Devlet hangi tür mülkiyeti korur?
filed in AnarÅŸizm on Eki.24, 2009
B.3.2 DEVLET HANGİ TÜR MÜLKİYETİ KORUR?
Kropotkin, devletin “yönetici azınlıklar lehine tekeller kurmanın bir aracı” olduÄŸunu belirtmiÅŸti (Kropotkin’s Revolutionary Pamplets, s. 286). Bu monopollerden bazıları oldukça aÅŸikarken (örneÄŸin tarifeler, devletçe saÄŸlanan piyasa tekelleri ve vb. –devletin kapitalizmi geliÅŸtirmedeki roolü için Kısım F.8‘e bakınız), çoÄŸu “sahnenin gerisinde”dir ve kapitalist hakimiyetin sürmesi için aşırı güç kullanımı gerekmemesini saÄŸlamak üzere çalışır.
Devlet, bu nedenle, işçilerin “doÄŸal ücret“lerini, emeklerinin tüm ürününü ele geçirmemelerini saÄŸlamak üzere çeÅŸitli türde (Tucker’ın deyiÅŸiyle) “sınıf tekelleri” muhafaza eder. Devletin koruduÄŸu dört ana türde mülkiyet, veya sömürücü tekel vardır:
(1) kapitalist bankacılığın temeli [olan] kredi açma ve para basma gücü;
(2) toprak ağalığının temeli [olan] toprak ve yapılar;
(3) endüstriyel kapitalizmin temeli [olan] üretken aletler ve teçhizat;
(4) telif hakkı ve patent (”entelektüel mülkiyet”) ödentilerinin temeli [olan] fikir ve buluÅŸlar.
Kapitalizm, bu mülkiyet biçimlerini dayatarak, (işçilerin özerklilerinden vazgeçme ve itaat etme sözü verdikleri, baskıcı ve sömürücü sözleÅŸmeleri kabul etmek ya da sefalet ile yoksullukla yüz yüze kalmak arasında özgür kaldıkları [bir durumda]) ekonomideki objektif koÅŸulların kapitalisti kayırmasını saÄŸlar. Herhangi spesifik bir sözleÅŸmenin imzalanmasının öncesince yapılan bu “kuvvet seranomileri” nedeniyle, kapitalistler serbest sözleÅŸmeyle alay edip, bizim zararımıza kendilerini zenginleÅŸtirirler (bakınız Kısım B.4). Tabii ki, bu gibi “objektif” [nesnel] baskıların işçi sınıfını kontrol etmekteki güya kurnazca rolüne raÄŸmen, işçi sınıfı direniÅŸi kapitalistlerin –doÄŸrudan ve dolaylı– devletin güçlerinden asla vaz geçememesine neden olur. “Nesnel” kontrol araçları baÅŸarısız olduÄŸunda, kapitalistler “doÄŸal” düzeni tekrar saÄŸlamak için daima devlet baskısına yönelirler. Devletçe desteklenen bu tekellerin önemini göstermek için, onların etkisini kabataslak resmedeceÄŸiz.
Devletin kimin para ödünç alıp alamayacağını denetlediÄŸi kredi tekeli, işçilerin kapitalizme karşı kendi alternatiflerini yaratma yetisini azaltır. [Devletin] krediler üzerinden yüksek miktarda faiz alması (ki bunun yegane sebebi rekabetin kısıtlanmış olmasıdır) nedeniyle, ancak az sayıdaki kiÅŸi kooperatifler veya tek-kiÅŸilik ÅŸirketler kurabilir. Ek olarak, kapitalist bankalara yüksek faizlerle borç ödemek zorunda olunması, kooperatiflerin bu amaçları yerine getirmek için sıklıkla kendi ilkelerini çiÄŸneyerek ücretli emek istihdam etmesine neden olur (bakınız Kısım J.5.11). Bu nedenle, Bask Ülkesi’nde oldukça baÅŸarılı [olan] Mondragon kooperatiflerinin, –deneyimlerinin baÅŸarılı olmasında büyük payı olan– kendi kredi birliÄŸini kurmalarına ÅŸaÅŸmamak gerek.
Ücretlerin arttırılmasının kapitalizmde önemli bir mücadele olması gibi, kredi meselesi de [önemlidir]. Proudhon ve takipçileri Halk Bankası fikrini desteklemiÅŸlerdi. EÄŸer işçi sınıfı giderek daha miktarda parayı eline geçirir ve kontrol ederse, kendi alternatif toplumsal düzenini kurarken kapitalist iktidarı da baltalayabilir (para en nihayetinde emek gücünü satın almanın ve böylece de emekçi üzerindeki otoritenin aracı olduÄŸu için –ki bu artı deÄŸer üretiminde anahtardır). Proudhon, kredinin maliyetine (yani idari masraflarına) düşürülmesiyle, işçilerin gereksindikleri üretim araçlarını satın alabileceklerini umuyordu. ÇoÄŸu anarÅŸist, işçi sınıfının krediye eriÅŸiminin artmasının ücretleri arttırmaktan daha fazla kapitalizmi yıkmayacağını öne sürse de; tüm anarÅŸistler, daha yüksek ücret gibi daha fazla kredinin de, ve ücret mücadelesi gibi kredi mücadelesinin de, kapitalizmde işçi sınıfının gücünü geliÅŸtirmekte yararlı bir rolü olacağını kabul eder. Akla gelen belli durumlar, paranın işçiler tarafından sermayeye karşı verilen mücadeleleri finanse etmek için kullanılmasıdır (grev fonlarından, silahlardan, yeterince yüksek ücret geliri sayesinde mümkün hale gelen dönemsel olarak iÅŸten kaçınmaya [kadar çeÅŸitli durumda]). Ucuz krediye daha fazla eriÅŸim, işçi sınıfına hürriyetlerini satma ile sefaletle yüzleÅŸme [arasındaki seçimden] biraz daha fazlasını sunacaktır (aynen yükselen ücretler ve iÅŸsizlik yardımlarının bize daha fazla seçenek sunması gibi).
Bu yüzden, kredi tekeli, kapitalizmdeki (genellikle kapitalist ÅŸirketlerden daha üretken olan) kooperatiflerden gelen rekabeti azaltırken, aynı zamanda da –emek talebi aksi durumdakine göre daha düşük olacağı için– tüm işçilerin ücretlerini düşmeye zorlar. Bu ise, kapitalistlerin, çalışanlardan daha yüksek bir artı deÄŸer edinmek için iÅŸten atılma korkusunu kullanmalarına, böylece kapitalist iktidarın (hem iÅŸyerinde hem de dışında) yerleÅŸmesine ve geniÅŸlemesine (iÅŸ kurma maliyetlerini yükselterek ve böylece de birkaç ÅŸirketin hakim olduÄŸu oligarÅŸik piyasaların yaratılmasına) olanak verir. Ek olarak, yüksek faiz oranları, geliri üreticilerden bankalara doÄŸrudan aktarır. Kredi ve paranın her ikisi de sınıf mücadelesinde birer silah olarak kullanmıştır. İşte bu nedenle yönetici sınıfın, paranın kapitalizmdeki doÄŸasına (ve rolüne) iliÅŸkin tehditler karşısında merkezileÅŸmiÅŸ bankacılığı ve (paranın bizzat doÄŸrudan düzenlenmesinden akışının yönetilmesine kadar [çeÅŸitli ÅŸekillerde]) devletin harekete geçmesini talep ettiÄŸini tekrar tekrar görüyoruz.
Böylece kredi tekeli, kendimiz için çalışma seçeneğini suni bir şekilde kısıtlayarak, patronlar için çalışmamızı garanti altına alır.
Toprak tekeli, kiÅŸisel iÅŸgale [ing. occupancy, kullanmak amacıyla ikamet etme] ve ekip-biçmeye dayanmayan toprak tapularının hükümetçe dayatılmasından ibarettir. Ek olarak, bu, terk edilmiÅŸ konutlara ve diÄŸer mülkiyet biçimlerine yerleÅŸmenin yasadışı olmasını da içerir. Bu, toprak sahiplerinin, –fiilen ekmedikleri toprakları– baÅŸkalarının kullanmasına izin vermeleri karşılığında bir ödenti (arsa kirası [ing. ground rent]) edinmelerine yol açar. Bu tekel (giderek daha az insan nasıl çiftçilik yapılacağını bildiÄŸi için) modern kapitalist toplumda az önemli olsa da, kapitalizmin yaratılmasında önemli bir rol oynadı (keza bakınız Kısım F.8.3). İktisatçı William Lazonick bu süreci şöyle özetliyor:
“Tarımsal toprağın yeniden örgütlenmesi (çitleme hareketi [ing. enclosure movement, ilk olarak İngiltere'de baÅŸlayan, toplulukların ortak kullanımında olan arazilerin krallık tarafından özel ÅŸahısların mülkiyetine verilmesi hareketi]) … kaçınılmaz bir ÅŸekilde geleneksel köylü tarımının mahfına yol açtı; … (bu), toprakla çok zayıf baÄŸları olan, mirasdan mahrum kalan köylülerden [oluÅŸan] epeyce büyük bir emek gücü ortaya çıkardı. YaÅŸamlarını sürdürmek için köylülerin çoÄŸu ‘eviçi sanayi’ye (kendi kulübelerinde malların üretimine) yöneldi. … Britanya Endüstriyel Devrimi’nin temellerini atan eviçi sanayinin onsekizinci yüzyıldaki geniÅŸlemesiydi. Emek tasarrufu saÄŸlayan makinelerin ortaya çıkışı … tekstil imalatının biçimini dönüştürdü … ve fabrika hakim üretim yeri olarak aile evinin yerini aldı.” (Business Organisation and the Myth of the Market Economy, s. 3-4)
İnsanları “kendi” mülkiyetlerinden “yasal olarak” men edebilen toprak sahibi sınıf, toprak tekelini kullanarak emeklerinden (yani hürriyet[lerinden]) baÅŸka satacak hiçbir ÅŸeyleri olmayan bir insan sınıfın ortaya çıkmasını saÄŸladı. Toprak, ortak haklar çiÄŸnenerek, geleneksel olarak onu kullananların elinden alındı; ve toprak sahibi tarafından kendi karı için üretim yapacak ÅŸekilde kullanıldı (daha yenilerde, benzeri bir süreç Üçüncü Dünya’da da sürmekte). Toprak sahipliÄŸi ve tarımsal ücret köleliliÄŸinin kiÅŸisel iÅŸgalin yerini aldı, ve “Çitleme Kanunları … tarımsal nüfusu sefalete itti ve onları toprak sahiplerinin insafına terk etti; [onları] proleterler olarak orta-sınıf imalatçıların insafına terk edilecekleri kentlere büyük sayılarda göç etmeye zorladı.” (Peter Kropotkin, The Great French Revolution, s. 117) Bu, toprak tekeliydi iÅŸbaşına geçmesiydi (keza bakınız Kısım F.8.3); ve buradan (eviçi sanayi, sanayi kapitalizmi karşısında varlığını sürdüremediÄŸi için) alet ve teçhizat tekeli ortaya çıktı. Alet ve teçhizat tekeli, –kullanması karşılığında işçinin sahibine haraç vermediÄŸi sürece– kapitalistin sermayesine işçilerin eriÅŸimini engellemesine dayanıyordu. Sermaye, “ödentisini halihazırda tamamen almış olan stoklanmış emekten baÅŸka bir ÅŸey” deÄŸilken ve böylece “sermayenin sahibi getirisini dokunulmaksızın alma hakkına sahipken –bundan fazlası deÄŸil” (Tucker’ın sözleriyle)–, yasal ayrıcalıkları yüzünden kapitalistler onun kullanımından bir “ödenti” [ing. fee] edinme konumundadırlar. Bunun sebebi, –emekçi sınıfların hem topraktan hem de mevcut sermayeden (yaÅŸam araçlarından) yasal olarak men edilmesiyle– bu sınıfın üyelerinin, kapitalistlerin teçhizatlarını kullandırma karşılığı bir “ödenti” elde etmelerine olanak tanıyan ücret sözleÅŸmelerini kabul etmekten baÅŸka ÅŸansları olmamasıdır (bakınız Kısım B.3.3).
Endüstriye yatırılan ilk sermayenin kaynağı denizaşırı [yerlerdeki] zenginliklerin yaÄŸmalanması veya feodal/derebeysel sömürü olmakla beraber, devletin mülkiyeti koruması gerçeÄŸi imalatçının emek üstünden tefecilik yapmasını güvence altına aldı. Ücretlilerden kesilen “ödenti” kısmen yeniden sermayeye yatırıldı (bu ise malların fiyatlarını düşürdü, eviçi endüstriyi çökertti). Ek olarak, yatırımlar potansiyel rakiplerin [iÅŸ] kurma maliyetlerini yükseltti; piyasalara girmenin önündeki bu “doÄŸal” engeller [işçi] sınıfının pek az üyesinin uygun büyüklükte kooperatif iÅŸyerleri açacak gerekli fona sahip olabilmesine neden olduÄŸu için, işçi sınıfının üretim araçlarından yoksunlaÅŸmasını devam ettirdi. Böylece toprak tekeli kapitalizmin yaratılmasında esasken, ondan hasıl olan “alet ve teçhizat” tekeli kısa zamanda sistemin baÅŸ sebebi haline geldi.
Görünürdeki “serbest deÄŸiÅŸim” kapitalist hakimiyetin var olmasını saÄŸlayan araçken, bu yolla tefecilik kendini devamlı kılar. DiÄŸer bir deyiÅŸle, “geçmiÅŸteki zor giriÅŸimleri”yle birleÅŸen güncel mülkiyetin devletçe korunması, yanlızca “savunmacı” kuvvet (yani sendikalara, grevlere, iÅŸgallere karşı mülk sahiplerinin iktidarını korumakta kullanılan ÅŸiddet) kullanımıyla toplumdaki kapitalist hakimiyetin devam etmesini saÄŸlar. GeçmiÅŸ işçi kuÅŸaklarından kopartılan “ödentiler”, mevcut [işçilerin] “serbest rekabet” çerçevesinde yaÅŸam araçları etrafında tekrar birleÅŸmelerinin engellenmesini saÄŸlar (diÄŸer bir deyiÅŸle, aşırı faiz ödenmesi tefeciliÄŸin devam etmesini saÄŸlar). Söylemek gereksiz, bu kuÅŸak tarafından üretilen artık, sermaye stoÄŸunun arttırılmasında kullanılacak; böylece gelecek kuÅŸakların mülksüzleÅŸtirilmesini saÄŸlayacak ve böylece de tefecilik kendini idame ettirir bir hale gelecektir. Ve, tabii ki, devletin “mülkiyet”i işçi sınıfının “hırsızlığı”ndan koruması, mülkiyetin hırsızlık olarak kalmasını ve gerçek hırsızların yaÄŸmalarını sürdürmelerini saÄŸlar.
“Fikir” tekellerine gelince, bu genel kamunun ve mucidin zararına kapitalist ÅŸirketlerin zenginleÅŸmesi için kullanılmıştır. David Noble’ın belirttiÄŸi gibi, “patent sisteminin asıl odağı olan mucit, giderek ÅŸirket senedi karşılığında patentini “bırakma” eÄŸilimindedir; ya patent haklarını endüstriyel ÅŸirketlere satar veya lisansını verir, ya da ücret için dehasını pazarlık [konusu yaparak], [patent haklarını] çalışanı olacağı ÅŸirkete tahsis eder. Ek olarak, satın alma, konsolidasyon, patent havuzları ve karşılıklı lisans anlaÅŸmalarıyla olduÄŸu gibi sistematik endüstriyel araÅŸtırmalar yoluyla da düzenlenen patent üretimiyle patent denetimini saÄŸlayarak, ÅŸirketler “tekellerini tekeli” [olma özelliklerini] devamlı surette geniÅŸletirler.” Bunun yanısıra, ÅŸirketler “patentleri anti-tröst yasalarını delmek için” de kullanırlar. Tüketiciler zararına tekelci karların bu toplaÅŸması, 1900 ile 1929 arasında “çok ileri gitmiÅŸ” ve “o boyuta ulaÅŸmıştı ki, ardından –oldukça geç ve yetersiz olsa da– patent denetimiyle [oluÅŸan] ÅŸirketler tekelini kısıtlamak için hukuki ve yasal yaptırımlar ortaya çıkarmıştı” (American by Design, s. 87, 84 ve 88)
Kapitalistler, “yasal” tekeller yaratarak ve bunların yarattığı aşırı karlara el koyarak, yanlızca diÄŸerlerinin zararına kendilerini zenginleÅŸtirmekle kalmadılar, aynı zamanda piyasadaki hakimiyetlerini de güvenceye aldılar. Yasal tekeller sayesinde el konulan aşırı karların bir kısmı tekrar ÅŸirkete yatırıldı, [bu ise] potansiyel rakipler için çeÅŸitli engeller yaratarak ÅŸirketin avantajlar edinmesini saÄŸladı.
Dahası, yönetici sınıf –devlet aracılığıyla– suni kıtlıklar ve tekeller yaratarak yeni özel mülkiyet biçimleri geliÅŸtirmeye çalışmaktadır (örn. radyo yayıncılığı gibi belli faaliyetlere katılmak için pahalı lisanslar getirerek). “Enformasyon Çağı”nda, –son GATT anlaÅŸmalarında telif haklarını kuvvetlendiren mekanizmalara gösterilen ilgiden ve ABD’nin (Çin gibi) yabancı ülkelere telif haklarına karşı saygılı olmaları yönünde yaptığı baskılardan görüleceÄŸi üzere– entelektüel mülkiyet üstünden tefecilik (kullanım ödentileri) seçkinler için giderek çok daha önemli bir gelir kaynağı haline geliyor.
DiÄŸer bir deyiÅŸle, kapitalistler, hukukun kendi çıkarlarını –yani “mülkiyet hakları”nı– yansıtmasını ve korumasını güvenceye alarak, “serbest piyasalar”daki rekabeti sınırlama arzusundadırlar. Bu süreç sayesinde, [kapitalistler] toplum içindeki kooperatif eÄŸilimlerin devlet tarafından desteklenen “piyasa güçleri” tarafından ezilmesini saÄŸlayacaklardır. Noam Chomsky’nin ifade ettiÄŸi üzere, modern kapitalizm “zenginler için devlet koruması ve devlet desteÄŸi, yoksullar için ise piyasa disiplini demektir.” (”Roll Back, Part I“, Z Magazine) ["Serbest piyasa"yı] gerçekten de destekleyen bir azınlık yanlızca modern kapitalizmin “kamusal destek” yönüne saldırıp, mülkiyet hakları için devlet korumasını mutlu bir ÅŸekilde desteklerken, “serbest piyasa”nın kendinden tahvilli avukatları aslıdna hiç de öyle deÄŸildirler [serbest piyasacı deÄŸildirler]. (Devlet tarafından korunan tekellere dayanan kapitalizm hakkında daha fazlası için, bakınız Benjamin Tucker, Instead of a Book by Man Too Busy to Write One).
Tüm bu tekeller, işçi sınıfından insanların zararına kapitalistleri zenginleÅŸtirmeyi (ve onların sermaye stoÄŸunu arttırmayı), [işçi sınıfından insanların] yönetici seçkinlerin güç ve zenginliÄŸini zayıflatma yetilerini kısıtlayamayı amaçlar. Tümü, oyuna hile karıştırarak kendimiz için çalışma (bireysel veya kolektif olarak) seçeneklerinin kısıtlanmasını, emeÄŸimizi “serbest piyasa”da satma ve sömürülme haricinde baÅŸka hiçbir seçeneÄŸimiz olmamasını saÄŸlamayı amaçlar. DiÄŸer bir deyiÅŸle, çeÅŸitli tekeller, kapitalizme karşı alternatifler bir kenarda marjinalleÅŸtiririp ekonominin zirvelerini büyük iÅŸalemi denetiminde bırakırken, [piyasaya] giriÅŸin karşısında “doÄŸal” engellerin (bakınız Kısım C.4) yaratılmasını garanti altına alırlar.
Bu tip mülkiyet ve otoriter toplumsal ilişkileri korumak için devlet vardır. Özel mülkiyetin devlet sahipliliğine dönüştürülmesinin (yani ulusallaştırmanın) mülkiyetin tabiatını değiştirmediğine dikkat edilmelidir; bu, yanlızca özel kapitalistleri uzaklaştırır ve onların yerine bürokratları geçirir.
Çeviri: Anarşist Bakış
Kaynak: “B.3 Why are anarchists against private property?”, AnarÅŸist Sıkça Sorulan Sorular.
Cevap Yaz