Komünalist Karar Anı
filed in AnarÅŸizm on Eki.27, 2009
Çeviren: Sezgin Ata
Marxizm, AnarÅŸizm ve Sendikalizm
Anarşizm ve Güç Sorunu
Komünalizm
Sol ve Komünalist Karar Anı
Dipnotlar
Yirmibirinci yüzyılın tarihin en radikal mi yoksa en gerici dönemi mi olacağı –veya yalnızca sönük bir sıradanlığın gri bir çağına mı dönüşeceği–, büyük ölçüde, toplumsal hareketin türüne ve toplumsal radikallerin devrimci çağın son iki yüzyılı boyunca birikmiş olan teorik, organizasyonel ve politik zenginliğin içinden yaratacakları programa bağlı olacaktır. İnsan gelişiminin birkaç kesişen yolu arasından bizim seçeceğimiz yol, gelecek yüzyıllar için türümüzün geleceğini pekala belirleyebilir. Bu irrasyonel toplum bizleri nükleer ve biyolojik silahlarla tehlikeye atarken, bütün insan çabasının harabeye çevrileceği bir sona ulaşma olasılığını dahi ihmal edemeyiz. Askeri-endüstriyel kompleksin tasarladığı süper ayrıntılı teknik planları düşündüğümüzde, insan türünün kendini imhası, binyıl dönümünde, kitle medyasının kurguladığı fütüristik senaryolara dahil edilmek zorundadır.
İronik bir şekilde, aynı zamanda insan yaratıcılığının, teknolojinin ve hayal gücünün de sıradışı başarılar üretme ve bizleri Charles Fourier gibi hayalciler ve Karl Marx ve Peter Kropotkin gibi toplumsal teorisyenler (01) tarafından düşünülen en dramatik ve özgürleştirici vizyonların kat kat ötesine geçen bir özgürlük derecesini mümkün kılacak toplumlarla donatma kapasitesine sahip olduğu bir çağda yaşıyoruz. Postmodern çağın birçok düşünürü bilim ve teknolojiyi, kimi disiplinlerin insanlığa maddenin ve yaşamın en gizli sırlarının böylesine muazzam bir bilgisini vermesine veya türümüze gerçekliğin tüm önemli özelliklerini düzenleme ve insanın ve diğer canlıların refahını geliştirme olanağı sağlamasına rağmen, aptalca, insan mutluluğunun asıl tehditkarı olarak mimlediler.
Bu nedenle, ya anlamsız olayların bayağı bir ÅŸekilde birbirini takibinin gerçek ilerlemenin yerini aldığı korkunç bir “tarihin sonu”na doÄŸru giden bir yolu takip etme ya da insanlığın rasyonel bir dünyaya doÄŸru gerçekten ilerlediÄŸi, gerçek tarihin yapılmasına doÄŸru giden bir yolda harekete devam etme durumundayız. Muhtemelen felakete yol açacak nükleer kayıtsızlığı da içeren yüzkızartıcı bir tarihi son ile tarihin estetik olarak büyük bir hünerle yaratılmış bir ortamda özgür ve maddi bolluk içindeki bir toplumda gerçekleÅŸmesi arasında bir seçim yapma durumundayız.
Yönetici sınıfın (ki bu, burjuvazidir) birbirleri üzerinde hegomonya saÄŸlamak için rekabet eden giriÅŸimlerinin teknolojik mucizeler geliÅŸtiriyor olmasına raÄŸmen, bugünkü toplumda var olan “doÄŸa hayaleti” doÄŸayı rehin olmaktan hiç de kurtarmaz. Bizim bir tür olarak, insanlık durumunda ve insan dışındaki doÄŸal dünyada ÅŸaşırtıcı nesnel ilerlemeler ve geliÅŸmeler –özgür ve rasyonel bir toplumu gerçekleÅŸtirebilecek ilerlemeler– saÄŸlayacak araçları üretebilme kapasitemizin tamamen elimizde olduÄŸu bir zamanda, bizi fiziksel olarak kesinlikle kurban edebilecek toplumsal kuvvetlerin ÅŸiddetli saldırılarının önünde ahlaki açıdan neredeyse savunmasız halde durmaktayız. Gelecek hakkındaki tahminler anlaşılabilir ÅŸekilde çok kırılgan ve haklı olarak güven içermemektedir. Kapitalist toplumsal iliÅŸkiler insan zihnine daha önce olmadığı kadar derin bir ÅŸekilde yerleÅŸirken ve kültür dehÅŸete düşürecek düzeyde hemen hemen bir yokolma noktasına doÄŸru gerilerken kötümserlik çok yaygın hale gelmiÅŸtir. Günümüzdeki insanların çoÄŸu açısından, 1917-18 Rus Devrimi ve 1939′daki İspanya İç Savaşı’nın sonu arasındaki yirmi yıllık dönemde varolan umut ve çok radikal inançlar neredeyse safça görülmektedir.
Yine de bizim daha iyi bir toplum yaratma kararımız ve bunu yapmak için seçeceÄŸimiz yol, herhangi bir ilahın, daha kötüsü mistik bir “doÄŸa gücünün” veya karizmatik bir liderin yardımı olmaksızın bizim kendimizden gelmek zorundadır. EÄŸer daha iyi bir geleceÄŸe doÄŸru olan yolu seçiyorsak, seçimimiz bizim geçmiÅŸin önemli derslerini öğrenme ve geleceÄŸin gerçek ümitlerini ayırt edebilme kabiliyetimizin –ve yalnızca bizimkilerin– sonucu olmak zorundadır. Biz hurafelerin kasvetli cehenneminden veya absürd bir ÅŸekilde akademinin daÄŸ yamacı vadilerinden uyandırılan hayaletimsi sapıklıklara deÄŸil, en insani yanımızı oluÅŸturan yenilikçi niteliklere ve insanlığın toplumsal patolojilerle bilinçlilik ve akıl içinde kendini gerçekleÅŸtirmesini geri planda bırakan rasgele olaylara karşı koyan, doÄŸal ve toplumsal geliÅŸmeleri açıklayan temel özelliklere baÅŸvurmak zorunda olacağız. Tarihi neredeyse herÅŸeyin, en azından maddi bir dünyanın, mümkün olduÄŸu bir noktaya getirmekle –ve insanın hayal gücüyle üretilen mistik ve dinsel öğelerin ideolojik olarak içine sızmış olduÄŸu bir geçmiÅŸi geride bırakmakla– biz insanlığın daha önce asla karşılaÅŸmadığı yeni bir mücadele ile karşılaşıyoruz. Kendi dünyamızı bilinçli bir ÅŸekilde kendimiz yaratmak zorundayız. Absürd seytani fantezilere, akıldan yoksun geleneklere ve korkutucu önyargılara göre deÄŸil, fakat aklın, düşüncenin ve diyaloÄŸun esaslarına göre.
BUGÜNKÜ KAPİTALİZMİ ANLAMAK
Seçimimizde hangi faktörler belirleyici olmalıdır? Öncelikle, bugünün devrimcilerinin elinde olan toplumsal ve politik deneyimlerin yoğun birikimi bu seçimde çok büyük önem taşımaktadır. Bu bilgi deposu layıkıyla ele alındığında bizden öncekilerin yapmış oldukları korkunç hatalardan kaçınmak ve insanlığı geçmişteki başarısız devrimlerin korkunç belalarından kurtarmak için kullanılabilir. Bir diğer eşdeğer önemdeki vazgeçilmez faktör ise, ortaya çıkan radikal bir hareketi varolan toplumsal koşulların ötesine insanlığın tamamen özgürleşmesini besleyecek bir geleceğe fırlatmak için gerekli aracı sağlayacak, düşünce tarihi tarafından yaratılan yeni bir teorik sıçrama tahtası olasılığıdır.
Ama herÅŸeyden önce karşılaÅŸtığımız problemlerin çerçevesinin tamamen farkında olmak zorundayız. Hüküm süren kapitalist düzenin geliÅŸmesi içinde nerede olduÄŸumuzu tam bir netlik içinde anlamak zorundayız ve ortaya çıkan toplumsal problemleri kavrama ve yeni bir hareketin programında dikkati bunlara yöneltme ihtiyacı duyuyoruz.. Kapitalizm hiç kuÅŸkusuz tarihte ortaya çıkan toplumların en dinamiÄŸidir. Tanımı gereÄŸi, kesinlikle, nesnelerin daima satılmak ve karı artırmak için üretildiÄŸi, insan iliÅŸkilerinin büyük bir çoÄŸunluÄŸuna aracılık eden bir meta deÄŸiÅŸim sistemi olarak kalır. Yine de kapitalizm aynı zamanda büyük ölçüde mutasyona uÄŸrayabilen, giriÅŸimin rakipleri aleyhine bir yolla büyümeyi baÅŸaramazsa ölmek zorunda kalacağı acımasız bir noktaya doÄŸru sürekli ilerleyen bir sistemdir. Bu nedenle “büyüme” ve sürekli deÄŸiÅŸim kapitalist yaÅŸam varoluÅŸunun en önemli kurallarıdır. Bunun anlamı ise kapitalizmin yalnızca bir form içinde sürekli olarak asla kalmadığıdır; o onun temel toplumsal iliÅŸkilerinden ortaya çıkan kurumları daima dönüştürmek zorundadır.
Kapitalizm her ne kadar yalnızca geçtiÄŸimiz bir kaç yüzyıl içinde baskın bir toplum haline geldiyse de, o daha önceki toplumların çevresinde uzun süre var oldu: ÅŸehirler ve imparatorluklar arasındaki ticarette büyük ölçüde ticari bir formda; tüm Avrupa Ortaçağı boyunca bir zanaat formunda; bizim kendi zamanımızda muazzam endüstriyel bir formda; ve eÄŸer son dönemdeki kahinlere inanacaksak gelecek dönemler için enformasyonal bir formda. O yalnızca yeni teknolojiler yaratmadı, ayrıca küçük dükkan, fabrika, devasa imalathane, endüstriyel ve ticari kompleks gibi büyük çeÅŸitlilik gösteren ekonomik ve toplumsal yapılar da yarattı. İzole olmuÅŸ çiftçi ailesi ve tamamen unutulmaya terkedilen daha da önceki bir dönemin küçük zanatkarı nasıl ortadan kalkmadıysa Endüstri Devrimi kapitalizmi de tabii ki tamamen ortadan kalkmadı. GeçmiÅŸin çoÄŸu daima bugüne dahil edilir; şüphesiz, Marx’ın uyardığı gibi, “saf kapitalizm” yoktur ve kapitalizmin daha önceki formlarından hiçbirisi radikal olarak yeni toplumsal iliÅŸkiler yerleÅŸtirilene ve ezici ölçüde baskın oluncaya dek tamamen yok olmaz. Fakat bugün kapitalizm varoÅŸlara ve kırsal bölgelere ulaÅŸtı ve belki bir gün gezegenimizin ötesine ulaÅŸabilir. O yalnızca yeni gereksinimler yaratacak ve besleyecek yeni ürünler yaratmadı, sonuçları itibarıyla sistemin yeni destekçilerini ve bazen de muhaliflerini de yükselten yeni toplumsal ve kültürel sorunlar yarattı.
Kapitalizmin bugün en dikkat çekici niteliklerinden birisinin Batı dünyasında çok basitleÅŸtirilmiÅŸ olan, Marx ve Engels’in Komünist Manifesto‘da “olgun kapitalizmde (biz gerçekte neyin “olgun”, “geç” veya “ölüme yakın” kapitalizm olduÄŸunu hala belirlemek zorundayız) baskın olacağını önceden öngördükleri iki sınıflı yapının –burjuvazi ve proleterya– yeni bir biçim verilme süreci altında olmasıdır. Ücretli iÅŸ ve sermaye arasındaki çatışma hiçbir ÅŸekilde ortadan kalkmamasına raÄŸmen geçmiÅŸte sahip olduÄŸu herÅŸeyi-kapsayan öneminden yoksundur. Marx’ın beklentilerinin tersine, endüstriyel işçi sınıfı ÅŸimdi sayısal olarak küçülmekte ve sürekli bir sınıf olarak geleneksel kimliÄŸini yitirmektedir. Günümüz kültürü, toplumsal iliÅŸkiler, ÅŸehrin karakteri, üretim biçimleri, tarım ve ulaşım, sendikalistlerin ve Marxistlerin üzerlerinde yoÄŸun bir ÅŸekilde odaklandıkları geleneksel proleteryayı, mentalitesi bile ÅŸaşırtıcı biçimde büyük ölçüde burjuva olan bir küçük-burjuva tabakası olarak yeniden oluÅŸturdu. Üretim hattının mavi yakalı endüstri proleteryasının yerini fabrika içindeki otomatik araçlar ve genelde birkaç beyaz yakalı makine kullanıcısı ve bilgisayarlar tarafından iÅŸletilen üretimin minyatürleÅŸtirilmiÅŸ araçları aldı.
Aynı ÅŸekilde ele aldığımızda, geleneksel proleteryanın yaÅŸam standartları büyük ölçüde deÄŸiÅŸti. Bir veya iki kuÅŸak içinde yoksulluk sınırından maddi zenginliÄŸin göreli olarak yüksek olduÄŸu bir noktaya yükseldiler. Daha önceki çelik, otomobil ve kömür madeni işçilerinin hiçbir proleter sınıf kimliÄŸine sahip olmayan çocukları ve torunları arasında, yeni bir sınıf statüsünün simgesi olarak, lise diplomasının yerini üniversite eÄŸitimi aldı. BirleÅŸik Devletler’de bir zamanların uzlaÅŸmaz olan sınıf çıkarları, kendi evlerine, bahçelerine ve kırsal yaz dinlencelerine sahip olanların miktarındaki yüksek artış yanında Amerikan ailelerinin yüzde 50sinin hisse senedi ve bono sahibi oldukları bir noktaya yöneldi.
Bu deÄŸiÅŸiklikler göz önüne alındığında, geleneksel mavi yakalı işçi ve geçmiÅŸin radikal posterlerindeki gerilmiÅŸ kaslı kolunda kemikkıran bir çekiçle çalışırken resmedilen sert erkek ve kadının yerini kibar, “çalışan orta sınıf” olarak adlandırılanlar almıştır. Tarihi anlamı içinde geleneksel “dünyanın tüm işçileri, birleÅŸin!” haykırışı giderek daha fazla anlamsızlaÅŸmaktadır. Marx’ın Komünist Manifesto‘da harekete geçirmeye çalıştığı proleteryanın sınıf bilinci, sürekli olarak kanamaktadır ve çoÄŸu yerde ise gerçekte kaybolmuÅŸtur. Sınıf çatışması ortadan kaldırılmamıştır, fakat büyük ölçüde yirminci yüzyılın ilk yarısında Avrupa kapitalizmine büyük gözdağı verdiÄŸi görülen ulusal ve enternasyonal dayanışmadan yoksun bir halde tek tek fabrika veya ofislerin içine sıkıştırılmıştır.
Bir bütün olarak bakıldığında, kapitalizmin bugün üretmiÅŸ olduÄŸu toplumsal koÅŸullar Marx ve Fransız sendikalistleri tarafından geliÅŸtirilen basitleÅŸtirici sınıf öngörüleri ile büyük bir zıtlık içindedir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kapitalizm, geleneksel proleteryanın ücretlerde, çalışma saatleri ve koÅŸullarında iyileÅŸtirme taleplerinin ötesine geçen büyük ölçüde genelleÅŸtirilmiÅŸ toplumsal sorunlar üreterek, olaÄŸanüstü hızda yeni bir büyük dönüşüm sürecine girdi. Bu toplumsal sorunların başında çevre, cinsiyet, hiyerarÅŸi, kent, yurttaÅŸlık ve demokrasi sorunları gelmektedir. Kapitalizm gerçekte, özellikle gezegenin yüzünü deÄŸiÅŸtirebilecek olan iklimsel deÄŸiÅŸikler, global kapitalizmin oligarÅŸik kurumları, politika için taban oluÅŸturan yurttaÅŸlık yaÅŸamını radikal bir ÅŸekilde kemiren dizginsiz ÅŸehirleÅŸme ile insanlığa karşı olan tehlikelerini genelleÅŸtirdi.
Birçok sosyal analizde yöneticiler, bürokratlar, bilim insanları ve benzerlerinin ortaya çıkan hakim gruplar olarak ayırt edilecek derecede gözlenmesiyle birlikte, hiyerarÅŸi bugün sınıf gibi belirgin bir sorun olmaktadır. Statü ve çıkarların yeni ve ayrıntılı derecelendirilmeleri çimlenmeye baÅŸlamış ve geleneksel sosyalizm tarafından bir zamanlar açık bir ÅŸekilde tanımlanmış ve militanca savaÅŸ açılmış ücretli iÅŸ ve sermaye arasındaki çatışmayı bulanıklaÅŸtırmıştır. Sınıf kategorileri ÅŸimdi ırk, cinsiyet, cinsel tercihler ve elbette ulusal ve bölgesel farklılıklara dayalı hiyerarÅŸi kategorileri ile birbirlerinin içine girmeye baÅŸlamışlardır. HiyerarÅŸinin karakteristiÄŸi olan statü farklılıkları sınıf farklılıkları ile birleÅŸme eÄŸilimindedir ve halkın gözünde sık sık etnik, ulusal ve cinsiyet farklılıklarının sınıf farklılıklarına baskın çıktığı, daha fazla bir herÅŸeyi-kapsayan kapitalist dünya ortaya çıkmaktadır. Bu tamamen yeni bir olgu deÄŸildir: Birinci Dünya Savaşı’nda sayısız Alman sosyalist işçisi daha önceki proleterya birliÄŸinin kırmızı bayraklarına olan baÄŸlılıklarını, iyi beslenmiÅŸ ve parazit yöneticilerinin ulusal bayrakları lehine bir kenara fırlatmışlar ve sayısız Fransız ve Rus sosyalist işçisinin vücutlarına süngülerini sokmuÅŸlardır.
Kapitalizm aynı zamanda yeni bir büyük çeliÅŸki üretmiÅŸtir: sürekli büyüme üzerine kurulu bir ekonomi ile doÄŸal çevrenin kuruması arasındaki çatışma (02). Bu sorun ve onun engin sonuçları, bırakın bir kenara bırakılmayı, artık insanların yiyecek ve havaya gereksinim duymalarından daha az önem verilerek düşünülemez. Sosyalizmin doÄŸmuÅŸ olduÄŸu Batı’da günümüzde en fazla umut vadeden çatışmalar, mavi ve beyaz yakalı “işçilerin” orta sınıftan hümanistler ile aynı saflarda yürüdükleri ve genel toplumsal problemler ile harekete geçtikleri anti-globalleÅŸme hareketlerinin gösterdiÄŸi gibi, gelir ve çalışma koÅŸullarından ziyade nükleer güç, kirlenme, ormansızlaÅŸtırma, ÅŸehrin kötü etkisi, eÄŸitim, saÄŸlık koruması, toplum yaÅŸamı ve az geliÅŸmiÅŸ ülkelerdeki işçilerin baskısı etrafında yaÅŸanacak gibi görünmektedir. Proleter savaşçılar orta sınıf savaşçılarından ayırt edilemez hale gelmektedir. Karakteristikleri savaşçı bir militanlık olan iriyarı işçiler, genelde paylaşılan bir neÅŸelilik derecesiyle, ÅŸimdi “ekmek ve kukla” tiyatro oyuncularının arkasından yürümektedir. Çalışan ve orta sınıf üyeleri ÅŸimdi birçok farklı toplumsal ÅŸapka giymekte, tabiri caizse, kapitalizme ekonomik temellerde olduÄŸu kadar kültürel temeller üzerinde de, doÄŸrudan olduÄŸu kadar dolaylı olarak da meydan okumaktadır.
Hangi yönü takip edeceÄŸimize karar verirken kapitalizmin gelecekte – ki bu çok uzak bir gelecek olmak zorunda deÄŸil – eÄŸer kontrol edilmezse, bugün bildiÄŸimiz sistemden önemli ölçüde farklı olacağı zorlayıcı gerçeÄŸini de ihmal edemeyiz. Kapitalist geliÅŸmenin önümüzdeki yıllarda toplumsal ufku çok büyük ölçüde deÄŸiÅŸtireceÄŸi tahmin edilebilir. Ahlaki deÄŸerleri, estetiÄŸi, medyayı, popüler arzuları ve benzerlerini bir yana bırakalım, fabrikaların, ofislerin, ikamet edilen alanların, endüstrinin, ticaretin ve tarımın yirmibirinci yüzyıl sona ermeden önce çok büyük oranda deÄŸiÅŸmeyeceÄŸini varsayabilir miyiz? GeçtiÄŸimiz yüzyılda kapitalizm, yukarıdakilerin tümünün dışında, toplumsal sorunları –şüphesiz tarihsel toplumsal sorunları– ondokuzuncu ve yirminci yüzyılın başındaki sol-kanat toplumsal hareketleri biçimlendiren teorisyenler tarafından açık bir ÅŸekilde görülemeyen problemleri içine alarak geniÅŸletti. Bizim çağımız, sonu gelmez bir “net kar” ve “yatırım seçimleri” savaÅŸları ile toplumun kendisini büyük bir pazaryerine dönüştürmekle (03) tehdit etmektedir.
İlerici sosyalistlerin ilgilenmek zorunda oldukları kamu da ayrıca radikal bir ÅŸekilde deÄŸiÅŸmektedir ve gelecek onyıllarda böyle deÄŸiÅŸmeye devam edecektir. Kapitalizmin ortaya çıkardığı deÄŸiÅŸimlerin ve onun ürettiÄŸi yeni veya daha geniÅŸ çeliÅŸkilerin anlaşılmasında arkadan gelmek geçtiÄŸimiz son iki yüzyıldaki hemen hemen tüm devrimci patlamaları yenilgiye götüren, tekrarlanan, felaket getirici hatayı iÅŸlemeye yol açabilir. Yeni bir devrimci hareketin geçmiÅŸten öğrenmek zorunda olduÄŸu dersler arasında en önemli olanı, hareketin özünde popülist olan programına orta sınıfın geniÅŸ sektörlerini kazanmak sorunda olduÄŸudur. Kapitalizmi sosyalizm ile deÄŸiÅŸtirmeye yönelik hiç bir giriÅŸim, hoÅŸnutsuz küçük burjuvazinin –ister Rus Devrimi’nin ‘intelligentsia’sı [aydın kesimi] ve üniformaları içindeki köylüsü olsun, ister 1918-21 Alman ayaklanmalarındaki entellektüeller, çiftçiler, esnaf, memurlar, endüstrideki ve hatta hükümetteki müdürler olsun– yardımı olmaksızın en ufak bir baÅŸarı ÅŸansına sahip olmamıştır ve olmayacaktır. En ümit verici toplumsal dönemlerde dahi, BolÅŸevikler, MenÅŸevikler, deÄŸiÅŸik Alman Sosyal Demokratları ve Komünistler asla kendi yasama organları içinde mutlak çoÄŸunluÄŸa sahip olmadılar. “Proleterya devrimleri” olarak adlandırılan devrimler deÄŸiÅŸmez bir ÅŸekilde azınlık devrimleridir, hatta genellikle proleterya içinde dahi. Ve baÅŸarılı olanlar (genellikle bastırılmadan önce kısa bir süre içindi) büyük ölçüde burjuvazinin kendi askeri güçleri arasında aktif destekten yoksun olması veya basitçe toplumsal moralsizliÄŸi sayesinde baÅŸarılıydılar.
MARXİZM, ANARŞİZM VE SENDİKALİZM
Tanık olunan deÄŸiÅŸiklikler ve hala oluÅŸma halinde olanlar göz önüne alındığında, yaÄŸmacı (aynı zamanda çok yaratıcı) kapitalist sisteme artık fabrika proleteryasının tekstil fabrikası sahiplerinin asıl muhalifi olarak görüldüğü Endüstri Devrimi’nde doÄŸan ideolojiler ve metodların kullanılmasıyla karşı çıkamayız (Hatta fakir köylülüğün feodal ve yarıfeodal toprak sahiplerine karşı koyan çatışmaları ile geliÅŸmiÅŸ olan ideolojileri daha az kullanışlıdır). GeçmiÅŸin iddia edilen antikapitalist ideolojilerinin hiçbiri (ne Marxizm, ne anarÅŸizm, ne sendikalizm veya hatta ne de daha genel bir sosyalizm formu) kapitalist geliÅŸmenin daha erken bir dönemindeki ve teknolojik ilerlemenin daha erken bir devrinde sahip oldukları geçerliliÄŸin aynısına sahip deÄŸildir. Ne de bunların hiçbirisinin kapitalizmin zaman içinde sürekli olarak yarattığı çok sayıdaki yeni sorunu, olanağı, problemi ve çıkarı içerme umudu olamaz.
Marxizm yeni bir toplumun tarihsel önkoÅŸullarını vurgulayan, sosyalizmin sistematik bir formunu üretmek için yapılan en kapsamlı ve tutarlı çabaydı. Bu proje, günümüzün çözülme, entellektüel ÅŸaÅŸkınlık, görecelilik ve öznelcilik çağında yeni barbarlara asla teslim olmamalıdır. Marx’a bizlere bir meta ve meta iliÅŸkileri analizi, bir felsefe, bir toplumsal teori, bir tarihi ilerleme fikri ve hatırı sayılır tutarlılıkta bir politik strateji saÄŸlaması nedeniyle çok ÅŸey borçluyuz. Marx’ın politik düşünceleri, korkunç derecede yoksullaÅŸtırılmış bir proleteryaya ve sanayi burjuvazisinin 1848 ve 1871 tarihleri arasında İngiltere’de, daha ilerki tarihlerde Fransa’da, İtalya’da, Almanya’da ve hatta daha sonraki Rusya’da ve DoÄŸu Avrupa’da uyguladığı zulme gayet uygundu. Özellikle Batı Avrupa ülkelerinde Marx proleteryanın nüfusun büyük çoÄŸunluÄŸunu oluÅŸturacağını ve kaçınılmaz bir ÅŸekilde kapitalist sömürü ve sefilleÅŸtirme nedeniyle devrimci sınıf savaşına sürükleneceÄŸini düşündü. 1917 ve 1939 arasında Avrupa şüphesiz doÄŸrudan işçi ayaklanmaları noktasına varan kronik bir sınıf savaşı tarafından kuÅŸatıldı. 1917′de koÅŸulların olaÄŸanüstü biraraya geliÅŸine baÄŸlı olarak –özellikle birçok yarı feodal Avrupa sisteminin büyük bir istikrarsızlığa sürüklenmesine katkıda bulunan Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi– Lenin ve BolÅŸevikler Marx’ın yazdıklarını çok geniÅŸ ve ekonomik olarak geri bir imparatorluktaki iktidarı ele geçirmek için kullanmayı (fakat genellikle yanlış kullandılar) denediler.
Fakat genel olarak, görmüş olduÄŸumuz gibi, Marxizm’in ekonomik anlayışı ondokuzuncu yüzyılın sonlarında ortaya çıkan fabrika kapitalizmi çağına aittir. Sosyalizm için bir maddi önkoÅŸullar teorisi olarak gözalıcı olmasına karşın, Marxizm ekolojik, sivil ve öznel güçler veya insanlığı devrimci toplumsal deÄŸiÅŸiklikler için harekete geçirebilecek etkin nedenlerle ilgilenmemiÅŸtir. Aksine, Marxizm yaklaşık bir yüzyıldır teorik olarak durgunlaÅŸmıştır. Teorisyenleri genellikle yanlarında olup biten geliÅŸmeler karşısında ÅŸaÅŸkınlığa düşmüşler ve 1960lardan beri mekanik olarak çevreci ve feminist fikirleri kendi ouvrierist [işçici] bakışlarına eklemiÅŸlerdir.
Aynı ÅŸekilde, bireyci ve kısıtlanmamış bir yaÅŸam tarzını temsil eden anarÅŸizm modern ÅŸehir-endüstrisi dünyasından daha çok Proudhoncu bağımsız köylü ailesi ve zanaatçı dünyasına uymaktadır. Bir zamanlar bu politik etiketi kendim için kullandım, fakat çok daha yakın zamanlarda daha ileriye götürülen düşünceler beni anarÅŸizmin kesinlikle bir toplumsal teori olmadığı aksine bir kiÅŸisel psikoloji ve altkültür olduÄŸu sonucuna varmama zorladı. GeçmiÅŸte “anarÅŸi” adı altında önerilen toplumsal ve ekonomik yeniden inÅŸaalar deÄŸiÅŸmez bir ÅŸekilde büyük oranda (benim anlaşılabilir bir ÅŸekilde konuyla ilgili makalelerimi okuyan birçok anarÅŸisti çok kızdıran kıtlık-sonrası fikrim dahil olmak üzere) Marxizm’den alınmıştır. Fakat bunların kullanımı genellikle anarÅŸistlerin gerçekte ne olduklarının ortaya çıkmasını engellemiÅŸtir: asosyal egoistler.
Gerçekte anarÅŸizm, suikastler ve ÅŸiddetin dengesiz eylemleri biçiminde devlete meydan okuyan bireyleri kutlamasıyla doruÄŸuna varan atomize olmuÅŸ burjuva özerkliÄŸinin liberal ideolojisinin en aşırı formülasyonunu temsil eder. AnarÅŸizmin kendi kendini-düzenleme (auto nomos) miti –bireyin toplum üzerinde veya hatta ona karşı olduÄŸu ve kollektif refah için kiÅŸisel sorumluluÄŸu olmadığı radikal iddiası– Nietzsche’nin gerici ideolojik yolculuÄŸunda çok merkezi olan tüm-güç isteÄŸinin radikal bir kutlamasına yol açmaktadır. Bazı kendini itiraf eden anarÅŸistler gerçekte kitlesel toplumsal eylemi nafile ve kendi kiÅŸisel çıkarlarına yabancı olarak düşünmektedirler (04).
Özgürlükçü işçi sendikacılığının (trade unionism) iyi düzenlenmiÅŸ ve iyi geliÅŸtirilmiÅŸ bir formu olan ve genelde anarÅŸizmle karıştırılan sendikalizmin tarihsel olarak önereceÄŸi daha çok ÅŸeyi vardı. AnarÅŸizmin tersine, sendikalizm eylemde disiplini saÄŸlamak, günlük hayatta sorumluluk almak ve kapitalizmi ortadan kaldıracak organize bir devrimci pratiÄŸe giriÅŸmek amacıyla uzun zamanlar demokratik prosedürlere baÄŸlı kaldı (05). Fakat sendikalizmin alın yazısı tamamen “işçiciliÄŸe” baÄŸlı olmasıdır. Marx’tan ödünç alınan parçalarla oluÅŸturduklarının dışında bir felsefeye, tarih veya politik ekonomi teorisine sahip deÄŸildir –şüphesiz birçok sendikalist kendini Marxist olarak görmekteydi. Bunun ötesinde, genel grevin ötesinde toplumsal deÄŸiÅŸim için herhangi bir stratejisi yoktur. Almanya’da 1921 yılında Kapp Putch sırasında baÅŸlatılan çok büyük genel grevin ortaya koyduÄŸu gibi genel grevler devrimci durumlarda ne kadar deÄŸerli olabilirse olsunlar, sendikalistlerin onlara toplumsal deÄŸiÅŸimin araçları olarak atfettikleri, esasen mistik olan, kapasiteye sahip deÄŸildir. Bu gibi hatalar, gerçekte, doÄŸrudan militan eylemlerin kendiliklerinden devrimlerle eÅŸdeÄŸer olmadıklarının ve hatta büyük toplumsal deÄŸiÅŸikliklerle dahi eÅŸdeÄŸer olmadıklarının kanıtıdır. Son olarak da sendikalizm ayrıca açıkça anti-entellektüel olan tutumu nedeniyle sıkıntı çekmiÅŸ ve otantik anarÅŸizmle birlikte rasyonalizm ve teoriyi küçümsemeyi paylaÅŸmıştır.
Daha rahatsız edici olan ise, tüm Marxistlerin, sendikalistlerin ve otantik anarÅŸistlerin, bir sivil alan ve insanların kendi toplum iliÅŸkilerini demokratik olarak ve doÄŸrudan doÄŸruya yönettikleri kurumlar olarak tasarlanan politikayı kavrayışlarındaki yanlıştır. AnarÅŸistler Marxistler gibi, ikisinin birbirinden radikal bir ÅŸekilde farklı olduÄŸunu kavramayı baÅŸaramayarak, politikayı sürekli olarak devlet yönetimi olarak yanlış anladılar (06). BaÅŸka yerde yazdığım gibi, politika köken olarak devletten –profesyonel makinası baskı ve ayrıcalıklı bir sınıfın çıkarları için yurttaÅŸlığın sömürülmesini kolaylaÅŸtımak için dizayn edilmiÅŸ bir araç– ortaya çıkmadı. Aksine, politika özgür yurttaşın kent sorunlarını ele alışında ve onun özgürlüğünü savunmasında aktif katılımını oluÅŸturdu. Şüphesiz politika kelimesinin kendisi Yunanlıların “kent” kelimesinden türedi ve klasik Atina’da demokrasi kelimesi ile birlikte, yurttaÅŸları tarafından kentin doÄŸrudan yönetimini belirtmek amacıyla kullanıldı. Devleti ve onun politik alandaki özel merkeziliÄŸini üretmek için özellikle sınıf formasyonu ile belirgin hale gelen sivil gerileme yüzyılları gerekmiÅŸti.
Devlet yönetimi, devletçi bir elitin çoÄŸunluk üzerinde hüküm sürdüğü kurumlar ve pratikler, en azından açık bir ÅŸekilde insanlardan ayrı tutulmuÅŸ profesyonelleÅŸmiÅŸ ve bürokratlaÅŸmış bir devlet makinasını gerektirir. Üzücü bir ÅŸekilde Marxistler anarÅŸistlerle birlikte, ulus-devleti –bu bir “işçi devletini” de içerir– politik gücün olduÄŸu kadar ekonomik gücün de merkezine yerleÅŸtirmek için vurgu yapmışlar ve böylece politik alanı devlet alanıyla karıştırmışlardır. Marx işçilerin böyle bir devleti güçlendirilmiÅŸ bir bürokrasi ve devletçi yönetim kurumları olmaksızın nasıl tamamen ve doÄŸrudan kontrol edebileceklerini göstermeyi baÅŸaramamakta dile düşmüştü. Bir sonuç olarak, politik alan, “işçilerin devleti” olarak dizayn edildiÄŸinde, kaçınılmaz bir ÅŸekilde yalnızca tek bir sınıfın, proleteryanın çıkarlarına dayalı baskıcı bir varlık olarak görülür.
Sendikalizm kendisi açısından güç konusu ile esaslı bir ÅŸekilde ilgilenirken, genellikle özgürlükçü politika tarafından ortaya atılan problemlerin üzerinden atlayarak, vurgusunu işçi komiteleri tarafından gerçekleÅŸtirilen fabrika kontrolü ve konfederal ekonomik meclisler üzerine yaptı. Bakunin 1871de bir belediye ölçeÄŸinde olsa dahi politikayı reddeder görünen, yeni bir toplumsal düzenin “yalnızca kentteki ve ülkedeki işçi sınıfının politik olmayan veya anti-politik toplumsal gücünün geliÅŸmesi ve organizasyonu yoluyla” yaratılabileceÄŸini yazdığında anarÅŸizm adına tipik görüşleri ifade etmiÅŸti. Böylece anarÅŸistler uzun süre çok şüphe götürür bir bakış açısıyla, her yönetime bir devlet olarak baktılar. Devlet baskıcı ve sömürücü sınıfın baskı altındaki ve sömürülen sınıfın davranışlarını gerekirse güç yoluyla düzenlediÄŸi ve kontrol ettiÄŸi bir araçtır. Yönetim –veya daha iyisi, idare ÅŸekli– basitçe yaÅŸamın devletsiz fakat ortaklaÅŸmacı bir yolunun problemlerini düzgün bir biçimde çözmek için bir organizasyon olarak ele alınabilir. Halk iliÅŸkisinin aktif bir düzenleme sistemini kuran her kurumlaÅŸmış birlik –devletin varlığı olsun veya olmasın– bir yönetimdir. Özgürlükçü sosyalist bir toplum, bir yönetim olmadan gerçekleÅŸemez ki bu da kurumların organize, sistematik ve sorumlu bir yapısıdır. Tabi eÄŸer kaprisli bireylerin bir araya geldiÄŸi bir ÅŸeye dönüşmeyecekse.
Önceki sayfalarda ortaya çıkan konular akademik bir ilginin ötesindedir. Yirmibirinci yüzyıla girerken, esasında anarşizmin özünde yatan köylü-zanaatkar birlikçiliğinin veya sendikalizmin ve Marxist politikanın özünde yatan erken dönem endüstri proleteryasının bir uzantısı olmayan özgürlükçü ve devrimci bir sosyalizme ihtiyacımız var. Her ne kadar bugün geleneksel ideojiler (özellikle anarşizm) genç insanlar arasında revaçtaysa da, Marxist fikirler tarafından olduğu kadar özgürlükçü fikirler tarafından da bilgilendirilmiş gerçekten ilerici olan sosyalist, entellektüel liderliği sağlamak zorundadır. Bugünün politik radikalleri için, Marxizmi, anarşizmi veya sendikalizmi basitçe canlandırmak veya onlardan birine ideolojik ölümsüzlük bahşetmek nafile olacaktır. Tabi eğer bir hareketin gelişmesine gerçekte engel olmayacaksa. Toplumun çoğunu hala evrimleşen ve meydan okuyan kapitalist sistemin karşısına potansiyel olarak çıkaracak, genelleşmiş konulara sistematik olarak yönelme kabiliyetine sahip yeni ve kapsayıcı bir görüş açısı gereklidir.
Sonsuz geniÅŸleme üzerine dayalı yaÄŸmacı bir toplum ile insansız doÄŸa arasındaki uyuÅŸmazlık, çok geniÅŸ devrimci açılımlarla birlikte krizlerin açıklaması olarak ortaya çıkan fikirleri biraraya getirmiÅŸtir. İnsanın uygarlaÅŸması üzerinde hiyerarÅŸinin ve sınıfın karşılıklı etkisininin birbirini çoÄŸalttığı toplumsal geliÅŸmenin tutarlı bir vizyonu olan toplumsal ekoloji, onyıllar boyunca insanlığın doÄŸal dünya ile koruyucu bir denge içinde yaÅŸayabilmesi için toplumsal iliÅŸkileri yeniden düzenlemek zorunda olduÄŸumuzu tartıştı (07). Toplumsal ekoloji “eko-anarÅŸizmin” basitleÅŸtirici ideolojisinin ilkelcilik, sade yaÅŸam ve feragat vurgusunun aksine maddi hazza ve kolaylığa güçlü bir vurgu yaparak, ekolojik olarak yönelmiÅŸ bir toplumun gerilemeci olmanın aksine ilerlemeci olabileceÄŸini iddia eder. Bir toplum, üyeleri için yaÅŸamı yalnızca çok eÄŸlenceli kılma kapasitesine deÄŸil, aynı zamanda uygarlığın yaratılması ve canlı bir politik yaÅŸam için çok gerekli olan entellektüel ve kültürel olarak kendilerini yetiÅŸtirebilecekleri boÅŸ zamanı saÄŸlama kapasitesine sahip olacaksa, tekniÄŸi ve bilimi ekolojik krizin ve toplumsal parçalanmanın kaynağı olarak reddedemez ve dahası onları insan mutluluÄŸu ve boÅŸ zaman ile ahenkli hale getirmek zorundadır. Toplumsal ekoloji açlık ve yoksunluk deÄŸil bir bolluk ekolojisidir; içinde atıklar ve şüphesiz üretim fazlasının yeni bireysel deÄŸerler tarafından kontrol edildiÄŸi rasyonel bir toplumun yaratılması için çabalar; ve eÄŸer rasyonel olmayan bir davranışın sonucu olarak kıtlık ortaya çıkarsa, halk meclisleri tüketim standartlarını oluÅŸturacaktır.
ANARŞİZM VE GÜÇ SORUNU
Bugün anarşizm radikal çevrelerde le mot du jour [hergünkü sözcük] olduğundan, onu toplumsal olarak kabul edilebilir kılmak için çok farklı ve hatta çelişkili ideolojik anlamlarla donatmak yerine onun gerçek anlamını açık hale getirmek özellikle önem taşımaktadır. Otantik anarşizm herşeyden önce bireysel kişiliğin tüm etik, politik ve toplumsal bağlardan özgürleşmesi arayışıdır. Fakat bunu yaparken tüm devrimcilerin toplumsal bir ayaklanma döneminde karşısına çıkan, çok önem taşıyan ve çok somut olan güç konusuna yönelmekte başarısız olur. Gücün nasıl kazanılacağı ve özgürlükçü bir toplumda eşit bir şekilde nasıl dağıtılacağına yönelmektense, anarşistler gücü ele geçirilmemesi, imha edilmesi gereken özü itibarı ile kötücül bir şey olarak düşünürler. Örneğin Proudhon bir zamanlar gücü hiçbir sınır olmaksızın böleceğini ve tekrar böleceğini söylemişti. Bu ise zorunlu olarak gücün özgürlükçü kurumlar içinde yer alacağı bir yönetim biçimini değil, gücün tekrar tekrar bölünmeler sonucunda bölünemez noktaya ulaştığı bireysel bir egoda yer almasını önceden varsaymaktadır. Bu mantığın devam ettirilmesi ile güç zorunlu herhangi bir kollektif bütünlüğe değil bireye ait olur.
AnarÅŸizme baÅŸlangıcından itibaren sıkıntı veren bu karışıklığın trajik sonuçları en iyi ÅŸekilde, temel anarÅŸist prensiplerin varsayımlara dayalı düşünme konuları olmaktan çıkıp yaÅŸanmış deneyimlere dönüştürüldüğü 1936 İspanyol Devrimi’ndeki yaÅŸamsal bir olayın incelenmesiyle anlaşılabilir. Temmuzun 21inde, İspanya’nın en büyük endüstriyel bölgesi Katalonya’nın ve özellikle baÅŸkenti Barselona’nın işçileri General Fransisco Franco’nun kuvvetlerini yenilgiye uÄŸrattılar ve böylelikle Akdeniz kıyıları boyunca uzanan, birçok önemli ÅŸehir ve İberya yarımadasının kalbindeki hatırı sayılır bir kırsal bölge dahil olmak üzere İspanya’nın en büyük eyaletlerinden birisi üzerinde tüm kontrolü ele geçirdiler. Katalan proleteryası, kısmen özgürlükçü bir yerli kültürün ve kısmen de CNT’nin etkisinin bir sonucu olarak, kırsal yörede daha radikal bir köylülük (tarımsal nüfusun oldukça büyük bir parçası) toprağı ele geçirir ve kollektifleÅŸtirirken, büyük bir savunma, komÅŸuluk, tedarik, ulaşım ve diÄŸer komite ve topluluklardan oluÅŸan bir aÄŸ organize etmeye baÅŸladı. İspanya’nın bu büyük bölgesi ve onun nüfusu, herhangi bir karşı saldırıya karşı genelde arkaik olan silahlarına raÄŸmen yeterince iyi silahlanmış bir devrimci milis tarafından korundu ki bunlar iyi eÄŸitimli ve iyi tedarikli ordu ve polis gücünü yenmiÅŸti. Katolonya’nın işçileri ve köylüleri gerçekte bir burjuva devlet makinesini parçalamışlar ve kendilerinin yaratmış oldukları kurumlar yoluyla kamusal ve ekonomik iliÅŸkiler üzerinde doÄŸrudan kontrolü kendilerinin gerçekleÅŸtirdikleri ve radikal olarak yeni bir yönetim yaratmışlardı. Çok açık terimlerle konuÅŸulursa: Onlar gücü ellerine almışlardı –basit bir ÅŸekilde halihazırdaki baskıcı kurumların isimlerini deÄŸiÅŸtirerek deÄŸil, fakat gerçekte tüm bu eski kurumları yıkarak ve kitlelere biçimleri ve içerikleri ile bölgelerinin ekonomi ve yönetim iÅŸlerini nihai olarak belirleme hakkını veren radikal olarak yeni olanlarını yaratarak (08).
Büyük ölçüde olayların gidişi nedeniyle, sıradan militanlar –çoğunluğu onların rehberlikleri olmasaydı yeni bir yönetim biçiminin yaratılamayacağı CNT üyesiydiler– anarkosendikalist birliğe [union] devrimci bir yönetim oluşturmak ve ona politik bir yön sağlamak için yetki verdi. Disiplinsizlikleri ile ünlü olmalarına rağmen, CNT üyelerinin, veya cenetistasların, çoğunluğu anarşist olmaktan ziyade özgürlükçü sendikalisttiler; kendilerini güçlü bir şekilde iyi planlanmış, demokratik, disiplinli ve koordine edilmiş bir organizasyona adamışlardı. Şüphesiz, bu sendikalist işçiler aralarındaki anarşistlere değer verdiler. Bunun nedeni disipline edilmiş organizasyondan nefret eden anarşistlerin ideolojik güvenirlilikleri değil onların militanlıklarıydı.
23 Temmuzda, işçilerin yerel Francocu ayaklanmayı yenmelerinden iki gün sonra, CNT’nin Katalan büyük bölgesel toplantısı, işçilerin sendikanın eline verdikleri muazzam politik kontrol ile ne yapacaklarına karar vermek için Barselona’da yapıldı. Kentin dış bölgeleri üzerinde kurulu militan Bajo de Llobregat bölgesinden birkaç delege ateÅŸli bir ÅŸekilde toplantının örgürlükçü sosyalizmi ve eski politik ve toplumsal düzenin sonunu deklere etmesini istediler. Bu CNT’nin önderliÄŸini ilan eden işçilerin, toplantıya halihazırda ele geçirilmiÅŸ ve dönüştürülmüş gücü verme önerisiydi.
Önerilen bu gücün kabul edilmesiyle, toplantı ÅŸimdi CNT’nin fiili yönetimi altında olan çok büyük bir bölgedeki tüm toplumsal düzeni deÄŸiÅŸtirmeye devam edebilecekti. Fakat toplantıdaki üyeler buna isteksizdi. Bajo de Llobregat delegeleri ve CNT militanı Juan GarcÃa Olivier, itibarlarını kullanarak, toplantıyı ÅŸiddetli bir tartışmaya soktular. Fakat ellerinde olan gücü kabul etmeye karşı olan Federica Montseny’nin hitabeti ve Abad de Santillán’ın argümanları (iki CNT lideri) sonunda bu militanlar ezici bir oy çokluÄŸu ile yenildiler.
Bu muazzam hata köklerini yalnızca CNT liderliğinin aptallığında değil aynı zamanda anarkosendikalist hareketin ürkütücü derecede karışık ideolojinde buluyordu. Bir idare şekli ile bir devleti ayırmayı başaramayarak, CNT işçilerin yönetimini kapitalist bir devlete benzetti, bu nedenle gerçekte kendi ellerinde olduğu bir zamanda politik gücü reddetti. Vurgulamaya gerek bile yok ki eski yönetici sınıf bu ölümcül kararı kutladı ve işçilerin yönetimini bir yıllık bir süre zarfında burjuva-demokratik ve ardından gittikçe otoriter bir devlete dönüştürmeye yavaşca devam etti.
Tarihsel CNT toplantısı, vurgulamak gerekir ki, sendikanın kendi üyelerinin önemli bir kısmının hayatına mal olan olmuÅŸ gücü basitçe reddetmekle kalmamıştı. Toplumsal ve politik yaÅŸamın hayati bir niteliÄŸine, tüm politik deneyimin en önemli amacına en yeniyetme tarzda sırtını dönerek ve gerçekliÄŸin yerine bir hayali geçirmeye çalışmakla, toplantı saçma, katı doktriner bir anarÅŸist görüşü inancının bir kuralı olarak kabul etti. Yalnızca baskı altındakilerin CNT’nin ellerine halihazırda verdikleri politik gücü deÄŸil, gücü –özgürlükçü, demokratik bir formunda dahi– ortadan kaldırılması zorunlu, hiç küçülmeyen bir ÅŸeytan olarak suçlayarak gücün meÅŸru durumunu yadsıdılar.
EÄŸer CNT liderliÄŸinin bu hayati hatasından öğrenmek zorunda olduÄŸumuz bir ÅŸey varsa, o da gücün yerçekiminden daha fazla yürürlükten kaldırılamayacağıdır –o daima toplumsal ve politik yaÅŸamın belirleyici bir niteliÄŸidir. Kitlelerin ellerinde olmayan güç kaçınılmaz olarak onları baskı altında tutanların ellerine düşmek zorundadır. Onu içine tıkacağımız bir gömme dolap, onu buharlaÅŸtırabilecek büyüleyici bir ritüel, onu gönderilebilecek bir insanüstü yer –ve onu ahlaki ve mistik büyülü sözlerle yokedebilecek basitleÅŸtirici bir ideoloji– yoktur. Kendi-tarzlarındaki radikaller, CNT liderlerinin Temmuz 1936′da yaptığı gibi, onu ihmal etmeyi deneyebilir. Fakat o her toplantıda saklı kalacak, halk etkinliklerinde gizlenmiÅŸ olarak yer alacak ve her mitingte ortaya çıkacak ve yeniden ortaya çıkacaktır.
Güç vardır ve daima var olacaktır. Gerçekten yerinde olan sorun onun olup olmayacağı değil, bir elitin elinde mi yoksa halkın elinde mi olacağıdır –en gelişkin özgürlükçü ideallere uygun bir biçim mi verileceği veya gericiliğin hizmetine mi verileceğidir. Gücü reddetmek yerine CNT toplantısının onu kabul etmesi, İspanyol proleteryasının ve köylüsünün ekonomik ve politik olarak güçlerini koruyabilecekleri yeni kurumları meşrulaştırması gerekirdi.
Şüphesiz, metaforik iddialar ve acı verici gerçekler arasındaki gerilim sonunda dayanılmaz hale geldi ve kararlı CNT işçileri Mayıs 1937′de Barselona’da sivil savaşın içinde kısa fakat kanlı bir savaÅŸta burjuva devlet ile açık bir çarpışmaya sürüklendiler (09). Sonunda, burjuva devleti sendikalist hareketin son büyük ayaklanmasını, eÄŸer binlece deÄŸilse yüzlerce CNT militanını doÄŸrayarak, bastırdı.
Toplumsal devrimciler, kendi vizyonlarından güç problemini çıkarmaksızın ona somut kurumsal özgürleştirici bir biçimin nasıl verilebileceği problemine odaklanmak zorundadır. Bu soruya saygı duyarak sessiz kalmak ve günümüzün aşırı ısınmış kapitalist gelişmelerine uygun olmayan modası geçmiş ideolojilerin arkasına saklanmak yalnızca devrim yapıyormuş gibi yapmaktır, hatta onu başarmak için ellerindekinin tümünü veren sayısız militanın hatırası ile dalga geçmektir. Hatta daha da kötüsü, gerçekten kendini dünyayı değiştirmeye adamış bireylerle radikal düşünceleri, büyük toplumsal sorunları tekrar tekrar önemsiz tartışmaların nesnesine dönüştüren, burjuva akademisinde bir yer elde etmek için kullanma arzusundaki kariyeristlerle karıştırmaktır.
KOMÜNALİZM
Benim iddiam Komünalizmin toplumsal ekolojinin özgürlükçü belediyecilik ve diyalektik doÄŸalcılığı içeren, tam olarak düşünülmüş ve sistematik olan görüşleri kuÅŸatmak için anarÅŸizm ve sosyalizmden daha kapsayıcı bir politik kategori olduÄŸudur (10). Bir ideoloji olarak Komünalizm, zamanımız için daha geniÅŸ ve daha uygun bir kavrayış gücü önerirken eski Sol ideolojilerin –özellikle Marxizm’in ve anarÅŸizmin– en iyi taraflarını bünyesinde toplar. Marxizm’in’den felsefe, tarih, ekonomi ve politikayı bütünleÅŸtiren, rasyonel olarak sistematik ve tutarlı bir sosyalizm oluÅŸturmaya iliÅŸkin temel projeyi alır. Diyalektik olduÄŸunu deklere ederek teoriyi pratikle aşılamaya çalışır. AnarÅŸizmden hiyerarÅŸinin yalnızca özgürlükçü sosyalist bir toplumda üstesinden gelinebilecek temel bir problem olarak kabul edilmesinin yanısıra onun devlet karşıtlığını ve konfederalizme olan baÄŸlılığını alır (11).
Bir yirmibirinci yüzyıl sosyalizminin felsefi, tarihi, politik ve örgütsel bileÅŸenlerini kuÅŸatmak için Komünalizm teriminin seçimi boÅŸuna deÄŸildir. Terim 1871 Paris Komünü sırasında, Fransa baÅŸkentinin silahlanmış insanlarının yalnızca Paris ÅŸehir kurulunu ve onun altyapılarını korumak amacıyla deÄŸil aynı zamanda ÅŸehirlerin ve kasabaların cumhuriyetçi ulus-devletin yerini alacak ulusal düzeydeki bir konfederasyonu düşüncesini de savunmak amacıyla barikatları yükselttiklerinde yaratıldı. Bir ideoloji olarak Komünalizm, bireyci ve anti-rasyonalist anarÅŸizm tarafından kirlenmemiÅŸtir; ne de BolÅŸevizm’de vücut bulan Marxizmin tarihsel otoriteryanizminin sıkıntısını taşımaktadır. Çalışma alanı olarak fabrika sistemine, tarihsel öznesi olarak endüstri proleteryasına odaklanmaz; ve geleceÄŸin özgür toplumunu William Morris tarafından tasarlanan bir ortaçaÄŸ köyüne indirgemez. Onun en önemli amacı basit bir sözlük tanımında açık bir ÅŸekilde belirtilmiÅŸtir: Komünalizm, The American Heritage Dictionary of the English‘e göre “büyük oranda otonom olan yerel toplumların gevÅŸek olarak birbirlerine baÄŸlandıkları bir federasyondaki yönetim teorisi veya sistemi”dir (12).
Daha geniş bir açıdan, Komünalizm politikayı onun en geniş, en özgürlükçü anlamında geriye kazanma ve belediyenin potansiyelini aklı ve diyaloğu geliştiren bir arena olarak gerçekleştirme çabasıdır. Belediyeyi, en azından potansiyel olarak, organik evrimin ötesinde toplumsal evrim alanına doğru dönüştüren bir ilerleme olarak kavramlaştırır. Şehir, bir zamanlar yabancıları dışarıda bırakan dar görüşlü bir şekilde aileleri ve kabileleri birleştiren arkaik kan bağının hukuksal olarak ortadan kaldırıldığı yerdir. Akrabalık, cinsiyet, yaş ve diğer şeyler üzerine dayalı hiyerarşilerin potansiyel olarak ortadan kaldırılabildiği ve genel olarak paylaşılan bir insanlık temeline dayalı özgür toplumla değiştirilebildiği bir alandır. O bir zamanların korkulan yabancısının, başlangıçta genel bir bölge sınırlarında korunan bir yerleşimci olarak ve sonunda toplumsal arenada politik karar alma mekanizmalarında yer alan bir yurttaş olarak topluluğun içine katıldığı alandır. Her şeyden önce kurumların ve değerlerin, köklerini zoolojide değil sivil insan etkinliğinde bulduğu bir alandır.
Tarihsel işlevlerinin ötesinde, belediye fikirlerin özgür değişimi ve bilinçliliğin özgürlüğün hizmetine verildiği yaratıcı bir çaba üzerine kurulan bir birlik alanıdır. O, varolan bir çevreye yalnızca hayvani bir adaptasyonun yerini, insanlığın ve biyosferin tabi olduğu çevresel, toplumsal ve politik aşağılamaları sona erdirmeye yönelik bir bakışla dünyaya olayları önceden görerek, rasyonel bir müdahalenin alabildiği alandır. Hiyerarşik baskıdan ve maddi sömürüden kurtarılmış olarak –şüphesiz tüm yaşam kürelerindeki insan yaratıcılığının rasyonel bir alanı olarak yaratılmış– belediye yaşamın iyiliği için etik bir alandır. Komünalizm bu nedenle yaratıcı bir fantazinin uyduruk bir ürünü değildir: toplumsal gelişmenin bir diyalektiği ve akıl tarafından biçimlendirilen politik yaşam ve pratik fikrininin sürekli bir ifade edilişidir.
Fikirlerin kesinlikle politik bir gövdesi olarak, Komünalizm ÅŸehrin (veya komünün) onun en zengin potansiyellerine ve en büyük tarihsel geleneklerine uygun olarak ilerlemesinin yeniden saÄŸlanmasına ve ilerlemenin geliÅŸtirilmesine çalışır. Bu Komünalizmin belediyeyi bugün olduÄŸu yapısıyla kabul ettiÄŸi anlamına gelmez. Tam tersine, modern belediye birçok devlet-benzeri özelliklerle aşılanmış ve genellikle ulus-devletin ve kapitalizmin bir aracı olarak iÅŸlemektedir. Ulus-devletin hala üstün görüldüğü bugün, modern belediyelerin sahip oldukları her ne varsa bunlar “burjuva demokrasisi”nin ayrıcalıklarını– ki bu ayrıcalıklar, aslında, tarihsel süreçte yönetici sınıfların saldırılarına karşı kendilerini zorlu bir ÅŸekilde savunmuÅŸ olan yurttaÅŸların zor kazanılmış kazanımlarıdır– yansıtan nitelikler olarak basitçe reddedilemez. Komünalizmin somut politik boyutu, daha önce üzerinde yoÄŸun bir ÅŸekilde yazmış olduÄŸum özgürlükçü belediyeciliktir (13).
Onun özgürlükçü belediyecilik programında, Komünalizm kararlı bir şekilde devletçi belediye yapılarını ortadan kaldırmaya ve bunları özgürlükçü bir yönetim sisteminin kurumlarıyla yer değiştirmeye çalışır. Radikal bir şekilde kentlerin yönetici kurumlarını mahallelere, kasabalara ve köylere dayalı popüler demokratik meclislere dönüştürmeye çalışır. Bu popüler meclislerde, yurttaşlar –hem orta sınıflar hem çalışan sınıflar– doğrudan demokrasi içinde politik kararları alarak ve insani, rasyonel bir toplum idealini yaşama geçirerek, toplum sorunlarını yüz-yüze ilişkiler temelinde ele alacaklardır.
En azından, eğer arzuladığımız özgür toplumsal yaşam biçimine sahip olmak zorundaysak, demokrasi paylaşılmış bir politik yaşam şeklimiz olmak zorundadır. Tek bir belediyenin sınırlarını aşan problemler ve konulara yönelmek sonuç olarak demokratikleştirilmiş belediyelerin daha geniş bir konfederasyon formunda biraraya gelme arayışını gerektirir. Bu meclisler ve konfederasyonlar, en derin doğaları gereği, devletin ve gücün devletçi biçimlerinin meşruluğuna meydan okur. Açık bir şekilde devlet gücü ve devlet yönetimi yerine halk gücünü ve toplumsal olarak rasyonel dönüştürücü bir politikayı getirmeye yönlendirilirler. Ve onlar sınıf çatışmalarının ortaya çıkacağı fakat sonuç olarak sınıfların ortadan kaldırılacağı alanlardır.
Özgürlükçü belediyeciliği savunanlar, devletin gücünü popüler güçle değiştirme girişimlerine devletin soğukkanlılıkla bakacağı konusunda kendilerini kandırmazlar. Onlar, komünalist bir hareketin devletin kasabalar ve kentler üzerindeki egemenliğini bozacak haklar istemelerine, yönetici sınıfların kayıtsızlıkla izin vereceği hayalini görmezler. Tarihsel olarak bölgeler, yöreler ve hepsinden önce kasaba ve kentler kendi yerel egemenliklerini devletten geri almak için (her zaman yüce düşüncelerden kaynaklanmasa da) umutsuzca çatıştılar. Komünalistlerin kasabaların ve kentlerin güçlerini yeniden kazanma ve onları konfederasyonlarla birbirine bağlama girişimlerinin ulusal kurumların artan bir direnci ile karşılaşması beklenebilir. Devlete karşı ikili iktidarı somutlaştıracak halk meclislerini savunan yeni belediye konfederasyonlarının artan bir politik gerilim kaynağı haline geleceği açıktır. Ya Komünalist hareket bu gerilim sonucu radikalleştirilecek ve kararlı bir şekilde onun tüm sonuçlarını karşılayacak veya onu değiştirmeye çalıştıkları toplumsal düzenin içine geriye doğru yutan bir uzlaşmalar bataklığına batacaktır. Hareketin bu meydan okumayı karşılaması için varolan politik sistemin değiştirilmesi arayışındaki ciddiyeti açık bir ölçü oluşturacaktır.
Komünalizm hiyerarÅŸik ve kapitalist toplumun bütünsel bir eleÅŸtirisini yapar. O yalnızca toplumun politik yaÅŸamını deÄŸil ekonomik yaÅŸamını da deÄŸiÅŸtirmeyi amaçlar. Bu nedenle amacı ekonomiyi ulusallaÅŸtırmak veya üretim araçlarının özel mülkiyetinin devamını saÄŸlamak deÄŸil ekonomiyi belediyeleÅŸtirmektir. Üretim araçlarını belediyenin varoluÅŸsal yaÅŸamının içine katarak her üretici giriÅŸimin toplumun bir bütün olarak çıkarlarını saÄŸlamak için nasıl iÅŸletilmesi gerektiÄŸine karar verecek olan yerel meclisin baÅŸtan sona yetki alanına girmesi arayışındadır. Modern kapitalist ekonomide çok olaÄŸan olan yaÅŸam ve iÅŸ arasındaki ayrım, yurttaÅŸların arzularının ve gereksinimlerinin, üretim sürecinde sanatsal denemelerin ve üretimin düşünceyi ve kendini tanımlamayı biçimlendirmedeki rolünün kaybolmaması için, üstesinden gelinmelidir. V.Gordon Childe’ın bir sözünü alırsak, insanlık kendini yapar ve bunu yalnızca akıl ve sanatta deÄŸil aynı zamanda üretici yöntemlerin onları tatmin etmesinde olduÄŸu kadar rasyonel olarak geniÅŸleyen insan ihtiyaçlarında da yapar. Bir iÅŸ türünde, yenilikte ve bunun gibi kendini biçimlendirmelerde kendimizi –potansiyellerimizi ve onların gerçekleÅŸtirilmesini– keÅŸfederiz.
Biz ayrıca dargörüşlülükten ve nihayetinde Rus ve İspanyol devrimlerindeki “kollektifler” örneÄŸindeki gibi kendi kendini yöneten birçok giriÅŸimin başına bela olan mülkiyet arzularından kaçınmak zorundayız. Devrimci Rusya ve devrimci İspanya’da birçok “sosyalistik” kendi kendini yöneten firmanın, yerine göre kırmızı ve kırmızı-siyah bayrak altında olsalar dahi, eninde sonunda ham madde ve pazarlar için birbirleri ile rekabet etmeye sürüklenen kollektif kapitalizm biçimlerine dönüşmesi ile ilgili yeterince ÅŸey yazılmadı.
En önemlisi, Komünalist politik yaşamda, farklı mesleklerdeki işçiler halk meclislerindeki koltuklarına işçiler –mesleki çıkarlarını geliştirme amacında olan matbaacı, tesisatçı, dökümhane işçisi ve benzeri– olarak değil, asıl ilgileri yaşadıkları toplumun genel çıkarı olan yurttaşlar olarak oturmalarıdır. Yurttaşlar işçiler, uzmanlar ve öncelikle kendi özel çıkarlarıyla ilgilenen bireyler gibi çıkarcı kimliklerden kurtulabilirler. Meclislerin kendileri yalnızca kalıcı karar alma kurumları olarak değil, halkın karmaşık kent ve bölge sorunlarının idare edilmesinde eğitim işlevi görürken, belediyedeki yaşam hem yeni yurttaşların adaptasyonu hem de gençlerin eğitilmesi yoluyla yurttaşlık formasyonu sağlamak için bir okul olur (14).
Komünalist yaşamda, odağını fiyatlara ve kıt kaynaklara yöneltmiş geleneksel ekonominin yerini ilgisi insan ihtiyaçları ve iyi yaşam olan etik alır. İnsan dayanışması –veya Yunanlıların dediği gibi phili– maddi kazancın ve egoizmin yerini almalıdır. Belediye meclisleri yalnızca kent yaşamının ve karar almanın hayati mekanı değil aynı zamanda ekonomik lojistiğin gölgelendirici dünyasının, uygun bir şekilde koordine edilmiş üretimin ve kent yönetiminin demistifiye edilerek tamamen yurttaşların katılımına açılabilecek olan merkezlerdir. Yeni yurttaşlığın ortaya çıkışı geleneksel sosyalizmin özel sınıf kavramını aşmanın bir işareti olacaktır. İnsanlık –maddi çıkardan ziyade aklı öne çıkaran ve bir kıtlık ve maddi yoksulluk ahlakı ile ahenkli olmanın tersine maddi kıtlık-sonrasını gerçekleştiren bir tür olarak onun oluşma yolunu açarak- bilinçliliğin ve rasyonelliğin kendi evrensel durumunu yükseltecektir (15).
Batı Avrupa demokratik geleneÄŸinin kaynağı olan M.Ö. beÅŸinci yüzyıldaki klasik Atina demokrasisi, halkın komünal meclislerin yüz-yüze karar alma ve bu belediye meclislerinin konfederasyonları temeline dayanmaktaydı. İki binyıldan daha fazla bir süre için, Aristo’nun politik yazıları tazeleyici bir ÅŸekilde akıl, öz-bilinçlilik ve iyi yaÅŸam için insan potansiyellerinin gerçekleÅŸmesinin mekanı olarak kent bilincimizi yükseltiyor. Aristo uygun bir ÅŸekilde, insanların temel hayvani ihtiyaçlarını karşıladıkları ve otoritenin en yaÅŸlı erkekte olduÄŸu aile veya gereklilik alanı oikostan polisin ortaya çıkışını adım adım saptamıştır. Fakat birkaç ailenin birliÄŸi, diye gözlemledi, “günlük ihtiyaçların tedarik edilmesinden daha fazla birÅŸey amaçlar” (16); bu amaç en erken politik biçimi ortaya çıkardı; köy. Aristo, mükemmel bir ÅŸekilde, insanı (man:eriÅŸkin Yunan erkeÄŸini kastediyor (17)) aile üyelerine yalnızca onların maddi ihtiyaçlarını karşıladığı için deÄŸil aynı zamanda diyaloÄŸun ve aklın, akılsız eylemin, geleneÄŸin ve ÅŸiddetin yerini aldığı politik yaÅŸama katılışının maddi önkoÅŸulu olması nedeniyle de baÅŸkanlık yapan “politik hayvan” (politikon zoon) olarak tanımladı. Bu nedenle, “birçok köy birbirine yeterince yakın ve hemen hemen veya tamamen kendine yeterli olarak yeterli büyüklükte tek bir tamamlanmış toplumda (koinonan) birleÅŸtiÄŸinde”, diye devam etti, “polis yaÅŸamın açık bir ihtiyacından kaynaklanarak ve iyi bir yaÅŸam uÄŸruna varoluÅŸuna devam ederek ortaya çıkar” (18)
Aristo için, ve varsayabiliriz ki eski Atinalılar için, bu nedenle belediyenin doğru işlevleri katı bir şekilde araçsal ve hatta ekonomik değildi; insan birliği yeri olarak belediyenin kendisi ve insan yaşamının çizildiği toplumsal ve politik düzenlemeler, insanların tarihsel süreç içinde akıl, öz-bilinçlilik ve yaratıcıklarını yaşama geçirecekleri par excellence [en yüksek mükemmellik] alanı olarak insanlığın telosuydu. Eski Atinalılar için politika yalnızca yönetim sisteminin pratik sorunlarının çözümüne değil aynı zamanda kişinin kendisinin toplumuna karşı ahlaki zorunlulukla gerçekleştirdiği kent etkinliklerine adanmasıydı. Bir şehrin tüm yurttaşlarının etik varlıklar olarak kent etkinliklerine katılması beklenirdi.
Belediye demokrasisinin örnekleri eski Atina ile sınırlı deÄŸildir. Tam tersine, sınıf farklılıklarının devleti ortaya çıkarmasından çok önce, göreli olarak birçok laik kasaba yerel demokrasinin en erken kurumsal yapılarını üretti. Halk meclisleri, “ÅŸehir devrimi” olarak adlandırılan geliÅŸmenin en baÅŸlarında, yaklaşık yedi sekiz bin yıl önce, eski Sümer’de var olmuÅŸ olabilir. Onlar açık bir ÅŸekilde Yunanlılar arasında ortaya çıktı ve Gracchi kardeÅŸlerin yenilgisine kadar, Roma’da halk gücünün merkezi oldular. Onlar Avrupa’nın ortaçaÄŸ köylerinde hemen hemen her yerde aynı zamanda oluÅŸtular ve hatta Rusya’da, özellikle bir dönem için Slav dünyasının en demokratik ÅŸehirleri olan Novgorod ve Pskov’da.
Bu demokratik belediyeler kanlı çarpışmalarla ezilene kadar sıklıkla açgözlü monarklar, feodal lordlar, zengin aileler ve yağmalamaya çıkmış istilacılar ile genellikle kavgacı bir gerilim içinde varoldular. Modern tarihteki her büyük devrimin radikal tarihçiler tarafından, her ne kadar önemli olmasına rağmen, sınıf üzerine vurgu yapılması nedeniyle gözden yitirilen bir kentsel boyutunun olduğu hiçbir zaman yeterince vurgulanamaz. Bu nedenle, gördüğümüz üzere, 1640ların İngiliz Devrimi bir bölge olarak Londra ayırt edilmeksizin ele alınamaz; veya aynı şekilde düşünürsek Paris üzerine odaklanmadan Fransız devrimleri, Petrograd üzerinde durulmadan Rus devrimleri veya en ilerlemiş toplumsal merkezi olarak Barselona anılmaksızın İspanyol Devrimi. Kentin bu merkeziliği yalnızca coğrafi bir gerçek değil, herşeyden önce esasında devrimci kitlelerin toplandığı ve tartıştığı, sivil geleneklerin ve çevrenin devrimci görüşleri beslediği politik merkez olmasındandır.
Özgürlükçü belediyecilik Komünalist çerçevenin tamamlayıcı bir parçasıdır. Şüphesiz devrimci düşüncenin sistematik bir vücudu olarak Komünalizmin, özgürlükçü belediyecilik olmaksızın anlamsız olacağı praksisidir [teorik tutarlılığı olan eylemidir, ç.n.]. Komünalizm ve otantik veya “saf” anarÅŸizm arasındaki farklılıklar, Marxizm ile olan farklılıkları bir yana bırakacak olursak, anarko-, toplumsal, neo- veya hatta özgürlükçü gibi bir öntakıyla giderilemeyecek kadar çok büyüktür. Komünalizmi yalnızca anarÅŸizmin bir türüne dönüştürmeye çalışan herhangi bir çaba her iki düşüncenin bütünlüğünü inkar etmek –şüphesiz demokrasi, organizasyona baÄŸlılık, seçimler, yönetim ve benzerleri gibi çatışan fikirleri ihmal etmek– olacaktır. Bu politik terimi türeten Paris Komünü yandaşı Gustave Lefrancais, katı bir ÅŸekilde kendisinin “bir anarÅŸist deÄŸil, bir Komünalist” olduÄŸunu ilan etti (19).
HerÅŸeyden önce Komünalizm güç problemi ile ilgilenir. Kendi kendini anarÅŸist ilan eden birçokları tarafından tercih edilen “halkın” garajı, matbaası, yiyecek kooperatifleri ve arka bahçeleri gibi komüniter [kooperatifçi] giriÅŸim türlerinin tersine, Komünalizmin yandaÅŸları kendilerini bir güç merkezine –belediye meclisine– seçimlerle girmek için seferber olur ve onu hukuki olarak mahalle meclisleri yaratmaya mecbur kılmak için çabalar. Bu meclisler beraberce ÅŸimdiye kadar köylerini, kasabalarını veya ÅŸehirlerini kontrol eden devletçi organların meÅŸruluÄŸu ortadan kaldırır ve azleder ve bunların gerçekleÅŸmesinden sonra gücün gerçek motoru olarak harekete geçer. Belli sayıdaki belediyeler bir kez demokratikleÅŸtirildiklerinde ulus-devletin rolüne meydan okuyan belediye birlikleri içinde istikrarlı bir ÅŸekilde konfedere olurlar ve halk meclisleri ve konfederal kurullar yoluyla ekonomik ve politik yaÅŸam üzerinde kontrolü üstlenirler.
Komünalizm kesinlikle çoÄŸunluk oyuyla karar alma –büyük miktardaki insanın kararlar alabilmeleri için tek adil yol– çaÄŸrısında bulunur. Otantik anarÅŸistler bu prensibin –çoÄŸunluÄŸun azınlık üzerindeki “yönetimi”– otoriter olduÄŸunu iddia ederler ve kararların bunun yerine konsensus ile alınmasını önerirler. Tek tek bireylerin çoÄŸunluk oyunu veto edebildikleri konsensus, böylesi bir toplumu ortadan kaldırmak için korkutmaktan biraz daha fazlasını yapabilir. Özgür bir toplum, üyelerinin bellek, genelden ayrılma ve bilgi olmaksızın eksiksiz bir mutluluk durumunda yaÅŸayan Homer’in lotus-yiyenleri gibi bir toplum deÄŸildir. Öyle veya böyle insanlık bilginin meyvesini yedi ve hatıraları tarih, deneyim ve hatta soykırım ile yüklendi. Özgürlüğün yaÅŸayan bir modunda –bir ÅŸarap ÅŸiÅŸesi ve kahve gevezeliÄŸinin ürünü olana zıt olarak– azınlıkların kendi ayrı görüşlerini ifade etme hakları daima, çoÄŸunluk haklarının tamamen korunması gibi, korunacaktır. Bu hakların herhangi bir ÅŸekilde yitirilmesi toplumsal yaÅŸamın tamamen kaosa sürüklenmemesi için –umulur ki yumuÅŸak bir ÅŸekilde, fakat kaçınılmaz olduÄŸunda güç kullanılarak– toplumun kendisi tarafından hemen düzeltilecektir. Fakat azınlığın görüşlerinin çoÄŸunluÄŸun görüşlerinin yerini alması, tüm otoriter baÄŸlarından kurtulmuÅŸ bir çoÄŸunluk onları benimsemediÄŸi sürece beklenmemelidir.
Bu rasyonel toplumu nasıl yaratacağız? AnarÅŸist bir yazar iyi bir toplumun karın altındaki toprak gibi var olduÄŸunu düşünebilir (sözümona “doÄŸal insan”ın uygarlığın baskıcı ağırlığı altında olduÄŸu gibi); böylece bizim anarÅŸist toplumun kendiliÄŸinden ortaya çıkması için yalnızca karı –kapitalizmi, ulus-devleti, kiliseleri ve diÄŸer baskı kurumlarını– ortadan kaldırmamız gerekecektir. Böylesi bir senaryoda, dikkat edilmelidir ki, bizim özgür bir toplumu müdahaleci bir biçimde yaratmaya ihtiyacımız olmayacaktır –biz onu yalnızca ortaya çıkarabiliriz. Uygarlığın sıkıntılarından kurtulmuÅŸ anarÅŸi tahminen basitçe ortaya çıkacak ve tıkırında gidecektir. Ne yazık ki, uygarlığın en az sıkıntı verdiÄŸi ilk insanlar katı bir ÅŸekilde batıl inançlar ve gelenekler tarafından sınırlandırılmıştı, çoÄŸu yanlış olduÄŸu kadar irrasyoneldi. Rasyonel olarak özgür Komünalist bir toplumu yaratma süreci yerli masumiyeti ve mutluluÄŸu fikrinden çok daha fazla düşünme ve çalışma gerektirecektir
Komünalist bir toplum, herÅŸeyden önce, dünyayı deÄŸiÅŸtirmek için amaçlarını açıklayacak yeni bir politik sözlüğe, yeni bir programa ve bu amaçları tutarlı kılmak için yeni bir teorik çerçeveye sahip olan yeni bir radikal organizasyon oluÅŸturma çabalarına baÄŸlı olacaktır. HerÅŸeyden önce eÄŸitim ve, evet, liderlik sorumluluÄŸunu üzerine almaya gönüllü, kendini adamış bireylere ihtiyacı olacaktır. İtiraf edelim ki liderlik her zaman var olmuÅŸtur, bununla birlikte özgürlükçüler fiili olarak bu gerçeÄŸi “militanlar” gibi veya İspanya’da olduÄŸu gibi “etkileyici militanlar” gibi daha yumuÅŸak sözcükler kullanarak gizlemeye çalıştılar. Biz sonuç olarak kabul etmek zorundayız ki CNT gibi daha önceki gruplardaki birçok birey açıkça yalnızca “etkileyici militanlar” deÄŸil, genellikle daha fazla deneyime, bilgiye ve isteÄŸe olduÄŸu kadar etkin rehberlik yapmayı saÄŸlayacak gerekli psikolojik özelliklere sahip olmaları nedeniyle görüşleri diÄŸerlerinden daha fazla saygı gören liderlerdi. LiderliÄŸe ciddi bir özgürlükçü yaklaşım, gerçeÄŸi ve liderlerin hayati önemini, herÅŸeyden daha fazla onların aktivitelerini etkin bir ÅŸekilde kontrol etmeye, deÄŸiÅŸtirmeye ve üyeler bunun gerekli olduÄŸuna karar verdiklerinde onları geri çağırmaya olanak veren mekanizmaları içeren yapılar oluÅŸturmayı kabul edecektir.
Yeni hareket yapısı biçimsel bir tüzükle ve uygun yönetmeliklerle açık bir şekilde tasarlanmış bir organizasyonda, saygısızca ve kararsız bir sadakatle değil ciddi ve kesin bir kararlılıkla çalışmalıdır. Liderlerin üyelere karşı sorumluluğunu oluşturan demokratik şekilde onaylanmış kurumsal bir çerçeve olmaksızın, sorumsuz davranış ve gerçek otoritercilik kaçınılmaz bir şekilde gelişecektir. Otoritecilikten kurtuluş en iyi şekilde yalnızca gücün açık, kısa ve detaylandırılmış dağıtımı ile garanti edilebilir. Tarihsel olarak basitçe baskı altına almaya değil keyfi olarak baskı altına almaya, ezilmişliğin ebedi cezasına sürükleyen şey kesinlikle bu organizasyonel detayları açık bir şekilde ve çok açık kurumlarda birleştirmekteki başarısızlıktı. Yönetici sınıflar halk üzerinde isteklerini zorla kabul ettirmek için sınırlandırılmamış otoritelerinde ısrar ederken, kitlelerin keyfi otoriteyi kontrol edecek ve dizginleyecek kurumlar ve kurallara olan bu talebi tarihin yüzyılları boyunca en önde gelen şeydi.
SOL VE KOMÜNALİST KARAR ANI
Enternasyonel bir Sol için Marxist, anarÅŸist, sendikalist veya moda sosyalist çerçeveden Komünalizme kararlı bir ÅŸekilde adım atma ihtiyacı bugün özellikle zorlayıcıdır. Solcu politik fikirler tarihinde çok nadiren ideolojiler böylesine çılgınca ve sorumsuzca karıştırıldı; çok nadiren ideolojinin kendisi böylesine küçümsendi; çok nadiren “BirleÅŸin!” çığlığı böylesine çaresizlik içinde duyuldu. Şüphesiz, kapitalizme karşı olan deÄŸiÅŸik eÄŸilimler pazar sisteminin meÅŸruluÄŸunu yitirmesi ve sonunda ortadan kalkması çabaları etrafında gerçekten bir araya gelmelidir. Bu amaca ulaÅŸmak için birleÅŸmek paha biçilmez, kaçınılmaz bir arzudur: tüm Sol’un birleÅŸmiÅŸ bir cephesi mal üretiminin ve deÄŸiÅŸiminin yerleÅŸik sistemine –şüphesiz kültürüne– karşı çıkmak ve baskıcı yönetimlere ve toplumsal sistemlere karşı kitlelerin önceki çatışmalarda kazandıklarından geriye kalan hakları savunmak için gereklidir.
Bununla birlikte bu ihtiyacın aciliyeti, hareketin katılımcılarının karşılıklı eleÅŸtiriden vazgeçmesini veya antikapitalist organizasyonlarda otoriter özelliklerin ortaya çıkmasının eleÅŸtirilmesini bastırmayı gerektirmez. Onlardan herÅŸeyden önce programlarının bütünlüğünde uzlaÅŸma oluÅŸturmayı gerektirir. Bugünün hareketlerinde katılımcıların büyük bir çoÄŸunluÄŸu postmodernist görececilik çağında yetiÅŸkin olmuÅŸ genç radikallerdir. Sonuç olarak, hareket, kesin olmayan fikirlerin nesnel dayanak üzerinde anlamlı bir ÅŸekilde durması gereken fikirlerle kaotik bir ÅŸekilde yanlış bir evlilik yaptığı korkutucu bir eklektisizm ile damgalanmıştır (20). Fikirlerin açık ifadesinin deÄŸerli olmadığı ve terimlerin uygun olmayan bir ÅŸekilde kullanıldığı ve argümanların “saldırgan” ve daha kötüsü “bölücü” olarak hor görüldüğü bir çevrede, fikirlerin, tartışmanın katı sınavında, formüle edilmesi zorlaÅŸmaya baÅŸlar. Fikirler gerçekte en iyi ÅŸekilde sessizlik veya bir kreÅŸin kontrollü havası içinde deÄŸil fakat anlaÅŸmazlığın ve karşılıklı eleÅŸtirinin heyecanı içinde büyür ve olgunlaşır.
Geçmişin devrimci sosyalist pratiklerini izleyen Komünalistler kitlelerin iyileştirilmiş ücretler ve barınaklar, uygun park alanları ve ulaşım gibi acil sorunlarının çözümü için çağrıda bulunan minimum bir program oluşturur. Bu minumum program kitlelerin en temel ihtiyaçlarını sağlamak, günlük yaşamı çekilebilir kılan temel kaynaklara ulaşmalarını geliştirmek amacındadır. Maksimum program, tersine, insan yaşamının özgürlükçü sosyalizm altında nasıl olabileceğinin, en azından sona ermeyecek gibi görünen endüstriyel devrimlerin etkisiyle sürekli bir şekilde değişen bir dünyada görülebilir bir uzaklıktaki bir toplumun imgesini sunar.
Komünalistler bununla birlikte programlarını ve pratiklerini bir süreç olarak görürler; şüphesiz hareketin minimun ve maksimum programları, her bir yeni talebin daha radikal ve sonuç olarak devrimci taleplere yönelen kışkırtıcı taleplerin sıçrama tahtasını oluÅŸturduÄŸu bir geçiÅŸ programı altında birleÅŸtirilecektir. Bir geçiÅŸ talebinin en gözalıcı örneklerinden biri İkinci Enternasyonel tarafından ondokuzuncu yüzyılın sonlarında yapılan profesyonel ordunun yerine bir halk milisinin geçmesi talebiydi. DiÄŸer durumlarda devrimci sosyalistler demiryollarının özel mülkiyet tarafından sahip olunup iÅŸletilmesi yerine halkın mülkiyetine geçmesini (veya sendikalistlerin talep etmiÅŸ olabileceÄŸi gibi, demiryolu işçileri tarafından kontrol edilmesini) talep ettiler. Bu taleplerin hiçbirisi kendiliklerinden devrimci deÄŸildi, fakat bunlar mülkiyetin ve iÅŸletmenin devrimci biçimleri için, –sonuçta maksimun programın baÅŸarılabilmesi için geniÅŸletilmesi gereken– politik patikalar açtılar. Birileri bunun gibi adım adım yapılan çalışmaları “reformist” olarak eleÅŸtirebilir, fakat Komünalistler, Komünalist bit toplumun tüzel olarak oluÅŸturulabileceÄŸini iddia etmiyorlar. Bu taleplerin baÅŸarmaya çalıştığı ÅŸey, kısa dönemde, halk ve sermaye arasında çatışmanın yeni kurallarını oluÅŸturmaktır –”doÄŸrudan eylemin”, takvimi tamamen yönetici sınıflar tarafından saptanan olayların protestosu (elit finansal kurumların toplantıları veya biyoteknoloji konferansları) ile karıştırıldığı bir zamanda çok daha fazla gerekli olan kurallar.
Bir bütün olarak bakıldığında, Komünalizm ya ortadan kalkmakta olan ya da yalnızca taş fırlatmaya ve umutsuz, genellikle anlamsızca polisle girilen çatışmalara indirgenmiş olan eylem ve diyaloğun kamusal alanını kurtarmaya çalışmaktadır. Komünalistler adaylarının belediye seçimlerine girmesi için ve eğer seçilirlerse güçlerini halk meclisleri oluşturmayı meşru kılmak için kullanmakta tereddüt etmezler. Bu meclisler eninde sonunda etkin kent toplantıları yönetim biçimlerini yaratacak güce sahip olacaklardır. Kentlerin –ve kent meclislerinin– ortaya çıkışının sınıflı toplumun ortaya çıkmasından çok önce gerçekleştiğini düşünüğümüzde, halk meclislerine dayalı kurullar doğaları gereği devletçi organlar değillerdir ve ciddi bir şekilde belediye seçimlerine katılmak reformist sosyalist girişimlerin belediye gücünün devlet gücüne karşı pratik ve mücadeleci bir seçenek olarak önerilmesi yoluyla devletçi delegelerin seçilmesi karşısında yer almaktadır. Şüphesiz, parlementer adaylıkları açık bir şekilde opportünist olarak suçlayan Komünalist adaylar özgürlükçü sosyalizmin nasıl başarılabileceği tartışmasını –yıllar geçtikçe güçsüzleşen bir tartışma– canlı tutarlar.
Varolan toplumu nasıl dönüştüreceÄŸimize iliÅŸkin seçimlerimiz hala tarih masasının üzerinde durmaktadır. Bugünkü ve gelecek kuÅŸaklar hem gözyaÅŸartıcı gaz ve tazyikli su kullanan polis hem de mide bulandırıcı hesaplamalar üzerine kurulu bir kültür tarafından tam bir boyun eÄŸmeye yenik düşmedikçe, sahip olduÄŸumuz özgürlükler için savaÅŸmaktan ve olanakların ortaya çıktığı her yerde onları özgür bir topluma geniÅŸletmeye çalışmaktan vazgeçemeyiz. Åžu anda en azından bildiÄŸimiz, elimizdeki tüm silahlanma ve ekolojik yıkım araçlarının geliÅŸmesinin ışığında, “son bir çatışma” ihtiyacının sonsuza kadar ertelenemeyeceÄŸidir. İnsanlar rasyonel bir topluma sahip olacak kadar zekidir; bizim karşımızda duran soru, onların böyle bir toplumu baÅŸarmak için yeterince rasyonel olup olmadıklarıdır.
[ * ] Makale, orjinal olarak Toplumsal Ekoloji Dergisi, Sayı 1′de yayınlanmıştır.
DİPNOTLAR:
01. Bu kısaltılmış listeye daha az bilinen isimleri memnuniyetle ekleyebilirdim, fakat özellikle aklıma gelen birini seçmeyi çok fazla istiyorum: Sol Sosyalist Devrimci Partinin cesaretli lideri, Maria Spiridonova. Destekçileri 1917-18 deki Rus halkı için uygulanabilir bir devrimci program önerisi yapmakta hemen hemen yalnızdılar. Politik anlayışlarını yürürlüğe koymadaki hataları ve Bolşeviklerinkileri ile değiştirmeleri (onlarla başlangıçta ilk Sovyet yönetimine katıldılar) yalnızca onların yenilgilerine değil aynı zamanda takip eden yüzyıldaki devrimci hareketlerin feci hatalarına da yol açtı.
02. Ben açıkça bunu, genellikle-ayırt edilemez olan kar oranlarının azalması ve bu nedenle kapitalist değişimin işlemez hale gelmesinden – Marksistler yirminci yüzyılın ilk zamanlarında buna belirleyici bir rol atfetmişlerdi – daha temel bir çatışma olarak ele alıyorum.
03. Marx’ın bir toplumun yalnızca yeni teknolojik geliÅŸmeler için kapasitesini tükettiÄŸinde ortadan kalkacağı iddiasının tersine, kapitalizm sürekli bir teknolojik devrim durumundadır –zaman zaman korkutucu olarak böyledir. Marx bu hesapta bir hata yapmıştı: Bu sistemin toplumsal iliÅŸkilerini sona erdirmek teknolojik durgunluktan daha fazla zaman alacaktır. Yeni konular tüm sistemin geçerliliÄŸine meydan okurken, politik ve ekolojik ilgi alanları herÅŸeyden daha önemli hale gelecektir. Alternatif olarak, kapitalizmin tüm dünyayı ortadan kaldırabileceÄŸi ve geride küllerden ve harabeden biraz daha fazla birÅŸey bırakacağı –kısaca, Rosa Luxemburg’un “Junius” makalesinde uyardığı “kapitalist barbarlığın” baÅŸarılması– ihtimali ile karşı karşıya kalıyoruz.
04. Göze çarpan bir örnek Victor Serge’nin Fransız “saf ” anarÅŸist vatandaÅŸları ile Rusya’da devrimin patlak vermesinin tarihsel önemi üzerindeki kavgalarında görülür. Serge’nin heyecanı karşısında, kendilerini café anarÅŸistleri veya “Bireyciler” olarak adlandırmayı tercih eden bu kiÅŸiler “envanterlerinde bulunan alaycı deyimleriyle [Serge'yle] dalga geçmiÅŸlerdi: ‘Devrimler kullanışsızdır. Onlar insan doÄŸasını deÄŸiÅŸtirmeyecektir. Sonra reaksiyon oluÅŸacak ve herÅŸey tekrar yeniden baÅŸlayacaktır. Ben yalnızca kendi derime sahibim. Ben savaÅŸlar ve devrimler için yürümüyorum, teÅŸekkürler.’” Victor Serge, Memoirs of a Revalutionary, Peter Sedgewick tarafından çevrilmiÅŸ ve kısatılmış (Cambridge University Press, 1963), p.53.
05. Kropotkin, örneÄŸin, demokratik karar alma prosedürlerini reddetti: “ÇoÄŸunluk oyu herhangi bir baÅŸka kural gibi kusurludur”. Bkz. Peter Kropotkin, “Anarchist Communism: Its Basis and Principles,” Kropotkin’s Revolutionary Pamplets, edited by Roger N.Badwin (1927; reprinted by New York: Dover, 1970), p.68.
06. Politika ile devlet yönetimi arasındaki bu ayrımı baÅŸka yerlerde yaptım: ÖrneÄŸin bkz., Murray Bookchin, From Urbanization to Cities: Toward a New politics of Citizenship (1987; Londra’da Cassell tarafından yeniden basıldı, 1992), pp.41-3, 59-61.
07. Toplumsal Ekoloji üzerine, bkz. Murray Bookchin, The Ecology of Freedom: The Emergence and Dissolution of Hierarcy (Palo Alto, CA: Cheshire, 1982); The Modern Crisis (Montreal: Black Rose Books, 1987); ve Remaking Society (Black Rose Books, 1989).
08. Bu sendikalistler, bu dönüşümü ortaya çıkaran araçları doÄŸrudan eylemin bir biçimi olarak düşündüler. Birçok anarÅŸistin bugün “doÄŸrudan eylem” olarak göklere çıkardıkları kargaÅŸa çıkarmaların, taÅŸ fırlatma ve ÅŸiddetin tersine sendikalistler bu terimi kamusal iliÅŸkilerininin doÄŸrudan yönetimini içeren etkinlikler için kullandılar. Onlar için, doÄŸrudan eylem bir yönetim biçimini, kurumları, hukuku, düzenlemeleri vb. – otantik anarÅŸistler bunları bireysel otonominin kısıtlanması olarak görürler– önceden varsaymaktaydı.
09. İlerki yıllarda CNT liderleri Katalan poleteryası ve köylülüğü adına gücü reddetmelerinin bireyler olarak kendileri için bir gücü reddetmeyi gerektirmediÄŸini keÅŸfettiler. Birçok CNT lideri gerçekte burjuva devletine bakan olarak katılmak için uzlaÅŸtı ve Barselona’da çarpışmanın bastırıldığı bir zamanda, Mayıs 1937′de ofislerdeki yerlerindeydiler.
10. Birkaç yıl önce, kendimi hala anarÅŸist olarak tanımlarken, “toplumsal” ve “yaÅŸamtarzı” anarÅŸizmi arasında bir ayrım formüle etmeye çalışıyordum ve Komünalizmi “anarÅŸizmin demokratik boyutu” olarak tanımlayan bir makale yazdım (Bkz. Left Green Perspektives, no.31, November 1994). Artık Komünalizmin, demokratik veya baÅŸka bir ÅŸekilde, yalnızca anarÅŸizmin bir “boyutu” olduÄŸuna inanmıyorum; o aksine radikal literatürde tamamen keÅŸfedilmesi gereken kendi haklarına sahip ayrı bir gelenek ve ideolojidir.
11. Şüphesiz, bu noktalar Komünalizm’de bazı düzenlemelere tabi olur: örneÄŸin, Marxizm’in sınıflı toplumların ortaya çıkışını açıklayan tarihsel materyalizmi toplumsal ekolojinin hiyerarÅŸinin antropolojik ve tarihsel olarak ortaya çıkışını açıklaması ile geniÅŸletilir. Marxist diyaletik maddecilik ise diyalektik doÄŸalcılık ile aşılır; ve anarÅŸist çok gevÅŸek bir “otonom komünlerin federasyonu” fikri, onu oluÅŸturan parçaların yalnızca konfederasyonun bir bütün olarak onayıyla birlikten ayrılabilecekleri bir federasyon fikriyle deÄŸiÅŸtirilir.
12. Bu minimalist sözlük tanımı ile ilgili en ÅŸaşırtıcı ÅŸey onun tamamen doÄŸru olma niteliÄŸidir. Bu tanımı teorinin daha incelikli bir tarifine, yalnızca “büyük oranda otonom olan” ve “gevÅŸek olarak birbirlerine baÄŸlandıkları” formülasyonları nedeniyle alabilirdim.
13. Özgürlükçü belediyeciliÄŸe iliÅŸkin yazılarım “Spring Offensives and Summer Vacations”, Anarchos,no.4 (1972) ile 1970lerin baÅŸlarına kadar geriye gitmektedir. Daha önemli çalışmalar From Urbanization to Cities(1987; London: Cassell, 1992de yeniden basıldı); “Theses on Libertarian Municipalism”, Our Generation[Montreal], vol.16nos.3-4 (Spring/Summer 1985); “Radical Politics in an Era of Advanced Capitalism”, Green Perspectives, no.18 (Nov.1989); “The Meaning of Confederalism”, Green Perspectives, no.20(Nov.1990); “Libertarian Municipalism: An Overview”, Green Perspectives, no.24(Nov.1991); ve The Limit of the City(New York, harper Colophon, 1974) içermektedir. Özlü bir özet için, bkz.Janet Biehl, The Politics of Social Ecology: Libertarian Municipalizm (Montreal, Black Rose Books, 1998).
14. 1917 Rus Devrimi’nin ve 1936 İspanyol Devrimi’nin en büyük trajedilerinden birisi toplumsal lojistiÄŸin en kısıtlı bilgisinden daha fazlasını ve modern bir toplumdaki yaÅŸamın gerekliliklerinin saÄŸlanmasıyla uÄŸraÅŸan karmaşık baÄŸlantıları edinmedeki baÅŸarısızlıktı. Üretici giriÅŸimlerin yönetilmesi ve ÅŸehirlerin iÅŸlevsel kılınmasıyla uÄŸraÅŸan uzmanların eski rejim yandaÅŸları olmaları gerçeÄŸine raÄŸmen, işçiler gerçekte fabrikaların tam bir kontrolünü ele almakta beceriksizdiler. Şüphesiz onları iÅŸleten”burjuva uzmanlarına”, sürekli olarak onları teknokratik bir elitin kurbanları yapan bireylere bağımlı kalmak zorundaydılar.
15. İşçilerin yalnızca sınıfsal varlıklar olmaktan yurttaÅŸlar olmaya dönüşümünü, diÄŸerlerinin yanısıra, From Urbanization to Cities (1987, London: Cassell tarafından yeniden basıldı, 1995) ve “Workers and the Peace Movement”(1983), The Modern Crisis (Montreal, Black Rose Books, 1987) içinde tartıştım.
16. Aristo, Politics (125216), çeviri Benjamin Jowett, The Complete Works of Aristotle, Revised Oxford Translation, ed.Jonathan Barnes (Princeton, NJ: princeton University Press, 1984), vol. 2, p. 1987.
17. İnsanlığın geleceği ve özgürlüğün gerçek bir alanı için bir özgürlükçü ideal olarak, Atina polisi kentin nihai vaadi olarak çok yetersiz kalmaktadır. Nüfusu köleleri, hakimiyet altına alınmış kadınları ve oy hakkı olmayan yabancı yerleşimcileri içermektedir. Maddi olarak, polisin stabilitesi yurttaş olmayanların işlerine bağımlıydı. Bunlar daha sonraki belediyelerin düzeltmek zorunda olacağı birçok devasa hataların içinde olanlardır. Polisin önemi, bununla birlikte, özgürleşmiş bir toplum örneği olmasından değil özgür kurumlarının başarılı bir şekilde çalışmış olmasındandır.
18. Aristotle, Politics (125229-30), çeviri Benjamin Jowett; vurgular eklendi. Orjinal Yunan kelimeleri Loeb Classical Library edition: Aristotle, Politics, çeviri H.Rackham (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1972) da bulunabilir.
19. Lefrancais, Peter Kropotkin’in Memoirs of a Revolutionist (New York: Horizon Press, 1968) de alıntılanır. Ben de bugün bu aynı ifadeyi kullanmaya zorlandım. 1950lerin sonlarında, anarÅŸizm BirleÅŸik Devletler’de ancak sezgi düzeyinde bir varlık gösterirken, zamanla diyalektik doÄŸalcılık ve özgürlükçü belediyecilik haline gelen felsefi ve politik fikirlerin yanısıra toplumsal ekolojiyi geliÅŸtirebileceÄŸim yeterli bir açık alan gibi görünüyordu. Bu fikirlerin, en azından geliÅŸtirilmiÅŸ maddi önkoÅŸullar ve diyalektik üzerindeki bir modern özgürlükçü topluma dayanan kıtlık-sonrası fikrinin, geleneksel anarÅŸist olmadığını çok iyi biliyordum. Bugün anarÅŸizmin, daima olduÄŸu üzere, çok basitleÅŸtirici bireysel ve antirasyonalist psikoloji olarak kaldığını keÅŸfediyorum. Benim anarÅŸizmi “toplumsal anarÅŸizm” adı altında koruma çabalarım büyük ölçüde bir hataydı ve ben ÅŸimdi görüşlerimi belirtmek için kullandığım bu terimin anarÅŸist ve Marksist geleneklerin en uygulanabilir temel niteliklerinin ötesine geçen ve tutarlı bir ÅŸekilde bütünleÅŸtiren Komünalizm ile deÄŸiÅŸtirilmek zorunda olduÄŸunu keÅŸfediyorum. AnarÅŸizm kelimesini bu terim altında gruplanan büyük miktardaki ve çeliÅŸkili farklılıkların minimize edilmesi için bir ÅŸemsiye olarak kullanılması amacıyla yapılan ve hatta onun “farklılıklara” açıklığını alkışlayan son giriÅŸimler, onu birbirleriyle özünde keskin çatışma içinde olması gereken eÄŸilimlerin tümünü yutar hale getirdi.
20. Dikkat edilmesi gerekir ki nesnel ile yalnızca varoluşsal varlıklara ve olaylara referans vermiyorum fakat aynı zamanda rasyonel bir şekilde düşünülmüş, büyütülmüş ve zamanla dar bir bakışla gerçeklikler olarak adlandırdığımız şeylerde ortaya çıkan potansiyellere de referans veriyorum. Eğer nesnel teriminin tüm anlamı yalnızca maddilik olsaydı, hiçbir ideal veya özgürlük sözü burnumuzun ucuna gelinceye kadar nesnel bir şekilde geçerli bir amaç olamazdı.
Kaynak: “Komünalist Karar Anı“, Toplumsal Ekoloji, Sayı 1.
www.khAos.info
Cevap Yaz