Godwin’in AnarÅŸist Gelenek İçindeki Yeri
filed in AnarÅŸizm on Eki.27, 2009
(1995)
Daha makul bir yaÅŸam içerisinde, çoÄŸu anarÅŸist aynı anda hem geriye doÄŸru bir saf barış çağına, hem de ileri doÄŸru bir iradi kusursuzluk zamanına bakar. Bu çok belirgin olan ikna [çabası], yerkürenin dört bir yanında, ikibin yıl öncesine kadar giden ruhani atalar bulunmasına imkan tanıdı. İsa’dan, Sir Thomas More’a, Fenelon’a, Thomas Jefferson’a, Herbert Spencer ve Nietzche’ye kadar birbirinden tamamen farklı yazarları, felsefecileri, ve dini düşünürleri içine alabilen bir hareket, kelimenin geleneksel anlamında pek de bir hareket deÄŸildir: bu daha çok, özgür bir toplumda kendi kendini idare eden ahlaki bir yaÅŸamı ortaya koyan her türden metin aracılığıyla [yürütülen] bir tanımlama çabasıdır.
Üç eski Yunan felsefe okulunun, yani Krenaikler, Kinikler ve Stoacıların öncüler olduÄŸu iddia edilmiÅŸtir. Stoacılığın kurucusu olan Citiumlu Zeno (M.Ö. 336-264), hükümetten arınmış, fazilet ile erdeme yönelik iyi bir yaÅŸamı savunuyordu. Çin’de, Lao Tzu (M.Ö. altıncı yüzyıl) Tao’yu, “varoluÅŸun tüm çeliÅŸkilerinin ve ayrımlarının nihayetinde çözüldüğü bir temel, bölünmemiÅŸ bütünlük“ü savunuyordu. Tao’nun merkezinde olan mürit [disciple], özerk [self-governing, kendi kendini yöneten], diÄŸerleriyle ve kendi özüyle [inner self] iliÅŸkilerinde uyumlu bir kiÅŸiydi.
Beghardlar, Waldensler, Albigensler, Anabaptistler ve ilk Quakerler gibi dini gruplar anarÅŸistlere esin kaynağı olmuÅŸtur. Bu mezhepler, ÅŸu veya bu ölçüde eÅŸitliÄŸi, maddi mallarda komünalliÄŸi, ahlakın saflığını, insani otorinin reddedilmesini, ve İlahi Olan’a [Divine] inancın bireysel yorumlamasını benimsiyorlardı. OnbeÅŸinci yüzyıldaki radikal Hussiteler –Tabriteler diye de bilinirler, özel mülkiyetten, insan yasalarından ve tüm dünyevi otoriteden özgür bir gelecek bin yılı tasavvur ediyorlardı: yalnızca Tanrı’nın ilahi emirlerine tabi olan bütün insanların kardeÅŸliÄŸi.
AnarÅŸistler, onyedinci yüzyıl İngiltere’sinde, Gerrard Winstanley önderliÄŸindeki Diggerların –veya Gerçek EÅŸitlikçiler [True Levellers]– seküler ayaklanmasını bir gurur kaynağı olarak görürler. Mülkiyetin yozlaÅŸtırıcı olduÄŸuna inanan Winstanley, kilisenin etkinliÄŸine, siyasi erke ve ayrıcalıklara karşı çıkıyordu. Suç ve sefaleti doÄŸuranın ekonomik eÅŸitsizlik olduÄŸuna inanıyordu. O, mantık yoluyla kavranan saf bir Tanrı öğretisine dayanan bir ilkel komünalizmin taraftarlığını yapıyordu. İnsanlar, “yeryüzünü ortak bir hazine yaparak birlikte çalışmalı ve birlikte karınlarını doyurmalıdır, … çünkü en fakir insanın da en zengin insan kadar gerçek yasal hakları ve toprak üzerinde adil bir hakkı vardır… Yüksek tabakadakilere tüm yeryüzüne sahip olma hürriyetini saÄŸlayan ve yoksullara burada hiç yer bırakmayan {ÅŸey} hükümettir… {bu nedenle bu} hayali, bencil bir Deccal’e [Antichrist, sahte Mesih] {benzer}.”
Bilimsel sorgulamayı teÅŸvik eden, doÄŸal yasaları geleneÄŸin ve dinin palamarlarından özgürleÅŸtiren Aydınlanma, anarÅŸizm açısından adil hükümet ve aydın [enlightened, aydınlanmış] despotizm kavramları kadar kullanışlı olan ilerleme, bireysellik, ve hürriyet gibi fikirlerin doÄŸmasına sebep olmuÅŸtur. “ÇaÄŸ“, Francis Haber’e göre, “Batılı insanın dünyaya bakışının devrimcileÅŸtiÄŸi … evrensel olan ÅŸeylerin araÅŸtırıldığı bir çaÄŸdır.” Aydınlanmış felsefeciler, doÄŸal bir masumiyet haline, insanın mükemmeleÅŸebirliÄŸine ve tabii ki rasyonel bir temelde inÅŸa edilmiÅŸ bir topluma inanıyorlardı. Düşünürler, erdemi doÄŸanın içerisine yerleÅŸtirmeyi amaçlamışlardı. DeÄŸiÅŸmez ve makul bir mantık artık yalnızca bu arayışın aracını deÄŸil, aynı zamanda bizzat ebedi faziletlerin alanını ve entelektüel insan topluluÄŸunun canlı hareket ettirici kuvvetini oluÅŸturuyordu. Evrensel olarak geçerli yasalarla, eÅŸitliÄŸe ve daha fazla bilgiye ulaşılabilirdi. İşte o zaman insanlar, ahlaki bilincin önceliÄŸini ve kendi kendilerinin kurtarıcısı olduklarını fark edebilirdi.
Onsekizinci yüzyılın İngilteresi aykırı görüşlere sahip dini gruplarla doluydu: Metodistler, Moravyanlar, Muggletonyanlar ve Antimonyanlar. Vicdan ve inanç özgürlüğünü hedefleyen bu gruplar, içine kapalı, özyönetimli, merkezi otoritenin olmadığı toplumsal çevrelenmiÅŸ alanlara [enclave] çekildiler. Bu gibi gruplar “uyuyan radikalizm”i beslediler ve –E. P. Thompson’a göre– “anarÅŸi”ye yaklaÅŸtılar. Popüler işçi sınıfı hareketleri, endüstriyel deÄŸiÅŸim, çitleme hareketi, toplumsal yerinden olmalar ve yoksulluk karşısında, aralarında birçok eski bakanın da olduÄŸu entelektüeller içerisinde dile getirilen eÅŸitlikçi düşünceleri ve radikal ajitasyonu benimsedi.
Sandemanyan mezhebi ruhban sınıfı üyelerinden olan William Godwin (1756-1836), militanca Kiliseye uymayı reddetme ve misyon duygusuyla yoÄŸrulmuÅŸ bu türden bir kiÅŸiydi. Aykırı geleneklerle büyütülen [Godwin], Swift, Rousseau, Helvetius ve diÄŸer yazarların çalışmalarını bir solukta okumuÅŸtu. Godwin’in düşünceleri, bugünün siyasi dilinde sola yönelen bir doÄŸrultuda sürekli geliÅŸti. Nihayetinde, esir edici din ve devletten kurtulmuÅŸ, doÄŸruluÄŸu inkar edilemez bir mantığa dayanan etiÄŸi savunarak, dini dogmaları reddetti. Protestanlığın insan ile Tanrı arasındaki engelleri yıkmak istemesi gibi Godwin de insanlar arasındaki engelleri ortadan kaldırmayı amaçlamıştı. İnsan bireyselliÄŸinin mükemmelleÅŸtirilebilirliÄŸi, Tanrı’nın krallığının yerini almıştı. Godwin, “hemcinslerimin iyiliÄŸi ve hizmetinde olmayan hiçbir ÅŸeyi yaÅŸanmaya deÄŸer bulmuyorum” diye yazıyordu. Bir süre Grub Caddesi’nde [Grub Street, Londra'da eskiden fakir yazarların oturduÄŸu bir semt] oturduktan sonra, özgürlüğü savunan bilinen bir yazar ve politik broşürlerin düzenli katkıcısı haline geldi. 1790′ların baÅŸlarında birçok kiÅŸi tarafından bir radikal olarak kabul edilmekteydi.
Zaten aykırı ve liberal geleneklerle donanmış İngiltere’deki pek çok insana göre, Fransız Devrimi yeni bir çağın görkemli görüşlerini –sadece birçok entelektüel arasında deÄŸil, aynı zamanda işçi sınıfı arasında da– uyandırmıştı. Toplumun ve hükümetin reforme edilmesi eli kulağında gözüküyordu. Yaratılmakta olan bu yeni dünyaya katılmak için birçok erkek ve kadın Paris’e koÅŸuÅŸturuyordu. Birlikler ve topluluklar adayı [Parisi] dolduruyordu. İkona kırıcı Thomas Paine’in kaleminden çıkan ve Godwin tarafından desteklenen The Rights of Man [İnsanın Hakları], yüksek sesle ütopya isteyen bazı üst- ve orta-sınıf hayalperestleri etkisine almıştı. 1790′larda, yoksulluk, artan fiyatlar, mahsülün zayi olması ve kıtlık çeken alt sınıf kesimleri mükemmel bir gelecek için deÄŸil, alışıldık tarzları yıkan acımasız bırakınız yapsınlar ekonomisine karşı çıkmak için isyan ediyorlardı. Halk liderleri, entelektüellerle birlikte saf tutarak, çok büyük açık hava protestoları düzenlediler. DeÄŸerler deÄŸiÅŸiyor, işçi sınıfının kimlik duygusu geliÅŸmeye baÅŸlıyordu.
Bastille’nin düştüğüne dair ilk haberleri memnuniyetle karşılayan yönetici unsurlar Fransız Devrimi’nin aşırılıkları karşısında paniÄŸe kapılmışlardı. Saflarını sıklaÅŸtırarak, tüm yenilikleri reddetmeye ve hatta yozlaÅŸmış anomalileri bile savunmaya baÅŸladılar. Krala karşı yapılan saldırı onları daha da öfkelendirdi. Whig [18. yy'da İngiltere'deki liberal parti] saflarındaki bölünme, büyüyen Fransız Jakoben terörü, devrimci “hastalığın” Avrupa’nın diÄŸer kesimlerine de yayılması, ve son olarak da Fransa’nın savaÅŸ ilanının cesaretlendirmesiyle, Pitt hükümeti İngiltere’deki hürriyetlerini kısıtladı. Bu arada, Burke’nin keskin Reflections on the Revolution in France [Fransa Devriminin Yansımaları] hem radikal hem de muhafazakar kampları kutuplaÅŸtırdı. Üç renkli bayrak [Fransa bayrağı] korkusu ortaya çıkmıştı. Hükümet, çok sayıda ajanı iÅŸe aldı, Habeas Corpus Yasasını [ihzar emri, tutuklanan bir kiÅŸinin tutuklanmasının haklı gerekçeleri olduÄŸunu göstermek için mahkeme önünde sorgulanması] askıya aldı, “Gagging Yasası”nı [Susma Yasası] geçirdi, ve kamuoyuna teÅŸhir edilen vatana ihanet davaları açtı. Devrimci ayaklanmalara karşı güven sarsmaya yönelik aşırı derece yurtsever olan ayaklanmalar patlak verdi. Ordudaki ayaklanmalar ve İrlanda isyanı karşı devrimci tutkuların yelkenlerini ÅŸiÅŸirdi [01]. Radikallerin çoÄŸu sessizliÄŸe gömülmüştü, ancak Godwin bastırdığı el ilanlarında “sürekli bir korkuyla yaÅŸamaktansa hiç yaÅŸamamak daha iyidir” diye sesleniyordu.
Devrim, “kabaran Hürriyet duygularıyla… ve iyimser umutlarıyla {Godwin’in} kalp atışlarını hızlanmasına” neden olmuÅŸtu, ve [Godwin] “tamamen anlamanın aydınlık ışığından ve … cömert duygulardan ortaya çıkacak” deÄŸiÅŸiklik arzusuyla doluydu. Yeni yeni ortaya çıkan baskının ÅŸiddeti içinde, Godwin iki ciltlik Enquiry Concerning Political Justice and Its Influence on Morals and Happiness [Siyasi Adalet, Bunun Ahlaki Standartlar ve Mutluluk Üzerindeki Etkilerine Dair İnceleme] adlı eserini yayınladı. Altı aylık bir yazma sürecinin ardından 1793′te yayınlanan bu eser modern anarÅŸist düşüncenin baÅŸlangıç noktası olarak görülebilir.
Godwin, aşırılıklardan ve ÅŸiddetten, özellikle de giyotinden nefret ediyordu. O, mantık ve ılımlılıktan yanaydı. “Siyasi adalet”, her insanın, en fazla iyiliÄŸi amaçlayan tarafsız [adil] ahlak ilkelerine dayanan yargısını ve zekasını barışçıl bir ÅŸekilde kullanması gerektiÄŸi anlamına geliyordu. Her kiÅŸi, gerçeÄŸin karşılıklı paydaşı olarak, kendi arzu ve iliÅŸkilerinin yönetici olmalıdır. Godwin, insan aklının gücünün sınırsız olduÄŸuna inanıyordu. Gerçek, ve dolayısıyla mükemmelleÅŸebilme gerçekleÅŸtirilebilir ÅŸeylerdi. Toplumsal reform ve kiÅŸisel dönüşüm, bugüne kadar doÄŸa bilimlerinde uygulanmış olan deÄŸiÅŸmez yasaların uygulanmasıyla ortaya çıkacaktı. Bu deÄŸiÅŸim, erdem ve “gerçek bilgelik, en iyi yavaÅŸ, deÄŸiÅŸmeyen, aralıksız ilerlemeye uyum göstereceÄŸi” için, bilgili eÄŸitmenler ve küçük düşünür grupları tarafından yavaÅŸ yavaÅŸ gerçekleÅŸtirilecektir. İyiyi kabul eden nesnel bir mantık, gerçeÄŸin peÅŸinden giden bir erdem, ve bencilliÄŸin ötesine geçen bir iyilikseverlik: bunlar birlikte evrensel adaleti yaratacaklar. O zaman, adalet ve mutluluk ayrılmaz bir ÅŸekilde birbirlerine baÄŸlanır; toplum ve birey ahenk içinde olur.
EÄŸer “Mantık tek kanun yapıcıysa, [mantığın] kanunları deÄŸiÅŸtirilemez ve tek biçimliyse“, o zaman, yalnızca monarÅŸi ve aristokrasi deÄŸil, keza hükümet ve demokrasi de yozdaÅŸlaÅŸtırıcı adetleri, uyuÅŸukluÄŸu, ahlaksızlığı, statü ve mülkiyette eÅŸitsizliÄŸi teÅŸvik eder. Hayali ayrımları besleyen “herhangi bir hükümet” bu nedenle “bir ÅŸeytandır, insanoÄŸlunun kiÅŸisel yargısının ve bireysel vicdanının gasp edilmesidir.” Demokrasi, despotik hükümet ÅŸeklinden yalnızca kötülüğün derecesiyle farklılaşır. EÄŸer despotluk, ruhu ayrım gözetmeyen bir gasp etmeyle baskı altına alıyorsa, demokrasi de ruhu komformizme ve kaprisliliÄŸe tabi kılar. “Kolektif bilgelik numarası tüm sahtekarlıklar arasında en aÅŸikar olanıdır.” “Demokratik” devlet, “uydurma bir oybirliÄŸi ÅŸeytanlığını iÅŸe katan“, yaratıcı özgürlüğü boÄŸan hırslı ve cahil bir çoÄŸunluÄŸun azınlık üzerindeki tahakkümü demektir. Demokrasi, “[dengeleyici] safrası olmaksızın insan tutkuları denizine açılan canavarvari ve hantal bir gemidir” [02]. “Her bilgili insan dostu, o uÄŸurlu dönemi, insanoÄŸlunun ahlak bozukluklarının yegane sürekli sebebi olan siyasi hükümetin dağılması [dönemini] ne kadar büyük bir zevkle bekler” [derken] Godwin sevince boÄŸuluyordu [03].
Din, hükümetle aynı kaderi paylaÅŸmalıdır. Din, insanları yanlış bir erdem duygusuyla aldatan, “körü körüne bir itaat ve sefil bir ikiyüzlülük sistemi“dir. Sözde gizli olan bilgi hakkındaki tekel iddiasıyla, “Onun yazarları dünyanın almaya istekli olduÄŸunu düşündükleri kadarını dünyaya aktarırlar.”
Bizler evren sistemi hakkında pek az şey biliyoruz, bunlar da hataya fazlasıyla açık; ve, doğanın işleyişi olarak algıladığımızın bir kopyasına dayanarak, bize ahlak ilkesini inşa etme hakkı veren bütünün çok küçük bir parçasını görüyoruz.
EÄŸer din zalimse, o halde Tanrı fikri de zorbacadır. Godwin daha sonra ÅŸunları yazıyordu; “evrenin zeki bir Yaratıcısı ve Yöneticisi olduÄŸu fikri, … en irrasyonel ve gülünç antropomorfizm [anthropomorphism, insanbiçimcilik, insani olmayana insani nitelikler atfetmek] olarak beni ÅŸaÅŸkına çeviriyor.”
Godwin, “dünyadaki iyi ÅŸeylerin, bir insanın, arzuladığını almak için bir baÅŸkası kadar hakka sahip olduÄŸu bir ortak sürü olduÄŸu“na inanıyordu. Mülkün, özellikle kilise ve devletin ittifakıyla, biriktirilmesi, toplumsal bir güce dönüşür; bencilliÄŸi, suçu, açgözlülüğü, ve yoksulluÄŸu besler. Yeryüzü bolluÄŸunun –trampa ve deÄŸiÅŸimden yoksunken bile– kooperatif paylaşımı, bilginin çoÄŸalmasını, ahlaki geliÅŸmeyi ve savaşın sona ermesini getirecektir. Ancak, her birey, miktar ve kullanımları kendisince belirlenmek üzere, kendi belirli gereksinimlerini ve esenliÄŸini karşılamaya yetecek kadar kiÅŸisel mülke sahip olmalıdır. “Özel çıkarlar gözle görülür bir ÅŸekilde kamusal iyiyle uyumlu olacak, ve sivil toplum ÅŸiirin altın çaÄŸ olarak taklit ettiÄŸi ÅŸey haline gelecek{tir}.”
Godwin’in tasavvur ettiÄŸi toplum, bilge insanlardan oluÅŸan geçici süreli bir konsey tarafından idare edilen, eski Yunan ÅŸehirlerine benzer bir ÅŸekilde demokratik cemaat bölgelerinin [parish, İngiltere'de kaymakamlık benzeri idari bölge; bir papazın denetimi altındaki bölge] oldukça gevÅŸek bir konfederasyonu olacaktı. Birey, toplumsal iliÅŸkiler ve teknoloji (asgari emek kullanımıyla), basit gereksinimler ve rasyonel iÅŸbirliÄŸinin ortasında hiç durmaksızın geliÅŸecektir. Bugünkü sistemimizde, “özden ve ruhtan yoksun, aldatıcı bir dış görünüşe” [sahip olan] bizler, “insanların yalnızca gölgesiyiz.” Ancak “gerçeklikler ülkesine ulaÅŸtığımız {zaman} … insan, düşüncenin enerjisi ve eylemin korkusuzluÄŸuyla olduÄŸu haliyle bilinecektir.” Acıdan, melankoliden, gücenmeden ve hastalıktan kurtulmuÅŸ bir dünya ölümü bile kenara sıkıştırabilir [04].
Siyasi Adalet‘i yazması sırasında bile, Godwin’in görüşleri dikkati çekici bir ÅŸekilde deÄŸiÅŸti ve geliÅŸti. İyi hükümete bir ölçüde saygı göstermekle baÅŸlayıp, en sonunda onu tamamen reddetti. Bugünün daha az süslü bir tarza alışkın okuru için oldukça zahmetli bir kitap olan kitabı, büyük ölçüde birinci baskısının alelacele yayınlanması nedeniyle birçok çeliÅŸki ve tutarsızlığı barındırır. İkinci baskısı 1796′da, üçüncüsü ise 1798′de yapıldı. Bunlar kapsamlı deÄŸiÅŸiklikler, kavram eklemeleri, ve vurguda kaymalar içerir. ÖrneÄŸin, ilk önceleri ulaşılabilir bir hedef olarak [görülen] insanın mükemmelleÅŸebilirliÄŸi daha sonra ise sürekli bir ilerleme olarak yeniden nitelendirilmiÅŸtir.
Siyasi Adalet‘in duygudan yoksun olduÄŸu iddia edilmiÅŸtir. William Hazlitt şöyle diyordu: “Bay Godwin, anlayışın artık sevgiyle ısıtılmadığı, imgelemin [fancy] meltemiyle yellendirilmediÄŸi Kuzey Kutup Dairesi ve DonmuÅŸ Toprakları (boÅŸu boÅŸuna) geçmeye çalışarak, esası [essential, özü] ahlak bilimine indirgemiÅŸtir.” Mary Wollstonecraft bunu, “donuk bir felsefe” olarak görmüştür. Godwin’in de bir aile babası olmasından sonra, duygulara ve “duygu imparatorluÄŸu“na daha fazla yer vermesi gerektiÄŸini kabul etmiÅŸtir. Hatta bu ihmalini telafi edecek bir kitabın taslağını bile hazırlamıştı. Ancak Godwin buna karşın, kendisinin, “gerçeÄŸe duyduÄŸu aÅŸkla, ve baÅŸka bir isimle hemen hemen aynı anlama gelen hemcinslerime karşı duyduÄŸum aÅŸk demek olan [gerçeÄŸin] doÄŸasından ayrılamayan bir tutkuyla canlan“dığını ifade etmiÅŸtir.
Godwin’in savunduÄŸu gibi, bizler, ne her zaman onurlu ve iyi ÅŸeyler için uÄŸraşırız, ne de her zaman bir “Vulkan” [Romalıların ateÅŸ tanrısı] mantık duygularımızı kontrol eder. Ve ne üzücüdür ki, bizim neyin iyi olduÄŸuna dair kiÅŸisel algımızla bunun uygulanması arasında da bir ihtilaf bulunur. Belki de Hazlitt, Godwin’in “hemcinslerini fazlasıyla asil gördüğünü … {ve} ahlak standardını insanlığın ulaÅŸabileceÄŸinin çok ötesine yükselttiÄŸi“ni gözlemlerken haklıdır. Bu, ağırbaÅŸlı felsefenin, mantığın ve deÄŸiÅŸmez yasaların insan davranışlarına uygulanmasının bireyin tutkularını ve toplumu kontrol edebileceÄŸine inanan çağının bir hatasıdır. “Dinin, ilkel korkuların ve batıl inançların bir toplamı olduÄŸunun giderek fark edildiÄŸi bir dönemde” diyordu William St. Clair, Siyasi Adalet “şüpheleri gideren modern bilimsel açıklamanın yerli yerine oturmasını saÄŸladı, … bu harikulade bir ÅŸekilde özgürleÅŸtirici ve tazeleyiciydi … [onların], ayrıcalıklı bir azınlığın prangalarından kurtularak, artan algılarının mükemmelleÅŸebilirliÄŸi hızlandırmasına {yardım etti}.“
Siyasi Adalet tehlikeli ve kışkırtıcı olarak görüldü. Yayınlanmasından kısa bir süre sonraki Privy Konseyi [İngiltere'de, kral veya kraliçeye zaman zaman tavsiyelerde bulunan, ancak fazla gücü olmayan, siyasette yüksek mevki sahibi kiÅŸilerden oluÅŸan konsey] toplantısında, Godwin’e dava açılması tartışıldı. Pitt’in şöyle dediÄŸi iddia edilir: “üç guinealık [21 ÅŸilin deÄŸerindeki eski İngiliz parası] bir kitap, fazladan harcayacak üç ÅŸilini bile olmayanlar için asla fazla zararlı olamaz.” Yine de Siyasi Adalet kısa zamanda çok satan kitaplar arasına girdi ve yaygın bir ÅŸekilde okundu; çünkü radikal topluluklar ve işçi birlikleri aşırı bir tutumlulukla ufak tasarruflarını birleÅŸtiriyor, üyelerine ödünç vermek üzere tek bir kitap satın alıyorlardı. Siyasi Adalet‘in ve keza bazı romanların yazarı olarak Godwin’in ünü, ÅŸahsı ve fikirlerinin Coleridge, Priestley, Southey, Lamb, Hazlitt ve Wordsworth gibi seçkin insanlarının dikkatini çekmesini saÄŸladı. Ünlü bir kadın hakları savunucusu olan Mary Wollstonecraft 1797′de onunla evlendi. Wollstonecraft, Frankenstein‘ın gelecekteki yazarı, Godwin’in en dikkate deÄŸer ve ateÅŸli öğrencisi olacak olan Shelley’in gelecekteki eÅŸi Mary’i doÄŸurmasından birkaç ay sonra öldü. Birçok büyülenmiÅŸ radikale için Godwin, “bir peygamber {haline gelmiÅŸti}, … {ve} onlar, tamamen kendilerine ait olan bir hayal üstyapısını onun spekülasyonları üzerine inÅŸa ettiler.” Karşıtları da oldukça çoktu. Malthus, Siyasi Adalet‘i delillerle çürütmek üzere Nüfus Üzerine Makaleler‘i [Essays on Population] yazdı. Burke, Godwin’in eserini “tam bir Ateizm boku, kokuÅŸmuÅŸ Fransız Devrimi leÅŸinin kuluçkası” olarak deÄŸerlendiriyordu.
Öfori [euphoria, kendini aşırı zinde hissetme durumu] dönemi kısa sürdü. Kamuoyu görüşü gelenek ve statükonun pekiÅŸtirilmesine yöneldi. Fransız Devrimi’nin aşırılıklarının yarattığı hayal kırıklığı, kitleler arasındaki Gallicizm karşıtlığı, hükümetin baÅŸarılı baskısı ve öfkeli radikallerle Godwin gibi ılımlılık taraftarları arasındaki ayrılık, reform kuvvetlerini zayıflattı. Godwin bir yergi nesnesi haline geldi. Karısının ölümü onu derinden sarstı. Şöhreti kısa sürede kayboldu, öyle ki 1811′de gelecekteki damadı Shelley isminin “saygın ölüler listesine kaydedildi” diye düşünüyordu. Hazlitt, onun “itibarın gök kubbesinde bir güneÅŸ olarak alevler saçtığını … ancak belirsiz bir ölümsüzlüğün sakin alacakaranlığında … ufukta yitip gittiÄŸini” söylüyordu. İkinci evliliÄŸi zorlu oldu. Kalan yıllarını, ailevi sorumlulukları ve edebi uÄŸraÅŸlarının sebep olduÄŸu mali problemlerle dolu olarak geçirdi –bu zaman zaman Shelly’le olan iliÅŸkisinde gerginliÄŸe neden oldu.
Her ne kadar Godwin “anarÅŸi” kelimesini kaos anlamında kullanmış ve kendisini asla bir “anarÅŸist” olarak görmemiÅŸ olsa da, anarÅŸist teorinin bu ilk sistematik tasvirinden ötürü, Woodcock haklı bir ÅŸekilde onu “modern anarÅŸizmin babası” olarak adlandırır. Godwin’in anarÅŸist düşüncedeki yeri Beethoven’in müzikteki yerine benzer –kendisinden önce gelenleri özetlemiÅŸ ve kendisinden sonra geleceklerin habercisi olmuÅŸtur. Eski biçimlerin yerle bir edilmesi, yeni olasılıkların yaratılması ve aklın özgürleÅŸtirilmesi karşılaÅŸtırılabilir. Godwin’in düşüncesi Jefferson taraftarları ile Federalistler arasındaki tartışmada ortaya çıktı, ve bir tarihçiye göre [Godwin] BirleÅŸik Devletler’deki “asiler kuÅŸağının feneri olmuÅŸ“tur. Shelley’in “Kraliçe Mab”, “Hürriyet Kasidesi”, “İslam’ın İsyanı”, “AnarÅŸi Maskeli Balosu”, ve “Sınırsız Prometheus” ÅŸiirleri Godwin’in anarÅŸizminden esinlenmiÅŸtir. Ondokuzuncu yüzyıl anarÅŸistleri onu ihmal etmiÅŸ, ancak Kropotkin onu methetmiÅŸtir. Godwin’in düşüncesi, devrimci olmayan ılımlılığa sahip Britanya emek hareketini, eÄŸitimin özgürleÅŸtirici gücüne inanan Robert Owen’ı, gücün bölüşümüne karşı saldırılarında Chartistleri, ve insancıl sosyalizme dayanan Fabianları önceden tahmin etmiÅŸtir. Hatta Karl Marks’ın devletin sönümlenmesi görüşü ve artı deÄŸer kuramının Godwin’de dolaylı öncelleri vardır. Yazıları Washington Irwing, Edgar Allan Poe, Nathaniel Hawthorne, Charles Dickens, Henry George, Oscar Wilde, ve H.G. Wells üzerinde etkiler bırakmıştır [05].
Godwin, “{herhangi bir biçimiyle} tahakküm bir bilgelik okulu olsaydı, insanlığın geliÅŸimi hesaplanamaz bir boyutta olurdu, çünkü binlerce yıldan beridir biz bu okuldayız” diyordu. İnsanlık hala savaÅŸ ve nefret okuluna gidiyor. Kirlilik ve tüm canlılara karşı saygısızlık, en basit biçimiyle dahi yaÅŸamın kendisini ihlal ediyor. Uyum [harmoni] hala türlerin en sabırsız olanının aklına bile gelmemekte. Tutkular hala frenlenemiyor. Siyasi Adalet‘ı okumak muhtamelen faydamıza olacaktır, çünkü “ne hor görmenin, ne düşmanlığın, ne içerlemenin ne de intikamın koynumuza girmesine izin vermeyecek” bir dünya görüşüne gereksinimimiz var. “Adalet ülküsü insanlık ülküsüdür. Bu ülküyü sevmeliyiz, çünkü insanlığın genel mutluluÄŸunu üretecek olan budur.“
DİPNOTLAR
[01] Godwin vatana ihanetle suçlanan insanlar için etkili savunmalar yazmış, hatta savunmanın zafer kazanmasına yardım etmişti. Bu dava İngiliz hukuk tarihinde bir dönüm noktası olmuştu. Artık insanlar kelime ve kalemleriyle [ifade ettiklerinden] ötürü vatana ihanetten mahkum edilemeyeceklerdi.
[02] Yumuşak huylu bir demokrasi formu geçici bir durum olarak kabul edilebilir.
[03] Evrensel yardımseverliği engelleyen herhangi bir birlikten sakınılmalıdır. Orkestralar ve evlilik bile bireyselliği engeller!
[04] Kısaltılmış birinci baskıda bu kısım yer almıyordu, ancak üçüncü baskıda Godwin bir hedef olarak mutlak ölümsüzlüğü reddediyordu. Ancak, yaşamın ölçülemeyecek kadar uzatılabileceğine inanıyordu.
[05] Engels, “Yakın zamanımızın iki büyük filozofu, Bentham ve Godwin, özellikle de bu ikincisi, neredeyse tamamen proletaryaya aittir.”
BİBLİYOGRAFİK NOT
Bu çalışmada Godwin’in Enquiry Concerning Political Justice and its Influence on Morals and Happiness‘in birinci baskısı [kısmen kısaltılmış hali] kullanılmıştır (Raymond A. Preston, ed., New York: Alfred A. Knopf, 1926). Zaman zaman karşılaÅŸtırma yapmak amacıyla üçüncü baskı da kullanılmıştır (F.E.L. Priestly, ed., The Toronto University Press, 1946).
Faydalanılan Yayınlar:
- William Godwin, Memoirs of Mary Wollstonecraft [Mary Wollstonecraft'ın Anıları], (Londra: Constable & Co., Ltd., 1927).
- William Godwin, Jack W. Marken ve Burton R. Pollin (ed.), Uncollected Writings (1785-1822): Articles in Periodicals and Six Pamplets [Toplu Olmayan Yazılar (1785-1822): Gazete Yazıları ve Altı Broşür], (Gainsesville, Fla: Scholars’ Facsimiles & Reprints, 1968).
- H. N. Brailsford, Shelley, Godwin, and Their Circle [Shelley, Godwin, ve Onların Çevresi], (New York: Archon Books, 1969).
- Kenneth Noel Cameron, ed., Percy Bysshe Shelley: Selected Poetry and Prose [Percy Bysshe Shelley: Seçilmiş Şiirler ve Düzyazılar] (New York: Holt, Rinehart & Winston, 1967).
- William St. Clair, The Godwins and the Shelleys: The Biography of a Family [Godwinler ve Shelleyler: Bir Ailenin Biyografisi], (New York, W. W. Norton & Co., 1989).
- Rosalie Glynn Grylls, William Godwin and His World [William Godwin ve Dünyası], (Londra: Odhams Press, Ltd., 1953).
- William Hazlitt, The Spirit of the Age: Or Contemporary Portraits [Çağın Ruhu: Veya Çağdaş Portreler], (Londra: Oxford University Press, 1966).
- Peter H. Marshall, William Godwin,(New Haven: Yale University Press, 1984).
- Kegan Paul, William Godwin: His Friends and Contemporaries [William Godwin: Dostları ve Çağdaşları], (Boston: Roberts Brothers, 1876).
- A. K. Rogers, “Godwin and Political Justice” [Godwin ve Siyasi Adalet], International Journal of Ethics, XXII, 1 (Ekim 1911).
- Michael Henry Scrivener, Radical Shelley: The Philosophical Anarchism and Utopian Thought of Percy Bysshe Shelley [Radikal Shelley: Felsefi Anarşizm ve Percy Bysshe Shelley'in Ütopyacı Düşüncesi], (Princeton: Princeton University Press, 1982).
- Elton Edward and Esther Greenwell Smith, William Godwin, (New York: Twayne Publishers, Inc., 1965).
- G. R. Stirling Taylor, Mary Wollstonecraft: A Study in Economics and Romance [Mary Wollstonecraft: Ekonomi ve Romans'da Öğrenim], (London: Martin Secker, 1911).
- George Woodcock, William Godwin: A Biographical Study [William Godwin: Biyografik Bir Çalışma], (Londra: The Porcupine Press, 1946).
- Wm. Theodore de Bary, ed., Sources of Chinese Tradition, vol. 1, Introduction to Oriental Civilizations [Çin Geleneğinin Kaynakları, cilt 1, Doğu Uygarlıklarına Giriş], (New York: Columbia University Press, 1967).
- Ernst Cassirer, The Philosophy of the Enlightenment [Aydınlanma Felsefesi], Fritz C. A. Koelln and James P. Pettegrove, çev. (Princeton: Princeton University Press, 1951).
- Norman Cohn, The Pursuit of the Millenium: Revolutionary Messianism in Medieval and Reformation Europe and Its Bearing on Modern Totalitarian Movements [Bin Yılın İzinde: Ortaçağ ve Reformasyon Avrupasında Devrimci Mesihlik ve Modern Totaliter Hareketler Üzerindeki Tavrı], (New York: Harper & Bros., 1961).
- Friederich Engels, The Conditions of the Working-Class in England: Personal Observations and Authentic Sources [İngiltere'de İşçi Sınıfının Koşulları: Kişisel Gözlemler ve Özgün Kaynaklar], (Moskova: Progress Publishers, 1973).
- Francis C. Haber, The Age of the World: Moses to Darwin [Dünya Çağı: Moses'den Darwin'e], (Baltimore: The Johns Hopkins Press, 1959).
- Philip P. Hallie, “Zeno of Citium” [Citiumlu Zeno], The Encyclopedia of Philosophy (New York: Macmillan Publishing Co. and The Free Press, 1972).
- Christopher Hill, The World Turned Upside Down: Radical Ideas During the English Revolution [Alt Üst Olmuş Bir Dünya: İngiliz Devrimi Sırasında Radikal Fikirler], (New York: The Viking Press, 1972).
- James Joll, The Anarchists [AnarÅŸistler], (Londra: Eyre & Spottiswoode, 1964).
- Leonard Krimerman (ed.), Patterns of Anarchy: A Collection of Writings on the Anarchist Tradition [Anarşinin Modelleri: Anarşist Gelenek Üzerine Derleme Yazılar], (Garden City: Doubleday & Co.).
- P. A. Kropotkin and Harold J. Laski, “Anarchism” [AnarÅŸizm], Encyclopedia Britannica (Londra: Encyclopedia Britannica Co., 1932).
- Charles A. Madison, “Anarchism in the United States” [BirleÅŸik Devletler'de AnarÅŸizm], Journal of the History of Ideas 4 (Ocak 1945).
- D. Novak, “The Place of Anarchism in the History of Political Thought” [AnarÅŸizmin Siyasi Düşünce Tarihinde Yeri], The Review of Politics 20 (Temmuz 1958).
- Bertrand Russell, “Stoicism” [Stoisizm], A History of Western Philosophy [Batı Felsefesi Tarihi], (New York: Simon & Schuster, 1945).
- E. P. Thompson, The Making of the English Working Class [İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu], (New York: Vintage Books, 1966).
- George Woodcock, Anarchism: A History of Libertarian Ideas [AnarÅŸizm: Liberter Fikirlerin Tarihi], (Cleveland: Meridian Books, 1962.
- George Woodcock, Pierre-Joseph Proudhon: His Life and Work [Pierre-Joseph Proudhon: Yaşamı ve Eserleri], (New York: Schocken Books, 1972).
Çeviri: Anarşist Bakış
Kaynak: “Godwin’s Place in the Anarchist Tradition: A Bicentennial Tribute”, Kenneth C. Wenzer, Social Anarchism, sayı 20, 1995
www.khAos.info
Cevap Yaz