Devlet müdahalesi demokrasinin sonucu mudur?

D.01.2 DEVLET MÜDEHALESİ DEMOKRASİNİN BİR SONUCU MUDUR?

Hayır. Modern devletin toplumsal ve ekonomik müdehalesi, evrensel oy kullanma hakkının yaygınlaşmasından çok önce başlamıştır. Örneğin, Britanya’da, oy kullanma üzerindeki mülkiyete ve cinsiyete dayalı kısıtlamalar hala mevcutken “kolektivist” tedbirler başlatılmıştı. “Temsili” demokrasinin merkezci ve hiyerarşik mizacı, daha ziyade büyük iş alemi, büyük lobi grupları ve devlet bürokrasinden etkilenen politikacılar üzerinde halkın büyük ölçüde çok az bir gerçek kontrolü olduğu anlamına gelir. Bu, gerçekten de popüler ve demokratik olan baskıların kapitalist devlet te çok kısıtlı olduğu, ve devletin eylemlerinin açıklanmasında seçkinlerin çıkarların çok daha belirleyici olduğu anlamına gelir.
“New Deal”in [1933'de Roosevelt'in başkanlığı sırasında uygulanmaya başlayan ekonomi politikası] ve savaş sonrası Keynezyenizmin Depresyon’dan çıkarak ekonomik iyileşmeyi canlandırmayı amaçlayan kısıtlı devlet müdehalesi tedbirleri demokrasiden değil, daha maddi nedenlerden ötürü harekete geçirilmişti. Bu nedenle Takis Fotopuolos şöyle diyor, “ ‘iş alemi güveni’nin en düşük seviyede olması, üretimi kontrol edenlerin kendi ekonomik güç ve karlarına el uzatan tedbirlere karşı toleranslı yaklaşmasını açıklaması gerçeğin oldukça uzağındadır. Gerçekte, devlet müdehaleciliği ancak ve ancak –ve bu olduğu müddetçe– fiilen üretimi kontrol edenlerin onayını almışsa başarılıdır.” (”The Nation-state and the market“, s. 55, Society and Nature, Cilt 3, s. 44-45)
Bu ilkenin bir örneği, ABD emeğine ilk ve son siyasi zaferini kazandıran 1934 Wagner Kanunu’ndan görülebilir. Kanun sendikaların örgütlenmesini yasallaştırıyordu, ancak bu emek mücadelelerini yasal prosedürlerin sınırları içerisine hapsediyor ve böylece de daha kolay kontrol edilebilecekleri anlamına geliyordu. Ayrıca, bu taviz, etkisi sendikal faaliyetlere katılanların kapitalist sistemin asli temellerini sorgulamaya başlamasını daha az olasılıklı kılmak olan bir yatıştırma biçimiydi. Militan emek hareketi [karşısında hissedilen] korku yatıştıktan sonra, Wagner Kanunu zayıflatıldı ve yeni yasalarla –en başta politikacıları Wagner Kanunu’nu geçirmeye zorlayan taktikleri yasadışı hale getiren ve patronların işçiler karşısında güçlerini arttıran yasalarla– geçersiz hale getirildi.
Söylemek her ne kadar gereksiz olsa da, klasik liberal ideolojinin popüler demokrasinin kapitalizm açısından bir tehdit olduğu şeklindeki iması, demokrasinin devlet müdehalesine yol açtığı şeklindeki yanlışlığın kökünü oluşturmaktadır. Herkesin yararına olacak yasaları yapma ayrıcalığını zenginlerle sınırlama anlayışı, klasik liberallerin zenginlerin özgeciliklerine olan [alturism, fedakarlık] dokunaklı imanları, onların insan doğasını anlamaya veya tarihi kavramaya dair [görüşlerinden] çok daha açıklayıcıdır. Aslında John Locke ile bir noktada buluşabilecek olmaları ve bir azınlığın yapacağı kurallara herkesin uyması gerektiğini boş bakışlarla iddia etmeleri de yine onların [sahip olduğu] “özgürlük” kavramı hakkında bayağı bir şey söylemektedir.
Tabii ki daha modern klasik liberallerin bir kısmı (örneğin, sağ-kanat liberterler) ekonomik konulara müdehale edemeyecek bir “demokratik devlet”i savunurlar. Ancak bu çözüm değildir, çünkü bu yerine daha iyi bir şey koymaksızın kapitalizmin sebep olduğu gerçek ve acil toplumsal sorunlara karşı [getirilen] devletçi yanıttan kurtulmak demektir.
Anarşistler, merkezileşmesi ve bürokrasisinden ötürü devletin toplumun kendiliğindenliğini ezdiğini, toplumsal ilerleme ve evrim önünde bir handikap olduğunu kabul ederler. Ancak, işini sürdürmesi için piyasayı kendi başına bırakmak, insanların mutlulukla arkalarına yaslanarak piyasa güçlerinin topluluk ve çevrelerini parça parça etmesine izin verecekleri şeklindeki yanlış bir varsayımına dayanır. Kapitalizmden kurtulmaksızın ve özgür, komünal bir toplum yaratmaksızın devlet müdehalesinden kurtulmak, toplumsal kendini koruma gereksiniminin hala var olacağı ancak bunu başarmak için bugünkünden bile daha az aracın olacağı anlamına gelir. Böyle bir politikanın sonuçları, tarihin gösterdiği üzere, işçi sınıfı (ve eklemeliyiz ki çevre) açısından bir felaket olacaktır ve yalnızca seçkinler için yararlı olacaktır (amaçlandığı üzere tabii ki).
Demokrasinin devlet müdehalesine yol açtığı yanlış önermesinin uzantısı, devletin, zengin bir azınlığı sömürmek için devleti kullanan çoğunluğun yararı için var olduğudur! Şaşırtıcı bir şekilde, birçok kapitalist müdafi bunu önermelerinin geçerli bir çıkarımı olarak kabul etmektedir –bu önermenin açıkça bir reductio ad absurdum‘u [saçmalık derecesine varan bir şey] olduğu, tarihsel gerçeklerle çeliştiği gayet açıkken.

Çeviren: Anarşist Bakış
Kaynak: “D.01 – Why does state intervention occur?”, Anarchist FAQs.
www.khAos.info


Etiketler: , , , ,
Bunu alan bunu da aldı:

Yorum yapılmamış »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. Geri İzleme URL'si.

Yorum yapın