Martha A. Ackelsberg
1991
1. Tahakküm ve İkincil Konuma Getirilme
2. Topluluk ve EÅŸitlik
3. Cinsellik ve Kadınların Ezilmesi
4. Devrimci Dönüşüm: Araç ve Amaçların Tutarlılığı
5. DoÄŸrudan Eylem
6. Hazırlık

İspanyol İç Savaşıyla aynı anda süren kadın mücadelesinin tarihçesini tutan Anarşist Devrim ve Kadınların Kurtuluşu, işçi sınıfı kadınlarının devrimdeki ve özgür toplumdaki yerlerini almaların sağlayacak kadınların özgüçlenmesinin temeli olarak, kadın topluluklarının ve toplumsal cinsiyete özgü deneyimlerin önemi üstüne odaklanıyor.
Madrid ve Barcelona’daki bir grup kadın tarafından 1936′da kurulan Mujeres Libres (Özgür Kadınlar) kadınların, “kadınlar, üreticiler ve cahiller olarak üç kat köleleÅŸtirilmesi”nden kurtulmalarına adanmış bir örgütlenmeydi.
Bu broşür, yeni ve daha iyi bir dünya için mücadele eden her kiÅŸiye ısrarla tavsiye edilen, Martha Ackelsberg’un Free Women of Spain: Anarchism and the Struggle for the Emancipation of Women kitabının ilk bölümüdür.

Cumhuriyet geldiÄŸinde pek çok insan mahkumları kurtarmak için hapishanelere hücum etti, ben de gittim. ‘Abajo la politica! (Kahrolsun siyaset!), Abajo la Guardia Civil! (Kahrolsun Sivil Muhafazlar!) … ve diÄŸer bir sürü kahrolsunlar’ diye bağıran birisi vardı. Ve ardından şöyle bağırdı, ‘Viva la anarquia!’ (YaÅŸasın AnarÅŸizm!). Ve o zaman ‘İşte bir anarÅŸist’ diye düşündüm. İşte bu benim anarÅŸistlerle ilk karşılaÅŸmamdı –ve hiç de kötü bir insana benzemiyordu. HoÅŸ bir yüzü vardı.”

Soledad Estorach

İnsanlar bize ‘çocuklar, nerede vaftiz edildiniz?’ diye soruyorlardı ve biz de onlara ‘Biz vaftiz edilmedik’ diyorduk. ‘Ne kadar kötü, zavallı kızlar! Bu kadar güzel çocuklar’ –çünkü biz altı güzel (saÄŸlık açısından) kız ve bir oÄŸlan kardeÅŸtik– ‘Tanrısız büyütülmüşler, aynen köpekler gibi!’ [diyorlardı]. Ve biz de onlara “Hayır, asıl siz köpekler gibisiniz, çünkü sizin bir efendiye ihtiyacınız var [diyorduk].

Enriqueta Rovira
ANARŞİST DEVRİM VE KADINLARIN KURTULUŞU

Tüm biçimleriyle tahakküm –ister hükümetler, isterse dini kurumlar veya ekonomik iliÅŸkiler tarafından icra edilsin– anarÅŸistlere göre, tüm toplumsal kötülüklerin kaynağıdır. AnarÅŸizm pek çok sosyalist gelenekle birlikte ekonomik tahakkümün radikal bir eleÅŸtirisini ve toplumun daha eÅŸitlikçi bir temelde ekonomik açıdan yeniden yapılandırılması gerektiÄŸinde ısrar etse de, devletin, hiyerarÅŸinin ve genel olarak otorite iliÅŸkilerinin bağımsız bir eleÅŸtirisini geliÅŸtirerek Marksist sosyalizmin ötesine geçer. Sosyalistler tüm tahakkümün köklerini ekonomik iÅŸbölümünde görürken, anarÅŸistler iktidarın [erkin] kendi mantığının olduÄŸu ve yanlızca ekonomik iliÅŸkilere dikkat çekerek ortadan kaldırılamayacağı konusunda ısrar ederler.
AnarÅŸizm, toplumdaki hiyerarÅŸik ve yapılanmış [yerleÅŸmiÅŸ] tahakküm iliÅŸkilerini ve itaat etmeyi yıkmayı hedefler. Aynı zamanda her kiÅŸinin bir birey olarak deÄŸerlendirildiÄŸi; saygı gösterildiÄŸi, eÅŸitliÄŸe, karşılıklılığa ve karşılıklı etkileÅŸime dayanan bir toplum yaratmayı amaçlar. Bu toplumsal görüş, araçların amaçlarla tutarlı olması gerektiÄŸinde; insanların geleceÄŸin toplumuna yöneltilemeyeceÄŸinde, onu kendi baÅŸlarına yaratmaları gerektiÄŸinde, böylece de kendi yetenek ve gizil güçlerinin [ing. capacity] farkına varacaklarında ısrar eden bir toplumsal deÄŸiÅŸim kuramı ile birleÅŸir. Hem ideal toplum görüşü hem de bu topluma nasıl ulaşılacağı kuramı konusunda, anarÅŸizmin günümüz feminizmine sunacağı çok ÅŸey vardır. AnarÅŸistlerce yapılan tahakküm iliÅŸkileri analizi, kadının toplum içindeki konumunu anlamak ve kadınların koÅŸullarının diÄŸer ezilen grupların koÅŸullarıyla iliÅŸkilendirmek için oldukça verimli bir model sunar. Araç ve amacın birliÄŸi ile ezilenlerin gücüne vurgu yapan bir toplumsal deÄŸiÅŸim kuramı, mevcut pek çok sosyal devrimci hareketin kuramlarıyla –ve mevcut pratiklerin çoÄŸuyla– çarpıcı bir karşıtlık içindedir.
Dahası, hem İspanya’daki hem de Avrupa ve ABD’deki baÅŸka yerlerde bazı ondokuzuncu yüzyıl anarÅŸist yazar ve eylemcileri, kendilerini özellikle kendi toplumlarındaki kadınların ezilmesine adamışlar; insanlığın tamamen kurtuluÅŸu için yanlızca kapitalizmin ve otoriter siyasi kurumların yıkılmasının yeterli olmadığını, dahası [bunun için] kadınların kültürel ve ekonomik bağımlılığının –evin hem içinde hem de dışında– yıkılmasını gerektirdiÄŸinde ısrar etmiÅŸlerdir. ÖrneÄŸin, 1872 gibi erken bir tarihte İspanya’da düzenlenen anarÅŸist kongre, kadınların evde ve iÅŸyerinde erkeklerle tamamen eÅŸit olması gerektiÄŸini açıklamıştı.
Ancak ne ondokuzuncu yüzyıl boyunca ve yirminci yüzyılın başında İspanya’da ve Avrupa’daki diÄŸer yerlerde geliÅŸen anarÅŸizm kuramı, ne de Anarko-sendikalizmin İspanya’daki pratiÄŸi kelimenin tam anlamıyla eÅŸitlikçi olabilmiÅŸti. Her ne kadar pek çok yazar kadınların kurtuluÅŸunun anarÅŸist proje açısından öneminin ve kadınların [anarÅŸist] hareket için öneminin farkındaysa da, pek azı bunu en birincil [sorun] olarak görür. Tüm Avrupa çapındaki sosyalist hareket için olduÄŸu gibi, birçok anarÅŸist için de kadınların ikincil konuma getirilmesi [ing. subordination] meselesi, en iyisinden, işçilerin kurtuluÅŸunun ardından gelen bir mesele, “devrim sabahında” çözülecek bir problem olarak deÄŸerlendirir.
Mujeres Libres’in kuruluÅŸu, hem hareketin kadınlara verdiÄŸi sözü yerine getirmesini saÄŸlamak için meydan okumak, hem de kadınların hareket içinde ve toplumun geniÅŸ [yapısı] içindeki konumlarını geliÅŸtirmek amacıyla kadınların kuvvetlendirilmesini saÄŸlamak için, İspanyol anarko-sendikalist hareketi içinde yer alan kadınların çabasını temsil etmektedir. Kurucular, hareketin kadınları [harekete dahil etmekte] ve kadınları ilgilendiren meseleleri yeterince ele almakta baÅŸarısız olmasından hayal kırıklığına uÄŸramışlardı; ama yine de hareketin kadınların gerçek kurtuluÅŸunu baÅŸarmak için [geçerli] tek çerçeveyi [ing. context] oluÅŸturduÄŸu konusunda emindiler.
Benim bu kitaptaki amacım yanlızca Mujeres Libres’in bakış açısının ne olduÄŸunu belirginleÅŸtirmek ve bunun günümüz feministleri ve toplumsal deÄŸiÅŸim aktivistleri için uygunluÄŸunu incelemektir. Ancak bunu yapmak için, öncelikle bunu –aynen Mujeres Libres’den kadınların yaptığı gibi– anarko-sendikalist kuram ve pratiÄŸin içine yerli yerine koymamız gerekir. Bu kısımda, İspanyol anarko-sendikalist hareketinin kuramsal arka planını oluÅŸturan İspanyol anarÅŸist ve “komünalist-anarÅŸist” gelenek içinde yer alan diÄŸer yazarların çalışmalarını inceleyeceÄŸim. Benim amacım, onların, kadınların ikincil konuma getirilmesi konusuna yaklaşımlarını, hiyerarÅŸi ve tahakküm konusundaki eleÅŸtirilerini, ve kadınların ezilmesiyle ilgili endiÅŸelerini radikal toplumsal dönüşüm kuramıyla tam olarak bütünleÅŸtirmeleri sürecine iliÅŸkin anlayışlarını aydınlatmaktır. Ancak aynı zamanda bu analizlerdeki belirgin boÅŸlukları; –anarÅŸist kuramın özünün tahakküm iliÅŸkilerinin çok yönlü ve karmaşık olduÄŸu hakkındaki bariz farkındalığına karşın– defalarca kadınların ikincil konuma getirilmesine erkek işçilerin özgürleÅŸtirilmesinden daha az öncelik verilmesini incelemek istiyorum. Mujeres Libres programının nasıl etkin bir ÅŸekilde o dönemin anarko-sendikalizminin zayıflığını vurguladığını; ve İspanyol anarko-sendikalist kuram ve pratiÄŸinin hem eleÅŸtirisini hem de geniÅŸletilmesini teÅŸkil ettiÄŸini göstermenin temellerini, Mujeres Libres’in program ve eylemlerinin bu kavramsallaÅŸtırılması ortaya koyacaktır.
Ben burada İspanyol anarko-sendikalist tahakküm ve ezilme analizleri, eÅŸitlikçi toplum görüşü ve –özellikle de kadınların konumu baÄŸlamında– güçlendirme süreci üstüne odaklanacağım. Bu meseleler üstüne kuramsal düzeyde yapılacak bir inceleme, Kısım 2′de ele alacağım Mujeres Libres’in anarko-sendikalist hareketi içindeki kökenlerinin tarihsel anazi için sahne arkası ve bir karşı duruÅŸ noktası olarak hizmet edebilir. Aslında, anarÅŸistlere göre, bu baÄŸlamda kuram ve pratik birbirinden oldukça güç ayırd edilebilir. Bu kısımda tartışacağımız kuramsal konumlar tarihsel mücadeleler baÄŸlamında geliÅŸtirilmiÅŸtir, aynı zamanda da bu mücadelelerin geliÅŸmesine yardım etmiÅŸlerdir. Ben burada bunları sadece analitik amaçlarla birbirinden ayırıyorum.

TAHAKKÜM VE İKİNCİL KONUMA GETİRİLME [ing. subordination, alta sıralanma, boyun eğme]
Anarşist görüşler, siyasi, toplumsal ve ekonomik olarak eşitlikçidir. Anarşist toplum, politik ve toplumsal olarak hükümetsiz, kurumsallaşmış hiyerarşik ilişkilerin veya otorite kalıpların olmadığı bir toplumdur. Anarşistler, insanların kendilerini gereksinimler temelinde örgütleyip biraraya gelebileceklerini iddia ederler, yani bireyler veya küçük gruplar toplumsal bir faaliyeti başlatabilir; ve merkezi siyasal koordinasyon yanlızca zararlı değil aynı zamanda da gereksizdir. Bir durumu yönlendirme veya emretme hakkı veya otoritesi, görev ya da konumların bazı insanların ayrıcalıklı erişimine veya diğerlerinin sistematik olarak dışlanmasına yol açmamalıdır. Son olarak, anarşistler insanlarla olduğu kadar çevreyle de tahakküm içermeyen ilişkilere kendilerini adamışlardır. Anarşistler doğanın fethedilmesine değil, onunla (mümkün olduğu kadar) uyumlu bir şekilde yaşamanın yeni yollarını geliştirmeye odaklanmışlardır.
Batı’daki belli baÅŸlı düşünürlerin neredeyse hemen hemen hepsi toplumsal düzenin liderliÄŸi, hiyerarÅŸiyi, ve özellikle de siyasi otoriteyi gerektirdiÄŸini varsaymıştır. Pek çoÄŸu toplumsal yaÅŸamın –özellikle karmaşık bir toplumda– ikktidar ve otorite yapıları olmaksızın var olamayacağını öne sürer. “Toplum, insan davranışını düzenleyen normlar demektir“, ve normlar ise onları uygulayacak güce [iktidara] sahip otoriteleri gerektirir. Biraz daha deÄŸiÅŸik bir biçimiyle, toplumsal sözleÅŸme kuramcıları –ahlaki seçim için gerekli ön koÅŸul olan– istikrarlı bir toplumsal düzen yaratmak için siyasi bir otoritenin gerekli olduÄŸunu iddia etmiÅŸlerdir. Toplumsal hareket kuramcıları, ayrı ayrı bireylerin uyumlu bir birlik oluÅŸturması ve onlara bir doÄŸrultu kazandırılması için güçlü bir kiÅŸinin (veya kiÅŸilerin) gerekli olduÄŸunu savunurlar. Örgütlenme, böylece bazı kiÅŸilerin emir vermesini; ve geriye kalanların ise –ister “iyi vatandaÅŸlar”, isterse “iyi devrimciler olarak”– bunları kabullenmeye ve yerine getirmeye hazır olmalarını gerektirir.
Anarşistler ise buna karşılık, resmi hiyerarşilerin yanlızca zararlı olmadıklarını aynı zamanda da gereksiz olduğunu; ve toplumsal hayatı daha eşitlikçi bir şekilde örgütlemenin yolları, alternatifleri olduğunu öne sürerler. En önemlisi, sosyalistlerle ve son zamanlarda da feministlerle beraber, anarşistler insan doğasının toplumsal bir yapı [toplumsal olarak yapılandırılmış] olduğunda ısrar ederler: insanların davranış tarzı, herhangi bir doğuştan gelen mizaçtan [ing. inherent nature] ziyade içinde yetiştirildikleri/yetiştirildiğimiz kurumların bir ürünüdür. Resmi hiyerarşik otorite biçimleri pekala mücadele etmek amacıyla tasarlandıkları koşulları yaratabilir: hükümetler düzensizliği korumak yerine, onu yaratan ana nedenlerden birisidir. Hiyerarşik kurumlar, katılanlar arasında yabancılaştırılmış ve sömürücü ilişkileri besler, insanları güçsüzleştirir ve onları giderek kendi gerçekliklerinden uzaklaştırır. Hiyerarşiler bazı insanları diğerlerine bağımlı kılar; bağımlı olanları bağımlılıkları için suçlar, ve ardından da daha fazla otorite uygulamayı gerekçelendirmek için [ezenlerin] bu bağımlılığı kullanmalarını sağlar.
Pek çok İspanyol anarÅŸisti, toplumda kadınların mevcut ikincil konumunu, toplumsal kurumların bağımlı kiÅŸiler yaratma konusundaki gücünün bir örneÄŸi olarak gösterir. Kadınların doÄŸası ve kadınların geleceÄŸin toplumu içindeki uygun rolü hakkında İspanyol anarÅŸistleri arasında pek çok [farklı] görüş olsa da, pek çok anarÅŸist İspanyol toplumunda kadınların dezavantajlı durumda olduÄŸunu ve erkeklerle kadınlar arasındaki mevcut eÅŸitsizlikliklerin büyük ölçüde toplumsal koÅŸullanmaların ve erkek iktidarının sonucu olduÄŸunu kabul ediyor gözükmektedir. 1903 gibi erken bir tarihte örneÄŸin, José Prat, “kadınların ‘geri kalmışlığı’, ona geçmiÅŸte ve hala bugün nasıl davranıldığına baÄŸlıdır. ‘Tabiat’ın bununla hiçbir iliÅŸkisi yoktur. … EÄŸer kadın geri kalmışsa, bunun sebebi erkeÄŸin hep onu aÅŸağılık görmesi, kendisi için yavaÅŸ yavaÅŸ kazanmakta olduÄŸu haklardan onu mahrum bırakmasıdır.” diyordu. Gregorio Maranon ve Mariano Gallardo, kadınlarla erkekler arasında önemli cinsel farklılıklar olduÄŸunu kabul etmekle beraber, toplumsal cinsiyet eÅŸitsizliklerinin, kadınlara fırsat vermenin reddedilmesinin sonucunda olduÄŸunu söylüyorlardı: “Kadınların varsayılan aÅŸağılıklığı tamamen yapaydır, erkekleri ve kadınları ayrı ve farklı ÅŸekilde eÄŸiten, kadını köleleÅŸtiren ve onun yoldaşını ise vahÅŸi bir tiran yapan uygarlığın kaçınılmaz sonucudur.
İspanyol anarÅŸistleri, aynen günümüz feministleri gibi, nasıl bir kurumsal biçimde olursa olsun –ister ekonomik, isterse politik, dini veya cinsel olsun– iktidarın uygulanmasının, hem iktidara sahip olanı hem de üstünde [iktidar] uygulananı yabanileÅŸtirdiÄŸini iddia etmiÅŸtirler. Bir yandan, iktidara sahip olanlar onu sürdürmek için durmaksızın artan bir arzuya eÄŸilimlidirler. Hükümetler, örneÄŸin, “ortak çıkarı” veya “genel iradeyi” temsil ettiklerini öne sürebilirler. Ancak bu iddia yanlıştır; bir azınlığın çoÄŸunluk üzerindeki ekonomik ve politik iktidarını koruması ve devam ettirmesi [konusunda] devletin rolünü gizler.
Diğer yandan, bazılarının iktidarı kullanması diğerlerini güçsüzleştirir [ing. disempower, iktidarsızlaştırır]. Görece üstün konumda olanlar, kendilerine boyun eğenlerin kişiliklerini bizzat tanımlama eğilimindedirler. Fiziksel sindirme, ekonomik hakimiyet ve bağımlılık ve psikolojik kısıtlamalarla; toplumsal kurum ve pratikler herkesin dünyayı ve dünyadaki kendi konumunu algılamasını etkiler. Anarşistler, daima üstüne eylenilene [yani daima bir eylemin nesnesi] olma ve asla eylemesine izin verilmeme konumunda olmanın, bağımlılığa ve geri çekilmeye mahkum olduğunu öne sürerler. Devamlı olarak bir şeyler yapması emredilen ve kendileri adına düşünmekten alıkonanlar, sonunda kendi kapasitelerinden şüphe duyarlar. Günümüz feministleri ile beraber, anarşistler başkaları tarafından belirlenenlerin, kendilerini tanımlamakta ve adlandırmakta çok büyük güçlük çekecekleri konusunda ısrar ederler. Toplumsal normlara, standartlara ve beklentilere karşı çıkma anlamında kendi başlarına hareket etmek konusunda bu güçlüğün çok daha fazla olacağı da bir başka ısrar konusudur.
Bu nedenle belirli insanların “davet edildiklerini” gördükleri kalıcı otorite yapılarına anarÅŸistler karşı çıkarlar; toplumdaki otorite iliÅŸkilerinin daha akışkan hale gelmesi gerektiÄŸini belirtirler: “İnsanlar özgürdür. Özgürce çalışırlar, özgürce deÄŸiÅŸirler, ve özgürce sözleÅŸme yaparlar.

TOPLULUK VE EŞİTLİK
Pek çok kuramcı, elbette ki, hiyerarşik yapıların, tahakkümün ve tabi kılmanın (politik, ekonomik veya cinsel alanda olsun) olumsuz etkilerine rağmen, toplumsal yaşam için gerekli olduğunu öne sürmüştür. Cevap olarak, anarşistler geniş anlamıyla özgürlük ve eşitliği içinde barındıracak bir toplumsal örgütlenmenin alternatif yollarını betimlemişlerdir. Bu görüşler bireyi sağlam bir şekilde topluluk bağlamı içine yerleştirir; ve toplumun kendisini zaman içinde devamlı kılmasını sağlayacak ekonomik ilişkilere, koordinasyon mekanizmalarına, cinselliğe ve erkek-kadın ilişkilerine ve var olan eğitim ve toplumsallaştırma sistemlerine dikkati çekerler.
AnarÅŸistler, örgütlenmenin temeli olarak eÅŸitsizlik yerine, karşılıkçılığı [ing. mutualism], karşılıklılığı [ing. reciprocity] ve federalizmi önerirler. HiyerarÅŸi ve tahakkümün yerine, herkesin kendi potansiyelini tam olarak gerçekleÅŸtirmesini saÄŸlayacak, böylece de toplumsal, politik ve cinsel eÅŸitsizlik gereksinimini engelleyecek kuvvetlenmeyi [ing. empowerment] önerirler. AnarÅŸist devrim kuramının Mujeres Libres açısından belirli bir öneme sahip yönlerini, ve otoriter olmayan toplumsal bir deÄŸiÅŸim kuram ve pratiÄŸinin geliÅŸimine Mujeres Libres’in yaptığı katkıları –özgürlüğün toplumsal doÄŸası, [siyasal ve toplumsal açıdan] eÅŸitlikçi bir toplum görüşü, ve bilinç deÄŸiÅŸimi ve güçlendirme süreci– en belirgin ÅŸekilde gösteren yönleri aydınlatacağım.
Özgürlük, veya bireysel hürriyet, İspanyol anarÅŸist geleneÄŸinin en temel önermesidir. “Bireysel bağımsızlık” pek çok anarÅŸist yazının ana öğretisi [ilkesi]dir; bir kimsenin bireysel potansiyelinin özgür geliÅŸimi, tüm insanoÄŸullarının doÄŸuÅŸtan sahip olduÄŸu temel “haklar”dan birisidir. Ancak İspanyol anarÅŸistleri, komünalist-anarÅŸist geleneÄŸe saÄŸlam bir ÅŸekilde kök salmışlardır. Onlara göre, özgürlük temel olarak toplumsal bir üründür: bireysellik ve yaratıcılığın tam ifadesi ancak topluluk içinde ve [onun] sayesinde gerçekleÅŸtirilebilir. Pilar Grangel’in (Mujeres Libres’te de aktif olan bir öğretmen), bireysellik ve topluluk arasındaki iliÅŸkiyi betimlerken yazdığı gibi, “Ben ve benim doÄŸrum; ben ve benim inancım … Ve ben senin için, ancak kendim olmaktan asla vazgeçmeyerek, ki böylece sen de her zaman kendin olabilesin. Senin varlığın olmadan ben var olmadığım için, ama benim varlığım seninki için vazgeçilmez olduÄŸu için.” Onlar, hayatta kalmak için toplumsal yaÅŸamın karşıtlar arasındaki saldırgan [bir] çatışmayla deÄŸil, “karşılıklı yardımlaÅŸma”yla düzenlendiÄŸi ÅŸeklindeki Kropotkin’in iddiasına sık sık göndermeler yaptılar: “Birlik olmaksızın, yaÅŸam olamaz.” Yalnızca ekonomik sınıf hiyerarÅŸilerinden, politik ve cinsel ayrıcalıklardan arınmış, tam eÅŸitlikçi bir toplumda, herkes mümkün olan azami geliÅŸimini gerçekleÅŸtirmekte özgür olacaktır ve bireysel inisiyatif serpilebilecektir.
BireyselliÄŸe ve bireysel inisiyatife, bunu besleyen komünal baÄŸlama odaklanma, İspanyol anarÅŸistlerine erkek-kadın farklılıklarını ele alacak potansiyel bir baÄŸlam saÄŸlamıştır. Bu görüş açısı [perspektif] insanların çeÅŸitliliÄŸi, insanların toplumsal bütüne katkı yapabilecekleri yolların deÄŸiÅŸikliÄŸini, ve farklı grupların dahil edilmesinin topluma yapacakları katkılar hakkında genel bir farkındalık –en azından kuramsal düzlemde– yaratttı. Ancak bu bakışın, gerek kuramda gerekse pratikte, cinsel farklılıklar baÄŸlamında kullanılması çok daha fazla kısıtlı olmuÅŸtu. Günümüz feminist ve azınlık [hakları savunucularının] bizi oldukça bilinçlendirdiÄŸi üzere, homojen olmayan topluluklarda saygı ve eÅŸitliÄŸin nasıl saÄŸlanacağı her zaman belirgin deÄŸildir. Birçok eÅŸitlikçi olduÄŸu varsayılan toplumsal biçim, erkekler ve kadınlar arasındaki farklılıkları göz ardı etmiÅŸ, veya örneÄŸin bunların politikayla iliÅŸkili olmadığını varsayarak, kadınların ikincil konuma getirilmesini etkili bir ÅŸekilde yeniden üretmiÅŸlerdir.
Onların toplumsal örgütlenmenin ana bileşenlerine dair anlayışını incelersek, İspanyol anarşist görüşün sınırları belirginleşir. Çoğu İspanyol anarşisti, toplumsal örgütlenmenin ana ilkesinin politik olmaktan ziyade ekonomik olduğunda ısrar ederek, ekonomik ilişkileri görüşlerinin merkezine yerleştirdiler. Hem insanların aldığı ödentiler hem de işin yapısı bağlamında, ekonomik ilişkiler mümkün olduğunca hiyerarşik olmamalıdır. Ücret eşitliğinin tam olarak nasıl sağlanacağı hakkında, kolektivizm (herkese katkısına göre) ve komünizm (herkese ihtiyacına göre) arasında gidip gelerek, kendi aralarında farklılaşırlar. Ancak hepsi de adil bir toplumun işlemesi için ücretlerin göreceli eşitliğinin asli olduğunda hemfikirdir. Bunun sebebi, hem ekonomik eşitsizliklerin kolayca toplumsal ve politik iktidara dönüşmesi; hem de daha temelde, beşeri emeğin çoğunun işbirliği içermesi ve bireyin kolektif bir işe katkısına değer biçmenin neredeyse imkansız olmasıdır.
Ancak, ekonomik eşitliğin karşılıklı yardım ve dayanışmaya dayanan bir toplumun çatısı olması gerektiğini söylemek, o toplumun genel yapısı ve örgütlenmesinin neye benzeyebileceğini tanımlamakta yetersizdir. Komünalist anarşistler açısından toplum en iyi şekilde, bireysel özerkliği takdir ederken hala özgürlük ve adalet için hayati olan genel koordinasyonu temin edebilecek bir dizi gönüllü birlik olarak anlaşılabilir. Toplumsal düzen, resmi politik yapılardan ziyade yerel olarak oluşmuş, merkezsizleşmiş birimlerin işbirliği sayesinde gerçekleştirilebilir. Daha yüksek bir otoritenin müdahelesi olmaksızın insanlara hizmet sağlamakta etkin bir şekilde işlev görecek gönüllü anlaşmalarla kurulan ağ modellerinin örnekleri olarak, demiryollarına, uluslararası posta hizmetlerine ve diğer iletişim biçimlerine dikkat çektiler.
Ancak ekonomik yapılara bu merkezi odaklanma, özellikle de katı bir cinsiyete dayalı iÅŸbölümüyle biçimlendirilmiÅŸ [characterised] bir toplumda, kadınlar için ciddi sorunlar doÄŸurdu. Kadınlar iÅŸe nasıl dahil edileceklerdi? Yeni toplum, cinsiyete dayalı iÅŸbölümüne meydan okuyacak ve onun üstesinden mi gelecekti? Veya bu iÅŸbölümünü olduÄŸu gibi bırakacak ve kadınlar için bir çeÅŸit “farklı ancak eÅŸit” statü gerçekleÅŸtirmeye mi uÄŸraÅŸacaktı? Toplumsal örgütlenmenin kökü olarak ekonomik yapıların vurgulanması, tahakküm ve ikincil konuma getirilmenin pek çok yönü olduÄŸu ve ekonomik meselelerin ele alınması gereken yegane mesele olmadığı ÅŸeklindeki anarÅŸist ısrarı yalanladı. Aslında, bölüm 2′de (*) göreceÄŸimiz üzere, yeni bir toplumun merkezi kurum ve yapıları hakkındaki tartışmalar, her ne kadar bu kararların kadınların konumu veya katılımına illiÅŸkin sonuçlarına nadiren odaklanılmış olsa da, İç SavaÅŸ öncesinde oldukça bölücü olmuÅŸtu.
Bunun yerine tartışmaların çoÄŸu yeni toplumun temelini oluÅŸturacak örgütlenmelerin ne biçim ÅŸeyler olacağı üstüne odaklanmıştır. Anarko-sendikalistler olarak tanınacak olanlar (ki bunlar 1910′dan itibaren CNT içinde çoÄŸunluÄŸun konumunu temsil etmeye baÅŸladılar) tabanında sendikaların [ing. union, birlik] olduÄŸu bir toplum tasavvur ettiler. Sendikalar, her sendikanın (veya sendikalar grubunun) bir delege göndereceÄŸi federasyonlar yoluyla hem yerel hem de endüstriyel olarak koordine edileceklerdi. Ancak, bu görüş, (çocuklar, iÅŸsizler, yaÅŸlılar, özürlüler ve çalışmayan anneler dahil olmak üzere) işçi olmayanların toplumsal karar almaya katılımı için çok az fırsat yaratıyordu.
Anarko-sendikalistlerden ziyade “anarÅŸistler” olarak adlandırılan diÄŸerleri ise, sendikaların, liberter bir komünist toplumun koordine edilmesi için çok dar bir tabanı temsil ettiÄŸinde ısrar ettiler. ÖrneÄŸin Soledad Gustavo, Federico Urales ve Federica Montseny sendikaların kapitalizmin ürünleri olduklarını ve dönüştürülmüş bir ekonomide örgütlenme ve koordinasyonun temelleri olacaklarını varsaymanın anlamlı olmadığını öne sürdüler: “Patronlar olduÄŸu için işçiler vardır. İşçicilik kapitalizmle, ve sendikalizm de ücretlerle birlikte ortadan kaybolacaktır.” Gustavo ve Federica Montseny’nin her ikisi de İspanya’da uzun bir geçmiÅŸe sahip olan baÅŸka bir geleneÄŸe, municipio libre‘ye (özgür komüne) dikkat çektiler: “geçici anlamda dahi sendikalist çözümün uygun olmadığı, özellikle de tarımsal köylerde, toprağın ve tüm üretim araçlarının toplumsallaÅŸtırılması, üreticilerin ellerine verilmesi temelinde bütün İspanya’da özgür komünleri ilan ettiÄŸimiz andan itibaren devrimin peÅŸine düşme hakkımı saklı tutuyorum.” İlginçtir ki, daha topluluk-odaklı örgütsel bir tabandan bahseden bu iki kadın aynı zamanda kadınların kurtuluÅŸunu destekleyenlerden en bilinen ikisidir — her ne kadar, bildiÄŸim kadarıyla ikisi de kadınların kurtuluÅŸuna dair kaygılarını, örgütsel olarak iÅŸyeri yerine topluluk üstüne odaklamayla açıkça iliÅŸkilendirmemiÅŸ olsalar da. Bölüm 2′de göreceÄŸimiz üzere, topluluk-temelli örgütlenme stratejileri, kadınları ilgilendiren meseleleri ele almakta ve kadınların katılımını harekete geçirmekte, iÅŸyeri-temelli olanlardan genellikle çok daha baÅŸarılıydı.
Giderek, kuramcıların ve CNT eylemcilerinin çoÄŸu, her ne kadar birleÅŸmenin koÅŸulları hala sendikal çözümü kayırıyor olsa da, municipio libre‘yi sendika ile birleÅŸtirmeye giriÅŸtiler. ÖrneÄŸin Isaac Puente, ÅŸehirlerdeki municipio libre‘nin esasında sendikaların yerel bir federasyonu olacağını söylüyordu. Kırsal alanlarda, kasaba, sınırları dahilindeki her ÅŸeyi ortak mülkiyet olarak elinde tutacaktır; komünal karar-alıcı organ “çalışan herkes”ten meydana gelecektir. Bu zorunluluktan yegane muaf olacaklar gençler, hastalar ve yaÅŸlılar olacaktır. Bu çözüm, tabii ki toplumsal ve siyasi hakları ekonomik üretkenlik temeline baÄŸlayacaktır –”özgür komün”de bile.
Bir sonraki bölümde göreceÄŸimiz üzere, örgütsel yapı ve görüş hakkındaki meselelere iliÅŸkin herhangi bir çözüm [önerge] söz konusu olduÄŸunda, bu [çözüm] basındaki kuramsal tartışmalardan ziyade anarko-sendikalist hareketin pratiÄŸi içinde gerçekleÅŸecekti. İspanyol hareketinin, eylem ve örgütlenmelerin katı bir ÅŸekilde sendika temelli olması açısından ondokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyıl başı Avrupa işçi-sınıfı hareketlerinin çoÄŸundan farklı olduÄŸuna dikkat edilmesi önemlidir. [?] İspanyol ve öteki hareketler arasındaki farklılıklar “kadının yeri”ne dair tartışmalar baÄŸlamında özellikle önem arz eder.
Önemlidir ki, ne Montseny’nin ne de Puente’nin özgür komünler hakkındaki tartışmasında kadınlardan –ve iÅŸsiz erkeklerden– bahsedilir. İkinciler hakkında, tam olarak düzenli bir toplumda, –çalışmayı reddedenler dışında– iÅŸsizlik olmayacağı varsayımı yapıldığını söyleyebiliriz; ortak iÅŸe katılmayı reddetmek siyasi haklardan yoksun kılınmayı meÅŸrulaÅŸtırır. Ancak, kadınların konumu çok daha az belirgindir, çünkü yazarlar hem erkeklerin hem de kadınların çalışıp çalışmayacağından (çocuk bakımı ve çocuk yetiÅŸtirme [konularından] hiç bahsetmezler); kadınların eviçi iÅŸlerinin çalışma sayılıp sayılmayacağından (ama, o zaman kadınların evlerinde hakkıyla çalıştıklarını belgeleyecek bir sendika olacak mıdır?); veya küçük çocukları olan kadınların tam bir yurttaÅŸ olarak görmeyi bekleyip beklemediklerinden bahsetmezler. Puente tüm kadınların işçi olacağını varsayıyor gözükürken, Mella kadınlardan işçiler yerine eÅŸler ve kız evlatlar olarak bahseder: “İşçiler: sizin sorumluluÄŸunuz kendinizi mücadeleye vermenizdir. EÅŸleriniz de sizinle beraber olacaktır, çünkü onlar da sizin kadar burjuvazinin barbarlığının kölesidirler.” Maranòn anneliÄŸin çalışmaya uygun olmadığını öne sürer ( annelik hakkıyla yapılacaksa tam zamanlı bir iÅŸ olacağı veya en azından öyle olması gerektiÄŸi için). Bununla beraber, özel, ve hatta anormal bir sınıf olarak gördüğü anne olmayan kadınlar için çalışmanın önemli olduÄŸunu söyler.

CİNSELLİK VE KADINLARIN EZİLMESİ
Aslında, anarÅŸist yazarlar arasında bu meseleler üzerinde bir görüş birliÄŸinin olmaması, yanlızca kadınların işçi sınıfı örgütlenmelerindeki yeri hakkında deÄŸil, aynı zamanda kadınların ezilmesi ve bunun üstesinden gelmek için nelerin gerekli olduÄŸu konusunda da ayrışma olduÄŸunun kanıtıdır. Mary Nash, ondokuzuncu yüzyıl boyunca ve yirminci yüzyılın baÅŸlarında İspanyol anarÅŸistleri arasında, erkek-kadın iliÅŸkilerinin doÄŸası hakkında iki farklı düşünce akımının geliÅŸmiÅŸ olduÄŸunu belirtiyor. Birisi, Proudhon’un yazılarına dayanarak (ve İspanya’da Ricardo Mella tarafından örneÄŸi ortaya konulan), kadınları esasen evdeki rolleriyle topluma katkı yapan yeniden üreticiler olarak görür. Bu görüşe göre, kadınların kurtuluÅŸu için gereken ÅŸey kadınların evdeki çalışmalarının yeniden deÄŸerli hale getirilmesidir [deÄŸerinin bilinmesi]; onun ev dışındaki çalışması erkeÄŸinkine göre daima ikincil olmalıdır. Kuramsal köklerini Bakunin’in yazılarında bulan (Marksist perspektife benzer olan) ikinci akım ise (en azından üretkenlikçi yönleriyle Isaac Puente’nin çalışmalarında örneklenen), erkeklerle eÅŸit hale getirmenin kötü olduÄŸunda, ve kadınların kurtuluÅŸu için esas olanın onların erkeklerle eÅŸit koÅŸullarda ücretli emek gücüne tam olarak dahil olmaları olduÄŸunda ısrar ediyordu. Bu görüşe göre, eÄŸer kadınlar ezilmelerini sona erdirmek istiyorlarsa, iÅŸ gücüne işçiler olarak katılmalı ve tüm işçilerin konumunu iyileÅŸtirmek için sendikalarda mücadele etmeliydiler. CNT’nin resmi görüşü bu ikinciyi izliyordu –ancak, iÅŸyerinde kadınların eÅŸitliÄŸine kuramsal baÄŸlılığın CNT üyelerinin çoÄŸunluÄŸunun bu baÄŸlılığa uygun ÅŸekilde hareket edeceÄŸini garanti etmediÄŸine dikkat edilmelidir. Bölüm 2′de göreceÄŸimiz üzere, hareketin bu baÄŸlamdaki pratiÄŸi ifade edilen inançlarını nadiren doÄŸrulamıştır.
Bununla beraber, liberter hareket içinde kadınları sendikalarda örgütlemenin –ki bunu yapmak mümkün olsa dahi– kendi başına yeterli olmayacağına inananlar da vardı. Onlara göre, kadınların ezilmesinin kaynakları iÅŸyerindeki sömürüden daha geniÅŸ ve daha derindi. Kadınların ezilmesinin ekonomik olduÄŸu kadar kültürel olduÄŸunu, kadınların ve onların faaliyetlerinin aÅŸağılanmasının aile ve kilise gibi kurumlar aracılığıyla geliÅŸtirildiÄŸini öne sürüyorlardı. Bu nedenle, “Javierre”, devrimci deÄŸiÅŸimin erkek-kadın iliÅŸkilerini deÄŸiÅŸtirmesi sürecine dair anlayışını ortaya koyan bir makalede, hamile kadınları terk eden “yeni Sovyet erkekleri”nin sayısı hakkındaki bir Pravda haberi üstüne [şöyle] yorum yapıyordu: “Siyaset tek başına erkeÄŸi ahlaki olarak ortak bir yaÅŸama hazırlayamaz … Marksist vaftiz, (Bu erkekler[e]) erkek olmayı Hristiyan vaftiz[inden] daha fazla öğre[t]memiÅŸtir.” Dahası, en azından bazı İspanyol anarÅŸistleri kadının ezilmesini, kadının yeniden üretme rolüne ve cinsel ahlaktaki çifte standarta baÄŸlamışlardı. EÄŸer kadınlar devrimci bir toplumda tam eÅŸit ortaklar olacaklarsa, bunların da –yeni bir cinsel ahlakın kabullenilmesi ve doÄŸum kontrolünün yaygın olarak kullanımı sayesinde– deÄŸiÅŸtirilmesi gerekecektir.
Bu geniÅŸ anlayış bile belirsizliklerden muaf deÄŸildi. Kyralina (Mujeres Libres’in aktif bir destekçisi olacak olan gazeteci Lola Iturbe) daha geniÅŸ bir kültürel fenomeni hesaba katacak bir analiz ve pratiÄŸin gerekliliÄŸinde ısrar ediyordu. Ancak “AnarÅŸist Komünizm Kadınları ÖzgürleÅŸtirecektir” [baÅŸlıklı] makalesi, yirminci yüzyıl anarÅŸist kültürel eleÅŸtirilerde yaygın olan bir inancı, özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasının özgür aÅŸka ve kadınların kurtuluÅŸuna yol açağı inancını ortaya koyuyordu: “Ancak liberter komünizmin saltanatı kadınların kurtuluÅŸuna insani bir çözüm getirebilir. Özel mükiyetin tahrip edilmesiyle, bu ikiyüzlü ahlak bir kenara atılacaktır, ve bizler özgür olacağız … Zevklerimizin tam özgürlüğüyle,tutkulu ve cinsel bir yaÅŸamın çeÅŸitli biçimlerine saygılı olan aÅŸkı yaÅŸayacağız.
Pek çok anarÅŸist yazar ve eylemci açısından, cinsel yaÅŸam ile aile yaÅŸamının yeniden örgütlenmesi ve kadınların rolünün yeniden inÅŸa edilmesi, devrimci bakışın asli unsurlarıydı. Aile ve cinselliÄŸin “özel” [kiÅŸisel] iliÅŸkilerine gösterilen bu ilgide, İspanyol anarÅŸistleri ondokuzuncu yüzyılın ütopik sosyalistleri ve günümüz feministleri ile pekçok ÅŸeyi paylaşıyorlardı. Ancak anti-otoriter analizi, cinselliÄŸe ve aile iliÅŸkilerine uygulamanın birden fazla yolu vardı. Yeni anarÅŸist toplumda ailelerin ve aile iliÅŸkilerinin yapısı ve doÄŸası nasıl olacaktı? Ve kadının toplumsal katılımı, onun ailevi ve yeniden üretici rolleriyle nasıl iliÅŸkilendirilecekti? Proudhon ve takipçilerinin savunduÄŸu gibi, ailede kocanın/babanın sorgulanamaz otoritesi korunacak mıydı, yoksa o da yıkılacak ve bunun yerini gönüllü eÅŸitlikçi iliÅŸkiler mi alacaktı? Bazı İspanyol anarÅŸistleri açıkça Proudhon’a katılıyorlardı; diÄŸerleri ise çileciliÄŸi savunuyor, alkol ve tütün kullanımına karşı çıkıyor, ve tek eÅŸliliÄŸi veya cinsel saflığı [bekareti] tavsiye ediyorlardı. Yirminci yüzyılın baÅŸlarında bu meseleye deÄŸinen yazarların çoÄŸu ise toplumsal cinsiyetler [ing. gender] arasında eÅŸitliÄŸi ve özgür aÅŸkı savunuyordu. Bu son grup, gerçek özgürlüğün, cinsel olanlar da dahil olmak üzere, insanın tüm yetilerinin tam ifade edilmesi ve geliÅŸtirilmesi anlamına geldiÄŸinde ısrar ediyordu. Onlara göre, bekaret, tek eÅŸlilik ve sadakat toplumsal ideallerini devam ettirmek Hristiyan baskının mirasını yansıtmaktaydı, ve ideal anarÅŸist toplumda bunların yerini özgür aÅŸk ve eÅŸitlikçi aile yapıları alacaktı.
Bu sonraki konum, 1920′lerde ve 1930′larda –özellikle de Sigmund Freud, Havelockk Ellis ve tanınmaya baÅŸlayan diÄŸer seksologların çalışmalarıyla– güç kazandı. 1930′larda, –La Revista Blanca ve Estudios gibi kültürel eleÅŸtiri dergilerinde yazan– İspanyol anarÅŸistleri, cinselliÄŸin ve cinsel özgürleÅŸmenin insan geliÅŸimi, ve nihayetinde de toplumsal devrim için önemini geniÅŸ bir biçimde resmetmek amacıyla Freudçu psikoloji ile neo-Malthusçu retoriÄŸi ve özgür aÅŸk doktrinlerini birleÅŸtiriyorlardı.
1930′larda Estudios‘a katkı yapanların alayı cinselliÄŸin olumlu deÄŸerine, ve erkek ve kadınlar için çifte standartlı cinsel ahlaka karşı çıkılmasına dayanan, yeni bir cinsel etikten bahsediyordu. Bu yazarlar [cinsel] saflık ve cinsel dürtülerin bastırılmasını savunan anarÅŸistlerle tefe koyuyorlardı. Onlar, bunun aksine, zorla sakınmanın yanlızca (fahiÅŸelik ve kadınların ezilmesine neden olan) klasik çifte standarda deÄŸil, ama aynı zamanda bodurlaÅŸmış yaÅŸamlara, ve daha da kötüsü suça yol açacağında ısrar ediyorlardı. Freud’u takip ederek, cinselliÄŸin temel yaÅŸam gücü olduÄŸunu, tinsel ve toplumsal saÄŸlığın önemli bir parçası olduÄŸunu savunuyorlardı. Cinsel hisleri bastırmak ve onları fahiÅŸeliÄŸe yöneltmek yerine, yazarlar insanların cinsellik hakkında daha fazla ÅŸey öğrenmesi –ve doÄŸum kontrolü uygulaması– gerekktiÄŸi sonucuna varıyorlardı.
Psikoseksüel saÄŸlık konuklarında anarÅŸist yazarların “piri” olan Dr. Felix Marti-Ibànez, cinselliÄŸin insan yaÅŸamındaki yerine dair yeni bir perspektifin ana hatlarını ortaya koydu. İlk olarak, insan büyümesi ve geliÅŸiminin ve baÅŸarılı evliliklerin bir parçası olarak, –hem erkekler hem de kadınlar için– jenital cinselliÄŸin öneminde ısrar etti. Onun makaleleri kilisenin evliliÄŸin türlerin yaÅŸamını sürdürmek için var olduÄŸu görüşünü reddediyordu, ve bunun yerine evliliÄŸin, iki kiÅŸi tarafından gönüllü olarak seçilmiÅŸ olan bir yaÅŸam ÅŸekli olduÄŸunda ısrar ediyordu. İster evlilik baÄŸlamında isterse evlilik dışı baÄŸlamda, seks yanlızca döllenmek için deÄŸil, hayat vermek [ing. recreation, eÄŸlendirmek, dinlendirmek] içindir. BaÅŸarılı cinsel iliÅŸkiler (evlilikte veya evlilik-dışı) her iki tarafın da cinselliÄŸe deÄŸer vermesini ve saygı göstermesini; ve cinsel birleÅŸme ve tatminin yanlızca çocuk üretmenin bir aracı deÄŸil, kendi içinde bir amaç olabileceÄŸinin bilinmesini gerektirir. Sonuçta, baÅŸarılı bir evlilik doÄŸum kontrolünün bilinmesini ve kullanımını içerecektir. Onun makaleleri hem cinselliÄŸin insan yaÅŸamındaki yerine dair bu yeni görüşü ÅŸekillendirmek, hem de proletaryayı mevcut doÄŸum kontrol [araçlarından] haberdar etmek amaçlarını güder.
Marti-Ibànez yeni bir cinsellik anlayışının gerektiÄŸini de öne sürüyordu. Uzunca zamandan beri, cinselliÄŸin jenitallikle [cinsel birleÅŸme] karıştırıldığını söylüyordu. Önemli insan gereksinimlerini engellediÄŸini belirterek, [cinsel] saflığın dayatılması pratiÄŸini eleÅŸtirdi. Aynı zamanda, cinsel enerjinin farklı yönlere kanalize edilebileceÄŸi, ve jenital temas yoluyla ifade edilmesinin bir zorunluluk olmadığı [konusunda] ısrar etti: “Jenital-erotik dürtülerin cinsel bir faaliyet olduÄŸunun, ancak [bunun] cinselliÄŸin yanlızca küçük bir parçası olduÄŸunun, ve cinselliÄŸin birçok baÅŸka yönünün (iÅŸ, idealler, toplumsal ve artistik yaratım vb.) de olduÄŸunun farkına varalım … Cinsellik kendisini erotik bir ÅŸekilde veya çeÅŸitli biçimlerdeki çalışma sayesinde ifade edebilir.” [altı çizili yerler orijinalinde vurgulu] Bununla beraber, cinsel enerjiyi tekrar yönlendirme çabaları baÅŸarılı olmazsa, genç kadın ve erkeklerin –seksin aÅŸkla ilintili olması gerektiiÄŸini düşünmedikleri, veya bunun kadının kendi hislerinden veyahut kendine saygı hissinden vazgeçmesini gerektirmediÄŸi müddetçe– cinsel deneyimde bulunmaktan sakınmaması gerektiÄŸini belirtir!
CinselliÄŸe karşı yeni ve daha özgür bir tavır çaÄŸrılarına karşın, esasen bütün bu yazarlar “normal cinselliÄŸi” heteroseksüellikle özdeÅŸleÅŸtirdiler. Bu özdeÅŸleÅŸtirme açık olmaktan ziyade kapalı bir ÅŸekildeydi –cinsellik tartışmaları karşı cinslerden insanlar arasındaki “normal” ve “doÄŸal” bir çekimi varsayıyor ve ifade ediyordu. “Ögenya [ing. eugenics, soyaçekim yoluyla insan ırkının geliÅŸtirilmesiyle ilgilenen bilim dalı] ve Cinsel Ahlak” serilerinde, Marti-Ibànez açıkça homoseksüellik sorununa deÄŸinmiÅŸti. Bu makalede esasen homoseksüelliÄŸe karşı yaklaşımın tarihçesine odaklanıyor, “cinsel tersine dönme” [ing. inversion] (”doÄŸuÅŸtan homoseksüellik”) ve (gönüllü olarak, kibir veya merak yüzünden, veya çıkarcı amaçlar doÄŸrultusunda uygulanan) “cinsel sapkınlık” [ing. perversion] arasında ayrım yapmaya giriÅŸiyordu. Bu iki türü birbirinden ayırma çabasına raÄŸmen, makale hangi sebebin asli olduÄŸunu belirlemenin genellikle güç olduÄŸunu belirtiyordu. Nihayetinde, homoseksüellikte ahlaksız hiçbir ÅŸey olmadığını, ve bu nedenle homoseksüel davranışların (çalmadan duramayan bir kleptomanı cezalandırmasını ne kadar uygun olacaksa!) cezalandırılmaması gerektiÄŸini belirtiyordu. Ancak, aynı zamanda homoseksüelliÄŸin bir sapkınlık olduÄŸunu ve homoseksüellerin “cinsel tersine dönmenin kurbanları” olduÄŸunu inancını açıkça belirtiyordu.
Pekçok yazar, kadın cinselliÄŸine yönelik yeni tavırların potansiyel olarak özgürleÅŸtirici etkisinin farkına varmıştı. [Cinsel] saflığa yönelik geleneksel yaklaşımın (ki daima kadını erkeÄŸe nispeten daha fazla kısıtlıyordu –aslında anarÅŸist çevrelerde bile) terk edilmesi, kadınları kendi cinselliklerini keÅŸfetmek ve ifade etmek için özgürleÅŸtirecekti. Daha özelde, –hem kadın hem de erkek– pekçok yazar kadının yeniden üretim faaliyetinin onun ikincil konuma getirilmesinde anahtar olduÄŸu görüşüne sahipti. Evli kadınlar (o zamanlar nadiren sorgulanan evlilik iliÅŸkilerinin bir yönü olan) kocalarının cinsel arzularına tabi oldukları ve doÄŸurganlığı düzenlemenin hiçbir yolu olmadığı müddetçe, kadınlar geniÅŸ ailenin yönetimi ile ard arda [gelen] çocuk doÄŸumlarının duygusal, fiziksel ve tinsel lağımına maruz kalacaklardı. [Bu] yetersizlik en dramatik olarak işçi sınıfından kadınlar üstüne kalıyordu. DoÄŸurganlığın kontrolü, bu nedenle, kadınlar için özellikle özgürleÅŸtirici olabilirdi. Kadınlar ve cinsellik konularında Estudios‘a düzenli katkı saÄŸlayanlardan Maria Lacerda de Moura, işçi sınıfı içinde doÄŸum kontrolü bilgilerinin yayılmasına karşı çıkan anarÅŸist erkekleri eleÅŸtiriyordu: “Onlara göre, bir kadın sadece burjuva askerlerini, veya daha doÄŸrusu toplumsal devrimin kızıl askerlerini üretmeye hedeflenmiÅŸ, doÄŸurgan ve tükenmez bir rahimdir.” O, tam tersine, doÄŸum kontrolünün kadınların özgürleÅŸmesi mücadelesinin asli silahı haline gelebileceÄŸinde ısrar ediyordu.
BirleÅŸik Devletlerdeki ve Avrupa’da çeÅŸitli baÄŸlamlarda [çalışan] doÄŸum kontrolü taraftarları ve feministler gibi, Lacerda, Maranòn ve diÄŸer İspanyol anarÅŸistleri, hem işçi sınıfı ailelerinin hem de bireyler olarak işçi sınıfından kadınların ailenin düzgün bir ÅŸekilde bakabileceÄŸinden daha fazla çocuk üertmekten zarar gördüklerini; ve kadınların kurtuluÅŸunun aynı zamanda anne olup olmama, ne zaman ve ne sıklıkta anne olunacağının seçilmesini de içermesi gerektiÄŸini öne sürüyorlardı. Ancak, onlar doÄŸum kontrolünün bireyler olarak kadınlar için faydalarını da vurguladılar: bu hem evli hem de bekar kadınları hamilelik korkusundan kurtarabilir, ve böylece cinsel iliÅŸkilerden daha bütünsel bir zevk almalarına olanak tanır.
Bazı analistler, bu argümanları daha da ileriye götürerek doÄŸum kontrolünü ve sınıf analizini MalthusçuluÄŸa eklemleyip, anarÅŸist bir neo-Malthusçuluk ÅŸekillendirdiler. Dr. Juan Lazarte, hamilelik ve doÄŸumun anlam ve sonuçlarının toplumsal sınıflar arasında deÄŸiÅŸtiÄŸini savunmuÅŸtu. Sık hamileliklerin kadının saÄŸlığı açısından, keza –meteliksiz kalmış– bir ailenin saÄŸlığı ve istikrarı açısından felaket olabilirdi. Ve aile daha çok çocuÄŸa sahip oldukça, bebek ölüm oranları da yükseliyordu. Kısacası, Malthus’un öne sürdüğü gibi, sınırlandırılmamış yeniden üretimden en çok yaralananlar yoksullar oluyordu. Ancak doÄŸum kontrolü imkanıyla, işçi insanlar (Malthus yoksulların bunu yapabileceklerine inanmıyordu) bu “kısıt”ın yerine –bilinçli işçi sınıfının özgürlüğüne yönelik stratejisinin bir bileÅŸeni olarak kullanabileceÄŸi– doÄŸum kontrolünü koyabilirler. Daha küçük ailelerle, işçilerin ücretleri daha yüksek saÄŸlık ve kuvvet seviyelerine eriÅŸebilir. DoÄŸumların sınırlanması keza daha küçük bir iÅŸgücüne, iÅŸsizliÄŸin azalmasına, işçilerin daha güçlü olmasına, ve hatta savaÅŸların sona ermesine yol açabilir.
Son olarak, cinselliğin ifade edilmesinde döllenmeyle zevkin ayrılmasını mümkün kılmasının yanısıra, cinselliğe yönelik bu yeni yaklaşımların anarşistlerin aşk ve evlilik anlayışlarına da önemli etkileri vardır. Pekçok anarşist kalıcı tekeşli evliliğin, kadın açısından örtük bir kendinden vazgeçmeyi gerektiren bir despotluk biçimi oluşturduğunu; ve özgür aşkın (ki bununla hem erkeklerin hem de kadınların, kilise veya devletin çıkarına olmaksızın cinsel ilişkiyi seçme ve artık karşılıklı olarak tatminkar olmadığında sona erdirme hakkından bahsetmektedirler) hem erkeklerin hem de kadınların doğal eğilimlerini yegane ortaya koyma [yolu olduğunu] iddia etmiştir. Bazı yazarlar, ideal bir toplumda dahi erkekler ve kadınlar arasında cinsellik bağlamında var olan farklılıkların devam edeceğini veya yenilerinin ortaya çıkacağını varsaymışlardır; diğerleri ise var olan farklılıkların büyük ölçüde toplumsal koşullanmaların ürünü olduğunda ısrar etmişlerdir. Ancak hepsi de, bu farklılıkların kaynağı ne olursa olsun, kadınların tam eşitliğine uyan bir toplumda, hem erkeklerin hem de kadınların cinselliklerini daha bütüncül ve daha tatminkar yaşayacaklarını varsaymışlardır.
Hem [cinsel] saflığın hem de tekeÅŸliliÄŸin eleÅŸtirilmesi 1920 ve 1930′larda oldukça yaygındı, ve bunun yerine ya özgür aÅŸkı veya “çoklu aÅŸk”ı savunan sayısız makale yayınlanıyordu. Özgür aÅŸkı savunmanın ötesinde, pekçok anarÅŸist yazar tekeÅŸliliÄŸin sahip olma arzusunun bir ürünü olduÄŸunda, kökenlerinin özel mülkiyet ve kadının ikincil konuma getirilmesinde bulunduÄŸunda, ve geleceÄŸin anarÅŸist toplumunda ortadan kalkacağında ısrar ediyordu. Mujeres Libres’in kurucularında birisi olacak olan Amporo Poch v Gascòn, 1934′de Estudios‘da geleneksel tekeÅŸlilik kavramının kadını, “ister hala seviyor isterse sevmiyor olsun, –kilisenin veya yargıcın [erkeÄŸe] sunduÄŸu– erkeÄŸin kalıcı malı” yapıyordu. Ancak, o eÄŸer doÄŸru anlaşılırsa, tekeÅŸlilik “ ‘ebediyen’ demek deÄŸildir, ancak aşıkların arzu ve duyguları devam ettiÄŸi müddetçe” demektir diyordu. Dahası, eÄŸer erkekler gibi kadınlar da böylesi bir tutuma sahip olurlarsa, “tümü daha özgür ve daha tatmin olmuÅŸ olurlar.
Maria Lacerda de Moura, kabullenilmiÅŸ tekeÅŸli aÅŸk ve evlilik kavramlarından daha da uzaklaÅŸmıştır. “AÅŸk“, diyordu, “daima tekeÅŸlilikle açık bir mücadele içinde olmuÅŸtur.” Erkeklerin ve kadınların eÅŸit olarak saygı gördüğü gerçekten eÅŸitlikçi bir toplumda, tekeÅŸliliÄŸin yerini, herkesin (özellikle de cinsel özerklikleri tamamen yasaklanan kadınların) tam olarak geliÅŸmesine, [kendisini] ifade etmesine, cinsel ihtiyaçlarını karşılamasına izin verecek tek cinsel ifade biçimi olan çoklu aÅŸk alacaktır. Kadın ve erkeklerin aynı anda birden çok aşığının olmasını mümkün kılarak, çoklu aÅŸkın kıskançlıkla ilgili birçok sorunu ortadan kaldıracağında, kadınların gerçekten de özgürce eÅŸini (veya eÅŸlerini) seçmesine imkan tanıyacağında, ve fahiÅŸelik ile kadınların cinsel sömürüsünü sona erdireceÄŸinde ısrar ediyordu (çünkü evli olmayan, cinsel olarak aktif olan kadınlar artık damgalanmayacak ve kolayca yaralanır olmayacaktır).
Bununla beraber, çoÄŸu yazar onun kadar ümitli deÄŸildi. En azından, özgür veya çoklu aÅŸk doktrinlerinin pratikte uygulanmasının teoriden çok daha karmaşık olacağını fark ediyorlardı. ÇoÄŸu yazar, özellikle de kadınlar, kadınların eÅŸitliÄŸi söz konusu olduÄŸunda, vaaz ettiklerini fiilen pratiÄŸe döken pek az anarÅŸist olduÄŸuna iÅŸaret ediyorlardı. Soledad Gustavo örneÄŸin, “bir erkeÄŸin kadınların kurtuluÅŸu fikrinden hoÅŸlanabileceÄŸini, ancak kadının bunu gerçekte uygulamasının düşkünü olmayacağına …. Nihayetinde, baÅŸkalarının kadınlarını arzulayabilir, ancak kendisininkini [kendi kadınını] kilit altında tutacaktır.” deÄŸiniyordu.
Federica Montseny, La Victoria [adlı] romanının cinsel olarak özgürleÅŸmiÅŸ kadın kahramanı Clara’ya yöneltilen eleÅŸtirilere cevap olarak, güçlü bir erkek tarafından korunan zayıf, tapılası bir kadın kavramının –her ne kadar bazı erkek anarÅŸistlere cazip gelse de– hiç de liberter bir görüş olmadığını söyler. Serbest ve karşılıklı özgürlüğe göre yaÅŸamaya hazır, veya hatta [bunları] kavramış olan [özümsemiÅŸ, anlamış] çok az kadın olabilir. Ancak “[böyle yaÅŸamaya istekli ve hazır olan] kadını kabullenmeye hazır çok daha az erkek vardır.
Montseny’nin görüşüne göre, –geleneksel tutum ve inançlar tarafından köleleÅŸtirilmiÅŸ– İspanyol kadınlarının pek azının kurtuluÅŸ için ahlaki olarak hazır olduÄŸu, , cinsel ve ekonomik eÅŸitliÄŸe karşı erkeklerin direncinden çok daha ciddi bir sorundur. Emma Goldman, kadınların kendi deÄŸerlerini bilmeleri, kendilerine saygı göstermeleri, ve erkek aşıklarının tinsel ve ekonomik köleleri olmayı reddetmeleri için, içsel bir kurtuluÅŸa ihtiyaç duyduklarını söylemiÅŸti. Ancak Montseny Goldman’ın bu kurtuluÅŸun nasıl saÄŸlanacağı konusunda gerçek bir kılavuz ortaya koymadığından yakınır.
Ekonomik alanda olduÄŸu gibi, ailevi veya cinsel iliÅŸkiler durumunda da, ideal olan farklılıklar [temelinde] eÅŸitlikti. Gerek kadınlar gerekse erkekler, bugün “kararlaÅŸtırılmış [ing. committed] cinsel iliÅŸkiler” dediÄŸimiz ÅŸeyin içinde ve dışında, cinselliklerini geliÅŸtirmek ve ifade etmekte serbest olmalıdırlar. Her ikisi de, toplumsal kınama veya dışlamaya düşmeksizin cinsel iliÅŸkilere girmekte –veya çıkmakta– serbest olmalıdırlar. Aileler de eÅŸitlikçi kurumlar olmalıdırlar –babanın sorgulanamayan otoritesinin yerini karşılıklı iliÅŸki ve karşılıklı saygı almalıdır.
Bunlar anarÅŸist toplumsal görüşün temel bileÅŸenleriydi: ekonomik ve politik alanlarda olduÄŸu kadar cinsel alanda da tüm insanlara eÅŸit derecede ve karşılıklı olarak saygı gösterilen bir toplum; ne tahakküm ne de boyun eÄŸme iliÅŸkilerinin olduÄŸu, kararların herkes tarafından alınmasının ve herkesçe kabul edilebilir olmasının gerektiÄŸi, insanların topluluÄŸun süregiden yaÅŸamına olan katkıları çevresinde örgütlenen bir toplum. Ancak bu topluma nasıl ulaşılacaktı? “Yeni anarÅŸist erkek ve kadın” nasıl yaratılacaktı?

DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM: ARAÇ VE AMAÇLARIN TUTARLILIĞI
Tahakküm ve boyun eÄŸme iliÅŸkilerinin toplumsal [olarak] inÅŸa edildiÄŸinin farkında olmak, elbette ki, onları deÄŸiÅŸtirmek demek deÄŸildir. İspanyol anarÅŸistlerinin genelde ikincil konuma getilmenin, ve özelde ise kadının ikincil konuma getirilmesinin üstesinden gelme giriÅŸimlerini incelediÄŸimiz zaman, devrimci deÄŸiÅŸime iliÅŸkin anarÅŸist perspektifin karmaşıklıkları belirginleÅŸir. Kendi çıkarını güden –ve anarÅŸistler, kapitalist toplumlarda yaÅŸayan insanların, toplumsal ve ekonomik düzenlemelerin kuvvetlendirdiÄŸi kendi çıkarını gütmekten hiç de bağışık olmadığını çabucak fark etmiÅŸlerdi–, güçsüzleÅŸtirilmiÅŸ insanlar nasıl olacak da hem kendi kapasitelerinin farkına varacak ve hem de dikkatlerini diÄŸerlerinin gereksinimlerine yönledireceklerdi? İnsanlar, kendi deÄŸerlerinin farkına varmalarını ve geniÅŸ toplumun da [bunun] farkına varmasını talep etmelerini saÄŸlayacak içsel kurtululu nasıl gerçekleÅŸtireceklerdi? EÅŸitlikçi bir toplumda yaÅŸamak için uygun olan adalet duygusunu nasıl geliÅŸtireceklerdi? Ve böyle bir toplum, deÄŸerlerine devamlı baÄŸlı kalmayı nasıl ortaya çıkaracaktı? Daha özelde, eÄŸer kadınların ikincil konuma getirilmesi toplumsal kurumların bir ürünüyse ve toplumsal kurumlar [kendilerini] yıkmaya teÅŸebbüs edenlerini güçsüzleÅŸtiriyorsa, bu kurumlar nasıl deÄŸiÅŸtirilecek?
Komünalist-anarÅŸist geleneÄŸin tanımlayıcı niteliklerinden birisi araçlar ile amaçlar arasındaki tutarlılığa yaptığı vurgudur. Devrimci mücadelenin amacı eÄŸer hiyerarÅŸik olmayan eÅŸitlikçi bir toplumsa, o zaman [bu toplum] hiyerarÅŸik olmayan bir hareketin eylemleriyle yaratılmalıdır. Aksi takdirde, katılımcılar bağımsız olarak faaliyet göstermek için asla güçlenemeyecek, ve harekete önderlik edenler devrim-sonrası toplumu yönlendireceklerdir. İç savaÅŸ deneyiminin katılımcılarından birisinin sözleriyle, “a la libertad sòlo se llega por caminos libertarios” (özgürlük ancak özgürlükçü araçlarla kazanılabilir]. Kropotkin’in parlamentarist sosyalistlerin ikilemi hakkında yazdığı üzere, “Sizler Devlet’i fethedeceÄŸinizi düşündünüz, ancak en sonunda Devlet sizi fethedecek.
Ancak var olan pratikler insanları güçsüzleştirirken, [insanlar] nasıl güçlendirilecekler? Anarşistlerin eşitlikçi, hiyerarşik olmayan devrimci bir sürece bağlılığı, insanların [bu sürece] katılmak için kendi yetilerinin farkına varmalarını gerektirir gibi gözüküyor. Başarılı bir anarşist devrim açıkçası, devrimci hareketinin kendisinin en karmaşık olan amacının önceden başarılmasına dayanır: herkesin güçlenmesi [ing. popular empowerment].
Bu paradoksun çözümü, anarşistlerin devrimci süreç anlayışında bulunabilir. Bizzat kendileri eşitlikçi, güçlendirici ve bu nedenle de dönüştürücü olan faaliyet ve pratiklere katılarak insanların kendilerini devrime (ve komüniter bir toplumda yaşamaya) hazırlamaları beklenir. Toplumsal değişim süreci içinde hiçbir hiyerarşik yapı kurulamaz. Yeni bir toplum yaratmanın yolu yeni bir gerçeklik yaratmaktır.

DOÄžRUDAN EYLEM
Güçlendirmeye ve bilinç-deÄŸiÅŸimi sürecine iliÅŸkin İspanyol anarÅŸist perspektifini en iyi ÅŸekilde, onların ademi merkeziyetçiliÄŸe ve “doÄŸrudan eylem”e olan baÄŸlılıklarıyla anlayabiliriz. Ademi merkeziyetçilik, devrimin, insanların günlük yaÅŸamlarının somut gerçekliklerinden kaynaklanan, temelde yerel bir fenomen olması gerektiÄŸine iÅŸaret eder. Devrimci bir hareket, insanların kendi ikincil konuma getirilmelerinin üstesinden gelmek üzere [insanların] mücadelelerinden geliÅŸir; ve onların durumunun özelliklerine hitap etmelidir. Böylece, göreceÄŸimiz gibi, İspanyol anarÅŸistlerinin yarattığı önemli yeni kurumlardan biri, savaÅŸ öncesi dönemde bir okul, tazeleyici [ing. recrational, tiyatro, konser vb. gibi dinlendirici etkinliklere gitmek] bir grup ve işçi sınıfından genç insanların toplanma yeri olarak hizmet eden ateneo libertario (dükkan önü [ing. storefront] kültürel merkez) idi. Enriqueta Rovira’nın, böyle bir grubu betimlerken açıkladığı üzere,

Genç delikanlılar ve kızlarla birlikte Sol y Vida (GüneÅŸ ve YaÅŸam) adlı bir gruba dahildik… Tiyatro oyunları, daÄŸlara, denize geziler düzenledik, jimnastik yaptık… Hem kültürel hem de tazeleyici bir gruptu… Daima bir ÅŸeyler üstüne bir nebze [de olsa] (eÄŸitsel) konuÅŸmalar olurdu. Ve bu sayede, fikirler teÅŸvik edilir, erkek ve kadın yoldaÅŸlar olma hissi yaratılırdı. İnsanlar sendika toplantılarına ve benzerlerine gidiyordu, bu doÄŸru, ancak grubumuz içindeki iliÅŸkiler çok daha candandı, açıklamalar daha kapsamlıydı. Bizim çok köklü bir ÅŸekilde, ideolojik olarak biçimlendiÄŸimiz yer iÅŸte burasıydı.

DoÄŸrudan eylem, tek tek her eylemin ve bütünün amacının insanların kendi güç ve kapasiteleriyle irtibata geçmesini, kendilerini ve yaÅŸamlarını belirleyen erki geri almalarını saÄŸlayacak yolları sunması demektir. Bu, demokratik bir sistemde bile olan daha beylik politik faaliyetten ayırt edilmelidir. AnarÅŸistler, politikacılara basınç uygulamak için çıkar grupları oluÅŸturarak deÄŸiÅŸimi gerçekleÅŸtirmeye teÅŸebbüs etmenin yerine, deneyimimizin, anlayışımızın ve eylemlerimizin deÄŸiÅŸime kılavuzluk edebileceÄŸi ve [deÄŸiÅŸimi] gerçekleÅŸtirebileceÄŸi örgütlenmelerde biraraya gelerek, kendimiz adına düşünmeyi ve eylemeyi öğrenmemiz gerektiÄŸinde ısrar ederler. Bilgi deneyimden önce gelmez, onu takip eder: “Çalışmaya karar vererek iÅŸe baÅŸladık, ve çalışarak öğrendik… Liberter bir toplumda nasıl yaÅŸayacağımızı, onun içinde yaÅŸayarak öğreneceÄŸiz.” İnsanlar özgür olmanın nasıl bir ÅŸey olduÄŸunu ancak özgürlüğü uygulayarak öğrenebilirler: “Gelecek için hazır-kalıp [ready-made] insanlarla kendimizi bulacak deÄŸiliz… Yetilerinin sürekli iÅŸletilmesi olmaksızın, özgür insanlar olmayacaktır… Dışsal devrim ve içsel devrim birbirini gerektirir, ve baÅŸarılı olmak için eÅŸ zamanlı olmaları gerekir.

Günlük gereksinim ve deneyimlerden kaynaklanan doÄŸrudan eylem faaliyetleri, insanların yaÅŸamlarının denetimini ele geçirebilecekleri yolları temsil eder. Feministlerin öğrendiÄŸi üzere, –ister bilinç-yükseltme grupları isterse topluluk örgütlenmelerinde olsun– insanlar kendi durumlarını deÄŸiÅŸtirmek için faaliyet gösterirken, bu gibi faaliyetlere katılım hem içsel hem de dışsal etkilere sahip olacaktır. Bu tür bir meÅŸguliyet insanları güçlendirir ve yeniden birlikte hareket etmelerini destekler. Soledad harekete aktif katılımın kendi yaÅŸamı ve arkadaÅŸlarının yaÅŸamları üstündeki etkilerini [şöyle] betimliyordu: “Genç bir miltanın yaÅŸamı inanılmaz bir yaÅŸamdı. Mücadeleye, bilgiye, toplumu yeniden ÅŸekillendirmeye adanmış bir yaÅŸam. Bir tür çoÅŸkunluk ile karakterize ediliyordu… Bu çok güzel bir gençlik, bir yoldaÅŸlıktı… Nerede olursa olsun, grevlere ve eylemlere katılıyordum daima. Çok az bir ÅŸeyle yaşıyorduk… Erkekler ve genç delikanlılılar bizden biraz daha fazla kazanıyorlardı –ancak aslında buna gücenmiyorduk… Bazen, yanlızca havayla besleniyormuÅŸuz gibi geliyordu.” Güçlenme hissi Enriqueta’nın anılarında da belirgindir: “O yoldaÅŸların sevgisi ve o görüş öylesine kuvvetliydi ki, Bakire Mary ‘nin [İsa'nın annesi] kendisi ile bile savaÅŸabilirdik!
Dahası, doÄŸrudan eylem yanlızca ona katılanları güçlendirmekle kalmıyor, anarÅŸistlerin “eylemle propaganda” [ing. propaganda by deed] dedikleri ÅŸey sayesinde diÄŸerlerini de etkiliyordu. Sıklıkla, bu terim bomba atma, suikast giriÅŸimleri ve benzeri ÅŸeyler anlamına geliyordu. Ancak, segilediÄŸi olumlu örnekle taraftarları cezbeden bir tür örnek eylemliliÄŸe gönderme yapan baÅŸka bir anlamı da vardı. Eylemli propagandanın bu güncel örnekleri gıda veya gündüz bakımı [çocuk ve yaÅŸlılar için gündüz saÄŸlanan bakım hizmetleri] kooperatifleri, kolektif olarak iÅŸletilen iÅŸler, eÅŸit ter dökülen [ing. sweat equity]eviçi emeÄŸi programları, kadınların saÄŸlık [konusunda] özyardım kolektifleri, kentsel iÅŸgal evleri, veya kadınların barış kamplarını içerir. Bu faaliyetler katılanları güçlendirirken, diÄŸerlerine de hiyerarÅŸik olmayan örgütlenme biçimlerinin var olduÄŸunu ve olabildiÄŸini –ve etkili bir ÅŸekilde iÅŸleyebileceklerini– gösterir.
Açıktır ki, bu eylemlerin arzulanan güçlendirici etkilerinin olması isteniyorsa, tepeden tasarlanmak ve yönlendirilmek yerine, büyük ölçüde kendiliÄŸinden ortaya çıkmış olmaları gereklidir. Bu nedenle, anarÅŸistler “kendiliÄŸinden örgütlenme” stratejisine, yerel grupların zorlayıcı olmayan federasyonlarına baÄŸlıdırlar. Amaç, yerel grup (sendikalar, semt birlikleri, tüketici kooperatifleri ve benzerleri) temsilcilerini biraraya getiren, “federatif aÄŸ” diyebileceÄŸimiz araçla, zorlama olmaksızın düzeni saÄŸlamaktır. Hayati nokta, ne bireysel grupların ne de daha büyük koordinasyonu [saÄŸlayan] organının diÄŸerleri adına konuÅŸma veya eyleme hakkının olmamasıdır. İdeal olarak, bunlar yönlendirici örgütlenmeler olmaktan ziyade tartışmaların [yapıldığı] forumlar olmalıdırlar. KendiliÄŸinden örgütlenme, pratikte, tahakküm yaÅŸayanların hala rasyonel düşünme ve eyleme yetisine sahip olduÄŸunu, ihtiyaçlarının neler olduÄŸunu bilebileceklerini ve bunları karşılayacak yolları geliÅŸtirebileceklerini ortaya koyacaktır.

HAZIRLIK
En sonuncusu, ve en önemlisi, doÄŸrudan eylem ancak “hazırlık” baÄŸlamında gerçekleÅŸebilir. Federica Montseny’nin sözleriyle, “Una revoluciòn no se improvisa” (devrim doÄŸaçlama gerçekleÅŸtirilmez). Her ne kadar herkes toplumsal iliÅŸkilere katılımı temelinde bir eÅŸitlik ve adalet hissine sahip olsa da, neredeyse içgüdesel [olan] bu his devrimci eyleme yol açmakta yetersizdir. Hazırlık, hem insanlara [içinde bulundukları] kötü durumlarının komünal doÄŸasını ve baÄŸlamını göstermek, hem de kolektif eylemliliklerinin olabilirliÄŸinin farkına varmalarını saÄŸlamak için gereklidir. Böylesi bir hazırlık olmaksızın, “devrim” sadece otoritenin yeni biçimlerde tekrar kurumsallaÅŸmasına yol açacaktır. Aslında, Rus Devrimini takip eden yıllarda yazan pek çok anarÅŸist, yeterli hazırlık olmadığında hiyerarÅŸinin nasıl kolayca yeniden dayatıldığının olumsuz bir örneÄŸi olarak SSCB’ne dikkat çekti.
Ancak ne kadar çeliÅŸkili gözükse de, insanlar kendi adlarına kendiliÄŸinden harekete geçmeye hazırlanmalıdır. Marksla birlikte, anarÅŸistler de bilinç-yükseltme dediÄŸimiz ÅŸey için en iyi tekniÄŸin, en iyi hazırlığın eylem olduÄŸuna inanırlar. “Kapitalizm ölümcül bir ÅŸekilde yaralanmıştır, ancak can çekiÅŸmesi, biz onu baÅŸarılı bir ÅŸekilde baÅŸka bir ÅŸeyle deÄŸiÅŸtirene deÄŸin sürecektir. Ve bunu, kulaÄŸa hoÅŸ gelen laflarla deÄŸil, yapıcı ve örgütleyici kapasitemizi sergileyerek baÅŸaracağız.” İnsanlar, yaÅŸamlarının somut gerçekliklerini [algılayışları] üstüne yansıtarak –sıklıkla kendilerinin ve baÅŸkalarınıın faaliyetleri ile kıvılcımlanan bir yansıma– eleÅŸtirel, devrimci bir bilinç geliÅŸtireceklerdir.
Kadınların özel gereksinim ve durumlarına, ve Mujeres Libres’in faaliyetlerine dikkat edilmesi, bilinç- deÄŸiÅŸimi sürecinin çok yönlü doÄŸasının açıklanmasına ve bugünkü pek çok tartışmayla [olan] ilgisinin anlaşılmasına yardım edebilir. Yukarıda, İspanyol anarÅŸistlerinin, hazırlığın önemli bir baÄŸlamının, işçi-sınıfı örgütlenmelerine, özellikle de sendikalara katılım olduÄŸuna deÄŸindiklerinden bahsettim. Ancak, Bakunin’i izleyerek ve Marks’dan koparak, kentli sanayi işçilerinin devrimci bilince eriÅŸme yetisine sahip yegane insanlar olmadığını da vurguladılar. Sanayi işçilerinin yanısıra kırdaki köylüler ve kentli küçük burjuvazinin üyeleri de kendi ezilmiÅŸliklerinin bilincini geliÅŸtirebilir ve devrimci harekete katılabilirler. Birçok kadın, özelde hareketin erkek kentli sanayi proletaryasına vurgu yapmasını eleÅŸtirdi. ÖrneÄŸin hem İspanyol devriminin hem de Mujeres Libres’in oldukça aktif bir destekleyicisi olan Emma Goldman, daha önceden “anarÅŸistler bugünkü asıl ÅŸeytanın ekonomik olduÄŸunda görüş birliÄŸi içindedir” demiÅŸti, ancak, “onlar [anarÅŸistler] bu ÅŸeytana karşı çözümün, ancak yaÅŸamın her evresinin –kolektif olduÄŸu kadar bireysel; dışsal olduÄŸu kadar içsel evrelerinin– göz önüne alınmasıyla ortaya çıkabileceÄŸini savunuyorlardı.” diye altını çiziyordu. [Altı çizili kısım orijinal metinde vurgulu] İş yerinin tahakküm iliÅŸkilerinin ne yegane baÄŸlamı, ne de bilinç-deÄŸiÅŸimi ve güçlenmenin gerçekleÅŸeceÄŸi yegane potansiyel olmadığı çok açıktır ki kadınlar için, ancak erkekler için de gayet doÄŸrudur. Tam olarak ÅŸekillenmiÅŸ [parçaları bütünleÅŸmiÅŸ] bir hareket, hükümet, dini kurumlar ve –belki de en çarpıcı ÅŸekilde kadınlar için– cinsellik ve aile yaÅŸamı da dahil olmak üzere, tüm hiyerarÅŸik kurumları dönüştürmelidir.

Hazırlık, bu nedenle ekonomik baÄŸlamın yanısıra toplumsal baÄŸlamların çeÅŸitliliÄŸi içinde gerçekleÅŸebilir ve gerçekleÅŸmelidir. Hem Enriqueta hem de Azucena, anarÅŸist perspektifleri “annemizin sütüyle” az ya da çok bilinçsiz bir ÅŸekilde beslenmekten bahsederler:

Annem … neredeyse dindar bir kiÅŸinin çocuklarına dini öğretmesi gibi, eylemleriyle olsun, kendisini ifade ediÅŸ biçimiyle olsun, veyahut onu umut ettiklerini, onu arzuladıklarını daima söylemek suretiyle olsun, bize anarÅŸizmi öğretti –ancak dindar bir kiÅŸinin yapacağının aksine bize bunu dayatmaya çalışmaksızın … Neredeyse bunları bize öğretmemiÅŸ, biz bunları yaÅŸamış, bunlarla doÄŸmuÅŸtuk. Sizin dikiÅŸ dikmeyi veya yemek dikmeyi öğrenmeniz gibi öğrenmiÅŸtik bunları.

YaÅŸamının daha sonraki kısmında hareketin parçası olanlar için, öğrenme süreci açıkça farklıydı. ÖrneÄŸin Pepita Carpena, davaya [amaca] genç taraftarlar çekmek umuduyla gençlerin sosyal toplantılarını sıkça katılan sendika örgütleyicileri tarafından bu düşüncelere çekilmiÅŸti. Barcelona’da hem CNT hem de Mujeres Libres içinde oldukça faal olan Soledad Estorach, “anarÅŸist komünizm” hakkındaki ilk bilgilerinin büyük bir kısmını gazete ve dergileri okuyarak edinmiÅŸti.

AnarÅŸistler –dar anlamıyla– eÄŸitim pratikleriyle, toplumsal onama veya kınamanın toplumsal denetim mekanizmalarının devamını saÄŸladığı süregiden kurumlara olan katılım arasındaki karşılıklı bağımlılığın uzun süredir farkındaydılar. Proudhon’un “yaklaÅŸmakta olan [ing. imminent] adalet” –adalet algısını diÄŸer insanlarla olan iliÅŸkilerimiz sayesinde geliÅŸtirdiÄŸimiz iddiası– tasarımı bazı İspanyol anarÅŸist yazarlar tarafından doÄŸrudan benimsenmiÅŸti. Mella, toplumun yegane uygun düzenleyicisinin, insanların, kendi deÄŸerlerini ve diÄŸerlerinin eÅŸit deÄŸerlerini fark eden ve geçerli kılan kurumlara katılımları sayesinde öğrendikleri adalet duygusu olduÄŸunu söylüyordu. Böylesi bir katılım sonucu geliÅŸecek olan kolektif duygu, insanlara kilise veya devlet tarafından dayatılan herhangi bir [adalet hissinden] çok daha güçlü ve kalıcı bir adalet hissine dönüşecektir. “Adaleti uygulamak” diye vurguluyordu Proudhon, “toplumsal içgüdüye itaat etmek demektir“. BaÅŸkalarıyla etkileÅŸimimizi ÅŸekillendiren kalıplar, kendimizin ve diÄŸerlerinin kim olduÄŸunu ve adaletin ne olduÄŸunu öğrenmemizi ve tecrübe etmemizi saÄŸlar. En iyi ve en etkili eÄŸitsel sistem bu nedenle toplumun kendisidir.
Adalet hissinin geliÅŸmesindeki bir baÅŸka etkin faktör, Mella’nın “ahlaki zorlama” (coacciòn moral) dediÄŸi kamuoyu görüşüdür. Ahlaki hissimiz, baÅŸlangıçta bizim dışımızdan gelebilse de, en nihayetinde adalet hissi olarak kavranan ve kendi kendimizi düzenlememizin temeli haline gelen “karşılıklı etkilerin deÄŸiÅŸimi”nden geliÅŸir. İyi biçimlenmiÅŸ bir eÅŸitlikçi toplum, kendi haline bırakılırsa tam bir adalet duygusuna sahip insanlar ortaya çıkaracaktır; böylesi bir histen yoksun gözüken herhangi birisi diÄŸerlerinin görüşleriyle kontrol altında tutulacaktır. Zamanla, bu görüşlerin eÄŸitici bir etkisi olacaktır; kamuoyu görüşü vicdan olarak içselleÅŸtirilecektir.
AnarÅŸistlerin hedefi bu nedenle, diÄŸerlerini ve kendisini gözetme sorumluluÄŸuna el koyarak böyle bir ahlaki hissin oluÅŸmasını engelleyen kurumların –örneÄŸin, kilise, yargıçlar ve mahkemeler– ortadan kaldırılması olacaktır. Böylesi otoriteler bir kere ortadan kaldırılınca, karşılıklı iliÅŸki [ing. reciprocity] davranışın normu haline gelecektir; basitçe topluluk içinde yaÅŸamak –açık eÄŸitsel sistem baÄŸlamında onun faaliyetlerine, komünal sahipliÄŸe ve mülkiyetin yok edilmesine katılmak–, böylece topluluÄŸu sürdürmek için gerekli olan bireyin adalet hissinin geliÅŸimini canlandırmak ve korumak için yeterli olacaktır.
Bu duruÅŸun karmaşıklığı, özellikle kadınların ikincil konuma getirilmesi ve güçlendirilmesine yönelik çabalara baktığımızda oldukça açık bir ÅŸekilde ortaya çıkar. Hem sendika temelli bir stratejiyi önemle vurgulayanlar, hem de kadınların ikincil konuma getirilmesinin daha geniÅŸ kültürel bileÅŸenleri üstünde ısrar edenler, kadınların kültürel ve ekonomik olarak aÅŸağılandığını ve güçsüzleÅŸtirildiÄŸini kabul etmektedir. Her ikisi de araç ve amaçların sıkı sıkıya baÄŸlı olduÄŸu perspektifini kabul eder. Ancak bu ilke ve perspektifler pratikte nasıl gerçekleÅŸtirilecektir? Yirminci yüzyılın başı İspanya’sının erkeklere bağımlı olduÄŸunu düşünen (ve baÅŸkalarınca da böyle görülen) kadınları, kendi kapasitelerini ve yeterlilik hissini geliÅŸtirecek ÅŸekilde davranmaya nasıl baÅŸlayacaklardı?
Bu sorular, tabii ki devrimcilik iddiasındaki bir hareket için hayati olacaktır, çünkü bir kimsenin kendi kapasite ve güçlerinin farkına varması tam da ezenlerin ezilenlere vermeyi reddettikleri bir şeydir. Ancak perspektifin önemi konusundaki ittifak bile onun uygulamadaki etkileri üstünde oybirliği sağlanmasını garanti etmez. Aslında, İspanyol toplumu içindeki işçi sınıfından kadınların ikincil konuma getirilmesine değinmenin ve meydan okumanın en iyi nasıl olacağı sorusu, anarko-sendikalist hareket içinde asla tam olarak çözülmemiştir. Mujeres Libres, tam da bu güçlenmenin nasıl başarılacağı konusunda hareketin aktivistleri arasındaki görüş ayrılıklarından ortaya çıkmıştır.
Meseleler 1981′de yaptığım röportajlar sırasında dramatik bir ÅŸekilde geliÅŸti. Bir eski aktivistler grubu toplantı yapıyor ve CNT ile FIJL’lı yılları anıyordu. FIJL ve ateneos’ların yirmiler ve otuzlarda genç insanların zihinlerini yeni fikirlere açılmasındaki rollerinin bir süre tartışılmasının ardından, tartışma kadınların kurtuluÅŸuna yöneldi. İki farklı ancak güçlü bir ÅŸekilde savunulan konum öne çıktı. Birisi, kendisini kadınların kurtuluÅŸunun güçlü bir destekçisi olarak tanımlayan bir erkek tarafından dile getirildi; anarÅŸist erkeklerin bile [kadın] yoldaÅŸlarının kendilerine tabi olmasını verili kabul etme eÄŸiliminde oldukları hakkındaki düşüncesini rahatlıkla ifade etti. Tam da kadınların kültürel tabi kılınması [alta sıralanması] nedeniyle, anarÅŸistlerin bu kalıpların deÄŸiÅŸtirilmesinde öncülük etme sorumluluÄŸunu üstlenmesi gerektiÄŸini belirtti. Kadınların ücretli iÅŸlere girmesi yeterli deÄŸildir: “EÅŸleri hem çalışan ve hem de hala bütün eviÅŸlerini yapan pek çok kadın vardır.” Bunca yıllık toplumsallaÅŸmanın ardından, kadınların tümü geleneksel rolleri hala üstlenmeye hazırdırlar. Kendi kapasitelerinin farkında olan erkeklerin inisiyatifi üstlenmesi, ve [kadın] yoldaÅŸlarını daha fazla özyönelim ve özerklik için cesaretlendirmesi gerekir demektedir.
DiÄŸer duruÅŸ ise, Otuzlarda Juventudes’ın aktivisti olan ve yaÅŸamı bu katılım sayesinde kökten deÄŸiÅŸmiÅŸ olan bir kadın tarafından ÅŸekillendirilmiÅŸti. O da aynı ÅŸekilde kadınların kurtuluÅŸuna kendisini adamıştı. Ancak o, [erkek] yoldaşının inisiyatifi erkeklerin üstlenilmesi gerektiÄŸi ÅŸeklindeki ısrarına ÅŸiddetli bir ÅŸekilde karşı çıkıyordu. [Bir önceki duruÅŸu savunan erkek anarÅŸistin] günümüz feministlerinin “eviÅŸi politikası” dediÄŸi ÅŸeyin üzerine odaklanmasının yanlış [odaklanma] olduÄŸunu belirtti. Ana sorunun tabakları kimin yıkadığı veya evi kimin temizlediÄŸi olmadığını, ancak bir kadının istediÄŸi yere gidebilmesi ve istediÄŸi ÅŸeyi söyleyebilmesi olduÄŸunda ısrar etti. Kadınların ikincil konuma getirilmesinin kökü yok saymadır. Onun sözleriyle, “toda mujer que se cultura un poco desarrolla armas” (belli bir kültür edinen (kendini eÄŸiten) her kadın silahlarını geliÅŸtirir). “Benim için önemli olan bir kadının aÄŸzını açabilmesidir. Bu tabakların temizlenmesi meselesi deÄŸildir.” Onun sunucusu [ing. interlocutor, oturuma/panele katılanlara sorular soran kiÅŸi], kadının bütün eviÅŸlerinden ve aileden sorumlu olmasının onun komünal faaliyetlere katılımı engelleyeceÄŸinde ısrar ederken, bu kadın “toplantılara gitmek mesele deÄŸil. Toplantılara gitmek bir çeÅŸit spor. Önemli olan çalışmak ve okumak” [diye] ısrar ediyordu.
Aralarındaki temel meselenin iÅŸin, okumanın veya eviÅŸlerinin önceliÄŸi olmadığı kısa zamanda belirginleÅŸti. [Mesele] inisiyatifti. [Erkek sunucu], kadınların üstlenmesi gereken kültürel ikincil konuma getirilmenin ağırlığı veriliyken, inisiyatifin erkeklerden gelmesi gerektiÄŸinde ısrar ederken; [kadın konuÅŸmacı], “bir erkek yoldaşın bir kadına ‘kendini kurtar [özgürleÅŸtir], ve ben sana yardım edeceÄŸim’ dememesi gerektiÄŸinde [ısrar ediyordu.] Bir kadın kendisini kurtarmalıdır. Erkeklerin yardım etmesi tamam, ancak inisiyatif kadının olmalıdır. Bu, kadının meselesi olmalıdır.
Tartışmanın oldukça güncel gözükmesi hiç de ÅŸaşırtıcı olmamalı. [Tartışma] günümüz feminist hareketiyle büyümemekle beraber, ondan açıkça etkilenen insanlar arasında gerçekleÅŸiyordu. Yine de, ortaya attıkları meseleler ve bunları tartışırken [izledikleri] belirli yollar, bu yüzyılın baÅŸlarının yazılı tartışmalarını yankılandırıyordu. 1903′de, Jòse Prat kadınları kendi kurtuluÅŸlarının sorumluluÄŸunu üstlenmeye çağırıyordu. Birkaç yıl sonra, Federica Montseny kadınların cinsel çifte standardı yıkmak için çalışmasının yollarından birisinin kendilerini ciddiye almak, kendilerine tecavüz eden [ing. seduce, baÅŸtan çıkaran] ve terk eden erkekleri utanç içinde gizlemektense, ayaÄŸa kalkıp [onları] cezalandırmak olduÄŸunda ısrar ediyordu. Ve Soledad Gustavo, Emma Goldman’ın içsel özgürleÅŸme hakkındaki iddialarını yansıtır bir ÅŸekilde, yeni bir cinsel eÅŸitlik düzeni olacaksa, kadınların “düşündüklerini, fikirleri anlamak, ilkeleri kavramak, amaçlar için mücadele etmek yetisine sahip olduklarını, eylemleriyle ortaya koymaları” gerektiÄŸinde ısrar ediyordu.
Hepsinin deÄŸindiÄŸi sorun, tam da güçlenme ve ikincil konuma getirilmenin üstünden gelinmesi sorunudur: hem kültürel koÅŸullanmanın etkisine hem de her kiÅŸinin potansiyel özerkliÄŸinin farkında olmasına çalışmakla tutarlı olacak ÅŸekilde, bunları en iyi nasıl becerebiliriz. Yine de, kadınların ikincil konuma getirilmesinin önemi ve bunun anarÅŸist proje içindeki yeri sorunu –ister İspanyol anarÅŸistlerinin kuramsal yazılarında olsun, isterse daha sonra göreceÄŸimiz üzere hareketin eylemlerinde olsun– çözülmekten çok uzaktaydı. Hareket içindeki tartışmalar 1930′lar boyunca sürdü ve en nihayetinde Mujeres Libres’in kurulmasına yol açtı.

Çeviri: Mor Yağmur / Anarşist Bakış

Kaynak:Anarchist Revolution and the Liberation of Women: Mujeres Libres“.
“Martha Ackelsberg’in Web Sitesi”
“Martha Ackelsberg ile SöyleÅŸi”, Perspectives on Anarchist Theory, Vol. 1 – No. 1, Bahar 1997.
Martha Ackelsberg’in Biyografisi“, Rebecca DeWitt.

www.khAos.info