Toplumsal anarşizm ve feminizm kuramları arasındaki benzerlikler, bu iki kurama aşina olanların istisnasız dikkatini çekmiştir. Her iki kuram grubu da toplumsal ve ekonomik eşitsizliklerin köklerinin kurumsallaşmış iktidar [ing. power, erk, güç] düzenlemelerinde yattığı görüşündedir; her ikisi de bu düzenlemelerin değiştirilmesi gereksiniminin özgürleşmenin bir önkoşulu olduğuna vurgu yapar; ve her ikisi de kişisel özerkliğin [ing. autonomy, otonomi] ve özgürlüğün topluluk bağlamında gerçekleşmesi için uğraş verir.
Elaine Leeder, L. Susan Brown, Peggy Kornegger, Carol Ehrlich, Neela Scheuning ve Jane Meyerding gibi yazarların makaleleri olağanüstü bir şekilde harmanlanır. Hepsi de anarşist feminist konumunu güçlendirmekle beraber, her biri bu konum ile diğer feminizm çeşitleri arasındaki farklılıkları kendine özgü bir şekilde kavrar. Bizim başlamamız gereken [yer] işte burasıdır. Feminist kuramların temel ifadelerini ele almamız, ve insanların nasıl bazı ifadeleri onaylayıp diğerlerini ise onaylamadıklarını gözlemlemiz gerekiyor.
Tüm feminist kuramlar toplumda içindeki kadınlar hakkında bir takım gözlemlerle işe başlar. Şu üç ifade bu gözlemlerin özünü oluşturur.
1. Kadınlara ve erkeklere biçilen toplumsal roller esasen kültürel olarak belirlenmişlerdir.
2. Toplumun tüm kesimlerinde kadınlara karşı bir ayrımcılık söz konusudur –kişisel, toplumsal, iş hayatına ilişkin ve politik olarak.
3. Kadınlar fiziksel olarak nesneleştirilmiştirler ve, bunun sonucunda da sıradanlaşmış bir şekilde taciz ve saldırıya maruz kalmaktalardır.
4. Kadınlar ve erkekler eşittir.
Kadın hareketi kadınlar arasında varolan eşitsizlikler –özellikle toplumsal sınıf, etnik kimlik [ing. ethnicity] ve deri rengi– yüzünden bölünmüştür. Adeta daha büyükçe toplumlar için olan bu bölünmeler feminist hareket açısından –hem ideolojik olarak hem de hareketi organize etme açısından– çeşitli güçlükler yarattı. Bazı feministler için bunlar mesele olarak algılanmaz; ama bazı diğerleri için ise, bunlar iktidar mücadelesinin ikincil unsurları [ing. suborinate, ona tabi olan] olarak görülür. Yine bazıları –esasen radikal feministler– ise sınıf, etnik kimlik ve renk meselelerinin kadın hareketine dahil edilmesi süreci konusunda bölünüyorlar.
Farklı radikal feministlerin (ve anarşistler de bunlardan birisidir) için, onların kuramlarını oluşturan bazı ek inanç ifadeleri bulunur. Radikal bakış açısının tümünde merkezi olan şey, –özellikle de bir kimsenin günlük yaşamındaki– araçlar ve amaçlar arasındaki tutarlılıktır.
5. Kişisel olan politiktir.
Kültürün toplumsal cinsiyet [ing. gender] temelinde insanları [birbirinden] ayırd edilebilir kılması nedeniyle, kadınlar [ing. females] erkeklerinkinden farklı olan bir takım deneyimlere sahiplerdir. Hatta benzer deneyimlerin bile farklı anlamları olacaktır. Sonuçta ise kadınlar (ve erkekler) birbirinden ayırd edilebilen altkültürler [ing. subculture, toplum içinde davranışlarıyla farklı bir unsur meydana getiren grup] geliştirmiştirler. Bu kültürel farklılığın kabulü, feminist kuramın bir başka inanç ifadesinde dile getirilir.
6. Her toplumda ayrı, teşhis edilebilir bir kadın altkültürü bulunur.
Radikal feministlerin çoğu kadınların kültürünün unsurlarının hakim olan erkek kültüründeki benzer [karşılık düşen unsurlara] tercih edilir olduğuna inanır. Bazı radikal feministler gayet anlaşılır bir şekilde bu noktada dururak, kadınların oluşturduğu bir toplulukta yaşamayı (ve eğer mümkünse çalışmayı) seçerler. Bazıları ise kadın kültürünün üstünlüğünü (ve sıklıkla da bunun sonucunda kadınların üstünlüğünü) iddia ederek, kadınlar tarafından kontrol edilen bir toplumun ataerkil toplumların baskıcı karakterini barındırmayacağını savunurlar.Bunlardan bazıları geçmişteki ve gelecekteki anaerkil toplumlarının kuramlarını geliştirmiştirler.
Tüm politik kuramlar gibi, radikal feministler de değişimin nasıl ortaya çıkacağı konusunda bir takım ifadelere sahiptirler (Bunların çoğundan “Building a Revolutionary Transfer Culture” [Devrimci Bir Aktarım [ing. transfer] Kültürü İnşa Etmek] başlıklı yazımda bahsetmiştim, Social Anarchism, sayı 4, 1982). Feminist aktarım kültür için merkezi olan iki gereksinim var:
7. Diğerleriyle birlikte kolektif bir şekilde çalışan birey, değişimin yüzeyini oluşturur..
8. İşbirliği ve karşılıklı yardımlaşma ilkeleri üstüne inşa edilen alternatif kurumlar, bu değişimin örgütsel biçimleridir.
9. Tüm insanlar akıllarına veya bedenlerine karşı uygulanan baskıdan ve şiddetten özgür olma hakkına sahiptir.
“Bir kimsenin feminist olması ve iktidara karşı çıkması olabileceği gibi; … bir feministin de feminist olma hakkından vazgeçmeden, iktidarın kullanımını sahiplenmesi ve hakimiyeti [ing. domination] savunması mümkündür ve tutarsız bir şey değildir.“
10. Bir kimse ne erke boyun eğmeli, ne de diğerleri üzerinde erk kullanmalıdır.
Anarşist feministler, diğer radikallerin genellikle acı tecrübeler sonucunda öğrenmek zorunda kaldıkları şeyi bilmekteler: Hiyerarşi, otorite ve iktidardan kurtulunmak için tasarlanmış yeni örgütlenme biçimlerinin gelişmesi, yeni toplumsal yapıları gerektirmektedir. Ayrıca, örgütlerin düzgün ve etkin bir şekilde işlemesi ve yeni gayri resmi seçkinlerin ortaya çıkmaması için; bu yapılar dikkatli bir şekilde inşa edilmeli ve devamlı olarak beslenmelidir. Eğer ortada bir temel eylem ilkesi varsa, bu da günlük yaşantımızda sürekli olarak özgürlüğü yaşabilmemiz için, özgürlük alışkanlığını geliştirmemiz [beslememiz] gerektiğidir. Elaine Leeder “Let Our Mother Show the Way” [Bırakın Yolu Annelerimiz Göstersin] başlıklı makalesinde eril hakimiyeti altındaki anarşist düşüncenin sınırlarını, anarşist kadınların genişlettiğine dikkat çekiyordu. Şimdi olduğu gibi o zamanda da cinsiyetçi anarşistlerin var olduğuna hiç şüphe yok; ama Susan Brown’un belirttiği üzere, “bu yanlızca kendi anarşizmleriyle çelişmeleri suretiyle olur“.
ÇEVİRİ: Anarşist Bakış
Kaynak: “Toward a General Theory of Anarchafeminism“, Social Anarchism, sayı 19, 1994.
www.khAos.info
Henüz yorum yapılmamış.
Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. Geri İzleme URL'si.