleştirilerimize maruz kalırlar. Ama bu aslında sadece sözcüklerle oynamaktır. Bunun da ötesinde bugün artık anlaşılmıştır ki, ortadaki tek istatiksel değerler, yaşlarının, işlerinin, toplumsal konumlarının, veya alıp-sattıklarının, ürettiklerinin ve tükettiklerinin listelerini bireylerin kendilerinin kaydettiği istatistiksel değerlerdir.
Ortaya konacak sorular genelde (bilim adamları ve istatistik topluluklarınca) [yürütülen] gönüllü ihtimama [oldukça ayrıntıları bir ÅŸekilde inceleme, ing. voluntary elaboration] dayanır, ve istatistik bürolarının halihazırdaki iÅŸleri soruların Dağıtılması, cevapların düzenlenerek, mekanik bir ÅŸekilde özetlenmesinden oluÅŸmaktadır. Devleti, hükümeti bu iÅŸleve indirgemek, ve “hükümet” ile sadece bunun anlaşılması gerektiÄŸini söylemek, (samimi olarak söyleniyorsa) onurlu bir geri çekilmeden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Ve artık 30 yıl öncesinin Jakobenlerinin, diktatörlük ve sosyalist merkezileÅŸme fikirlerinden tamamı ile vazgeçtiklerini de kabul etmeliyiz. Artık hiç kimse patates ya da pirinç üretimi ya da tüketiminin Berlin’deki Alman Halk Meclis (Volkstadt) tarafından düzenlenmesi gerektiÄŸini söylemeye kalkışmıyor. Bu yavan ÅŸeyler artık söylenmiyor.
Komünist devlet kendi taraftarlarınca bile terk edilmiÅŸ bir Ütopya’dır, ve artık [bunun] ötesine geçmenin zamanıdır. Sorgulanması gereken çok daha önemli bir soru ise ÅŸudur: Yine AnarÅŸist veya Özgür Komünizm de aslında bireysel özgürlüğün azaltılmasını ima eder mi, yoksa etmez mi?
İşin doğrusu, özgürlük hakkındaki tüm tartışmalarımızda, fikirlerimiz geçmiş yüzyılların serfliğinin ve dinsel baskıcılığının süregelen etkisiyle gölgelenmektedir.
İktisatçılar efendi ile (açlık tehlikesi altındaki) çalışanı arasında yapılan sözleÅŸmeleri [kontratları] bir özgürlük ortamı olarak sunmuÅŸlardır. Siyasetçiler [aslında] Devlet’in bir serfi ve vergi ödeyicisi durumuna gelen vatandaşın halihazırdaki durumunu [özgürlük olarak adlandırmışlardır]. Mill ve onun birçok takipçileri gibi en ileri ahlakçılar, diÄŸerlerinin eÅŸit [derecedeki] özgürlüklerini ihlal etme durumu hariç olmak üzere, hürriyeti [ing. liberty] herÅŸeyi yapabilme hakkı olarak tanımlarlar. “Hak” kelimesinin geçmiÅŸ dönemlerden kalma, hiç ya da hemen hemen hiç [denebilecek] bir anlam ifade etmesinin yanısıra; Mill’in, Spencer ve birçok yazarın ve hatta bazı bireycil AnarÅŸistlerin [hürriyet] tanımı, mahkemeleri ve kanuni cezaları, hatta ölüm cezalarını tekrar oluÅŸturmalarına olanak tanımıştır –yani [onlar] takdire ÅŸayan bir ÅŸekilde eleÅŸtirdikleri devleti, kaçınılmaz bir ÅŸekilde tekrar iÅŸin içine katarlar. Yine özgür irade fikri de tüm bu uslamlamaların gerisinde saklıdır.
EÄŸer tüm bilinçsiz eylemleri bir kenara bırakıp, sadece (hukuki, dini ve ceza sistemlerinin etkilemeye çalıştıkları) önceden tasarlanmış eylemleri dikkate alırsak, bu çeÅŸit eylemlerin her birinin insan beynindeki bazı tartışmalar tarafından öncellendiÄŸini görürüz. ÖrneÄŸin “Dışarıya çıkıp, yürüyüş yapacağım” [derken], bazısı [ise] “Hayır, bir arkadaşımla randevum var”, ya da “Bir iÅŸi bitirmeye söz verdim”, veyahut “EÅŸim ve çocuklarım evde kalmamdan memnun olacaklardır”, ya da “eÄŸer iÅŸe gitmezsem, iÅŸimi kaybederim” diye düşünür.
Bu son fikir bir cezalandırma korkusunu ifade eder. İlk üç durumda, kiÅŸi sadece kendisiyle, sadakat (ing. loyalty) alışkanlığıyla, tutkularıyla [ing. sympathy] yüzleÅŸmek zorundadır. Ve iÅŸte bütün fark burada yatmaktadır. Ceza korkusu ile belirli taahhütlerinden [ing. engagement] vazgeçmesi gerektiÄŸini düşünmeye zorlanan insanın özgür bir insan olmadığını söyleyebiliriz. Ve biz insanlığın kendisini cezalandırılma korkusundan kurtabileceÄŸini ve kurtarması gerektiÄŸini; ve cezalandırılma korkusunun ve hatta suçlanma isteksizliÄŸinin [suçlanmadan korkmanın] ortadan kalkacağı AnarÅŸist bir toplumu kurabileceÄŸini söylüyoruz. Biz bu ülküye doÄŸru yürüyoruz. Ama biliyoruz ki kendimizi ne sadakat (sözlerimizi tutma) alışkanlıklarından, ne de tutkularımızdan (sevdiÄŸimiz, üzmek ve hatta hayal kırıklığına uÄŸratmak istemediÄŸimiz kiÅŸilere acı çektirme korkusu) tamamı ile alıkoyabiliriz. Bu açıdan insan hiç bir zaman özgür deÄŸildir. Adasındaki Crusoe özgür deÄŸildi. Gemisini inÅŸa etmeye, bahçesini ekmeye ya da kış için erzağını biriktirmeye baÅŸladığı anda, o hapsolmuÅŸ, [yaptığı] iÅŸ [ing. work] tarafından zaptedilmiÅŸti. Kendini [aylak] hissettiÄŸi ve maÄŸarasında rahatça yan gelip yatmayı tercih edeceÄŸi bir anda, bir anlık tereddüt geçirmiÅŸse de mamafih iÅŸine devam etmiÅŸtir. Bir köpeÄŸin, iki üç keçinin arkadaÅŸlığına mahzar olduÄŸu anda, ve herÅŸeyden öte Cuma ile karşılaÅŸtıktan sonra, bu kelimelerin bazen tartışmalarda kullanıldığı anlamda, artık o mutlak olarak özgür deÄŸildi. Artık yükümlülükleri vardı, diÄŸerlerinin çıkarlarını da gözetmek zorundaydı; artık o zaman zaman onda görmeyi umduÄŸumuz mükemmel bir bireyci [ing.perfect individualist] deÄŸildi. Bir eÅŸ ve çocukları olduÄŸu, kendisini eÄŸittiÄŸi ya da diÄŸerlerine (topluma) güvendiÄŸi anda; evcil bir hayvana sahip olduÄŸu ve hatta belli saatlerde sulanması gereken bir meyva aÄŸacına sahip olduÄŸu anda –artık o andan itibaren–, zaman zaman özgür insan biçimi olarak tasvir edilen “hiçbir ÅŸeyi umursamayan”, “egoist”, “bireyci” [kavramlarının] dışına çıkmıştı. Ne Crusoe’nin adasında, ne de olası herhangi bir toplumda, bu [insan] biçimi varolabilir. İnsanlar, aralarındaki karşılıklı çıkar [ing. interest, fayda] iliÅŸkilerinin kuruluÅŸuna oranla diÄŸer insanların çıkarlarını gözönüne alır ve alacaktır da; ve bu daha fazla böyle oldukça, diÄŸerleri de kendi duygu ve arzularını daha fazla beyan edeceklerdir [olumlu bir ÅŸekilde ortaya koyacaklarıdır].
Böylece şu söyleyeceğimizden daha başka bir hürriyet tanımı bulamayız; toplumca uygulanabilecek cezalandırmanın korkusu (arkadaşımızdan kaynaklanması haricinde, bedeni sınırlamalar, açlık ve hatta sansür tehdidi) olmadan yapma [eyleme] imkanı.
Hürriyeti bu anlamda kavrayınca (bunun daha kapsamlı ve aynı zamanda daha gerçek bir tanımlaması bulunabileceği konusunda şüpheliyiz), Komünizmin bireysel hürriyeti azaltabileceğini, ve hatta tamamen yok edebileceğini söyleyebiliriz, ve pek çok Komünist komünde buna teşebbüs edilmiştir; ama bu [Komünizm] aynı zamanda hürriyeti ulaşabileceği azami sınırına da genişletebilir.
Bunların [üst paragrafta bahsedilen farklı sonuçların oluşması olasılıklarının] hepsi, birliğin [ing. asssociation] üstünde kurulduğu temel ilkelere dayanır. Bu köleliği içeren bir birlik biçimi değildir; Birliğin, az ya da çok, liberter tabiatını belirleyecek olan, birliğe [beraberimizde] getirdiğimiz bireysel hürriyet[-e dair] fikirlerdir.
Bu tüm birlik biçimleri için geçerlidir. İki bireyin aynı çatı altında birarada yaÅŸaması her ikisinin de hürriyetine yol açabileceÄŸi gibi, birisinin diÄŸerinin arzusu dahilinde köleleÅŸmesine de yol açabilir. Aynı ÅŸey bahçe bakımı yapan veya gazete çıkaran bir aile’de de, iki kiÅŸinin iÅŸbirliÄŸinde de geçerlidir. İster büyük isterse küçük birlikler olsun, her toplumsal kurum için bu geçerlidir. İşte bu nedenle onuncu, onbirinci ve onikinci yüzyıllarda, eÅŸitler komünlerinin [ing. communes of equals], yani insanların eÅŸit olduÄŸu [komünlerin kurulduklarını] –ve dört yüzyıl sonra ise aynı komünün rahiip diktatörlüğünü talep ettiÄŸini– görüyoruz. Özgürlük, müzakere yolu ile anlaÅŸmazlıkları halletme ve federalizmi tam olarak uygulama silinip giderken; hakimler ve yasalar varlıklarını devam ettirdiler, Roma hukuku ve Devlet fikri hakim hale geldi; ve böylece de kölelik canlandı. Bugüne kadar denenmiÅŸ olan tüm toplumsal örgüt biçimleri ya da kurumları arasında, Komünizm –topluluÄŸu ortaya çıkaran fikrin Hürriyet, AnarÅŸi olması ÅŸartıyla– en azami miktarda bireysel hürriyeti saÄŸlayandır.
Komünizm diğer kurumların gerçekleştiremediği tüm özgürlük ve baskı biçimlerini içinde barındırmaya muktedirdir. Herkesin örtük olarak [sorgusuz, sualsiz] baş rahiplerin emirlerine itaat ettiği bir manastır ortaya çıkarabileceği gibi; bireye tüm özgürlüğünü sağlayan, ancak ortakları [katılımcıları] beraber olmayı arzuladıkça varolan, hiç kimseye hiçbir şeyi dayatmayan; bireyin hürriyetini savunmaktan ziyade arzulayan, büyüten, tüm yönleriyle genişleten, tamamı ile özgür bir örgüt de ortaya çıkarabilir. Komünizm otoriter de (ki bu durumda topluluk çok geçmeden çürüyecektir) olabilir, Anarşist de olabilir. Aksine Devlet[-te] bu olamaz. [Devlet] ya otoriterdir, ya da Devlet olmayı sürdüremez.
Komünizm ekonomik özgürlüğü diğer birlik biçimlerinden daha iyi sağlar; çünkü günlük çalışmanın yerine az bir miktarda çalışma karşılığında refahı ve hatta lüksü bile sağlayabilir. Şu halde onaltı saatin on veya onbir saatini (sekiz saat uyuyarak) bilinçli bir hayat yaşayacağımız boş zaman olarak vermenin anlamı, bireysel hürriyeti binlerce yıldır insanlığın ideallerinden biri olan bir noktaya getirmektir [genişletmektir].
Bu bugün Komünist bir toplumda yapılabilir, insan en azından on saatlik bir boş zamanı kullanabilir. Bu insan üzerindeki köleliğin en ağır yüklerinden birinden kurtulmak demektir.
İnsanları eÅŸitler olarak ilan etmek ve bir insanın baÅŸka bir insan tarafından idare edilmesini reddetmek baÅŸka bir ÅŸeydir; bireysel hürriyeti herhangi bir biçimdeki bir birliÄŸin –hayali olarak bile– ortaya koymadığı bir derecede arttırmak baÅŸka bir ÅŸeydir. Bu ancak ilk adım atıldıktan sonra mümkün olabilir; [yani] insanın varoluÅŸunun [yaÅŸamasının] araçları güvence altına alındığı, ve onu sömürmek için lütfeden kimselere artık ne kas, ne de beyin [gücünü] satmaya mecbur kalmadığı bir zaman.
Son olarak [bir yandan] insanın daha önceki eğitimi ve öğreniminin olanaklı kılacağı işini değiştirme [fırsatı saklı olmak üzere]; meşguliyetlerin [yapılan işlerin] çeşitliliğini tüm ilerlemenin kökeni olarak kabul etmek, ve boş zamanında ise insanı tamamen serbest bırakacak şekilde örgütlenmek; yine kendi [kişisel] gerçek gelişimi için tüm yönlerdeki kapıları [ardına kadar] açık bulacak bireyin özgürleşmesini ifade eder.
Tüm geri kalan ÅŸeyler içinse, herÅŸey topluluÄŸun üstüne inÅŸa edildiÄŸi ülkülere dayanır. Kendisini mutsuz hisseden ve bunu yüzüne yansıtanlara “kardeÅŸler” tarafından şöyle hitap edildiÄŸi dini toplulukları bilmekteyiz: “Üzgünsün. Yine de mutlu bir görünüm takın, aksi takdirde erkek ve kız kardeÅŸlerini hüzünlendireceksin”. Ve yine yedi üyesi olan ve birisinin [bir üyenin] bahçe bakımı, idare, ev bakımı ve alışveriÅŸ gibi dört ayrı komitede baÅŸkan olarak mutlak yetkilerle görev aldığı toplulukları biliyoruz. [Yine] “otoritenin suçluların”ca kurulan ya da iÅŸgal edilen (Mr. Lombrose’a tavsiye edilen özel bir çeÅŸit) topluluklar olduÄŸunu; ve dikkate deÄŸer sayıda bir topluluÄŸun da, bireyin toplum tarafından içerilmesinin [özelliklerini yok ederek içerme, ing. absorption] çılgın destekleyicileri tarafından kurulduÄŸunu biliyoruz. Ama bu insanlar Komünizmin deÄŸil, (özünde gayet otoriter olan) Hristiyanlığın ve Roma hukukunun, Devletin ürünleridirler.
Toplumun polissiz ve yargıçsız, Devlet fikri olmadan varolamayacağını savunan insanların bu temel fikri tüm hürriyete karşı süregelen bir tehlikedir, ve –her bir bireyin kesin hissesini hesaplamadan, tüketmek ve üretmekten oluÅŸan– Komünizmin temel fikri deÄŸildir. Aksine bu [Komünizmin] fikri özgürlüğün ve özgürleÅŸmenin fikridir.
Böylece şu sonuçlara varmış durumdayız: Bugüne kadarki Komünizm girişimleri başarısız olmuştur, çünkü:
Topluluğu, basitçe ekonomik tüketim ve üretimin aracı olarak görmek yerine, dini nitelikteki güdülerle oluşturulmuşlardır,
Kendilerini toplumdan soyutlamışlardır [izole etmişlerdir],
Otoriter bir ruh ile ÅŸekillendirilmiÅŸlerdir,
Federe olmak yerine izole edilmiÅŸlerdir,
Mensuplarının emeğine o kadar ihtiyaç duymuşlardır ki, [üyelerine] boş zaman bırakmamışlardır,
Bireyin olası en azami özgürlüğünü hedefleyecek [biçimler] yerine, babaerkil aile biçimini model olarak almışlardır.
Gayet ekonomik bir kurum olan Komünizm; bireye, baÅŸlatıcıya, belirginleÅŸen geleneklere karşı isyan edene saÄŸlanacak hürriyet miktarı hakkında herhangi bir ÅŸekilde bir ön kestirimde bulunmaz. Bu otoriter olabilir, ki bu durumda kaçınılmaz olarak topluluÄŸun ölmesine yol açacaktır; ve bu liberter de olabilir, ki [bu] 15. yüzyılın genç ÅŸehirlerindeki kısmi komünizm [deneyimi] altında dahi, tamamı ile dinç olan genç bir uygarlığın ortaya çıkmasına, Avrupa’nın yeni baharına yol açmıştır.
Tek kalıcı Komünizm biçimi, [buna toplulukta birarada yaşayan] arkadaşlar arasındaki yakın ilişkinin neden olduğu [-nu gören], her çabanın bireyin hürriyetini tüm yönleri ile genişlettiği bir [Komünizmdir].
Bu koşullar altında, bu düşüncenin etkisi altında, halihazırda ona garanti edilen boş zaman miktarı ile arttırılmış olan bireyin hürriyeti, bugün olmakta olan belediye gazı, büyük mağazalarca yapılan evden eve yiyecek servisi, modern oteller, ya da çalışma zamanlarında arkadaşımız [olan] binlerce emekçi ile beraber çalışıyor olmamız gerçeğinden daha başka şekillerde kısıtlanamaz.
Amaç ve araç olarak Anarşiyle Komünizm mümkün hale gelir. Bu olmadan zorunlu olarak köleliktir ve yaşayamaz.
ÇEVİRİ: Anarşist Bakış
Kaynak: “Communism and Anarchy“
Cevap Yaz