Colin Wright
  • Ciddi bir anarÅŸizm aynı zamanda feminist de olmalıdır, aksi takdirde söz konusu olan ataerkil bir yarı-anarÅŸizm olur, ve bu gerçek anarÅŸizm deÄŸildir“.
    Norveç Anarşist Federasyonu

Sosyal anarÅŸistler olarak, bizler zaman geçtikçe güçleniyor gözüken bir (deneyime dayanan) kuram gövdesinin mirasçılarıyız. Bizim açımızdan, baskıyı [ing. oppression] hiyerarÅŸi ve tahakkümün [ing. domination, hakimiyet kurmanın] içinde belirleyen bir erk [ing. power, iktidar, güç] iliÅŸkileri çözümlemesi, bize pekçok güncel toplumsal harekete dair kavrayışlar kazandırıyor –bu hareketin içinde yer alanların pekçoÄŸunun bile gözden kaçırdığı kavrayışlar. Toplumsal kuramın ana iskeletini oluÅŸturan kemiklere sahip olsak da, bu kuramı ayrıntılarıyla anlatabilmek için yeni toplumsal hareketlerden öğrenmemiz gerekiyor. Bu yüzden, renkli [derileri beyaz olmayan] insanların Avrupa-merkezcilik ve diÄŸer ırkçılık biçimleri hakkında; gay ve lezbiyen eylemcilerin heteroseksizm ve homofobi hakkında; hayvan hakları savunucularının türcülük [ing. speciesism] hakkında söyledikleri ÅŸeyleri ilgiyle dinliyor ve onlardan öğreniyoruz.
Bu makalede –hem anarÅŸist çözümlemenin açıkça buna ne katkıları olabileceÄŸini, hem de aynı zamanda hareketimizin feminizmden neler öğrenebileceÄŸini görmek amacıyla– özellikle feminist hareketi inceleyeceÄŸiz. Feminizmde erkek katılımı konusunun biraz tartışmalı olması nedeniyle, benim bu konuya olan kiÅŸisel ilgimden bahseden bir kısım ile baÅŸlayacağım. Ve gelecekte hem anarÅŸizmin hem de feminizmin yetiÅŸeceÄŸi toprak olarak [gördüğüm] ekolojiye dair bazı kurgularla [yazıyı] bitireceÄŸim.
AnarÅŸist hareketin –hem tarihsel hem de güncel olanının– andro-merkezli veya eril merkezli olduÄŸunu söylemek basit bir ifade olacaktır. Soyut ve genelleÅŸtirilmiÅŸ bir “eÅŸitlik” [kavramına] kuramsal baÄŸlılık pekçok ÅŸeyi söylenmeden bırakır –özellikle de bu “eÅŸitlik” ev içi alana doÄŸru uzanmadığında. Birçok anarÅŸist çözümleme eleÅŸtirilerini meta iliÅŸkilerine, sermaye ve devlete veya uygarlığa yönelterek; erkek hakimiyeti gerçekliÄŸini göz ardı etmeye devam etmektedir. Bu eleÅŸtirilerin yararı ne olursa olsun, toplumsal cinsiyete [ing. gender] ya düşük bir öncelik verilir veyahut “doÄŸru” düşünmenin yolunu bulduÄŸumuzda [bu sorunun] doÄŸal bir seyir izleyeceÄŸi varsayılır. CinsiyetçiliÄŸinin unutturulmasının [ing. unlearn, daha önce öğretilen bir ÅŸeyin tersini öğretme] ciddi bir çaba gerektireceÄŸine nadiren deÄŸinilir.

Feminizm’de Erkekler

Erkekler, erkek üstünlüğünün yasaklandığı kendi toplumsal cinsiyet konumlarıyla ilgili tecrübe benzeri bir ÅŸeyi yaratmak için mücadele etmelidir“, Sandra Harding (s. 286).

Bir erkek olarak, feminizme karşı olan ilgimi ekolojik solun siyasetini sindirene kadar erteledim. İnsan özgürlüğü için verilen bir mücadelenin, düşüncenin erkek-türevli alanları dahilinde –gerçi kadınların meselelerine karşı bir duyarlılıkla beraber– neredeyse tamamen baÅŸarılabileceÄŸine inanıyordum. O zamana dek, kadınların özerklik hedeflerini ancak pasif bir ÅŸekilde destekledim. Kendi (beyaz) erkek ayrıcalığıma daha derinlemesine bakabilmem, (okumalarım sayesinde) –sadece sustimal eden, tecavüz eden, taciz eden ve ayrımcılık yapanlar deÄŸil– tüm erkeklerin cinsiyetçilikten faydalandığını kavradığım ana kadar gerçekleÅŸmedi. Kendi aile yaÅŸantımda, eÄŸitimde, iÅŸ piyasasında; neredeyse her zaman diÅŸi (ve beyaz olmayan) akranlarıma karşı avantajlıydım. Feminizme karşı olan ilgim arttı, ve feminist yazın ve romanları okuyarak geleceÄŸe dair ütopik kurgularımın giderek artan bir ÅŸekilde kadınlara-yönelik ve kadın-merkezli olduÄŸunu fark etmeye baÅŸladım. Anti-kapitalist ve devlet karşıtı yönelimlerim her zamanki gibi güçlü kalırken, deÄŸerlerimde [deÄŸer yargılarımda] özen göstermeye, beslemeye ve sıkı dostluk geliÅŸtirmeye daha fazla dikkat etme eÄŸiliminin belirdiÄŸini gördüm. Giderek feminist bir duyarlılık geliÅŸtirdim, ve daha önceleri benim için görünmez olan erkek ataerkil tavırları daha kolay fark etmeye baÅŸladım. En nihayetinde, feminist kadınların mücadelelerinin nasıl benim için de faydalı olduÄŸunu artık anlıyordum. Emma Goldman kadınları “içsel” baskılarından ancak kadınların kendilerinin özgürleÅŸtirebileceÄŸine dikkat çekerken, erkekler de ataerkilliÄŸin “dışsallıklarını” söküp yerinden çıkarmaya yardım ederek önemli roller oynayabilirler. Bir kimsenin kendi cinsiyetçiliÄŸini unutması ve sonra da diÄŸer erkeklerin cinsiyetçiliÄŸine meydan okuması sayesinde, yaÅŸamın tüm alanlarında herkesin tam katılımını güçlendirecek bir iklimin yaratılmasına yardımcı olabiliriz. Erkeklerin katılımı konusunda feminist topluluk içinde çeÅŸitli görüşler bulunsa da, pekçok kadın [erkeklerin saÄŸladığı] desteÄŸi memnuniyetle karşılamaktadır. Sandra Harding en son kitabında beyaz kadınların ırkçılık karşıtı olmasına olanak tanımak üzere, erkelerin de feminist olabileceÄŸinde ısrar eder. Ona göre, erkekler “haince kimlikler“i [yani, kendi cinsiyetlerinin faydasına olan erkek-egemen yargıları reddecek kimlikleri] kabul etmeli ve “feminist bir görüş noktası” geliÅŸtirmelidir (Harding, s. 288). Bununla beraber, (kendi katılımım da dahil olmak üzere) erkeklerin feminizme katılımı biraz dikkat ister. Harding, “erkekler ellerini uzatabilecekleri her ÅŸeyi kendilerine mal etmeyi, idare etmeyi, yargılamayı ve yönetmeyi severler” diye yazıyor (s. 280). Bu nedenle ancak feminizmi kendi erkek gündemimize dahil ederken varolan tehlikelerin farkında olursak, ancak kadınların seslerini dinlemeye istekliysek, o zaman feminist harekete katkıda bulunabiliriz. En nihayetinde, mesele kadınların güçlendirilmesi meselesidir. Ancak tüm bunları söyledikten sonra, erkekleri cinsiyetçi yapan engellerin pekçoÄŸu karmaşık, kökleÅŸmiÅŸ ve nispeten incelenmemiÅŸtir. Feminist mantığına, toplumsal cinsiyet eÅŸitliÄŸine, vb.’lerine baÄŸlı olabiliriz; ancak hala tavırlarımızın nasıl tehditkar ve kibirli olabildiÄŸini görmüyor olabiliriz. Kurumsal etkenlerden (aile, okul, medya, vb) bahsederken bile, toplumsal cinsiyetin sosyalleÅŸtirilmesinin gizli (ve o kadar gizli) olmayan etkileri aslında hala ortadır. Çocuk geliÅŸmesi ve erilliklerle diÅŸilliklerin oluÅŸturulması hakkında halen nispeten çok az ÅŸey biliyoruz. Ama ataerkil tavırların tamamen yok edilmesi zaman alacaksa da, feminizm son tahlilde insan özgürlüğüyle ilgilidir. Saldırı veya tedirgin etme tehditlerine baÅŸvurmadan, özen göstermeye [ing. caring] ve iÅŸbirliÄŸine güçlü bir itibar kazandıracak bir toplumdan hepimiz faydalanacağız.

Feminizm ve Liberal/Radikal Ayrımı

([Kadınların] yanlızca ayrıcalıklı bir kısmı için deÄŸil, tüm) kadınlar için tam bir özgürlüğün baÅŸarılması öylesine engin ekonomik, toplumsal ve siyasi deÄŸiÅŸiklikler gerektirir ki; bu tarihsel geliÅŸme gerçekleÅŸmiÅŸ olsaydı, [o zaman] bugünkü statüko [verili toplumsal durum] yaÅŸayamazdı ve yaÅŸamazdı“, Hester Eisenstein (s. xviii).

Feminizm, en asgari düzeyde toplumsal cinsiyet eÅŸitliÄŸine, yani erkek egemenliÄŸinin var olduÄŸu ve bunun yanlış olduÄŸuna dair bir sözdür. Kökleri, özerk ve özgür bir ÅŸekilde kendini belirleme liberal geleneÄŸinde bulunur. Bu gelenek bugün de güçlüdür ve liberal feministler tarafından temsil edilmektedir. Bu feministler daha fazla fırsat eÅŸitliÄŸinin (eÄŸitime ve iÅŸe daha fazla eriÅŸim imkanı, vb.) saÄŸlanmasıyla günümüzdeki sisteminin düzenlerek, eÅŸitliÄŸin kazanılabileceÄŸine inanırlar. Bununla beraber altmışlar ve yetmiÅŸler farklı çeÅŸitleriyle –radikal, sosyalizt, lezbiyen, anarÅŸist, vb.– yeni bir feminist radikalizmin ortaya çıkışına tanıklık etti. Feminist radikaller, feminist liberallerin aksine, erkekler tarafından ve erkekler için tasarlanan bütün bir sistemin –ataerkil liberalizmin– bozuk bir yapım olduÄŸunu savunurlar. Bu nedenle, bu feministler açısından feminizm devrimcilikten baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Ne yazık ki, medya sadece ana görüşe veya liberal feminizme eriÅŸim imkanı tanıdığı için, feminizmin devrimci potansiyeli belirsizleÅŸtirilmiÅŸ ve alçaltılmıştır. Bu arada, liberal feminizmin önemi tartışılmıştır, feminist topluluk içinde onun anlamı üstünde hiçbir görüş birliÄŸi saÄŸlanamıştır. Sosyalist feminist Zillah Eisenstein, liberal feminizmdeki çeliÅŸkilerin –ataerkil liberal devletlerde kadınlar gerçekten de eÅŸitler olabilirler mi?– en nihayetinde kendilerini ortaya sereceÄŸine ve radikal bir ÅŸekilde yeni bir topluma doÄŸru yolu açacağına inanmaktadır. Kendi ifadesi ile, “(yapıda ve ideolojide ataerkil ve bireyci olan) liberalizm ile (cinsel eÅŸitlikçi ve kolektivist olan) feminizm arasındaki çeliÅŸki feminizm hareketinin esasını liberalizmin ötesine taşır” (Zillah Eisenstein, s. 3). DiÄŸerleri ise [bu konuda] daha az emindir. bell hooks, “bu radikalizmin yüzeye çıkacağı süreç belirsizdir … Liberal reformların kadınların hayatlarında yaptığı olumlu etki, bunların [reformların] hakimiyet sistemini ortadan kaldıracakları varsayımına yol açmamalıdır” diye yazıyor (hooks, s. 19). hooks’a göre, “eÄŸer feminist hareket mevcut hakimiyeti sona erdirmek üzere ilerleyecekse, eÄŸer bugünkü gerçekliÄŸimizi dönüştüreceksek; feminist tesirler serbestçe kuram ve pratiÄŸimizi ÅŸekillendirmelidir” (hooks, s. 163). Aslında feminist radikalizmin kökleri, (en azından) liberal/radikal ayrımının ilk biçimlerinin gerçekleÅŸtiÄŸi ondokuzuncu yüzyıla kadar geri gider. Margaret Marsh yeni bir çalışmasında daha önceki anarÅŸist feminist hareketlerin bir dökümünü yapıyor (Marsh). “KiÅŸisel olan politiktir”e baÄŸlılıklarıyla [bilinen] ikinci dalga radikal feministleri önceden müjdeleyen bu erken dönem anarÅŸist feministler ÅŸunda ısrar ediyorlardı:

kadınların aÅŸağılanması [ing. subordination] geçmiÅŸteki cinsel ve ailesel iliÅŸkilerden köklenmiÅŸtir. EvliliÄŸe saldırarak, cinsel çeÅŸitlilikte ısrar ederek, hem ekonomik hem de psikolojik bağımszıkta ısrarcı olarak ve bazen de anneliÄŸe ait sorumlulukları reddederek; kiÅŸisel özerkliÄŸin cinsel eÅŸitliÄŸin hayati bir bileÅŸeni olduÄŸunu, ve politik ve yasal hakların kendiliklerinden bu eÅŸitliÄŸi doÄŸuramayacaklarını savunuyorlardı” (Marsh, s. 5).

Bu sırada, (Elizabeth Cady Stanton tiplemesindeki) liberal feministler seçim sandıklarına eriÅŸim için bastırmak suretiyle erkeklerle eÅŸitlik için uÄŸraşıyorlardı. Ancak anarÅŸist feministlerin ve erken dönem radikal feministlerin ortaya çıkması ile beraber, kadınlar kamusal/ev içi ikiliÄŸine meydan okumaya baÅŸladılar. Sonunda, evrensel oy hakkı taraftarları kazandılar ve feminist bir mesele olarak özel [hayata iliÅŸkin] alan unutuldu. Ve Emma Goldman ve Margaret Sanger doÄŸum kontrolü için mücadeleye devam ederken, cinsellik Freud ve Reich’ın alanı haline geldi. Politik bir mesele olaraksa cinsellik [meselesi], dönemimizdeki Kate Millett ve Shulamith Firestone gibilerini beklemek zorunda kalacaktı. AnarÅŸist feminist teori günümüze kadar –ve yanlızca erkek anarÅŸistlerce olmamak üzere– göz ardı edildi. Sonuçta ise hem anarÅŸizm hem de feminizm bunun cezasını çektiler. ÖrneÄŸin, öne çıkan sosyalist ya da radikal feministlerin pek azı ulus-devletin bizzat kendisine karşı bir eleÅŸtiri geliÅŸtirdi. Tahmin edilebileceÄŸi üzere çok geçmeden de “feminist bir Devlet”i destekleyen argümanlar ortaya çıktı (MacKinnon). Ve bu arada anarÅŸist doÄŸrudan eylem taktiÄŸi uzun zamandan beri feminist hareketin bir parçasıyken, açıkça anarÅŸist feminist olan kadınlar sosyalist, radikal ve liberal feminist kadınlara göre sayıca çok az kalmıştır. Günümüzdeki liberal/radikal ayrımına dair bir ölçüde farklı olan bir bakış Angela Miles tarafından ifade edilmiÅŸtir. Geleneksel bölünmelerin ve yapıların –liberal, sosyalist, anarÅŸist, siyahi, vb.– eril-yapılı, kutuplaÅŸtırıcı politikanın bir yansımasını olduÄŸunun farkında olarak, [Miles] “bütünlükçü [integrative] feminizm” olarak adlandırdığı kadın merkezli bir yaklaşımın taraftarlığını yapar. Bu, “dünya genelinde varolan hakimiyet sistemine” karşı meydan okumak üzere “devrimci/evrimci” feministleri birleÅŸtirmeyi amaçlamaktadır (Miles, s. 14). “İlgi ve çözümlemelerindeki büyük farklılıklara raÄŸmen, embriyo halindeki yeni bir genel uygunluk ve evrensel önemlilik politikasını temsil eden bir feminizmi paylaÅŸan çok sayıda feminist olduÄŸu” konusunda ısrarcıdır (Miles, s. 20). Bu feministler sıkça aynı markayı [politik görüşü] paylaÅŸanlara göre birbirleriyle daha fazla ÅŸey paylaşırlar. Ancak bütünlükçü feminizmin feministleri birleÅŸtirmekte faydalı olması kadar, kendi çeliÅŸkilerini de ortaya çıkaracağının da kaçınılmaz olduÄŸunu düşünüyorum. ÖrneÄŸin, “tüm” hakimiyet biçimlerine karşı çıkarken, [hakimiyet kurmakla] devlet arasındaki iliÅŸkiyi aydınlatmakta baÅŸarısız kalmıştır. Burada benim amacım devleti dogmatik bir ÅŸekilde reddetmek (veya feministleri bölmek) deÄŸil, ama daha ziyade pratiÄŸe olan etkilerini araÅŸtırmak. Tüm bütünlükçü anarÅŸistler tabandan [ing. grassroot] bir topluluk mu kuracaklar, yoksa devletin içsel olarak tahakkümcü karakterini teslim etmeden devletçi kurumlara bir takım dilekçeler mi verecekler?

Anarşizm ve Kamusal/Özel Ayrımı

Tamam, sevgili yoldaÅŸlar; ben sizin yaşınıza geldiÄŸimde, cinsiyet sorunu artık benim için önemli olmayacak. Ama bu ÅŸimdi [benim için] bir sorun, ve binlerce ve hatta milyonlarca genç insan için çok büyük bir etkendir“, Emma Goldman, Peter Kropotkin ile tartışırken, (Goldman, s. 253).

Ondokuzuncu yüzyılda kadınlar liberal/radikal ayrımıyla meÅŸgullerken, liberterler de “kadın sorunu” üzerine tartışıyorlardı. İngiltere’de, erken dönem anarÅŸist kuramcı William Godwin öncü feminist Mary Wollstonecraft ile iÅŸbirliÄŸi yapıyordu. Bu arada Fransa’da, ütopyacısı Charles Fourier “toplumsal ilerleme ve tarihsel devir deÄŸiÅŸimleri kadınların özgürlüğe doÄŸru ilerleyiÅŸiyle orantılıdır; ve toplumsal düşüş kadınların özgürlüğündeki azalma sonucunda gerçekleÅŸir” diye yazıyordu (Beecher, s. 1). Benzer ÅŸekilde, erken dönem sosyalisti Robert Owen kendi ütopist topluluklar fikrini detaylandırırken, “Her iki cins de eÅŸit eÄŸitime, haklara, ayrıcalıklara ve kiÅŸisel özgürlüğe sahip olmalıdır” diye yazabiliyordu (Harsin, s. 75). Ne yazık ki, Ütopyacıların faaliyet gösterdiÄŸi düşmanca ortam veriliyken, pratik bize iyi niyetin yeterli olmadığını gösterdi. Owenci topluluklar üzerine yaptığı çalışmasında Jill Harsin ÅŸu sonuca varmıştı: “geleneksel ev içine hapsedilmiÅŸliÄŸin [ing. domesticity, kadının ev içi konumunu kabullenmesi anlamında evcilleÅŸtirme] komünal topluma taşınan etkisi, eski dünyanın eÅŸitsizliklerinin yenisine eklemlenmesine hizmet etti” (Harsin, s. 82). Bu bölünme bugünkü toplumsal hareketlerin de başına bela olmaktadır. Pekçok erkek kadınların kamusal yaÅŸamın eÅŸit katılımcıları olması gerektiÄŸini kabul ederken, bunun erkeÄŸin de ev içi yaÅŸamda eÅŸit katılımını gerektirdiÄŸinin farkında olmayabilir. Bu arada, (”anarÅŸist” markasını ilk benimseyen) Pierre-Joseph Proudhon ataerkil aileyi temel toplumsal birim olarak kabul ederek, Ütopyacıların konumundan da geriye düşmüştür (Marsh). Ve Bakunin kadınların kamusal yaÅŸama tam katılımını savunurken, bu açıdan Marks ve Engels’ten pek farklı deÄŸildir. 20′nci yüzyılda gerçeÄŸe dönüşen devlet sosyalist ve anarko-sendikalist toplumlar, genellikle kadının iÅŸyükünün çifte katlanmasıyla sonuçlanan kamu/özel ikiliÄŸiyle mücadele etmekte baÅŸarısız olmuÅŸlardır. Martha Ackelsberg’in İspanyol Devrimi’ne iliÅŸkin yaptığı çalışmasında yazdığı üzere: “İspanyol anarÅŸist hareketinin ana görüşü ne kadınların ezilmesinin özel olduÄŸunu, ne de bunun üstesinden gelmek için ayrı bir mücadele yürütülmesinin haklılığını kabul etmeyi reddediyordu” (Ackelsberg, s. 118). –Bireysel özgürlüğe olan vurgusuyla– klasik liberal politika üzerinde geliÅŸen anarÅŸizm, liberalizmden erkek taraflılığı miras aldı. AnarÅŸizmin ve liberalizmin her ikisinin de yaratılmasında da kadınlar asgari nitelikte bir rol üstlenmekle kalmadılar; ama aynı zamanda da anarÅŸizm liberalizmden bir dizi hiyerarÅŸik ikiliÄŸi [ing. duality, düalite] –bazen sessizce, bazen de sesli bir ÅŸekilde– miras aldı. Böylece, örneÄŸin kamusal/özel ve mantık/duygu karşıtlıkları, hem kapitalist yönelimiyle bireyci anarÅŸizmin, hem de topluluk-temelli toplumsal anarÅŸizmin bir parçası haline geldi. Bununla birlikte toplumsal anarÅŸizm içinde ÅŸekillenen birey kavramı, liberal olandan oldukça farklı olmaya devam etti. Toplumsal anarÅŸizm topluluk baÄŸlarını korumayı ve kuvvetlendirmeyi amaçlarken, liberalizm ise yükselmekte olan kapitalizmin kuyruÄŸuna takıldı. Topluluk üzerindeki toplumsal anarÅŸist odaklanma karşılıklı yardımlaÅŸmayı desteklemeyi amaçlayan; ortaya çıkan sosyalist sınıf bilinçliliÄŸi, dayanışma ve enternasyonalizm kavramlarıyla örtüşen bir [odaklanmadır]. Kendi çıkarları doÄŸrultusunda birbirleriyle rekabet eden, bireysel atomlar ÅŸeklindeki liberal resim, sol-kanat anarÅŸizmin tamamıyla bir karşı tezidir. Toplumsal anarÅŸistler ve sosyalistler liberal politik bir sistemde işçi sınıfının asla devamlı olacak [ing. substantive, bağımsız] bir eÅŸitlik kazanamayacağını fark ederlerken, feministler de kadınları kamusal hayatın dışına hapseden ataerkil bir sistemde kadınların asla toplumsal cinsiyet eÅŸitliÄŸini kazanamayacağını anladılar. “Özgür ve eÅŸit bireyler” ile ev içi yaÅŸamda köleleÅŸtirilen kadınlar arasındaki görünürdeki çeliÅŸkiyi betimlerken, Anne Phillips [şöyle] yazıyor: “Ön kapıdan girmesi engellenen ataerkillik arka taraftan içeri sızıverir. Erken dönem liberaller, doÄŸal yetkenin tüm biçimlerini reddetmek yerine, hükümet ve ailenin ayrı alanlar olduÄŸunu söyleyerek kendilerini sınırlandırdılar” (Phillips, s. 14). Böylece topluluÄŸun karar-almasında erkek kontrolünü kurumsallaÅŸtıran kamusal/ev içi ikiliÄŸi, önce liberal sonra ise anarÅŸist politikanın içine iÅŸlenmiÅŸ oldu.

Anarşizm, Feminizm ve Ekoloji: İkiliğin Ötesinde

(GeleceÄŸin böylesi bir toplumunda) doÄŸal arkadaÅŸlık; binlerce yıllık suni giriÅŸimin üretimediÄŸi kendiliÄŸinden olan, özgür, kiÅŸisel sevginin katılığıyla sertleÅŸmiÅŸ olan bir örgütü yaratacaktır“, Voltairine de Cleyre.

AnarÅŸizmin yetkenin liberal eleÅŸtirisini derinleÅŸtirdiÄŸini; feminizmin ise bireyselin tanımını geniÅŸlettiÄŸini gördük. Ancak anarÅŸizmle feminizm arasındaki iliÅŸki bir çözüme kavuÅŸturalamamış, ve hatta bazen de çeliÅŸkili olarak gözüküyor. Bu yüzden, L. Susan Brown [şöyle diyor]: “anarÅŸizm, erkin eleÅŸtirisiyle feminizmin ötesine geçer ve onu içine alır” (Brown, s. 209). Ama aynı zamanda English Zero Collective [açısından ise], “feminizm anarÅŸizmin ötesine geçer; çünkü feminizm yetke, hiyerarÅŸi ve liderliÄŸin gerçekte erkek iktidarının yapıları olduklarını gösterir” (Zero Collective, s. 7). AnarÅŸizm ve feminizmin her ikisi de toplumun bütününe hitap eder, ancak hiç birisi bir diÄŸeri üzerinde hegamonik bir hakimiyet iddiasında bulunamaz. YetmiÅŸlerde tekrar yükselme gösteren ilgiye ve Carol Ehrlich, Peggy Kornegger ve diÄŸerlerinin etkili yazılarına raÄŸmen, anarÅŸist feminist kuram bugün hala nispeten geliÅŸmemiÅŸ bir haldedir. Hala, bu oldukça farklı iki politik felsefenin bir sentezi –her ne kadar olası ve istenir olsa da– tamamlanmayı beklemektedir. Bugün için, her biri diÄŸerine içerik ve kavrayış katarak, diÄŸerini ele almak için kullanışlı bir yapı sunmaktadır. Ancak anarÅŸizm ve feminizmi birleÅŸtirmek yerine, alternatif bir yaklaşım kendisini dayatmaktadır. Toplumsal anarÅŸizmin ve radikal feminizmin her ikisi de, bireyin topluluÄŸun karşısına konduÄŸu bireyci kökenlerin ötesine geçmeye teÅŸebbüs eden giriÅŸimler ortaya koymaktalar. FarklılaÅŸmış bireylerin çeÅŸitlilik-içinde-birlik halinde topluluÄŸun birer parçası haline geldikleri, doÄŸmakta olan ekoloji alanına gözlerimizi çevirerek bu ikiliÄŸin üstesinden gelebiliriz (Bookchin). Yeni bir makalesinde, Thomas S. Martin feminizm, anarÅŸizm ve ekolojinin [birlikte] örülmesinin gerçekleÅŸmeye baÅŸladığını belirtiyordu (Martin). Feminizm çözgü [dokumacılıkta argaçların --mekikle enine atılan ip-- geçirildiÄŸi uzunlamasına ipler], anarÅŸizm argaç [dokuma tezgahlarında enine atılan ip] ve ekoloji ise ipliktir [lif]. Bu hareketleri birbirine yaklaÅŸtıran ÅŸey ise ona göre hakimiyetin analizidir. Hakimiyetin [tahakkümün] eleÅŸtirisinin anarÅŸizm, feminizm ve ekoloji arasındaki temel iliÅŸki noktası olduÄŸu şüphesiz olmakla beraber, hakimiyet insan davranışının sadece tek bir yanıdır. Ataerkil düşüncenin kadınların yaÅŸamlarını ne ölçüde deÄŸersizleÅŸtirdiÄŸini ortaya koyması feminizmin tibarına olan bir ÅŸeydir. Böylece sadece düşünce ile hissiyat, kamusal ile özel birbirinden tamamiyle ayrılmıyor, ama aynı zamanda türlerin muhafazası için asli olan davranışlar da hafif gösteriliyor. Sadece gençlerin deÄŸil; ama hastaların, yaÅŸlıların ve sıkça da erkeklerin bakımı görevi kadının üstüne düşer. Karşılıklı yardımlaÅŸmayı mümkün kılan özen gösterme ve empati, kadın kültürü içinde çocuklar olarak uzayan kalışımız sırasında dikkatli bir ÅŸekilde iÅŸlenir. AnarÅŸizm gerçekte iktidar ve erk hakkında olan bir kuramdır, ve iktidar ve erk kendi çıkarları doÄŸrultusunda faaliyet gösterme eÄŸilimindedirler. Bir kuram olarak anarÅŸizm, karşılıklı bağımlılığı veya kendinden fedakarlık etmeyi besleyen insan davranışlarını açıklamakta yetersiz kalır. DiÄŸer yandan ise, karşılıklı bağımlılık ve özerklik arasındaki iliÅŸkiye daha keskin bir odaklanma getiren kadın hareketi ise iktidarı incelemesinde tek bir [ortak] sesle konuÅŸmaz. Ekoloji, belki de bize her birinin [kendine özgü] kavrayışlarını içine alacak daha geniÅŸ bir kavramsal yapı sunabilir. Ekolojik bir modelde (burada aslında toplumsal ekolojik olanından bahsediyorum), ne anarÅŸizm ne de feminizm bir diÄŸerinin yapısına uymaya zorlanmayacaktır. Bunun yerine, her biri bağımsız olarak, daha doÄŸrusu karşılıklı bir bağımlılık içinde geliÅŸebilecektir. Ekolojik düşünüş feminist felsefeci Lorraine Code’un son çalışmasının temelini oluÅŸturmaktadır. Ekofeminizmin sorunlu kadın/doÄŸa kimliÄŸine ve gizli “temel” ebedi kadınlığına karşı eleÅŸtirel olmakla beraber, Code ekolojik bir modelin feminizm için bir araç olarak deÄŸerini kabul eder:

  • Topluluk-yönelimli, ekolojik olarak sorumlu bir toplum, katılım ve karşılıklı ilgiyi merkezi deÄŸerler yapacaktır; ve topluluk üyeleri arasındaki tartışmaları birer zıtlaÅŸma olarak deÄŸil, birer sohbet olarak yeniden yapılandıracaktır. Amacı karşılıklı desteklemeyi ve baskıcı olmayan bir atmosferi geliÅŸtirmek olacaktır” (Code, s. 278).

Bunun da ötesinde ekoloji, feminizme “farklı görünmelerinin [ing. manifestations, pratikte ifade edilmelerinin] yanından geçerek hakimiyet, sömürü ve baskı sistemleri ve biçimleri arasındaki karşılıklı baÄŸlantıları belirgin hale getirecek saÄŸduyulu görüş açılarını geliÅŸtirilmesi için alan açacak” (Code, s. 271) araçları saÄŸlayabilir. Ekolojik düşüncenin kendisi liberal geleneÄŸe pekçok ÅŸey borçludur. 19′uncu yüzyıldaki coÄŸrafyacı Peter Kropotkin’den modern günümüz toplumsal ekolojisti Murray Bookchin’e kadar, doÄŸaya hakim olmayı amaçlamayan yüz-yüze demokrasi[-yi yaÅŸatan] topluluklar; biyosferin [dünyanın kara, deniz ve tatlı sularında yaÅŸam belirtilerine rastlanan kısımlar] bütünselliÄŸine karşı varolan endüstriyel kapitalist tehdide karşı alternatifler ortaya koyarlar. Burada gözden kaçırılan ÅŸey belki de, bu ekolojik görüşlerin bir iliÅŸkilendirilmiÅŸ [ing. mediated, arası bulunmuÅŸ], feminist olan kamusal/özel görüşmelere eklemlenebileceÄŸidir. Belki de böylece, kadınlarla erkekler, feminizmle anarÅŸizm arasında üretken bir diyaloÄŸun baÅŸlaması için bir yol açabilirler. Yeni bir politik biçim ortaya çıkabilir: izole haldeki bireyler vurgusuna sahip liberal ataerkilliÄŸin ötesine geçerek; eÅŸitlikçi bireylerin, topluluÄŸun ve Dünya’nın görece bir uyum için birarada geliÅŸip büyüyeceÄŸi bir politik biçim. Alıntı Yapılan Kaynaklar: Martha A. Ackelsberg, “Mujeres Libres ve AnaÅŸist Devrimde Kadının Rolü”, Rohrlich and Baruch içinde (editörler), ss.116-127.
Norveç AnarÅŸist Federasyonu, Martin’de alıntı, s.11.
Jonathan Beecher, Charles Fourier (California Üniversitesi, 1986).
Murray Bookchin, Toplumsal Ekolojinin Felsefesi (Black Rose Books, Montreal, 1990).
L. Susan Brown, “Feminizmin Ötesinde”, Our Generation, cilt 21, #1, Sonbahar 1989.
Voltairine de Cleyre, Paul Avrich’de alıntı, Amerikan AnarÅŸisti (Princeton Üniversitesi, Princeton, 1978).
Lorraine Code, O[She] Ne Bilebilir Ki? (Cornell Üniversitesi, Ithaca, 1991).
Hester Eisenstein, Günümüz Feminist Düşüncesi (G. K. Hall & Co., Boston, 1983)
Zillah R. Eisenstein, Liberal feminizmin Radikal Geleceği (Northeastern Üniversitesi, Boston, 1986).
Emma Goldman, Hayatımı Yaşarken, (New American Library, Meridian baskısı, New York, 1977).
Sandra Harding, Kimin Bilimi? Kimin Bilgisi? (Cornell Üniversitesi, Ithaca, 1991).
Jill Harsin, “EviÅŸi ve Ütopya: Women and Owenci Sosyalist Topluluklar”, Rohrlich and Baruch içinde (editörler), ss.73-84.
bell hooks, Feminist Kuram: Kenardan Merkeze (South End Press, Boston, 1984).
Catherine A. MacKinnon, Feminist Bir Devlet Kuramına Doğru (Harvard Üniversitesi, Cambridge, 1989).
Margaret S. Marsh, Anarşist Kadınlar 1870-1920 (Temple Üniversitesi, Philadelphia, 1981).
Thomas S. Martin, “AnarÅŸizm, Feminizm & Ekoloji YakınlaÅŸması”, Our Generation, cilt 23, #2, Yaz 1992, ss. 1-13.
Angela Miles and Geraldine Finn (ed.törler), Feminizm: Baskıdan Politikaya (Black Rose, Montreal, 1989).
Anne Phillips (ed.), Feminizm and Eşitlik (New York Üniversitesi, NewYork, 1987).
Ruby Rohrlich and Elaine Hoffman Baruch (editörler),Ütopya Arayışındaki Kadınlar (Schocken Books, New York, 1984).
Zero Collective, Zero (Anarşist/anarka feminist aylık dergi), #1, Haziran 1977, Londra.

ÇEVİRİ: Anarşist Bakış
Kaynak: “Anarchism, Feminism and the Individual“, Social Anarchism, sayı 19, 1994.
www.khAos.info