Devket merkeziyetçiliği özgürlüğü nasıl etkiler?
filed in AnarÅŸizm on Eki.24, 2009
B.2.4 DEVLET MERKEZİYETÇİLİĞİ ÖZGÜRLÜĞÜ NASIL ETKİLER?
Oldukça merkezileşmiş ve bürokratikleşmiş bir makinanın kamusal çehresini seçmek için her dört yılda bir oy kullanmanın, devleti sıradan insanların kontrol ettiği anlamına geldiği düşüncesi yanlış bir düşüncedir. Açıktır ki, bu düşüncenin yanlış olduğunu söylemek, liberal bir cumhuriyetle faşist veya monarşist bir diktatörlük arasında fark olmadığı anlamına gelmez. Hiç de öyle değil.
Oy, iktidardakilerden zorla alınan önemli bir zaferdir. Liberter sosyalizm yolunda atılmış küçük bir adımdır. Yine de, en yukarıdaki görevlilerin seçildikleri [de dahil olmak üzere] tüm hiyerarÅŸi biçimleri, otoriterlik ve merkeziyetçilik ile damgalanmıştır. İktidar merkezde (veya “yukarı”da) yoÄŸunlaÅŸmıştır; toplum, “merkeziyetçi düşünceyle canlanan bir toz kümesi” haline gelir (P.J. Proudhon, Martin Buber’in alıntısı, Ütopya’da Yollar, s. 29). Çünkü bir kez seçildikleri zaman, en yukarıdaki görevliler istediklerini yapabilirler; ve bütün siyasi bürokrasilerde pekçok önemli karar seçilmemiÅŸ görevlilerce yapılır.
MerkezileÅŸmenin doÄŸası erki bir azınlığın eline verir. Oy verenlerin kendilerini yönetmek için baÅŸkalarını seçtiÄŸi temsili demokrasi erkin bu devredilmesine dayanır. Bu özgürlüğün tehlike altında olduÄŸu bir durumdan baÅŸka bir ÅŸey yaratamaz –evrensel oy kullanma hakkı “kendilerini tamamen ulusun kamusal iÅŸlerine adayan, bir tür politik aritokrasi veya oligarÅŸiyle sonlanan, hukuken olmasa da gerçekte imtiyazlı olan bir politikacılar güruhunun oluÅŸmasını engellemez.” (Bakunin, Bakunin’in Siyasi Felsefesi, s. 240)
Politik karar alma [gücü] uzak baÅŸkentlerdeki profesyonel siyasetçilere terk edildiÄŸinde, merkeziyetçilik demokrasiyi anlamsızlaÅŸtırır. Yerel özerklikten yoksun insanlar, önemli gördükleri meseleleri kendi aralarında tartışmak, münazara etmek ve karara baÄŸlamak için biraraya gelebilecekleri politik forumlardan yoksunken, birbirlerinden izole hale geleceklerdir (atomistleÅŸmiÅŸlerdir). Seçimler doÄŸal, merkezsizleÅŸmiÅŸ gruplaÅŸmalara dayanmamaktadır, bu nedenle ilgisiz hale gelmiÅŸlerdir. Birey yanlızca kitle içindeki bir “seçmen”dir, bir politik “öğe”dir [ing. constituent, bir bütünü meydana getiren elemanlardan herhangi birisi] ve bundan fazlası deÄŸildir. Modern, devletçi seçimlerin amorf [ÅŸekilsiz] temeli, “ÅŸehirlerdeki, komünlerdeki ve birimlerdeki politik yaÅŸamı ortadan kaldırmaktan, ve belediyesel ve bölgesel özerkliÄŸin bu yıkımı sayesinde evrensel oy hakkının geliÅŸimini durdurmaktan baÅŸka bir amacı yoktur.” (Proudhon, a.y.) Böylece insanlar, bizzat kendilerini ifade etmelerine imkan verdiÄŸi iddia edilen yapılar tarafından zayıflatılmış olurlar. Yine Proudhon’dan alıntılayacak olursak, merkezileÅŸmiÅŸ bir devlette, “yurttaÅŸ kendisini egemenlikten mahrum bırakır; merkezi otorite tarafından yutulan bunun üstündeki ÅŸehir ve Bölüm ve il artık doÄŸrudan bakanlık denetimi altında olan acentalardan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir.” Şöyle devam eder:
“Sonuçlar kısa zamanda kendilerini hissettirir: yurttaÅŸ ve ÅŸehir tüm itibarını kaybeder, devletin yaÄŸmaları katlanır, ve vergi ödeyenlerin yükü aynı ÅŸekilde artar. Artık halk için hükümet yoktur; hükümet için halk vardır. Erk herÅŸeyi iÅŸgal eder, herÅŸeye hakim olur, herÅŸeyi yutar …” (Federasyon İlkesi, s. 59)
Amaçlandığı üzere, izole olmuÅŸ bireyler iktidara karşı bir tehdit oluÅŸturmazlar. Bu marjinalleÅŸme süreci Amerikan tarihinden görülebilir; örneÄŸin yurttaÅŸlar basit “seçmenler” olarak edilgen, izleyici bir role [indirgenmesiyle], ÅŸehir toplantılarının yerini seçilmiÅŸ organlar alması (bakınız Kısım B.5, “Kapitalizm kuvvetlendirici midir ve insan eylemine mi dayanır?”). Politikacıların “özgür toplum” ve “Özgür Dünya”nın faziletleri retoriÄŸine raÄŸmen, atomize olmuÅŸ seçmenler pek de “özgürlük”ün ideal nosyonu deÄŸildirler –sanki her dört ya da beÅŸ yılda oy vermek “hürriyet” ve hatta “demokrasi” olarak sınıflandırılabilirmiÅŸ gibi. Bu yolla, toplumsal ilgi ve erk sıradan yurttaÅŸlardan alınır ve bir azınlığın elinde toplanır. İnsanların marjinalleÅŸmesi devletteki, ve daha genelde otoriter örgütlenmelerdeki kilit denetim mekanizmasıdır. Avrupa BirliÄŸini (AB) ele alırsak örneÄŸin, görürüz ki “AB devletleri arasındaki karar alma mekanizması, çok sayıdaki çalışma grupları aracılığıyla erki (İçiÅŸleri bakanlıkları, polis, göçmenlik, gümrük ve istihbarat birimlerinden alarak) resmi görevlilerin ellerine devreder. Üst kademedeki görevliler … farklı devlet görevlileri arasındaki anlaÅŸmaların saÄŸlanmasında önemli rol oynarlar. 12 BaÅŸbakandan oluÅŸan AB Zirve toplantıları, İçiÅŸleri ve Adalet Bakanları tarafından varılan sonuçların üstüne mühür vurulmasından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Bu hükümetler arasındaki süreçte, parlamentolar ve halklar ancak bunun ardından bilgilendirilirler (ve o da ancak en yalın ayrıntılarla).” (Tony Bunyon, Yeni Avrupanın Devletsel Gözetimi, s. 39).
Hükümetler, seçkinlerden gelen ekonomik baskıların yanısıra, merkeziyetçilikle ortaya çıkan bürokrasi nedeniyle devletin kendi içinden gelen baskılarla da karşı karşıya kalırlar. Devlet ve hükümet arasında fark vardır. Devlet, erk yapıları ve çıkarları için siper olan kurumların kalıcı bir toplamasıdır. Hükümet ise çeÅŸitli siyasetçilerden meydana gelmiÅŸtir. Devlet üstünde gücü olan, gelen ve giden temsilciler deÄŸil, kalıcılıkları yüzünden kurumlardır. (Eski bir devlet görevlisi olan) Clive Ponting’in belirttiÄŸi gibi, “herhangi bir ülkedeki siyasal sistemin iÅŸlevi, … var olan ekonomik yapıları ve buna iliÅŸkin güç iliÅŸkilerini düzenlemektir, ama asla radikal bir ÅŸekilde deÄŸiÅŸtirmek deÄŸildir. Siyasetçilerin istedikleri deÄŸiÅŸimleri yapma yetisine sahip oldukları … siyasetteki büyük bir aldanmadır …” (Alternatives‘den alıntı, no. 5, s. 19).
Bu nedenle, devlet halkı marjinalleÅŸtirmesinin yanısıra “bizim” temsilcilerimizi de marjinalleÅŸtirir. Erk seçilmiÅŸ organlarda deÄŸil de bürokraside olduÄŸu için, halkın denetimi giderek anlamsızlaşır. Bakunin’in belirttiÄŸi üzere, “hürriyet ancak … (devletin) halkın denetiminde olması geçerli olduÄŸunda geçerlidir. Aksine, böylesi bir kontrol hayali olduÄŸunda, halkın bu özgürlüğü de keza hayali hale gelir.” (Bakunin’in Siyasi Felsefesi, s. 212).
Bu ise devlet merkezciliÄŸinin, hürriyete ve onun altındaki insanların çoÄŸunun iyiliÄŸine [ing. well-being, refah, mutluluk] karşı ciddi bir tehlike kaynağı olabileceÄŸidir. Ancak, bazı insanlar devlet merkezciliÄŸinden faydalanmaktadır –erke sahip olan ve bunu kullanmak üzere “kendi hallerine bırakılma”yı arzulayanlar: yani yönetici seçkinlerin iki kesimi, sermaye ve devletin bürokratları (bir sonraki kısımda ayrınlarıyla tartışılacağı üzere).
Çeviri: Anarşist Bakış
Kaynak: “B.2 Why are anarchists against the state?”, AnarÅŸist Sıkça Sorulan Sorular.
www.khAos.info
Cevap Yaz