Yeni AnarÅŸistler
filed in AnarÅŸizm on Eki.24, 2009
Hareketin Hareketi Mi? — 5
Çevirenin Notu: Çevirenin metine yaptığı eklemeler, açıklamalar vb, [...] ile gösterilmiştir.
Entelektüellerle aktivistler arasında; devrim kuramcılarıyla uygulayıcıları arasında bu kadar uçurum olduÄŸu baÅŸka bir zamanı akla getirmek oldukça zor. Aslında var olmayan engin toplumsal hareketler için [hazırlanmış] durum deÄŸerlendirmesine benzer makaleleri yazan yazarlar ÅŸaÅŸkınlıkla ve daha da kötüsü saygısızlıkla ele alınıyor gözüküyordu; ÅŸimdi ise her yerde gerçek olanlar ortaya çıkmakta. Sadece iki veya üç yıl [gibi kısa bir süre] zarfında gezegenin yüzeyinde yaÅŸamakta olan milyonlar için tarihsel olasılıkların anlamını tamamıyle dönüştürmeyi baÅŸaran, hiçbir belirgin iyi bir sebebi olmamasına raÄŸmen hala ‘küreselleÅŸme karşıtı’ hareket olarak adlandırılan için durum özellikle rezilcedir. Bu belki tam bir gözardı etmenin, veya New York Times gibi kasıtlı bir ÅŸekilde düşmanca olan kaynaklardan toplanan bilgilere dayanmanın bir sonucu olabilir; o halde, ilerici ağızlarca yazılanlar bile büyük ölçüde [esas] noktayı gözden kaçırmış gözüküyor –veya en azından hareketin katılımcıların en önemli olduÄŸunu düşündükleri [ÅŸey] üzerine nadiren yoÄŸunlaşıyorlar.
Bir antropolog ve –özellikle hareketin daha radikal, doÄŸrudan-eylemci kısmının– aktif bir katılımcısı olarak, bazı genel olarak yanlış anlaşılan noktaları aydınlığa kavuÅŸturabilirim; ama haberler pek hoÅŸ karşılanmayabilir. Sanırım tereddütün büyük bir kısmının [kökeni], uzun süreden beri kendilerini radikalliÄŸin bir çeÅŸidiyle oyalayanların gerçekte liberal olduklarını kabullenmekteki gönülsüzlükleridir: bireysel özgürlükleri geniÅŸletmek ve toplumsal adaleti saÄŸlamakla ilgilenmek, ancak [bunu] sermaye ve devlet gibi hakim kurumların varlığını ciddi ÅŸekilde tehdit edecek yollardan yapmamak. Ve hatta devrimci bir deÄŸiÅŸim görmeyi arzulayanların pekçoÄŸu, radikal siyasetin yaratıcı enerjisinin büyük bir kısmının artık –ÅŸimdiye kadar çoÄŸunlukla dışarıda bırakılan bir gelenek [olan]– anarÅŸizmden geliyor olmasından ve bu hareketi ciddi bir ÅŸekilde ele almanın aynı zamanda onunla [anarÅŸizmle] saygılı bir iliÅŸkiye girmeyi gerektirmesinden tam olarak mutlu olmayabilirler.
Ben bir anarÅŸist olarak yazıyorum, ancak ÅŸu anlamda [bir anarÅŸist olarak]; harekete dahil olan insanların hangi baÄŸlamda ve kaç tanesinin gerçekte kendini “anarÅŸist” olarak adlandırdığı buradaki amacın biraz dışında kalıyor [01]. Alternatifi kendi içinde önceden canlandıracak bir biçimde fiziksel olarak devlet iktidarına müdehale etmenin lehine [olacak ÅŸekilde], [hükümetin kendi] hareketlerini düzenlemesi için hükümetlere baÅŸvuran siyaset [yapma tarzını] reddeden doÄŸrudan eylemin bizzat kendisi, bütün bunların hepsi doÄŸrudan doÄŸruya liberter gelenekten ortaya çıkmıştır. AnarÅŸizm hareketin kalbidir, ruhudur; ona [harekete] dair yeni ve umut dolu olanların çoÄŸunun kaynağıdır. Bundan hareketle, harekete iliÅŸkin en yaygın üç genel yanlış anlamayı açığa kavuÅŸturmaya çalışacağım –”küreselleÅŸme” olarak adlandırılan bir ÅŸeye karşı varsayılan muhalefetimiz, varsayılan “ÅŸiddet”imiz ve varsayılan tutarlı bir ideolojiden yoksun olmamız– ve ardından da tüm bunların ışığı altında, radikal entelektüellerin kendi kuramsal pratiklerini nasıl yeniden ÅŸekillendirebilecekleri hakkında bazı öneriler getireceÄŸim.
Küreselleşme hareketi mi?
“KüreselleÅŸme karşıtı” deyimi, ABD medyasının bir icadıdır ve aktivistler hiçbir zaman bununla [kendilerini] rahat hissetmemiÅŸlerdir. Bir ÅŸeye karşı olan bir hareket olması söz konusuysa [eÄŸer], [hareket] insanlığın tarihsel geliÅŸimi için tek bir olası doÄŸrultu olduÄŸunu savunan bir tür piyasa fanatizmi –veya, daha iyisi piyasa Stalinizmi– olarak tanımlanabilecek neoliberalizme karşıdır. Demokratik hesap verilebilirliÄŸi liÄŸme liÄŸme eden kurumlarca sahip olunan bütün gücün [erkin] daha sonra devredileceÄŸi harita ekonomistler ve ÅŸirket reklamcılarından [oluÅŸan] bir seçkin [grubun] elindedir; bundan böyle [bu güç] büyük ölçüde, İMF [ing. International Monetary Fund, Dünya Para Fonu], WTO [ing. World Trade Organization, Dünya Ticaret Örgütü] veya NAFTA [ing. North American Free Trade Area, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Alanı] gibi seçilmemiÅŸ anlaÅŸma örgütlere kullandırılacaktır. Arjantin’de, Estonya’da veya Tayvan’da ÅŸunu doÄŸrudan doÄŸruya söylemek olasıdır: “Biz neoliberalizme karşı olan bir hareketiz”. Ama ABD’nde, dil her zaman bir sorundur. Buradaki ÅŸirketler medyası siyasi olarak belki de dünyadaki en yekpare [tek sesli] medyadır: ortada olan sadece neoliberalizmdir –arka planda yatan bir gerçekliktir; bu nedenle de kelimenin kendisi kullanılamaz. İlgili meselelerden “serbest ticaret” veya “serbest piyasa” gibi propaganda terimleri kullanılarak bahsedilebilir. Böylece Amerikalı aktivistler kendilerini tereddüt içinde bulurlar: eÄŸer birisi bir broşüre veya basın bildirisine (sıkça adlandırıldığı üzere) “N kelimesi” konmasını önerirse, alarm sirenleri anında çalmaya baÅŸlar: sadece eÄŸitimli bir seçkin rolünü oynayan dışlayıcı bir ÅŸey. Alternatif ifadeleri tasarlamak [adlandırmak] üzere çeÅŸit çeÅŸit giriÅŸim yapılmıştır –biz “küresel adalet hareketi”yiz, biz “ÅŸirrketler küreselleÅŸmesine karşı” bir hareketiz. Bunlardan hiçbirisi farklı olacak ÅŸekilde üstün ya da tatminkâr deÄŸildir; sonucunda da toplantılarda konuÅŸmacıların “küreselleÅŸme hareketi” ile “küreselleÅŸme karşıtı hareketi” [terimlerini] birbirinin yerine geçer ÅŸekilde kullandığı iÅŸitilebilir.
Aslında “küreselleÅŸme hareketi” deyiÅŸi oldukça uygundur. KüreselleÅŸme eÄŸer sınırların ortadan kaldırılması ve insanların, sahip olunanların ve fikirlerin serbestçe hareketi anlamına geliyorsa, o zaman sadece hareketin kendisinin deÄŸil, aynı zamanda buna [harekete] katılan grupların çoÄŸunun bizzat küreselleÅŸmenin bir ürünü olduÄŸu açığa kavuÅŸacaktır; –özellikle de en radikal olanları– genel olarak İMF veya WTO’dan daha fazla küreselleÅŸme destekleyicisidirler. ÖrneÄŸin, J18 ve N30 –bu sonraki [N30] 1999′da Seattle’da yapılan WTO toplantısına karşı protestolar yapılması çaÄŸrısıdır– gibi gezegen çapında eylem günleri [düzenlenmesi yönündeki] ilk çaÄŸrıları yapan Halkların Küresel Eylemi [ing. People's Global Action] adlı uluslararası aÄŸdır. PGA ise kökenini, 1996′da yaÄŸmur mevsimi Chiapas’ının dize varan çamurlarında yapılan ünlü İnsanlık İçin ve Neoliberalizme Karşı Uluslararası KarşılaÅŸma’ya [ing. International Encounter for Humanity and Against Neoliberalism] borçludur; ve [bu ise] Kumandan Yardımcısı Marcos’un ifade ettiÄŸi üzere bizzat “dünya üzerindeki bütün isyankarlar” tarafından baÅŸlatılmıştır. 50′den fazla ülkeden insan Zapatista’ların kontrolündeki La Reliadad köyüne akın etmiÅŸti. “Kıtalar-arası bir direniÅŸ ağı” görüşü La Reliadad’ın İkinci Deklarasyonu’nda ortaya konulmuÅŸtu:
“Tüm belirli [özel] mücadele ve direniÅŸlerimizden kolektif bir aÄŸ, neoliberalizme karşı bir kıtalar-arası direniÅŸ ağı, insanlık için bir kıtalar-arası direniÅŸ ağı oluÅŸturacağımızı ilan ediyoruz;
Bu, İktidar’ın kendilerine karşı yürüttüğü savaÅŸa karşı direnenlerin seslerinin ağı olsun.
Bu sadece konuÅŸan deÄŸil, ama aynı zamanda insanlık adına neoliberalizme karşı mücadele eden ve direnenlerinin seslerinin ağı. İktidar’ın bize söz verdiÄŸi ölüme karşı direnmeye yardımcı olacak, beÅŸ kıtayı kapsayan bir aÄŸ.“[02]
Deklarasyonun açıkça belirttiÄŸi üzere bu bir “örgütsel yapı” deÄŸildi; merkezi bir başı veya karar alıcısı yoktur; merkezi idare veya hiyerarÅŸilersi yoktur. “Biz tüm direnenler, bizler bir ağız“.
Bir sonraki yıl, Ya Basya! içindeki Zapatista’nın Avrupalı yandaÅŸları, aÄŸ [oluÅŸturma] sürecinin daha da ilerletildiÄŸi ikinci encuentro‘yu İspanya’da düzenledi: PGA Åžubat 1998′de Cenova’da yapılan toplantıda doÄŸdu. BaÅŸlangıcından itibaren sadece İspanya, İngiltere ve Almanya’daki anarÅŸist grupları ve radikal sendikaları içermekle kalmamış; Hindistan’daki Gandhi taraftarı sosyalist çiftçiler ligası (KKRS), Endonezya ve Sri Lanka balıkçılar birlikleri, Yeni Zelanda’daki Maori ve Ekvator’daki Kuna gibi yerli halk grupları, Brezilya Topraksız İşçiler Hareketi, Güney ve Orta Amerika’da kölelikten kaçanlarca oluÅŸturulmuÅŸ toplulukların oluÅŸturduÄŸu aÄŸ v.b.’ni de içine almıştır. Uzun bir zaman boyunca, –büyük ölçüde internet tarafından üstlenilene kadar, PGA’nın ana iletiÅŸim merkezi olarak faaliyet gösteren– Kanada Posta İşçileri BirliÄŸi ve Montreal merkezli CLAC adlı anarÅŸist grup hariç olmak üzere, Kuzey Amerika oldukça kısıtlı bir ÅŸekilde temsil edildi.
Hareketin kökenleri enternasyonalistken, talepleri de öyleydi. ÖrneÄŸin İtalya’daki Ya Basta!‘nın üç-madde programı evrensel olarak güvence altına alınmış bir “temel gelir” [ing. basic income, temel ihtiyaçları karşılayacak gelir düzeyi], insanların sınırlar ötesinde serbestçe hareketliliÄŸinin güvence altına alınması, ve –pratikte (bizzat sinsi bir korumacılık biççimi olan) patent hakları üzerinde aşırı kısıtlamalar anlamına gelecek olan– yeni teknolojilere serbestçe eriÅŸim imkanı taleplerinde bulunuyordu. –Sloganları “Hiç Kimse Yasadışı DeÄŸildir!” olan– [Sınırlara Hayır (ing. noborder] hareketi Polonya-Almanya ve Ukrayna sınırlarında, Sicilya’da ve İspanya Tarifa’da bir hafta süren kamplar, yaratıcı direniÅŸ için laboratuvar çalışmaları düzenledi. Sınır görevlileri kıyafeti giyen aktivistler Oder nehri boyunca bottan köprüler kurmuÅŸlar ve göçmenlerin sınırdışı edilmesini protesto etmek üzere tam donanımlı bir orkestrayla Frankfurt Havaalanını bloke etmiÅŸlerdi (sınırdışı edilenler insanlar Lufthansa ve KLM uçuÅŸlarında havasızlık yüzünden ölmüştü). Göçmenleri, aktivistleri ve buna benzer herkesi hedefleyen, Avrupa çapındaki onbinlerce [bilgisayar] terminaliyle arama-ve-kontrol veritabanı oluÅŸturan Schengen Information System’in evi olan Strasbourg’da yaz kampı planlanmıştı.
Aktivistler artan bir ÅŸekilde neoliberal “küreselleÅŸme” görüşünün neredeyse sadece sermaye ve malların hareketiyle sınırlı olduÄŸunu, ve aslında insanların, enformasyonun ve düşüncelerin serbestçe akışına karşı engelleri arttırdığına dikkat çekmeye çalışıyorlardı –ABD sınır görevlerinin sayısı NAFTA’nın immzalanmasından sonra neredeyse üçe katlandı. Hiç de ÅŸaşırtıcı deÄŸil: eÄŸer dünyadaki insanların büyük bir kısmını yoksulluk bölgelerine [ing. impoverished enclaves] hapsetmek mümkün olmasaydı, o zaman Nike veya The Gap’ın üretimlerini oraya kaydırmaları için ortada teÅŸvik edici hiçbir unsur olmazdı. İnsanların serbestçe hareketi veriliyken, bütün bir neoliberal proje çözülüp gider. Bu, insanlar günümüz dünyasında “egemenlik”ten bahsederken akla gelen baÅŸka bir ÅŸey: ulus-devlet’in son yüzyıldaki esas baÅŸarılarından birisi de dünya çapında ağır bir ÅŸekilde polis denetimi altında ve hep aynı biçimde kalan [bir sınır] engelleri ızgarası [ing. grid, ÅŸebeke, ağı] oluÅŸturmuÅŸ olmasıdır. İşte bizim mücadele ettiÄŸimiz ÅŸey de tam olarak bu –gerçek küreselleÅŸme adı altında– [oluÅŸturulan] uluslararası kontrol sistemidir.
Kendimiz giderek artan seviyedeki devlet baskısına maruz kaldığımızdan, bu baÄŸlantılar –ve neoliberal politikalar ve devletin zor uygulama mekanizmaları (polis, hapishaneler, militarizm) arasındaki daha geniÅŸ iliÅŸkiler– analizlerimizde giderek daha fazla göze çarpan bir rol üstlenir oldu. Sınırlar meselesi, Prag’daki İMF toplantısı sırasında ve daha sonra Nice’deki AB [Avrupa BirliÄŸi] toplantısında önemli bir konu haline geldi. Geçen yaz Quebec Åžehri’ndeki FTAA [ing. Free Trade Agreement of America, Amerika Serbest Ticaret AnlaÅŸması] zirvesinde, daha önceleri (en azından beyaz insanlar için) yokmuÅŸ gibi davranılan görünmez sınırlar, yöneticilerine dilekçe vermek isteyen sözde küresel vatandaÅŸlar hareketine karşı bir gece içinde kalelere dönüştürüldü. İçerde sözde ciddi bir amaçla biraraya gelmiÅŸ devlet baÅŸlarının halkla [olası] temaslarını engellemek üzere inÅŸa edilen üç kilometre uzunluÄŸundaki “duvar”, insani terimlerle neoliberalizmin ne anlama geldiÄŸinin mükemmel bir sembolü oldu. Metal işçilerinden Mohawk savaşçılarına kadar herkesin, duvarı yıkmak üzere basit [tel] kesiciler ve kancalarla silahlanmış olarak [katıldığı] Kara Blok’un [ing. Black Bloc] görünüşü, –tam da bu nedenle– hareketin tarihindeki en güçlü anlardan birisi haline geldi.[03]
Ancak bu ve daha önceki enternasyonalizm arasında çarpıcı bir zıtlık vardır. Daha önceki genellikle Batı örgütlenme modelini dünyanın geri kalan kısmına ihraç etmekle sonuçlanmıştır; bu seferse, akış tamamen ters yönde. Hareketin iÅŸaretleme tekniklerinin –kitlesel ÅŸiddetsiz sivil itaatsizliÄŸin bizzat kendisi baÅŸta olmak üzere– pekçoÄŸu, belki de ilk olarak küresel Güney’de geliÅŸtirilmiÅŸti.
Milyarderler ve palyaçolar
Ne zaman büyük bir eylem gerçekleÅŸse, “ÅŸiddet” [ing. violent, ÅŸiddet, ÅŸiddetli, saldırgan] sözcüğü ÅŸirketler medyası tarafından –ayrımsız bir ÅŸekilde ve tekrar tekrar– bir mantra [dua ederken tekrarlanan söz] olarak kullanılıyor: “ÅŸiddetli gösteriler”, “ÅŸiddetli çatışmalar”, “saldırgan göstericilerin merkezine polis baskını”, hatta “ÅŸiddetli ayaklanmalar” (baÅŸka bir biçimi var mı ki?) [fiziksel ÅŸiddet kullanımı anlamında "ÅŸiddetli"]. Basit ve yalın bir ingilizceyle olan bitenin ifade edilmesi –boya bombaları fırlatan, boÅŸ dükkanların camlarını kıran, yol ağızlarını bloke etmek üzere el ele tutuÅŸan insanlar, onları sopalarla döven polisler– gerçekten de tek ÅŸiddetli [ÅŸiddet kullanan] tarafın polis olduÄŸu görüntüsünü ortaya koyacakken, bu gibi ifadeler [bilinçli bir ÅŸekilde] kullanıldı. ABD medyası muhtemelen en saldırgan olanıdır –ve iki yıldır giderek artan militan doÄŸrudan eylemliliÄŸe raÄŸmen, ABD’li olan herhangi bir aktivistin fiziksel bir yaralanmaya yol açtığını gösterecek tek bir örnek bile ortaya koyulması hala mümkün olmaması gerçeÄŸine raÄŸmen. İktidarları gerçekten rahatsız edenin hareketin “ÅŸiddetli içeriyor” olması deÄŸil, aksine nispeten ÅŸiddetten yoksun olması olduÄŸunu söyleyebilirim; basitçesi hükümetler, bilindik silahlı direniÅŸ biçimlerine baÅŸvurmayı reddeden açıkça devrimci olan bir hareketle nasıl uÄŸraÅŸacaklarını bilmiyorlar.
Mevcut modelleri tahrip etme çabası genellikle oldukça kendinden bilinçlidir. Bir zamanlar iÅŸaretlerin [politik grupların] yanında yürümenin tek alternatifinin Gandhi taraftarı ÅŸiddet-karşıtı sivil itaatsizlik veya açıkça ayaklanma olduÄŸu düşünülürken; [artık] DoÄŸrudan Eylem Ağı [ing. Direct Action Network], Sokakları Geri İste [ing. Reclaim the Streets], Kara Blok veya Tute Bianche gibi gruplar kendi tarzlarında bu ikisi arasında tamamen yeni bir alanı tanımlamaya çalışıyorlar. Sokak tiyatrosu, festival unsurları ve ÅŸiddet-içermeyen –lafın geliÅŸi Kara BloÄŸun kabullendiÄŸi anlamda ÅŸiddet-içermeyen, yani insanlara karşı herhangi bir doÄŸrudan fiziksel zarar vermekten kaçınan– savaÅŸ hali olarak adlandırılabilecek unsurları biraraya getirerek, pekçoÄŸumuzun sivil itaatsizliÄŸin “yeni lisan”ı olarak adlandırılabileceÄŸi ÅŸeyi ortaya çıkarmaya teÅŸebbüs ediyorlar. ÖrneÄŸin Ya Basta!, tute bianche’si ve tamamen beyaz [ing. white-overalls] taktikleriyle tanınır: köpük zırhlarından içe giyilen tüplere, kauçuktan harika yüzme araçlarına, baÅŸlıklara ve kimyasallara dayanaklı beyaz takımlarına kadar farklı biçimlerde akıllıca planlanmış dolgu malzemeleri giyen erkekler ve kadınlar (Britanyalı kuzenleri iyi giyinmiÅŸ Womblies’dir). Her biri bir diÄŸerini yaralanma ve tutuklanmaya karşı koruyarak, polis barikatları arasından kendine yol açan bu maskara ordusunun komik donanımları, onları –kötü biçimli, hantal, aptal, büyük ölçüde zarar verilemez [gözüken]– karikatür karakterlerini dönüştürüyor. Kostüm giymiÅŸ figürler yığınının balonlar ve su tabancalarıyla polise saldırması, veya “Pembe Blok”un [ing. Pink Bloc] Prag’da ve baÅŸka yerlerde periler gibi giyinmesi ve tüylü toz alıcılarla [polisleri] gıdıklaması ise bu etkiyi sadece daha da çoÄŸaltır.
Amerikan Parti Kongreleri’nde, Bush (veya Gore) için kaliteli smokinler ve akÅŸam kıyafetleri giyinmiÅŸ Milyarderler muhalifleri bastırmalarına teÅŸekkür etmek için tomar tomar sahte paraları polislerin ceplerine tıkıştırıyorlar. Onlardan hiçbirisi hafifçe olsa bile yaralanmamıştı –belki de polise smokin giyen birisine vurmaktan kaçınma terapileri verilmektedir. Devrimci AnarÅŸist Palyaço BloÄŸu [ing. The Revolutionary Anarchist Clown Block], büyük bisikletleri, gökkuÅŸağı rengindeki perukları ve gürültü çıkaran tahta sopalarıyla, polislerin kafasının karışarak birbirlerine (veya milyarderlere) saldırmalarına neden oldu. Çok iyi sloganları vardı: “Demokrasi? Ha Ha Ha”, “BirleÅŸmiÅŸ pizzalar asla yenilmez”, “hey ho, hey ho — ha ha, hee hee!”, ve keza “ÇaÄŸrı! Yanıt! ÇaÄŸrı! Yanıt!” ve –herkesin favorisi olan– “Üç Kelimelik Slogan! Üç Kelimelik Slogan!” benzeri meta-sloganları [ing. meta, kendi kendini ifade eden kısa kelimeler] vardı.
Quebec Åžehrinde, –sol [eÄŸilimli] Yaratıcı Anakronizm TopluluÄŸu [ing. Society for Creative Anachronism] meclisinin yardımıyla– ortaçaÄŸ tarzıyla inÅŸa edilen devasa mancınık, FTAA’yı yumuÅŸak [malzemelerden yapılmış] oyuncak bombardımanına tuttu. Åžiddet-içermeyen ancak oldukça militan çarpışma biçimlerini geliÅŸtirmek için eski çaÄŸların savaÅŸ taktikleri çalışıldı: Quebec Åžehri’nde fırlatıcılar ve zırhlılar (ilki esasen Prens Edward Adalarından, ikincisi ise Montreal’den [esinlenmiÅŸtir]) vardı, Roma tipi kalkan duvarları üstünde ise çalışmalar devam ediyor. Bloke etmek bir sanat biçimi haline geldi: eÄŸer bir kavÅŸaÄŸa pamuk halatlardan yapılmış devasa bir aÄŸ atarsanız, bunu geçmek nerdeyse imkansız olacaktır; motorsikletli polisler sinekler gibi tuzağınıza düşerler. Yılan dansçıları hareketli bir barikat oluÅŸtururken, KurtuluÅŸ Kuklası [ing. Liberation Puppet] ise tamamıyla açılmış kollarıyla dört ÅŸeritlik bir yolu kapatabilir. Geçen Mayıs’ta Londra’daki isyankarlar, ağır polisiye önlemler ve sel gibi bir yaÄŸmurla ancak kısmen kesintiye uÄŸrayan bir Monopoly Board –Mayıs fuarında evsizler için Oteller kurmak, Oxford Caddesi’nde Yüzyılın Satılması, Gerilla BahçeçiliÄŸi [gibi]– eylemi planlamışlardı. Ancak militanlar arasında –Yeryüzü KurtuluÅŸ Cephesi [ing. Earth Liiberation Front] gibi eko-sabotajcılar– en militan olanları dahi insanlara (veya hayvanlara) zarar verilmesine neden olabilecek herhangi bir ÅŸey yapmaktan titizlikle sakınırlar. İşte geleneksel kategorilerin birbirine böylesine karışması düzen kuvvetlerinin ÅŸaşırmasına neden olur; ve [onları eylemleri] aÅŸina oldukları bir topraÄŸa (yani, kaba ÅŸiddete) geri yöneltmek için ümitsizce giriÅŸimler yapmaya zorlar: ve hatta Cenova’da olduÄŸu üzere ayrımsız aşırı ÅŸiddet kullanmak üzere mazaret yaratmak için faÅŸist holiganların ayaklanmasını teÅŸvik etmeye [kadar varmıştır bu ümitsiz giriÅŸimler].
Bu eylem biçimlerinin izleri, 1960′lardaki Hippilerin veya İtalyan “metropol Yerlileri”nin gösteri ve gerilla tiyatrolarına, 1970 ve 1980′lerdeki İtalya ve Almanya’daki mülk iÅŸgali çatışmalarına, hatta Tokyo havaalanının geniÅŸletilmesine karşı [yürütülen] köylü direniÅŸine kadar takip edilebilir. Ancak bana öyle geliyor ki gerçek belirleyici olan kaynak [orijin] yine Zapatistalardan ve küresel Güney’deki diÄŸer hareketlerden gelmekte. Pekçok biçimde, Zapatista Ulusal KurtuluÅŸ Ordusu (EZLN) [ing. Zapatista Army of National Liberation]; esas olarak neoliberalizmin blöfünü, demokratikleÅŸme ve gücü “sivil topluma” devretme hilesini teÅŸhir etmek üzere; ÅŸiddet-içermeyen, sivil itaatsizlik eylemi yapma hakları daima reddedilen insanlarca yapılan giriÅŸimi temsil etmektedir. Komutanlarının söylediÄŸi gibi, [EZLN] artık ordu olma arzusu taşımayan bir ordudur (en azından son beÅŸ yıldır; gerçek silah dahi taşımadıkları bilinen bir sır). Standart gerilla taktiklerinden vazgeçmelerini açıklarken Marcos’un söylediÄŸi gibi:
“Biz insanların bize ya ilgi göstermeyeceklerini ya da biraraya gelerek bizimle beraber çarpışacaklarını düşünüyorduk. Ama bunlardan hiçbirini yapmadılar. Ortaya çıktı ki bu binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce ve hatta milyonlarca insanın tümü de [ne] bizle beraber ayaklanmak, … ne de bizim imha olmamızı istiyordu. Bizim onlarla diyalog kurmamızı istiyorlardı. Bu bizim ÅŸemamızı tamamen yıktı ve zapatismo‘nun neo-zapatismo olarak tanımlanmasıyla sonuçlandı“. [04]
EZLN artık yüzlerce isyancının tamamen silahsız olarak Meksika askeri üslerini “iÅŸgal etmesini” ve oradaki askerleri utandırmasını örgütleyen ordu benzeri bir ÅŸeydir. Benzer ÅŸekilde, Brezilya’da kullanılmayan toprakları tamamen ÅŸiddet-içermeyen bir ÅŸekilde iÅŸgal eden Topraksız İşçiler Hareketi [ing. Landless Workers' Movement] de önemli ahlâki bir itibar kazanmıştır. Her iki olayda da ÅŸurası gayet açık ki, eÄŸer aynı insanlar aynı ÅŸeyi yirmi yıl önce deneseydiler basitçe vurulurlardı.
Anarşi ve barış
Bunların [bu hareketlerin] kökenlerini nerede ararsanız arayın, bu yeni taktikler hareketin anarÅŸist esinleriyle mükemmel bir uyum içindedir; devlet gücünü ele geçirmekten çok, [bir yandan yönetim mekanizmalarından] giderek daha fazla özerk alanlar koparırken, [öte yandan da] yönetim mekanizmalarını teÅŸhir etmek, [onların] meÅŸruiyetini sarsmak ve [parçalarına ayırarak yerinden] sökmekle ilgilidir. Burada kritik olan ÅŸey bunların hepsinin ancak genel bir barış atmosferi içinde mümkün olmasıdır. Aslında bana öyle geliyor ki bunlar hareketin ÅŸu andaki esas sorunlarıdır: yirmibirinci yüzyılın genel yönelimini belirleyebilirsiniz. Ondokuzuncu yüzyılın sonu ve yirminci yüzyılın baÅŸlarında Marksist partilerin çoÄŸu hızla reformist sosyal demokratlar haline gelirken, anarÅŸizmin ve anarko-sendikalizmin devrimci solun merkezi haline geldiÄŸini unutmamalıyız. [05] Gerçekte durum ancak I. Dünya Savaşı ve Rus Dverimi ile deÄŸiÅŸti. Bize genelde söylendiÄŸi üzere, anarÅŸizmin düşüşüne ve komünizmin ileri fırlamasına neden olan ÅŸey –ÅŸanlı İspanya istisnası ile–, BolÅŸeviklerin baÅŸarısıydı. Ama bana öyle geliyor ki buna baÅŸka bir yoldan da bakılabilir.
Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında pekçok kimse samimi olarak, sanayileÅŸmiÅŸ güçler arasında savaşın artık geçmiÅŸte kaldığına inanıyordu; sömürge maceraları devam ediyordu, ancak Fransız ya da İngiliz toprağı üzerinde gerçekleÅŸecek bir Fransa-İngiltere savaşı bugün olduÄŸu üzere [o zamanda da] düşünülemez bir ÅŸey olarak görülüyordu. 1900′larda, pasaportların kullanılması bile antik bir barbarlık olarak deÄŸerlendiriliyordu. Ama bunun aksine, “kısa yirminci yüzyıl” tamamen ya savaÅŸ yapmakla veya savaÅŸa hazırlanmakla geçen, muhtemelen insanlık tarihindeki en kanlı yüzyıl oldu. Böylece siyasi etkinliÄŸin nihai göstergesi devasa mekanize ölüm makinalarına sahip olabilme yetisi haline geldiÄŸi zaman, hiç de ÅŸaşırtıcı olmayacak bir ÅŸekilde anarÅŸizm çabucak gerçekçi olmayan bir ÅŸey olarak görülmeye baÅŸlandı. Bu tanımsal olarak anarÅŸistlerin asla çok iyi olamayacağı bir ÅŸeydir. KarşılaÅŸtırılınca –bunda çok iyi olan– Marksist partilerin nihayetinde pratik ve gerçekçi olarak görülmeleri de ÅŸaşırtıcı deÄŸildir. Ancak SoÄŸuk Savaşın sona erdiÄŸi, ve sanayileÅŸmiÅŸ güçler arasında herhangi bir savaşın bir kere daha düşünülemez olduÄŸu bir noktada; anarÅŸizm tam da ondozuncu yüzyılın sonunda olduÄŸu yerde, devrimci solun tam merkezinde bulunan uluslararası bir hareket olarak tekrar ortaya çıktı.
EÄŸer bu doÄŸruysa, bugünkü “anti-terörist” hareketlenmenin nihai amaçları da açıklığa kavuÅŸur. Kısa vadede herÅŸey oldukça korkutucu gözüküyor. 11 Eylül’den önce bile kamuoyunu bizim terörist olduÄŸumuza inandırmaya çalışmak üzere ümitsizce dövünen hükümetler artık kendilerine carte blanche [kayıtsız ÅŸartsız yetki] sunulduÄŸu için rahat hissetmektedirler; pekçok iyi insanın berbat bir zulümden acı çekeceÄŸine hiç şüphe yok. Ama uzun vadede ÅŸiddetin yirminci yüzyıldaki seviyesine geri dönüş basitçe imkansızdır. 11 Eylül saldırıları açıkça ÅŸans eseri olan bir ÅŸeydi (gerçekte iÅŸe yarayan ilk vahÅŸi devasa terörist projeydi); nükleer silahların yaygınlaÅŸması yerkürenin giderek daha büyük bir kısmının kitle imha silahlarıyla yürütülecek sınırsız bir savaşın [alanı olacağına iÅŸaret ediyor]. Ve eÄŸer savaÅŸ devletlerin saÄŸlığınaysa, anarÅŸist tipteki örgütlenme imkanları geliÅŸiyor demektir.
DoÄŸrudan demokrasiyi uygulamak
İlerici medyada küreselleÅŸme hareketine dair devamlı surette yapılan bir eleÅŸtiri, [hareketin] taktiksel olarak parlak olmakla beraber herhangi bir merkezi temaya veya tutarlı bir ideolojiye sahip olmadığı [eleÅŸtirisidir]. (Bu saÄŸ medyanın bizim tamamıyle [birbirleriyle] alakasız nedenlerle –Mumia’ya özgürlük, borçları sil, yaÅŸlı ormanları koru [gibi]– toplaÅŸan budala çocuklar olduÄŸumuz iddialarının sol dengi olarak gözüküyor). BaÅŸka bir saldırı hattı ise hareketin bütün yapı ve örgütlenme biçimlerine tipik bir karşı çıkmayla hastalanmış olduÄŸudur. Seattle’ın iki yıl sonrasında bunu yazmam gerekmesi oldukça sıkıntı verici, ama birisinin bunu yapması lazım: özellikle Kuzey Amerika’da, bu demokrasiyi yeniden keÅŸfetmekle ilgili olan bir harekettir. Örgütlenmeye karşı deÄŸildir. Yeni örgütlenme biçimleri yaratmak üzerinedir. İdeolojiden yoksun deÄŸildir. Bu yeni örgütlenme biçimleri onun ideolojisidir. Bu, devletler, partiler veya ÅŸirketler gibi yukarıdan aÅŸağıya yapılar yerine yatay örgülerin; merkezden arınmış, hiyerarÅŸik olmayan fikir birliÄŸi [ing. consensus, konsensus] demokratik ilkesine dayanan örgülerin yaratılması ve canlandırılmasıyla ilgilidir. En nihayetinde bundan da fazlasına da esin kaynağı olur, çünkü nihayetinde bir bütün olarak gündelik hayatın yeniden düzenlenmesine esin saÄŸlar. Ancak diÄŸer pekçok radikalizm biçimlerinin aksine, kendisini ilkin siyasi alanda örgütlemiÅŸtir –aslen bunun (tüm ağır silahlarını ekonomik [alana] kaydırmış olan) iktidarların terk ettiÄŸi bir toprak olması nedeniyle.
GeçtiÄŸimiz on yıl içinde Kuzey Amerika’daki aktivistler iÅŸler bir doÄŸrudan demokrasinin gerçekte benzeyebileceÄŸi geçerli modeller yaratmak için, kendi gruplarının içsel süreçlerini yeniden düzenlemek amacıyla oldukça fazla yaratıcı enerji sarf etmekteler. Bu baÄŸlamda, daha önce de belirttiÄŸim üzere hemen hemen istisnasız bir ÅŸekilde çoÄŸunluk oylamasındansa, Batı geleneÄŸinin dışında yer alan bir ÅŸekilde fikir birliÄŸine ulaÅŸma sürecine dayanan örneklere geliyoruz. Sonuç ise muhalif sesleri bastırmadan, lider kadroları yaratmadan ve hiç kimseyi özgürce katılmadığı bir ÅŸeyi yapmaya zorlamadan; hepsinin amacının inisiyatifin tabandan yükselmesine olanak tanıyacak demokratik süreç biçimlerini yaratmak olduÄŸu, zengin ve tam teçhizatlı örgütsel araçların –sözcü konseyleri [ing. spokescouncils] , ilgi grupları [ing. affinity groups], kolaylaÅŸtırıcı araçlar, bölünmeler [ing. break-outs], camdan akvaryumlar [ing. fishbowls, insanların yaptığınızı açıkça görebilecekleri yapılar anlamında], bloke edici endiÅŸeler, titreÅŸim-ölçücüler [ing. vibe-watchers, bir konuda insanlar arasındaki düşünceleri anlamak anlamında]– ortaya çıkmasıdır.
Fikir birliÄŸi sürecinin temel düşüncesi, oylamadan ziyade ortaya herkes tarafından kabul edilebilecek öneriler koymanızdır –ya da en azından, hiç kimse için tamamıylee karşı çıkılabilir [olan] ÅŸeyler sunmamak: ilk önce önerini belirt, sonra “endiÅŸeleri” dinle ve onları cevaplamaya çalış. Bu noktada genellikle gruptaki insanlar orijinal öneriye eklenmek üzere “dostça deÄŸiÅŸiklikler” önerirler, veya aksi takdirde endiÅŸelerin giderilmesi için [orijinal öneriyi] deÄŸiÅŸtirirler. Sonra ise nihayetinde, fikir birliÄŸi çaÄŸrısı yaptığınızda “bloke etmek” veya “dışında kalmak” isteyen kimsenin olup olmadığını sorarsınız. Dışında kalmak demek basitçe şöyle demektir: “Ben kiÅŸisel olarak bu eyleme katılmak istemiyorum, ama hiç kimseyi de bunu yapmaktan alıkoymayacağım”. Bloke etmek ise ÅŸunu söylemektir: “Bunun grup içinde yer almanın ilkelerini veya amaçlarını ihlâl ettiÄŸini düşünüyorum”. Bu veto olarak çalışır: herhangi bir kiÅŸi öneriyi bloke ederek onu öldürebilir –her ne kadar bloke etmenin gerçekten ilkesel olup olmadığını saptamaya yönelik bazı yollar olsa da.
Farklı çeÅŸitlerde gruplar vardır. Sözcü konseyleri örneÄŸin, daha küçük “ilgi grupları” arasında iletiÅŸimi saÄŸlayan büyük meclislerdir. Genellikle Seattle veya Quebec gibi büyük ölçekli doÄŸrudan eylemler öncesinde veya [bunlar] sırasında toplanırlar. (4 ile 20 kiÅŸi arasında insandan oluÅŸabilecek olan) her bir ilgi grubu, daha büyük bir grup içinde kendi adlarına konuÅŸma yetkisine sahip bir “sözcü”yü seçer. Yankızca sözcü konseyde gerçekleÅŸen konsensus saÄŸlama sürecine katılabilir, ancak asıl sonuca ulaşılmadan önce [sözcüler] ilgi gruplarına geri dönerler ve her grup konsensusa hangi durumda katılacağını saptar (göründüğü kadar hantal [bir süreç] deÄŸildir). DiÄŸer yandan bölünmelerde ise; büyük toplantılar, kararlar almak veya öneriler üretmek üstüne odaklanacak daha küçük parçalar oluÅŸtururlar. [Bu karar ve öneriler, küçük gruplar] tekrar biraraya geldiÄŸinde onaylanmak üzere [hazırlanır]. KolaylaÅŸtırıcı araçlar, iÅŸler çıkmaza girdiÄŸinde sorunları çözmek veya iÅŸleri sürdürebilmek için kullanılırlar. İnsanların diÄŸerlerinin fikirlerini eleÅŸtiremeyeceÄŸi, ancak sadece kendi fikirlerini sunabilecekleri beyin fırtınası oturumları [ing. brainstorming sessions] talep edebilirsiniz; veya insanların karar almak için deÄŸil de, sadece diÄŸer insanların öneri hakkında neler hissettiklerini görmek üzere ellerini kaldırdıkları, baÄŸlayıcı-olmayan nabız yoklayıcı anketler yapabilirsiniz. Akvaryumlar, görüşlerde derinlemesine farklılıklar varsa kullanılabilir: her iki taraftan da ikiÅŸer –biri erkek, biri kadın olmak üzere– temsilciyi alır, diÄŸer herkesin sessizce onları çevrelediÄŸi bir yerde ortaya oturtursunuz, ve bu dördünün tüm bir gruba önerilmek üzere bir senteze veya karşılıklı özveriye ulaşıp ulaÅŸamadıklarına bakarsınız.
Önceleyici[*] Politika
Bu büyük ölçüde halen geliÅŸmekte olan bir ÅŸey; ve bu gibi ÅŸeylerde çok az deneyimi olan insanlar arasında bir demokrasi kültürü yaratmak türlü hatalarla ve yanlış baÅŸlangıçlarla dolu, zorunlu olarak acılı ve eÅŸitsiz bir iÅŸ; ancak –sokaklarda bize rastgelen herhangi bir polis ÅŸefinin tanıklık edebileceÄŸi üzere– bu tip bir doÄŸrudan demokrasi ÅŸaşırtıcı bir ÅŸekilde etkili olabilir. Ve tam anlamıyla bu tip bir eyleme katılıp da, sonucunda insanın yapabilecekleri[-ne dair] algısı köklü bir deÄŸiÅŸime uÄŸramamış birisini bulmanız oldukça güçtür. “BaÅŸka bir dünya mümkün” demek bir ÅŸeydir; ancak ne kadar anlık olursa olsun bunu yaÅŸamak baÅŸka bir ÅŸeydir. Belki de bu örgütlenmeler –örneÄŸin DoÄŸrudan Eylem Ağı– hakkında düşünmeye baÅŸlamanın en iyi yolu bunları sekter Marksist grupların, hatta sekter AnarÅŸist grupların tamamen zıttı olarak deÄŸerlendirmektir [06]. Demokratik-merkeziyetçi “parti” tam ve doÄŸru kuramsal analizlere vurgu yaparken, ideolojik birlik [teklik] talep edip, eÅŸitlikçi bir gelecek görüşü ile bugünkü aşırı otoriter örgütlenme biçimlerini yanyana sunma eÄŸlimi sergilerken; [bu yeni örgütlenmeler] belirgin bir ÅŸekilde çeÅŸitliliÄŸi amaçlarlar. Tartışma daima belirli eylem biçimleri üzerine yoÄŸunlaşır; hiç kimsenin bir baÅŸkasını tamamen kendi görüş açısına dönüştürmeyeceÄŸi [döndürmeyeceÄŸi, inandırmayacağı] baÅŸtan kabul edilmiÅŸtir. Slogan şöyle ifade edilebilir: “EÄŸer ÅŸu anda bir anarÅŸist gibi hareket etmek istiyorsan, senin uzun dönemli bakışın [analayışın] tamamen senin kendi meselendir”. Bu gayet makul gözüküyor: bu ilkelerin gerçekte bizi ne kadar uzaÄŸa götüreceÄŸini, veya bunlara [bu ilkelere] dayanan karmaşık bir toplumun en sonunda neye benzeyeceÄŸini hiç birimiz bilmiyoruz. Böylece onların ideolojisi, onların pratiÄŸini belirleyen anti-otoriter ilkelere içkindir; ve daha belirgin olan ilkelerinden birisi ise iÅŸlerin bu ÅŸekilde yürümesi gerektiÄŸi [ilkesidir].
Son olarak, doÄŸrudan-eylem aÄŸlarının yabancılaÅŸma, ve [yabancılaÅŸmanın] siyasi pratikteki geniÅŸ etkileri hakkında seslendirdikleri bazı sorularla didiÅŸeceÄŸim. ÖrneÄŸin kapitalist bir toplumda devrimci politika için buna yakın baÅŸka hiçbir unsur yokken; niye bir grup sanatçılardan, müzisyenlerden, yazarlardan oluÅŸan projelere oldukça sempatiyle yaklaşırken, diÄŸerleri yabancılaÅŸmamış bir üretim biçimiyle uÄŸraşır. Åžurası kesin ki, ilk baÅŸta bir ÅŸeyleri tasarlama [düşleme] ve daha sonra ise –kolektif veya bireysel olarak– onları varlığa dönüştürme deneyimi; ve toplumsal alternatifler –özellikle de kendisi daha az yabancılaÅŸmış yaratıcılık biçimlerini tanımlayan bir toplumun olabilirliÄŸini?– planlama yeteneÄŸi arasında bir baÄŸ olmalı. Hatta devrimci koalisyonların her zaman toplumun en az yabancılaÅŸtırılmışları ile [toplumun] en fazla bastırılanları arasında olan bir çeÅŸit ittifaÄŸa dayandığı bile öne sürülebilir; böylece gerçek devrimlerin bu iki kategorinin en geniÅŸ ölçüde örtüştüğü bir zamanda ortaya çıkma eÄŸiliminde olduÄŸu söylenebilir.
Bu en azından, kapitalist rejimleri devirenlerin niye kuÅŸaklar boyunca ücretli emeÄŸe katlanmaya alışmışlarca deÄŸil de, gerçekte hep köylüler veya zanaatkârlar –veya hatta yeni proleterleÅŸmiÅŸ köylüler ve zanaatkârlar– olarak belirdiÄŸini açıklamaya yardım edecektir. Bu keza hareket içindeki yerli halk mücadelelerinin sıradışı önemini açıklamaya da yardım edecektir: bu halklar, eÅŸ zamanlı olarak yeryüzü üstündeki en az yabancılaÅŸtırılmış ve en çok baskıya maruz kalan [halklar] olma eÄŸilimini taşırlar. Artık bugün yeni iletiÅŸim teknolojileri, –yerel direniÅŸ ve ayaklanmaların olduÄŸu gibi– onların da küresel devrimci ittifak içinde yer almasını olanaklı kılmıştır; onların esaslı bir ilham verici rol oynayacakları hemen hemen kaçınılmaz olan bir ÅŸeydir.
—————-
Bu seride daha önce yayınlanan metinler;
- Naomi Klein, “Reclaiming the Commons” (NLR 9)
- Subcomandante Marcos, “The Punch Card and the Hourglass” (NLR 9)
- John Sellers, “Raising a Ruckus” (NLR 10)
- José Bové, “A Farmers’ International?” (NLR 12)
—————-
NOTLAR:
[01] Bazıları AnarÅŸist sekteryanlık karşıtlığı ve açık-uçluluk ilkelerini o kadar ciddiye alırlar ki, bu nedenle kendilerini “anarÅŸist” olarak adlandırmakta bile isteksizdirler.
[02] Birinci Uluslararası Encountro‘nun kapanış bölümünde, 3 AÄŸustos 1996′da Komutan Yardımcısı Marcos tarafından okunmuÅŸtur: Sözümüz Silahımızdır: Seçme Yazılar, editör Juana Ponce de Leon, New York, 2001.
[03] [Duvarın] alaşağı edilmesine yardımcı olmak, şüphesiz ki yazarın hayatındaki en heyecan verici deneyimlerden birisiydi.
[04] Yvon LeBot ile yapılan röportaj, Subcomante Marcos: El Sueno Zapatista, Barcelona, 1997, ss. 214-5. & Bill Weinberg, Homepage to Chipas, Londra, 2000, s. 188.
[05] “1904-1914′de Marksist sol birçok ülkede devrimci hareketin kenarında bulunuyordu; devrimci solun büyük bir kısmı klasik Marksizmden ziyade anarko-sendikalistlere veya en azından anarko-sendikalizmin düşüncelerine ve ruhuna çok yakınken, Marksistlerin ana kısmı de facto [pratikte] devrimci olmayan sosyal demokrasiyle tanımlanıyordu“. Eric Hobsbawn, “Bolshevism and The Anarchists”, Revolutionaries, New York, 1973, s. 61.
[06] Büyük A’lı diye anılabilecek anarÅŸist gruplar, örneÄŸin lafın geliÅŸi –üyelerinin 1926′da Nestor Makhno tarafından ortaya konulan AnarÅŸist Komünistler Platformu‘nu kabul etmesinin gerektiÄŸi– Kuzey DoÄŸu AnarÅŸist Komünist Federasyonu [ing. North East Federation of Anarchist Communist, NEFAC] [gibileri] halen var olmaktadır tabii ki. Ancak küçük a’lı anarÅŸistler ÅŸimdiki tarihsel dinamizmin gerçek sathını oluÅŸturmaktadır.
* 40 yaşındaki David R. Graeber, Yale Üniversitesi’nde Antropoloji bölümündedir.
[*] Önceleyici, bir şeyin gelecekteki halini almasını sağlayacak (ing. prefigurative).
ÇEVİRİ: Anarşist Bakış
Kaynak: “The New Anarchists“, David Graeber, New Left Review, Sayı 13, Ocak-Åžubat 2002.
www.khAos.info
Cevap Yaz