Anarko Sendikalizm
filed in AnarÅŸizm on Eki.24, 2009
Tom Wetzel
21 Ekim 2002
21 Ekim 2002
1. Minimal [Asgari] Materyalizm
2. Sınıf Mücadelesi Doktrini
3. Asgari Materyalizm Sınıf İndirgemici midir?
4. Dört-Kuvvet Kuramı
5. Marksist Sınıf Kuramının Eleştirisi
6. Parti vs. Sendikalizm
7. Kendiliğinden Örgütlenme Kuramının Eleştirisi
2. Sınıf Mücadelesi Doktrini
3. Asgari Materyalizm Sınıf İndirgemici midir?
4. Dört-Kuvvet Kuramı
5. Marksist Sınıf Kuramının Eleştirisi
6. Parti vs. Sendikalizm
7. Kendiliğinden Örgütlenme Kuramının Eleştirisi
Bir miktar anarkosendikalizmin kuramsal önermeleri hakkında konuşacağım, ve her iki siyasi bakış da kendisini sınıf mücadelesi üstünde temellendirdiğini iddia ettiği için Marksizm ile bazı karşılaştırmalar yapacağım.
Aslında tam anlamıyla karşılaştırılabilir değiller bunlar, çünkü Marksizm bütüncül bir dünya görüşü ortaya koyarken, ben anarkosendikalizmin ise en iyi olarak sadece bir devrimci strateji veya bir stratejik yönelim olarak anlaşılabileceğini öne süreceğim.
Anarkosendikalizmin temel fikri, katılımcılarının kendileri tarafından yönetilen kitlesel örgütlenmeler –özellikle de üretim noktasındaki mücadelede kökü bulunan örgütlenmeler– geliÅŸtirerek, işçi sınıfının kendisini sömürücü sınıfın boyunduruÄŸundan kurtarabilmesini saÄŸlayacak kendinden eylemliliÄŸini, kendine güvenini, birliÄŸini ve özörgütlenmesini geliÅŸtireceÄŸidir. Hareketin kendinden yönetimi, hareketin devrimci amacı olan üretimin iÅŸgücü tarafından yönetiminden önce gelir ve onu canlandırır. Sanırım anarkosendikalizmin özlü anlatımı böyle bir ÅŸeydir.
Aslında tam anlamıyla karşılaştırılabilir değiller bunlar, çünkü Marksizm bütüncül bir dünya görüşü ortaya koyarken, ben anarkosendikalizmin ise en iyi olarak sadece bir devrimci strateji veya bir stratejik yönelim olarak anlaşılabileceğini öne süreceğim.
Anarkosendikalizmin temel fikri, katılımcılarının kendileri tarafından yönetilen kitlesel örgütlenmeler –özellikle de üretim noktasındaki mücadelede kökü bulunan örgütlenmeler– geliÅŸtirerek, işçi sınıfının kendisini sömürücü sınıfın boyunduruÄŸundan kurtarabilmesini saÄŸlayacak kendinden eylemliliÄŸini, kendine güvenini, birliÄŸini ve özörgütlenmesini geliÅŸtireceÄŸidir. Hareketin kendinden yönetimi, hareketin devrimci amacı olan üretimin iÅŸgücü tarafından yönetiminden önce gelir ve onu canlandırır. Sanırım anarkosendikalizmin özlü anlatımı böyle bir ÅŸeydir.
1. Minimal [Asgari] Materyalizm
Marksizm ile anarkosendikalizm arasında bir ortaklık vardır, ÅŸimdi buna bakmak istiyorum. Buna “minimal materyalizm” diyorum.
“Minimal materyalizm”, toplumsal üretim içindeki insan grupları arasındaki güç iliÅŸkilerine dayanan sınıf yapısının toplumdaki en önemli veya en temel yapılanma olduÄŸu düşüncesidir. Bu sınıf yapısı, minimal materyalizme göre, toplumsal üretim üzerindeki temel kontrol yapısıdır, temel ekonomik yapıdır. Bu yapının, toplum hakkında geriye kalan herÅŸeyin açıklandığı veya anlaşıldığı bir arka plan olduÄŸu varsayılır.
Bunun asli olmasına ilişkin iki argüman şunlardır:
(i) Üretim insan yaşamı için gereklidir.
Ancak bu argüman iÅŸe yaramaz. İnsan yaÅŸamı için hayati olan baÅŸka ÅŸeyler de vardır –örneÄŸin, cinsel yeniden üretim ve tüketim.
(ii) İnsanlar uyumadıkları zamanın devasa boyuttaki bir kısmını çalışarak geçirirler, ve yaşamdan beklentileri fazlasıyla toplumsal üretimle olan ilişkilerine dayanmaktadır.
Sanırım bu daha iyi bir argüman.
“Yapı” ile ne demek istediÄŸimi açıklamak için, bir benzetme kullanacağım. Diyelim ki bir kibrit çıkardım ve onu ayakkabımın tabanına sürdüm ve kibrit ateÅŸ aldı. Nihai sonuç kibritin yanmasıdır. İtici [uyarıcı] olay ise benim kibriti sürtmemdir. Ancak bu itki olanı açıklamakta kendi başına yetersizdir. Kibritin ucu ıslak olsaydı ne olacaktı? Ya bu sahte plastik bir kibrit olsaydı? Ya kibrit çöpü fazlasıyla elastik olsaydı ve ben onu sürtemeseydim? Yani kibritin neden ateÅŸ aldığını açıklamak için, verili kabul ettiÄŸimiz bu daha istikrarlı etkenleri iÅŸin içine katmalıyız –kibritin kimyasal bileÅŸimi, kuruluÄŸÄŸu, kibrit çöpünün sertliÄŸi, vb.
Tamam, bunlar açıklamadaki “yapısal” etmenler dediÄŸim ÅŸeylerdirler. Bunlar, kibritin yanması nedensel sürecininin az ya da çok istikrarlı olan arka planının birer parçasıdırlar. İşte, “minimal materyalizm” düşüncesi, kapitalizmdeki sınıfsal bölünmenin bunun gibi bir arka plan “yapı” olması demektir; olanların neden bu halleriyle gerçekleÅŸtiklerinin tam ve doÄŸru bir resmini elde etmek istiyorsanız bakmanız gereken bir ÅŸeydir bu.
Buradaki düşünce, sınıf yapısının toplumda olan herşeyi şekillendiren bir nedensel güç alanı gibi olduğu düşüncesidir.
Marksizm ile anarkosendikalizm arasında bir ortaklık vardır, ÅŸimdi buna bakmak istiyorum. Buna “minimal materyalizm” diyorum.
“Minimal materyalizm”, toplumsal üretim içindeki insan grupları arasındaki güç iliÅŸkilerine dayanan sınıf yapısının toplumdaki en önemli veya en temel yapılanma olduÄŸu düşüncesidir. Bu sınıf yapısı, minimal materyalizme göre, toplumsal üretim üzerindeki temel kontrol yapısıdır, temel ekonomik yapıdır. Bu yapının, toplum hakkında geriye kalan herÅŸeyin açıklandığı veya anlaşıldığı bir arka plan olduÄŸu varsayılır.
Bunun asli olmasına ilişkin iki argüman şunlardır:
(i) Üretim insan yaşamı için gereklidir.
Ancak bu argüman iÅŸe yaramaz. İnsan yaÅŸamı için hayati olan baÅŸka ÅŸeyler de vardır –örneÄŸin, cinsel yeniden üretim ve tüketim.
(ii) İnsanlar uyumadıkları zamanın devasa boyuttaki bir kısmını çalışarak geçirirler, ve yaşamdan beklentileri fazlasıyla toplumsal üretimle olan ilişkilerine dayanmaktadır.
Sanırım bu daha iyi bir argüman.
“Yapı” ile ne demek istediÄŸimi açıklamak için, bir benzetme kullanacağım. Diyelim ki bir kibrit çıkardım ve onu ayakkabımın tabanına sürdüm ve kibrit ateÅŸ aldı. Nihai sonuç kibritin yanmasıdır. İtici [uyarıcı] olay ise benim kibriti sürtmemdir. Ancak bu itki olanı açıklamakta kendi başına yetersizdir. Kibritin ucu ıslak olsaydı ne olacaktı? Ya bu sahte plastik bir kibrit olsaydı? Ya kibrit çöpü fazlasıyla elastik olsaydı ve ben onu sürtemeseydim? Yani kibritin neden ateÅŸ aldığını açıklamak için, verili kabul ettiÄŸimiz bu daha istikrarlı etkenleri iÅŸin içine katmalıyız –kibritin kimyasal bileÅŸimi, kuruluÄŸÄŸu, kibrit çöpünün sertliÄŸi, vb.
Tamam, bunlar açıklamadaki “yapısal” etmenler dediÄŸim ÅŸeylerdirler. Bunlar, kibritin yanması nedensel sürecininin az ya da çok istikrarlı olan arka planının birer parçasıdırlar. İşte, “minimal materyalizm” düşüncesi, kapitalizmdeki sınıfsal bölünmenin bunun gibi bir arka plan “yapı” olması demektir; olanların neden bu halleriyle gerçekleÅŸtiklerinin tam ve doÄŸru bir resmini elde etmek istiyorsanız bakmanız gereken bir ÅŸeydir bu.
Buradaki düşünce, sınıf yapısının toplumda olan herşeyi şekillendiren bir nedensel güç alanı gibi olduğu düşüncesidir.
2. Sınıf Mücadelesi Doktrini
Minimal materyalizmden kaynaklanan bir şey de sınıf mücadelesi doktrinidir, yani toplumun zamanla nasıl değiştiği. Buradaki düşünce, sınıf mücadelesinin insani toplumsal formasyonların [oluşumların] evriminde merkezi etken olduğu fikridir.
Marks, en önemli düşüncelerinden birisinin emek ile emek-gücü arasındaki ayrım olduğunu söylemişti. Kapitalizmde çalışma yetisi, proleterlerin işverene sattıkları şeydir.
O, belli bir dönem boyunca kullanması için yetisini firmaya satar. Emek gücüne işe gitmesini söyleyip, evde yatağında kalamaz; emek gücüyle beraber kendisini de işe sürüklemek zorundadır. İşçinin çalışma yetisinin tam olarak nasıl kullanacağı konusunda işverenle işçi arasında kaçınılmaz bir kavga vardır. İleri kapitalizm, işçileri tam olarak denetlemek için, uzun dönemli karları azami kılarak sahiplerinin çıkarlarını korumak için, oldukça ayrıntılı bir patronlar ve profesyonel danışmanlar hiyerarşisi geliştimiştir.
Böylece, bu, süregiden sınıf mücadelesini, toplumsal ilişkilerde bizim üstümüzde patronların sahip oldukları iktidara karşı yürütülen kavgayı ortaya çıkarır.
Minimal materyalizm kendi başına, ekonomik determinizme veya tarihte kaçınılmaz bir yönelim olduğu şeklindeki herhangi bir düşünceye karşı bir bağlılığı içermez. Sadece sınıf mücadelesinin ve onun yarattığı çatışmanın, toplumda neler olduğunun anlaşılması için oldukça merkezi olduğunu söyler.
Tarihsel olarak anti-otoriter sol, kapitalizmin kaçınılmaz çöküşü fikrini reddetmiÅŸtir, ve Marksist kriz kuramına karşı şüpheci olmuÅŸtur. Anti-otoriter sol –hem konseyci Marksistler hem de anarÅŸistler–, kendilerini kurtarma sürecinde işçilerin kendi eylemliliklerinin, kiÅŸisel geliÅŸmelerinin, dayanışmalarının ve özörgütlenmelerinin olumlu rolüne vurgu yapar.
Minimal materyalizmden kaynaklanan bir şey de sınıf mücadelesi doktrinidir, yani toplumun zamanla nasıl değiştiği. Buradaki düşünce, sınıf mücadelesinin insani toplumsal formasyonların [oluşumların] evriminde merkezi etken olduğu fikridir.
Marks, en önemli düşüncelerinden birisinin emek ile emek-gücü arasındaki ayrım olduğunu söylemişti. Kapitalizmde çalışma yetisi, proleterlerin işverene sattıkları şeydir.
O, belli bir dönem boyunca kullanması için yetisini firmaya satar. Emek gücüne işe gitmesini söyleyip, evde yatağında kalamaz; emek gücüyle beraber kendisini de işe sürüklemek zorundadır. İşçinin çalışma yetisinin tam olarak nasıl kullanacağı konusunda işverenle işçi arasında kaçınılmaz bir kavga vardır. İleri kapitalizm, işçileri tam olarak denetlemek için, uzun dönemli karları azami kılarak sahiplerinin çıkarlarını korumak için, oldukça ayrıntılı bir patronlar ve profesyonel danışmanlar hiyerarşisi geliştimiştir.
Böylece, bu, süregiden sınıf mücadelesini, toplumsal ilişkilerde bizim üstümüzde patronların sahip oldukları iktidara karşı yürütülen kavgayı ortaya çıkarır.
Minimal materyalizm kendi başına, ekonomik determinizme veya tarihte kaçınılmaz bir yönelim olduğu şeklindeki herhangi bir düşünceye karşı bir bağlılığı içermez. Sadece sınıf mücadelesinin ve onun yarattığı çatışmanın, toplumda neler olduğunun anlaşılması için oldukça merkezi olduğunu söyler.
Tarihsel olarak anti-otoriter sol, kapitalizmin kaçınılmaz çöküşü fikrini reddetmiÅŸtir, ve Marksist kriz kuramına karşı şüpheci olmuÅŸtur. Anti-otoriter sol –hem konseyci Marksistler hem de anarÅŸistler–, kendilerini kurtarma sürecinde işçilerin kendi eylemliliklerinin, kiÅŸisel geliÅŸmelerinin, dayanışmalarının ve özörgütlenmelerinin olumlu rolüne vurgu yapar.
3. Minimal Materyalizm Sınıf İndirgemici midir?
Adı üstünde minimal olan, minimal materyalizm son dönemlerde belli eleÅŸtirlere, adıyla söylemek gerekirse “sınıf indirgemeci”lik eleÅŸtirisine maruz kalmıştı. Åžikayet ÅŸuna benzer bir ÅŸekildedir. Materyalistler, sınıfın günümüz Amerikan toplumunun yegane temel yapısal unsuru olduÄŸunu söyledikleri için, [bu] toplumsal cinsiyet ve ırk ve politik otoriterlik çizgisindeki baskı ve çatışmaya hiç bir çözüm getiremez. Yani toplumsal cinsiyet baskısına karşı, ırkçılığa karşı, politik otoriterliÄŸe karşı mücadeleyi sadece sınıf mücadelesine indirgeyemeyiz. Sivil haklar hareketi, kadın hareketi, eÅŸcinsel ve lezbiyen hareketlerinin, insanların toplumdaki hatalı yanları nasıl algıladıkları konusuna oldukça büyük bir etkisi olmasıyla birlikte, bu eleÅŸtiri son elli yıl içinde özellikle dikkat çekici bir hale geldi.
Çeşitli renklerden insanlar için ırkçılık temel bir hatalı çizgidir; feministler ise mücadeleyi muhtamelen toplumsal cinsiyet eşitsizliği temelinde göreceklerdir.
ÖrneÄŸin, bazı feministler, kadınların bir toplumsal cinsiyet olarak ikincil konumunun harcına katkıda bulunan 19uncu yüzyıl ABD’sindeki “aile ücreti” sisteminin, işçilerle kapitalistler arasında kadınların emeÄŸini kontrol etmek üzere yapılan –erkeklerinse kadınlar üstünde evde denetim kazanmasını saÄŸlayan– bir anlaÅŸma benzeri bir ÅŸey olduÄŸunu öne süreceklerdir. Böylece, bazı feministlere göre toplumsal cinsiyet en temel yapıdır, ve erkek işçilerle erkek patronları arasındaki çatışma sadece yönetici sınıfın içsel bir çatışmasıdır.
Şimdi, olası bir cevap ırkçılığın, ataerkilliğin ve otoriter hiyerarşilerin [bunlardan her birinin], sınıf mücadelesinin kendisi de dahil olmak üzere diğer şeyleri etkileyen kendilerine has birer dinamik oluşturabileceğinin kabul edilmesi olacaktır. Örneğin, AFL-CIO sendikasındaki otoriter hiyerarşi, sınıf mücadelesi açısından kendi sorunlarını yaratmaktadır.
Adı üstünde minimal olan, minimal materyalizm son dönemlerde belli eleÅŸtirlere, adıyla söylemek gerekirse “sınıf indirgemeci”lik eleÅŸtirisine maruz kalmıştı. Åžikayet ÅŸuna benzer bir ÅŸekildedir. Materyalistler, sınıfın günümüz Amerikan toplumunun yegane temel yapısal unsuru olduÄŸunu söyledikleri için, [bu] toplumsal cinsiyet ve ırk ve politik otoriterlik çizgisindeki baskı ve çatışmaya hiç bir çözüm getiremez. Yani toplumsal cinsiyet baskısına karşı, ırkçılığa karşı, politik otoriterliÄŸe karşı mücadeleyi sadece sınıf mücadelesine indirgeyemeyiz. Sivil haklar hareketi, kadın hareketi, eÅŸcinsel ve lezbiyen hareketlerinin, insanların toplumdaki hatalı yanları nasıl algıladıkları konusuna oldukça büyük bir etkisi olmasıyla birlikte, bu eleÅŸtiri son elli yıl içinde özellikle dikkat çekici bir hale geldi.
Çeşitli renklerden insanlar için ırkçılık temel bir hatalı çizgidir; feministler ise mücadeleyi muhtamelen toplumsal cinsiyet eşitsizliği temelinde göreceklerdir.
ÖrneÄŸin, bazı feministler, kadınların bir toplumsal cinsiyet olarak ikincil konumunun harcına katkıda bulunan 19uncu yüzyıl ABD’sindeki “aile ücreti” sisteminin, işçilerle kapitalistler arasında kadınların emeÄŸini kontrol etmek üzere yapılan –erkeklerinse kadınlar üstünde evde denetim kazanmasını saÄŸlayan– bir anlaÅŸma benzeri bir ÅŸey olduÄŸunu öne süreceklerdir. Böylece, bazı feministlere göre toplumsal cinsiyet en temel yapıdır, ve erkek işçilerle erkek patronları arasındaki çatışma sadece yönetici sınıfın içsel bir çatışmasıdır.
Şimdi, olası bir cevap ırkçılığın, ataerkilliğin ve otoriter hiyerarşilerin [bunlardan her birinin], sınıf mücadelesinin kendisi de dahil olmak üzere diğer şeyleri etkileyen kendilerine has birer dinamik oluşturabileceğinin kabul edilmesi olacaktır. Örneğin, AFL-CIO sendikasındaki otoriter hiyerarşi, sınıf mücadelesi açısından kendi sorunlarını yaratmaktadır.
4. Dört-Kuvvet Kuramı
Bazı insanlar bunu kullanarak, günümüz Amerikan toplumunun altında yatan yapının gerçekte dört farklı yapı yüzeyine sahip olduÄŸu sonucuna ulaÅŸmaktadır –ataerkillik, ırkçılık, sınıf ve politik otoriterlik. Her biri diÄŸer herÅŸey üstünde farklı etkiye sahip olduÄŸundan dolayı, her biri eÅŸ derecede önemlidir demektedirler. Bu benim “Dört Kuvvet Kuramı” olarak adlandırdığım ÅŸeydir. ÖrneÄŸin bu kuramın, Michael Albert ve Robin Hahnel tarafından yazılan “Ortodoks Olmayan Marksizm” kitabında iÅŸlendiÄŸini göreceksiniz.
Sosyalist-feministler, 1970′li yıllarda toplumsal cinsiyetin en az sınıf kadar asli olduÄŸuna beni inandırdıkları için, ne “minimal materyalizm”i savunmaya çalışacağım, ne de Dört Kuvvet Kuramı’nın günümüz Amerikan toplumunu anlamanın en iyi yolu olup olmadığı sorusunu yanıtlamaya çalışacağım. Bunu üstünde düşüneceÄŸiz bir alıştırma olarak size bırakıyorum.
Bir noktayı daha belirtmek istiyorum ancak. Öne sürdüğüm şey, anarkosendikalizmin Minimal Materyalizmle, veya sosyalist-feministlerin görüşleri ile uyumlu olduğu kadar, Dört Kuvvet Kuramı ile de uyumlu olduğudur.
Bunun sebebi oldukça basit. Bu kuramların hepsi de sınıfın önemli [temel, ing. basic] olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle, hepsi de örtük olarak sınıf mücadelesinin kaçınılmazlığına ve önemine bağlıdırlar. Bunların hepsi, işçi sınıfının kendisinde gelişen bir hareket sayesinde, sınıf baskısının ortadan kaldırılabileceği ve işçilerin yarattıkları üretim üstünde kontrol kuracağı fikriyle tutarlıdır.
Bazı insanlar bunu kullanarak, günümüz Amerikan toplumunun altında yatan yapının gerçekte dört farklı yapı yüzeyine sahip olduÄŸu sonucuna ulaÅŸmaktadır –ataerkillik, ırkçılık, sınıf ve politik otoriterlik. Her biri diÄŸer herÅŸey üstünde farklı etkiye sahip olduÄŸundan dolayı, her biri eÅŸ derecede önemlidir demektedirler. Bu benim “Dört Kuvvet Kuramı” olarak adlandırdığım ÅŸeydir. ÖrneÄŸin bu kuramın, Michael Albert ve Robin Hahnel tarafından yazılan “Ortodoks Olmayan Marksizm” kitabında iÅŸlendiÄŸini göreceksiniz.
Sosyalist-feministler, 1970′li yıllarda toplumsal cinsiyetin en az sınıf kadar asli olduÄŸuna beni inandırdıkları için, ne “minimal materyalizm”i savunmaya çalışacağım, ne de Dört Kuvvet Kuramı’nın günümüz Amerikan toplumunu anlamanın en iyi yolu olup olmadığı sorusunu yanıtlamaya çalışacağım. Bunu üstünde düşüneceÄŸiz bir alıştırma olarak size bırakıyorum.
Bir noktayı daha belirtmek istiyorum ancak. Öne sürdüğüm şey, anarkosendikalizmin Minimal Materyalizmle, veya sosyalist-feministlerin görüşleri ile uyumlu olduğu kadar, Dört Kuvvet Kuramı ile de uyumlu olduğudur.
Bunun sebebi oldukça basit. Bu kuramların hepsi de sınıfın önemli [temel, ing. basic] olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle, hepsi de örtük olarak sınıf mücadelesinin kaçınılmazlığına ve önemine bağlıdırlar. Bunların hepsi, işçi sınıfının kendisinde gelişen bir hareket sayesinde, sınıf baskısının ortadan kaldırılabileceği ve işçilerin yarattıkları üretim üstünde kontrol kuracağı fikriyle tutarlıdır.
5. Marksist Sınıf Kuramının Eleştirisi
Sınıf yapısı hakkında konuştum, ancak sınıf nedir peki?
Burada öne sürmek istediğim şey, Marksizmin yanlış bir sınıf kuramına sahip olduğudur. Marksizm tarihsel olarak kapitalizmde yanlızca iki büyük sınıf, emek ve sermaye olduğunu varsaymıştır. Marksizm, sınıfı belirleyen anahtar niteliğindeki ilişkinin sahiplik [mülkiyet] olduğunu varsayar. Üretim araçlarının sahibi olan yatırımcı sınıf bu nedenle yönetici sınıftır. Geriye kalan herkes kiralanmış emek olarak iş aramak zorundadır.
Bu kuramın sorunu bir sınıfı dışarda bırakmasıdır. İleri kapitalizmde aslında iki değil, üç temel sınıf vardır.
Sahiplik, ileri kapitalizmde, toplumsal üretim üstündeki iktidarın belki de en önemli temelidir, ama yegane temel deÄŸildir. Tekno-yönetsel [ing. techno-managerial] sınıf diyeceÄŸim bir baÅŸka sınıf daha vardır. Onların rolü işçi sınıfının emeÄŸini kontrol etmektir. Yönetim hiyerarÅŸisini ve profesyonel danışmanlar ile müşavirleri kapsayan bir sınıftır bu –avukatlar, önemli mühendisler ve muhasebeciler, vb. gibi.
Buradaki önemli nokta, sınıfsal katmanlaÅŸmayı [ing. stratification, tabakalaÅŸmayı] meydana getirenin toplumsal üretimdeki *iktidar* iliÅŸkileri olduÄŸu, ve üretimde insanların diÄŸerleri üstünde iktidar sahibi olmasının farklı yolları olduÄŸudur –üretken varlıkların sahipliliÄŸi bu temellerden sadece birisidir.
Tarihsel olarak, tekno-yönetsel sınıf, üretimin doğasını kapitalizmin yeniden biçimlendirmesiyle, işverenlerin işleri koordine etmekte işçilerin yetenek ve entelektüel yetilerine olan bağımlılığının azalmasıyla ve bunu giderek artan bir şekilde uzman entelektüel kadroya devretmesiyle birlikte gelişmiştir. İşi parçalara bölmek ve işgücünün yetilerine bağlı olmayı asgari kılmak için yapılan üretim sürecinin yeniden planlanması, işçilerle olan güç dengesini değiştirmeyi ve bütün süreci yönetim koordinasyonuna daha fazla bağlı kılmayı amaçlamıştı.
Tekno-yönetsel sınıfın üyeleri, hisse ortaklığı, küçük bir yatırım, evlerinin veya diğer küçük mülklerin sahibi olma gibi şeyler sayesinde, ellerinde bir miktar sermaye bulundurabilirler. Ancak bu onların geçimini sağlayan ve yaşamlarının dayandığı şey değildir. Aksine sınıf konumlarını, bilgi, yetenek ve bağlantılar üstündeki göreli tekellerine borçludurlar. İşte onların şirket ve hükümet hiyerarşilerinde sahip oldukları konumlarına erişmelerini sağlayan şey budur. Kiralanmış emek olmaları işçi sınıfı ile ortaklıklarıdır.
Bu sınıf içinde güç ve ayrıcalık baÄŸlamlarında farklılıklar olduÄŸu doÄŸrudur, ancak bu tüm sınıflar için doÄŸrudur –farklı kapitalistlerin refah ve güçlerinde devasa farklılıklar vardır, ve farklı işçi grupları arasında ücretlerde, çalışma koÅŸullarında veya iÅŸteki özerklikte de büyük farklılıklar vardır.
Tekno-yönetsel sınıf hakkında dikkat edilmesi gereken baÅŸka bir ÅŸey de, bu sınıfın yöneten sınıf olma kapasitesine sahip olmasıdır. Bu, aslında Sovyetler BirliÄŸi’nin ve diÄŸer sözde Komünist ülkelerin gerçek tarihsel anlamıdır. Onlar gerçekte tekno-yönetsel sınıfı güçlendiren sistemlerdir.
Burada ilginç olan şey ise, bu sınıfın önemini görmekte veya farkına varmaktaki başarısızlığın Marksizmdeki belli başlı bir kör nokta olmasıdır. Bu, Marksistlerin, Marksizmin görüşlerinin programatik olarak tekno-yönetsel sınıf hakimiyetine yol açtığını görmemelerine neden olan şeylerden birisidir.
Sınıf yapısı hakkında konuştum, ancak sınıf nedir peki?
Burada öne sürmek istediğim şey, Marksizmin yanlış bir sınıf kuramına sahip olduğudur. Marksizm tarihsel olarak kapitalizmde yanlızca iki büyük sınıf, emek ve sermaye olduğunu varsaymıştır. Marksizm, sınıfı belirleyen anahtar niteliğindeki ilişkinin sahiplik [mülkiyet] olduğunu varsayar. Üretim araçlarının sahibi olan yatırımcı sınıf bu nedenle yönetici sınıftır. Geriye kalan herkes kiralanmış emek olarak iş aramak zorundadır.
Bu kuramın sorunu bir sınıfı dışarda bırakmasıdır. İleri kapitalizmde aslında iki değil, üç temel sınıf vardır.
Sahiplik, ileri kapitalizmde, toplumsal üretim üstündeki iktidarın belki de en önemli temelidir, ama yegane temel deÄŸildir. Tekno-yönetsel [ing. techno-managerial] sınıf diyeceÄŸim bir baÅŸka sınıf daha vardır. Onların rolü işçi sınıfının emeÄŸini kontrol etmektir. Yönetim hiyerarÅŸisini ve profesyonel danışmanlar ile müşavirleri kapsayan bir sınıftır bu –avukatlar, önemli mühendisler ve muhasebeciler, vb. gibi.
Buradaki önemli nokta, sınıfsal katmanlaÅŸmayı [ing. stratification, tabakalaÅŸmayı] meydana getirenin toplumsal üretimdeki *iktidar* iliÅŸkileri olduÄŸu, ve üretimde insanların diÄŸerleri üstünde iktidar sahibi olmasının farklı yolları olduÄŸudur –üretken varlıkların sahipliliÄŸi bu temellerden sadece birisidir.
Tarihsel olarak, tekno-yönetsel sınıf, üretimin doğasını kapitalizmin yeniden biçimlendirmesiyle, işverenlerin işleri koordine etmekte işçilerin yetenek ve entelektüel yetilerine olan bağımlılığının azalmasıyla ve bunu giderek artan bir şekilde uzman entelektüel kadroya devretmesiyle birlikte gelişmiştir. İşi parçalara bölmek ve işgücünün yetilerine bağlı olmayı asgari kılmak için yapılan üretim sürecinin yeniden planlanması, işçilerle olan güç dengesini değiştirmeyi ve bütün süreci yönetim koordinasyonuna daha fazla bağlı kılmayı amaçlamıştı.
Tekno-yönetsel sınıfın üyeleri, hisse ortaklığı, küçük bir yatırım, evlerinin veya diğer küçük mülklerin sahibi olma gibi şeyler sayesinde, ellerinde bir miktar sermaye bulundurabilirler. Ancak bu onların geçimini sağlayan ve yaşamlarının dayandığı şey değildir. Aksine sınıf konumlarını, bilgi, yetenek ve bağlantılar üstündeki göreli tekellerine borçludurlar. İşte onların şirket ve hükümet hiyerarşilerinde sahip oldukları konumlarına erişmelerini sağlayan şey budur. Kiralanmış emek olmaları işçi sınıfı ile ortaklıklarıdır.
Bu sınıf içinde güç ve ayrıcalık baÄŸlamlarında farklılıklar olduÄŸu doÄŸrudur, ancak bu tüm sınıflar için doÄŸrudur –farklı kapitalistlerin refah ve güçlerinde devasa farklılıklar vardır, ve farklı işçi grupları arasında ücretlerde, çalışma koÅŸullarında veya iÅŸteki özerklikte de büyük farklılıklar vardır.
Tekno-yönetsel sınıf hakkında dikkat edilmesi gereken baÅŸka bir ÅŸey de, bu sınıfın yöneten sınıf olma kapasitesine sahip olmasıdır. Bu, aslında Sovyetler BirliÄŸi’nin ve diÄŸer sözde Komünist ülkelerin gerçek tarihsel anlamıdır. Onlar gerçekte tekno-yönetsel sınıfı güçlendiren sistemlerdir.
Burada ilginç olan şey ise, bu sınıfın önemini görmekte veya farkına varmaktaki başarısızlığın Marksizmdeki belli başlı bir kör nokta olmasıdır. Bu, Marksistlerin, Marksizmin görüşlerinin programatik olarak tekno-yönetsel sınıf hakimiyetine yol açtığını görmemelerine neden olan şeylerden birisidir.
6. Parti vs. Sendikalizm
Marksizmin tekno-yönetsel yönlerinden birisi de particiliktir. Particilikle şu düşünceyi anlatmaya çalışıyorum. Marksistler sıklıkla şu ya da bu sendika veya nüfus kesiminin yürüttüğü mücadelenin kısmi mücadeleler olduğunu öne sürerler. Belirli bir sendika veya grup, ilgisini bütüncül ve sınıfı-kapsayan bir programdan ziyade kısmi olan talep ve amaçlara yoğunlaştaracaktır. Marksizmin ana öğretilerinden birisi, sınıfı-kapsayan bir programın geliştirilmesidir; yani, bir bütün olarak işçi sınıfının çıkarlarını temsil edebilecek ve iyileştirebilecek bir programın, işçi ya da sosyalist bir siyasi partinin arkasında kuvvetlerin birleşmesiyle geliştirileceğidir. Marksizm stratejik olarak particidir; yani değişime ilişkin stratejisi, politik parti liderliğinin devletin kontrolünü ele geçirmesidir.
Particiliğin geleneksel anti-otoriterlik eleştirisi, bunun ikameci olduğudur; sınıfın yerine partiyi ikame etmektedir. Anarkosendikalist veya konseyci alternatif ise, işçi konseyleri gibi kitle örgütlenmeleri aracılığıyla bir bütün olarak sınıfın iktidarı ele geçirmesidir, yoksa devlet aracılığıyla parti diktatörlüğü değildir.
Particilik liderliÄŸi yüceltir [ihya eder], ve en eÄŸitimli, en konuÅŸkan, en iyi konuÅŸmacılar, entelektüelleri ve hareketin politika çalışmalarını kontrol eder. Bakunin, Marks’ın particiliÄŸinin bilimsel bilgiyi tekelleÅŸtiren entelektüellerin kuvvetlendirilmesi stratejisi olduÄŸunu vurgulamıştı.
Bununla beraber, anarşistler bu anlayışı asla gerçekten geliştirmediler. Anarşistlerin, sınıfın, üretimdeki yukarıdan aşağı doğru olan hiyerarşiye dayandığını sık sık söyledikleri gerçek olsa da; anarşistler, toplumsal üretim içindeki hiyerarşideki konumu sayesinde ayrı bir ekonomik sınıf olarak, tekno-yönetsel sınıf kuramını tam olarak asla geliştiremedi. Her şeye rağmen, tekno-yönetsel sınıf kuramı anarşist görüşlerle uyumludur.
İşçi mücadelelerinin kısmi olduÄŸu, taleplerinin veya hedeflerinin belirli sektörlerle sınırlı olduÄŸu doÄŸrudur. Marksistlerin buna karşı çözüm olarak hareketi bir parti içinde birleÅŸtirme argümanına nasıl cevap vereceÄŸiz? Sanırım birliÄŸin ve sınıf-kapsamlı bir programın nasıl ortaya çıkabileceÄŸini tasarlayacak alternatif bir yol düşünebiliriz, daha tabandan [ing. grassroot], yatay bir yol. Kendinden yönetimli sendikaların [birbirlerine] karşılıklı destek saÄŸlamak için yatay bir ÅŸekilde biraraya geldiÄŸi; ve işçilerin tümünün hayatına, barınma ve saÄŸlık hizmetleri gibi bizi etkileyen sorunlara hitap eden; ve bu sürecin birer parçası olarak topluluktaki diÄŸer tabandan [yükselen] kitlesel örgütlere –kiracı grupları, türlü çeÅŸitteki topluluk örgütlenmeleri gibi– dahil oldukları bir program geliÅŸtirdikleri, bir hareketin geliÅŸmekte olduÄŸunu düşünebiliriz. Bu fikri “insanların ittifakı” [ing. people's alliance] olarak adlandırıyorum. Bazı insanlar daha militan bir yatay dayanışma geliÅŸtirmenin bir yolu olarak, “alternatif merkezi emek konseyleri” fikrinden bahsediyorlar. Bu, sınıf-kapsamlı yatay bir programın nasıl ortaya çıkabileceÄŸinin bir baÅŸka örneÄŸidir.
Yani, ben bu yatay, tabandan [yükselen] insanların ittifakını partici stratejisinin karşısına koyuyorum. Yani, bunu, devletten ve politik partilerden bağımsız olarak, sayıların gücünün ve dayanışmanın geliştirilmesinin bir yolu olarak düşünebiliriz.
Marksizmin tekno-yönetsel yönlerinden birisi de particiliktir. Particilikle şu düşünceyi anlatmaya çalışıyorum. Marksistler sıklıkla şu ya da bu sendika veya nüfus kesiminin yürüttüğü mücadelenin kısmi mücadeleler olduğunu öne sürerler. Belirli bir sendika veya grup, ilgisini bütüncül ve sınıfı-kapsayan bir programdan ziyade kısmi olan talep ve amaçlara yoğunlaştaracaktır. Marksizmin ana öğretilerinden birisi, sınıfı-kapsayan bir programın geliştirilmesidir; yani, bir bütün olarak işçi sınıfının çıkarlarını temsil edebilecek ve iyileştirebilecek bir programın, işçi ya da sosyalist bir siyasi partinin arkasında kuvvetlerin birleşmesiyle geliştirileceğidir. Marksizm stratejik olarak particidir; yani değişime ilişkin stratejisi, politik parti liderliğinin devletin kontrolünü ele geçirmesidir.
Particiliğin geleneksel anti-otoriterlik eleştirisi, bunun ikameci olduğudur; sınıfın yerine partiyi ikame etmektedir. Anarkosendikalist veya konseyci alternatif ise, işçi konseyleri gibi kitle örgütlenmeleri aracılığıyla bir bütün olarak sınıfın iktidarı ele geçirmesidir, yoksa devlet aracılığıyla parti diktatörlüğü değildir.
Particilik liderliÄŸi yüceltir [ihya eder], ve en eÄŸitimli, en konuÅŸkan, en iyi konuÅŸmacılar, entelektüelleri ve hareketin politika çalışmalarını kontrol eder. Bakunin, Marks’ın particiliÄŸinin bilimsel bilgiyi tekelleÅŸtiren entelektüellerin kuvvetlendirilmesi stratejisi olduÄŸunu vurgulamıştı.
Bununla beraber, anarşistler bu anlayışı asla gerçekten geliştirmediler. Anarşistlerin, sınıfın, üretimdeki yukarıdan aşağı doğru olan hiyerarşiye dayandığını sık sık söyledikleri gerçek olsa da; anarşistler, toplumsal üretim içindeki hiyerarşideki konumu sayesinde ayrı bir ekonomik sınıf olarak, tekno-yönetsel sınıf kuramını tam olarak asla geliştiremedi. Her şeye rağmen, tekno-yönetsel sınıf kuramı anarşist görüşlerle uyumludur.
İşçi mücadelelerinin kısmi olduÄŸu, taleplerinin veya hedeflerinin belirli sektörlerle sınırlı olduÄŸu doÄŸrudur. Marksistlerin buna karşı çözüm olarak hareketi bir parti içinde birleÅŸtirme argümanına nasıl cevap vereceÄŸiz? Sanırım birliÄŸin ve sınıf-kapsamlı bir programın nasıl ortaya çıkabileceÄŸini tasarlayacak alternatif bir yol düşünebiliriz, daha tabandan [ing. grassroot], yatay bir yol. Kendinden yönetimli sendikaların [birbirlerine] karşılıklı destek saÄŸlamak için yatay bir ÅŸekilde biraraya geldiÄŸi; ve işçilerin tümünün hayatına, barınma ve saÄŸlık hizmetleri gibi bizi etkileyen sorunlara hitap eden; ve bu sürecin birer parçası olarak topluluktaki diÄŸer tabandan [yükselen] kitlesel örgütlere –kiracı grupları, türlü çeÅŸitteki topluluk örgütlenmeleri gibi– dahil oldukları bir program geliÅŸtirdikleri, bir hareketin geliÅŸmekte olduÄŸunu düşünebiliriz. Bu fikri “insanların ittifakı” [ing. people's alliance] olarak adlandırıyorum. Bazı insanlar daha militan bir yatay dayanışma geliÅŸtirmenin bir yolu olarak, “alternatif merkezi emek konseyleri” fikrinden bahsediyorlar. Bu, sınıf-kapsamlı yatay bir programın nasıl ortaya çıkabileceÄŸinin bir baÅŸka örneÄŸidir.
Yani, ben bu yatay, tabandan [yükselen] insanların ittifakını partici stratejisinin karşısına koyuyorum. Yani, bunu, devletten ve politik partilerden bağımsız olarak, sayıların gücünün ve dayanışmanın geliştirilmesinin bir yolu olarak düşünebiliriz.
7. Kendiliğinden Örgütlenme Kuramının Eleştirisi
En son olarak, gerçekten kendinden yönetimli ve içinde yeni hiyerarşilerin ortaya çıkışının tohumlarını barındırmayan bir hareket geliştirmekte karşılaştığımız temel bir sorunu ele alacağım.
IWW’nin eski bir sloganı var, “Hepimiz Lideriz“. İdeal olarak, amaçladığımız üzere, bunun doÄŸru olduÄŸunu düşünüyorum. Ancak buradaki soru, pratiÄŸimizin bu ideale doÄŸru yaklaÅŸtığından nasıl emin olabiliriz?
Mevcut toplum her türden eşitsizliklerle bölünmüştür; eğitim ve bilgiye ve yeteneklerini geliştirme fırsatlarına erişimde eşitsizlik. Sınıf, eğitim, toplumsal cinsiyet ve ırk hatlarındaki eşitsizlik, bu şekillerde insanlar arasındaki farklılıklara yansıyor.
Bazı insanlar iÅŸlerin nasıl gittiÄŸi hakkında daha çok bilgiye, daha fazla “kuramsal” anlayışa sahiptir; bazıları diÄŸerlerine göre daha fazla resmi eÄŸitime sahiptir, bazıları diÄŸerlerine göre kendilerine daha çok güvenmektedirler, bazıları kamusal konuÅŸmalarda ve düşünceleri ÅŸekillendirmede yeteneklerini geliÅŸtirmek için fırsatlara sahiptir. DiÄŸerlerinin ise bu yeteneklerini geliÅŸtirecek yetileri geliÅŸmemiÅŸtir, ancak belki de bunları pratik sayesinde geliÅŸtirecek fırsata sahip deÄŸildirler.
Bu bize kendini “tam bir kendinden” tarzda geliÅŸtiren herhangi bir hareketin, daha büyük kapitalist toplumca ÅŸekillendirilen bu eÅŸitlikleri kendi içerisinde “kendiliÄŸinden” tekrarlama eÄŸilime sahip olacağını söylüyor.
Bu, gerçek bir eÅŸitlikçi hareketin tam bir kendindenlik içinde yaratılamayacağı anlamına gelmektedir. Bilinçli bir ÅŸekilde yetenek geliÅŸimindeki farklılıkların ayırdında olmalıyız ve insanlardaki geliÅŸmemiÅŸ yetileri ortaya çıkarmak için, harekette olumlu bir rol oynamak için bilinçli bir ÅŸekilde çalışmalıyız. Bu doÄŸrultuda yapılabilecek çeÅŸitli ÅŸeyler vardır. İnsanların kendileri adına düşünebilmelerini saÄŸlamak üzere, bir kimsenin deneyimlerini “kuramsallaÅŸtırması” ve eleÅŸtirel düşünme yetisini geliÅŸtirmesi için onları konuÅŸmaya, tartışmalara, çalışma gruplarına ve aktivist okullarına katılmaya teÅŸvik etmek gibi ÅŸeyler.
İnsanlardaki yetilerin bilinçli ve kolektif bir pratikle geliştirilmesi yoluyla, insanların harekette aktif bir rol almasını sağlayabiliriz.
En son olarak, gerçekten kendinden yönetimli ve içinde yeni hiyerarşilerin ortaya çıkışının tohumlarını barındırmayan bir hareket geliştirmekte karşılaştığımız temel bir sorunu ele alacağım.
IWW’nin eski bir sloganı var, “Hepimiz Lideriz“. İdeal olarak, amaçladığımız üzere, bunun doÄŸru olduÄŸunu düşünüyorum. Ancak buradaki soru, pratiÄŸimizin bu ideale doÄŸru yaklaÅŸtığından nasıl emin olabiliriz?
Mevcut toplum her türden eşitsizliklerle bölünmüştür; eğitim ve bilgiye ve yeteneklerini geliştirme fırsatlarına erişimde eşitsizlik. Sınıf, eğitim, toplumsal cinsiyet ve ırk hatlarındaki eşitsizlik, bu şekillerde insanlar arasındaki farklılıklara yansıyor.
Bazı insanlar iÅŸlerin nasıl gittiÄŸi hakkında daha çok bilgiye, daha fazla “kuramsal” anlayışa sahiptir; bazıları diÄŸerlerine göre daha fazla resmi eÄŸitime sahiptir, bazıları diÄŸerlerine göre kendilerine daha çok güvenmektedirler, bazıları kamusal konuÅŸmalarda ve düşünceleri ÅŸekillendirmede yeteneklerini geliÅŸtirmek için fırsatlara sahiptir. DiÄŸerlerinin ise bu yeteneklerini geliÅŸtirecek yetileri geliÅŸmemiÅŸtir, ancak belki de bunları pratik sayesinde geliÅŸtirecek fırsata sahip deÄŸildirler.
Bu bize kendini “tam bir kendinden” tarzda geliÅŸtiren herhangi bir hareketin, daha büyük kapitalist toplumca ÅŸekillendirilen bu eÅŸitlikleri kendi içerisinde “kendiliÄŸinden” tekrarlama eÄŸilime sahip olacağını söylüyor.
Bu, gerçek bir eÅŸitlikçi hareketin tam bir kendindenlik içinde yaratılamayacağı anlamına gelmektedir. Bilinçli bir ÅŸekilde yetenek geliÅŸimindeki farklılıkların ayırdında olmalıyız ve insanlardaki geliÅŸmemiÅŸ yetileri ortaya çıkarmak için, harekette olumlu bir rol oynamak için bilinçli bir ÅŸekilde çalışmalıyız. Bu doÄŸrultuda yapılabilecek çeÅŸitli ÅŸeyler vardır. İnsanların kendileri adına düşünebilmelerini saÄŸlamak üzere, bir kimsenin deneyimlerini “kuramsallaÅŸtırması” ve eleÅŸtirel düşünme yetisini geliÅŸtirmesi için onları konuÅŸmaya, tartışmalara, çalışma gruplarına ve aktivist okullarına katılmaya teÅŸvik etmek gibi ÅŸeyler.
İnsanlardaki yetilerin bilinçli ve kolektif bir pratikle geliştirilmesi yoluyla, insanların harekette aktif bir rol almasını sağlayabiliriz.
Tom Wetzel
Çeviri: Anarşist Bakış
Kaynak: “Anarcho-syndicalism” (Ekim 2002, AnarÅŸist Konferans‘daki konuÅŸması).
Cevap Yaz