ŞİLİ SERBEST PİYASANIN HERKESİN YARARINA OLACAĞINI İSPATLAMAZ MI?
filed in AnarÅŸizm on Eki.24, 2009
KISIM C.11
ŞİLİ SERBEST PİYASANIN HERKESİN YARARINA OLACAĞINI İSPATLAMAZ MI?
C.11.1 Ancak Pinochet’in Åžili’si, “Ekonomik Özgürlüğün Siyasi Özgürlüğe UlaÅŸmanın Ayrılmaz Bir Parçası OlduÄŸunu” İspatlamamış mıdır?
Bu, “serbest piyasa” kapitalizminin birçok destekçisi tarafından desteklenen, yaygın bir saÄŸ-kanat “Liberter” argümandır. ÖrneÄŸin Milton Friedman şöyle diyordu; Pinochet, “serbest-piyasa ekonomisini bir ilke meselesi olarak desteklemiÅŸtir. Åžili bir ekonomik mucizedir.” (Newsweek, Ocak 1982). Bu bakış açısı ana-akım saÄŸda da oldukça basmakalıplaÅŸmış bir görüştür –1990 yılında bu ülkeyi ziyaret ettiÄŸinde, ABD BaÅŸkanı George Bush da Åžili’nin ekonomik baÅŸarısını övmüştü.
General Pinochet, BaÅŸkan Allende’nin önderliÄŸindeki demokratik bir ÅŸekilde seçilmiÅŸ sol-kanat hükümete karşı 1973′te gerçekleÅŸtirilen askeri darbenin söz sahibi kiÅŸisiydi –bu, CİA’nın tezgahladığı bir darbeydi. Darbe sırasında “yasa ve düzen” kuvvetleri tarafından binlerce insan katledildi, Pinochet güçlerinin “muhafazakar bir tahminle iktidarının ilk yılında 11.000′den fazla insanı öldürdüğü tahmin edilmekte” idi (P. Gunson, A. Thompson, G. Chamberlein, The Dictionary of Contemporary Politics of South America, Routledge, 1989, s. 228)
Tesis edilen polis devletinin insan hakları sabıkası tüm dünya genelinde barbarca olarak suçlanmıştı. Ancak, niz, bu ekonomik mucizedeki bariz çeliÅŸkileri (yani, neden “ekonomik hürriyeti” daima otoriter/faÅŸist devletlerin baÅŸlattığını) göz ardı edecek, ve Åžili halkına dayatılan serbest-piyasa kapitalizminin ekonomik gerçekleri üzerine yoÄŸunlaÅŸacağız.
Serbest piyasanın etkinliÄŸine ve adilliÄŸine olan incancıyla iÅŸe baÅŸlayan Pinochet, arz ve talep yasalarını yeniden iÅŸler hale getirmeyi, devletin gücünü azaltmayı ve enflasyonu düşürmeyi arzuluyordu. O ve “Åžikago OÄŸlanları” [Chicago Boys] –bir grup serbest piyasa ekonomisti– Åžilii’nin ekonomik büyümesini sınırlayan ÅŸeyin hükümetin ekonomiye müdahaleleri olduÄŸunu düşünüyorlardı –bu rekabeti azaltıyor, ücretleri suni bir ÅŸekilde yükseltiyor, ve enflasyona yol açıyordu. Nihai hedef, Pinochet’in bir keresinde söylediÄŸi gibi, Åžili’yi “bir giriÅŸimciler ekonomisi” yapmaktı.
Åžikago OÄŸlanlarının rolü azımsanamaz. 1972′den itibaren orduyla yakın iliÅŸkileri olmuÅŸtu, ve bir uzmana göre darbede anahtar niteliÄŸinde bir rolleri vardı:
“1972 AÄŸustos’unda, on iktisatçıdan oluÅŸan bir grup, de Castro liderliÄŸinde {Allende’nin ekonomik programının} yerine geçecek bir ekonomik program hazırlanması için çalışmaya baÅŸladı. … Aslında, Åžili silahlı kuvvetlerinin herhangi bir ekonomik programı olmadığı için bu planın varlığı silahlı kuvvetlerin Allende’yi devirmesi giriÅŸiminde hayati nitelikteydi.” (Silvia Bortzutzky, “The Chicago Boys, social security and welfare in Chile“, The Radical Right and the Welfare State, Howard Glennerster ve James Midgley (editörler), s. 88)
Yine, “Åžili’deki gizli operasyonlar hakkındaki BirleÅŸik Devletler Senatosu raporuna göre, bu ekonomistlerin faaliyetlerinin Merkezi İstihbarat TeÅŸkilatı (CİA) tarafından finanse edilmesi” de ilginçtir (Bortzutzky, Op. Cit., s. 89) Bazı devlet müdahalelerinin diÄŸerlerinden daha kabul edilir olduÄŸu açıktır.
Diktatörlüğün yürürlüğe geçirdiÄŸi serbest piyasa politikalarının gerçek sonuçları, Friedman ve öteki “Liberterler”in iddia ettiÄŸi “mucize”nin oldukça gerisindedir. 1975′de serbest piyasa politikalarının uygulanmaya baÅŸlanmasının ilk etkileri, ulusal hasılanın % 15 düşmesine, ücretlerin 1970 seviyesinin üçte birine gerilemesine ve iÅŸsizliÄŸin % 20′ye yükselmesine yol açan, ÅŸokla-uyarılmış [induced, harekete geçirilmiÅŸ] bir depresyon oldu (Elton Rayack, Not so Free to Choose, s. 57). Bunun anlamı, kiÅŸi başına Åžili GSYİH’sının 1974-80 arasında yıllık olarak yalnızca % 1.5 büyüdüğüdür. Bu 1960′larda baÅŸarılan % 2.3′ün oldukça altındadır. 1974 ile 1982 arasında, GSYİH’daki ortalama büyüme % 1.5 idi –1960′larda, Latin Amerika’nın ortalama % 4.3′lük ve Åžili’nin % 4.5′luk büyümesinin oldukça altında. 1970 ile 1980 arasında, bir bütün olarak Latin Amerika’nın kiÅŸi başına GSYİH’sı % 40 artarken, [Åžili'ninki] yalnızca % 8 büyüdü. Latin Amerika’nın tamamının depresyon koÅŸullarından negatif olarak etkilendiÄŸi 1980 ile 1982 arasındaki yıllarda, kiÅŸi başına GSYİH % 12.9 düştü –bir bütün olarak Latin Amerika’nın düşüşü ise % 4.3 idi (Op. Cit., s. 64)
1982 yılında, 7 yıllık serbest piyasa kapitalizminden sonra, iÅŸsizlik ve GSYİH düşüşü anlamında 1975′in feci ÅŸok tedavisinde yaÅŸanandan çok daha kötü olan yeni bir ekonomik krizle karşı karşıya kalındı. Reel ücretler hızla düştü; 1983′de, 1970′de olduÄŸunun % 14 altına düşmüştü. İflasların yanısıra dış borçlar ve iÅŸsizlik hızla artmıştı (Op. Cit., s. 69). 1983′e gelindiÄŸinde, Åžili ekonomisi harap olmuÅŸtu, ve ancak 1986 sonunda kiÅŸi başına Gayri Safi Yurt İçi Hasıla 1970′i yakalayabildi (Thomas Skidmore ve Peter Smith, “The Pinochet Regime“, s. 137-138, Modern Latin America).
“Serbest piyasanın ilkeli inananları tarafından tasarlanmış serbest piyasa rejimi“nin (Milton Friedman’ın Kaliforniya eyaletindeki muhafazakar bir think-tank olan “Smith Centre”de yaptığı, “Economic Freedom, Human Freedom, Political Freedom” baÅŸlıklı sunuÅŸundan alınan sözleriyle) toptan çöküşü karşısında, rejim geniÅŸ bir kurtarma operasyonu baÅŸlattı. Åžikago OÄŸlanları, durum kritik bir hale gelinceye kadar bu önleme karşı direnç gösterdi. IMF ekonomi politikasındaki karışıklıktan kurtulması için Åžili’ye kredi açtı, ancak sıkı denetim koÅŸuluyla. Kurtarmaların toplam maliyeti üç yıllık Åžili GSMH’sının yüzde 3 karardı; bu maliyet vergi yükümlülerine düştü. Bu, “serbest piyasa” kapitalizminin genel modelini takip etmektedir –işçi sınıfı için piyasa disiplini, seçkinler için devlet yardımı. “Mucize” sırasında ekonomik kazançlar özelleÅŸtirildi; çöküş sırasında ise geri ödeme yükleri toplumsallaÅŸtırıldı.
Pinochet rejimi, enflasyonu CİA destekli darbe zamanındaki yaklaşık % 500 seviyesinden (ABD’nin Åžili ekonomisinin altını kazıdığı veriliyken –”ekonomiyi feryat ettirin“, Richard Helmes, CİA baÅŸkanı)– yüksek enflasyon beklebilecek bir ÅŸeydi), 1982′de % 10′a düşürdü. [Enflasyon], 1983 ile 1987 arasında % 20 ile 31 arasında dalgalanma gösterdi. “Serbest piyasa” kapitalizmi geliÅŸi, “kota ve ithalat vergilerinin etkin olmayan endüstrilere yol açması ve fiyatları suni bir ÅŸekilde yüksek tutması gerekçeleriyle” ithalat önündeki engellerin azaltılmasına yol açtı. “Bunun sonucu pek çok yerel firmanın çokuluslu ÅŸirketler karşısında kaybetmesi oldu. 1973′de darbeyi güçlü bir ÅŸekilde destekleyen Åžili iÅŸalemi bundan olumsuz etkilendi.” (Skidmore ve Smith, Op. Cit.)
Yerli sanayinin gerilemesi, binlerce iyi-ücretli iÅŸin kaybedilmesine yol açtı. Hazırdaki polis baskısı grevleri ve diÄŸer protesto biçimlerini uygulanamaz ve tehlikeli hale getirdi. Katolik Kilisesi’nin hazırladığı bir rapora göre, Mayıs 1983′den 1984′ün ortasına kadar olan süre içerisinde binlerce kiÅŸi siyasi faaliyetler ve protestolar nedeniyle tutuklanırken, 1980′lerin baÅŸlarındaki ekonomik krize karşı toplumsal protestolar sırasında 113 protestocu öldürüldü. Binlerce grevci iÅŸten atıldı ve sendika liderleri hapse atıldı (Rayack, Op. Cit., s. 70). Yasalar, mülk sahiplerinin ücretli köleleri üzerindeki gücünü gösterecek ÅŸekilde deÄŸiÅŸtirildi, ve “1979 ile 1981 arasında gerçekleÅŸen çalışma yasası sisteminin baÅŸtan aÅŸağı elden geçirilmesi … mükemmel bir emek piyasasının yaratılmasını, toplu sözleÅŸmenin ortadan kaldırılmasını, işçilerin toplu olarak iÅŸten çıkarılmasına imkan tanınmasını, iÅŸ gününün oniki saate kadar çıkarılmasını ve iÅŸ mahkemelerinin kaldırılmasını amaçlıyordu.” (Silvia Borzutzky, Op. Cit., s. 91). İş aleminin çalışması için böylesine uygun bir iklimin yaratılmasının uluslararası finansal kurumlardan cömertçe borçlanmaya yol açmasında ÅŸaşılacak bir ÅŸey olmamalı.
En büyük darbeyi alan grup işçi sınıfıydı, özellikle de kentli işçi sınıfıydı. 1976 itibariyle, Cunta yönetiminin üçüncü yılında, reel ücretler 1970 seviyesinin % 35 altına gerilemiÅŸti. 1980′de 1970 seviyesinin % 97.3′üne yükselebildi, ancak 1983 itibariyle tekrar % 86.7’sine düştü. İşsizlik (devletin yap-iÅŸlet programlarında çalışanlar hariç) 1976′da % 14.8 idi, 1980′e gelindiÄŸinde % 11.8′e düştü (bu 1960′ların ortalamasının hala iki katıydı) ve 1982′ye gelindiÄŸinde % 20.3′e yükseldi (Rayack, Op. Cit., s. 65). İşsizlik (hükümetin yap-iÅŸlet programlarındakiler dahil) 1983′ün ortalarına gelindiÄŸinde iÅŸ gücünün üçte birine ulaÅŸmıştı. 1986 itibariyle, kiÅŸi başına tüketim 1970 seviyesinin % 11 altındaydı (Skidmore ve Smith, Op. Cit.). 1980 ile 1988 arasında, asgari ücretin reel deÄŸeri yüzde 28.5 düşerken, ücretlerin reel deÄŸeri ancak % 1.2 yükseldi. Bu süre zarfında kentsel iÅŸsizlik yıllık olarak ortalama % 15.3 oldu (Silvia Bortzutzky, Op. Cit., s. 96). 1989 itibariyle bile, iÅŸsizlik hala % 10 seviyesindeydi (1970′de bu oran % 5.7 idi) ve reel ücretler hala 1970′dekinden % 8 düşüktü. 1975 ile 1989 arasında, iÅŸsizlik ortalama % 16.7 oldu. DiÄŸer bir deyiÅŸle, neredeyse 15 yılı bulan bir serbest piyasa kapitalizminin ardından, reel ücretler hala 1970 seviyesini yakalayamamış ve iÅŸsizlik hala yüksekti. Bu gibi durumlarda bekleneceÄŸi üzere, ücretlerin ulusal gelirdeki payı 1970′deki % 42.7′lik seviyesinden 1993′te % 33.9′a düşmüştü. SaÄŸ tarafından, yüksek iÅŸsizliÄŸin genellikle güçlü sendikalar ve diÄŸer emek piyasası “eksiklikleri”ne baÄŸlandığı veriliyken, yukarıda deÄŸinildiÄŸi üzere Åžili rejimi “rekabetçiliÄŸi”ni arttırmak amacıyla emek piyasasını reforme ettiÄŸi için bu sayılar iki misli önemlidir.
Pinochet’in neo-klasik parasalcı politikalarının bir baÅŸka sonucu ise “talebin daralmasıydı, çünkü işçiler ve aileleri daha az mal alabiliyorlardı. Piyasadaki daralma, daha fazla ihracata yönelik ve daha az yerel tüketime yönelik üretim yapmaya baÅŸlayan iÅŸalemi topluluÄŸunu da tehdit etmekteydi. Bu, ekonomik büyüme önünde bir baÅŸka engel yarattı, ve gelirle refahın küçük bir seçkin grubunun elinde giderek yoÄŸunlaÅŸmasına yol açtı.” (Skidmore ve Smith, Op. Cit.)
Åžili’nin gerçek “mucize”si seçkinlerin artan refahıdır. Latin Amerika’nın neo-liberal devrimleri konusunda uzman olan birisine göre, seçkinler “Pinochet [rejimi] altında muazzam zenginleÅŸmiÅŸti“; 1989′da Hristiyan Demokrat Parti lideri sürgünden geri döndüğünde, nüfusun en zengin yüzde 10′luk dilimini zenginleÅŸtiren bir ekonomik büyüme baÅŸarıldığını söylüyordu (Duncan Green, The Silent Revolution, s. 216; Noam Chomsky, Deterring Democracy, s. 231). 1980′de, nüfusun en zengin % 10′u ulusal gelirin %36.5′ini almaktaydı. 1989′a gelindiÄŸinde, bu % 46.8′e yükselmiÅŸti. Bunun aksine, gelir sahiplerinin en aÅŸağıdaki % 50’si aynı süre zarfında paylarının % 20.4′ten % 16.8′e düştüğüne tanıklık ettiler. Hanehalkı tüketimi de aynı eÄŸilimi gösteriyordu. 1970′de, hanehalklarının en üstteki % 20’si tüketimin % 44.5′ini yapıyordu. Bu, 1980′de % 51′e, 1989′da ise % 54.6′ya yükseldi. 1970 ile 1989 arasında, geriye kalan % 80′e düşen pay azaldı. Hanehalklarının en yoksul % 20’si, paylarının 1970′deki % 7.6 seviyesinden 1989′da % 4.4′e düştüğünü gördüler. Br sonraki % 20′nin payı ise % 11.8′den % 8.2′ye, ortadaki % 20′nin payı % 15.6′dan % 12.7′ye düştü. Bir sonraki % 20′nin tüketimdeki payı % 20.5′ten % 20.1′e düştü.
Yani, Pinochet’li yıllar boyunca Åžili ekonomisinin yarattığı refah, (”serbest piyasa” kapitalizmi dogmasının iddia ettiÄŸi gibi) işçilere, “aÅŸağıya doÄŸru damlama“dı; aksine, zenginlerin ellerinde birikti. BirleÅŸik Krallık’ta ve ABD’de olduÄŸu gibi, “aÅŸağıya doÄŸru damlama” ekonomisinin uygulandığı yerlerde, gelir dağılımında halihazırda zengin olanlara doÄŸru bir sapma söz konusuydu. Yani, bir “yukarıya doÄŸru damlama” (daha doÄŸrusu yukarıya doÄŸru bir akış) yaÅŸandı. Güçlü ile zayıf arasındaki deÄŸiÅŸim ilkinin lehine olacağı için, bu pek de ÅŸaşırtıcı deÄŸildir (anarÅŸistlerin, bizi kapitalistlerden daha güçlü yapacak işçi sınıfı örgütlenmesini ve kolektif eylemi desteklemelerini sebebi de budur).
Pinochet diktatörlüğünün son yıllarında, 1987 ile 1990 arasında, kırsal nüfusun en zengin % 10′unun geliri % 90 arttı. En yoksul % 25′in payı ise % 11′den % 7′ye düştü (Duncan Green, Op. Cit., s. 108). 1000 doÄŸum başına düşen bebek ölümü oranının nüfusun en zengin yüzde 20’si için 7, en yoksul yüzde 20’si içinse yüzde 40 olduÄŸu, iki-kademeli saÄŸlık sisteminde, Pinochet rejiminin mirası hala görülmektedir (a.y., s. 101).
KiÅŸi başına tüketim 1972-87 arasında % 23 azaldı. Yoksulluk seviyesinin (temel beslenme ve barınma ihtiyaçları için gereken asgari gelir) altındaki nüfusun oranı 1970 ile 1987 arasında % 20′den % 44.4′e yükseldi. 1973 ile 1985 arasında kiÅŸi başına saÄŸlık harcaması yarı yarıyadan fazla düştü; tifo, ÅŸeker hastalığı ve virüssel hepatit gibi yoksullukla iliÅŸkili hastalıklarda büyük bir artış ortaya çıktı. Öte yandan, Santiago’nun en yoksul % 20’sinin tüketimi % 30 azalırken, en zengin % 20’sininki ise % 15 arttı (Noam Chomsky, Year 501, s. 190-191). Hükümetin evsizliÄŸi piyasa dostu politikalarla çözeceÄŸi iddialarına raÄŸmen, 1972 ile 1988 arasında uygun barınma imkanlarına sahip olmayan Åžilililerin oranı % 27′den % 40′a yükseldi.
Bu gerçeklerin karşısında, Åžili “Mucizesi”nin tek bir olası savunma hattı kalmaktadır –ekonomik büyüme düzeyi. ÇoÄŸu Åžilili için ekonomi pastasından düşen dilim küçülmüş olsa da, saÄŸ hızlı ekonomik büyümenin onların daha büyük bir pastadan daha küçük bir dilim aldıkları anlamına geldiÄŸini öne sürüyor. Mutlak yaÅŸam standartlarından ziyade eÅŸitsizlik düzeyinin nüfusun saÄŸlığı üzerinde etkili olduÄŸu, kötü saÄŸlığın gelirle ters orantılı olduÄŸu (yani yoksulların saÄŸlıklarının zenginlerden daha kötü olduÄŸu) gerçeklerini görmezlikten geleceÄŸiz. Yine, toplumda refahın, ve dolayısıyla gücün bölüşümüyle ilgili olan (herhangi bir deÄŸiÅŸimin koÅŸullarının daha güçlü olan taraf lehine sapmalı olması nedeniyle, güçlü ve zayıf taraflar arasındaki “serbest deÄŸiÅŸim” yoluyla serbest piyasanın eÅŸitsizlikleri kuvvetlendirmesi ve arttırması gibi –”rekabetçi” ve “esnek” emek piyasalarıyla Åžili deneyimi oldukça fazla kanıt sunmaktadır bu konuda) diÄŸer konuları da dikkate almayacağız. DiÄŸer bir deyiÅŸle, eÅŸitliÄŸin olmadığı bir büyüme, büyüme rakamlarında iÅŸaret edilmeyen ve edilemeyen yıkıcı etkilere sahip olabilir.
Yani, Pinochet rejiminin büyüme konusundaki sicilinin bir “mucize” olduÄŸu iddiasını ele alacağız (baÅŸka bir ÅŸeyi olmadığına göre). Ancak, rejimin büyüme siciline baktığımızda, bunun hiç de bir “mucize” olmadığını görürüz –1980′lerin ünlü ekonomik büyümesi Åžili’nin 1975 ve 1982′de yaÅŸadığı iki felaketvari durgunluÄŸun ışığında ele alınmalıdır. Edward Herman’ın iÅŸaret ettiÄŸi üzere, bu büyüme “uygun olmayan temellerde ölçülerek sürekli abartılmıştı.” (The Economics of the Rich)
Bu nokta, Åžili’nin “mucize” büyümesinin gerçek doÄŸasını anlamak için hayatidir. ÖrneÄŸin, “mucize” taraftarları (ekonominin yıllık olarak yüzde 6.6 büyüdüğü) 1978′den 1981′e kadar olan döneme veya 1982-84 durgunluÄŸu sonrasının yukarıya salınımına dikkat çekerler. Ancak, bu bir “yalanlar, kahrolası yalanlar ve istatistikler” vakasıdır, çünkü durgunluktan çıkmış bir ekonominin arayı kapamasını dikkate almaz. Düzelme sırasında, iÅŸten çıkırılmış işçiler tekrar iÅŸlerine dönerler ve bundan ötürü ekonominin büyümesinde bir artış yaÅŸanır. Bunun anlamı durgunluk ne kadar derin olursa, yukarıya yöneliÅŸ sırasındaki büyüme de o kadar yüksek olacaktır. Bu nedenle, eÄŸer Åžili’nin ekonomik büyümesi bir mucize olup olmadığını, ve bunun bedelinin de çoÄŸunluÄŸun gelirinde azalma olup olmadığını görmek istiyorsak, yukarıya yöneliÅŸ evresine bakmaktan ziyade iÅŸ çevriminin tamamına bakmamız gerekir. Buna bakacak olursak, Åžili, 1975 ile 1980 arasında Latin Amerika’daki ikinci kötü büyüme oranına sahiptir. 1974 ile 1982 arasında GSYİH’nın ortalama büyüme oranı % 1.5 idi; bu oran, Latin Amerika’nın % 4.3′lük ve Åžili’nin 1960′lardaki % 4.5′luk ortalama büyüme oranından düşüktü.
Pinochet döneminin tümüne bakacak olursak, yalnızca 1989′da –serbest piyasa politikalarının 14. yılında– kiÅŸi başına hasılanın 1970′ler düzeyine geri çıktığını görüyoruz. 1970 ile 1990 arasında, Åžili’nin toplam GSYİH’sı kararlı bir ÅŸekilde yıllık olarak % 2 büyüdü. Bu yılların Allende dönemini ve darbe sonrasını içermektedir; ve belki de bu sayı, rejimin kaydına iliÅŸkin yanlış bir resim sunmaktadır. 1981-90 dönemine bakacak olursak (Åžili “Mucize”sinin baÅŸlangıcından 6 yıl sonra baÅŸlamak üzere, Pinochet yönetimin zirvedesindeyken), GSYİH’daki yıllık % 1.84 büyüme oranı daha kötüdür. Bu, 1950′lerin (% 4) ve 1960′ların (% 4.5) Åžili’sinden yavaÅŸtır. Aslında, eÄŸer nüfus artışını dikkate alırsak, Åžili 1981 ile 1990 arasında yıllık % 0.3′lük bir GSYİH büyüme görmüştür (karşılaÅŸtırırsak, aynı dönem zarfında kiÅŸi başına GSYİH, BirleÅŸik Krallık’da % 2.4 ve ABD’de % 1.9 büyüdü).
Yani “mucizeler” depresyon benzeri çöküntülere, büyük ölçüde Åžili’ye dayatılan serbest-piyasa politikalarına atfedilebilecek olan çöküntülere gönderme yapmaktadır! Bütün itibariyle, Pinochet rejimi altındaki büyüme “mucize”sinin varolmayan bir ÅŸey olduÄŸu ortaya çıkar. Zaman diliminin tümü göstermektedir ki, 1975 ile 1989 arasında Åžili ekonomisi önemli bir ekonomik ve toplumsal ilerlemeden yoksun kalmıştır. Aslında, ekonomi gerçek bir büyümeden çok istikrarsızlıkla nitelendirilebilir. (SaÄŸ tarafından “mucize”nin kanıtı olarak sunulan) canlanma [boom] dönemleri sırasındaki yüksek büyüme düzeyleri, batış [bust] dönemleri sırasındaki kayıpları ucu ucuna telafi etmektedir.
Benzeri yorumlar, çoÄŸu kimse tarafından bir baÅŸarı ve diÄŸer ülkeler için bir model olarak gösterilen emeklilik sisteminin özelleÅŸtirmesi baÄŸlamında da yapılabilir. Ancak, bu sistemin daha yakından incelenmesi onun zayıflıklarını ortaya çıkarır –aslında, sistemin yalnızca bundan aşırı karlar elde eden ÅŸirketler açısından bir baÅŸarı olduÄŸundan bahsedilebilir (Åžili sisteminin idari maliyetleri, ABD Sosyal Güvenlik sisteminin % 1′i karşılaÅŸtırıldığında, neredeyse getirilerin % 30′udur (Doug Henwood, Wall Street, s. 305). Çalışan insanlar açısından bir felakettir. Sistemi düzenleyen hükümet birimi SAFP’ye göre, Åžubat 1995′de bilinen iÅŸ gücünün % 96’sı [sisteme] kaydolmuÅŸtu, ancak bunlardan % 43.4′ü fonlarına herhangi bir ekleme yapmamaktaydı. Yaklaşık % 60′ı ise düzenli olarak ödeme yapmamaktaydı (emek piyasasının doÄŸası veriliyken, bu ÅŸaşırtıcı deÄŸildir). Ne yazık ki, tam anlamıyla fayda edinmek için düzenli ödemeler yapılması gerekmektedir. EleÅŸtiriler katkıda bulunanların yalnızca % 20’sinin iyi bir emekli ödeneÄŸine sahip olacağını belirtiyor.
Bu program başlatıldığında, silahlı kuvvetlerin ve polisin kendi cömert kamusal planlarını sürdürmelerine izin verilmesi dikkate değerdir. Eğer planlar destekçilerinin iddia ettiğ kadar iyi olsa idi, bunu başlatanların da dahil olmaları beklenirdi. Açıktır ki kitleler için yeterince iyi olan yöneticiler için uygun değildir.
Bu bireylerin etkisi tamamen finansal olan deÄŸerlendirmelerin ötesine geçmiÅŸtir; “bir zamanlar {Pinochet öncesinde} güvenceli, sendikalı iÅŸlere alışmış olan [Åžili iÅŸ gücü}, ... giderek endiÅŸeli bireylerden oluÅŸan bir ulus [haline dönüşüyor] … –Åžili’nin kamu saÄŸlık sistemindeki ziyaretlerin yarısı psikolojik rahatsızlık, özellikle de depresyondan oluÅŸuyor. Conception’da bir balık fabrikasında çalışan Maria Pena, ‘baskı artık fiziksel deÄŸil, ekonomik –ailenizi beslemek, çocuklarınızı eÄŸitmek’ diyor. ‘Gelecek hakkında gerçek bir endiÅŸe duyuyorum’ diye de ekliyor. ‘Bizi her an kapı dışarı edebilirler. BeÅŸ yıl ilerisi hakkında düşünemiyorsunuz. Paranız varsa, eÄŸitim ve tıbbi bakım elde edebilirsiniz. Para artık burada her ÅŸey demek.’” (Duncan Green, s. 96)
“Uyum [politikaları], artan stres ve bireycilik, geleneksel olarak güçlü ve koruyucu olan topluluk yaÅŸamını tahrip eden, atomikleÅŸmiÅŸ bir toplum yarattı … 1970 ile 1991 arasında intharlar üç kar arttı, alkoliklerin sayısı dörde katlandı … {ve} kamuoyu yoklamaları yeni Åžili’deki yaÅŸamın en çok suçlanan yanının bugünkü suç dalgası olduÄŸunu gösterirken, ailelerin parçalanması giderek artmakta. 26 yaşındaki eski bir sendika lideri Betty Bizamar ‘iliÅŸkiler deÄŸiÅŸiyor’ diyor. ‘İnsanlar birbirlerini kullanıyorlar, aileleri ile daha az zaman geçiriyorlar. KonuÅŸtukları tek ÅŸey para. Gerçek dostluk artık güç.’” (Ibid., s. 166) Bunlara ÅŸaÅŸmamak gerek.
Serbest piyasa kapitalizminin Åžili’nin çevresi üzerinde de keza olumsuz etkileri oldu. BaÅŸkent Santiago piyasa kuvvetlerinin serbestçe saltanat sürmesi nedeniyle “dünyanın en kirli ÅŸehirleri“nden birisi haline geldi (Nathanial Nash, Noam Chomsky’nin alıntısı, Year 501, s. 190). Hiçbir çevresel düzenleme olmadığı için, genel bir çevresel yıkım yaÅŸanmaktadır ve su kaynaklarında ciddi bir kirlilik sorunu söz konusudur (Noam Chomsky, a.y.) Ülkenin ihracatının büyük bir kısmının maden çıkarımına ve doÄŸal kaynakların iÅŸlenmesine dayanması nedeniyle eko-sistemler ve çevre, kar ve mülkiyet adına yaÄŸlanmaktadır. DoÄŸal kaynakların, özellikle de ormanların ve balıkçılığın tükenmesi kısa vadeli karlar arayan az sayıdaki firmanın bencil çıkarları nedeniyle hızlanmıştır.
Her ÅŸeyi hesaba katınca, Pinochet rejimi altındaki Åžili ve onun “ekonomik mucize”si, serbest piyasa kapitalizmi yaratmanın maliyetinin çok ağır olduÄŸunu göstermektedir –en azından çoÄŸunluk açısından. Bu sorunların geçici olmaktan çok yapısal olduÄŸu ve doÄŸaları itibariyle kalıcı olduÄŸu ispatlanmıştır –toplumsal, çevresel, ekonomik ve siyasi maliyetler topluma yüklenmektedir. Åžili “mucize”sinin karanlık yüzü, “serbest piyasa” kapitalizmini pazarlamak amacıyla kullanılan etkileyici makroekonomik göstergelere yansıtılmamaktadır, gördüğümüz üzere bu göstegeler manipülasyona açıktır.
Åžili’nin bir demokrasi haline gelmesinden beridir (silahlı kuvvetlerin hala dikkate deÄŸer bir etkisi vardır), ekonomik reformlar yapılmasına yönelik bazı hareketlere baÅŸlanmış ve oldukça baÅŸarılı olunmuÅŸtur. Diktatörlüğün sona ermesinden sonra saÄŸlık, eÄŸitim ve yoksulluÄŸun önlenmesine yönelik sosyal harcamalar arttırılmış, 1987 ile 1992 arasında bir milyondan fazla Åžilili yoksulluktan kurtarılmıştır (yoksulluk oranı hala 1970′den yüksek olmakla beraber, 1987′deki % 44.6′lık deÄŸerinden 1992′de % 23.2′ye düşürülmüştür). Ancak, Pinochet rejiminin miraslarından –emek piyasasının doÄŸası, gelir güvencesinden yoksunluk, aile ayrılıkları, alkolizm, vb.– birisi olarak eÅŸitsizlik halen en temel sorun olmayı sürdürmektedir.
Åžili, Pinochet’in “serbest-piyasa” modelinden baÅŸka ÅŸekillerde de ayrılmıştır. 1991′de, Åžili’ye özkaynak olarak girmeyen sermayenin % 30′unun faizsiz olarak bir yıllığına merkez bankasına yatırılması ÅŸartı dahil olmak üzere sermaye üzerine bir dizi denetim getirilmiÅŸtir. –Yerel olarak encaje olarak bilinenn– bu rezerv gereksinimi, borcun vadesi kısaldıkça yükselen bir verginin sermaye üzerine konulmasına eÅŸdeÄŸerdir.
William Greider’in belirttiÄŸi üzere, Åžili “son on yıl içerisinde Amerikan ekonomistleri tarafından öğretilen saf serbest-piyasa kuramını terk ederek, zorunlu tasarruflar ve maksatlı sermaye kontrolleri dahil olmak üzere Asya stratejisinin ana unsurlarını kopyalayarak hızlı bir ekonomik büyüme saÄŸlamıştır. Åžili hükümeti yabancı yatırımcılara nereye yatırım yapabileceklerini söylemekte, onları belli tipteki finansal varlıklardan uzak tutmakta ve sermayelerini hızlı bir ÅŸekilde geri çekmelerini engellemektedir.” (One World, Ready or Not, s. 280)
Yani Pinochet sonrası Åžili devleti “serbest piyasa” referans mektubunu çeÅŸitli ÅŸekillerde ihlal etmiÅŸ, ancak çok da baÅŸarılı olmuÅŸtur. Serbest piyasa savunucularının, Åžili’nin 1990′lardaki hızlı büyümesinin kendi modellerinin bir ispatı olduÄŸuna yönelik iddiaları yanlıştır (aynen Güney-DoÄŸu Asya’ya iliÅŸkin iddialarının da yanlış olduÄŸunun ispatlanması gibi, bu iddialar söz konusu ekonomiler krize girdiÄŸinde rahatça unutuluvermiÅŸtir). Söylemek gereksiz olsa da, Åžili izlediÄŸi yolu deÄŸiÅŸtirmeye ve küresel finansın emirlerine itaat etmeye yönelik olarak baskı altındadır. 1998′de, milli parası olan pesoya yönelik ağır spekülatif baskının ardından Åžili kontrolleri gevÅŸetmiÅŸtir.
Böylece neo-liberal bir jaguar bile toplumsal konularda saf serbest piyasa yaklaşımından uzaklaşmak zorunda kalmıştır, ve Şili hükümeti piyasa güçleri ile otoriter hükümet tarafından parçalanan toplumu yeniden birleştirmeye başlamak amacıyla ekonomiye müdahale etmek zorunda kalmıştır.
Yani, en yukarıdaki çok küçük bir azınlık haricinde, Pinochet’in “ekonomik hürriyet” rejimi bir kabus olmuÅŸtur. Ekonomik “hürriyet” yalnızca toplum içerisindeki bir grubun faydasına gözükmektedir, [onlar açısından] bu bir “mucize”dir. Çok büyük bir çoÄŸunluk içinse, ekonomik “hürriyet” “mucize”si, genelde olduÄŸu üzere artan yoksulluk, kirlilik, suç ve toplumsal yabancılaÅŸma ile sonuçlanmıştır. Buradaki ironi, birçok saÄŸ-kanat “liberter”in bunun serbest piyasanın faydalarına yönelik bir model olduÄŸunu belirtmesidir.
C.11.1 ANCAK PİNOCHET’İN ŞİLİ’Sİ, “EKONOMİK ÖZGÜRLÜĞÜN SİYASİ ÖZGÜRLÜĞE ULAÅžMANIN AYRILMAZ BİR PARÇASI OLDUÄžUNU” İSPATLAMAMIÅž MIDIR?
Pinochet serbest-piyasa kapiyalizmini baÅŸlatmıştır, ancak bu yalnızca zenginler açısından gerçek bir hürriyet anlamına gelmektedir. İşçi sınıfı açısından, “ekonomik özgürlük” mevcut deÄŸildi, çünkü onlar ne kendi iÅŸlerini idare etmekteydiler ne de iÅŸ yerlerini denetlemekteydiler; ve faÅŸist bir devlette yaşıyorlardı.
Sendikalar oluÅŸturmak, greve gitmek, iÅŸ yavaÅŸlatmaları örgütlemek vb. ekonomik (siyasiyi bir kenara bırakın) eylemler yapma hürriyeti, bizzat baskı tehditiyle ciddi ÅŸekilde engellenmiÅŸti. Tabii ki, Åžili “Mucizesi”nin destekçileri ve onun “ekonomik hürriyet”i siyasi özgürlüğün bastırılmasının ekonomiyi veya onun içerisinde hareket eden insanları nasıl etkilediÄŸini sormak zahmetine katlanmamıştı. Onlar ekonomiye bakarken, emeÄŸin bastırılmasının, ölüm mangalarının, isyan eden işçiler üzerinde oluÅŸturulan korkunun göz ardı edilebileceÄŸini savundular. Ancak gerçek dünyada, insanlar namlunun karşısında olduklarında birçok ÅŸeyden vazgeçeceklerdir.
Åžili’de “ekonomik hürriyet”in varolduÄŸu iddiası, ancak tek bir sınıf için gerçek hürriyetin olduÄŸunu dikkate alırsak anlamlı olabilir. Patronlar “kendi baÅŸlarına” bırakılabilirlerdi, ancak işçiler (kapitalist veya devlet [kaynaklı]) otoriteye itaat etmeyi kabulleninceye kadar bırakılamazlardı. ÇoÄŸu insan bunu pek de “hürriyet” olarak görmeyecektir.
Siyasi hürriyete gelince, ancak bunun sıradan insanlar tarafından kullanılmayacağından emin olunduÄŸunda yeniden yürürlüğe konulmuÅŸtur. Cathy Scheider’in belirttiÄŸi gibi, “ekonomik hürriyet” çoÄŸu Åžililinin
“diÄŸer işçilerle veya komÅŸularıyla çok az iliÅŸkinin olmasına, ve aileleriyle oldukça sınırlı zaman geçirmesine {neden oldu}. Siyasi veya emek örgütlenmelerine açıklıkları minimaldi. … devlete karşı duracak ne siyasi kaynaklara ne de eÄŸilime sahiptiler. Muhalefet toplulukların bölünmesi, vahÅŸi askeri baskının baÅŸaramadığını gerçekleÅŸtirmiÅŸtir. Bu Åžili’yi, hem kültürel hem de politik olarak, aktif katılımcı otkökü topluluklarının olduÄŸu bir ülkeden, [baÄŸlantıları] kopuk, apolitik bireylerden oluÅŸan bir topraÄŸa dönüştürmüştür. Bu deÄŸiÅŸikliÄŸin birikmeli etkisi, yakın gelecekte mevcut ideolojiye karşı herhangi bir birleÅŸik meydan okumanın olasılık dışı hale gelmesi olmuÅŸtur.” (Report on the Americas, (NACLA) XXVI, 4 Nisan 1993)
Böylesi koÅŸullar altında, hiç kimsenin onu etkin bir ÅŸekilde kullanma konumunda olmaması nedeniyle siyasi hürriyet yeniden uygulamaya geçirilebilirdi. Ayrıca, Åžilililer binlerce insanın katledilmesiyle, cunta tarafından insan haklarının tekrar tekrar ve ısrarla ihlal edilmesiyle –”anti-Marksist” ölüm mangalarından bahsetmeye bile gerek yok (örneÄŸin 1986′da, “Amnesty International Åžili hükümetini ölüm mangaları kullanmakla suçlamıştı, (P. Gunson, A. Thompson, G. Chamberlein, Op. Cit., s. 86)– sonuçlanan devlete meydan okumanın canlı hatıralarıyla yaÅŸamaktadırlar. Bir İnsan Hakları grubuna göre, Pinochet rejimi yalnızca 1984 ile 1986 arasında 11,536 insan hakları ihlalinden sorumludur (Comite de Nacional de Defensa do los Derecehos del Pueblo‘nun hesaplaması, Fortin‘de haber yapıldı, 23 Eylül 1988). Bu gerçeklerin, askeri ve ekonomik seçkinlerin onaylamadıkları bir ÅŸekilde statükoyı fiilen deÄŸiÅŸtirmek amacıyla insanların siyasi hürriyetlerini kullanmaktan alıkonulmasında güçlü caydırıcı etkileri vardır. Ayrıca, bu serbest ifade, grev ve diÄŸer toplumsal eylem biçimlerini neredeyse imkansız kılmakta, böylece de iÅŸverenin ücretli köleler karşısındaki gücünü, refahını ve otoriterisini arttırmaktadır. Böyle bir rejimin “ekonomik hürriyet” temeline dayandığının iddia edilmesi, bu iddia sahiplerinin hürriyetin gerçekte ne demek olduÄŸu hakkında hiçbir fikirleri olmadığını akla getirmektedir.
Kropotkin yıllarca önce dikkat çektiÄŸi üzere, “basın özgürlüğü … ve diÄŸer geriye kalan [özgürlükler], ancak eÄŸer insanlar bunları ayrıcalıklı sınıflara karşı kullanılmıyorlarsa saygı görürler. Ancak insanların ayrıcalıklıları zayıflatmak için bunların avantajlarından faydalanmaya baÅŸladıkları gün, o zaman sözde hürriyetler güverteden denize fırlatılıvelir.” (Words of a Rebel, s. 42). Åžili bunun klasik bir örneÄŸidir.
Üstelik, Pinochet sonrası Åžili bildiÄŸimiz tipik “demokrasi” deÄŸildir. ÖrneÄŸin Pinochet yaÅŸam boyunca senatördür, ve (ordunun hoÅŸuna gitmeyecek deÄŸiÅŸiklikler yapılmasına yönelik çabaları durduracak bir veto gücüne sahip –ve bunu yapma arzusunda olan– senatonun üçte birini o atamıştır). Ayrıca, askeri müdahale tehditi siyasi tartışmalarda ön cephede yer almaktadır. Bu 1998′de, bir İspanyol Yargıcının, rejimi sırasında katledilen İspanyol yurttaÅŸları nedeniyle hakkında tutuklanma kararı çıkarması üzerine Pinochet Britanya’da tutuklandığında ortaya çıktı. Yorumcular, özellikle de saÄŸda yer alanlar, Pinochet’in tutuklanmasının orduyu provoke ederek Åžili’nin “kırılgan demokrasi”sini zayıflatabileceÄŸini vurguladılar. DiÄŸer bir deyiÅŸle, Åžili, ordunun müsade ettiÄŸi ölçüde demokrasiydi. Tabii ki, az sayıdaki yorumcu bunun aslında Åžili’nin demokratik olmadığı anlamına geldiÄŸi gerçeÄŸini teslim etti. Söylemek gereksiz olsa da, Milton Friedman Åžili’nin bugün “siyasi özgürlüğe” sahip olduÄŸunu düşünmektedir.
Åžili (Milton Friedman’ın sözleriyle) “ekonomik mucize”si konusundaki en önde gelen uzmanın siyasi hürriyetin “ekonomik hürriyet”e (yani serbest piyasa kapitalizmine) yol açmayabileceÄŸini düşünmemesi ilginçtir. Pinochet’in uyguladığı programın mimarı olan Sergio de Castro’ya göre, “ekonomik hürriyet”in uygulanabilmesi için faÅŸizm gerekliydi, çünkü:
“bu kalıcı bir rejim saÄŸladı; yetkililere, demokratik bir rejimde mümkün olmayacak bir etkinlik derecesi kazandırdı; ve uzmanlarca geliÅŸtirilen ve uygulanması yaratacağı toplumsal tepkilere baÄŸlı olmayan bir modelin uygulanmasını mümkün kıldı.” (Silvia Bortzutzky’nin alıntısı, “The Chicago Boys, social security and welfare in Chile“, The Radical Right and the Welfare State, Howard Glennster ve James Midgley (editörler), s. 90)
DiÄŸer bir deyiÅŸle, faÅŸizm “ekonomik hürriyet”in uygulamaya geçirilmesi açısından en ideal rejimdi, çünkü siyasi hürriyeti yıkıyordu. Belki de siyasi hürriyetin reddedilmesinin “serbest piyasa” kapitalizminin yaratılması (ve korunması) için gerekli ve yeter koÅŸul olduÄŸu sonucuna varmalıyız? Ve belki de sanayi anlaÅŸmazlıklarını, toplumsal protestoları, sendikaları, siyasi birlikleri vb. denetim altına almak amacıyla bir polis devleti yaratılmasının, kapitalist piyasanın gözlemlenen iÅŸleyiÅŸi için gerek duyduÄŸu temel kuralları güvence altına almak için gerekli bir asgari kuvvet kullanımından baÅŸka bir ÅŸey olmadığı sonucuna varmalıyız? Brian Barry’nin, Milton Friedman ve Frederick von Hayek gibi “serbest piyasa” kapitalistlerinin fikirlerinden fazlasıyla etkilenmiÅŸ Britanya’daki Thatcher rejimiyle ilgili olarak söylediÄŸi gibi; bu belki de:
“Bazı gözlemciler Thatcher rejiminin liberal bireyci retorik ile otoriter eylemi birleÅŸtirmesi gerçeÄŸinde çeliÅŸkili görünen bir ÅŸeyler bulduklarını iddia ediyorlar. Ancak burada hiçbir çeliÅŸki yoktur. En baskıcı koÅŸullar altında dahi .. insanlar kendi [durumlarını] iyileÅŸtirmek için birlikte hareket etmeye uÄŸraşırlar, ve örgütlenen bu çabaların parçalanması ve bireylerin kendi çıkarlarını bireysel olarak takip etmeye zorlanması için devasa bir kaba kuvvet kullanımı gereklidir. … kendi baÅŸlarına bırakıldıklarında, insanlar kaçınılmaz olarak çıkarlarını kolektif eylem yoluyla elde etmeye eÄŸilimli olacaklardır –sendikalarda, kiracı birliklerinde, topluuluk örgütlenmelerinde ve yerel hükümetlerde. Ancak merkezi gücün oldukça acımasız bir ÅŸekilde kullanımı bu eÄŸilimleri maÄŸlup edebilir: bu nedenle, serbest-piyasacılar tarafından modeller olarak el üstünde tutulan ülkelerin istisnasız olarak otoriter rejimler olması gerçeÄŸiyle gayet iyi örneklendiÄŸi üzere, bireycilik ile otoriterlik arasında ortak bir birliktelik [mevcuttur]” (”The Continuing Relevance of Socialism“, Thatcherism içerisinde, Robert Skidelsky (editör), s. 146).
Pinochet rejiminin otoriterlik, terör ve alimler yönetiminin damgasını taşımasında ÅŸaşılacak bir ÅŸey yoktur. Aslında, “Åžikago-eÄŸitimli ekonomistler, programlarının bilimsel doÄŸasını, siyasetin yerini ekonominin ve siyasetçilerin yerini ekonomistlerin almasının gerekliliÄŸini vurguladılar. Böylece, alınacak kararlar otoritenin iradesi olmayacak, onların bilimsel bilgisi tarafından belirlenecekti. Bilimsel bilginin kullanımı bu sayede hükümetin gücünü azaltacaktı, çünkü kararlar teknotratlar ve özel sektördeki bireyler tarafından alınacaktı.” (Silvia Borzutzky, Op. Cit., s. 90) Tabii ki otoriteyi teknotratlara ve özel [kesim] güçlerine devretmek onun doÄŸasını deÄŸiÅŸtirmez –sadece sahibini deÄŸiÅŸtirir. Pinochet rejimi, hükümetsel gücün –bu gücün toptan dağıtılması yerine– bireysel hakların korunmasından sermaye ile mülkiyetin korunmasına doÄŸru göze batan bir ÅŸekilde kaymasına tanıklık etti. BekleneceÄŸi üzere, yanlızca refah sahipleri bundan yararlandı. İşçi sınıfı, “tam [rekabetçi] emek piyasası”nın yaratılmasına yönelik giriÅŸimlere tabi oldu –ve insanları piyasanın gerektirdiÄŸi atomize bireylere ancak terör dönüştürebilir.
Pinochet rejiminin kabusuna bakınca, belki de, Bakunin’in, toplumun bilim kitapları ve “uzmanlar” tarafından yönetilmesinin olumsuz etkilerine iÅŸaret ettiÄŸi ÅŸu sözlerini tekrar tekrar düşünmeliyiz:
“beÅŸeri bilim daima ve kaçınılmaz olarak mükemmel deÄŸildir … eÄŸer insanların –bireysel olduÄŸu kadar kolektif– pratik yaÅŸantısını, sıkı ve seçkinci bir ÅŸekilde bilimin en yeni verilerine uygun olmaya zorlamış olsaydık, yaÅŸamın her zaman bilimden sonsuz daha büyük olması sebebiyle, bireyi olduÄŸu gibi toplumu da kısa zaman içerisinde altüst edecek ve nefessiz bırakacak bir Procrustes [boylarını yataÄŸa uydurmak için misafirlerinin kol ve bacaklarını çekip uzatan veya kırıp kısaltan mitolojik dev] yatağında acılar içinde ölmeye mahkum etmiÅŸ olurduk.” (The Philosophy of Bakunin, s. 79)
Serbest piyasa ideologlarının yönetimindeki Åžili deneyimi Bakunin’in söylediklerini şüpheye yer bırakmayacak ÅŸekilde doÄŸrulamaktadır. Åžili toplumu terörün kullanılmasıyla Procrustes yatağına yatmaya zorlandı ve yaÅŸam ekonomi ders kitaplarındaki varsayımlara uygun olmaya zorlandı. Son kısımda ispatladığımız üzere, yalnızca güç veya refah sahipleri bu deneyden baÅŸarıyla çıktılar.
Çeviri: Anarşist Bakış
Kaynak: “C.11 – Doesn’t Chile Prove That the Free Market Benefits Everyone?”, AnarÅŸist Sıkça Sorulan Sorular.
Cevap Yaz