For Reasons of State içinde yayınlandı (1973)
Bu makale, Daniel Guérin’in Anarchism: From Theory to Practice (AnarÅŸizm: Teoriden PratiÄŸe) adlı kitabına yazılmış sunuÅŸ metninin gözden geçirilmiÅŸ versiyonudur. Bundan biraz farklı bir versiyonu, 21 Mayıs 1970′de New York Review of Books’ta yayınlanmıştır.
AnarÅŸizme sempati duyan bir Fransız yazar, 1890′da, AnarÅŸizm hayli güçlü bir koruyucu zırha sahip; tıpkı bir kitabın sayfaları gibi, kendi can düşmanlarından daha da yıkıcı olanların eylemleri de dahil olmak üzere, her ÅŸeye karşın varlığını sürdürüyor” diye yazıyordu (01). Bugüne deÄŸin, “anarÅŸist” olarak nitelendirilen pek çok düşünce ve eylem tarzı var oldu. Tüm bu birbiriyle çatışkılı eÄŸilimleri genel bir teori ya da ideoloji altında bir araya getirmeye giriÅŸmek umutsuz bir çaba olur. Daniél Guerin’in AnarÅŸizm adlı kitabında yaptığı gibi liberter düşüncenin tarihinden canlı, zaman içinde evrilen bir gelenek çıkarsak bile, o geleneÄŸin doktrinlerini toplumun ve toplumsal deÄŸiÅŸimin özgül ve belirli bir teorisi olarak formüle etmek hiç de kolay olmaz. Guérin’in kitabıyla paralellik gösteren bir biçimde anarÅŸist düşüncenin anarko-sendikalizme doÄŸru olan geliÅŸiminin sistematik bir kavranışını sunan anarÅŸist tarihçi Rudolph Rocker, meseleyi yerinde ifadelerle ortaya koyuyor:

AnarÅŸizm kalıcı biçimde belirlenmiÅŸ, kendi içine kapalı bir toplumsal sistemi deÄŸil, insanlığın tarihsel geliÅŸimi içinde, dinsel ve idari kurumların entelektüel koruyuculuÄŸunun yaptığının aksine, bireyin ve yaÅŸamın toplumsal güçlerinin engellenmemiÅŸ, özgür geliÅŸimini arzulayan belirli bir geliÅŸim doÄŸrultusunu [trend] ifade eder. Özgürlüğün kendisi bile mutlak deÄŸil, geniÅŸ kesimleri birden çok yoldan etkileyen göreli bir kavramdır. AnarÅŸist açısından, özgürlük soyut, felsefi bir kavramı deÄŸil, fakat, her bireyin doÄŸanın kendisine bahÅŸetmiÅŸ olduÄŸu güç ve yeteneklerini tam olarak geliÅŸtirmesi ve bunlara toplumsal bir ifade kazandırması anlamında somut, yaÅŸamsal bir olanağı ifade eder. İnsanın bu doÄŸal geliÅŸimi dinsel ya da siyasal koruyuculuktan daha az etkilendiÄŸi oranda, insanın kiÅŸiliÄŸi daha etkin ve uyumlu hale gelecek, içinde yaÅŸadığı toplumun entelektüel kültürü açısından daha gerçek bir ölçüt durumuna gelecektir“(02).

Özgül ve ayrıntılı bir toplumsal teoriyi açık biçimde sunmayan “insanlığın tarihsel geliÅŸimi içindeki belli bir geliÅŸim doÄŸrultusu“nu incelemenin ne kadar anlamlı olduÄŸu sorulabilir. Gerçekten de, pek çok yorumcu, anarÅŸizmi, ütopik, biçimsiz, ilkel, ya da karmaşık bir toplumun gerçekleriyle uyuÅŸmaz bularak bir kenara iter. Oysa, soruna farklı bir argümanla yaklaÅŸmak ve ÅŸunu ileri sürmek de mümkün: Tarihin her aÅŸamasında, otorite ve baskının güvenlikten, veya yaÅŸamı idame ettirebilmekten, ya da ekonomik geliÅŸimden kaynaklanan gereksinimler dolayısıyla belki bir dönem meÅŸruluk kazanmış, fakat bugün maddi ve kültürel yetersizliÄŸi azaltmak yerine bunu artırır hale gelmiÅŸ biçimlerini yıkıp ortadan kaldırmak zorundayız. EÄŸer bu doÄŸruysa, bugüne ve geleceÄŸe iliÅŸkin sabit bir toplumsal deÄŸiÅŸim doktrini, hatta, toplumsal deÄŸiÅŸimin mutlaka kendisine yönelmek zorunda olduÄŸu özgül ve sabit bir toplumsal amaçlar kavramı olmayacaktır. Gerçekten, insanın doÄŸasına ya da yaÅŸayabilirliÄŸe sahip toplumsal biçimlere iliÅŸkin kavrayışımız öylesine sınırlı ve eksik ki, nasıl “insan doÄŸası” ya da “üretimsel verimliliÄŸin gerekleri” veya “modern yaÅŸamın karmaşıklığı” yüzünden baskının ve otokratik yönetimin ÅŸu ya da bu formuna gereksinim duyulduÄŸu savını iÅŸittiÄŸimizde buna kuÅŸkuyla yaklaşıyorsak, geniÅŸ kapsamlı her doktrine de aynı kuÅŸkuyla yaklaÅŸmalıyız.

Her ÅŸeye karşın, belli bir zaman kesiti için ve kavrayışımız bize izin verdiÄŸi ölçüde, insanlığın tarihsel geliÅŸimi içindeki bu belirli geliÅŸim doÄŸrultusuna iliÅŸkin özgül bir kavrayış geliÅŸtirmek ve içinde bulunulan anın görevlerini deÄŸerlendirmek için ortada yeterince neden var. Rocker’a göre, “bugün üstesinden gelinmesi gereken sorun, insanlığı ekonomik sömürü, siyasal ve toplumsal kölelik belalarından kurtarma sorunudur” ve, bunun yöntemi, “devlet iktidarının ele geçirilmesi ve kullanılması, ya da insanı aptallaÅŸtıran parlamentarizm deÄŸil“, fakat “insanların ekonomik yaÅŸamını temelden ve Sosyalizm ruhuyla yeniden inÅŸa etmektir

“:

Fakat, bu görevi yerine getirebilecek olanlar yalnızca üreticilerdir; çünkü, bunlar, kendisinden yeni bir yarının doÄŸup geliÅŸebileceÄŸi toplumda yegane deÄŸer yaratıcı öğedirler. Bunların görevi, emeÄŸi ekonomik sömürünün kendisine vurduÄŸu zincirlerden kurtarmak, toplumu tüm siyasal iktidar kurumlarından ve iktidar uygulamalarından özgürleÅŸtirmek, özgür erkek ve kadın gruplarının dayanışmacı emek ve toplumsal olguların topluluÄŸun çıkarına planlı yönetimi temeline dayanan bir ittifakına giden yola kapı aralamaktır. Kentte ve kırda emekçi yığınları bu büyük amaca hazırlamak ve ve onları militan bir güç olarak birbirlerine kenetlemek modern Anarko-sendikalizmin hedefidir ve tüm enerjisini bu amaç için harcar.” (s. 108)

Rocker, bir sosyalist olarak ÅŸunu varsayar: “İşçilerin ciddi ve nihai tam kurtuluÅŸu, ancak bir koÅŸula baÄŸlı olarak gerçekleÅŸebilir: sermayenin mülksüzleÅŸtirilmesi, yani hammadde ve toprak da dahil olmak üzere tüm üretim araçlarının işçilerin kendi organlarının eline geçmesi” (03). Ve, bir anarko-sendikalist olarak, işçi örgütlerinin devrim öncesi dönemde “yalnızca geleceÄŸin fikirlerini deÄŸil, ayrıca o geleceÄŸin koÅŸullarını da” yarattıklarını, bunların geleceÄŸin toplumsal yapısını kendilerinde cisimleÅŸtirdiklerini ileri sürüyor –ve mülksüzleÅŸtirenleri mülksüzleÅŸtirecek ve devlet aygıtını parçalayıp yıkacak bir toplumsal devrimi umutla bekliyor. “Devletsel yönetimin yerine koyacağımız ÅŸey endüstriyel örgütlenmedir” diyen Rocker, ÅŸunları söylüyor:

Anarko-sendikalistler, Sosyalist ekonomik düzenin kararnamelerle ve hükümet yasalarıyla deÄŸil, ancak üretimin her branşında işçilerin dayanışmayı temel alan maddi ve zihinsel iÅŸbirliÄŸi ile; yani, üreticilerin –ayrı grupların, fabrikaların ve endüstri kollarının genel ekonomik organizmanın bağımsız parçaları oldukları ve ürünlerin üretimini ve bölüşümünü karşılıklı özgür anlaÅŸmalar temelinde sistematik olarak sürdürdükleri koÅŸullarda– tüm fabrikalarda yönetimi kendi ellerine almalarıyla yaratılabileceÄŸine inanırlar.” (s. 94)

Rocker, bu tür düşüncelerin İspanyol Devrimi sırasında çarpıcı bir biçimde yaşama geçirildiği günlerde yazıyordu. Devrimin patlak vermesinden hemen önce, anarko-sendikalist ekonomist Diego Abad de Santillan şunları yazmıştı:

… toplumsal dönüşüm sorunuyla karşı karşıya bulunan Devrim, devleti bir araç olarak göremez; Devrim, üreticilerin örgütlerine dayanmalıdır. Biz bu yaklaşıma baÄŸlı kaldık ve yeni bir düzenin kurulabilmesi için örgütlü emekten daha üstün bir iktidarın varlığının gerektiÄŸi hipotezine gereksinim duymadık. Bize, özel mülkiyetin ortadan kaldırıldığı, asalaklığın ve özel ayrıcalıkların kendisine yer bulamadığı bir ekonomik yapılanmada devletin ne tür bir iÅŸleve sahip olabileceÄŸini gösterecek birisi olursa, ona bu yüzden teÅŸekkür ederiz. Devletin bastırılması, ağır ilerleyen bir iÅŸ olamaz; Devrim, Devleti ortadan kaldırmalıdır. Ya Devrim toplumsal zenginliÄŸi üreticilere verir –ki bu durumda üreticiler kendilerini kolektif bölüşüm temelinde örgütlerler ve Devlete yapacak bir iÅŸ düşmez; ya da, Devrim toplumsal zenginliÄŸi üreticilere vermez –ki bu durumda Devrim koca bir yalandır ve Devlet varlığını sürdürmektedir. Bizim federal ekonomi konseyimiz siyasal bir güç deÄŸil, ekonomik ve idari açıdan düzenleyici bir güçtür. Kendi yönelimini aÅŸağıdan alır, bölgesel ve ulusal meclislerde alınan kararlara uygun biçimde faaliyet yürütür. Bir irtibat organından baÅŸka hiçbir ÅŸey deÄŸildir” (04).

Engels, 1883 yılında kaleme aldığı bir mektupta, bu yaklaşımla hemfikir olmadığını şu şekilde ifade ediyordu:

AnarÅŸistler, meseleyi tersyüz ediyorlar. Proleter devrimin ise devletin siyasal örgütlenmesini yıkmakla baÅŸlaması gerektiÄŸini ileri sürüyorlar. . . Oysa, böyle bir anda devleti yıkmak, muzaffer proleteryanın henüz ele geçirmiÅŸ olduÄŸu kendi iktidarını uygulayabileceÄŸi, kapitalist düşmanlarını bastırabileceÄŸi, toplumun ekonomik devrimini sürdürebileceÄŸi yegane aracın yıkılması anlamına gelir ve bu aracın yokluÄŸunda bütün zafer yeni bir yenilgiyle, işçilerin Paris Komünü sonrası olduÄŸu gibi kitlesel biçimde boÄŸazlanmasıyla son bulacaktır” (05).

Buna karşılık, anarÅŸistler –özellikle meseleyi en çarpıcı ifadelerle dile getiren Bakunin, “içinde bulunduÄŸumuz yüzyılın yaratmış olduÄŸu en iÄŸrenç ve en korkunç yalan” anlamına gelecek “kızıl bürokrasi” tehlikesine karşı uyarılarda bulunuyorlardı (06). Anarko-sendikalist Fernand Pelloutier ÅŸunu soruyordu: “Kendisine itaat etmek zorunda olduÄŸumuz geçiÅŸ devleti zorunlu ve kaçınılmaz olarak kolektif bir hapishane durumuna gelmek zorunda deÄŸil midir? Devletin, tüm siyasal kurumların ortadan kalktığı, yalnızca üretim ve tüketim gereksinimleriyle sınırlı özgür bir toplumsal örgütlenmenin bir unsuru olamayacağı doÄŸru deÄŸil midir?” (07).

Bu soruların yanıtlarını biliyormuÅŸum gibi davranmak istemiyorum. Fakat, bu sorulara olumlu bir yanıt verilmediÄŸi sürece, solun hümanist ideallerini gerçekleÅŸtirecek gerçek bir demokratik devrim ÅŸansının pek büyük olmayacağı çok açık görünüyor. Martin Buber, sorunu net bir biçimde ortaya koyuyor: “Kuru bir odun parçasına dönüşmüş küçük bir aÄŸaçtan yeÅŸil yapraklar açmasını beklemek, onun doÄŸasına aykırı bir ÅŸey olur” (08). Bakunin, devlet iktidarının fethi ya da yıkımı sorununu, kendisini Marx’tan ayrı düşüren temel mesele olarak görüyordu (09). Bu sorun, bu yüzyıl boyunca, ÅŸu ya da bu biçim altında, “liberter” sosyalistlerle “otoriter” sosyalistleri birbirinden ayırır ÅŸekilde tekrar tekrar su yüzüne çıktı.
Bakunin’in kızıl bürokrasi konusundaki uyarılarına ve bunun Stalin diktatörlüğü altında cisimleÅŸmesine karşın, bir yüzyıl öncesinin tartışmalarını yorumlarken, günümüzün toplumsal hareketlerinin savlarını kendi tarihsel kökenleri temelinde açıklamaya giriÅŸmek büyük bir hata olur. Özellikle, BolÅŸevizmi ‘pratik içindeki Marksizm‘ olarak görmek bir yanılgıdır. BolÅŸevizmin Rus Devrimi’nin içinde gerçekleÅŸtiÄŸi tarihsel koÅŸulları dikkate alan sol eleÅŸtirisi, sorunun özüne bundan çok daha yakın görünüyor (10

).

BolÅŸeviklere karşı olan solcu işçi hareketi, Leninistlere, Rusya’daki altüst oluÅŸlardan proleteryanın amaçlarına tamamen uygun biçimde yararlanma konusunda yeterince ileri gitmedikleri için karşı çıktı. Leninistler, kendi koÅŸullarının esiri durumuna geldiler ve uluslararası radikal hareketi Rusya’nın kendi özgül gereksinimlerini karşılamak için kullandılar ve Rusya’nın gereksinimleri çok geçmeden BolÅŸevik Parti-Devletinin gereksinimleriyle aynı anlama gelmeye baÅŸladı. Rus Devrimi’nin ‘burjuva’ görünümleri ÅŸimdi BolÅŸevizmin kendi içinde gözlenmeye baÅŸladı: Leninizm, artık kendisinden sadece taktik meselelerde ayrıldığı uluslararası sosyal demokrasinin bir parçası durumundaydı” (11).

EÄŸer anarÅŸist gelenek içinde tek bir öncü fikir aranırsa, bu fikrin, Paris Komünü üzerine yazarken kendisini aÅŸağıdaki ifadelerle tanımlayan Bakunin’in ifadelerinde bulunacağına inanıyorum:

Ben, insanın akıl, onur ve mutluluÄŸunun serpilip geliÅŸebileceÄŸi biricik koÅŸul olarak gördüğüm özgürlüğün fanatik bir tutkunuyum; bu, devletin bahÅŸettiÄŸi, ölçtüğü ve düzenlediÄŸi biçimsel özgürlük deÄŸildir; bazılarının diÄŸerlerinin köleliÄŸine dayalı ayrıcalıklarından baÅŸka hiçbir ÅŸeyi temsil etmeyen ebedi bir yalan deÄŸil; J. J. Rousseau Okulu’nun ve herkesin hakkına sınırlamalar getiren Devletin –ki bu kaçınılmaz olarak her bir hakkın sıfıra indirilmesine yol açmaktadır– insanlara bahÅŸettiÄŸi sözde hakları özgürlük olarak kabul eden burjuva liberalizminin diÄŸer okullarının göklere çıkardığı bireyci, egoist, sefil, kurmaca özgürlük deÄŸildir. Hayır, ben sadece özgürlük sözcüğüyle nitelenmeyi hak eden özgürlüğü kast ediyorum; her bireyde saklı bulunan tüm maddi, zihinsel ve moral güçlerin tam geliÅŸimini içeren özgürlük; kendi bireysel doÄŸamızın yasalarının belirlediÄŸi kısıtlamalar dışında –yani, bizim yanımızda veya üstümüzde duran dışsal bir yasa koyucu tarafından dayatılmadıkları, kendi doÄŸamızda içkin oldukları, kendi maddi, zihinsel ve moral benliÄŸimizin temelini oluÅŸturdukları için aslında kısıtlama olarak görülmemesi gereken ve gerçekte özgürlüğümüzün gerçek ve dolaysız koÅŸullarını oluÅŸturan kısıtlamalar– hiçbir kısıtlama tanımayan özgürlük” (12).

Bu fikirler, Aydınlanma’dan doÄŸmuÅŸlardır; bunların kökleri, Rousseau’nun EÅŸitsizlik Üzerine Söylev adlı eserinde, Humboldt’un Devletin Eyleminin Sınırları baÅŸlıklı kitabında ve Fransız Devrimi’ni savunurken özgürlüğün olgunluÄŸa ulaşıldığında bahÅŸedilen bir armaÄŸan deÄŸil, olgunlaÅŸmanın önkoÅŸulu olduÄŸunu ileri süren Kant’ın bu ısrarcılığında yatıyor. Endüstriyel kapitalizmin, önceden kestirilmemiÅŸ bu yeni adaletsiz sistemin geliÅŸmesiyle birlikte, Aydınlanma’nın radikal humanist mesajının ve yolundan saptırılarak ortaya çıkan toplumsal düzenin destekçisi bir ideoloji haline dönüştürülen klasik liberal ideallerin koruyuculuÄŸu ve geliÅŸtirilmesi, liberter sosyalizm tarafından üstlenilmiÅŸtir. Gerçekte, kapitalist toplumsal iliÅŸkilerin kabul edilmezliÄŸi tezi, klasik liberalizmin devletin toplumsal yaÅŸama müdahalesine karşı çıkmasına yol açmış olan gerekçelere de dayanır. Bu, örneÄŸin, Mill’in öncülü ve belki de esin kaynağı olan Humboldt’un Devletin Eyleminin Sınırları adlı klasik eserinde çok açıktır. 1792′de nihai sınırına ulaÅŸmış olan bu klasik liberal düşünce, özünde, her ne kadar embriyon halinde olsa da, büyük ölçüde anti-kapitalist bir niteliÄŸe sahiptir. Onun ortaya koyduÄŸu fikirlerin, tanınamayacak ölçüde deÄŸiÅŸtirilerek endüstriyel kapitalizmin bir ideolojisi haline dönüştürülmüş olduÄŸunu düşünmek yanlış olmaz.

Humboldt’un içinde toplumsal engellerin yerlerini toplumsal sözleÅŸmelere bıraktığı ve emeÄŸin bireyin tercihine baÄŸlı olarak özgürce gerçekleÅŸtirildiÄŸi bir toplum öngörüsü, emeÄŸin yabancılaÅŸması olgusunu tartışan genç dönem Marx’ın düşüncelerini anımsatır; “işçi, yaptığı iÅŸi kendi doÄŸasının bir parçası deÄŸil fakat dışsal bir olgu olarak görmeye baÅŸlayarak kendi emeÄŸine yabancılaşır. … [böylece] emek sürecinde kendisini gerçekleÅŸtirmez, fakat kendi kendini yadsımış olur. … fiziksel tükenmiÅŸliÄŸe ve zihinsel gerilemeye uÄŸrar“; yabancılaÅŸmış emek, “işçilerin bir kısmını barbarca bir emek sürecine geri götürürken, diÄŸerlerini birer makine haline getirir“, böylece, insanı “kendisini diÄŸer canlılardan ayırt eden özgür bilince dayalı faaliyet” yeteneÄŸinden ve “üretken yaÅŸam“dan yoksunlaÅŸtırır. Benzer ÅŸekilde, Marx, “kendi kardeÅŸlerine gereksinim duyan yeni tipte bir insan“ın varlığını ve işçilerin birliÄŸinin “gelecekteki insan iliÅŸkilerinin toplumsal dokusunu yaratacak gerçek yapıcı çaba” niteliÄŸine bürünüşünü gözlemler (13). Klasik liberter düşünce, insanın özgürlüğe, farklılaÅŸmaya, özgür birlikler kurmaya duyduÄŸu gereksinime iliÅŸkin daha derin bir kavrayışın sonucu olarak, devletin toplumsal yaÅŸama müdahalesine karşıdır. Aynı kavrayışlar temelinde, kapitalist üretim iliÅŸkileri, ücretli emek, rekabet, “mülkiyetçi bireycilik” ideolojisi. . esas itibarıyla insanlık-karşıtı [ing. antihuman] olarak görülmelidir. Bu baÄŸlamda, liberter sosyalizmi, Aydınlanma’nın liberal ideallerinin mirasçısı olarak görmek yanlış olmaz.
Rudolf Rocker, modern anarÅŸizmi,”Fransız devrimi sırasında ve sonrasında Avrupa’nın entelektüel yaÅŸamında Sosyalizm ve Liberalizm gibi karakteristik ifadeler kazanmış olan iki büyük akımın kesiÅŸmesi” olarak tanımlıyor. Rocker, klasik liberal ideallerin kapitalist ekonomik biçimlerin gerçeklerine çarpıp parçalandığını söylüyor. Rocker’a göre, anarÅŸizm, “insanın insanı sömürmesi“ne karşı çıktığı için, zorunlu olarak anti-kapitalisttir. Fakat, anarÅŸizm, “insanın insan üzerindeki egemenliÄŸi“ne de karşı çıkar: “AnarÅŸizm, sosyalizmin ya özgür olacağını, ya da asla var olmayacağını ileri sürer. AnarÅŸizmin varlık nedeni, bu anlayış içinde gerçek ve derin bir haklılık kazanır” (14). Bu açıdan bakıldığında, anarÅŸizm, sosyalizmin özgürlükçü kanadı olarak görülebilir. Daniel Guérin, AnarÅŸizm adlı eserinde ve kaleme aldığı diÄŸer çalışmalarında, anarÅŸizmi böyle bir yaklaşımdan hareket ederek irdelemiÅŸtir (15). Guérin, “her anarÅŸist sosyalisttir, fakat her sosyalistin mutlaka anarÅŸist olduÄŸu söylenemez” diyen Adolph Fischer’in sözlerini alıntı olarak aktarır. Benzer ÅŸekilde, Bakunin, öngördüğü uluslararası devrimci kardeÅŸlik için bir program olarak kaleme aldığı “AnarÅŸist Manifesto“da, her üyenin her ÅŸeyden önce bir sosyalist olması gerektiÄŸi ilkesini geliÅŸtirmiÅŸtir.
Tutarlı bir anarÅŸist, üretim araçları üzerinde özel mülkiyete, bu sistemin ayrılmaz bir öğesi olan ve emeÄŸin üreticinin kendi kontrolü altında özgürce gerçekleÅŸtirilmesi gerektiÄŸi ilkesiyle baÄŸdaÅŸmayan ücret köleliÄŸine karşı çıkmak zorundadır. Marx’ın belirtmiÅŸ olduÄŸu gibi, sosyalistler, içinde emeÄŸin “yalnızca geçim aracı deÄŸil, fakat ayrıca yaÅŸamın en yüksek deÄŸeri haline geleceÄŸi” bir toplumu arzularlar (16); işçi kendi itileri deÄŸil, dışsal bir otorite ya da gereksinim tarafından yönlendirildiÄŸi sürece, bu olanaksızdır: “Ücretli emeÄŸin aldığı biçimlerden hiçbiri, diÄŸerlerinden daha az tiksindirici olsa bile, ücretli emek sefaletinin kendisini ortadan kaldıramaz” (17). Tutarlı bir anarÅŸist, yalnızca yabancılaÅŸmış emeÄŸe deÄŸil, fakat ayrıca, emeÄŸin insanı aptallaÅŸtıran uzmanlaÅŸmasına da karşı çıkmak zorundadır; söz konusu uzmanlaÅŸma, üretimi geliÅŸtiren araçlar “işçiyi salt bir insan parçası haline getirerek kötürüm bıraktığı, onu makinenin basit bir uzantısı durumuna düşürdüğü, emeÄŸini onun esas anlamını yıkıma uÄŸratan bir biçimde kendisi için eziyet haline getirdiÄŸi, bilimin bağımsız bir güç olarak üretim sürecine katıldığı oranda onu emek sürecinin zihinsel süreçlerine yabancılaÅŸtırdığı. …” (18) koÅŸullarda yaÅŸanır.
Marx, bu durumu [emeÄŸin uzmanlaÅŸmasını], sanayileÅŸmenin kaçınılmaz olarak beraberinde getirdiÄŸi bir olgu olarak deÄŸil, fakat, kapitalist üretim iliÅŸkilerinin bir özelliÄŸi olarak görmüştür. GeleceÄŸin toplumu, “bütünüyle geliÅŸmiÅŸ, çeÅŸitli emek süreçlerine uyum saÄŸlayabilen, farklı toplumsal iÅŸlevlerin … kendi doÄŸal güçlerine geniÅŸ bir hareket alanı kazandırdığı bir bireyi, bugünün bir ayrıntı, … salt bir insan parçası durumuna indirgenmiÅŸ işçisinin yerine geçirme” (19) hedefi üzerinde yoÄŸunlaÅŸmalıdır. Bunun önkoÅŸulu, sermaye ve ücretli emeÄŸin birer toplumsal kategori olarak ortadan kaldırılmasıdır (’işçi devleti‘nin endüstriyel ordularının ya da kapitalizmin büründüğü modern totaliteryanizm biçimlerinin de bunlara dahil olduÄŸunu belirtmek gereksiz). İnsanın makinenin basit bir uzantısı, özel bir üretim aleti durumuna indirgenmesi, ilkesel düzeyde, teknolojinin uygun geliÅŸimi ve kullanımıyla belki aşılabilir; fakat, bu, insanı kendi amaçlarına hizmet eden bir alet durumuna getirenlerin –Humboldt’un ifadesiyle söylersek, onun keendi bireysel amaçlarını hor görenlerin– üretimi otokratik olarak kontrol ettikleri koÅŸullarda gerçekleÅŸemez.
Anarko-sendikalistler, kapitalizm koÅŸullarında bile, militanca bir mücadele verecek ve üretimin demokratik bir temelde örgütlendirilmesi iÅŸinin sorumluluÄŸunu kendi üzerine almaya hazırlanacak olan “özgür üreticilerin özgür birlikleri“ni yaratmaya çalışmışlardır. Bu birlikler, “anarÅŸizmin pratik okulu” iÅŸlevi göreceklerdir (20). EÄŸer, üretim araçlarının özel mülkiyeti Proudhon’un sık sık alıntılanan ifadesinde söylendiÄŸi gibi salt bir ‘hırsızlık‘ –yani ‘zayıf olanın güçlü olan tarafından sömürülmesi (21)– ise, üretimin bir devlet bürokrasisi tarafından kontrolü, o devlet bürokrasisi ne kadar iyi niyetli olursa olsun, kol emeÄŸi ve zihinsel emeÄŸin en yüksek deÄŸer haline gelebileceÄŸi koÅŸulları yaratmaz. Åžu halde, bunların her ikisi birden ortadan kalkmalıdır.
AnarÅŸist, üretim araçları üzerindeki özel ya da bürokratik kontrole saldırırken, “tarihin üçüncü ve son kurtuluÅŸ aÅŸaması“nı gerçekleÅŸtirmek için mücadele edenlerin safında yer alır –birinci aÅŸama, kölelerin serf durumuna, ikinci aÅŸama ise serflerin ücretliler durumuna gelmesini saÄŸlamıştır, üçüncü aÅŸama, proleteryanın, kurtuluÅŸun nihai eylemini gerçekleÅŸtirerek ekonominin kontrolünü üreticilerin özgür ve gönüllü birliklerinin eline teslim etmek üzere ortadan kaybolacağı aÅŸama olacaktır (Fourier, 1848) (22). Yine 1848 yılında, de Tocqueville, ‘uygarlık‘ önündeki yakın tehlikeye deÄŸiniyordu:

Mülkiyet hakkı, diÄŸer pek çok hakkın kökeni ve temeli olduÄŸu sürece, kolayca savunulabiliyordu –ya da, pek saldırıya uÄŸramıyordu; o zamannlar toplumun kalesi durumundaydı ve tüm diÄŸer haklar onun dış istihkamı gibi görünüyorlardı. Saldırı altında kalmak gibi bir sıkıntı çekmiyordu, çünkü, gerçekten de kendisine yönelik ciddi bir saldırı söz konusu deÄŸildi. Fakat, mülkiyet hakkının, aristokratik dünyanın yıkıma uÄŸratılmamış son kalıntısı olarak göründüğü ve eÅŸitlikçi kılınmış bir toplumda yegane ayrıcalık olarak tek başına durduÄŸu bugün, mesele bir hayli farklı görünüyor. Henüz sessiz ve sakin olduklarını itiraf etmekle birlikte, çalışan sınıfların yüreÄŸinde neler olup bittiÄŸini dikkate almanızı öneririm. Yerinde sözcüklerle söylemek gerekirse, onların siyasal arzular açısından geçmiÅŸte olduÄŸundan daha az ateÅŸli oldukları doÄŸru; ama, onların siyasal olmanın çok uzağındaki bu tutkularının toplumsal bir niteliÄŸe bürünmüş olduÄŸunu görmüyor musunuz? Yalnızca ÅŸu ya da bu yasanın, veya ÅŸu ya da bu bakanın ya da hükümetin deÄŸiÅŸtirilmesini deÄŸil, toplumun temellerinin parçalanmasını amaçlayan düşüncelerin bunlar arasında azar azar yayıldığını görmüyor musunuz? (23)

Parisli işçiler, 1871′de bu sessizliÄŸi bozdular ve

mülkiyeti, tüm uygarlığın temelini yıkmaya giriÅŸtiler! Evet, baylar, Komün, pek çok insanın emeÄŸini bir avuç insanın zenginliÄŸi haline getiren sınıf mülkiyetini ortadan kaldırmaya niyetlenmiÅŸtir. MülksüzleÅŸtirenleri mülksüzleÅŸtirmeyi amaçlamıştır. Bugün emeÄŸi köleleÅŸtirmenin ve sömürmenin baÅŸta gelen aracı olan üretim araçlarını, toprağı ve sermayeyi özgür ve birleÅŸmiÅŸ emeÄŸin birer aletine dönüştürerek, bireysel mülkiyeti tarihe gömmek istemiÅŸtir” (24).

Komün, umulabileceÄŸi gibi kana bulandı. Versailles hükümeti askerleri Paris’i halkın elinden geri aldığı zaman, Parisli işçilerin “toplumun temelleri“ne yönelik saldırılarıyla yıkmak istedikleri ‘uygarlığın‘ gerçek niteliÄŸi bir kez daha gözle görülür hale geldi. Marx’ın acı ama gerçeÄŸi çarpıcı biçimde dile getiren ifadelerle yazdığı gibi:

Burjuva düzenin uygarlığı ve adaleti, bu düzenin köleleri ve esirleri efendilerine baÅŸ kaldırdıkları zaman, o tüyler ürpertici ışığı içinde açıkça gözlenir hale geliyor. O zaman, bu uygarlık ve adalet, üstü örtülmemiÅŸ bir barbarlık ve yasa tanımaz bir kin olarak ortaya çıkıyor. … Askerlerin tiksindirici bir vahÅŸetle giriÅŸtikleri eylemler, paralı askerleri oldukları o uygarlığın gerçek doÄŸasını yansıtıyor. … Savaşın ardından giriÅŸilen topyekün katliamı büyük bir hoÅŸnutlukla izleyen tüm dünya burjuvazisi, enkaz yığını haline gelmiÅŸ binalar karşısında dehÅŸete düşüyor.” (a.y., s. 74, 77)

Komünün ÅŸiddete baÅŸvurularak yıkılmasına karşın, Bakunin, Paris’in yeni bir çağı baÅŸlattığını yazar: “Halk yığınlarının kesin ve tam kurtuluÅŸu, onların devlet sınırlarına raÄŸmen … uluslararası nitelik kazanacak gelecekteki gerçek dayanışması, insanlığın bir sonraki devrimi, Paris’in yeniden ortaya çıkışı olacaktır“. Dünya, hala Bakunin’in sözünü ettiÄŸi bu devrimi bekliyor.

Şu halde, tutarlı bir anarşist, sosyalist, ama belli türden bir sosyalist olmak zorundadır. Tutarlı anarşist, yalnızca yabancılaşmış ve uzmanlaşmış emeğe karşı çıkmakla ve umutla işçi organlarının sermayeyi mülksüzleştireceği günü beklemekle yetinmeyecek, fakat, bunun yanısıra, proleterya adına hareket eden bir seçkinler grubunun varlığına da karşı çıkacaktır. Kısacası, tutarlı anarşist,

üretimin Devlet tarafından yapılandırılmasına karşı çıkar. Bunun anlamı, üretimde yönetimin Devlet görevlilerinin, menejerlerin, bilim adamlarının, iÅŸletmelerde iÅŸletme yöneticilerinin elinde olduÄŸu Devlet-sosyalizmidir. … İşçi sınıfının amacı, sömürüden kurtulmaktır. Bu amaca, burjuvazinin yerine kendisini koyan yeni bir yönetici sınıfla ulaşılamaz. Söz konusu hedefe, ancak işçilerin üretim üzerinde kendi yönetimlerini kurmalarıyla varılabilir.

Bu ifadeler, konseyci komünist hareketin önde gelen teorisyenlerinden olan sol Marksist Anton Pannekoek’un “Sınıf Mücadelesi Üzerine BeÅŸ Tez” baÅŸlıklı çalışmasından alınmıştır. Aslında, radikal Marksizm anarÅŸist akımlarla içiçe geçmiÅŸtir.

Daha net bir fikre ulaÅŸmak için, “devrimci Sosyalizm“in aÅŸağıdaki tanımlamasını irdeleyin:

Devrimci Sosyalist, bürokratik despotizmden baÅŸka hiçbir ÅŸeye yol açmayan Devlet mülkiyetini reddeder. Devletin neden endüstriyi demokratik olarak kontrol edemeyeceÄŸini gördük. Endüstrinin demokratik olarak kontrol edilmesi, ancak işçiler tarafından mülk edinilmesi ve onların doÄŸrudan kendi içlerinden seçtikleri endüstriyel idari komiteler tarafından kontrol edilmesi durumunda mümkündür. Sosyalizm, esas olarak bir endüstriyel sistem olacaktır; ve bu sistemin organlarının seçmenleri endüstriyel bir niteliÄŸe sahip olacaktır. Böylece, toplumda toplumsal ve endüstriyel faaliyetleri yürütenler, toplumsal yönetimin yerel ve merkezi konseylerinde doÄŸrudan temsil edileceklerdir. Bu durumda, bu delegeler, güçlerini, endüstriyel ve toplumsal faaliyeti yürüten ve topluluÄŸun gereksinimleri konusunda doÄŸrudan bilgi sahibi olanlardan alacaklardır. Merkezi endüstriyel idari komite toplandığı zaman, toplumsal faaliyetin her bir aÅŸamasını temsil edecektir. Bu yüzden, kapitalist siyasal ya da coÄŸrafi devletin yerini, Sosyalizmin endüstriyel idari komitesi almış olacaktır. Bir toplumsal sistemden diÄŸerine geçiÅŸ, toplumsal devrimi ifade edecektir. Siyasal Devlet, tarih boyunca, egemen sınıfların hükümeti olmuÅŸtur; Sosyalist Cumhuriyet ise, tüm toplum adına endüstriyi yönetenlerin hükümeti olacaktır. Bunlardan birincisi ezici çoÄŸunluÄŸun ekonomik ve siyasal bağımlılığı anlamına gelmiÅŸken, ikincisi, herkesin ekonomik özgürlüğünü ifade edecektir –dolayısıyla, bu, gerçek demokrasi olacaktır.

Bu programatik ifadeler, William Paul’un 1917 yılı baÅŸlarında –Lenin’in belki de en liberter eseri olan Devlet ve Devrim adlı çalışmasından (bkz. 09. dipnot) hemen önce– kaleme almış olduÄŸu Devlet, Kökenleri Ve İşlevleri (The State, its Origins and Functions) baÅŸlıklı kitabında geçer. W. Paul, Marxist-De Leonist Socialist Labor Party’nin bir üyesiydi ve daha sonraları İngiliz Komünist Partisi’nin kurucuları arasında yer alacaktı (25). W. Paul’ün devlet sosyalizmine yönelik eleÅŸtirileri, devlet mülkiyeti ve yönetimi bürokratik despotizme yol açacağı için, toplumsal devrimin, doÄŸrudan işçi kontrolü temelinde toplumun endüstriyel örgütlenmesini bunun yerine geçirmesi gerektiÄŸini ileri süren anarÅŸistlerin liberter doktrini ile benzerlik gösteriyor. Bunun dışında buna benzer daha pek çok ifade aktarmak mümkün.

Bundan çok daha önemli olan ÅŸey ÅŸu ki, bu fikirler kendiliÄŸinden devrimci eylem içinde hayata geçirildiler –örneÄŸin, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya ve İtalya’da, 1936 yılında İspanya’da (yalnızca kırsal kesimde deÄŸil, fakat ayrıca Barselona’da endüstri alanında). Konsey komünizminin bir biçiminin, endüstriyel bir toplumda devrimci sosyalizmin alacağı doÄŸal biçim olduÄŸu ileri sürülebilir. Bu, endüstriyel sistem otokratik bir seçkinler grubu tarafından kontrol edildiÄŸi sürece (bunun mülk sahipleri, menejerler ve teknokratlar ya da bir ‘öncü parti’ veya devlet bürokrasisi olması bir ÅŸey deÄŸiÅŸtirmez) demokrasinin muazzam biçimde sınırlandırılmış olacağı fikrinin sezgisel düzeydeki bir kavranışını ifade eder. Otoriter kontrolün söz konusu olduÄŸu koÅŸullarda, Marx, Bakunin ve tüm gerçek devrimciler tarafından daha da geliÅŸtirilmiÅŸ olan klasik liberter ideallerin gerçekleÅŸtirilmesi mümkün deÄŸildir; söz konusu koÅŸullarda, insan kendi potansiyellerini özgür biçimde ve tam olarak geliÅŸtirme olanağından yoksun kalacak, üretici, yukarıdan dayatılan üretim süreci içinde, bir alet konumuna indirgenmiÅŸ “salt bir insan parçası” durumunda kalacaktır.
Burada, “kendiliÄŸinden devrimci eylem” ifadesi yanıltıcı olabilir. En azından, Anarko-sendikalistler, Bakunin’in işçi örgütlerinin devrim öncesi dönemde “sadece fikirleri deÄŸil fakat geleceÄŸin kendisini de” yaratmaları gerektiÄŸi uyarısını çok ciddiye almışlardır. Özellikle İspanya’daki halk devriminin [ing. popular revolution] kaydettiÄŸi baÅŸarılar, uzun yıllara yayılan ve davaya baÄŸlılık ve militanlık geleneÄŸinin bir bileÅŸenini oluÅŸturan sabırlı bir örgütlenme ve eÄŸitim çalışmasına dayanıyordu. 1931 yılı Haziran ayında toplanmış olan Madrid Kongresi ile Mayıs 1936′daki Saragosa Kongresi kararları, pek çok açıdan, yakın geleceÄŸin devrimci eylemlerinin habercisi niteliÄŸini taşıyorlardı –aynı ÅŸey, Santillan’ın (bkz. 04. dipnot) devrim tarafından yapılandırılacak toplumsal ve ekonomik örgütlenme üzerine kaleme aldığı, az çok benzer fikirler ileri sürdüğü özgül çalışması için de söylenebilir. Guérin, “İspanyol devrimi, halkın bilincinde olduÄŸu gibi, liberter düşünürlerin zihinlerinde az çok olgunlaÅŸmış durumdaydı” diye yazıyor. DiÄŸer yandan, Franco darbesiyle 1936 yılında yaÅŸanan o toplumsal karışıklık toplumsal devrime dönüştüğü zaman, işçi örgütleri, belli bir örgütsel yapılanmaya, deneyime ve toplumsal yeniden inÅŸa görevini üstlenmeye yönelik bir kavrayışa eriÅŸmiÅŸ bulunuyorlardı. AnarÅŸist Augustin Souchy, İspanya’daki kolektifleÅŸtirmeyi konu alan belgeleri bir araya getirdiÄŸi derlemeye yazdığı sunuÅŸ yazısında ÅŸunları söylüyor:

Uzun yıllar, İspanya’daki anarÅŸistler ve sendikalistler, toplumun toplumsal dönüşümünü gerçekleÅŸtirmeyi en yüce görev saydılar. Toplumsal devrim sorunu, sendikalarının ve gruplarının toplantılarında, gazete, broşür ve kitaplarında sürekli olarak ve sistematik bir biçimde tartışıldı” (26).

Bütün bunlar, İspanyol Devrimi’nin yapıcı eylemlerinin, kendiliÄŸinden eriÅŸilen baÅŸarıların arkaplanını oluÅŸturur.

Liberter sosyalizmin fikirleri, yukarıda tanımlanan anlamında, geride kalan yarım yüzyıllık dönemde endüstriyel toplumlara nüfuz etmiÅŸ bulunuyor. Bugüne deÄŸin, egemen ideolojiler, devlet sosyalizminin ve (açıkça gözlenir nedenlerden dolayı Amerika BirleÅŸik Devletleri’nde giderek militarist bir nitelik kazanmakta olan) devlet kapitalizminin ideolojileri idi (27). Fakat, son birkaç yıl içinde liberter sosyalist fikirlere yönelik artan bir ilgi gözleniyor. Yukarıda Anton Pannekoek’tan aktarmış olduÄŸum tezleri, radikal bir Fransız işçi grubunun (Informations Correspondance Ouvrière) son zamanlarda yayınladığı bir broşürden aldım. William Paul’un devrimci sosyalizme iliÅŸkin görüşleri, Walter Kendall tarafından 1969 yılında İngiltere’nin Sheffield kentinde toplanan İşçi Kontrolü Üzerine Ulusal Konferans‘a sunulmuÅŸ bir tebliÄŸde alıntı olarak yer alıyordu. İşçi kontrolü hareketi, son birkaç yıl içinde İngiltere’de dikkate deÄŸer bir güç konumuna eriÅŸti. Hareket, çeÅŸitli konferanslar düzenledi, çok sayıda broşür yayınladı; hareketin aktif taraftarları arasında en önemli işçi sendikalarından temsilciler de yer alıyor. ÖrneÄŸin, Alaşım Ve Döküm İşçileri Sendikası (The Amalgamated Engineering and Foundryworkers’ Union), önde gelen endüstrilerin “tüm düzeylerde işçi kontrolü temelinde” kamulaÅŸtırılmasını öngören bir programı sendikanın resmi politikası olarak benimsedi (28). Avrupa kıtasında da benzeri geliÅŸmeler gözleniyor. 1968 Mayısı’nın, İngiltere’de olduÄŸu gibi Fransa ve Almanya’da konsey komünizmine ve bununla iliÅŸkili fikirlere yönelik artan ilgiyi daha da hızlandırdığı kuÅŸkusuz.
İçinde yaÅŸadığımız ideolojik toplumun son derece muhafazakar atmosferi düşünülürse, Amerika BirleÅŸik Devletleri’nin bu geliÅŸmelerden görece etkilenmemiÅŸ olmasına pek ÅŸaşırmamak gerekir. Fakat, benzeri bir geliÅŸmenin burada yaÅŸanması da muhtemel. SoÄŸuk SavaÅŸ mitolojisinin erezyona uÄŸraması, bu tür soruların az çok geniÅŸ insan kümeleri arasında öne çıkmasına olanak tanıyor. EÄŸer bugünkü baskı dalgası geri itilebilirse, eÄŸer sol intihar anlamına gelen kendi içindeki bir dizi eÄŸilimi aÅŸabilir ve kendisini son on yılda baÅŸarılmış olanlar üzerine inÅŸa edebilirse, endüstriyel toplumun iÅŸyerinde ve toplulukta demokratik kontrol temelinde gerçekten demokratik hatlar boyunca nasıl yapılandırılacağı sorununun günümüz toplumunun sorunlarına duyarlı insanlar açısından baÅŸta gelen entelektüel konu durumuna gelmesi, liberter sosyalizmin bir yığın hareketi olarak geliÅŸmesi, teorik spekülasyonların eyleme dönüşmesi pekala olasıdır.
Bakunin, 1865 tarihli manifestosunda, toplumsal devrimdeki öğelerden birinin, “gençliÄŸin aydın ve gerçekten asıl kesimi” olacağını öngörmüştü; gençliÄŸin bu kesimi, “doÄŸuÅŸtan ayrıcalıklı sınıflardan gelmekle birlikte, sahip olduÄŸu yüce gönüllü inançlar ve radikal özlemler içinde, halkın davasını benimseyecektir“. Belki de, 1960′larda yükselen öğrenci hareketi, bu dahice öngörünün gerçekleÅŸmesine doÄŸru atılmış bir adımı ifade ediyor.
Daniel Guérin, kendisinin “rehabilitasyon süreci” olarak tanımladığı bir misyonu üstleniyor. Benim ikna edici olduÄŸuna inandığım bir yoldan ÅŸunu ileri sürüyor: “AnarÅŸizmin yapıcı düşünceleri yaÅŸamsallığını koruyor; bu düşünceler, yeniden gözden geçirilip elendikleri zaman, çaÄŸdaÅŸ sosyalist düşüncenin yeni bir ileri atılımına yardımcı olabilirler … (ve) Marksizmin zenginleÅŸmesine katkıda bulunabilirler” (29). Guérin, titiz bir ÅŸekilde, AnarÅŸizmin “geniÅŸ yelpazesi“nden liberter sosyalist olarak tanımlanabilecek fikir ve deneyimleri seçiyor. Yaptığı ÅŸey doÄŸal ve yerinde. Bu çerçeve, anarÅŸizmin önde gelen sözcülerinin yanısıra, anarÅŸist duygu ve ideallerin harekete geçirdiÄŸi yığın eylemlerini de içeriyor. Guérin yalnızca anarÅŸist düşünceyi deÄŸil, fakat aynı zamanda halkın devrimci mücadelesinin kendiliÄŸinden eylemlerini de irdeliyor. Entelektüel yaratıcılık kadar toplumsal yaratıcılığa da ilgi gösteriyor. Dahası, geçmiÅŸte baÅŸarılmış olanlardan toplumsal kurtuluÅŸ teorisini zenginleÅŸtirecek dersler çıkarmaya giriÅŸiyor. Guérin’in kitabı, sadece dünyayı anlamakla yetinmeyip ayrıca onu deÄŸiÅŸtirmek isteyenler açısından, anarÅŸizmin tarihini incelemek için uygun bir baÅŸlangıç.
Guérin, ondokuzuncu yüzyıl anarÅŸizmini esas itibarıyla doktriner olarak nitelendirirken, yirminci yüzyılın anarÅŸistler açısından bir “devrimci pratik” dönemi olduÄŸunu söylüyor (30). AnarÅŸizm, bu deÄŸerlendirmeyi yansıtıyor. Guérin’in anarÅŸizm yorumu bilinçli olarak geleceÄŸe iÅŸaret ediyor. Arthur Rosenverg, halk devrimlerinin, karakteristik olarak, “toplumu zora dayanan yöntemlerle idare eden feodal ya da merkezi bir otorite“yi, “eski Devlet biçiminin yıkımını ve ortadan kaldırılmasını ima eden” bir tür komünal sistemle deÄŸiÅŸtirme arayışı gösterdiklerine iÅŸaret etmiÅŸtir. Böyle bir sistem, ya sosyalist, ya da, “Sosyalizm ancak bireysel özgürlüğün azami düzeye eriÅŸtiÄŸi bir dünyada gerçekleÅŸtirilebileceÄŸine göre, demokrasinin Sosyalizmin önkoÅŸulu olan aşırı biçimi” olacaktır. Rosenberg, bu idealin Marx ve anarÅŸistler tarafından ortaklaÅŸa paylaşılmış olduÄŸunu belirtir (31). Bu doÄŸal kurtuluÅŸ mücadelesi, ekonomik ve siyasal yaÅŸamın merkezileÅŸmesi eÄŸilimine aykırı düşmektedir.
Bundan bir yüzyıl önce, Marx, Parisli işçilerin “Komün ya da –hangi isim altında ortaya çıkarsa çıksın– imparatorluk arasında bir seçim yapmaktan baÅŸka bir seçenekleri olmadığını hissettiklerini” söylüyordu:

İmparatorluk, halkın zenginliÄŸine darbe indirerek, topyekün mali dolandırıcılığı besleyip büyüterek, sermayenin yapay olarak hızlandırılmış merkezileÅŸmesini saÄŸlayarak, ekonomik olarak kendilerini çökertmiÅŸti. Onları siyasal olarak baskı altına almış, aşıladığı zevk ve sefahat düşkünlüğü ile onları ahlâki olarak sarsmış, kendi çocuklarını cehaletin kardeÅŸleri (frères Ignorantins) haline getiren eÄŸitim sistemiyle sahip oldukları kuÅŸkucu eleÅŸtirelliÄŸi (Voltairianizm) aÅŸağılamış, onları imparatorluÄŸun ortadan kaybolmasından baÅŸka bir anlama gelmeyecek felaket getiren bir savaşın içine paldır küldür sürükleyerek birer Fransız olarak sahip oldukları ulusal duyguların ayaklanmasına yol açmıştı” (32).

Sefalet içindeki İkinci İmparatorluk, “burjuvazinin ülkeyi yönetme yeteneÄŸini halihazırda kaybettiÄŸi ve işçi sınıfının bunu henüz kazanamadığı o günlerde, mümkün olan yegane yönetim biçimiydi“.

1970′li yılların imparatorluk sistemleri açısından da anlamlı oldukları için, sanırım bu ifadeleri burada yinelemekte yersiz deÄŸil. “İnsanlığı ekonomik sömürü, siyasal ve toplumsal kölelik belasından kurtarma” sorunu, çözüm bekleyen bir sorun olarak varlığını bugün de sürdürüyor. Bu durum devam ettiÄŸi sürece, liberter sosyalizmin doktrinleri ve devrimci pratiÄŸi bir ilham kaynağı ve yol gösterici olarak insanlığa hizmet edecektir.

Notlar

01 Octave Mirbeau, aktaran James Joll, The Anarchists, s. 145-6.
02 Rudolf Rocker, Anarchosyndicalism, s. 31.
03 Aktaran Rocker, ibid., s. 77. Bu alıntı ve onu izleyen cümle, Michael Bakunin’in “The Program of the Alliance,” baÅŸlıklı çalışmasında geçer; bkz. Sam Dolgoff (yayına hazırlayan ve çeviren) Bakunin on Anarchy, s. 255.
04 Diego Abad de Santillan, After the Revolution, s. 86. Santillian, devrim baÅŸladıktan birkaç ay sonra yazılmış olan son bölümde, bu açıdan o zamana kadar kat edilmiÅŸ mesafeden duyduÄŸu tatminsizliÄŸi ifade eder. İspanya’da toplumsal devrimin gerçekleÅŸtirebildikleriyle ilgili olarak, benim American Power and the New Mandarins adlı çalışmamın 1. bölümüne ve oradaki referanslara bkz.; diÄŸer bir önemli çalışma için, bkz. Broué and Témime. Bu konuda yararlanılabilecek diÄŸer kaynaklar: Frank Mintz, L’Autogestion dans l’Espagne révolutionaire (Paris: Editions Bélibaste, 1971); César M. Lorenzo, Les Anarchistes espagnols et le pouvoir, 1868-1969 (Paris: Editions du Seuil, 1969); Gaston Leval, Espagne libertaire, 1936-1939: L’Oeuvre constructive de la Révolution espagnole (Paris: Editions du Cercle, 1971). Ayrıca bkz. Vernon Richards, Lessons of the Spanish Revolution“, geniÅŸletilmiÅŸ 1972 basımı.
05 Aktaran Robert C. Tucker, The Marxian Revolutionary Idea, Marksizm ve anarşizmi tartıştığı bölüm.
06 Bakunin,1866′da Herzen and Ogareff’e yazdığı mektup. Aktaran Daniel Guérin, Jeunesse du socialisme libertaire, s. 119.
07 Fernand Pelloutier, aktaran Joll, Anarchists içinde. Kaynak ise L’Anarchisme et les syndicats ouvriers, Les Temps nouveaux, 1895. Metnin bir bütün olarak geçtiÄŸi yer: Daniel Guérin, ed., Ni Dieu, ni Maître, anarÅŸizmin eÅŸsiz bir tarihsel antolojisi.
08 Martin Buber, Paths in Utopia, s. 127.
09 Bakunin ÅŸunları yazar: “Ne kadar demokratik olursa olsun, hiçbir devlet, hatta en kızıl cumhuriyet bile, insanlara gerçekten istedikleri ÅŸeyi, yani kendi iÅŸlerini tepeden tırnaÄŸa kendi özgür özörgütlenmeleri ve özyönetimleri altında, tepeden herhangi bir müdahale ya da baskı görmeden örgütleme özgürlüğünü asla vermez; çünkü, her devlet, Bay Karl Marx’ın uydurduÄŸu o sözde Halk Devleti de dahil olmak üzere, özünde, yığınların, halkın neye gereksinim duyduÄŸunu ve ne istediÄŸini halktan daha iyi bildiÄŸini düşünen bir grup ayrıcalıklı, kendini beÄŸenmiÅŸ aydın tarafından tepeden yönetilmesinin aygıtıdır. …” “Fakat, halk, ‘halkın sopası’ diye isimlendirilen deÄŸnekle sopalandığı zaman kendisini daha iyi hissetmeyecektir”, Statism and Anarchy (1873), Dolgoff, Bakunin on Anarchy, s. 338 içinde –burada geçen ‘halkın sopası‘ ifadesi ile kast edilen ÅŸey demokratik cumhuriyettir.
Kuşkusuz Marx meseleye farklı yaklaşmıştır. Paris Komünü deneyiminin bu tartışma üzerindeki etkisiyle ilgili bir yorum için, bkz.Daniel Guérin, Ni Dieu, ni Maître; buradaki yorumların biraz daha genişletilmiş versiyonlari için, Guérin, Pour un marxisme libertaire. Ayrıca, bkz. 24. dipnotu.
10 Lenin’in 1917 sırasındaki ‘entelektüel sapması‘ ile ilgili olarak, bkz. Robert Vincent Daniels, “The State and Revolution: a Case Study in the Genesis and Transformation of Communist Ideology,” American Slavic and East European Review, cilt 12, sayı 1 (1953).
11 Paul Mattick, Marx and Keynes, s. 295.
12 Michael Bakunin, “La Commune de Paris et la notion de l’état,” yenibasım Guérin, Ni Dieu, ni Maître içinde. Bakunin’in özgürlüğün koÅŸulu olarak bireyin doÄŸasından kaynaklanan yasalara iliÅŸkin nihai düşünceleri, rasyonalist ve romantik gelenekler içinde geliÅŸmiÅŸ yaratıcı düşünce ile karşılaÅŸtırılabilir. Bkz. benim Cartesian Linguistics ve Language and Mind adlı çalışmalarım.
13 Shlomo Avineri, The Social and Political Thought of Karl Marx, s. 142, The Holy Family [Kutsal Aile]‘deki yorumlara göndermeler. Avineri, sosyalist hareket içinde, ‘mevcut toplumsal örgütleniÅŸin tarz ve formunun gelecekteki toplumun yapısını belirleyeceÄŸini kavrayabilmiÅŸ‘ olanların yalnızca İsraillilerin kibbutizmi olduÄŸunu söyler. Oysa, daha önce belirtildiÄŸi gibi, bu, anarko-sendikalizmin karakteristik görüşlerinden biridir.
14 Rocker, Anarchosyndicalism, s. 28.
15 Guérin’in yukarıda sözü geçen eserlerine bkz.
16 Karl Marx, Critique of the Gotha Programme [Gotha Programının Eleştirisi].
17 Karl Marx, Grundrisse der Kritik der Politischen Okonomie, aktaran Mattick, Marx and Keynes, s. 306. Bu konuyla iliÅŸkili olarak, ayrıca bkz. Mattick’in “Workers’ Control” baÅŸlıklı makalesi, Priscilla Long, ed., The New Left içinde; ve Avineri, Social and Political Thought of Marx.
18 Karl Marx, Capital, aktaran Robert Tucker; Tucker, haklı olarak, Marx’ın devrimciyi bir “tatminsiz tüketici“den çok “düşkırıklığına uÄŸramış üretici” olarak gördüğünü söylüyor (The Marxian Revolutionary Idea). Kapitalist üretim iliÅŸkilerinin bu daha radikal eleÅŸtirisi, Aydınlanma’nın liberter düşüncesinin dolaysız bir uzantısını ifade ediyor.
19 Marx, Capital, aktaran Avineri, Social and Political Thought of Marx, s. 83.
20 Pelloutier, L’Anarchisme.
21 Qu’est-ce que la propriété? Marx, “Mülkiyet hırsızlıktır” ifadesinden hoÅŸnutsuzluk duyuyordu, çünkü, hırsızlık mülkiyetin varlığının meÅŸruiyetini varsaydığı için ifadenin kullanımında mantıksal bir sorun görüyordu. Bkz. Avineri, Social and Political Thought of Marx.
22 Aktaran Buber, Paths in Utopia, s. 19.
23 Aktaran J. Hampden Jackson, Marx, Proudhon and European Socialism, s. 60.
24 Karl Marx, The Civil War in France [Fransa'da İç SavaÅŸ], s. 24. Avineri, Marx’ın Komün üzerine yaptığı bu ve diÄŸer yorumların niyetlere ve planlara iliÅŸkin göndermelerde bulunduÄŸunu söyler. Marx’ın baÅŸka bir yerde açıkça ifade ettiÄŸi gibi, onun bu deÄŸerlendirmesi burada olduÄŸundan daha eleÅŸtireldi.
25 Bir arkaplan için bkz. Walter Kendall, The Revolutionary Movement in Britain.
26 Collectivisations: L’Oeuvre constructive de la Révolution espagnole, s. 8.
27 Bir tartışma için, bkz. Mattick, Marx and Keynes, ve Michael Kidron, Western Capitalism Since the War. Tartışma ve referanslar için, ayrıca bkz. benim At War With Asia, 1. Bölüm, s. 23-6.
28 Bkz. Hugh Scanlon, The Way Forward for Workers’ Control. Scanlon, İngiltere’nin en büyük sendikalarından biri olan AEF’in baÅŸkanıdır. İşçi Kontrolü Altıncı Konferansı’nın bir sonucu olarak Mart 1968′de kurulan enstitü, araÅŸtırmaları teÅŸvik eden bir bilgi merkezi olarak hizmet vermektedir.
29 Guérin, Ni Dieu, ni Maître, sunuş bölümü.
30 Ibid.
31 Arthur Rosenberg, A History of Bolshevism, s. 88.
32 Marx, Civil War in France, s. 62-3.
Bibliyografya
Avineri, Shlomo. The Social and Political Thought of Karl Marx. London: Cambridge University Press, 1968.
Bakunin, Michael. Bakunin on Anarchy. Çeviren ve yayına hazırlayan Sam Dolgoff. New York: Alfred A. Knopf, 1972.
Buber, Martin. Paths in Utopia. Boston: Beacon Press, 1958.
Chomsky, Noam. Cartesian Linguistics. New York: Harper & Row, 1966.
——. American Power and the New Mandarins. New York: Pantheon Books, 1969.
——. At War with Asia. New York: Pantheon Books, 1970.
Collectivisations: L’Oeuvre constructive de la Révolution espagnole. 2nd ed. Toulouse: Editions C.N.T., 1965. First edition, Barcelona, 1937.
Daniels, Robert Vincent. “The State and Revolution: a Case Study in the Genesis and Transformation of Communist Ideology.” American Slavic and East European Review, vol. 12, no. 1 (1953).
Guérin, Daniel. Jeunesse du socialisme libertaire. Paris: Librairie Marcel Rivière, 1959.
——. Anarchism: From Theory to Practice, ceviren Mary Klopper. New York: Monthly Review Press, 1970.
——. Pour un marxisme libertaire. Paris: Robert Laffont, 1969.
——, ed. Ni Dieu, ni Maître. Lausanne: La Cité Editeur, n.d.
Jackson, J. Hampden. Marx, Proudhon and European Socialism. New York: Collier Books, 1962.
Joll, James. The Anarchists. Boston: Little, Brown & Co., 1964.
Kendall, Walter. The Revolutionary Movement in Britain 1900–1921. London: Weidenfeld & Nicolson, 1969.
Kidron, Michael. Western Capitalism Since the War. London: Weidenfeld & Nicolson, 1968.
Mattick, Paul. Marx and Keynes: The Limits of Mixed Economy. Extending Horizons Series. Boston: Porter Sargent, 1969.
——. “Workers’ Control.” In The New Left: A Collection of Essays, editor Priscilla Long. Boston: Porter Sargent, 1969.
Marx, Karl. The Civil War in France, 1871. New York: International Publishers, 1941.
Pelloutier, Fernand. “L’Anarchisme et les syndicats ouvriers.” Les Temps nouveaux, 1895. Reprinted in Ni Dieu, ni Maître, edited by Daniel Guérin. Lausanne: La Cité Editeur, n.d.
Richards, Vernon. Lessons of the Spanish Revolution (1936–1939). Enlarged ed. London: Freedom Press, 1972.
Rocker, Rudolf. Anarchosyndicalism. London: Secker & Warburg, 1938.
Rosenberg, Arthur. A History of Bolshevism from Marx to the First Five Years’ Plan. Translated by Ian F. Morrow. New York: Russell & Russell, 1965.
Santillan, Diego Abad de. After the Revolution. New York: Greenberg Publishers, 1937.
Scanlon, Hugh. The Way Forward for Workers’ Control. Institute for Workers’ Control Pamphlet Series, no. 1, Nottingham, England, 1968.
Tucker, Robert C. The Marxian Revolutionary Idea. New York: W. W. Norton & Co., 1969.
www.khAos.info