Anarşizm: Feminist Bağlantı
filed in AnarÅŸizm on Eki.25, 2009
1976
Anarşizm Gerçekte Ne Anlama Gelir?
Kuramın Ötesinde — İspanya 1936-39, Fransa 1968
Anarşizm ve Kadın Hareketi
Buradan Nereye Gideceğiz? Ütopyayı Gerçek Yapmak
Geleceğin Dönüştürülmesi
Dipnotlar
Onbir yıl önce İllinois’in küçük bir kasaba lisesinde [okurken], “anarÅŸizm” kelimesini hiç duymamıştım –hiçbir ÅŸekilde. En yakın bildiÄŸim ÅŸey anarÅŸinin “kaos” anlamına geldiÄŸiydi. Sosyalizm ve komünizme gelince, tarih derslerim bir ÅŸekilde onlarla faÅŸizm –akla Hitler’i, toplama kamplarını, ve bizimki gibi özgür bir ülkede asla olmayan her türden korkunç ÅŸeyi getiren bir kelime– arasında hiçbir fark olmadığı mesajını aktarmıştı. Bana Amerikan politikasının sıkıcı laf salatalarını ustalıkla yutmak öğretilmiÅŸti: ılımlılık, uzlaÅŸma, çitin üstünde oturmak [ing. fence-straddling, iki taraf arasında konum belirlemeyerek orta noktada durmak anlamında], harika çocuk olarak Chuck Percy. Dersimi iyi öğrendim: tüm “eÄŸitim”imi biçimlendiren taraflılığının ve çarpıklığın farkına varmam yıllarımı aldı. Erkektürünün [ing. mankind, kelime olarak insanlık anlamına gelmekte, ancak burada dile hakim olan ataerkilliÄŸi vurgulamak için böyle kullanılmaktadır] “erkeÄŸin-öyküsü” [ing. history, yine burada da kelime anlamı tarih olan history'i kelimenin eril yapısının vurgulamak üzere "his-story" diye kullanılmıştır] sadece ÅŸu anlama geliyordu; bir kadın olarak verili [ing. vicarious, vekaleten, baÅŸkasının yaÅŸantısına katıldığını hayal ederek] bir varoluÅŸa mahkumdum. Bir anarÅŸist olarak bir varlığa sahip deÄŸildim. GeçmiÅŸin bütünü (ve böylece geleceÄŸin imkanları) benden çalınmıştı. Birbirleriyle baÄŸlantısız olan politik dürtü ve eÄŸilimlerinin ortak bir çerçeveyi paylaÅŸtığını ancak yakın dönemde keÅŸfettim –yani, anarÅŸist veya liberter düşünce geleneÄŸi. Renk körü grili yılların ardından birdenbire kırmızıyı görmüş gibiydim.
Emma Goldman benim ilk anarşizm tanımımın malzemesini sundu:
“AnarÅŸizm, öyleyse, insan aklının dinin tahakkümünden; insan bedeninin mülkiyetin tahakkümünden; hükümetin prangalarından ve sınırlılığından özgürleÅŸmesini amaçlar. AnarÅŸizm, gerçek toplumsal zenginliÄŸi üretmek amacıyla özgür bireylerin biraraya gelmesine dayanan bir toplumsal düzeni; bireysel arzu, zevk ve eÄŸilimlere göre, her insanın yeryüzüne özgür eriÅŸimini ve yaÅŸamın tüm gerekliliklerinden tam [olarak] zevk almasını garanti eden bir düzeni amaçlar.“(01)
Çok geçmeden, anarÅŸizm ile radikal feminizm arasında zihinsel baÄŸlantılar kurmaya baÅŸladım. Anarka-feminizm hakkındaki heyecanımı baÅŸkalarına aktarmanın bir yolu olarak, bu alana dair algıladıklarımın bir kısmını yazıya dökmek benim için çok önemli oldu. Aramızda yanlış anlama ve kıymıklanmayı [ing. splinterism, bir hareketin içinden koparak daha küçük baÅŸka hareketlerin ortaya çıkması] arttıran engellerin bazılarını yıkmak için birbirimizle görüşlerimizi paylaÅŸmamız hayati gözüküyor. Kendimi anarka-feminist olarak adlandırmama raÄŸmen, bu tanımlama sosyalizmi, komünizmi, kültürel feminizmi, lezbiyen ayrılmacılığı [ing. seperatism, bağımsızlığını savunan], veya diÄŸer bir düzine politik markayı kolayca içerebilir. Su Negrin’in yazdığı gibi: “Hiçbir politik ÅŸemsiye benim bütün ihtiyaçlarımı kapsayamaz.“(02) Düşündüğümüzden daha çok ortaklığımız olabilir. Burada kendi tepkilerim ve algılarım üzerine yazıyor olsam da, yaÅŸamımın ya da düşüncelerimin diÄŸer kadınlarınkinden ayrı olduÄŸunu sanmıyorum. Aslında, Kadın Hareketi konusundaki en güçlü inançlarımdan birisi de inanılmaz bir görüş ortaklığı paylaşıyor olduÄŸumuzdur. Benim bu görüşe katılımım belirleyici ifadeler veya katı cevaplar sunmak için deÄŸil, daha ziyade bunun etrafında bize canlılık kazandıracağını, ve sürekli olan bireysel ve kolektif büyüme ve evrim/devrim sürecine katkı yapacağını umut ettiÄŸim olanakları ve deÄŸiÅŸebilir baÄŸlantıları sunmaktır.
ANARŞİZM GERÇEKTE NE ANLAMA GELİR?
AnarÅŸizm uzunca süreden beri o kadar yerilmiÅŸ ve yanlış yorumlanmıştır ki, belki de onun ne olduÄŸunu ve ne olmadığının açıklamasıyla baÅŸlamak en önemli ÅŸey olabilir. Muhtamelen en yaygın anarÅŸist kliÅŸesi, siyah pelerinin altında ateÅŸ almış bir bombayı saklayan kötü niyetli bakışlara sahip, yolundaki her ÅŸeyi yok etmeye ve herkesi öldürmeye hazır bir adam [görüntüsüdür]. Bu görüntü politik [görüşleri] ne olursa olsun insanların çoÄŸunda korku ve uzak durma yaratır; sonuçta, anarÅŸizm iÄŸrenç, ÅŸiddet yanlısı ve aşırı olarak reddedilir. DiÄŸer yanlış düşünce ise anarÅŸistin faydasız, Ütopyacı soyutlamalarla uÄŸraÅŸan ve somut gerçeklikten kopuk, pratik olmayan bir idealist olduÄŸudur. Sonuç yine anarÅŸizmin, bu sefer “imkansız bir düş” olarak, bir kere daha bir kenara atılmasıdır.
Bu görüntülerin ikisi de doÄŸru deÄŸildir (hem anarÅŸist suikastçiler ve hem de idealistler olsa da –saÄŸ veya sol pek çok politik harekette olduÄŸu gibi). Neyin doÄŸru olduÄŸu tabii ki bir kimsenin referans aldığı çerçeveye dayanır. Aynen farklı sosyalist türlerinin olması gibi, farklı anarÅŸist türleri de vardır. Benim burada hakkında konuÅŸacağım, özünde liberter (yani otoriter olmayan) sosyalizmle aynı olarak deÄŸerlendirdiÄŸim komünist anarÅŸizmdir. Etiketler [nitelendirici adlandırmalar] feci ÅŸekilde kafa karıştırıcı olabilir, bu nedenle terimi açıklığa kavuÅŸturmak umuduyla, anarÅŸizmi üç temel ilkeyi kullanarak tanımlayacağım (bunlardan her birisinin radikal feminist toplumsal analizle ilgili olduÄŸuna inanıyorum –bu konuda daha fazlası ileride):
(1) Otoritenin, hiyerarÅŸinin, hükümetin yıkılmasına olan inanç. AnarÅŸistler –insanın insan üzerinde, devletin topluluk üzerinde [kurduÄŸu]– iktidarın (ele geçirilmesi yerine) dağıtılmasını isterler. Pek çok sosyalist, bir işçi sınıfı hükümeti ve [bunun] akabinde “devletin sönümlenmesini” isterken, anarÅŸistler araçların amaçları yarattığına, yani güçlü bir Devlet’in kendini daimi kıldığına inanırlar. AnarÅŸizmi baÅŸarmanın yegane yolu (anarÅŸist kurama göre) kooperatif, anti-otoriter biçimlerin [usullerin] yaratılması sayesinde olur. Süreci devrimin hedeflerinden ayırmak, baskıcı yapı ve tarzın daimi kılınmasını saÄŸlar.
(2) Hem bireyselliÄŸe hem de kolektifliÄŸe olan inanç. Bireysellik komünist düşünceyle uyumsuz deÄŸildir. Ancak rekabeti ve baÅŸkalarının gereksinimlerine saygısızlığı körükleyen “arızalı bireycilik”le, baÅŸkalarının özgürlüğüne tecavüz etmeksizin özgürlük demek olan gerçek bireysellik arasında bir ayrım yapılmalıdır. Bu özellikle, toplumsal ve politik örgütlenme anlamında –karar almanın “temsilciler” veya “liderler”in eline deÄŸil, grup, topluluk, veya fabrikadaki tüm herkese verilmesini saÄŸlayan yapıların yaratılması yoluyla– bireysel inisiyatif ile kolektif eylemin dengelenmesi demektir. Küçük grup veya toplulukların hiyerarÅŸik olmayan ağı (yani bir piramitsel yapı deÄŸil, iç içe geçen halkalar) kanalıyla koordinasyonu ve eylemesi demektir. (Bir sonraki bölümde İspanyol anarÅŸist kollektiflerinin tanımlamalarına bakınız) Nihayet, bu, baÅŸarılı bir devrimin, manipüle edilmemiÅŸ, özerk birey ve grupların “toplumun ve kendi yaÅŸamlarının doÄŸrudan, aracısız denetimini“(03) ele geçirmek üzere birlikte çalışmasını içinde barındırdığı anlamına gelir.
(3) Hem kendilindenliÄŸe hem de örgütlenmeye inanma. AnarÅŸistler uzunca bir süre kaosu savunmakla suçlandılar. Pekçok insan aslında anarÅŸizmin düzensizlik, karmaÅŸa, ÅŸiddetin eÅŸanlamlısı olduÄŸuna inanır. Bu anarÅŸizmin amaçladığı ÅŸeyin tamamen yanlış temsil edilmesidir. AnarÅŸistler örgütlenmenin gerekliliÄŸini inkar etmezler; sadece bunun yukarıdan deÄŸil aÅŸağıdan, dışarıdan deÄŸil içeriden gelmesi gerektiÄŸini iddia ederler. Manipülasyon ve pasifliÄŸi besleyen dışardan dayatılmış yapı ve katı kurallar, bir sosyalist “devrim”in alabileceÄŸi en tehlikeli biçimdir. Hiç kimse geleceÄŸin tam ÅŸeklini dayatamaz. Belirli bir durum baÄŸlamında kendiliÄŸinden eyleme, birey ve grupların deÄŸiÅŸen ihtiyaçlarına yanıt verecek bir toplum yaratacaksak gereklidir. AnarÅŸistler (bireysel inisiyatifin kaybedilmediÄŸi) akışkan biçimlere inanırlar: büyük ölçekli kolektif iÅŸbirliÄŸi ve koordinasyon ile birlikte küçük ölçekli katılımcı demokrasi.
AnarÅŸizm kulaÄŸa hoÅŸ geliyor, ancak nasıl çalışacak? Bu tür bir Ütopyacı romantizmin gerçek dünyayla hiçbir iliÅŸkisi olamaz… deÄŸil mi? Yanlış. AnarÅŸistler aslında (hiçbirisinin iyi bilinmediÄŸi) birkaç olayda (geçici de olsa) baÅŸarılı olmuÅŸlardır. Özellikle İspanya ve Fransa anarÅŸist etkinliÄŸin köklü bir tarihine sahiptir, ve kuramsal anarÅŸizmin en heyecan verici somutlaÅŸmalarını gördüğüm iki ülke bunlardı.
KURAMIN ÖTESİNDE — İSPANYA 1936-39, FRANSA 1968
“Devrim insanlarla, popüler yaratımla ilgili bir ÅŸeydir; karşı-devrim Devlet’le iliÅŸkili bir ÅŸeydir. Bu hep böyle olmuÅŸtur, ve ister Rusya’da, isterse İspanya veya Çin’de olsun, böyle olmak zorundadır.“(04)
İberya Anarşist Federasyonu (FAI), Tierra y Libertad [Toprak ve Özgürlük], 3 Temmuz, 1936
SöylendiÄŸi ÅŸekliyle İspanya İç Savaşı’nın yaygın olarak Franco’nun faÅŸist kuvvetleri ile liberal demokrasiye baÄŸlı olanlar arasında basit bir çarpışma olduÄŸuna inanılır. Küçümsenen veya gözardı edilen ÅŸey, İspanya’da olanın bir iç savaÅŸtan daha fazlası olmasıdır. Ülkenin çoÄŸu yerinde somut bir biçim alan, anarÅŸist ilkelere baÄŸlı olan geniÅŸ tabanlı bir toplumsal devrim filizleniyordu. Burada, bu liberter hareketin yavaÅŸ yavaÅŸ zayıflamasını ve nihai yıkımını [tartışmak], bunun parçası olan kadın ve erkeklerin fiilen baÅŸardıklarını tartışmanın yanında daha az önemlidir. Onlar, büyük eÅŸitsizliklere raÄŸmen, anarÅŸizmi iÅŸler hale getirdiler.
İspanyol Devrimi sırasındaki anarÅŸist kolektifleÅŸtirme ve işçilerin öz-yönetiminin gerçekleÅŸtirilmesi, örgütlenme-artı-kendiliÄŸindenliÄŸin klasik bir örneÄŸini sunar. AnarÅŸizm, Hem kırsal hem de kentsel İspanya’da, yıllardan beridir popüler bilincin bir parçası haline gelmiÅŸti. Kırsal kesimde, insanlar uzun bir komünalist geleneÄŸe sahiptiler; pek çok köy hala ortak mülkiyeti paylaşıyor veya hiç toprağı olmayanlara arazi veriyordu. Onyıllardır [süregelen] kırsal kolektivizm ve iÅŸbirliÄŸi, İspanya’ya (Bakunin’in arkadaşı, devrimci bir İtalyan olan Fanelli yoluyla) 1870′lerde gelen kuramsal anarÅŸizmin temelini hazırladı, ve nihayetinde anarÅŸist ilkelerin endüstriyel sendikacılığa uygulanması [demek olan] anarko-sendikalizmin yükseliÅŸine yol açtı. 1910′da kurulan Confederacion National del Trebajo [Ulusal Emek Konfederasyonu], işçilerin öz-yönetimi ve kolektifleÅŸtirme için eÄŸitim ve hazırlık saÄŸlayan anarko-sendikalist bir sendikaydı (militan Federacion Anarquista İberia (İberya AnarÅŸist Federasyonu) ile yakın iliÅŸki içinde[ydi]). İspanya’nın her yerine ulaÅŸan onbinlerce kitap, gazete ve broşür, genel anarÅŸist düşünce hakkında çok daha fazla bilgilenilmesine katkıda bulundu.(05) Anarko-sendikalist sabotaj, boykot ve genel grev taktikleri; üretim ve ekonomideki eÄŸitim ile birleÅŸen hiyerarÅŸik olmayan anarÅŸist iÅŸbirliÄŸi ve bireysel inisiyatif ilkeleri, işçilere hem kuramsal hem de pratik bir zemin [arka plan] saÄŸladı. Bu, Temmuz 1936′dan sonra hem fabrikaların hem de toprağın baÅŸarılı bir ÅŸekilde kendiliÄŸinden ele geçirilmesine yol açtı.
İspanyol sağı Halk Cephesi’nin seçim zaferine 19 Temmuz 1936′da askeri darbeyle cevap verince, halk öfkeyle buna karşı çıktı, darbe 24 saat içinde durduruldu. Bu noktada seçim sandığı baÅŸarısı ikincil hale geldi; toplumsal devrim baÅŸlamıştı. Sanayi işçileri ya greve ya da fabrikaları fiilen kendileri için iÅŸletmeye baÅŸlarken, tarım işçileri de toprak sahiplerini önemsemeyerek toprakları kendi adlarına ekmeye baÅŸladılar. Kısa bir zaman içinde, İspanya’daki toprakların % 60′ından fazlası kolektif olarak iÅŸletilmeye baÅŸlanmıştı –toprak sahipleri, patronlar veya rekabetçi teÅŸvikler olmaksızın. Sanayinin kolektifleÅŸtirilmesi esasen anarko-sendikalist etkinin en güçlü olduÄŸu Katalonya bölgesinde gerçekleÅŸti. İspanya sanayisinin % 75′i Katalonya’da bulunduÄŸu için, bu hiç de küçük bir baÅŸarı deÄŸildi.(06) Böylece, 75 yıllık hazırlık ve mücadelenin ardından, liberter ilkelere baÄŸlı bireylerin kendiliÄŸinden kolektif eylemleri sayesinde kolektifleÅŸtirme baÅŸarılmıştı.
Ancak kolektifleştirme gerçekte ne anlama geliyordu, ve nasıl işliyordu? Genelde, anarşist kolektifler iki düzeyde çalıştılar: (1) küçük ölçekli katılımcı demokrasi ve (2) kontrolün tabanda olduğu büyük ölçekli koordinasyon. Her düzeyde, ana kaygı merkezsizleşme ve bireysel inisiyatifti. Fabrika ve köylerde, yönetsel [ing. administrative] ve koordine edici organlar olarak işleyen konseyler için temsilciler seçiliyordu. Kararlar daima tüm işçilerin katıldığı daha genel üye toplantılarından geliyordu. Temsiliyetin tehlikelerinden sakınmak için temsilcilerin kendileri işçiydi; ve her zaman anında, ve keza dönemsel olarak, yerlerine başkaları seçilebiliyordu. Bu konsey veya komiteler kendinden yönetimin temel birimleriydiler. Daha ileri bir koordinasyon ile buradan, bütün bir endüstri veya coğrafi alan üstündeki işçileri veya işleri birbirlerine bağıntılayan gevşek federasyonlara genişletilebiliyorlardı. Bu sayede, malların dağıtımı ve bölüşümü; ve keza sulama, ulaşım, iletişim gibi daha geniş [ölçekli] programların yürütülmesi gerçekleştirilebiliyordu. Yine vurgu sürecin aşağıdan-yukarıya işlemesineydi. Bireysellikle kolektivizm arasındaki bu ince denge en başarılı şekilde 900 kolektifi kapsayan Levant Köylü Federasyonu, ve yaklaşık 500 kolektiften oluşan Aragon Kolektifler Federasyonu tarafından gerçekleştirildi.
Kendinden yönetimin muhtemelen en önemli yönü ücretlerin eÅŸitlenmesiydi. Bu birçok biçimde gerçekleÅŸti, ancak sıklıkla “aile ücreti” sistemi kullanıldı; ücretler erkek/kadın [işçinin] ve ona bağımlı olanların gereksinimlerine göre para veya kupon olarak her işçiye ödeniyordu. Mallar “para”yla alınırken, fazla olanlarsa ücretsiz dağıtılıyordu.
Ücret eÅŸitlemesinden kaynaklanan faydalar büyüktü. Birkaç kiÅŸinin elinde toplanan büyük karlar ortadan kaldırılınca, fazla para sanayinin modernize edilmesi (yani ekipman satın alınması, daha iyi çalışma koÅŸulları) ve toprağın geliÅŸtirilmesi (sulama, barajlar, traktörlerin satın alınması, vb.) için kullanılıyordu. Sadece daha etkili koÅŸullarla daha iyi ürünler elde edilmekle kalınmadı, aynı zamanda tüketici fiyatları da düştü. Bu çeÅŸitli sanayi dalları için geçerliydi: tekstil, metal ve silah sanayi, gaz, su, elektrik, fırıncılık, balıkçılık, yerel ulaşım, demiryolları, telefon hizmetleri, optik ürünler, saÄŸlık hizmetleri, vb. İşçilerin kendileri kısalan çalışma haftasından, daha iyi çalışma koÅŸullarından, ücretsiz saÄŸlık hizmetlerinden, iÅŸsizlik ödentisinden ve iÅŸlerinden duydukları yeni onurdan faydalandılar. Yaratıcılık, kendinden yönetim ve karşılıklı yardımlaÅŸma ruhuyla serpildi; işçiler emek sömürüsü koÅŸullarındakine göre daha iyi olan ürünler üretmekle ilgilendiler. Sosyalizmin iÅŸlediÄŸini, rekabet ve açgözlülük motiflerinin gereksiz olduÄŸunu göstermek istediler. Birkaç ay içinde, İspanya’nın birçok yerinde % 50-100 iyileÅŸme gözlendi.
İspanyol anarÅŸistlerinin baÅŸarıları yüksek yaÅŸam standardı ve ekonomik eÅŸitliÄŸin ötesine geçti; temel insan ideallerinin gerçekleÅŸtirilmesini de içerdi: özgürlük, bireysel yaratıcılık ve kolektif iÅŸbirliÄŸi. İspanyol anarÅŸist kolektifleri baÅŸarısız olmadılar; dışardan çökertildiler. (SaÄŸda ve solda) güçlü bir Devlet’e inananlar, onların –İspanya’dan ve tarihten– silinmesi için çalıştılar. Yaklaşık sekiz milyon İspanyol insanının baÅŸarılı anarÅŸizmi ancak yeni yeni açığa çıkarılıyor.
“C’est pour toi que tu fais la revolution“(07)
(Devrimi kendiniz için yaparsınız)
Daniel ve Gabriel Cohn-Bendit
AnarÅŸizm Fransız tarihinde önemli bir rol oynadı; ancak geçmiÅŸe gömülmektense, güncel Mayıs-Haziran 1968 olayına odaklanmak istiyorum. Mayıs-Haziran olayları özel bir öneme sahip, çünkü genel grevin, ve fabrikalara işçilerin üniversitelere ise öğrencilerin el koymasının, modern, kapitalist, tüketim-odaklı bir ülkede olabileceÄŸini ispatladılar. Ek olarak, Fransa’da işçiler ve öğrenciler tarafından öne çıkarılan meseleler (örn. öz-belirlenim, yaÅŸam kalitesi) sınıf çizgilerinin üstünden geçmiÅŸ ve kıtlık-ötesi bir toplumda(08) devrimci deÄŸiÅŸimin olabilirliÄŸi için büyük etkilere sahip olmuÅŸtur.
22 Mart 1968′de, aralarında Daniel Cohn-Bendit’in de olduÄŸu Nanterre Üniversitesi öğrencileri, hem Vietnam savaşının hem de öğrenci olarak baskı altında tutulmalarının sona erdirilmesi talepleriyle okullarındaki yönetim binalarını iÅŸgal ettiler. (Taleplerinin içeriÄŸi Kolombiya’dan Berlin’e kadar in loco parentis protestolar yapan öğrencilerinkine benzerdi.) Üniversite kapatıldı, ve gösteriler Sorbonne’a yayıldı. SNESUP (orta-lise ve üniversite hocaları sendikası) grev çaÄŸrısı yaptı, ve öğrenci sendikası (UNEF) 6 Mayıs’da bir gösteri örgütledi. O gün, polis ve öğrenciler Latin Mahallesi’nde çarpıştılar; göstericiler sokaklarda barikatlar kurdular, ve birçoÄŸu isyan polisi tarafında vahÅŸice dövüldü. 7’sinde, Enternasyonal’i söyleyerek Etoile’ye doÄŸru yürüyen protestocuların sayısı 20 ile 50 bin kiÅŸi arasındaydı. Sonraki birkaç gün içinde, göstericilerle polisler arasında Latin Mahallesi’nde yaÅŸanan hafif çatışmalar giderek ÅŸiddetlendi, ve kamuoyu genel olarak polis baskısına karşı öfkeliydi. İşçi sendikaları, öğretmen ve öğrenci birlikleri arasında görüşmeler baÅŸladı, ve UNEF ile FEN (öğretmenler sendikası) süresiz grev ve gösteri çaÄŸrısında bulundular. 13 Mayıs’ta, yaklaşık altıyüz bin insan (öğrenciler, öğretmenler, ve işçiler) Paris boyunca protesto yürüyüşüne katıldı.
Aynı gün (Fransa’da en güçlü anarko-sendikalist eÄŸilimin olduÄŸu ÅŸehir(09)) Nantes’deki Sud-Aviation fabrikası işçileri greve çıktı. İşte on milyonlarca işçiyi –”profesyonelleri ve emekçileri, entelektüelleri ve futbolcuları“(10)– kapsayan, tarihteki en büyük genel grevi ateÅŸleyen bu eylemdi. Bankalar, posta ofisleri, petrol istasyonları ve maÄŸazalar kapandı; metro ve otobüsler seferlerini durdurdu; ve çöpçüler de greve katıldığı için çöpler ortalığa yığıldı. Sorbonne öğrenciler ve hocalar tarafından iÅŸgal edildi; gelmek ve tartışmalara katılmak isteyen herkes oradaydı. Fransız kapitalist toplumunun temellerini sorgulayan politik tartışmalar günlerce devam etti. Tüm Paris’in her yerinde afiÅŸler ve graffitiler belirdi: Yasaklamak yasaktır. Ölü vakitlerin olmadığı bir yaÅŸam. Tüm iktidar hayal gücüne. Daha çok tükettikçe, daha az yaşıyorsunuz. Mayıs-Haziran, hem “kurulu düzene bir saldırı” hem de bir “sokak festivali“(11) haline geldi. Orta sınıfla işçi sınıfı arasındaki eski çizgiler sıklıkla anlamsız hale geldi, çünkü genç işçiler ve öğrenciler kendilerini benzer ÅŸeyleri talepler yaparken buluyorlardı: baskıcı otoriter sistemden (üniversite ve fabrika) kurtuluÅŸ ve kendi yaÅŸamları hakkında karar alma hakkı.
Fransız halkı tümel bir devrimin eÅŸiÄŸinde duruyordu. Genel grev ülkeyi felce uÄŸratmıştı. Öğrenciler üniversiteleri, işçiler ise fabrikaları iÅŸgal etmiÅŸti. İşçiler için yapılması gereken ÅŸey fabrikaları fiilen iÅŸletmek, doÄŸrudan aracısız eylemde bulunmak ve kendinden yönetimden daha azına razı olmamaktı. Ne yazıkki, bu gerçekleÅŸmedi. Otoriter politika ve bürokratik yöntemlerin ölmesi zordur, ve büyük Fransız işçi sendikalarının çoÄŸunluÄŸu her ikisiyle de tıka basa yüklenmiÅŸti. İspanya’da olduÄŸu gibi, Komünist Parti insanların sokaklardaki doÄŸrudan, kendiliÄŸinden eylemlerine karşı çalıştı: devrim yukarıdan dikte edilmeliydi. (Komünist işçilerin sendikası) CGT’nin liderleri öğrencilerle işçiler arasındaki iletiÅŸimi engellemeye çalıştılar, birleÅŸik bir sol kısa zamanda olanaksızlaÅŸtı. De Gaulle ve polis, kuvvetlerini harekete geçirdikçe ve daha büyük ÅŸiddet patlak verdikçe, pek çok grevci kısıtlı talepleri (daha iyi ücret, kısa çalışma saatleri, vb.) kabul ettiler ve iÅŸlerine döndüler. Öğrenciler polisle giderek kanlılaÅŸan çatışmalarını sürdürdüler, ancak o an çabuk geçti. Haziran sonuna gelindiÄŸinde, Fransa aynı eski Gaulle’cü rejim altında “normal”e dönmüştü.
1968′de Fransa’da olanlar esaslı bir ÅŸekilde 1936′nın İspanyol devrimiyle baÄŸlantılıydı; her iki durumda da anarÅŸist ilkeler yalnızca tartışılmadı aynı zamanda uygulamaya geçirildi. Fransız işçilerinin iÅŸleyen bir kendinden yönetimi asla baÅŸaramamasının sebebi belki de 1968 öncesi Fransa’sında anarko-sendikalizmin, 1936 öncesi İspanya’sındaki kadar yaygın olmamasıydı. Tabii ki bu bir aşırı basitleÅŸtirmedir; “baÅŸarısız olan” devrim sonsuz nedenlere baÄŸlanabilir. Burada önemli olan, bir kere daha, hiç olmamış olanın vuku bulmasıdır. 1968 Mayıs-Haziranı, geliÅŸmiÅŸ bir kapitalist ülkede devrimin olanaksız olduÄŸu genel inancını çürütür. Pasiflik, akılsız tüketicilik ve/veya yabancılaÅŸmış emekle terbiye edilmiÅŸ orta ve işçi sınıflarının çocukları kapitalizmden daha fazlasını reddediyorlardı. Otoritenin kendisini sorguluyor, özgür ve anlamlı bir varolma hakkı talep ediyorlardı. Modern sanayi toplumunda devrimin nedenleri artık yanlızca açlık ve maddi kıtlıkla sınırlı deÄŸildi; insanın tahakkümün tüm biçimlerinden kurtulmasını, özünde bizzat “günlük yaÅŸamın niteliÄŸinde“(12) radikal bir deÄŸiÅŸikliÄŸi arzuluyorlardı. Liberter bir toplumun gerekliliÄŸini varsayıyorlardı. AnarÅŸizm artık bir anakronizm [ing. anachronism, bir ÅŸeyi gerçek tarihinden farklı gösterme, tarih dışı kalmış] deÄŸildi.
“AnarÅŸistlerin gelecekteki bir hayaller dünyasında yaÅŸadığı ve bugün yaÅŸananları görmediÄŸi sıkça söylenir. Biz onları fazlasıyla iyi görüyoruz, ve bu nedenle de bize rahat vermeyen önyargılar ormanına elimizde pala taşıyarak giriyoruz.“(13)
Fransa’da devrimin terk edilmesinin iki sebebi vardı: (1) anarÅŸizmin kuram ve pratiÄŸindeki yetersiz hazırlık ve (2) potansiyel olarak sempatik sol-kanat grupların otoriterliÄŸi ve bürokrasisi ile birleÅŸen Devlet’in devasa gücü. İspanya’da devrim, geniÅŸ hazırlığı nedeniyle çok daha yaygındı ve direngendi. Ancak yine de sonunda faÅŸist Devlet ve otoriter solcular tarafından ezildi. Bu faktörlerin BirleÅŸik Devletlerin bugünkü durumuyla olan ilgisini düşünmek önemlidir. Silahlı kuvvetleri, polisi ve nükleer silahlarıyla bütün bir insan ırkını bir anda yok edebilecek olan güçlü bir Devlet ile karşı karşıya deÄŸiliz sadece; aile, okul, kilise ve TV ekranıyla beslenen, ev yapımı bir pasiflik türü sayesinde hergün devamlılığı saÄŸlama alınan, yaygın bir otorite ve hiyerarÅŸik biçimler önünde saygıyla eÄŸilirken buluyoruz kendimizi. Ek olarak, sadece küçük, dağınık anarÅŸist etkinliÄŸin olduÄŸu çok büyük bir ülke burası. Sadece hazırlıksız deÄŸiliz, aynı zamanda Fransa ve İspanya’daki [Devletlerin] birleÅŸik gücünden daha güçlü bir Devlet tarafından cüceleÅŸtiriliyoruz. Bu büyük farklılıklara karşın ayakta olduÄŸumuzu söylemek hafife almak olur.
Ancak Düşman’ı merhametsiz, fethedilemez bir dev olarak tanımlamak bizi nereye götürür? Kadercilik ve yararsızlıkla kendimizin felç edilmesine izin vermezsek, bu bizi insanlığın kurtuluÅŸu için mücadelenin içinden bakılacağı çerçeve olarak anarka-feminizm üzerine yoÄŸunlaÅŸacak ÅŸekilde devrimi yeniden tanımlamaya zorlayabilir. Devrimin yeni kavramsallaÅŸtırmasının anahtarını elinde tutan kadınlardır; devrimin artık iktidarın ele geçirilmesi veya bir grubun –her ne koÅŸulda, ne kadar süreyle olursa olsun– diÄŸer baÅŸka bir gruba hakimiyet kurması demek olmadığını kavrayan kadınlar. Yıkılması gereken bizzat tahakkümün kendisidir. Gezegenin yaÅŸamı bizzat buna baÄŸlıdır. İnsan ırklarının sistematik bir ÅŸekilde yok edilmesine artık izin verilmemesi gibi, erkeklerin kendi çıkarları doÄŸrultusunda çevreyi ahlaksızca [ÅŸehvetle] manipüle etmelerine artık izin verilemez. HiyerarÅŸinin ve otoriter düşünce yapısının varlığı, insanlığın ve gezegenin varoluÅŸunu tehdit etmektedir. Küresel kurtuluÅŸ ve liberter politikalar yalnızca ütopyacı boÅŸ hayaller deÄŸillerdir, gereklilik haline gelmiÅŸlerdir. “Hayatta kalmak için yaÅŸamın koÅŸullarını ele geçirme“liyiz.(14)
Mücadelemizin gerekli devrimci çerçevesi olarak anarka-feminizme odaklanmak, önümüzdeki görevin uçsuz bucaksızlığını reddetmek deÄŸildir. Ezilmemizin ve Düşman’ın çok büyük gücünün kökündeki nedenleri “çok iyi” görüyoruz. Ancak tamamlanmamış veya terk edilmiÅŸ devrimlerin ölümcül tarihi döngüsünü kırmanın yolunun, bizim için –”Ütopyayı Gerçek Yapmak” kısmında betimlenecek olan “içini oymak” [ing. hollowing out](15) süreci türünden bir ÅŸeye iÅŸaret eden– yeni tanımlamalar ve taktikler gerektirdiÄŸini de görüyoruz. Kadınlar olarak, bizler bu sürece katılım için özellikle uygunuz. Asırlardır yeraltında kalarak gizli, kurnaz, marifetli, sessiz, direngen, fazlasıyla duyarlı ve tüm iletiÅŸim yeteneklerinde uzman hale gelmeyi öğrendik.
Kendi hayatta kalma [mücadelemiz] için, “hükmeden” [ing. masterful, usta] gözlere gözükmeyen devrim aÄŸlarını örmeyi öğrendik.
“Biz botların neye benzediÄŸini biliriz
Altından bakıldığında,
biz botların felsefesini biliriz…
Yakında yabani otlar gibi işgal edeceğiz,
her yeri ancak yavaşça;
tutsak bitkiler bizimle beraber
isyan edecekler, çitler devrilecek,
sarsılıp yıkılacak tuğladan duvarlar, artık çizmeler olmayacak,
Bu arada pislikle besleniyor
ve uyuyoruz; ayaklarınızın
altında bekliyoruz.
Saldır dediğimizde
hiçbir şey işitmeyeceksiniz
ilk önce.“(16)
Bu ülkede anarşist hazırlık yok değil. Bu, biçimleri tarihsel zorunluluğu ve bizzat tarihin sürecini paramparça edecek devrime kendilerini (sıklıkla bilmeksizin) hazırlayan kadınların akıl ve eylemlerinde vardır.
ANARŞİZM VE KADIN HAREKETİ
“KızkardeÅŸliÄŸin geliÅŸmesi, hiyararÅŸi ve tahakkümün temel toplumsal ve zihinsel modeline karşı yöneltildiÄŸi için emsalsiz bir tehdittir…“(17)
Mary Daly “Tüm ülke çapında, bağımsız kadın grupları, eril solun yapısı, liderleri ve her iÅŸi yapan memurları [ing. factotum] olmaksızın faaliyete geçtiler, onyıllardır yerel anarÅŸistlerin yaptığına benzer ÅŸekilde –bağımsız ve eÅŸanlı olarak– örgütlenmeler yarattılar. İkisi de tesadüfi deÄŸil.“(18)
Cathy Levine
İspanya ve Fransa’daki kadınların rolünden bahsetmedim, çünkü bu tek bir kelimeyle özetlenebilir: deÄŸiÅŸmedi. AnarÅŸist erkekler, kadınları ikincil konuma getirmekte her yerdeki erkeklerden ancak birazcık iyiydiler.(19) Bu nedenle feminist anarÅŸist bir devrime mutlak gereksinim vardır. Aksi takdirde anarÅŸizmin üstünde yükseldiÄŸi ilkeler tam bir ikiyüzlülük haline gelir.
Bugünkü kadın hareketinin ve toplumun radikal feminist analizinin liberter düşünceye katkısı çoktur. Aslında benim kanaatim, feministlerin hem kuramda hem de pratikte yıllardır bilinçsiz anarşistler olduğudur. Artık şimdi anarşizm ile feminizm arasındaki bağlantıların bilinçli olarak farkına varmalıyız, düşüncelerimiz ve eylemlerimiz için bu çerçeveyi kullanmalıyız. Nereye gitmek istediğimizi ve oraya nasıl ulaşacağımızı açıkça görebilmeliyiz. Daha etkili olabilmek için, olası olduğunu hissettiğimiz geleceği kurmak için, istediğimizin değişim değil toptan dönüşüm olduğunun farkına varmalıyız.
Radikal feminizm neredeyse saf anarÅŸizmdir. Ana kuram, tüm otoriter sistemlerin temeli olarak çekirdek aileyi varsayar. ÇocuÄŸun babadan öğretmene, Tanrı’ya kadar öğrendiÄŸi ders, Otoritenin büyük anonim sesine İTAAT ETMEKtir. Çocukluktan yetiÅŸkinliÄŸe terfi etmek, sorgulamaktan ve hatta açıkça düşünmekten bile aciz olan tam bir robot olmak demektir. Söylenen her ÅŸeye inanarak ve çevremizdeki yaÅŸamın tahrip olmasını duyarsızca kabullenerek, orta-[sınıfın] Amerika[sı]‘na geçeriz.
Feministlerin uÄŸraÅŸtığı ÅŸey kafa-sikici süreçtir –yanlızca nesne/özne iliÅŸkilerine izin veren, dış dünyaya karşı eril tahakkümcü tavır. Geleneksel eril politika insanları nesne konumuna indirger, ve ardından da soyut “hedefler” için onlara hakim olur ve onları manipüle eder. Kadınlar ise diÄŸer yandan, tüm alanlarda “Öteki”nin bilincini geliÅŸtirmeye çalışırlar. Özne-özne iliÅŸkilerini yallızca arzulanır deÄŸil aynı zamanda gerekli görüyoruz. (pek çoÄŸumuz sadece bu sebeple yanlızca kadınlarla çalışmayı ve aÅŸk yapmayı seçmiÅŸtir –bu tür iliÅŸkiler çok daha fazla olasıdır.) Bizim dışımızdaki varlıkları nesneleÅŸtirmek ve manipüle etmek için deÄŸil; onları tanımlamak, empatimizi ve diÄŸer yaÅŸayan ÅŸeyleri anlama yetimizi geliÅŸtirmek için birlikte çalışıyoruz. Bu noktada, tüm yaÅŸama saygı göstermek, bizzat bizim yaÅŸamımızı sürdürmemiz için bir önkoÅŸuldur.
Radikal feminist kuram yine –akılcılığın duyarlılığa, aklın sezgiye hükmettiÄŸi, ve devamlı bölünme ve kutuplaÅŸmaların (aktif/pasif, çocuk/yetiÅŸkin, aklı başında/deli, çalışmak/oynamak, kendiliÄŸindenlik/örgütlenme) bizi, bir Bütün olarak akıl-beden deneyiminden ve insan deneyiminin SürekliliÄŸi‘nden yabancılaÅŸtıran– eril hiyerarÅŸik düşünce kalıplarını eleÅŸtirir. Kadınlar, bir bütün olarak evrenle uyumlu, bireysel yaralarımızın ve hiziplerimizin kolektif tedavisine adanmış bütüncül insanlar olarak yaÅŸamamız için bu bölünmelerden kurtulmaya çalışırlar.
Kadın Hareketi içindeki fiili pratikte, hiyerarÅŸi ve tahakkümü yıkmakta feministler hem baÅŸarılı hem de baÅŸarısız olmuÅŸlardır. Kadınların sıklıkla “sezgisel” anarÅŸistler olarak konuÅŸtuklarını ve eylediklerini düşünüyorum; yani, tüm ataerkil düşünce ve örgütlenmelerin tamamen reddedilmesine yaklaşıyoruz, veya bunun eÅŸiÄŸine varıyoruz. Ancak bu yaklaÅŸma ataerkilliÄŸin –zihinlerimizde ya da birbirimizle olan iliÅŸkilerimizde– aldığı güçlü ve sinsi biçimlerle bloke ediliyor. Otoriter bir toplumda yaÅŸamak ve onun tarafından koÅŸullandırılmak, feminizm ile anarÅŸizm arasındaki bu çok önemli baÄŸlantıyı kurmamızı sıkça engeller. Ataerkillikle savaÅŸtığımızı söylediÄŸimizde, bunun tüm hiyerarÅŸilerle, tüm liderliklerle, tüm hükümetlerle ve bizzat otorite düşüncesinin kendisiyle savaÅŸmak demek olduÄŸu her zaman hepimiz için açık deÄŸildir. Kolektif çalışma ve küçük lidersiz gruplar yönündeki dürtülerimiz anarÅŸizandır, ancak çoÄŸu durumda onları bu ÅŸekilde adlandırmadık. Ve bu önemlidir, çünkü feminizmin anarÅŸizm olarak anlaşılması kadınlar için, reformizmden ve boÅŸluk-doldurucu eylemlerden otoriter politikanın temel doÄŸasıyla devrimci bir ÅŸekilde yüzleÅŸmeye doÄŸru bir sıçrama tahtası [iÅŸlevi görebilir].
EÄŸer “ataerkilliÄŸi alaÅŸağı” etmek istiyorsak, anarÅŸizm hakkında konuÅŸmamız, tam olarak ne anlama geldiÄŸini bilmemiz, ve kendimizi ve günlük yaÅŸantılarımızın yapısını dönüştürmek için bu çerçeveyi kullanmamız gereklidir. Feminizm diÅŸi toplu iktidar veya bir kadın BaÅŸkan demek deÄŸildir; hiçbir toplu iktidar ve hiçbir BaÅŸkan olmaması demektir. EÅŸit Haklar Bildirgesi toplumu dönüştürmeyecektir; kadınlara sadece hiyerarÅŸik ekonomi içine dahil olma “hakkı” verecektir. CinsiyetçiliÄŸe meydan okumak, –ekonomik, politik, ve kiÅŸisel– tüm hiyerarÅŸilere meydan okumak demektir. Ve bu anarka-feminist bir devrim demektir.
Özellikle, feministler ne zaman anarÅŸizanlardı, ve ne zaman birdenbire durduk? 60′ların sonlarında ikinci dalga feminizm tüm ülke geneline yayıldığında, kadın gruplarının aldığı biçimler sıklıkla [üstünde] konuÅŸulmamış bir liberter bilinci yansıtmaktaydı. Rekabetçi güç oyunlarına, kiÅŸisel olmayan hiyerarÅŸiye, ve erkek politikasının kitle örgütlenme taktiklerine isyan ederken, kadınlar günlük yaÅŸantılarımızla ilgilenen küçük, lidersiz bilinç-yükseltme [B-Y] gruplarına dağıldılar. Yüz-yüze, bugüne kadar deÄŸer verilmemiÅŸ algı ve deneyimlerimizi paylaÅŸarak ezilmemizin kökündeki sebebe ulaÅŸmayı denedik. Birbirimizden politikanın “orada bir yerlerde” deÄŸil, akıllarımızda ve bedenlerimizde ve bireyler arasında olduÄŸunu öğrendik. KiÅŸisel iliÅŸkiler, politik bir sınıf olarak bizi ezebiliyordu ve eziyordu. Sefaletimiz ve kendimizden nefret etmemiz –evde, sokakta, iÅŸte, ve politik örgüttlenmedeki– erkek hakimiyetinin doÄŸrudan bir sonucuydu.
Böylece, ABD’nin baÄŸlantısız birçok yerinde B-Y grupları kendiliÄŸinden, ataerkil biçimlere doÄŸrudan bir (re)aksiyon olarak geliÅŸti. Temel örgütlenme birimi olarak küçük gruba, kiÅŸisel ve politik olana, anti-otorterliÄŸe, ve kendiliÄŸinden doÄŸrudan eyleme yapılan vurgular esasen anarÅŸizandı. Ancak, İspanyol devrimci eylemlerini tutuÅŸturan yıllar ve yıllar boyunca süren hazırlık neredeydi? Kadın gruplarının yapısı, İspanya, Fransa ve diÄŸer ülkelerdeki anarko-sendikalist sendikalar içindeki anarÅŸist ilgi gruplarınınkini [ing. affinity] oldukça andırmaktadır. Ancak, biz kendimizi anarÅŸist olarak adlandırmadık ve anarÅŸist ilkeler etrafında bilinçli olarak örgütlenmedik. O zamanlar, bir yeraltı iletiÅŸim ve fikir-ve-yetenek paylaşımı ağı bile geliÅŸtirmedik. Kadın hareketi körü körüne cevapları araÅŸtıran bir avuç kadar gruptan daha fazlası deÄŸilken, belirlenmemiÅŸ bir ideal olarak akıllarımızda anarÅŸizm vardı.
Bunun, düzenli bir ÅŸekilde yapılandırılır ve somutlaÅŸtırılırsa, biz kadınları, toptan devrimi baÅŸarmaya doÄŸru daha önceki herhangi bir gruptan çok daha ileri götürebilecek derinlemesine bir anarÅŸist bilincin taşıyıcıları olma biçimindeki biricik konuma koyduÄŸuna inanıyorum. Kadınların sezgisel anarÅŸizmi, keskinleÅŸtirilir ve belirginleÅŸtirilirse, insanlığın kurtuluÅŸu mücadelesinde inanılmaz bir ileri (ya da öteye) adım olacaktır. Radikal feminist kuram Nihai Devrim olarak feminizmi selamlar. Bu, ancak ve ancak anarÅŸist kökenlerimizi fark eder ve onlara sahip çıkarsak doÄŸrudur. AnarÅŸizmle feminist baÄŸlantıyı görmekte baÅŸarısız olduÄŸumuz noktada, devrimden önce dururuz ve “siz erkeklerin politik kızışkanlığı”na tıkılıp kalırız. Karanlıkta el yordamıyla ilerlemeyi bırakmanın, en sonunda nerede olmak istediÄŸimiz baÄŸlamında ne yapmış ve ne yapmakta olduÄŸumuzu görmenin zamanı.
B -Y grupları iyi bir baÅŸlangıçtı, ancak sıklıkla kiÅŸisel sorunları konuÅŸmaya öyle battılar ki, doÄŸrudan eylem ve politik yüzleÅŸmeye atlama yapmakta baÅŸarısız oldular. Belirli bir mesele veya proje etrafında örgütlenen gruplar zaman zaman “yapısızlığın tiranlığının” “tiranlığın tiranlığı” kadar tahripkar olabileceÄŸini gördüler.(20) Örgütlenmeyi kendiliÄŸindenlikle harmanlamadaki baÅŸarısızlık sıkça daha fazla yetenek veya kiÅŸisel karizması olanların liderler olarak ortaya çıkmasına neden oldu. Kendilerini ateÅŸli kavgalar, suçluluk duygusu, ve iktidar mücadelelerinin peÅŸinde koÅŸarken bulanlar gücenme ve hayal kırıklığı hissettiler. Bu, çok sıkça ya toptan etkisizleÅŸmeyle veya (kelimenin eski eril yukarı/aÅŸağı anlamında) “ihtiyacımız olan daha fazla yapı” [ÅŸeklindeki] kuvvetli bir gerilemeyle sonuçlandı.
Bir kez daha, eksik olanın kelimelere dökülmüş anarÅŸist bir analiz olduÄŸunu düşünüyorum. Örgütlenmenin kendilindenliÄŸi boÄŸması veya hiyerarÅŸik kalıplar takip etmesi gerekmez. En baÅŸarılı olan kadın hareketleri, çeÅŸitli akışkan yapılarla iÅŸleyenlerdi: görev ve baÅŸkanlığın rotasyona tabi olması, tüm yeteneklerin paylaşılması, bilgi ve kaynaklara eÅŸit eriÅŸim, tekelleÅŸtirilmemiÅŸ karar alma, ve grup dinamiklerinin tartışılması için zaman yaratılması. Bu en son yapısal unsur önemlidir, çünkü grup üyelerinin payına, bu “[grubun içine] sızan iktidar politikaları”nın devamlı takip edilmesi çabasını kapsar. EÄŸer kadınlar sözlü olarak kendilerini kolektif çalışmaya adıyorlarsa, bu (”takipçiler”i ortadan kaldırmak için) pasifliÄŸin aksinin öğrenilmesini ve (”liderler”den sakınmak için) özel yetilerle bilginin paylaşılmasını gerektirir. Bu, baÅŸkalarının kelimeleri veya yaÅŸamlarından esin alamayacağımız anlamına gelmez; güçlü bireylerin güçlü eylemleri bulaşıcı ve bu nedenle de önemli olabilir. Ancak eski davranış kalıplarına doÄŸru kaymamak için dikkatli olmalıyız.
Olumlu yanında, kadın hareketinin son birkaç yılda ortaya çıkan yapısı, durmaksızın yeraltı iletiÅŸim ağı ve belirli meseleler etrafında kolektif eylemler iÅŸleyen anarÅŸizan küçük proje-odaklı gruplar kalıbını takip etmektedir. Liderden/”yıldız”dan sakınmaktaki ve küçük eylem projelerinin (Tecavüz Krizi Merkezleri, Kadın SaÄŸlık Kolektifleri) tüm ülkeye yayılmasındaki kısmi baÅŸarı, kadın hareketinin tek bir kiÅŸiye veya gruba indirgenmesini oldukça zorlaÅŸtırmıştır. Feminizm tek vuruÅŸ darbesiyle yok edilemeyecek çok baÅŸlı bir devdir. HiyerarÅŸik zihniyetle kavranamayan ÅŸekillerde yayılır ve büyürüz.
Ancak bu Düşman’ın sınırsız gücünü küçük görmek deÄŸildir. Bu iktidarın alabileceÄŸi en güvenilmez biçim, kısa görüşlü, anarÅŸizan olmayan feminist düşünceyi yüzeysel “toplumsal deÄŸiÅŸim” halinde besleyip ona adapte olmaktır. CinsiyetçiliÄŸi iÅŸlerin gidiÅŸatına kadınların katılımıyla kökünden sökülüp atılabilecek bir ÅŸeytan olarak düşünmek, tahakküm ve ezilmenin devamlılığını saÄŸlayacaktır. “Feminist” kapitalizm terimsel olarak çeliÅŸkilidir. Kadın kredi birlikleri, restorantlar, kitap evleri, vb. kurduÄŸumuz zaman, bunu kendi hayatta kalmamız için, süreçleri rekabete, kar-yapmaya ve tüm ekonomik baskı biçimlerine meydan okuyacak ve onlarla çeliÅŸecek bir karşı-sistem yaratma amacı için böyle yaptığımız konusunda açık olmalıyız. “Sınırlarda yaÅŸamaya“(21), anti-kapitalist, tüketime dayanmayan deÄŸerlere adanmış olmalıyız. Bizim istediÄŸimiz “iktidarı bir küme oÄŸlandan baÅŸka bir oÄŸlan kümesine devreden“(22) bir kaynaÅŸma veya askeri darbe deÄŸil. Bizim istediÄŸimiz toptan bir devrimden daha azı deÄŸil; biçimleri eÅŸitlik, tahakküm, bireysel deÄŸiÅŸime saygısızlıkla lekelenmemiÅŸ bir gelecek icat edecek bir devrim –kısacası feminist-anarÅŸist devrim. Kadınların ilk başından beri insanlığın kurtuluÅŸu doÄŸrultusunda nasıl hareket edeceÄŸini bildiklerine inanıyorum; yallızca süren erkek politika biçimlerinden kurtulmamız ve kendi anarÅŸizan kadın analizimize odaklanmamız gerekiyor.
BURADAN NEREYE GİDECEĞİZ? ÜTOPYAYI GERÇEK YAPMAK
“Ah, görüşünüz romantik bir saçmalık, aşırı duygusal bir sofuluk, gevÅŸek bir idealizm.” “Åžiirle uÄŸraşıyorsunuz, çünkü somut ayrıntılar sunamazsınız.” Kafamın (kafanızın?) arkasındaki küçük ses böyle diyor. Ancak kafamın önü, yanı başımda olsaydın konuÅŸabileceÄŸimizi biliyor. Ve konuÅŸmamızda ÅŸunun bunun (somut, ayrıntılı) tanımlanmasına, ÅŸu veya bunun nasıl çözüleceÄŸine ulaÅŸacağız. Benim görüşümün gerçekten yoksun olduÄŸu ÅŸey somut, ayrıntılı insan bedenleridir. Böylece bu artık bulanık bir görüntü deÄŸil, etten kemikten bir gerçeklik olacaktır.“(23)
Su Negrin
“Bugün cesareti kırılmış ve izole olmuÅŸ olmak yerine, tartışan, planlayan, yaratan ve sorun çıkaran küçük gruplarımızda olmalıyız… daima feminist eylemlilik içinde olmalı ve onu yaratmalıyız, çünkü biz hepimiz onunla geliÅŸiriz; (onun) yokluÄŸunda, kadınlar sakinleÅŸtirici alır, çıldırır ve intihar ederler.“(24)
Cathy Levin
60′larda oturma eylemlerinin, yürüyüşlerin, öğrenci boykotlarının, gösterilerin ve DEVRİM HEMEN ŞİMDİ’nin heyecanını yaÅŸayanlarımız, 70′lerde olanlar hakkında hayal kırıklığı duyabilir ve bunu tam bir şüpheyle karşılayabilirler. Vazgeçmek veya (”açık” evliliÄŸe? zamane kapitalizmine? Guru Maharaji’ye?) katılmak, mücadeledeki onyılların olasılıklarıyla ve hatta nihai bir baÅŸarısızlıkla yüzleÅŸmekten daha kolay gözüküyor. Bu noktada, devrim sürecini görecek bir çerçeveden yoksunuz. Bu olmaksızın uyuÅŸmuÅŸ, izole olmuÅŸ bir mücadeleye veya bireysel çözüme mahkum oluruz. Anarka-feminizmin saÄŸlayacağı çerçeve, veya birleÅŸme noktası türü bir ÅŸey, Ütopyacı hedeflere ulaÅŸmak üzere herhangi devamlı bir çaba için önkoÅŸul olarak gözüküyor. İspanya ve Fransa’ya bakarak, gerçek devrimin “ne rastlantısal bir oluÅŸum ne de yukarıdan kurgulanmış bir askeri darbe olmadığı“nı(25) görebiliriz. Yıllarca sürecek bir hazırlık gerektirir: düşünce ve bilgileri paylaÅŸmak; bilinç ve davranışlarda deÄŸiÅŸiklikler; kapitalizme, hiyerarÅŸik yapılara karşı politik ve ekonomik alternatiflerin yaratılması. Özerk bireylerin kolektif politik yüzleÅŸme yoluyla kendiliÄŸinden doÄŸrudan eylemesini gerektirir. KiÅŸisel yaÅŸamınızı ve “aklınızı özgürleÅŸtirmek” önemlidir, ancak yeterli deÄŸildir. KurtuluÅŸ adacıklar halindeki bir deneyim deÄŸildir; diÄŸer insanlarla birlikte gerçekleÅŸir. Bireysel olarak “kurtulmuÅŸ kadın” yoktur.
Yani, konuÅŸtuklarım uzun vadeli bir süreç, pasifliÄŸi öğrenmekten kurtulduÄŸumuz ve kendi yaÅŸamlarımızın denetimini ele geçirmeyi öğrendiÄŸimiz bir eylemler dizisidir. Åžeylerin oluÅŸ ÅŸekline karşı zihinsel ve fiziksel (somut) alternatifler oluÅŸturulmasıyla mevcut sistemin “içini boÅŸaltmak”tan bahsediyorum. ABD hükümetini alaÅŸağı eden küçük bir silahlı gerilla grubunun romantik görüntüsünün (tamamen erkek politikası olduÄŸu için) modası geçmiÅŸtir ve esasen devrimin bu kavramsallaÅŸtırmasıyla ilgisi yoktur. Bunu denemiÅŸ olsaydık, ezilmiÅŸ olurduk. Üstelik, afiÅŸte söylendiÄŸi gibi, “Bizim istediÄŸimiz hükümeti devirmek deÄŸil, onun karmaÅŸa içinde kaybolacağı bir durumu [yaratmak]“. Bu İspanya’da (geçici olarak) olmuÅŸtu ve Fransa’da neredeyse oluyordu. Silahlı direniÅŸin bir noktada gerekli olup olmayacağı tartışmaya açık bir nokta. AnarÅŸist “araçlar amaçları belirler” ilkesi pasifizmi ima ediyor gözükmekte, ancak Devlet’in gücü o kadar büyük ki ÅŸiddetsizlik hakkında kesin olmak zor. (Silahlı direniÅŸ İspanyol Devrimi’nde hayatiydi, ve Fransa 1968′de de önemli gözüküyordu). Ancak pasifizm meselesi baÅŸka bir tartışmayı içermekte; ve benim burada ilgilendiÄŸim ÅŸey toplumu dönüştürmek üzere gereken hazırlığı –anarka-feminist çerçeveyi, uzun erimli devrimci sabrı, ve sığınaklarına çekilmiÅŸ ataerkil tavırlarla sürekli bir çatışmayı içeren bir hazırlığı– vurgulamak.
Hazırlığın fiili taktikleri uzun süreden beri dahil olduÄŸumuz ÅŸeylerdir. Devam etmek ve onları daha da geliÅŸtirmek zorundayız. Bunların üç düzeyde iÅŸlediklerini görüyorum: (1) “eÄŸitsel” (düşünceleri, deneyimleri paylaÅŸmak), (2) ekonomik/politik, ve (3) kiÅŸisel/politik.
“EÄŸitim”in aslında sözde alçakgönüllü bir tonu var, ancak “sözü kitlelere ulaÅŸtırmak” veya suçluluk duygusuyla yüklü bireyleri varoluÅŸun emredici yollarına çağırmayı kastetmiyorum. YaÅŸamlarımızı birbirimizle paylaÅŸmak üzere –(feminist yayın ağımızda) yazmak, çalışma grupları, ve kadın radyosu ve TV programlarından gösterilere, yürüyüşlere ve sokak tiyatrolarına kadar– geliÅŸtirdiÄŸimiz pek çok yöntem hakkında konuÅŸuyorum. Kitle medyası devrimci iletiÅŸim ve etki için özellikle önemli bir alan olarak gözüküyor –radyo ve TV tarafından yaÅŸamlarımızın nasıl yanlış-biçimlendirildiÄŸini bir düşünün(26). Tek başına bakılınca bu ÅŸeyler faydasız görülebilir, ancak politik hareketlere aktif katılımın yanısıra yazarak, okuyarak, ve birbirlerini dinleyerek insanlar deÄŸiÅŸirler. Birlikte sokaklara çıkmak pasifliÄŸi sarsar; ve kendimizi sürdürmemize ve dönüştürmemize yardım edebilecek komünal çaba ruhunu ve yaÅŸam enerjisini saÄŸlar. Tipik bir amerikan kızından bir anarka-feministe dönüşümüm on yılı bulan bir okuma, tartışma ve –Ortabatıdan Batı ve DoÄŸu Kıyısı’na kadar– çok çeÅŸitli insanla ve poltikayla uÄŸraÅŸmamla gerçekleÅŸti. Benim deneyimlerim belli açılardan kendine özgü olabilir, ancak bunların sıradışı olduÄŸunu düşünmüyorum. Bu ülkenin birçok, birçok yerinde insanlar kabullenme ve pasifliÄŸe koÅŸullanma yolllarını yavaÅŸ yavaÅŸ sorgulamaya baÅŸlıyorlar. Tanrı ve Hükümet bir zamanlarki gibi en yüksek otoriteler deÄŸiller. Bu, Kilise ve Devlet’in gücünü asgari kılmak deÄŸildir, düşünce ve davranışlardaki önemsiz gibi gözüken deÄŸiÅŸikliklerin kolektif eylemle sertleÅŸtirildiklerinde ataerkilliÄŸe karşı gerçek bir meydan okuma oluÅŸturduklarını vurgulamaktır.
Ekonomik/politik taktikler doÄŸrudan eylemin ve “amaçlı yasadışılığın” (Daniel Guerin’in ifadesi) alanına girer. Anarko-sendikalizm üç temel doÄŸrudan eylem tarzını belirtir: sabotaj, grev, ve boykot. Sabotaj “her türlü olası yöntemle üretimin düzenli sürecini engellemek“(27) demektir. Sabotaj, giderek daha sıklıkla, deÄŸiÅŸen toplumsal deÄŸerlerden bilinçsizce etkilenen insanlar tarafından uygulanmaktadır. ÖrneÄŸin, sistematik iÅŸten kaytarma [ing. absenteeism, görevi başında bulunmama] hem mavi hem de beyaz yakalı işçiler tarafından icra edilmektedir. İşverenlere karşı koymak “yavaÅŸlatma” gibi ustaca veya “defol git” gibi kabaca ÅŸekillerde yapılabilir. Mümkün olduÄŸunca yavaÅŸ bir ÅŸekilde mümkün olduÄŸunca az iÅŸ yapmak, fiili iÅŸ sürecini karıştırdığı için yaygın bir çalışan uygulamasıdır (genellikle grev sırasında bir sendika taktiÄŸi olarak). Sekreterlerin mutat yanlış [belge] doldurmaları veya “önemli kağıtları” kaybetmeleri, veya İtalya’daki 1967 demiryolu grevi sırasında [trenlerin üzerindeki] yön levhalarının sürekli deÄŸiÅŸip durması.
Sabotaj taktikleri grevlerin çok daha etkili olmasını saÄŸlar. Grev bizzat işçilerin en önemli silahıdır. Herhangi bir grev, eÄŸer diÄŸer endüstrilere yayılır ve genel bir grev haline gelirse, sistemi felç etme potansiyeline sahiptir. Toplumsal devrim bu durumda sadece bir adım ötededir. Tabii ki, genel grevin nihai hedefi işçilerin kendinden yönetimi (ve keza bunu nasıl baÅŸaracağı ve nasıl sürdüreceÄŸine dair belirgin anlayışı) olmalıdır; aksi takdirde (1968 Fransa’sında olduÄŸu gibi) devrim ölü doÄŸacaktır.
Boykot da yine kuvvetli bir grev veya sendika stratejisi olabilir (örn. Farah pantalonlarının ve sendika ürünü olmayan üzüm, salatalık ve ÅŸarapların boykot edilmesi). Ek olarak, ekonomik ve toplumsal deÄŸiÅŸiklikleri zorlamak için de kullanılabilir. Oy kullanmayı, savaÅŸ vergilerini ödemeyi veya kapitalist rekabeti ve aşırı-tüketimi reddetmek, tüm bunlar alternatif, kar-amaçlı olmayan yapılarla (gıda kooperatfileri, saÄŸlık ve hukuk kolektifleri, yeniden dönüştürülmüş giysiler ve kitap dükkanları, özgür okullar vb.) birleÅŸtiÄŸinde önemli eylemlerdir. Tüketimcilik kapitalizmin ana mevzilerinden birisidir. Almayı (özellikle de modası geçmiÅŸ ürünleri ve saldırganca reklamı yapılanları) boykot etmek “günlük yaÅŸamın niteliÄŸini” deÄŸiÅŸtirme gücüne sahip bir taktiktir. Oy kullanmayı reddetmek, güç ve paranın politik elitleri seçtiÄŸi sahte demokrasiye karşı bilinçli bir ifadeden ziyade sıklıkla umutsuzluk ve edilgenlik yüzünden yapılmaktadır. Oy kullanmama, eÄŸer eÅŸ zamanlı olarak alternatif anarÅŸist ilgi grupları [ing. affinity group] ağı içinde samimi demokratik biçimler yaratılmasına katılabilirsek, sessiz bir rıza göstermeden baÅŸka bir anlama gelebilir.
Bu bizi üçüncü alana getirir –esaslı bir ÅŸekilde diÄŸer ikisine baÄŸlı olan kiÅŸisel/politik. AnarÅŸist ilgi grubu uzun zamandan beri devrimci örgütsel bir yapı olagelmiÅŸtir. Anarko-sendikalist sendikalarda, işçilerin kendinden yönetiminin eÄŸitim yeri olarak iÅŸlev görmüştür. Bunlar, belirli kısa dönemli bir hedef doÄŸrultusunda bireylerin geçici gruplaÅŸması (profesyonelciliÄŸe ve kariyer elitizmine alternatif olarak) olabilirler, veya bireylerin bire bir iliÅŸkilerinde kendilerini tahakküm veya mülkiyetçilikten nasıl kurtaracaklarını öğrendikleri yaÅŸam kolektifleri olabilirler. Potansiyel olarak, anarÅŸist ilgi grupları liberter, hiyerarÅŸik olmayan yeni bir toplum kurabileceÄŸimiz temeli oluÅŸtururlar. YaÅŸama ve çalışma tarzımız, düşünme ve anlama tarzımızı deÄŸiÅŸtirir (ve bunun tam tersi de geçerlidir), ve bilinçteki deÄŸiÅŸiklikler eylem ve davranışlardaki deÄŸiÅŸiklikler haline geldiÄŸinde, devrim baÅŸlamıştır.
Ütopyayı gerçek kılmak pek çok düzeyde mücadeleyi içerir. Sürekli olarak geliştirilecek ve değiştirilecek belirli taktiklerin yanısıra, politik sebatkarlığa ihtiyacımız vardır: bugünün ötesinde keyifli, devrimci geleceği görme kuvveti ve yetisi. Buradan oraya ulaşmak inançta bir sıçramadan daha fazlasını gerektirir. Bu, her birimizden olasılığa ve doğrudan eyleme gün be gün, uzun erimli bir kararlılık [göstermemizi] talep eder.
GELECEĞİN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ
“Kadın kültürünün yaratılması, arkadaÅŸlarımızla olan konuÅŸmalarımızdan, çocuk bakım merkezleri için vitrinleri ele geçirmeye, hemcinsi ile seviÅŸmeye kadar herÅŸeyi devamlı olarak yeniden ortaya seren bir GÖRÜŞE katılımı nedeniyle, hayal edebileceÄŸimiz kadar yayılmacı bir süreçtir. Bu, deÄŸiÅŸtirici olması dışında ifÅŸa edici, tanımlanamaz bir süreçtir. Kadın kültürü, kendimizle, birbirimizle ve kızkardeÅŸimiz yerküre ile uyumlu bir imgelem [ing. vision] doÄŸrultusunda hepimiz için cin kovucu, isimlendirici, yaratıcıdır. Son on yılda, ataerkilliÄŸin tarihinde olmadığı kadar onun iktidarını devirmek için hızlanmış ve buna yaklaÅŸmış olmamız … neÅŸeli bir umudun sebebidir –yabani, bulaşıcı, zapt edilemez, çılgın bir UMUT!… Umut; yaÅŸamın ölüm, ümitsizlik ve anlamsızlık karşısındaki zaferi artık baktığım her yerde –KADINİMGELEMİne inanan tılsımlı kadınlar gibi…“(28)
Laurel
EÄŸer yarın devrim olmazsa hepimizin felaketvari (en azından katatonik [ing. catatonic, dış dünyayla iletiÅŸim kesildiÄŸi ÅŸizofrenik durum]) bir kadere mahkum olacağımızı düşünürdüm. Artık devrim öncesi-ve-sonrası bir ÅŸeye inanmıyorum, ve bu terimlerle düşünürek kendimizi baÅŸarısızlığa ve ümitsizliÄŸe yönlendirdiÄŸimizi düşünüyorum. Mücadeleyi sürdürmek için gereksinimimiz olan, kesinlikle ihtiyaç duyduÄŸumuz tek ÅŸeyin (günlük yaÅŸamlarımızdaki baskıya raÄŸmen) UMUT olduÄŸuna, yani herkes için hem yaÅŸanabilir hem de kendini gerçekleÅŸtiren, tepeden tırnaÄŸa içsel ve dışsal bir dünya yaratmakta bizleri devamlı ileriye doÄŸru çekiÅŸtirecek kadar güzel ve güçlü bir gelecek imgelemi olduÄŸuna inanıyorum(*). Umudun olduÄŸuna inanıyorum –yani Laurel’in “kadınimgelemi”nde, Mary Daly’nin “varoluÅŸsal cesaret”inde(29), ve anarka-feminizmde. Bizim farklı seslerimiz aynı düşü tasvir ediyor, ve “”ağızlarımızı tıkayan taşı ancak bir düş parçalayabilir.“(30) KonuÅŸtukça deÄŸiÅŸiriz, ve deÄŸiÅŸtikçe eÅŸanlı olarak kendimizi ve geleceÄŸi dönüştürürüz.
Toplumumuzda bireysel veya baÅŸka bir türlü bir çözüm olmadığı doÄŸrudur.(31) Bunu eÄŸer kötümserleÅŸtirici bilgiyle deÄŸil de –bilincimizde ve yaÅŸamlarımızda– yaÅŸadığımız radikal metamorfozların [baÅŸkalaÅŸmalar] farkındalığıyla dengelersek, ancak belki o zaman gerçekleÅŸebilir DÜŞÜMÜZÜ yaratmaya devam etmek için cesaretimiz olabilir. Günlük baskıya maruz kalmak ve hala umutlu olmaya devam etmek açıkçası kolay deÄŸildir. Ancak bu bizim tek ÅŸansımız. EÄŸer umudu (baÄŸlantıları görme yetisini, bugündeki geleceÄŸi düşlemeyi) terk edersek, o zaman zaten kaybetmiÅŸizdir. Umut bir kadının en kuvvetli devrimci aracıdır; yaÅŸamlarımızı, iÅŸimizi ve sevgimizi her paylaÅŸtığımızda birbirimize verdiÄŸimiz ÅŸeydir. Bu, bizi kendimizden nefret etmekten, kendimizi suçlamaktan ve bizleri ayrı hücrelerde mahkum eden kadercilikten ileriye doÄŸru götüren ÅŸeydir. EÄŸer ÅŸimdi karamsarlık ve ümitsizliÄŸe teslim olursak, otoriter politikanın ve ataerkil tahakkümün kaçınılmazlığını kabul etmiÅŸ oluruz. (”Ümitsizlik en feci hainliktir, en bayat baÅŸtan çıkarmadır: en sonunda düşmanın galip geleceÄŸine inanmaktır.“(32), Marge Piercy). Acı ve öfkemizin umutsuzluk veya dar görüşlü kısmi-”çözümler”e dönüşmesine müsade etmemeliyiz. YapabileceÄŸimiz hiçbir ÅŸey yeterli olmayacaktır, ancak öte yandan, akıllarımızda, yaÅŸamlarımızda, bir baÅŸkasının yaÅŸamında yaptığımız o “küçük deÄŸiÅŸiklikler” tamamen boÅŸ ve etkisiz deÄŸildir. Devrim yapmak uzun zaman alır: bir kimsenin ÅŸu anda hem hazırlığını yaptığı hem de içinde yaÅŸadığı bir ÅŸeydir. GeleceÄŸin dönüştürülmesi anlık bir ÅŸey deÄŸildir; ne olduÄŸundan ne olabileceÄŸine uzanan, düşünce ile eylemin, bireysellik ile kolektifliÄŸin, kendiliÄŸindenlik ile örgütlenmenin topyekun bir sürekliliÄŸi olabilir.
AnarÅŸizm bu dönüşüm için çerçeveyi saÄŸlar. Bu, biz yaÅŸadıkça “gerçek” olacak bir imgelem, bir düş, bir olasılıktır. Feminizm anarÅŸizmi gelecekle ilintilendiren baÄŸlantıdır. En sonunda bu baÄŸlantıyı açıkça gördüğümüzde, bu imgelemi kavradığımızda, bu UMUDA tecavüz edilmesini reddettiÄŸimizde, hiçliÄŸin sınırından [dönerek] bugün ancak hayal edilebilir olana adımımızı atacağız. Kadınimgelemi, yani anarka-feminizm, yüzyıllardır bedenlerimizin içinde taşındı. “Bu imgelemi doÄŸurmak, her birimizin içinde süren bir mücadele olacaktır“(33), ancak bunu yapmamız gerekiyor. “Öfkemizi filler gibi savaÅŸa sürmeliyiz“.
“Karabasan parıltılarıyla tedirgin olan uyurgezerleriz,
Kilitli koÄŸuÅŸlarda bakışımızı küçük odalara kapatıyoruz, vazgeçerek…
Yalnızca aynayı kırıp [düşlediğimiz] imgemize tırmandığımızda,
Yalnızca birlikte akan ve şarkı söyleyen bir rüzgar olduğumuzda,
Yalnızca kemiklerimizden fışkıran düşün içinde
gerçeğe dönüşürüz en sonunda
ve uyanırız.“(34)
(*) Ve kendini gerçekleştirmek diyerek, sadece yaşamsal gereksinimleri (yeterli gıda, giyim, barınma vb.) değil, ancak aynı zamanda psikolojik gereksinimleri (örn. belirli, somut olası alternatifler arasında tam bir seçim yapma özgürlüğünü besleyecek olan baskıcı olmayan bir çevreyi) de kastediyorum.
DİPNOTLAR
(01) Emma Goldman, “AnarÅŸizm: Gerçekte Neyi Amaçlar“, Kızıl Emma KonuÅŸuyor (Vintage Books, 1972), s. 59.
(02) Su Negrin, BaÅŸtan BaÅŸla (Times Change Press, 1972), s. 128.
(03) Murray Bookchin, Kendiliğindenlik ve Örgütlenme, Liberation, Mart, 1972, s. 6.
(04) Paul Berman, Anarşistlerden Alıntılar (Praeger Publishers, 1972), s. 68.
(05) Sam Doigoff, AnarÅŸist Kollektifler (Free Life Editions, 1974), s. 27.
(06) age, s. 6, 7, 85.
(07) Daniel and Gabriel Cohn-Bendit, EskimiÅŸ Komünizm – Sol Kanat Alternatif (McGraw-Hill, 1968), s. 256.
(08) Hem Mayıs-Haziran olaylarının anlayışlı bir analizi ve teknolojik bir toplumda devrimci potansiyelin tartışması için Murray Bookchin’in Kıtlık-Ötesi AnarÅŸizm‘ine (Ramparts Press, 1974) bakınız.
(09) age, s. 262.
(10) age, s. 250.
(11) Bookchin, Kendiliğindenlik ve Örgütlenme, s. 11-12.
(12) Bookchin, Kıtlık-Ötesi Anarşizm, s. 249.
(13) Berman, s. 146.
(14) Bookchin, Kıtlık-Ötesi Anarşizm, s. 40.
(15) Bookchin, Kendiliğindenlik ve Örgütlenme, s. 10.
(16) Margaret Atwood, “Solucanların Åžarkısı“, Mutlusunuz (Harper & Row, 1974), s. 35.
(17) Mary Daly, Baba Tanrının Ötesinde (Beacon Press, 1973), s. 133.
(18) Cathy Levine, “Tiranlığın Tiranlığı“, Black Rose 1, s. 56.
(19) UCLA tarih bölümünden Temma Kaplan İspanyol Devrimi’ndeki kadın gruplarının (özellikle de “Mujeres Libres”) üstüne ayrıntılı çalışmalar yapmıştır. Keza bakınız, Liz Willis, İspanyol Devrimi’nde Kadınlar, Solidarity Pamphlet No. 48.
(20) Bakınız Joreen’in “Yapısızlığın Tiranlığı“, Second Wave, Cilt. 2, No. 1, ve Cathy Levine’ın “Tiranlığın Tiranlığı“, Black Rose 1.
(21) Daly, s.55.
(22) Robin Morgan, Boston College konuşması, Boston, Mass., Kasım 1973.
(23) Negrin, s.171.
(24) Levine, s.50.
(25) Doigoff, s. 19.
(26) Cohn-Bendits Paris 1968′in en büyük hatalarından birisinin medyanın –özellikle de radyo ve TV’nin– denetimini tam olarak ele geçirilememesi olduÄŸunu belirtir.
(27) Goldman, “Sendikalizm: Kuram ve Pratik“, Kızıl Emma KonuÅŸuyor, s.71.
(28) Laurel, “Kadın Görüşüne DoÄŸru“, Amazon Quarterly, Cilt 1, Sayı 2, s. 40.
(29) Daly, s. 23.
(30) Marge Piercy, “Düşün Provoke Edilmesi“.
(31) Fran Taylor, “Romans, Bireysel Çözüm, ve İlgili Talihsizlikler Hakkında Karamsar Bir Söylev“, Second Wave, Cilt 3,Sayı 4.
(32) Marge Piercy, “Kuleyi Devirmek“, Faydalı Olmak (Doubleday, 1973), s. 88.
(33) Laurel, s. 40.
(34) Piercy, “Düşün Provoke Edilmesi“.
Çeviri: Mor Yağmur &Anarşist Bakış
Kaynak: “Anarchism: The Feminist Connection“, Peggy Kornegger.
www.khAos.info
Cevap Yaz