PAUL AVRICH
(1970)

Amerikan Tarih BirliÄŸi [American History Association]‘ın 30 Aralık 1969 yıllık toplantısında sunulan makale, Washington. D.C.

GeçtiÄŸimiz yüzyılda, anarÅŸizm devrimci hareket içindeki ana kuvvet olarak ortaya çıkıyordu, ve onun önde gelen savunucusu ve peygamberi Bakunin‘in ismi, işçiler ve Avrupa’nın radikal entelektüelleri arasında, Birinci Enternasyonal’in liderliÄŸi için rekabet ettiÄŸi Karl Marks kadar iyi biliniyordu. Bakunin, Marks’ın aksine, ününü ayaklanmanın bir kuramcısı olarak deÄŸil de esasen bir aktivisti olarak edinmiÅŸti. O kütüphanede oturup, önceden belirlenecek olan bir devrim üzerine çalışacak ve yazı yazacak birisi deÄŸildi. Eyleme geçmek için sabırsız olan Bakunin, bastırılması imkansız bir çoÅŸkuyla, Paris’den Avusturya ve Almanya barikatlarına kadar yaÅŸanan devrim gelgitinde hareket eden bir Prometheus figürü olarak 1848 ayaklanmasına yöneldi. Bir çaÄŸdaşımızın belirttiÄŸi gibi, Bakunin gibileri “kasırga ile büyürler, ve güneÅŸli bir havadan ziyade fırtınalı bir iklimde olgunlaşırlar” [01].

Bakunin‘in 1869 Dresden ayaklanması sırasında tutuklanması onun ateÅŸli devrimci faaliyetini kesintiye uÄŸrattı. Bundan sonraki sekiz yılını, altısı çarlık Rusya’sının karanlık zindanlarında olmak üzere, hapishanede geçirdi; en sonunda cezası ömür boyu Sibirya sürgününe çevrildiÄŸinde, iskorbüt yüzünden diÅŸleri dökülmüş ve saÄŸlığı ciddi bir biçimde bozulmuÅŸtu. 1861′de, gardiyanlarını atlatarak, yerküreyi dolaÅŸacağı ve Avrupa genelindeki radikal gruplar arasında ismini bir efsane ve bir tapınma nesnesi haline getirecek heyecanlı uzun bir yolculuÄŸa çıktı.

Bakunin, romantik bir isyancı ve tarihteki aktif bir kuvvet olarak, Marks’ın asla rakip olamayacağı bir kiÅŸisel cazibeye sahip olmuÅŸtur. Dresden ayaklanmasından arkadaşı olan besteci Richard Wagner “onun hakkındaki her ÅŸey devasaydı” diye anıyor onu; “o, tamamen ilkel bir çoÅŸku ve kuvvetle doluydu” [02]. Bakunin’in bizzat kendisi, “geniÅŸ ufuklar açan, sonu önceden görülemeyen fantastik, sıradışı, daha önce hiç duyulmamış olan maceralara olan aÅŸkı“ndan bahseder [03]. Bu da baÅŸkalarında abartılı rüyalara esin kaynağı olmuÅŸ, ve 1876′da öldüğünde, devrimci geleneÄŸin serüvencileri ve ÅŸehitleri arasında benzersiz bir yer kazanmıştı. Alexander Herzen, Bakunin için, “bu adam sıradan bir yıldız altında deÄŸil, bir kuyruklu yıldız altında doÄŸmuÅŸtu” diyordu [04]. Engin yüce gönüllüğü ve bir çocuÄŸu andıran meraklılığı, hürriyet ve eÅŸitliÄŸe olan yakıcı tutkusu, ayrıcalık ve adaletsizliÄŸe karşı bir volkan gibi patlayan ÅŸiddetli saldırısı; tüm bunlar zamanının liberter çevrelerinde ona fazlasıyla insani bir cazibe kazandırmıştı.

Ancak, Bakunin, eleÅŸtirmenlerinin hiç durmaksızın iÅŸaret ettikleri gibi, sistemli bir düşünür deÄŸildi. Öyle olduÄŸunu da asla iddia etmedi. Çünkü o kendisini “bir felsefeci veya Marks gibi bir sistem mucidi olarak deÄŸil” [05], eylem içindeki bir devrimci olarak görüyordu. PeÅŸinen belirlenmiÅŸ veya önceden kararlaÅŸtırılmış tarih yasalarının varlığını kabullenmeyi reddediyordu. Toplumsal deÄŸiÅŸimin “nesnel” tarihsel koÅŸulların yavaÅŸ yavaÅŸ ortaya çıkmasına dayandığı görüşünü reddediyordu. Aksine, insanların kendi kaderlerini belirlediÄŸine, onların yaÅŸamlarının soyut sosyolojik formüllerin Procusterian yatağına hapsedilemeyeceÄŸine inanıyordu. Bakunin, “bugüne kadar yazılmış olan hiçbir kuram, hiçbir hazır sistem, hiçbir kitap dünyayı kurtarmayacaktır” diyordu [06]. Marks, işçilerin kuramlarını öğreterek, yalnızca her insanın zaten sahip olduÄŸu devrimci ateÅŸi –”hürriyete olan ÅŸiddetli arzuyu, eÅŸitliÄŸe olan tutkuyu, kutsal ayaklanma içgüdüsünü”– söndürecektir diyordu [07].

Bakunin’in etkisi esasen, Peter Kropotkin’in belirttiÄŸi gibi, “entelektüel bir otorite“den ziyade “ahlaki bir kiÅŸilik” idi [08]. Åžaşılacak derecede çok yazmış olmakla beraber, gelecek kuÅŸaklara tek bir bitmiÅŸ kitap dahi bırakmamıştır. Çalkantılı varoluÅŸu nedeniyle yarım kalacak ve asla tamamlanmayacak yeni eserlere baÅŸlardı hep. Onun edebi ürünü, Thomas Masaryk’ın betimlemesiyle, “ufak ufak parçaların biraraya geldiÄŸi bir yamalı bohça” idi [09].

Ancak yine de yazıları, ne kadar hatalı olsa da ve metodolojik olmasa da, kendi zamanın ve bizim zamanımızın en önemli sorunlarından bazılarını aydınlatmakta, onları kavramaya yönelik ışıltıları bolca taşımaktadır. Bu makalenin göstermeye çalıştığı ÅŸey ise, Bakunin’in kiÅŸiliÄŸinden geri kalmamak üzere fikirlerinin de devamlı bir etki, son birkaç yıl içerisinde özellikle dikkat çeken bir etki ortaya koyduÄŸudur. Bakunin’in ruhu bir kere dahi dillenmiÅŸse eÄŸer, bunun yeri anarÅŸizmin kara bayrağının göze çarpar bir ÅŸekilde dalgalandırıldığı, ve Sorbonne’da duvarlara kazınan graffitiler arasında Bakunin’in ünlü ifadesi “yıkma arzusu yaratıcı bir arzudur“un dikkat çeken bir yer iÅŸgal ettiÄŸi Mayıs 1968 Paris’inin öğrenci semtleriydi. Ülkemizde [ABD'de], Eldridge Cleaver, Soul on Ice [Buz Üzerindeki Ruh] adlı eserinde, Bakunin’e, ve yakın zamanda Berkeley’deki Kara Panter örgütlenmesi tarafından broşür biçiminde basılan Neçayev’in Catechism of Revolutionary [Devrimcinin El Kitabı]‘na olan borcunu ifade eder. Sosyolog Lewis Coser, Bakunin’in genç fanatik müritinin ardından, zekice “Andlar’ın Neçayevi” dediÄŸi Régis Debray’de yeni-Bakuninci bir yön görür [10]. Ve Frantz Fanon’un etkili kitabı, The Wretched of the Earth [Yeryüzünün Lanetlileri], sömürge zalimlerini yok etmek için en alttan ayaklanan hor görülen ve dışlananlar ÅŸeklindeki Manichean görüşleriyle, bazen doÄŸrudan Bakunin’in toplu eserlerinden alınmışçasına okunabilir. Kısacası, yeni kuÅŸağın kendiliÄŸinden, doktriner olmayan [undoctrinaire] ayaklanmacılığı yeniden keÅŸfettiÄŸi bir zamanda, Bakunin’in öğretileri onlara miras kalmıştır.

Yirminci yüzyılda bu kadar geçerli olduklarını ispatlayan bu fikirler nelerdir –belki de Bakunin’in kendi zamanından da daha fazla? Her ÅŸeyden önce, Bakunin, Marks hariç olmamak üzere, çaÄŸdaÅŸlarının hepsinden daha açık bir ÅŸekilde modern devrimin gerçek mizacını önceden görmüştü. Marks’a göre, sosyalist devrim iyi örgütlenmiÅŸ ve sınıf bilincine sahip bir proletaryanın ortaya çıkmasını gerektiriyordu; Almanya ve İngiltere gibi oldukça sanayileÅŸmiÅŸ ülkelerde olması beklenecek bir ÅŸey. Marks, köylülüğü yapıcı devrimci eylem için en az yetisi olan toplumsal sınıf olarak görüyordu: köylüler, ÅŸehrin yoksul semtlerinin Lümpen-preletaryası ile birlikte, cahil ve ilkel barbarlardan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildiler; karşı-devrim öbeÄŸiydiler. Bakunin’e göre ise tam aksine, burjuvazi uygarlığının bozucu etkilerine en az maruz kalmış olan köylüler ve Lümpen-proletarya, ayaklanmaya yönelik ilkel gayretlerini ve fırtınalı içgüdülerini muhafaza etmiÅŸlerdi. O, gerçek proletaryanın, orta sınıfların gösteriÅŸ ve özlemleriyle lekelenmiÅŸ yetenekli zanaatkarlar ve örgütlü fabrika işçilerden deÄŸil, gerçekten de zincirlerinden baÅŸka kaybedecek bir ÅŸeyleri olmayan milyonlarca “uygarlaÅŸmamış [medeniyetten bihaber], mirasdan yoksun bırakılmış ve cahil [olan]” yığınlardan oluÅŸtuÄŸunu söylüyordu. Bu nedenle, Marks eÄŸitimli ve disiplinli bir işçi sınıfının önderliÄŸindeki örgütlü bir devrime inanırken, Bakunin ise umutlarını, adalate yönelik içgüdüsel tutkusu ve söndürülemez intikam duygusuyla hareket eden medeniyetden yoksun kitlelerin ayaklanması olan, kendiliÄŸinden yükselen çılgın ÅŸehir kalkışmalarının [mob] eÅŸlik ettiÄŸi bir köylü jacquire’sine [ayaklanmasına; Fransız devrimi sırasındaki büyük köylü ayaklanmaları için kullanılan özel bir terim] baÄŸlamıştı. Bakunin’in modeli onyedinci ve onsekizinci yüzyıllardaki büyük Razin ve Pugaçev isyanlarına dayanmaktaydı. Onun görüşü, her kesimi kapsayan bir baÅŸkaldırma, işçi sınıfının yanısıra toplumun en karanlık unsurlarını –Lümpen-proletaryayı, ilkel köylülüğü, iÅŸsizleri, haydutları [outlaw, yasal haklarından yoksun bırakılanları]– içeren kitlelerin, kendilerini sefalete ve köleleÅŸtirilmeye itenlerin çukurlarını kazanların tümünün, kitlelerin gerçek bir ayaklanmasıydı.

Takip eden olaylar, Bakunin’in görüşünün doÄŸruluÄŸunu çarpıcı bir ÅŸekilde onaylamıştır. Günümüz tarihçilerinin, tarihin ÅŸekillendirilmesinde ilkel ve kendiliÄŸinden olan hareketlerin rolüne yeni bir ilgi göstermelerinde pek ÅŸaşılacak bir ÅŸey yoktur. ModernleÅŸme ile tarımsal ayaklanma arasındaki iliÅŸkiyi yakın zamanda inceleyen Barrington Moore’un, keza Eric Hobsbawn, George Rudé, E.P. Thompson’un ve baÅŸkalarının çalışmalarından, çoÄŸu modern devrimin, geçmiÅŸteki pek çokları gibi, büyük ölçüde planlanmadığını ve kendiliÄŸinden olduÄŸunu, kentli ve kırsal emekçilerin kitle hareketleriyle yönlendirildiÄŸini, çoÄŸunlukla anarÅŸistik bir ruhla yapıldığını anlamaya baÅŸlıyoruz. Bu naif, ilkel ve irrasyonel gruplar, artık kenarda köşede kalan unsurlar olarak tarihçiler tarafından ihmal edilemezler. Onlar, tam aksine, toplumsal deÄŸiÅŸimin tam merkezinde yer alıyorlar.

Bakunin, zamanımızın büyük devrimlerinin görece azgeliÅŸmiÅŸ ülkelerin “en derinleri“nden çıkacağını önceden görmüştü. İleri medeniyetlerdeki çöküşü, geri ve ilkel uluslardaki canlılığı görmüştü. Devrimci itkinin, insanların hiçbir mülke sahip olmadığı, düzenli bir iÅŸlerinin olmadığı, ve varolan ÅŸekliyle iÅŸlerin gidiÅŸatından hiçbir çıkarlarının olmadığı yerlerde en güçlü olacağında ısrar etmiÅŸti; ve bu, düşlerindeki ayaklanmanın İngiltere veya Almanya gibi zengin ve disiplinli ülkelerden ziyade Avrupa’nın güney ve doÄŸusunda baÅŸlayacağı anlamına geliyordu.

Bu devrimci görüşler Bakunin’in daha önceki Panslavizmi ile yakından iliÅŸkiliydi. 1848′de, Batı Avrupa’nın çöküşünden bahsediyor, ve yeniden oluÅŸması için en ilkel, en az sanayileÅŸmiÅŸ Slavlarda bir umut ışığı görüyordu. Avusturya İmparatorluÄŸu’nun parçalanmasının bir Avrupa devrimi için asli koÅŸul olduÄŸuna inanarak, onun yıkılması ve yerini bağımsız Slav cumhuriyetlerinin alması çaÄŸrısında bulunuyordu –yetmiÅŸ yıl sonra gerçekleÅŸen bir düş. Slav milliyetçiliÄŸinin gelecekteki önemini doÄŸru bir ÅŸekilde önceden tahmin etmiÅŸ, ve dahası Slavların devriminin Avrupa’nın toplumsal dönüşümünü önceleyeceÄŸini görmüştü. Özellikle de, kendi toprağı Rusya’ya geçmiÅŸin Üçüncü Roma’sına ve geleceÄŸin Üçüncü Enternasyonal’ine benzer bir mesihsel rol biçmiÅŸti. “Devrimin yıldızları“, diye yazıyordu 1848′de, “bir kan ve ateÅŸ denizi içerisinden Moskova’nın üzerinde yükselecek, ve kurtulmuÅŸ insanlığı yönlendirecek bir kutup yıldızına dönüşecektir” [11].

Böylece, neden Marks’ın deÄŸil de Bakunin’in modern devrimin gerçek peygamberi olduÄŸunu görebiliriz. Yirminci yüzyılın en büyük üç devrimi –Rusya, İspanya ve Çin– de görece geri ülkelerde gerçekleÅŸti, ve hepsi de büyük ölçüde, Bakunin’in tahmin ettiÄŸi üzere, kentli yoksulların kendiliÄŸinden patlamalarıyla ilintili olan “köylü savaÅŸları” idiler. Köylülük ve niteliksiz işçiler, Marks’ın utangaç bir küçümseyiÅŸ sergilediÄŸi bu basit gruplar, yirminci yüzyıl toplumsal ayaklanmalarının kitle tabanı haline geldiler –genellikle “Marksist” olarak damgalanan, aslında çok daha doÄŸru bir ÅŸekilde “Bakuninci” olarak tasvir edilebilecek ayaklanmalar. Dahası, Bakunin’in görüşleri, bir bütün olarak, Bakunin’in geri, periferi Avrupasının küresel ölçekteki modern karşılığı olan “Üçüncü Dünya” içerisindeki toplumsal mayalanmayı önceden tahmin etmiÅŸti.

Bu nedenle, Bakunin’in ruhunun, Frantz Fanon ve Régis Debray, ve daha az ölçüde olmak üzere Eldridge Cleaver ve Herbert Marcuse gibi günümüz kuramcılarının yazılarına sinmesinde ÅŸaşıracak bir ÅŸey yoktur. Fanon, hiç de Bakunin’den geri kalmayacak ÅŸekilde, işçi sınıfının kurulu düzenin deÄŸerleri tarafından yozlaÅŸtırıldığına ve devrimci ateÅŸini kaybettiÄŸine inanmıştı. “Büyük hata“, diye yazıyordu, “azgeliÅŸmiÅŸ bölgelerin siyasi partilerinin çoÄŸundaki içsel kusur, geleneksel çizgileri takip ederek, siyasi açıdan en bilinçli olan unsurlara yaklaÅŸmak olmuÅŸtur: kentlerdeki işçi sınıfları, nitelikli işçiler ve devlet memurları –yani, nüfusun yüzde birden fazllasını nadiren temsil eden küçük bir kesim” [12]. Fanon, Bakunin gibi, umutlarını ayrıcalıksız ve AvrupalılaÅŸmamış köylü emekçilerle, köklerinden sökülmüş, yoksullaÅŸtırılmış, kıtlık içinde yaÅŸayan ve kaybedecek hiçbir ÅŸeyi olmayan, gecekondu mahallerinde yaÅŸayan Lümpen-proletarya‘dan oluÅŸan büyük yığına baÄŸlamıştı. Fanon’a göre, Bakunin için olduÄŸu gibi, bir insan ne kadar basit [ilkel] olursa onun devrimci ruhu da o ölçüde saf olurdu. Fanon “insanlığın umutsuz süprüntüleri“nden doÄŸal asiler olarak bahsettiÄŸinde, Bakunin ile aynı dili konuÅŸmaktadır. Dahası, Bakunin ile sadece yeraltının devrimci potansiyeline iliÅŸkin güveni paylaÅŸmakla kalmaz, ateÅŸ yoluyla bir yeniden doÄŸuÅŸ görüşünü, çöken ve baskıcı Avrupa medeniyetinin baÅŸtan aÅŸağı reddedilmesini de paylaşır –bunun yerine, Üçüncü Dünya’nın “insanın yeni tarihini” baÅŸlatması gerektiÄŸini söyler. Kara Panterler de Fanon’un birçok düşüncesini kabullenmiÅŸlerdir; Eldridge Cleaver ve Huey Newton, Amerika’daki siyahları, beyaz polisin iÅŸgal ordusuyla kontrol altında tutulan, beyaz iÅŸadamları ve siyasetçiler tarafından sömürülen bir ezilenler kolonisi olarak tasvir ettiklerinde ona –ve dolaylı olarak da Bakunin’e– olan borçlarını açıkça kabullenmektedirler.

Benzer ÅŸekilde, Herbert Marcuse, One Dimensional Man‘de [Tek Boyutlu İnsan], devrimci deÄŸiÅŸimin en büyük umudunun, “toplumdan dışlananlardan ve toplumun dışında kalanlardan meydana gelen altkatmanda, diÄŸer ırklar ve renklerin sömürülen ve zulmedilenlerinde, iÅŸsizler ve iÅŸsiz bırakılabilecekler“de yattığını yazar. EÄŸer bu gruplar, diye ekler, radikal entelektüellerle ittifak kurarlarsa, “en ileri bilince sahip insanlık ile onun en çok sömürülen kuvveti“nin ayaklanması gerçekleÅŸebilir [13]. Yine burada da etkisi açık olan kiÅŸi Marks’dan ziyade Bakunin’dir. Çünkü memnuniyetsiz [disaffected] öğrenci ve entelektüellere çok önem veren ve onlara olması yakın dünya devriminde anahtar rol atfeden Bakunin’dir. Marks’ın daha dar olarak tasarlanan proletarya ile burjuvazi arasındaki sınıf savaşının tam aksine, Bakunin’in her kesimi kapsayan sınıf savaşımı ÅŸeklindeki kahinsel görüşü, Marks’ın küçümsediÄŸi toplumun bu ek, bölünmüş unsuru için yeterince geniÅŸ bir alan yarattı. Marks’a göre, köksüz entelektüeller kendi baÅŸlarına bir sınıf deÄŸilllerdi, onlar ne de burjuvazinin atrılmaz bir öğesiydiler. Onlar, tarihsel sınıf savaşımı sürecinde hiçbir önemli rolleri olmayan, sadece orta sınıfın “süprüntüleri“, “bir avuç sınıf-dışı“[declassés, sınıfsızlar, hiçbir sınıfa ait olmayanlar]dan –müşterisi olmayan avukatlar, haastası olmayan doktorlar, küçük gazeteciler, beÅŸ parasız öğrenciler, ve benzerleri– ibarettiler [14]. Öte yandan, Bakunin içinse entelektüeller, “tamamen sınıf-dışı olan, hiçbir kariyer veya çıkış yolu olmayan ateÅŸli, enerjik gençler“, deÄŸerli bir devrimci kuvvetti [15]. Bakunin’in iÅŸaret ettiÄŸi gibi, sınıf-dışıların, iÅŸsiz Lümpen-proletarya ve topraksız köylüler gibi, iÅŸlerin halihazırdaki gidiÅŸatından hiçbir çıkarı yoktu, ve varolan düzeni yıkacak yakın [immediate, aÅŸamasız bir ÅŸekilde nihai amacını derhal gerçekleÅŸtirecek] bir devrimden baÅŸka bir ilerleme umutları da yoktu.

Genel olarak, Bakunin en büyük devrimci potansiyeli, modern toplumca ya kenara itilmiÅŸ olan veya ona uymayı reddeden, köklerinden koparılmış, yabancılaÅŸtırılmış sınıf-dışı unsurlarda görmekteydi. Bu alanda da yine dönemdaÅŸlarına göre gerçek bir kahindir. Çünkü [toplumdan] soÄŸutulmuÅŸ entelektüellerin mülksüzleÅŸtirilmiÅŸ kitlelerle birlikte gerilla tipi bir savaÅŸ hali içerisinde ittifak kurması, modern devrimlerin merkezi bir özelliÄŸi olmuÅŸtur. Régis Debray, modern ayaklanmanın bir diÄŸer etkili el kitabı olan Revolution in Revolution? [Devrim içinde Devrim?] kitabında bu fikri nihai sonucuna götürür. Bir iÅŸe sahip olan insanlar, der Debray, ne kadar yoksul ve baskı altında olurlarsa olsunlar ÅŸehir ya da köyde az çok normal bir iÅŸ hayatı olanlar, esasen burjuvadırlar, çünkü kaybedecek ÅŸeyleri vardır –iÅŸleri, evleri, geçimlilikleri. Debray’e göre, hayatından baÅŸka kaybedecek hiçbir ÅŸeyi olmayan köksüz gerilla gerçek proletardır; ve eÄŸer devrimci mücadele baÅŸarılı olacaksa, bu Debray’in sözleriyle “en yüksek sınıf savaşımı biçimlerini baÅŸlatacak” olan profesyonel gerilla takımları –yani, sınıf-dışı entelektüeller– tarafından yapılmalıdır [16].

Bakunin, günümüz açısından oldukça ilgili olan bir baÅŸka noktada daha Marks’la ayrı düşmüştür. Bakunin yakın bir devrimin saÄŸlam bir inananıydı. Zamanı gelince harekete geçecek devrimci kuvvetlerin, yavaÅŸ yavaÅŸ ortaya çıkacağı görüşünü reddediyordu. Onun aslında talep ettiÄŸi ÅŸey “özgürlük, hemen ÅŸimdi” idi. Varolan sisteme zaman kazandıracak bir kararsızlığa destek vermeyecekti. Eski düzen çürümüştür, diyordu, ve kurtuluÅŸ ancak onu topyekün yıkarak gerçekleÅŸebilirdi. Herhangi bir biçimiyle aÅŸamacılık ve reformizm abesle iÅŸtigaldi; hafifletici nedenler ve tavizlerin hiçbir anlamı yoktu. Bakunin’in hayali, derhal ve evrensel bir yıkım, varolan tüm deÄŸer ve kurumların dümdüz edilmesi, küllerinden yeni ve liberter bir toplumun yaratılması hayaliydi. Ona göre, parlamenter demokrasi, insanlar ekonomik sömürüye maruz kaldıkları müddetçe, utanmaz bir aldatmacaydı. İsviçre ve BirleÅŸik Devletler gibi en özgür devletlerde bile, diyordu, bir azınlığın medenileÅŸmesi çoÄŸunluÄŸun zahmete katlanması ve aÅŸağılanması üzerine inÅŸa edilmiÅŸti. “Anayasalara ve kanunlara inanmıyorum” diyordu. “Dünyadaki en iyi anayasa beni tatmin edemez. Bizim farklı bir ÅŸeye ihtiyacımız var: ilham, yaÅŸam, yeni, kanunsuz ve bu nedenle de özgür bir dünya” [17].

Bakunin, insanları temsil eden parlamenter demokrasi iddiasını redderedek, biyografisinin yazarı E.H. Carr’ın belirttiÄŸi gibi, “ondokuzuncu yüzyıldan ziyade yirminci yüzyılın daha aÅŸina olacağı bir dilde konuÅŸuyordu” [18]. Bir baÅŸka modern vurguyu andırır bir ÅŸekilde, bir halk devrimi için ideal anın savaÅŸ zamanı –ve en nihayetinde bir dünya savaşı sırasında– olduÄŸunu görmüştü. 1870′de, Fransa-Prusya savaşını, devletin kuvvetle tahrip edileceÄŸi ve yıkıntılarından özgür bir komünler federasyonunun yükseleceÄŸi anarÅŸist bir devrimin habercisi olarak görüyordu. Fransa’yı kurtarabilecek tek ÅŸey, diye yazıyordu Letters to a Frenchman‘de [Bir Fransıza Mektuplar], “kitlelerin doÄŸal, güçlü, tutkulu bir ÅŸekilde enerjik, anarÅŸistik, yıkıcı, denetimsiz ayaklanması“dır [19]; Daniel Cohn-Bendit ve yoldaşı Mayıs 1968 isyancılarının hararetle destekleyecekleri bir görüş. Bakunin, kendisinden sonraki Lenin gibi, ulusal bir savaşın toplumsal bir ayaklanmaya dönüştürülmesi gerektiÄŸine inanıyordu. Kaçınılmaz olarak gördüğü ve burjuva dünyasını tahrip edecek genel bir Avrupa savaşının hayalini kuruyordu. Herzen’in bir defasında belirttiÄŸi gibi, Bakunin alışkanlık olarak “hamileliÄŸin üçüncü ayını dokuzuncu ayı ile karıştırıyor“du. Ancak görüşü, Birinci Dünya Savaşı’nın eski düzenin yıkılmasına yol açması, ve kendilerini ortaya çıkarmayı bekleyen devrimci güçleri serbest bırakmasıyla en sonunda gerçekleÅŸecekti.

Bir an için Rus Devrimine, yirminci yüzyılın toplumsal baÅŸkaldırılarının ilk örneÄŸine odaklanalım. Burada olan ÅŸey özünde, Bakunin’in yaklaşık elli yıl önceden öngördüğü “kitlelerin kendiliÄŸinden isyanı” idi. 1917′de, Rusya siyasi otoritenin fiili bir parçalanmasıyla karşı karşıyaydı; liberter komünlerin temelini oluÅŸturabilecek işçi ve köylü konseyleri her yere yayılmıştı. Lenin, kendinden önce Bakunin’in yaptığı gibi, Rus toplumunun ham ve eÄŸitilmemiÅŸ unsurları eski rejimden geriye kalanları süpürüp atmak için cesaretlendirmiÅŸti. Bakunin ve Lenin, mizaç ve doktrinlerindeki tüm farklılıklara raÄŸmen, amansız ÅŸekilde birer karşı devrimci olarak gördükleri liberal veya ılımlı sosyalistlerle iÅŸbirliÄŸi yapmayı reddetmekte birbirlerine benziyorlardı. Her ikisi de sonuna kadar anti-burjuva ve anti-liberaldi. Bakunin gibi Lenin de uzatılmış bir kapitalist geliÅŸme aÅŸaması olmaksızın derhal sosyalizm talebinde bulunuyorlardı. O da keza küresel devrimin geri köylü Rusya merkezli olabileceÄŸine inanıyordu. Dahası, April Thesis‘de [Nisan Tezleri], özellikle Bakuninci olan birkaç önermede bulunmuÅŸtu: dünya savaşının kapitalist sisteme karşı bir devrimci mücadeleye dönüştürülmesi; Paris Komünü’nün izinden giderek ÅŸekillendirilecek bir sovyetler rejimi lehine parlamenter hükümetin reddedilmesi; polisin, ordunun ve bürokrasinin laÄŸvedilmesi; ve gelirlerin eÅŸitlenmesi. Lenin’in “Åžubat’tan bin defa daha kuvvetli bir parçalanma ve devrim” çaÄŸrısı fark edilir bir ÅŸekilde Bakuninci bir tınıya sahiptir –o kadar ki, Petrograd’daki anarÅŸist liderlerden birisi Lenin’in ele geçirir geçirmez “devleti sönümlendirmeye” [wither away, çürümeye, dağılmaya bırakmak] niyetli olduÄŸuna inanmıştı [20].

Ve, aslında, Lenin’in en büyük baÅŸarısı, Rus devrimci geleneÄŸinin anarko-popülist kökenlerine yönelmek, Marksist kuramını proletar devriminin pek de anlamlı olmayacağı, görece geri bir ülkenin koÅŸullarına uydurmaktı. Lenin’deki Marksist ona sabırlı olmasını, Rusya’nın tarihsel materyalizmin yasalarına göre evrilmesine izin vermesini söylerken; ondaki Bakuninci, devrimin, proletar devrim ile topraÄŸa aç köylülerle militan sınıf-dışı entelektüel seçkinlerin –daha önce gördüğümüz üzere Marks’ın yalnızca küçük gördüğü toplumsal unsurların– devrimleriyle kaynaÅŸtırılarak derhal yapılması gerektiÄŸinde ısrar ediyordu. Lenin’in ortodoks Marksist arkadaÅŸlarının onu anarÅŸist olmakla ve “Bakunin’in tacına talip olmakla” suçlamasında ÅŸaşılacak hiçbir ÅŸey yoktur [21]. Keza, yıllarca sonra önde gelen bir BolÅŸevik tarihçinin “Bakunin yalnızca Avrupa anarÅŸizminin deÄŸil, aynı zamanda Rus popülist isyancılığının ve dolayısıyla da Komünist partinin içinden çıktığı Rus Sosyal Demokrasisi’nin kurucusuydu“, ve Bakunin’in yöntemleri “pek çok açıdan Sovyet iktidarının ortaya çıkışını önceden tahmin etmiÅŸ ve büyük 1917 Ekim Devrimi’nin geliÅŸimini genel hatlarıyla öngörmüştür” demesinde de ÅŸaşılacak bir ÅŸey yoktur [22].

Ancak, Bakunin Rus Devrimi’nin anarÅŸistik doÄŸasını öngördüyse, onun otoriter sonuçlarını da öngörmüştür. EÄŸer 1917, Bakunin’in umut ettiÄŸi gibi, kitlelerin kendiliÄŸinden ayaklanmasıyla baÅŸladıysa, Bakunin’in korktuÄŸu gibi, yeni bir yönetici elitin diktatörlüğü ile sona erdi. Bakunin, Machajski veya Djilas veya James Burnham’dan çok daha önce, entelektüeller ve yarı-entelektüellerden oluÅŸacak yeni bir sınıfın toprak sahipleri ile kapitalistlerin yerini alabileceÄŸi, ve insanları özgürlüklerinden mahrum bırakabileceÄŸi uyarısında bulunmuÅŸtu. 1873′de, çok ÅŸaşırtıcı bir doÄŸrulukla, sözde proletarya diktatörlüğü altında “Komünist parti liderleri, yani Bay Marks ve takipçileri, insanlığı kendi bildikleri ÅŸekilde özgürleÅŸtirmeye baÅŸlayacaklardır. Hükümetin dizginlerini tek bir güçlü elde toplayacaklar. … Tek bir devlet bankası kuracaklar; ticari, endüstriyel, tarımsal, ve hatta bilimsel üretimi onun güçlü ellerinde toplayacak, ve ardından yeni ayrıcalıklı ilmi ve siyasi sınıfı oluÅŸturacak devlet mühendislerinin doÄŸrudan komutası altında kitleleri iki orduya –endüstriyel ve tarımsal– bölecekler” [23] kehanetinde bulunuyordu.

Ama yine de, devrimci diktatörlüğe karşı tüm saldırılarına karşın, Bakunin üyelerinin “katı bir hiyerarÅŸiye ve koÅŸulsuz bir itaate tabi oldukları” kendi gizli komplocu topluluklarını kurmaya kararlıydı. Dahası, bu gizli örgütlenme devrimin gerçekleÅŸtirilmesinin ardından bile herhangi bir “resmi diktatörlük“ün kurulmasını erken davranıp önlemek için aynen korunacaktı [24]. Böylece, Bakunin, acımasızca ifÅŸa ettiÄŸi günahı bizzat kendisi iÅŸliyordu. Devrimci diktatörlüğe karşı dile getirilmemiÅŸ bir itaatle birbirlerine baÄŸlı olan, gizli ve sıkı sıkıya kenetli devrimci bir parti –bir keresinde Cizvit Düzeni’ne benzettiÄŸi bir parti– fikrinin ilk yaratıcılarından birisi kendisiydi. Araçlarla amaçlar arasındaki yakın baÄŸlantıyı fark ederken, devrimi gerçekleÅŸtirecek yöntemlerin devrimin ardından ortaya çıkacak toplumun mizacını etkilemesi gerektiÄŸini görürken, kendi liberter ilkeleriyle tam bir karşıtlık içinde olan yöntemlere baÅŸvurmaktan geri kalmadı. Amaçları özgürlüğü iÅŸaret ediyordu, ancak araçları –gizli devrimci parti– totaliter diktat&oouml;rlüğe iÅŸaret ediyordu. Kısacası, Bakunin klasik ikilemin içinde hapsolmuÅŸtu: Etkin bir devrimci örgütlenme eksikliÄŸinin kaçınılmaz olarak baÅŸarısızlığı getireceÄŸini anlıyordu, ancak seçtiÄŸi araçlar arzu ettiÄŸi amaçları kaçınılmaz bir ÅŸekilde tahrif ediyordu.

Bunun da ötesinde, devrimci ahlak sorununda, Bakunin amaçların araçları haklı kıldığını vaaz ediyordu. Tam yüz yıl önce Neçayev ile birlikte yazdığı Catechism of a Revolutionary‘de [Devrimcinin El Kitabı], devrimci, ahlaktan tamamen yoksun, mevcut düzenin yıkımını saÄŸlamak için her türlü suçu iÅŸlemeye, her türlü hainliÄŸi ve alçaklığı yapmaya hazır birisi olarak tasvir ediliyordu. Devrimci, diye yazıyorlardı Bakunin ve Neçayev, “zamanının toplumsal ahlakını tüm biçimleriyle küçümser ve ondan nefret eder. Devrimin zaferine hizmet eden her ÅŸeyi ahlaki olarak kabul eder. … Ondaki yumuÅŸak ve zayıflatıcı her türden arkadaÅŸlık, sevgi, minnettarlık, hatta onur duygusu, devrimci ülküye olan soÄŸuk tutkuyla boÄŸulmalıdır. … Gece ve gündüz sadece tek bir düşüncesi, tek bir amacı olmalıdır –merhametsiz bir yıkım” [25]. Eldridge Cleaver, Soul on Ice‘da [Buz Üstündeki Ruh], Bakunin ve Neçayev’in El Kitabı‘na “aşık olduÄŸu“nu, “baÄŸlantı içinde olduÄŸu herkesle olan iliÅŸkilerinde acımasızlık taktiklerini” kullanarak günlük yaÅŸamının ilkelerine dahil ettiÄŸi bir devrimci incil olarak kabul ettiÄŸini söylüyor bize [26] (El Kitabı, yukarıda bahsedildiÄŸi üzere, Berkeley’deki bir Kara Panter örgütlenmesi tarafından broşür olarak yayınlandı).

Burada da yine, devrimcilerin gizli örgütlenmesine ve “geçici” devrimci diktatörlüğe olan inancında, Bakunin’in Lenin’in doÄŸrudan atası olduÄŸunu görürüz. Bu, bizim 1917′de Kerensky hükümetini devirmek için anarÅŸistlerin BolÅŸevik rakipleriyle iÅŸbirliÄŸi yapmalarının nasıl mümkün olduÄŸunu anlamamızı kolaylaÅŸtırır. Hatta, Ekim Devrimi’nin ardından, anarÅŸist bir lider “anarÅŸist bir proletarya diktatörlüğü teorisi” oluÅŸturmaya bile kalkışmıştı [27]. Yirmi yıl sonra İspanya’da olacağı gibi, anarÅŸistlerin demokrasinin kırılgan embriyosunu yok etmeye yardım etmek zorunda kalmaları, böylece de kendi çöküşlerinin mimarı olacak yeni bir tiranın yolunu hazırlamaları gerçeÄŸinde trajik bir ironi var. BolÅŸevikler, bir kere iktidara geldiklerinde, liberter müttefiklerini bastırmaya yöneldiler, ve devrim Bakunin’in umut ettiÄŸinin tam tersine dönüştü. Varlıklarına izin verilen az sayıdaki anarÅŸist gruptan bir tanesi de “Sovyet topraklarında deÄŸil de gezegenler arası uzayda” –ki bu Armstrong ve Aldrin’li yıllarda bazı ilginç olasılıkları ortaya getirmekte!– devletsiz bir toplum baÅŸlatma niyetlerini büyük bir ciddiyetle açıklayan bir gruptu [28]. Ancak çoÄŸu anarÅŸist için, geriye yol göstericileri Bakunin’in elli yıl önce tahmin etmesinin melankolik tesellisi kaldı sadece .

Bu nedenle, Bakunin’in mirası belirsiz bir ÅŸeydir. Bunun sebebi Bakunin’in kendisinin belirsiz bir mizaca sahip bir paradokslar insanı olmasıdır. Bir köylü devrimi için özlem duyan bir soylu, diÄŸer insanlara hakim olmak için karşı konulamaz bir güdüye sahip olan bir liberter, anti-entelektüel yönü olan bir entelektüel; aklından gizli bir örgütler ağı geçirirken ve takipçilerinden kendi iradesine koÅŸulsuz itaat talep ederken, sınırlandırılmamış bir hürriyeti vaaz edebiliyordu. Dahası dillere düşmüş çara yazdığı Confessions‘da [İtiraflar], Slavlığın bayrağını Batı Avrupa’ya taşımak ve kısır parlamenter sistemin sonunu getirmek için I. Nicolas’a baÅŸvurabiliyordu. Onun Pan-slavizmi ve anti-entelektüelizmi, Almanlara ve Yahudilere karşı hastalık derecesine varan kini (Marks tabii ki her iki özelliÄŸe de sahipti), ÅŸiddet ve devrimci ahlaksızlık kültü, liberalizm ve reformizme olan nefreti, köylülüğe ve Lümpen-proletarya‘ya olan inancı, tüm bunlar onu hem Sol’un hem de SaÄŸ’ın daha sonraki otoriter hareketlerine –canlı yükseliÅŸlerini görseydi hiç şüphesiz ki Bakunin’in kendisinin de geri duracağı hareketlere– rahatsız edici ölçüde yakınlaÅŸdı.

Yine de, tüm belirsizliÄŸine raÄŸmen, Bakunin etkili bir figür olmayı sürdürüyor. Herzen bir keresinde ondan “Amerika’sı, ve hatta bir gemisi bile olmayan bir Kolomb” olarak bahseder [29]. Ancak günümüz devrimci hareketi enerjisini, cüretkarlığını, ve fırtınalı karakterini büyük ölçüde ona borçludur. Gençlere özgü canlılığı, orta-sınıf geleneklerini küçük görmesi, ve kuramdan ziyade eyleme olan vurgusu, Bakunin’in kendilerine eylemde anarÅŸinin, bir yaÅŸam tarzı olarak devrimin bir örneÄŸini sunduÄŸu bugünün isyankar gençliÄŸi arasında dikkate deÄŸer bir cazibe yaratmaktadır. Fikirleri de keza geçerli olmaya devam etmektedir –belki de daha önce hiç olmadığı kadar. Bir alim olarak –özellikle de Marks ile karş஽laÅŸtırıldığında– kusurları ne olursa olsun, devrimci görüşü ve sezgileri fazlasıyla bunlara ağır basmaktadır. Bakunin ilkel baÅŸkaldırının, komplocu devrimci partinin, terörist ahlaksızlığın, gerilla ayaklanmacılığının, devrimci diktatörlüğün, ve kendi iradesini halka dayatacak ve onların özgürlüğünü çalacak yeni yönetici sınıfın ortaya çıkışının kahinliÄŸini yapmıştı. Toplumsal devrimi kozmik [evrensel] terimlerle ve uluslararası bir ölçekte vaaz eden ilk Rus asisiydi. Onun baÅŸlıca bête noire’si [en çok tiksindiÄŸi ÅŸey] olan merkezileÅŸmiÅŸ bürokratik devlet onun en umutsuz tahminlerini gerçekleÅŸtirmeyi sürdürürken, kendi kaderini tayin etme ve doÄŸrudan eylem formülleri giderek artan bir cazibe yaratıyor. En önemlisi de, Rusya, İspanya ve Çin derslerinin ardından, Bakunin’in en önemli mesajı toplumsal kurtuluÅŸun diktatöryal deÄŸil, liberter araçlarla baÅŸarılması gerektiÄŸidir. Üstelik, işçi kontrolünün yaygın bir ÅŸekilde yeniden tartışıldığı bir dönemde, özgür bir sendikalar federasyonunun “burjuva dünyasının yerini alacak olan yeni toplumsal düzenin yaÅŸayan bir hücresi” olacağında ısrar eden Bakunin –belki de Proudhon’dan da daha fazla– devrimci sendikalizmin peygamberi olduÄŸu da hatırlanmalıdır [30].

Ancak her ÅŸeyden önce, liberter sosyalizm görüşü yirminci yüzyılın iflas etmiÅŸ otoriter sosyalizm görüşüne alternatif sunduÄŸu için, Bakunin günümüz öğrencileri ve entelektüelleri açısından çekicidir. Onun otonom komünler ve emek federasyonlarından oluÅŸan merkezsizleÅŸmiÅŸ bir toplum hayali, merkezi, konformist ve suni bir dünyadan kurtulmak isteyenlere cazip gelmektedir. “Ben bir öğrenciyim: beni katlamayın, sakatlamayın, delmeyin” farkedilir bir Bakuninci tona sahiptir. Aslında, öğrenci asiler, Marksist olduklarını ilan ettiklerinde dahi, Berkeley’den Paris’e kadar kampüs gösterilerinde kara bayrağı zaman zaman dalgalandırılan Bakunin’e ruhen genellikle daha yakındırlar. DoÄŸal, kendiliÄŸinden, ve sistemli olmayana vurguları; daha basit bir yaÅŸam tarzı arzuları; bürokrasi ve merkezi otoriye olan güvensizlikleri; herkesin yaÅŸamını etkileyen kararların alınmasında payı olması gerektiÄŸine inançları; “katılımcı demokrasi”, “özgürlük, hemen ÅŸimdi”, “iktidar halka” sloganları; topluluk [cemaat] kontrolü, işçi yönetimi, kırsal kooperatif, eÅŸit eÄŸitim ve gelir, devlet iktidarının dağıtılması; tüm bunlar Bakunin’in görüşüyle uyum içindedir. Liberter anarÅŸizm ile otoriter sosyalizmin birbirlerine zıt yöntemlerini birleÅŸtiren çoÄŸu genç asi arasındaki belirsizlik dahi, Bakunin’in kendi devrimci felsefesi ile kiÅŸisel yapısı içindeki belirsizliÄŸi yansıtmaktadır.

Son olarak, genç muhalifler bizim kendi kendisini yücelten bilimsel ilerlemeye eleÅŸtirmeksizin duyduÄŸumuz inancı sorguladıklarında, Bakunin’in sesi yankılanır. Bakunin, yüz yıl önce bilim adamları ve teknik uzmanların bilgilerini diÄŸerleri üzerinde tahakküm kurmak için kullanabilecekleri, ve bir gün sıradan yurttaÅŸların sertçe uyanarak kendilerini “yeni bir grup hırslı insanın köleleri, oyuncakları ve kurbanları” olarak bulabilecekleri uyarısında bulunmuÅŸtu [31]. Bakunin bu nedenle, “bilime, daha doÄŸrusu bilimsel bilginin yönetimine karşı yaÅŸamın ayaklanması“nı vaaz etmiÅŸti. O bilimsel bilginin geçerliliÄŸini reddetmiyordu. Ancak, onun tehlikelerini fark etmiÅŸti. YaÅŸamın laboratuvar formüllerine indirgenemeyeceÄŸini, ve bu yöndeki çabaların en kötü tiranlık biçimine yol açacağını görmüştü. Ölümünden sadece bir yıl önce yazdığı bir mektupta, bütün dünyaya yayılan “bir ÅŸer ilkesinin oluÅŸumu ve geliÅŸimi“nden bahsediyor, ve bizim bugün “askeri-endüstriyel kompleks” dediÄŸimiz ÅŸeye karşı önceden uyarıda bulunuyordu. “Er ya da geç” diyordu, “bu devasa askeri devletler birbirlerini yıkmak ve yutmak zorunda kalacaklar. Ne manzara ama!” [32].

Korkularının ne ölçüde geçerli olduÄŸu, günümüzün nükleer ve biyolojik kitle imha silahları çağında deÄŸerlendirilebilir. İlkel toplumsal unsurların tekrar moda olduÄŸu, kitlesel ayaklanmanın tekrar yaygın bir ÅŸekilde vaaz edildiÄŸi, ve modern teknolojinin Batı medeniyetini yokolmakla tehdit ettiÄŸi bir zamanda, açıktır ki Bakunin takdir edilmeyi hak etmektedir. Sonuç olarak, büyük anarÅŸist tarihçi Max Nettlau’nun yaklaşık otuz yıl önce söylediklerini hatırlatmak istiyorum: Bakunin’in “fikirleri canlıdır ve daima yaÅŸacaktır” [33].

DİPNOTLAR
[01] E. Lampert, Studies in Rebellion, London, 1957, s. 118.
[02] E.H. Carr, Michael Bakunin, New York, 1961, s. 196.
[03] Lampert, op. cit., s. 138.
[04] Eugene Pyziur, The Philosophy of Anarchism of M.A. Bakunin, Milwaukee, s. 1.
[05] Iu. M. Steklov, Mikhail Aleksandrovich Bakunin, 4 cilt, Moskow, 1926-27, III, s. 112.
[06] Carr, op. cit., s. 175.
[07] M.A. Bakunin, Oeuvres, 6 cilt, Paris, 1895-1913, II, 399; Steklov, op. cit., I, 189.
[08] Peter Kropotkin, Memoirs of a Revolutionist, Boston, 1899, s. 288.
[09] Pyziur, op. cit., s. 10.
[10] Dissent, Ocak-Åžubat 1968, s. 41-44.
[11] George Woodcock, Anarchism, Cleveland, s. 155.
[12] Frantz Fanon, The Wretched of the Earth, New York, 1966, s. 88.
[13] Herbert Marcuse, One Dimensional Man, Boston, 1964, s. 256-57.
[14] Max Nomad, Apostles of Revolution, Boston, 1939, s. 127; Lewis Feuer’in Marx and Intellectuals‘ından alıntı, New York, 1969, s. 216-28.
[15] M.A. Bakunin, Gesammelte Werke, 3 cilt, Berlin, 1921-24, III, 120-121.
[16] Régis Debray, Revolution in the Revolution?, New York, 1967, s 95-116.
[17] Carr, op. cit., s. 181.
[18] A.y.
[19] A.y., s. 411.
[20] Paul Avrich, The Russian Anarchists, Princeton, 1967, s. 129.
[21] A.y., s. 128.
[22] Steklov, op. cit., I, 9, 343-45; III, 118-27.
[23] M.A. Bakunin, Izbrannye sochineniia, 5 cilt, Patrograd, 1919-22, I, 237.
[24] Bakunin, Gesammelte Werke, III, 35-38, 82.
[25] Nomad, op. cit., s. 227-33.
[26] Eldridge Cleaver, Soul on Ice, New York, 1968, s. 12.
[27] Avrich, op. cit., s. 200.
[28] A.y., s. 231.
[29] Pyziur, op. cit., s. 5.
[30] Rudolf Rocker, Anarcho-Syndicalism, Indore, tarihsiz, s. 88.
[31] Bakunin, Oeuvres, IV, 376.
[32] Nomad, op. cit., s. 208; K.J. Kenafick, Michael Bakunin and Karl Marx, Melbourne, 1948, 304.
[33] G.P. Maximoff, ed., The Political Philosophy of Bakunin, New York, 1953, s. 48.

Çeviri: Anarşist Bakış
Kaynak: “The Legacy of Bakunin”, Russian Review, cilt 29, sayı 2 (Nisan 1970), 129-142.


www.khAos.info