Devletin ana iÅŸlevi nedir?
filed in AnarÅŸizm on Eki.24, 2009
B.2.1 DEVLETİN ANA İŞLEVİ NEDİR?
Devletin ana iÅŸlevi seçkinlerin aÅŸağı toplumsal katmanları sömürmesini (yani onlardan ekonomik artık edinmesini) saÄŸlamaktır. Devlet temel olarak, Malatesta’nın sözleriyle, “mülkiyet sahiplerinin jandarmasıdır.” (AnarÅŸi, s. 19) (Amerikan “demokrasisi”nin Kurucu Babaları’nın vecizesiyle karşılaÅŸtırınız –”ülkeye sahip olanlar onu yönetmelidir“, John Jay). Toplumsal piramidin üst-orta kesiminde yer alanlar da çalışmadan gelir edinmek için –yatırımlardan olduÄŸu gibi– sık sık devleti kullanırlar; ancak en büyük ekonomik avantajları seçkinler kazanır –ABD’de nüfusun yüzde birlik bir kesiminin toplam refahın yüzde 40′ından fazlasını kontrol etmesinin sebebi budur. Bu nedenle devletin toplumdaki asalakların sömürücü aygıtı olduÄŸunu söylemek hiç de abartı olmayacaktır.
Devlet, [yönetici seçkin sınıfın] üyelerinin refah edindikleri belli bazı ekonomik tekelleri koruyarak yönetici seçkinlerin sömürücü ayrıcalıklarını garanti altına alır (bakınız Kısım B.3.2). Bu hizmet “özel mülkiyetin korunması” olarak adlandırılır ve bunun devletin iki ana iÅŸlevinden birisi olduÄŸu söylenir –diÄŸeri ise bireylerin “kiÅŸi olarak güvencede olması”nı [ing. secure in their persons] garanti altına almaktır. Ancak, her ne kadar bu ikinci amaç açıklanmış olsa da, gerçekte çoÄŸu devlet yasası ve kurumu özel mülkiyetin korunması ile ilgilidir (anarÅŸistlerin “mülkiyet” tanımı için bakınız Kısım B.3.1).
Bu gerçek nedeniyle, “kiÅŸi olarak güvende olma”, “suçun önlenmesi” gibi referansların çoÄŸunlukla devletin varlığının rasyonelleÅŸtirilmesi, ve seçkinlerin güç ve ayrıcalıklarının devamlı kılınmasını saÄŸlayan bir sis perdesi olduÄŸunu ifade edebiliriz. Dahası, her ne kadar devletin kiÅŸilerin (özellikle de seçkin kiÅŸilerin) güvenliÄŸini korumakta ikincil bir çıkarı olsa da, kiÅŸilere karşı iÅŸlenen suçların büyük bir kısmı, devlet-destekli sömürüden kaynaklanan yoksulluk ve yabancılaÅŸmayla ve keza [toplumun] devletin özel mülkiyeti koruyan kendi ÅŸiddetli yöntemlerine duyarsızlaÅŸtırılmasıyla güdülenmektedir.
Bu nedenle anarşistler, devlet ve neden olduğu suç-yaratıcı koşullar olmaksızın, merkezsizleşmiş, gönüllü topluluk birliklerinin hala var olabilecek ıslah edilemez şiddetli insanlarla (cezalandırıcı değil) şefkatlı bir şekilde ilgilenebilmesi mümkün olduğunu savunurlar (bakınız Kısım I.5.8).
Devlet’in, özel mülkiyetle baÄŸlantılı olan kapitalizm ve otorite iliÅŸkilerinin devamlılığını saÄŸlayan temel baskı mekanizmalarını temsil ettiÄŸi açıktır. Mülkiyetin korunması esasen sahip olanların sahip olmayanlar –hem bir bütün olarak toplumda, hem de belli bir işçi grubu üstünde belli patronların ki gibi özel bir durumda– üstündeki toplumsal tahakkümünü saÄŸlayan bir araçtır. Sınıf tahakkümü mülkiyet sahibinin bu mülkiyeti kullanan [işçiler] üstündeki otoritesidir, ve bu tahakkümü (ve yarattığı toplumsal iliÅŸkileri) desteklemek devletin asli iÅŸlevidir. Kropotkin’in sözleriyle, “zenginler, devlet makinası onları korumayı bırakırsa, emekçi sınıflar üstündeki iktidarlarının anında elden gideceÄŸini iyi bilirler.” (Evrim ve Çevre, s. 98)
DiÄŸer bir deyiÅŸle, mülkiyetin korunması ve sınıf tahakkümünün desteklenmesi aynı ÅŸeylerdir. Ancak devletin bu asli iÅŸlevi, halkın kendi kendini yönettiÄŸi izlenimini yaratan temsili seçim sisteminin “demokratik” maskesiyle gizlenir. Bu nedenle Bakunin, modern devlet, “kapitalist ekonominin baÅŸarısı için gerekli olan iki koÅŸulu kendi içinde birleÅŸtirir: Devlet merkeziyetçiliÄŸi ve …. halkın … sözde onu temsil eden ancak aslında onu yöneten bir azınlığa fiilen tabi olması” (Op. Cit., s. 210) [diye] yazar.
Tarihçi Charles Beard benzer bir noktayı belirtir:
“Mademki devletin asli amacı (fiziksel ÅŸiddetin bastırılmasının ötesinde), toplumun üyelerinin mülkiyet iliÅŸkilerini belirleyen kuralları yapmaktır; hakları böylece korunan hakim sınıflar, [kendi] ekonomik süreçlerinin devamlılığı için gerekli olan daha geniÅŸ çıkarlarla uyumlu olan bu kuralları mecburen olarak hükümetten edinmelidirler, veya [aksi takdirde] hükümet organlarını kendileri kontrol etmelidirler.” (Anayasanın Ekonomik Yorumlanması, Howard Zinn’in alıntısı, Op. Cit., s. 89).
Devletin bu rolüne –kapitalizmi ve mülkiyeti, mülkiyet sahiplerinin iktidar ve otoritesini korumak– Adam Smith de deÄŸinmiÅŸtir:
“Kısmetteki eÅŸitsizlik, … insanlar arasında daha önce muhtamelen var olamayacak derecede bir otoriteyi ve tabi olmayı ortaya çıkarır. Bu, kendi korunması için kaçınılmaz bir ÅŸekilde gerekli olan, … (ve) bu otorite ve tabi olmayı devamlı kılacak ve güvence altına alacak, belli seviyedeki sivil bir hükümeti ortaya çıkarır. Bilhassa zenginler, avantajlarına sahip olmakta onlara yegane güven verebilecek düzeni desteklemekle zorunlu bir ÅŸekilde ilgilenirler. Daha düşük zenginlik [sahibi] insanlar [gerektiÄŸinde] kendi zenginliklerinin savunulmasında daha yüksek zenginlik [sahibi] insanlarla birlik oluÅŸturmak amacıyla, daha yüksek [zenginlik] sahipleriyle onların mülkiyetlerinin korunmasında birlik oluÅŸtururlar. … Onların [zenginlerin] daha düşük [seviyedeki] otoritesi [hükümetin] daha büyük otoritesine dayanır; ve [zenginlerin hükümete] tabi olmaları [hükümetin] daha aÅŸağıdakileri kendisine tabi kılma gücüne dayanır. Onlar, [hükümetin] onların mülkiyetini savunabilmesi ve otoritelerini destekleyebilmesi için, kendi küçük egemenlerinin mülkiyetini savunmakta ve otoritesini desteklemekte çıkarları olduÄŸunu hisseden bir tür küçük asiller sınıfı meydana getirirler. Sivil hükümet, mülkiyetin güvenliÄŸi için kurulduÄŸu ölçüde, gerçekte zenginin yoksula veya bir miktar mülke sahip olanın hiçbir ÅŸeye sahip olmayana karşı savunulması için kurulmuÅŸtur.” (Adam Smith, Ulusların ZenginliÄŸi, kitap 5)
Kısacası, devlet, yönetici sınıfın yönetiminin bir aracıdır. Bakunin [şöyle söyler]:
“Devlet, mülk sahibi sınıfların kitleler üzerindeki örgütlü otoritesi, tahakkümü ve iktidarı demektir.” (David Deleon’un alıntısı, AnarÅŸi’yi Yeniden KeÅŸfetmek, s. 71)
Ancak, anarÅŸistler devletin toplum içindeki ekonomik olarak hakim sınıfların iktidar ve konumunu koruduÄŸunu kabullenirken, keza devletin hiyararÅŸik doÄŸası nedeniyle kendi çıkarları olduÄŸunu öne sürerler. Bu nedenle basitçe toplumdaki ekonomik olarak hakim sınıfların bir aracı olarak deÄŸerlendirilemez. Devletler, yapıları yüzünden kendi sınıflarını, sınıf çıkarlarını ve ayrıcalıklarını yaratan kendi dinamiklerine sahiptirler (ve bu, onların ekonomik yönetici sınıfın denetiminden kaçmalarına, ÅŸu veya bu ölçüde kendi çıkarlarının peÅŸinde koÅŸturmalarına imkan tanır). Malatesta’nın ifade ettiÄŸi üzere, “hükümet, burjuvaziden kaynaklanmış olsa da ve onun hizmetçisi ve koruyucusu olsa da, –her hizmetkar ve koruyucuda olduÄŸu gibi– kendi kurtuluÅŸunu kazanma ve koruduÄŸu kim olursa olsun ona hakim olma eÄŸlimindedir.” (AnarÅŸi, s. 22) Bu, –modern biçimi içsel olarak kapitalizmle iliÅŸkiyken– devlet aygıtının (ve yapısının) çoÄŸunluk tarafından kullanılabilecek bir araç olarak görülemeyeceÄŸi anlamına gelir. “Devletin, her Devletin –en liberal ve demokratik biçimde giydiirilmiÅŸ olsa bile– esasen tahakküm ve ÅŸiddete, yani despotizme — gizli ancak hiç de daha az tehlikeli olmayan bir despotizme– dayanması” nedeniyle böyledir. “Devlet”, “kuvvet, otorite, hakimiyeti ifade eder; gerçekte eÅŸitsizliÄŸi gerektirir.” (Michael Bakunin’in Siyasi Felsefesi, s. 211 ve s. 213)
Bu, devlet makinasını kontrol eden bir azınlığı kuvvetlendiren hiyerarÅŸik ve merkezileÅŸmiÅŸ doÄŸası nedeniyle böyledir –”(h)er devlet iktidarı, her hükümett, doÄŸası itibariyle kendisini halkın dışına ve üstüne yerleÅŸtirir; ve [halkı] kaçınılmaz bir ÅŸekilde, [halka] yabancı olan ve [halkın] gerçek ihtiyaç ve arzularına aykırı olan bir örgüte ve amaçlara tabi kılar.” (AnarÅŸizm Üstüne Bakunin, s. 328) EÄŸer “tüm proletarya … hükümet üyesi olacaksa, … ortada hükümet [ve] devlet olmayacaktır; ancak eÄŸer ortada bir devlet varsa, orada yönetilenler ve köleler olacaktır.” (Op. Cit., s. 330)
DiÄŸer bir deyiÅŸle, devlet bürokrasisinin kendisi doÄŸrudan baskıcıdır ve ekonomik olarak hakim sınıftan bağımsız olarak var olabilir. Bakunin’in kahince sözleriyle:
“Tarih boyunca ne gördük? Devlet her zaman bir takım ayrıcaklı sınıfların kalıtı olmuÅŸtur: papazlık sınıfı, asiller, burjuvazi –ve nihayetinde, tüm diÄŸer sınıflar kendilerini tükettiklerinde, bürokrasi sınıfı sahneye çıkar ve ardından Devlet bir makina konumuna düşer –isterseniz yükselir [de diyebilirsinizz]” (Bakunin’in Siyasi Felsefesi, s. 208)
Sovyet Rusya deneyimi analizinin geçerliliÄŸine iÅŸaret ediyor (işçi sınıfı, ekonomik bir sınıf yerine bürokrasi tarafından sömürülmüş ve tahakküm altına alınmıştı). Böylece devletin rolü, kapitalist sınıfın ve [devletin] kendi çıkarları doÄŸrultusunda bireyin ve bir bütün olarak işçi sınıfının bastırılmasıdır. Bu demektir ki, “Devlet örgütüi … azınlıkların kitleler üstünde iktidarlarını kurmak ve örgütlemek için baÅŸvurdukları bir kuvvettir.” Kropotkin ardından, “Devlet ile birey arasındaki mücadelede, anarÅŸistlerin Devlet karşısında bireyin, [toplumu] ezen otorite karşısında toplumun yanında yer almasına” ÅŸaÅŸmamak gerektiÄŸini belirtir. Devlet “kapitalizmin çıkarına olan bir üstyapıyken“, “feodallerin, yargıçların, savaşçıların ve ruhbanların çıkarlarını sıkıca birbirine kenetlemek amacıyla yaratılan bir iktidar“dır; ve saf olarak kapitalist/feodal sınıfın aracı olarak görülemeyeceÄŸini eklemeliyiz. Devlet yapısının (”yargıçlar, savaşçılar“, vb.’nin) kendi çıkarları vardır. (Kropotkin’in Devrimci Broşürleri, s. 170 ve s . 192-3)
Çeviri: Anarşist Bakış
Kaynak: “B.2 Why are anarchists against the state?”, AnarÅŸist Sıkça Sorulan Sorular.
www.khAos.info
Cevap Yaz