Alain PENGAM

GİRİŞ
AnarÅŸist-komünizm diÄŸer anarÅŸist akımlar tarafından zayıf ve küçümsenen bir iliÅŸki, azizlerin biyografilerinin [hagiobiography] gereksinimlerine göre veya “ciddi ÅŸeyler”e (İspanya’nın kolektifleÅŸtirilmesi, anarko-sendikalizm, federalizm veya kendinden yönetim) geçmeden önce ortaya konulacak ideolojik bir ödül [trophy], ve “ekonomik gerçeklikler”den çok dogmatik soyutlamalarla ilgilenen bir “çocuksu ütopya” olarak deÄŸerlendirilir. Ancak, anarÅŸist komünizm, anarÅŸist akımlar içinde deÄŸiÅŸim deÄŸerini sona erdirmeyi açıkça amaçlamakla yetinmeyen, aynı zamanda –en tutarlı partizanları arasında– bunu deevrimci sürecin en acil özü yapan tek akımdır. Burada tabii ki sadece kendisini “anarÅŸist-komünist” olarak tanımlayan akımdan bahsediyoruz; aslında, ondokuzuncu yüzyılda devletsiz komünizm “ütopya”sını hazırlayan eÄŸilim layıkıyla anarÅŸizm olarak adlandırılanın ötesine geçiyordu.
AnarÅŸist-komünizm, hem dağınık bir hareket (örneÄŸin, Uluslararası İşçi BirliÄŸi’nin farklı bileÅŸenlerine, Guesdistlere ve vb.’ne bakınız), hem de kendine özgü bir
anarÅŸist akım olan kolektivizmden ayırt edilmelidir. Bu ikincisi söz konusu olduÄŸunda, bunun kuramsal özelliklerini sunan Proudhon idi: komünizmin açıkça muhalifi olan (ki ona göre bu Etienne Cabet’in “komünizm”iydi) [Proudhon], bunun yerine deÄŸiÅŸim deÄŸerinin serpileceÄŸi bir toplumun –işçilerin, para ve piyasa sayesinde birbirleriyle doÄŸrudan ve karşılıklı olarak baÄŸlantılı olacağı bir toplumun– taraftarlığını yaptı. İş aletlerinin, ve Proudhon’dan farklı olarak toprağın kolektif sahipliÄŸinin kararlı partizanları olan 1860′ların ve 1870′lerin Proudhoncu Kolektivistleri (bunlardan birisi de Bakunin’di), ya bölgesel [territorial] temelde (komünler) ya da iÅŸletmeler temelinde (kooperatifler, zanaat gruplaÅŸmaları) örgütlenen ve birbirleriyle deÄŸerin dolaşımı yoluyla iliÅŸkilenen üretici grupları biçimindeki bu ticari yapıyı muhafaza ettiler. Bu nedenle, kolektivizm, üretim aletlerinin yasal sahipliÄŸinin bir çeÅŸit işçi anonim ÅŸirketleri olan “kolektifler” ağı tarafından elde tutulduÄŸu bir deÄŸiÅŸim ekonomisi olarak tanımlandı –ve hala da [öyle tanımlanmaktadır]. (Kendinden yönetilen bir deÄŸiÅŸim ekonomisini savunan) günümüz anarÅŸistlerinin çoÄŸu, terimin bu ondokuzuncu yüzyıldaki anlamında –her ne kadar terim bugün biraz deÄŸiÅŸik bir anlama (devlet sahipliÄŸi, yani herhangi kolektivite yerine “devlet kapitalizmi”) gelmiÅŸ olsa da– kolektivistlerdir.
1870′lerde ve 1880′lerde, deÄŸiÅŸim deÄŸerlerini bütün biçimleriyle ortadan kaldırmak isteyen anarÅŸist-komünistleri kolektivislerle yollarını tamamen ayırdılar, ve bunu yaparak 1840′larda Fransa’da varolan radikal komünist geleneÄŸi yeniden canlandırdılar.

1840-1864
1843′de, Rabelaisçi “Ne yaparsan yap!” deyiÅŸiyle, ve Etienne Cabet’e muhalefet ederek, Théodore Dézamy’nin Code de la Communauté’sı, Joseph Déjacque, Karl Marx, Friedrick Engels, William Morris ve Peter Kropotkin gibi komünist ve anarÅŸist-komünist kuramcılar tarafından daha sonra ondokuzuncu yüzyılda geliÅŸtirilecek olan ilkelerin temelini attı. Bu ilkeler, para ve ticari deÄŸiÅŸimin kaldırılmasını; ekonominin nüfusun genelinin gereksinimlerinin tatminine tabi kılınmasını; (kent ile kır, baÅŸkent ile ilçeler arasındaki iÅŸbölümü de dahil olmak üzere) iÅŸbölümünün kaldırılmasını; kademeli olarak çekici çalışmanın uygulamaya geçirilmesini; devrimci bir hükümet tarafından gerçekleÅŸtirilecek olan toplumsal iliÅŸkilerin müşterek hale getirilmesini takiben, toplumun ayrı bir alanı olan devletin ve hükümet iÅŸlevlerinin kademeli olarak ortadan kaldırılmasını içermekteydi. Dézamy’nin “mallar topluluÄŸunu” [community of goods] savunduÄŸuna ve özellikle de kolektivist bir slogan olan “mülkiyetin toplumsallaÅŸtırılması”na kesinlikle karşı olduÄŸuna dikkat edilmelidir. Böylece, Amadeo Bordiga’nın bir yüzyıldan fazla bir süre sonra yapacağı eleÅŸtirel mülkiyet analizini önceden görmüş oldu.
Dézamy, iÅŸbölümünü sürdürmesi ve ekonomik “etkinlik” adına bunu katı bir ÅŸekilde örgütlemeyi amaçlaması nedenleriyle Cabet’in ütopyasını reddetmesinin yanısıra, aynı zamanda kapitalist üretim tarzı ile komünist toplum arasına, komünizmi geri planı itecek olan geçici bir demokrasi dönemi koymayı da reddetti. Dézamy, parasal dolaşımın derhal kaldırılması yoluyla kapitalizmdeki hakim sınıfın ekonomik ve toplumsal olarak tasfiye edilmesi doÄŸrultusunda, devrimci süreç ile komünizmin özü arasında doÄŸrudan bir baÄŸ kurmayı amaçlayarak, anarÅŸist komünizmin –özellikle Kropotkinci biçimdeki [anarÅŸist komünizmin]– temel özgünlüğün kaynağı olan ÅŸeyi önceden tahmin etmiÅŸtir. Bu özellik, komünizmin özünü (satın alma ve satma asli eyleminin sona ermesini) kucaklamayan herhangi bir “geçiÅŸ dönemi”nin reddedilmesiydi. Hemen hemen aynı zamanlarda, iki sayısı Paris’de 1841′de basılan L’Humanitaire (organe de la science sociale) dergisi etrafındaki komünistler, diÄŸer ÅŸeylerin yanısıra evliliÄŸin kaldırılmasını da öneren, Dézamy’ninkine çok benzeyen bir eylem programını savunuyorlardı. Ayrıca, onlar komünist toplumun temel özelliklerinden birisinin geliÅŸmesini saÄŸladılar, çünkü bu ırkların kaynaÅŸması ile endüstriyel ve tarımsal faaliyetlerin deÄŸiÅŸ tokuÅŸunu ortaya çıkaracaktı. Bu grup aynı zamanda kendisini “anti-politik ve anarÅŸist düşünceleri”ni beyan eden Babeüfçü Sylvain Maréchal ile tanımlıyordu. Ancak, anarÅŸist-komünizmin tam anlamıyla kurulmasına gelinceye deÄŸin, 1840′lardan baÅŸlayarak Fouriercilik, Owenizm ve neo-Babeüfçülüğün eleÅŸtirel bir harmanlanması olarak Fransa’da ortaya çıkan radikal komünizmle uyumlu bir söylem geliÅŸtiren kiÅŸi, hepsinden önce boyacı Joseph Déjacque oldu. Déjacque’nin çalışmaları 1848 devriminin sınırları ve baÅŸarısızlığının sebeplerinin incelenmesi üzerineydi. Bu iki ÅŸeyin reddedilmesi etrafında geliÅŸti: “devrimci” olsa bile devletin; ve Proudhoncu tipteki kolektivizmin. Déjacque, Cabet ve 1845′in La Fraternité’si gibilerinin temsil ettikleri dogmatizm, sekterlik ve devletçilikten tamamen kurtulmuÅŸ olacak ÅŸekilde komünizmi yeniden formüle etti. Déjacque şöyle diyordu: “Hürriyet! TopluluÄŸa karşı fazlasıyla suistimal edilen ve bazı komünist okulların ucuzlattığını söylemenin doÄŸru olacağı [Hürriyet].
Déjacque, dönemin tüm siyasi çetelerinin ÅŸiddetli bir karşıtıydı. O, “büyük insan Mimarının müritleri” ile “halk, veya ayak takımı [vulgar herd]” arasındaki ayrıma dayanan BlanquiciliÄŸi reddetti; ve tek adam diktatörlüğünden “proletaryanın küçük dahilerinin diktatörlüğü”ne kadar, toplumsal cumhuriyetçiliÄŸin tüm çeÅŸitlerine de aynı ÅŸekilde karşı çıktı. Bu sonuncusu için, ÅŸunları yazıyordu: “işçilerden meydana gelen bir diktatörce komite kesinlikle en kibirli ve en yetersiz olanıdır, ve bu nedenle de en karşı devrimci ÅŸeylerin bulunabileceÄŸi ÅŸeydir … (karanlık düşmanların iktidarı, güvenilmez dostlarınkinden daha iyidir)“. İlk ifade ediliÅŸinin Haziran 1848 barikatları olduÄŸu, proletaryanın toplumsal devrimi için gerekli koÅŸulları, [yani] “anarÅŸik inisiyatif“, “mantığa dayanan irade” ve “herkesin özerkliÄŸi” olarak görür. Déjacque’ye göre, bir ayaklanmadan [insurrection, isyan] ortaya çıkan bir hükümet proletaryanın özgür inisiyatifi önünde gerici bir pranga olarak kalmaya devam eder. Veya aksine, böylesi özgür bir inisiyatif ancak kitlelerin, devletin temsil ve delegasyon temel iÅŸlevleriyle kendiliÄŸinden yeniden ürettiÄŸi “otoriter önyargılar”dan kendisini kurtarmasıyla ortaya çıkabilir ve geliÅŸebilir. Déjacque şöyle yazıyordu: “Hükümetten, tüm delegasyonun, tüm iktidarın halkın dışında olmasını [anlıyorum]“; siyasetin üzerine çıkıldığı bir süreçte, “[bunun yerine] kendi egemenliÄŸinin” veya “örgütlü komünün doÄŸrudan sahibi olan halkın” geçmesi gerekir. Déjacque’ye göre, komünist anarÅŸist ütopya, proletarların “sosyal bilim” konusundaki bilgisizliÄŸini düzeltmenin yanısıra, her proletarı kendi sahip olduÄŸu insani potansiyelleri keÅŸfetmeye teÅŸvik etme iÅŸlevini yerine getirecektir.
Ancak, devletin iÅŸlevine iliÅŸkin bu görüşler –hem ayaklanma döneminde, hem de insanın insan üstünde [kurduÄŸu] tahakkümün bir tarzı olarak– ancak Déjacque’nin (kelimenin Fourierci anlamında) uygarlığın tüm yönlerine iliÅŸkin genel eleÅŸtirisine dahil edilirse tam anlamıyla kavranabilir. Ona göre, “hükümet, din, mülkiyet, aile, tüm bunların hepsi bağıntılıdır, tümü örtüşür.” Toplumsal devrimin içeriÄŸi, bu nedenle, tüm hükümetlerin, tüm dinlerin, ve evliliÄŸe dayanan ailenin, ebeveynlerin ve kocaların otoritesinin, ve mirasın ortadan kaldırılmasıydı. Yine ortadan kaldırılacak olan diÄŸer ÅŸeyler ise, “kiÅŸisel mülkiyet; toprak, yapılar, atölyeler, dükkanlar üzerindeki mülkiyet, iÅŸ, üretim veya tüketim aleti olan her ÅŸeyin üstündeki mülkiyet“ti. Déjacque’nin mülkiyetin ortadan kaldırılması önerisi, uygarlığın kalbi olan ÅŸeye karşı bir saldırı olarak anlaşılmalıdır: en küçük hücresi (pili) –her iki anlamda da– sözleÅŸme olan siyasete ve deÄŸiÅŸim deÄŸerine. AnarÅŸinin yerine geçeceÄŸi devletin, yani hükümet tarafından garanti edilen siyasi sözleÅŸmenin (meÅŸruiyetin) ortadan kaldırılması; mallar topluluÄŸunun yerini alacağı ticaretin, yani ticari sözleÅŸmenin ortadan kaldırılmasıyla birbirinden ayrılmaz bir ÅŸekilde bağıntılıdır: “Ticaret, … 19′uncu yüzyılın bu belası insanlık içinde gözden kaybolmaktadır. Artık ne satıcılar, ne de satılan bir ÅŸey vardır.
Déjacque’nin “anarÅŸik topluluÄŸa” iliÅŸkin genel tanımı şöyleydi:

herkesin, herhangi bir şey üzerinde hiçbir şekilde denetim uygulamak veya [böyle bir denetime] boyun eğmek zorunda kalmaksızın, arzu ve fantazilerine göre üretmekte ve tüketmekte özgür olacağı; üretim ile tüketim arasındaki dengenin, artık şu veya bu grup tarafından engelleyici ve rastgele bir şekilde alıkonmasıyla değil, herkesin kabiliyet [faculty, meleke] ve gereksinimlerinin serbestçe dolaşımıyla kendiliğinden oluşağı bir gidişat.

Bu tanımlama, emek gücünün karşılığının verilmesi ve deÄŸiÅŸim deÄŸeri sorunu üzerine odaklanan ProudhonculuÄŸun, yani Ricardocu sosyalizmin Proudhoncu versiyonunun, bir eleÅŸtirisini ifade eder. Déjacque, kadınların kurtuluÅŸu konusunda Proudhon ile girdiÄŸi bir polemikte, Proudhon’u “yalnızca kılıç ve sermayenin ortadan kaldırılmasına deÄŸil, sözleÅŸmenin ortadan kaldırılmasına varacak ölçüde mülkiyet ve otoritenin tüm biçimleriyle ortadan kaldırılması“na çağırıyor; ve “emek” (emek gücü) karşılığında “adil bir karşılık” talep etmekteki ticari ve ücret mantığını çürütüyordu. Déjacque şöyle soruyordu: “Ben, sözleÅŸmeler sisteminde olduÄŸu gibi, herkesin ne hak ettiÄŸini –onların raslantısal üretme kapasitelerine göre– ölçmeyi isterken haklı mıyım?” Déjacque’nin bu soruya verdiÄŸi yanıt kesindir: “işçinin hakkının olduÄŸu ÅŸey emeÄŸinin ürünü deÄŸildir, onun –mizacı ne olursa olsun– gereksinimlerinin tatmin edilmesidir.

Proudhon tarafından kuramsallaÅŸtırılan “doÄŸrudan deÄŸiÅŸim”, üretici gruplarını veyahut bireysel üreticileri aslında sermaye birikiminin yasal temsilcilerine dönüştürecek olan ücret sisteminin sözde “ortadan kaldırılması”dır. Déjacque’ye göre, öte yandan, iÅŸlerin komünal yürütülmesi –[yani] “istatistik defterleri” haricinde “hiçbir hiyerarÅŸi, hiçbir otorite olmaksızın” safların sıklaÅŸması– “doÄŸal deÄŸiÅŸime” [natural exchange] tekabül eder; yani, “tüm üretim ve tüketimin sınırsız serbestliÄŸine; herhangi bir tarımsal, bireysel, sanatsal veya bilimsel mülkiyet emaresinin ortadan kaldırılmasına; çalışmanın ürünlerinin herhangi bireysel bir sahiplenilmesinin tahrip edilmesine; aletlerdeki, ticaretteki ve binalardaki sermayenin yanısıra, kol gücüne dayalı ve entelektüel sermayenin monarÅŸikleÅŸtirilmeden ve parasallaÅŸmadan arındırılmasına“.
DeÄŸiÅŸim deÄŸerinin ortadan kaldırılması merkezi nitelikteki “iÅŸ örgütlenmesi”, veya baÅŸka bir deyiÅŸle, üretimi gerçekleÅŸtirenlerin yaptıkları faaliyetlerle ve bu faaliyetin ürünleriyle iliÅŸkilendirilmesi, merkezi sorusuna verilecek yanıta dayanır. Déjacque’nin ürünlerin bölüşümü sorusuna verdiÄŸi yanıtın mallar topluluÄŸu olduÄŸunu görmüştük. Ancak topluluÄŸun her ÅŸeyden önce bizzat üretken faaliyetler alanında kurulmuÅŸ olması gerekir. Aracıların (asalakların) ortadan kaybolması üretimde bir artışı, ve böylece de gereksinimlerin tatmin edilmesini mümkün kılacak olsa da, temel gereksinim bireysel üreticileri “iÅŸbölümüne karşı köleleÅŸtiren boyun eÄŸme“den (Marx), ve esasen zorunlu emekten kurtarmaktır. İşte, iÅŸin “çekici bir iÅŸe” dönüştürülmesinin Déjacque tarafından topluluÄŸun varlığının koÅŸulu olarak görülmesinin sebebi budur: “Çekici iÅŸin örgütlenmesi, Malthusçu rekabeti ve itici iÅŸin yerini alacaktır.” Bu örgütlenme, üretken faaliyete dışsal olan bir ÅŸey deÄŸildir. Déjacque’nin komünist antropolojisi, dünya ve doÄŸa üzerinde faaliyet gösterme gerekliliÄŸi de dahil olmak üzere, gerekliliklerin kurtarılmasına dayanıyordu; ve doÄŸal-teknik gereksinimler ile insani amaçlar arasında bir ayrım yapmıyordu. Söz daÄŸarcığı (uyum, tutkular, diziler vb) Fourier’den ödünç alınmış olmakla beraber, emek gücünün örgütlü bir plan dahilinde yerleÅŸiminden daha fazlası demek olan faaliyetler topluluÄŸunu amaçlıyordu: “Farklı işçi dizileri bir barikattaki adamlar gibi gönüllü bir temelde iÅŸe alınırlar, ve istedikleri sürece orada kalmakta, baÅŸka dizilere veya barikatlara gitmekte tamamen özgürdürler.” Déjacque’nin “İnsanialanı”nda [Humanisphere], ne çalışma saatleri ne de zorunlu gruplaÅŸmalar vardı. İş tek başına veya topluca yapılabilirdi.
İşbölümüne gelince, Déjacque oldukça özgün bir şekilde bunun ortadan kaldırılmasını önerdi. Önerdiği şey, aristokrasi (veya daha ziyade aristokratik aydınlar) ile proletaryanın karşılıklı olarak bütünleşmesi süreciydi; her biri kendi tek taraflı entelektüel veya kol emeğine dayalı gelişiminin ötesine geçecekti.
Déjacque, hafifletici ÅŸeylerin abesliÄŸinin farkında olmasına raÄŸmen, belki de ütopyacı araÅŸtırmalarının sonuçları ile 1850′deki sınıf mücadelesinin içeriÄŸi arasındaki uçurum nedeniyle çok öfkeliydi; ve bu uçurumu bir geçiÅŸ kuramıyla birbirine baÄŸlamaya çalıştı. Bu kuram, mevcut durumu hesaba katarak, topluluÄŸun vaziyetinin baÅŸarısını saÄŸlamayı amaçlıyordu. Üç temeli ÅŸunlardı: ilki, “halk tarafından doÄŸrudan yasama” (”[hükümetin] tamamen ortadan kaldırılmasını beklerken [olası] en demokratik hükümet biçimi“); ikincisi, “doÄŸrudan deÄŸiÅŸimi“, Owenci tipte “emek çarşıları” [bazaar] kurulmasını, “dolaşım kuponları“nı (emek kuponları) ve mükiyete karşı kademeli bir saldırıyı içeren bir dizi ekonomik önlem (Déjacque’nun kendisinin de kabul ettiÄŸi üzere [bu] sömürüyü ortadan kaldırmaksızın mülkiyeti demokratikleÅŸtirmek [demekti]); üçüncüsü, idari iÅŸlevlerin demokratikleÅŸtirilmesi (bir günlük çalışmanın ortalama deÄŸeri üzerinden para alacak olan kamu görevlilerinin geri çaÄŸrılabilirliÄŸi), polis ve ordunun laÄŸvedilmesi.
Bu programın, en azından belirli noktalarının 1871 Paris Komünü’nü önceden tahmin ettiÄŸi reddedilemez bir olgudur. Ancak bu, Déjacque’nin –karşısında eleÅŸtirel imgelemini kullandığı– 1848 Devrimi’nin “sınırlarını” kabul ettiÄŸi zayıf yönüdür. Tüm diÄŸer ÅŸeylerin yanısıra “çalışma hakkı”, ve bununla birlikte de ticaret mantığı belirdi. GeçiÅŸ sorunu meselesinde, fazlasıyla “realizm”den yoksundu, çünkü işçilerin deÄŸer-sermaye sürecini idare etmekteki bakış açılarının yansıttığı çözümsüz sorunlar gözardı edilse dahi, o yalnızca kadınlara deÄŸil, aynı zamanda “tutuklulara” ve “akıl hastalarına” da, hiçbir yaÅŸ sınırlaması olmaksızın oy kullanma hakkı tanınmasını öneriyordu. Ancak geçiÅŸ Déjacque’ye göre en iyi ikinci tercihti, ve bunun böyle olduÄŸunu açıkça biliyordu. GeçiÅŸ lehine ütopyacı keÅŸfin terk edilmesi söz konusu deÄŸildi, ancak bu ikisi arasındaki gerilim, yüzeysel olarak karşılaÅŸtırılabileceÄŸi Errico Malatesta’nın durumunun tam tersiydi.
Déjacque’nin ütopyasının genel gidiÅŸatı, bunun ticari ve politik kısıtlamaların tümüyle kopmaya doÄŸru ilerleyiÅŸi, bunun proletaryanın isyankar enerjisini yeniden canlandırma arzusu, ve bunun (William Morris’inki ile karşılaÅŸtırılabilir olan) yaratıcılığının derinliÄŸi, bunun anarko-komünizm içindeki kritik unsura temel nitelikte bir katkı yaptığını görmemizi saÄŸlayabilir. Déjacque, anarÅŸist-komünizme, tarihinin birinci döneminde, ikona kırıcı [iconoclastic, yerleÅŸmiÅŸ inançlara karşı çıkan] bir boyut kazandırdı; bunun ışıltılarının yeniden ortaya çıkması 1880′lerin Kropotkin’ine veya yirminci yüzyıldaki Luigi Galleani’ye kadar tekrar görülmedi.

KOMÜNİST ANARŞİZMİN ‘ULUSLARARASI İŞÇİ BİRLİĞİ’ (IWMA) İÇERİSİNDE YENİDEN FORMÜLE EDİLMESİ
Birinci Enternasyonal, veya Uluslararası İşçi BirliÄŸi 1864′de kurulmuÅŸ, ve 1871 Paris Komünü’nün ardından katı hiziplere bölünene kadar faal olmuÅŸtu. IWMA içinde gerçekleÅŸen bölünme, esasen kolektivizmin detayları; ve, zorunlu olarak anti-ticari doÄŸaya sahip olması gerektiÄŸi –Marx’ın Kapital’i dışında– asla belirtilmmemiÅŸ olan (veya [bunun] örgütün pratiÄŸinin ÅŸekillenmesinde asla bir rolü olmamış olması) ’sınıfsız toplum’a ulaÅŸmanın yolları nedenleriyle gerçekleÅŸmiÅŸti. DeÄŸiÅŸim deÄŸerinin ortadan kaldırılmasının tamamen bir sapkınlık [aberration, yarı delilik] olacağına inanan sol-kanat bir Proudhoncu olan Bakunin, komünizmi tamemen ve basitçe sosyalist Jakoben eÄŸilimle özleÅŸtiriyordu; ve dahası, bunu tanımlarken laf kalabalığı yaparak genellikle “otoriter komünizm”‘ kelimesini kullanıyordu.
AÄŸustos 1876′da, James Guillaume’nin Idées sur L’organisation Sociale adlı broşürü Cenova’da basıldı. Bu metinin önemi onun kolektivist bir toplumun çerçevesini özlü bir ÅŸekilde sunmasında deÄŸil, Guillaume tarafından resmedilen toplum ile komünizm arasındaki iliÅŸkide yatar. Üretim aletlerinin kolektif mülkiyetinden, yani “ÅŸu ve bu endüstrideki işçilerin birlikleri” tarafından ve her tarımsal grup tarafından sahiplenilmesinden yola çıkarak, ve böylece de bu grupların her birinin kendi ürünleri üzerindeki sahiÄŸliÄŸinden yola çıkarak, Guillaume ‘komünizm’e veya –bu terimi kullanmadığı için– deÄŸiÅŸimin yerini serbest dağıtımın almasına ulaşır. Serbest dağıtıma geçiÅŸin Guillaume tarafından tanımlanan toplumla organik bir ÅŸekilde baÄŸlantılı olduÄŸu kabul edilir –bu ürünlerin deÄŸerleri üzerinden deÄŸiÅŸimi etrafında örgütlenen bir toplum olmasına raÄŸmen, üretim araçlarının kolektif sahipliliÄŸince temsil edilen güvence yüzünden [böyle kabul edilir]. Buradaki önemli nokta, komünizmin ahlaki bir norm konumuna indirgenmesidir; bu, ileriye doÄŸru yönelmek için iyi bir ÅŸeydir. Ve, bu, sınai ve tarımsal üreticiler arasındaki katı iÅŸbölümüyle, tam istihdam politikasıyla ve emek gücünü ödemesiyle, kolektivist (ve ücretli) toplumun doÄŸal geliÅŸimi olarak gözükür.
Guillaume, ücret sistemine dayanan toplumsal iliÅŸkiyi komünizmin önkoÅŸulu yaparak, ve bunu devletin gereksiz hale gelmesinin temeli olarak görerek, anarÅŸist-komünizmin karşısına çıkacak ve Malatesta’nın önde gelen temsilcilerinden biri olduÄŸu gerilemenin temelini atmıştır. Guillaume’ye göre, komünizmin önkoÅŸulları, deÄŸer üzerinden yapılan hesaplamaların ortadan kaldırılmasına ve işçilerin “ahlaki anlayışını”nda iyileÅŸmenin gerçekleÅŸmesine imkan tanıyacak ürün bolluÄŸunun ilerici görüntüsüdür. Bu ise “serbest eriÅŸim” ilkesinin uygulanabilmesini olanaklı kılacaktır. Guillaume, kolektif mülkiyetin ve garantili ücretin uygulanmaya baÅŸlaması sayesinde, işçi sınıfının kabullenilmiÅŸ faili [temsilcisi] olarak davrandığı bu olaylar silsilesini ticari mekanizmaların geliÅŸmesiyle ortaya çıkmış gibi tasavvur ediyordu. Tüm bunların altında yatan ÅŸey ise satma fiilinin artık basit, teknik, geçici, paylaÅŸtırıcı bir ölçüden baÅŸka bir ÅŸey olmadığı ÅŸeklindeki anlayıştı.
1870′lerin sonlarına doÄŸru IWMA’den geriye kalanın içerisinde kendini ifade anarÅŸist-komünizm, ProudhonculuÄŸun bu türüne tamamen karşı çıkıyordu. Åžubat 1876′da, Savoyard François Dumartheray (1842-1931) Cenova’da, “özellikle Lyon’lu göçmenlerin bağımsız grubu olan “L’Avenir” seksiyonunun eÄŸilimleriyle ilgili olarakAux Travailleurs Manuals Partisans de L’action Politique [adlı] broşürünü yayınladı. “İlk defa basılı bir metinde anarÅŸist-komünizmden bahsediliyordu.” Aynı yılın 18-19 Mart’ında, IWMA üyeleri ve Komünalistler tarafından Lozan’da düzenlenen toplantıda Elisée Reclus, anarÅŸist-komünizmin meÅŸruiyetini kabul ettiÄŸi bir konuÅŸma yaptı. Mamafih 1876′da, bazı İtalyan anarÅŸistleri anarÅŸist-komünizmi kabullenmeye karar verdiler; ancak bunu formülleÅŸtirmeleri, kolektivizm sorunu söz konusu olduÄŸu ölçüde onların kısıtlamalarını da gösteriyordu: “İtalyan Federasyonu, emeÄŸin ürününün kolektif sahipliliÄŸini kolektivist programın gerekli bir bileÅŸeni olarak görür.” Yine, 1877 baharında, Berne’de Statuten der Deutscheienden Anarchischkommunistischen Partei ortaya çıkar.
Komünizm meselesi, Guillaume’nin baÄŸlayıcı bir ÅŸey söylemeyi reddettiÄŸi, komünizm partizanları (Costa, Brousse) ile İspanyol kolektivistlerinin karşı karşıya geldiÄŸi “anti-otoriter” IWMA’in Eylül 1877 Verviers Kongresi’nde de çözümlenmeksizin kaldı. Ancak, 1870′ler boyunca İsviçre’nin Fransızca konuÅŸulan bölgelerinde aktif olan anarÅŸist grubu Jura Federasyonu Reclus, Carlo Cafiero ve Kropotkin’in görüşlerini benimsemiÅŸ, ve Ekim 1880′deki Kongresinde komünizmi programına dahil etmiÅŸti. Bu Kongre’de, Carlo Cafiero daha sonra La Révolté‘de “Anarchie et Communisme” adıyla basılacak olan bir rapor sundu. Bu raporda, Cafiero kolektivizmle kopma noktalarını kısaca gözler önüne serdi: deÄŸiÅŸim deÄŸerinin reddi; üretim araçlarının mülkiyetinin işçi birliklerine [corporation] devrine karşı çıkılması; ve üretken faaliyetler için yapılan ödemelerin ortadan kaldırılması. Ayrıca, Cafiero komünizmin gerekli niteliÄŸini gözler önüne serdi, ve böylece Guillaume’nin 1876′daki broşüründe tasavvur ettiÄŸine benzer bir geçiÅŸ döneminin imkansızlığını ortaya koydu. Cafiero, bir yandan, üretim araçlarının kolektif sahipliliÄŸi talebinin ve “emeÄŸin ürünlerinin bireysel sahiplenilmesi“nin sermaye birikimine neden olacağını ve toplumun sınıflara bölünmesinin yeniden ortaya çıkacağını öne sürüyordu. Öte yandan, bireysel emek gücü karşılığında bir biçimde ödeme yapılmasının sürdürülmesinin, halihazırda kapitalist üretim tarzı tarafından üretime sirayet ettirilmiÅŸ olan toplumsallaÅŸmış nitelikle (üretken faaliyetlerin bölünemezliÄŸiyle [indivisibility]) çatışacağını savunuyordu. Ürünlerin tayınlanması [rationing, karneyle dağıtılması] söz konusu olduÄŸunda –ki bu devrimci bir zaferin ardından ortaya çıkabilirdi–, bu tayınlamanın “baÅŸarıya göre deÄŸil de ihtiyaçlara göre” yürütülmesini hiçbir ÅŸey engelleyemezdi.
Kropotkin’in 1880 Kongresi’ndeki komünizm lehine katkısı, onun katı kolektivizmden komünizme doÄŸru konumundaki yavaÅŸ evrimin –kolektivizmi sadece geçici bir aÅŸama olarak gördüğü ara konumdan geçerek– eriÅŸtiÄŸi en son noktaydı. Kropotkin’in, temelleri 1880′ler boyunca oluÅŸan anarÅŸist-komünizm kuramı, komünizmi mümkün kılacak ÅŸartlar ve bu toplumsal biçimi baÅŸarmanın gerekliliÄŸi (ki böylece deÄŸiÅŸim deÄŸeri ortadan kalkacaktı) üzerine Cafiero tarafından 1880′de sunulan tezlerin bir detaylandırılmasıydı. AnarÅŸist-komünizm, proleteryanın eksik-tüketimi, eksik-üretim ve toplumsallaÅŸmış emek arasında hırpalanan kriz-yüklülü burjuva toplumuna çözüm olarak sunulur. Aynı zamanda, anarÅŸist-komünizm, eski toplumda halihazırda zaten mevcut olan komünizme ve bireylerin özgür birliklerine doÄŸru olan eÄŸilimlerin gerçekleÅŸmesi olarak görülür. AnarÅŸist-komünizm, bu anlamda, kabile toplumlarında var olan dayanışma ilkesini yeniden hayata geçiren toplumsal bir biçimdir.
Kropotkin’in anarÅŸist-komünizmi bireylerin ihtiyaçların –”gereksinimler” ve “lüksler”in– karşılanmasına dayanıyor olması genel özelliÄŸine sahipti; yani, kolektivist tam istihdam ve garanti edilmiÅŸ ücret politikasında ön plana çıkarılan “bir kimsenin emeÄŸinin tüm ürününe” sahip olması [özelliÄŸine sahipti]. İhtiyaçların karşılanması çeÅŸitli tedbirlerle garanti altına alınacaktı: meta deÄŸiÅŸiminin yerini ürünlerin serbest dağıtımı alacaktı; üretim bollaÅŸtırılacaktı; endüstriyel merkezsizleÅŸme uygulamaya geçirilecekti; iÅŸbölümünün üstesinden gelinecekti; çalışma süresi azaltılarak ve kapitalist üretim tarzının neden olduÄŸu israflar önlenerek, gerçek ekonomiler ortaya çıkarılacaktı. Kropotkin şöyle yazıyordu: “kendi içinde birikmiÅŸ tüm zenginliÄŸin sahipliÄŸini geri almış bir toplum, üretim söz konusu olduÄŸunda, günde fiili dört, beÅŸ saatlik el emeÄŸinin karşılığında rahatça bolluÄŸu saÄŸlayabilir.
Ancak üretim vasıtalarına –tüketiciler olarak– üreticiler, ve –üreticiler olarak– tüketiciler tarafından el konulması, yeni bir yasal mülkiyet biçimini mi, yoksa tüm biçimleriyle mülkiyetin yıkılmasını mı ima eder sorusu ortaya çıkar. 1881′de Londra’da düzenlenen AnarÅŸist Kongresi’nin “kolektif dahil olmak üzere, tüm mülkiyetin laÄŸvedilmesi”ni savunmasına raÄŸmen, ve bizzat kendisi “ortak kullanım” ile “sahipliÄŸi” karşıtlar olarak göstermesine karşın, Kropotkin mülkiyetin yeni bir ajana (yani ona göre, endüstriyel veya ticaretle ilgili ticari kolektifler yerine bir bütün olarak topluma) devredilmesi ÅŸeklindeki kolektivist görüşün ötesine geçmemiÅŸtir. Bu nedenle, şöyle yazar: “BirliÄŸin işçiler açısından faydalı olması için, mülkiyetin biçimi deÄŸiÅŸtirilmelidir“.
Aynı belirsizlik iÅŸbölümünün laÄŸvedilmesi sorununda da ortaya çıkar. Hi şüphesiz ki, Kropotkin’in bu açıdan komünist toplumun içeriÄŸine yönelik yaptığı tanımlama tam olarak açıktır: el ve zihin emeÄŸinin; çekici ve gönüllü çalışmanın bütünleÅŸtirilmesi; ve tarım, endüstri ve sanatın “endüstiyel köyler” içerisinde kaynaÅŸtırılması. Ancak, “Toprak onu ekenlere, fabrikalar işçilere” korporatif sloganının öne çıkardığı devrimci strateji, iÅŸbölümü ve giriÅŸim kurumunu devam ettirmeyi bir koÅŸul olarak gerektirir, ve hala bir kolektivizm biçimi olacak bir işçi ve köylü toplumunun kurulmasından baÅŸka bir ÅŸeyi ifade etmez.
Yeni toplumun, iki yönde –komünist ve anarÅŸist (üretim tarzı ile onun politik biçimi arasındaki kaçınılmaz baÄŸlantı göz önünde bulundurulursa)– örgütlenmesi, (Komünalistlerin “özgür komünü”ne deÄŸil) “komünist komün”e, federalizme (bölgelerin ya da üretim alanlarının merkezsizleÅŸmesine ve ekonomik kendine yeterliliÄŸine) ve semt meclislerine dayanmalıdır. Kropotkin, üç olası örgütlenme yöntemini birbirinden ayırt eder: bölgesel [territorial] temelde (bağımsız komünler federasyonu); toplumsal iÅŸlev temelinde (ticaretler [iÅŸler] federasyonu); tüm ilgisini yoÄŸunlaÅŸtırdığı ve yaygınlaÅŸacağını umut ettiÄŸi, kiÅŸisel ilgi [affinity, eÄŸilim] temelinde. Aslında, “uyum içinde çalışan bireylerin özgürce ve kendiliÄŸinden gruplaÅŸması“, ona göre, anarÅŸist-komünizmin özgün toplumsal iliÅŸkilerinin temel özelliÄŸiydi.
Ancak, önemli olan nokta daha çok, tüm bunların nihai birer sonucu olduÄŸu, devrimci sürecin biçimleri ve içeriÄŸinde yatmaktadır. Devrim –Kropotkin’in modelini Fransız Devrimi’ni öncelleyen köylü ayaklanmalarında bulduÄŸu– uzun bir ayaklanma dönemi ile baÅŸlayacak olan uluslararası bir süreç olarak görülüyordu. Böylesi bir devrimci süreç, “toplumun yeniden inÅŸası”nın baÅŸlangıcını iÅŸaret edecek olan genel bir mülksüzleÅŸtirme [expropriation, mülkiyetin tasfiyesi] aÅŸamasıyla sonlanacaktı.

MülksüzleÅŸtirme, yirminci yüzyılın insanları önüne tarihin koyduÄŸu bir meseledir: herkesin refahını güvence altına almak için gerekli olan her ÅŸeyin mülkiyetinin, derhal ve etkili bir ÅŸekilde, … insanlığının refahının hizmetkarları [minister, vekilleri] tarafından alınmasıyla Komünizme geri dönülmesi.

Derhal [gerçekleÅŸtirilen] bir mülksüzleÅŸtirme, Kropotkin’in devrimci sürecinin bütün mantığını tanımlar. Esasında, onun çalışmasının özü iÅŸte burada yatmaktadır. (İnsan tabiatı, ürünlerin bolluÄŸu, ve vb. hakkındaki iyimser varsayımları baÄŸlamında) ona karşı yapılabilecek itirazların gerçek cevabı, onun ortaya koyduÄŸu alternatiflerde yatmaktadır: ya toplumsal iliÅŸkilerin ya da ücret sisteminin ÅŸu veya bu ÅŸekilde derhal müşterekleÅŸtirilmesi [communization]. Bu alternatiflerin yalın doÄŸası hakkında kanıtlar gerekiyorsa, tarih böylesi kanıtları bolca sunmuÅŸtur. Kropotkin’e göre ücret sisteminin eleÅŸtirilmesi, birbirinden ayrılmaz bir ÅŸekilde (Proudhoncu veya Guesdist) kolektivizmin eleÅŸtirisiyle baÄŸlantılıdır. Şöyle yazıyordu: “Günümüz kapitalizminin en göze çarpan özelliÄŸi ücret sistemidir.” Kropotkin, ücret sistemini, üretim araçlarınının üreticilerden ayrılmasını saÄŸlayan gerekli bir koÅŸul ve “herkese yaptığı kadar” ilkesinin dayandığı bir ÅŸey olarak görür.

bu ilkenin ilan edilmesiyle, göze batan eşitsizlikler ve mevcut toplumun bütünç iğrençlikleri sonuçlanmak üzere ücretlilik [wagedom] başlar; çünkü, işin yapılmasına para [cinsinden] veya başka bir ücret biçiminden değer biçilmeye başlandığı andan itibaren, Devlet-destekli Kapitalist toplumun tüm tarihi yazılmış kadar olur.

Kolektivistler, “endüstriyel cezai [zorunlu] bir hizmetkarlık” olan “çalışma hakkı”nı savundular. Kropotkin’in görüşüne göre, onların işçi-yanlısı politikası, ücret sistemini ve kolektif sahipliliÄŸi aynı arabaya koÅŸmayı amaçlıyordu –özellikle de emek kuponları [labor vouchers] kuramları yoluyla. Kropotkin, toplumsallaÅŸtırılmış, tek baÅŸlarına deÄŸerlendirilen her işçinin katkısı söz konusu olduÄŸunda tüm ayrımları ortadan kaldırma eÄŸiliminde olan bir ekonomide, emek kuponlarına emeÄŸin tam deÄŸerini ölçmeyi amaçlaması temelinde karşı çıkar. Dahası, emek kuponlarının varlığı, toplumu “aktifler ve pasiflere dayanan bir ticari ÅŸirket” yapmaya devam edecektir. Bu nedenle, emek kuponlarını ÅŸu sözlerle suçlar: “Bu düşünce … eskidir. Robert Owen’dan beri vardır. Proudhon 1848′de bunu savunmuÅŸtu. Bugün, ‘bilimsel sosyalizm’ haline gelmiÅŸtir“.

Kropotkin, kolektivistlerin iÅŸbölümü ve Devlet’e yönelik tavırlarına karşı da eÅŸ derecede sert eleÅŸtiriler getirmiÅŸtir. İşbölümü hakkında ÅŸunları yazar: “Devrim sırasında çalışmanın örgütlenmesine dair onlarla {kolektivist sosyalistlerle} konuÅŸun, iÅŸbölümünün sürdürülmesi gerektiÄŸi yanıtını vereceklerdir.” Kropotkin’in Devlet konusunda, “toplumsal devrim anındaki doÄŸrudan, derhal komünist anarÅŸizm” taraftarı haline geldiÄŸi andan itibaren, komünist bir perspektifin yokluÄŸunda proletaryanın iktidar ve temsiliyet sorunlarına saplanıp kaldığı bir devrim örneÄŸi olarak Paris Komünü’nü eleÅŸtirmesi önemlidir. Kropotkin, Paris Komünü’nün, “devrimci devlet”in nasıl komünizmin yerine geçtiÄŸini ve ücret sistemine baÄŸlı olan yeni bir tahakküm biçimini nasıl ortaya çıkardığını çok iyi ortaya koyduÄŸuna inanır. Bunun aksine, “Gelecekteki devrimin Komünleri, devrimci sosyalist eylemlerle, bireysel mülkiyeti ortadan kaldırarak, kendi bağımsızlıklarını doÄŸrulayacak ve oluÅŸturacaklardır“. Dahası, komünizm bizzat Komün’ün doÄŸasını dönüştürecektir:

Bize göre, ‘Komün’ artık bölgesel bir toplaÅŸma deÄŸildir; aksine, ne sınırları ne de hudutları tanımayan bir eÅŸitler gruplaÅŸmasının genel adı, eÅŸ anlamlısıdır. Toplumsal komünün kısa zaman içerisinde açıkça tanımlanan bir bütün olması sona erecektir.

Kropotkin’e göre, devrimci süreci karakterize eden ÅŸey, öncelikle bütün nüfusun maddi durumunu derhal iyileÅŸtirmek amacıyla genel bir mülksüzleÅŸtirme, tüm ‘zenginler’in mülklerinin (üretim araçları, ürünler, evler vb.) alınmasıdır. Şöyle yazıyordu: “Herkese Ekmek parolasıyla, Devrim zafer kazanacaktır“. Kropotkin, devrimin milyonlarca proleteri iÅŸsiz bırakacağını tahmin ettiÄŸi için, bunun çözümü beslenme ve giyim ihtiyaçlarının karşılanmasını güvence altına almak üzere üretimin tamamın ele geçirilmesi olacaktır. Her ÅŸeyden önce, halk “ayaklanan komünlerdeki tüm gıdayı derhal ele geçirmeli“, envanter hazırlamalı, ve ÅŸu ilke temelinde gıdayı sokaklarda ve mıntıkalarda karşılıksız dağıtacak erzak hizmetini örgütlemelidir: “topluluÄŸun bolca sahip olduklarında hiçbir kısıtlama olmadan, ancak kıt veya yetersiz olma eÄŸiliminde olan ÅŸeylerin eÅŸitçe paylaşılması ve bölüşülmesi“. Konutlara gelince:

EÄŸer Devrimin insanları konutları kamulaÅŸtırır ve ücretsiz ikamet hakkını ilan ederlerse –konutların komünalleÅŸtirilmesi ve her ailenin makul barınağı olması hakkı–, o zaman Devrim başından itibaren komünistçe bir özellik üstlenecektir, … meskenlerin kamulaÅŸtırılması nüve halinde toplumsal devrimin bütününü barındırır.

Kropotkin’in devrimci sürece bakışının ikinci özelliÄŸi, “fabrika işçileriyle –onlar tarımsal nüfusun ihtiyaçlarının karşılanması için çalışırken– onlara gerekli hammaddeyi vermek ve onlara yaÅŸam araçlarını saÄŸlamak” [üzere] bir anlaÅŸmaya vararak, kırsal kesimi komünalleÅŸme süreciyle bütünleÅŸtirmektir. Kropotkin, kentle kırın bütünleÅŸmesini asli önemde görüyordu, çünkü bunun nüfusun geçimliliÄŸinin güvence altına alınmasıyla ilgisi vardı, ve bu endüstriyel merkezlerden baÅŸlayarak iÅŸbölümünün laÄŸvedilmeye baÅŸlanmasıyla baÅŸarılacaktı. O, ekili alanların geliÅŸtirilmesi ve geniÅŸletilmesinde “Köyler kadar büyük kentlerin de toprağı iÅŸlemesi gereklidir” diyordu. Kropotkin’in bakışına göre, tarımsal sorun devrimin başından itibaren belirleyiciydi. Ancak Kropotkin’in toplumun faydasına toprağın kamulaÅŸtırılmasına iliÅŸkin açıklaması (toprağın herkese ait olması), yukarıda deÄŸindiÄŸimiz belirsizlikten muaf deÄŸildir. Toprağın –tüm diÄŸer ÅŸeylerle birlikte– bir mülk meselesi yapılması, üretken faaliyetin ihtiyaçların karşılanmasının önüne geçmesine, halk ile ihtiyaçlarının tatmini arasına toplumsal bir aktörün sokulmasına denk düşmektedir.

Tüm biçimleriyle kolektivizmden tamamen kopmadaki bu yetersizlik kendisini yine anarÅŸist-komünizmi birkaç eÄŸilime bölen işçi hareketi sorununda kendisini göstermektedir. Endüstriyel ve tarımsal proletaryanın devrimin ve müşterekleÅŸtirmenin [communization] doÄŸal taşıyıcıları olduÄŸunu söylemek, bize bunun hangi biçimde olacağını veya olması gerektiÄŸini söylemez. ÖzetlemiÅŸ olduÄŸumuz devrim kuramında gerçek amil [agent] ayaklanan insanlardır; kendilerini iÅŸverenlerden daha “rasyonel” bir endüstriyel beden veya toplumsal beyin (yönetici) olarak, emek gücü olarak öne sürmeyi amaçlayan ve (kapitalist üretim tarzının hücreleri olan) iÅŸletmelerde örgütlenen işçi sınıfı deÄŸildir. 1880 ile 1890 arasında, içkin bir devrim perspektifine sahip anarÅŸist-komünistler, o zamanlar kurulma aÅŸamasında olan resmi işçi hareketine (genel Sosyal DemokratikleÅŸmeye) karşı çıkmışlardı. Yalnızca siyasi (devletçi) mücadelelere deÄŸil, aynı zamanda ücret talebini veya baÅŸka talepleri öne çıkaran, veya sendikalarca örgütlenen grevlere de karşı çıkıyorlardı. Tek başına grevlere karşı çıkmazlarken, sendikalara ve sekiz-saatlik iÅŸgünü mücadelesine karşı çıkıyorlardı. Bu anti-reformist eÄŸilime örgütlenme karşıtı eÄŸilim eÅŸlik etti; ve [bu eÄŸilimin] partizanları, gıda maddeleri ve diÄŸer malzemelerin kamusallaÅŸtırılması için, mülksüzleÅŸtirici grevler için, ve bazı durumlarda da “bireysel zararın telafisi” [individual recuperation] veya terörizm faaliyetleri için iÅŸsizler arasında ajitasyon yapma taraftarı olduklarını açıkladılar.
Ancak 1890′lardan itibaren, anarÅŸist-komünistler, ve özellikle de Kropotkin, kendilerini doÄŸrudan doÄŸruya işçi hareketinin mantığıyla (ücretli emek gücünün yeniden üretimiyle) bütünleÅŸtirmeye baÅŸlamışlardı. Kropotkin, 1890′da, ona göre anarÅŸist-komünistlerin kendilerini tuzaÄŸa düşürme riski içinde oldukları ikilemin üstesinden gelmenin bir aracı olarak “işçi sendikalarına girmenin aciliyetini belirten ilk kiÅŸilerden birisi” oldu. Kropotkin, bu ikilemi reformist işçi hareketine katılmak veya saf ve sekter bir geri çekiliÅŸ olarak görüyordu. Daha sonradan, “İşçi örgütlenmeleri toplumsal devrimi yapma yetisine sahip gerçek bir kuvvet“tir diyecekti.
Anarko-sendikalizmin ve devrimci sendikacılığın doÄŸuÅŸuyla aynı zamana denk gelerek, anarÅŸist-komünizm içerisinde üç eÄŸilim ortaya çıktı. Birincisi, Kropotkin’in kendisi ve Les Temps Nouveaux (Jean Grave) tarafından temsil edilen eÄŸilim. İkincisi, Kropotkin’den etkilenen, ancak ona göre sendikalara daha az meyilli olan birkaç grup (örneÄŸin, Rusya’daki Khleb i Volia). Son olarak da, Fransa’daki Sebastien Faure’nin Le Libertaire‘i etrafında gruplaÅŸan anti-sendikalist anarÅŸist-komünistler bulunuyordu. 1905′den itibaren, bu anti-sendikalist anarÅŸist-komünistlerin Rusya’daki türdeÅŸleri ekonomik terörizmin ve yasadışı “mülksüzleÅŸtirmelerin”ın partizanları haline geldiler.
Hiç şüphesiz ki, “sendikalist bir Kropotkin keÅŸfetmeyi veya bulmayı amaçlamak bir hayal” olur –en azından kelimenin katı anlamında, çünkü o geleceÄŸin toplumu olarak sendikacılık kuramını reddetmiÅŸtir –ancak bu onu 1911′de anarko-sendikalist Emile Pataud ve Emile Pouget tarafından yazılan Co-operative Commonwealth (How We Shall Bring About The Revolution) [Müşterek Ortak Refah (Devrimi Nasıl Meydana Getirebiliriz)] kitabının önsözünü yazmaktan alıkoymadı. Ancak o, sendika hareketini ajitasyonun doÄŸal bir muhiti olarak görüyordu; böylece reformizm-sekterlik ikilimine bir çözüm bulma giriÅŸiminde bunu kullanmak mümkün olacaktı. Kropotkin, Rus “yasadışıcı” anarÅŸist-komünistlerinin stratejilerine alternatif olarak, amacı Sosyal Demokratların etkisini önlemek olacak olan bağımsız anarÅŸist sendikaların kurulmasını tasavvur etti. Stratejisini 1904′de Paroles d’un Révolté‘nin İtalyanca baskısındaki tek bir cümleyle tanımlamıştır: “Amaç olarak mülksüzleÅŸtirme, ve burjuva dünyasını tüm ülkelerde aynı anda felce uÄŸratmanın aracı olarak genel grev.
YaÅŸamının sonunda Kropotkin daha önceki çekincelerini bir kenara bırakmış gözükür, ve sendikalizmi “Rus ekonomisinin yeniden inÅŸasının yegane temeli” olarak görecek kadar ileri gider. Mayıs 1920′de, “sendikalist hareket…, gelecekteki onbeÅŸ yıldaki en büyük kuvvet olarak ortaya çıkacak, komünist devletsiz toplumun yaratılmasına yol açacaktır” diyordu. Kooperatif hareketinin karşılaÅŸtığı olasılıklar hakkında da eÅŸ derecede iyimserdir. Bu gibi açıklamalar, anarÅŸist-komünizmi iÅŸletmelerin kolektif yönetimine dayanan anarko-sendikalizmin basit bir türü yapan gerilemenin yolunu açtı. Bir karikatüre indirgenen “anarÅŸist-komünizm”, 1930′ların İspanyol “liberter kominizm”i gibi boÅŸ bir ibare haline bile geldi; bu sonraki terimin aldığı güncel kullanımlardan hiç bahsetmeyelim.

ANARŞİST-KOMÜNİZMİN SONU MU?
Kropotkin’in anarÅŸist-komünizme deÄŸilse de onun bir ideolojiye dönüşümüne yaptığı en son katkı, ÅŸaşırtıcı Rus “devlet komünizmi” kavramını takdim etmesiydi. Rus Devrimi ve Çarlığın prangalarından kurtulmuÅŸ bir kapitalist devletin kurulması olaylarıyla karşılaÅŸmış olan Kropotkin, mantıksal olarak bu yeni devleti bir kolektivizm biçimi olarak görmeliydi. Daha önceden teÅŸhir ettiÄŸi kolektivizm çeÅŸitleri gibi, bunun da karakterinin ücretli sistem tarafından belirlendiÄŸini fark etmiÅŸ olmalıydı. BolÅŸevik yöntemlerin yöneldiÄŸi ÅŸeyin komünizmle hiçbir alakasının olmadığı olgusuna dikkati çekmeksizin, kendisini aslında BolÅŸevik yöntemlerin eleÅŸtirisiyle sınırladı. 1920 sonbaharında Lenin’e yönelttiÄŸi bir soru, bunun iyi bir örneÄŸidir:

Siz, Avrupa Komünizminin başı olarak, utanç verici yöntemlerle savunduÄŸunuz fikirleri kirletme hakkınız olmadığını göremeyecek kadar kör müsünüz, bu kadar mı otoriter fikrilerinizin tutsağı haline geldiniz…?

Kropotkin’in ölümünden sonra, anarÅŸist-komünizm kuramı yaÅŸamaya devam etti, ancak 1920′den itibaren baÅŸ gösteren karşı-devrimce tecrite mahkum edildi. İtalyan Solu ve (herÅŸeyden önce, bütün işçi hareketini eleÅŸtirmesiyle, ve emek, sermaye ile devletin genel bütünleÅŸme eÄŸilimi analiziyle [dikkat çeken]) Alman-Hollanda konsey komünistlerinin aksine, anarÅŸist-komünizmin partizanları gerçekte bu karşı-devrimin nedenlerini ortaya çıkarmayı denemediler; ne de onun boyutunu anlayabildiler. Bunun sonucunda, onların katkıları hiçbir derinliÄŸi olmaksızın ilkelerin resmi bir savunusundan öteye geçemedi. Dahası, bu katkılar da süratla sona erdi. Sebastian Faure’nin Mon Communisme’si 1921′de, Luigi Galleani’nin The End of Anarchism?‘i 1925′te ve Alexander Berkman’ın What Is Communist Anarchism?‘i (daha çok kısaltılmış hali olan ABC of Anarchism diye bilinir) 1929′da yayınlandı.

Bu tarihten itibaren, pozisyonu Gaston Britel tarafından açık bir hale getirilen, bir azınlık akımı olan Genel Emek Konfederasyonu, Devrimci Sendikalist’i [General Confederation of Labor, Revolutionary Syndicalist, CGTSR] bir kenara bırakırsak, anarÅŸist-komünizmin temsil ettiÄŸi kritik kuvvet, muhalif Bordigist Raoul Brémond (ilk olarak 1938′de yayınlanan La Communauté’sine bakınız) ve 1970′lerde yükselen belli bazı komünist akımlarla birlikte tekrar ortaya çıkacağı zamana kadar anarÅŸist hareketi terk ettiler. Bu sonrakilerin temsilcileri, 1975′te Paris’de Un Monde sans Argent: Le Communisme broşürünü basan gruptu.
Pratik bir hareket olarak, anarÅŸist-komünizm Meksika ve Rusya’da sona ermiÅŸti. Meksika’da Birinci Dünya Savaşı’nın öncesinde, toprağı kamulaÅŸtırmayı amaçlayan köylülerin ve yerlilerin hareketi ile desteklenen, Enrique ve Ricardo Florés Magon’un Patrido Liberal Mexicano’su (PML) anarÅŸist-komünizmi baÅŸarmaya çalışmıştı. PLM’nin amacı topluluÄŸun ejidos –ortak topraklar– geleneklerini canlandırmak, ve nihayetinde de esasen tarımsal olan bu ayaklanmanın etkilerini endüstriyel alanlara geniÅŸletmekti. PLM, AÅŸağı Kaliforniya’nın büyük kısmını kontrol eder hale gelmiÅŸti, ve birkaç IWW “Wobblies”ini ve İtalyan anarÅŸistini de içine barındırmaktaydı. Ancak anarÅŸist-komünist ilkeler temelinde örgütlenmiÅŸ tarımsal kooperatifler projesini uygulayamadı ve çok geçmeden askeri açıdan bozguna uÄŸradı.
Rusya’daki 1917 devrimi, anarÅŸist-komünizmin anarko-sendikalizm tarafından yutulduÄŸu veya yerinden edildiÄŸi sürecin hızlanmasını saÄŸladı. Buna ek olarak, bazı durumlarda anarÅŸist-komünistler kendilerinin BolÅŸevik Devlet’le bütünleÅŸmesine izin verdiler. Az sayıdaki grubun BolÅŸevikleri desteklemeyi reddettiÄŸi, hatta onlara karşı “eleÅŸtirel” olduÄŸu ve terörizm yoluyla onlarla çarpıştığı doÄŸrudur, ancak bunlar giderek artan bir tecritle karşılaÅŸtılar. Yirminci yüzyılda son kez, belli bir büyüklüğe sahip bir toplumsal hareket (özellikle de sürgüne gönderilmiÅŸ olan sendikalistlerin geri dönüş tarihi olan 1917 yazının öncesinde AnarÅŸistler (Komünistler) Federasyonu’nun dikkate deÄŸer bir etkiye sahip olduÄŸu Petrograd’da), bilinçli bir ÅŸekilde “hükümet ve mülkiyetin, hapishane ve kışlaların, para ve kârın” ortadan kaldırılmasını ve “doÄŸal bir ekonomiye sahip, devletsiz bir toplumun” yolunun açılmasını öne çıkardı. Ancak onların “evleri ve gıdaları, fabrikaları ve çiftlikleri, madenleri ve demiryollarını kapsayan” (işçilerin denetimi karşısındaki) sistematik kamulaÅŸtırma programı, gerçekte birkaç anarÅŸist-komünist grubun Åžubat Devrimi’nin ertesinde “Petrograd, Moskova, ve diÄŸer ÅŸehirlerde birkaç özel meskeni” kamulaÅŸtırmasıyla sınırlı kalmıştı.
Makhnocu ayaklanmacı harekete gelince, uzun vadede komünizmin taraftarı olmasına raÄŸmen, ve “tüm ücret sistemlerinin geri döndürülemez bir ÅŸekilde laÄŸvedilmesi gerektiÄŸini” açıklamalarına raÄŸmen, yine de kooperatifler çerçevesi içinde yer alan bir meta ekonomisinin temel özelliklerinin korunduÄŸu bir geçiÅŸ programı hazırlamışlardı. Ücretler, ürünlerin deÄŸer cinsinden karşılaÅŸtırılması, vergiler, “merkezsizleÅŸmiÅŸ gerçek halk bankaları sistemi” ve işçiler arasında doÄŸrudan ticaret, tüm bunlar bu geçiÅŸ programına iÅŸaret eden delillerdi.
Sonuç olarak, Kropotkin’in uyarısını hatırlatıyoruz: “Devrim komünist olmalıdır, aksi takdirde kana boÄŸulacaktır.
Çeviri: Anarşist Bakış

Kaynak:

Anarchist-Communism“, Alan Pengam, 1987.


www.khAos.info