KISIM D.08
MİLİTARİZMİN SEBEP VE ETKİLERİ NELERDİR?

D.08.1 Soğuk Savaşın Açık Bir Şekilde Sona Ermesiyle Militarizm Değişecek midir?

Kapitalist militarizmin baÅŸlıca iki sebebi vardır. Birincisi, iç düşmanı –nüfusun ezilen ve sömürülen kesimlerini– kontrol altında tutmak gereÄŸi. İkincisi, emperyalizm hakkındaki kısımda belirtildiÄŸi gibi, yönetici sınıfın saldırgan ve yayılmacı bir dış politika izlemesi için güçlü bir orduya olan gereksinimi. En geliÅŸmiÅŸ kapitalist ulusların çoÄŸu açısından, bu tür bir dış politika ekonomik kuvvetlerden ötürü giderek daha önemli hale gelmektedir –yani piyasayı devamlı olarak dışarıya doÄŸru geniÅŸletmek suretiyle malları için çıkış yerleri bulmak ve sistemin çökmesini engellemek için. Sermayenin bu dışarıya doÄŸru yayılması ve [sermayenin kendi] arasındaki rekabeti, [sermayenin] çıkarlarını (özellikle de baÅŸka ülkelerde yatırılan [sermayenin]) korumak ve dünya piyasasının ekonomik cangılında fazladan bir nüfuz edinmek için askeri kuvvete ihtiyaç duyar.

Kapitalist militarizm keza birçok baÅŸka amaca da hizmet eder ve bir takım etkileri vardır. Birincisi, askeri üretimin azami geniÅŸlemesinden doÄŸrudan çıkarı olan, silahların üretiminden veya silahla ilgili ürünlerle uÄŸraÅŸan (”savunma” ihalecileri), özellikle desteklenen bir ÅŸirketler grubunun geliÅŸmesini saÄŸlar. Bu grup özellikle zengin olduÄŸu için, istediÄŸi devlet müdahalesi biçimini [ÅŸekillendirmesi] ve saldırgan dış politikalar izlemesi için hükümet üzerinde büyük bir baskı oluÅŸturur.

Devlet ile Büyük İşalemi arasındaki bu “özel iliÅŸki”, sıradan vatandaÅŸların endüstriyel AraÅŸtırma & GeliÅŸtirme [harcamalarını] karşılamasını mümkün kılma avantajına sahiptir. Vergi yükümlüleri üzerinden saÄŸlanan hükümet sübvansiyonları, bu ÅŸirketlerin araÅŸtırma & geliÅŸtirme faaliyetlerinin finanse edilmesinin önemli bir yoludur –bu sıklıkla, tüketici mallarında (örn. bilgisayarlar) olduÄŸu gibi büyük ticari potansiyellere sahip “yan-ürünler” ortaya çıkarır. Tüm kârların, bu kârları mümkün kılan AR&GE’yi finanse eden kamu tarafından paylaşılmak yerine, savunma ihalecilerine ve onlardan patentli teknolojiler satın alan ticari ÅŸirketlere gittiÄŸini söylemeye dahi gerek yok.

Askeri harcamaların ABD ekonomisindeki büyüklüğü, ve [ekonomi] üzerindeki etkisini göstermek için biraz ayrıntıya girmek gerekmektedir:

1945′ten beridir … yatırım ve istihdam saÄŸlayan yeni sanayiler kıvılcımlanmaktadır. … Bunların çoÄŸunda, temel araÅŸtırma ve teknolojik ilerleme geniÅŸleyen askeri harcamalarla yakından ilintili olmuÅŸtur. 1950′lerin ana icadı, yılda üretimi yüzde 15 artan elektronik [sanayisi] olmuÅŸtur. Bu, federal hükümetin askeri-kullanımlı amaçlarla araÅŸtırma & geliÅŸtirme (AR&GE) dolarlarının çoÄŸunu saÄŸlamasıyla birlikte, iÅŸ yeri otomasyonunda kritik bir önem kazanmıştı. Kızılötesi aletler, basınç ve sıcaklık ölçme teçhizatı, tıbbi elektronik aletler, ve termoelektrik enerji dönüşümü, tüm bunlar askeri AR&GE’den faydalanmıştır. 1960′lara gelindiÄŸinde, doÄŸrudan ve dolaylı askeri [içerikli] talepler elektronik sanayisinin üretimin yüzde 70 kadarını oluÅŸturmaktaydı. Elektronik ile 1950′lerin ikinci büyüyen sanayisi olan hava taşıtları [sanayisi] arasında geri beslemeler de geliÅŸmiÅŸtir. 1960′a gelindiÄŸinde, … yatırım harcamaları 1947-49 düzeyinden 5.3 kadar daha büyüktü, ve üretimin yüzde 90′dan fazlası askeriyeye gidiyordu. Sentetikler (plastikler ve fiberler [elyaflar]) [sanayisi], geliÅŸimini büyük ölçüde askeriyeyle-ilgili projelere borçlu olan bir baÅŸka büyüyen sanayidir. 1950′ler ve 1960′lar boyunca, uzay dahil olmak üzere toplam kamu ve özel kesim askeriyeyle-ilgili AR&GE [harcamaları], tüm AR&GE harcamalarının yüzde 40-50’sini, ve federal hükümetin payının en azından % 85′ini oluÅŸturuyordu.” (Richard B. Du Boff, Accumulation and Power, s. 103-4)

Yalnızca bu kadar da deÄŸil, hükümetin otoyol yapımına yaptığı harcamalar da keza (önceleri savunma kaygılarıyla gerekçelendirilmiÅŸti) özel kesim sermayesine büyük bir itki saÄŸlamıştı (ve süreç içerisinde, Amerika’yı tamamen otomobil ve petrol ÅŸirketleri için uygun bir araziye dönüştürmüştür). 1944, 1956 ve 1968 Federal Otoban Yasası’nın toplam etkisi “paranın kongre kredi onaylama kurulundan geçmesine gerek olmaksızın 70 milyar $’ın eyaletler arası [yollara] harcanmasına olanak tanımıştı.” 1956 Yasası, “aslında, G{eneral} M{otors}’un baÅŸkanı Alfred P. Sloan’ın benzin ve diÄŸer motorlu taşıtlarla ilgili tüketim vergilerini otoban inÅŸaatına aktarmayı [öneren] 1932 yılı Ulusal Otoban Kullanıcıları Konferansı stratejisinin yasaya dökülmesinden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildi.” GM yine Amerika genelinde kamusal ulaşım ÅŸirketlerini illegal bir ÅŸekilde satın alarak ve ardından da fiilen tasfiye ederek, özel otomobil sahipliÄŸine karşıtı rekabeti azaltmıştır. Bu devlet müdahalesinin net etkisi, 1936-66 itibariyle, “her altı iÅŸletmeden birisinin motorlu taşıtların üretimi, dağıtımı, hizmetleri, ve kullanımına doÄŸrudan baÄŸlı olması olmuÅŸtur.” Bu sürecin etkisi hala bugün bile oldukça belirgindir –hem ekolojik tahribat anlamında, hem de otomobil ve petrol ÅŸirketlerinin Fortune 500 listesinin en üst 20 sırasına hala hakim olmaları olgusu anlamında. (Op. Cit., s. 102)
Askeri Keynezyenizm olarak adlandırılabilecek bu sistemin toplumsal-temelli devlet müdahalesine göre üç avantajı bulunmaktadır. Birincisi, toplumsal programların aksine, askeri müdahale, sistem tarafından marjinalleÅŸtirilmiÅŸ olmaya devam edecek, emek piyasasının disiplinine katlanacak ve iÅŸsizlik korkusunu hissedecek olan çoÄŸunluÄŸun durumunu (ve dolayısıyla umutlarını da) iyileÅŸtirmez. İkincisi, –”serbest piyasa”nın erdemleri ÅŸarkısını söylerken– çoÄŸunluÄŸun piyasa güçlerine tabi olmasını, bir azınlığın ise bu kaderden kaçınmasını saÄŸlayarak, adeta zenginler için bir refah [devleti] gibi hareket eder. Ve üçüncüsü, özel kesim sermayesi ile rekabet etmez.

Militarizm ile emperyalizm arasındaki baÄŸlantıdan ötürü, II. Dünya Savaşı’nın ardından Amerika’nın aynı zamanda hem dünyanın önde gelen askeri devleti hem de dünyanın önde gelen ekonomik gücü olması; ve hükümet, iÅŸalemi ve askeri güçler arasında güçlü baÄŸlar geliÅŸmesi gayet doÄŸaldı. Amerikan “askeri kampanyaları” aÅŸağıda ayrıntılarıyla anlatılmaktadır, ancak bu tespitler diÄŸer “ileri” kapitalist devletler için de geçerlidir.

BaÅŸkan Eisenhower, veda konuÅŸmasında, “askeri-endüstriyel kompleks“in bireysel özgürlükler ile demokratik süreçlere karşı sergilediÄŸi tehlike konusunda uyarılarda bulunuyordu. Yalnızca iÅŸalemi için iyi olmasından ötürü, bunun ekonomiyi sürekli bir savaÅŸa-hazır olma durumunda tutabileceÄŸini belirtiyordu. Bu, II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra, askeriyenin büyüdüğünü ve bütün Amerikan ekonomisinin ÅŸekli üzerinde belirleyici hale geldiÄŸini, ve ABD kapitalizminin aslında bir askeri kapitalizm haline geldiÄŸini söyleyen sosyolog C. Wright Mills’in (Power Elite, 1956) daha önce yaptığı uyarıları akla getirmektedir. Tüm ABD askeri görevlilerinin savaÅŸ-sonrası askeri-endüstriyel iÅŸbirliÄŸi atmosferi içerisinde yetiÅŸtiÄŸi ve açıkça bunu sürdürmek üzere eÄŸitildiÄŸi düşünüldüğünde, Mills’in yazdığı zamandan bugüne durum pek de deÄŸiÅŸmemiÅŸtir. Yani, ABD savunma bütçesindeki son kesintilere raÄŸmen, devasa silahlanma sanayisi ile savunma ihalecilerinin en güçlü siyasi varlıkları teÅŸkil ettiÄŸi Amerikan kapitalizmi, bir askeri kapitalizm olmaya devam etmektedir.

D.08.1 SOĞUK SAVAŞIN AÇIK BİR ŞEKİLDE SONA ERMESİYLE MİLİTARİZM DEĞİŞECEK MİDİR?

Birçok politikacı, “barış getirisi“nin elde tutulduÄŸunu iddia ederek böyle düşünüyor gözüküyordu. Ancak Amerikalılar Körfez Savaşı’nın ardından bunu bir daha iÅŸitemediler. Bir kısım yağın [fazlalığın] savunma bütçesinden kesildiÄŸi doÄŸru olmakla beraber, hem ekonomik hem de siyasi baskılar, küresel savaÅŸa-hazır olma halinin ve öngörülebilir bir gelecek için giderek daha ileri silah sistemlerinin üretiminin sürdürülmesi [yoluyla], temel askeri-endüstriyel kompleksin dokunulmaksızın kalmasını saÄŸladı.

Dünyaya ekonomik olarak hakim olmak giderek daha fazla sorunlu bir hale geldiÄŸi için, Amerika süper-güç konumunu büyük ölçüde askeri üstünlüğü sayesinde sürdürmektedir. Bu nedenle, ABD gönüllü bir ÅŸekilde bu üstünlükten feragat edecek gibi gözükmemektedir –özellikle de ekonomik üstünlüğü tekrar elle geçirme ümidi, diÄŸer ulusları ekonomik ödünler ve imtiyazlar vermeye zorlamaya dayanır gözüktüğü için. Bu nedenle, ABD kamuoyu, süregiden ABD askeri varlığının gezegenin her köşesinde gerekli oldığunu gösteren bir propaganda bombardımanına tutulmaktadır.

ÖrneÄŸin, Körfez Savaşı’nın ardından yayınlanan hükümetin Beyaz Kitabı [White Paper, hükümet raporu] taslağı, ABD’nin dünyanın en kuvvetli askeri gücü olma konumunu sürdürmesi gerektiÄŸini ve gelecekteki askeri eylemlerde BM onayı olmaksızın harekete geçilmesinde tereddüt edilmemesi gerektiÄŸini ifade ediyordu. Her ne kadar ertesi yılki seçimin baskısı altındaki BaÅŸkan Bush kiÅŸisel olarak böyle görüşlere sahip olduÄŸunu reddetse de, döküman hükümetteki güçlü otoriter kuvvetlerin düşüncesini yansıtmaktaydı –bunun gizli Ulusal Güvenlik Talimatları sayesinde kamu politikası haline geldiÄŸi düşünülürse (bakınız Kısım D.9.2 – “Görünmez hükümet” nedir?)

Bu nedenlerden dolayı, köklü ve sürekli bir askeri Amerikan de-militarizasyonu [demilitarisation, askerileÅŸmeden arınma] için bahis oynamak akıllıca olmayacaktır. Sovyetlerin DoÄŸu Avrupa’dan çekilmesine yanıt olarak askeri birlik kuvvetinin azaltıldığı doÄŸrudur; ancak –İran Körfezi’nde görüldüğü üzere– bu kesintilerde aynı zamanda savaÅŸları kazanmak için gerekli olan asker sayısını azaltan otomatikleÅŸtirilmiÅŸ silah sistemleri geliÅŸiminin de etkisi olmuÅŸtur.

Sovyet tehdidinin ortadan kalktığı bugün devasa bir askeri bütçe için herhangi acil bir gereklilik ortada yokken, ABD kırk yıllık militarizm bağımlılığını defetmeyi imkansız bulmaktadır. Noam Chomsky’nin çoÄŸu çalışmasında dikkat çektiÄŸi üzere, savunma ihalecileri aracılığıyla kamuyu yüksek teknoloji araÅŸtırma & geliÅŸtirmesini sübvanse etmeye zorlayan “Pentagon Sistemi“, Almanya ve Japonya gibi diÄŸer “ileri” kapitalist uluslardaki açık endüstriyel planlama politikalarının ABD’deki gizli bir eÅŸdeÄŸeridir. En büyük lobicilerden olan ABD savunma iÅŸalemi, bu “ÅŸirketler için refah [devleti]“ni kaybetmeyi göze alamaz. Dahası, ÅŸirketlerin giderek küçülmesi ve yüksek iÅŸsizlik düzeyi, insanları çalışır tutabilmek için savunma sanayisinin sürdürülmesine yönelik güçlü bir baskı üretecektir.

Son zamanlardaki bazı küçük savunma bütçesi kesintilerine raÄŸmen, ABD askeri kapitalizminin talepleri hala insanların gereksinimlerinden önceliklidir. ÖrneÄŸin, Holly Sklar, Washington, Detroit ve Philadelphia’nın Jamaika ve Kosta Rika’dan daha yüksek bebek ölüm oranlarına, ve Siyah Amerikalıların Nijerya’dan daha yüksek bebek ölüm oranına sahip olduÄŸunu belirtmektedir; ancak ABD hala eÄŸitime askeriyeden daha az, ve askeri bandolara Ulusal Sanatlar Fonu’ndan daha çok kamu fonu ayırmaktadır (”Brave New World Order“, Cynthia Peters, Collateral Damage içerisinde, 1992, s. 3-46). Ancak, siyasetçiler finanse edecek “para olmadığı” için eÄŸitim ve sosyal hizmetlerde kesintiler yapılması gerektiÄŸini söylemeye devam etmektedirler.

Ancak, bu noktadaki en önemli sorun, Sovyetler BirliÄŸi’nin çöküşünün Pentagon’u, askeri harcamaları alışık olduÄŸu ÅŸekilde haklı çıkarmak amacıyla, yeterince tehlikeli ve ÅŸeytani bir düşman bulma aciliyetiyle karşı karşıya bırakmasıdır. Saddam Hüseyin geçici olarak yardımcı olmuÅŸtu, ancak askeri makinası ÅŸu anda ezilmiÅŸ olduÄŸu için o eski günlerin savunma bütçelerini güvenceye almaya yetecek bir tehdit deÄŸildir artık. Ancak, ABD hükümetinin İran üzerinde gözü olduÄŸuna iliÅŸkin bazı göstergeler bulunmaktadır.

İran’ı hedeflemeyi tercih etmenin temel noktası Amerikan kamuoyunun hala 1979 rehine rezaletinin, Lübnan bombalamasının, İran-Kontra skandalının, ve diÄŸer hakaretlerin intikamını almayı ÅŸiddetle arzulaması; ve bu nedenle bir cezalandırma savaşına destek saÄŸlayabilecek olmasıdır. Bu nedenle, gelecekte İran’ın nükleer tehdidi ve İran’ın eski Sovyet imparatorluÄŸunun Müslüman cumhuriyetleri üzerindeki etkisinin tehlikeleri hakkında bayağı bir ÅŸey iÅŸitirsek bu hiç de ÅŸaşırtıcı olmayacaktır.

Körfez Savaşı’nın ardından, BirleÅŸik Devletler sessiz bir ÅŸekilde II. Dünya Savaşı’ndan sonraki Eisenhower yıllarını hatırlatan bir savunma müttefikleri ağı oluÅŸturmaktadır; böylece Amerika artık Arap Dünyası’ndaki rahatsızlıkları denetlemeye çaÄŸrılabilecektir. Somali’ye birlikler gönderilmesi Amerikalıları böyle bir role hazırlamak olarak gözükmektedir.

İran’ın yanısıra, Kuzey Kore, Küba ve Libya’daki dostane olmayan rejimler, çeÅŸitli Güney Amerika uluslarındaki komünist gerilla grupları, yeni silah sistemlerinin gelecekteki test zeminleri olarak büyük bir potansiyel taşımaktadırlar. Ve tabii ki, Pentagon’a yüksek savunma harcamalarının sürdürülmesi için daha fazla dayanak saÄŸlayan Haiti ve Bosna’daki askeri yerleÅŸimler de bulunmaktadır. Kısacası, artan militarizm eÄŸilimi, yalnızca daha saÄŸlıklı ve daha etkin bir savaÅŸ makinası üretecek olan bugünkü askeri “küçülme”yle sınırlanacak gibi gözükmemektedir.

Çeviri: AnarÅŸist Bakış Kaynak:D.8 – What Causes Militarism and What are its Effects?
www.khAos.info