Otoriter Medeniyetin Kitlesel-Psikolojik Temeli Nasıl Yaratıldı?
filed in AnarÅŸizm on Eki.24, 2009
B.1.5 Otoriter Medeniyetin Kitlesel-Psikolojik Temeli Nasıl Yaratıldı?
Kısım A.3.6‘da hiyerarÅŸik, otoriter kurumların kendilerini devamlı kılmaya eÄŸimli olduÄŸuna dikkat çekmiÅŸtik, çünkü onların etkisi altında büyümek itaatkar/otoriter kiÅŸilikler –otoriteye (cezalandırılma korkusundan kaynaklanan) hem “saygılı” hem de kendi altlarındakilere ototeyi uygulamaya istekli insanlar– ortaya çıkarır. Bu tip bir karakter yapısına sahip insanlar gerçekte hiyerarÅŸileri ortadan kaldırmayı istememektedirler, çünkü samimi bir özgürlüğün getireceÄŸi sorumlulukları üstlenmekten korkmaktadırlar. Otoriter fabrikadan ataerkil aileye kadar [geniÅŸ bir alanda] toplumun kurumlarının –en yukardaki elitlerin emirleri verdiÄŸi vve daha aÅŸağıdakilerinse sadece itaat ettiÄŸi– piramitsel [bir yapıda olmaları] onlara “doÄŸal” veya “doÄŸru” gelir. Böylece, bir yandan fabrika faÅŸizmini ve özelleÅŸtirilmiÅŸ devletleri savunurken, aynı zamanda da “özgürlük” için meleÅŸen sözde “Liberter” ve “anarko” kapitalist ÅŸovları görürüz. Kısacası, otoriter medeniyet, toplumun her boyutuna nüfuz eden ÅŸartlayıcı grift sistem sayesinde, her kuÅŸakla birlikte kendisini yeniden üretir, statükoyu destekleyen bir insan kitlesi yaratır.
Wilhelm Reich, otoriter medeniyetin yeniden üretilmesi psikolojik sürecinin en derinlemesine analizlerinden birisini ortaya koymuÅŸtu. Reich analizini Freud’un en saÄŸlam keÅŸiflerinden dört tanesinin üzerinde ÅŸekillendirmiÅŸti: (1) davranışlar üstünde rasyonel olmayan bir etkisi olmakla beraber güçlü [bir etkisi] olan, zihnin bilinçaltı olan bir kesiminin var olduÄŸu; (2) küçük bir bebeÄŸin bile canlı bir “jenital” [ing. genital] cinsellik (yani cinsel üretimle hiçbir ilgisi olmayan bir cinsel haz arzusu) geliÅŸtirdiÄŸi; (3) tekeÅŸlilik ve ataerkillik iliÅŸkileri altındaki ebeveyn-çocuk iliÅŸkisinde ortaya çıkan Odipsel çatışmalarla birlikte çocukluk dönemi cinselliÄŸinin, cezalandırılma veya cinsel eylem ve düşüncelerin onaylanmaması korkusuyla genellikle bastırıldığı; (4) çocuÄŸun bu doÄŸal cinsel eylemliliÄŸinin bloke edilmesi ve hafızasından silinmesi, bunun kuvvetini bilinçaltında zayıflatmadığı, aksine onu yoÄŸunlaÅŸtırdığı ve kendisini çeÅŸitli patolojik rahatsızlıklar ve anti-sosyal itkilerle ortaya koymasına yol açtığı; (5) ilahi kökenli olmanın çok ötesinde, beÅŸeri ahlak kuralları ebeveyn ve ebeveyn iÅŸlevi görenlerin çocukluÄŸun ilk dönemlerinde kullandıkları eÄŸitsel araçlardan kaynaklanmaktadır; bunlardan en güçlü olanlarından birisi de çocukluk dönemi cinselliÄŸine karşı çıkanlardır.
Çocukların cinsel tavırlarının baskı altına alınmadığı, nevrozlar ve sapıklıklarla beraber otoriter ve kurum ve deÄŸerlerin neredeyse var olmadığı kadın-merkezli (matricentric) bir topluma sahip olan Trobriand Adalıları üzerine Bronislaw Malinovsli’nin yaptığı çalışmadan faydalanarak, Reich ataerkillik ve otoriterliÄŸin esasen kabile baÅŸkanlarının oÄŸullarının yaptığı belli tipteki (”kuzenler arası evlilikler”) evliliklerle ekonomik avantajlar saÄŸladıklarında ortaya çıktığı sonucuna varıyordu. Bu tip evliliklerde, erkeÄŸin eÅŸinin erkek kardeÅŸleri devamlı olan bir haracı [ing. tribute] kadına baÅŸlık parası [ing. dowry] olarak ödemek zorundaydılar, böylece de kocasının (yani ÅŸefin) kabilesini zenginleÅŸtirmekteydiler. OÄŸulları için bu tip pekçok evlilik ayarlayarak (ki ÅŸefin çokeÅŸlilik ayrıcalığı nedeniyle bu çok sayıdaydı) ÅŸefin kabilesi refah biriktirebilmekteydi. Böylece toplum refah temelinde yönetici ve tabii [ast-üst] kabileler ÅŸeklinde katmanlaÅŸmaya baÅŸladı.
Bu “iyi” evliliklerin kalıcılığını saÄŸlamak için katı tekeÅŸlilik gerekiyordu. Ancak çocukluk dönemi cinselliÄŸini bastırmaksızın tekeÅŸliliÄŸin sürdürülmesinin imkansız olduÄŸu keÅŸfedildi, çünkü istatistiklerin gösterdiÄŸi üzere cinselliÄŸin özgürce ifade edilmesine izin verilen çocuklar uzun vadeli tekeÅŸliliÄŸe adapte olmakta sıklıkla baÅŸarısız oluyorlardı. Bu nedenle, sınıfsal katmanlaÅŸma ve özel mülkiyetin yanısıra yeni ataerkil sistemin yeniden üretimi için bağımlı olduÄŸu baskıcı cinsel ahlağın telkin edildiÄŸi otoriter çocuk yetiÅŸtirme yöntemleri geliÅŸtirildi. Yani bir yanda ataerkil öncesi toplum, ilkel liberter komünizm (veya Reich’ın ifadesi ile “emek demokrasisi“), ekonomik eÅŸitlik ve cinsel özgürlük arasında; öte yanda da ataerkil toplum, özel mülkiyet ekonomisi, ekonomik sınıfsal katmanlaÅŸma ve cinsel baskı arasında tarihsel bir karşılıklı bir iliÅŸki [baÄŸlantı] vardır. Reich’in ifade ettiÄŸi üzere:
“(Kadın-merkezli)den ataerkil örgütlenmeye doÄŸru geliÅŸen her kabile, yeni yaÅŸam biçimi ile uygun olan bir cinsellik üretmek için üyelerinin cinsel yapısını deÄŸiÅŸtirmek zorundaydı. Bu gerekli bir deÄŸiÅŸimdi, çünkü iktidar ve refahın demokratik soy silsilesinden (ana tarafından [hesaplanan] kabilelerden) ÅŸefin otoriter ailesine doÄŸru kayışı, esasen insanların cinsel arzularının bastırılması yardımıyla yerine getirilmiÅŸtir. İşte bu ÅŸekilde cinsel bastırma toplumun sınıflara bölünmesinde asli bir unsur haline gelmiÅŸtir. GerektirdiÄŸi evlilik ve yasal [meÅŸru] baÅŸlık parası, bir örgütlenmenin baÅŸka birine dönüştürülmesinin ekseni [odağı, destek noktası] haline gelmiÅŸtir. Kadının soy silsilesinin erkeÄŸin ailesine ödediÄŸi evlilik haracının erkeÄŸin, özellikle de ÅŸefin, iktidar konumunu güçlendirmesi nedeniyle, daha yüksek mevkideki soy silsileleri ve ailelerin erkek üyeleri, evlenmeye iliÅŸkin bu baÄŸları kalıcı kılmakta yoÄŸun çıkarları vardı. Bu aÅŸamada, diÄŸer bir deyiÅŸle yanlızca erkeklerin evlilikten çıkarları vardı. Bu yolla, her an kolayca çözülebilecek olan doÄŸal emek-demokrasisinin basit ittifakı, ataerkilliÄŸin kalıcı ve tekeÅŸli evlilik iliÅŸkilerine dönüştürülmüş oldu. Kalıcı tekeÅŸli evlilik ataerkil toplumun temel kurumu haline gelmiÅŸtir –ki bugün de böyledir. Ancak bu evlilikleri korumak için, doÄŸal jenital arzular üstüne giderek daha fazla kısıtlamalar getirmek ve onları deÄŸersizleÅŸtirmek gerekliydi.” (The Mass Psychology of Fascism, s. 90)
Kadın-merkezli bir toplumdan ataerkil bir topluma dönüşmedeki doÄŸal cinselliÄŸin bastırılması, ataerkil öncesi toplumlarda bulunan doÄŸal kendinden düzenlemenin yerini alacak zorlayıcı ahlakla dayatılması gereken çeÅŸitli anti-sosyal itkiler (sadistlik, yıkıcı dürtüler, tecavüz fantazileri, vb.) ortaya çıkarır. Bu sayede seks “kirli”, “rezil”, “günahkar” vb. ÅŸekilde deÄŸerlendirilmeye baÅŸlandı –ikincil itkilerin yaratılmasıyla gerçekte de bu hale geldi. Böylece:
“ÇaÄŸa uygun (kadın-merkezliliÄŸin) (ÅŸefin ailesinin ana tarafından soy silsilesinden ekonomik bağımsızlığı, kabileler arasında malların deÄŸiÅŸiminin giderek artması, üretim araçlarının geliÅŸmesi, vb) devrimci süreçlerden sonuçlanan ataerkil-otoriter cinsel düzen, kadınları, çocukları ve yetiÅŸkinleri cinsel özgürlüklerinden mahrum bırakarak otoriter ideolojinin ana temeli haline gelir, seksi bir meta haline getirir ve cinsel ilgileri ekonomik boyun eÄŸdirmenin hizmetine koymaktadır. Bundan sonra cinsellik aslında bozulmuÅŸtur, rezil ve ÅŸeytani hale gelir ve engellenmesi gerekir.” (a.y., s. 88)
Ataerkillik bir kere başladığında, cinsel bastırma yolu ile üyelerinin psikolojik olarak sakatlanmasına dayanan tamamen otoriter olan bir toplumun yaratılması bunu takip eder:
“ÇocuÄŸun doÄŸal cinselliÄŸinin ahlaki olarak engellenmesi, çocuÄŸun jenital cinselliÄŸinin ciddi bir ÅŸekilde tahrip edilmesi olan bu son aÅŸama, çocuÄŸu korkak, ürkek, otoriteden çekinen, itaatkar, kelimelerin otoriter anlamında ‘iyi’ ve ‘uslu’ yapar. İnsanın isyankar kuvvetlerini sakatlayıcı etkisi vardır, çünkü her türlü hayati yaÅŸam-dürtüsü artık derin bir korkuyla kaplanmıştır; ve seks yasaklı bir konu olduÄŸu için genel olarak düşünce ve insanın eleÅŸtirel melekeleri de keza kısıtlanmıştır. Kısacası, ahlakın amacı otoriter düzene –sıkıntı ve küçülmeye karşın– uyum saÄŸlayan itaatkar kimseler üretmektir. Böylece aile, çocuÄŸun ileride ona gerekli olacak genel toplumsal düzenlemeye hazırlık olarak uyum saÄŸlamayı öğrenmesi gereken bir minyatür otoriter devlettir. İnsanın otoriter yapısı –bu açık bir ÅŸekilde oluÅŸturulmalıdır–, temelde cinsel engellerin ve korkunun (kiÅŸinin biyo-enerjik yapısına) nüfuz etmesiyle üretilir.” (a.y., s. 30)
Bu sayede, bireyin isyan etmeye yönelik olan ve kendisi için düşünme gücüne zarar vererek, çocukluk dönemi cinselliÄŸinin –ve biyo-enerjinin diÄŸer özgür, doÄŸal ifadde biçimlerinin (örn. bağırma, aÄŸlama, koÅŸma, atlama vb.) –engellenmesi, tepkisel kiÅŸiliklerin yaratılmasındaki en önemli silahı haline gelir. Bütün gerici politikacıların “ailenin güçlendirilmesi”ne ve “aile deÄŸerlerin” kuvvetlendirilmesine (örn. ataerkilliÄŸe, zorunlu tekeÅŸliliÄŸe, evlilik öncesinde bekarete, bedensel cezaya vb.) bu kadar vurgu yapmasının sebebi iÅŸte budur.
“Otoriter toplum, otoriter aile yardımıyla kendisini kitlelerin bireysel yapılarında yeniden ürettiÄŸi için, politik gericilik otoriter aileyi ‘devlet, kültür ve medeniyetin …’ temeli olarak görür ve savunur. Gerici erkek ve kadınların yeniden üretilmesinin en önemli merkezi bu siyasi gericiliÄŸin mikrop hücresidir. Belirli toplumsal süreçlerden ortaya çıkmış ve geliÅŸmiÅŸ olarak, onu ÅŸekillendiren otoriter sistemin korunması için en hayati kurum haline gelir.” (Op.Cit. s. 104-105)
Aile bu amaç doÄŸrultusundaki en önemli kurumdur, çünkü çocuklar büyük ölçüde ebeveynlerinin denetimi altında oldukları doÄŸum anlarından altı yaÅŸlarına kadar, ilk birkaç yılda psikolojik sakatlanmaya en açık olanlardır. Çocuklar ailelerinden uzak kalacak kadar büyüdüklerinde ise ÅŸartlandırma sürecini okullar ve kiliseler sürdürür, ancak eÄŸer uygun temel ebeveynleri tarafından hayatlarının başında atılmamışsa genellikle baÅŸarısız olurlar. Bu nedenle A. S. Neill ÅŸunu gözlemlemektedir: “çocuk eÄŸitimi köpek eÄŸitimine oldukça benzerdir. Kırbaçlanan bir çocuk, kırbaçlanan bir köpek gibi itaatkar, özgüvensiz bir yetiÅŸkin bir yetiÅŸkin olarak büyür. Ve köpeklerimizi kendi amaçlarımıza uygun bir ÅŸekilde eÄŸittiÄŸimiz gibi, çocuklarımızı da eÄŸitiriz. Bu köpek yetiÅŸtirme evinde, çocuk kreÅŸinde insan köpekler temiz olmalıdırlar; onların beslenmesi için uygun olduÄŸunu düşündüğümüzde onları beslemeliyiz. 1935′de Berlin Templehof’da, büyük eÄŸitimci Hitler emirlerini ıslıkla bildirirken, binlerce itaatkar, yaltaklanan köpeÄŸin kuyruklarını salladıklarını gördüm.” (Summerhill: a Radical Approach to Child Rearing, s. 100) Aile, cinsel enerjinin doruÄŸa çıktığı ergenlik döneminde de ana baskı birimidir. Bunun sebebi ebeveynlerin büyük bir kısmının ergenlere partnerleriyle rahatsız edilmeksizin cinsel iliÅŸkiler geliÅŸtirmesini saÄŸlayacak özel bir kiÅŸisel alan saÄŸlamamaları, aktif bir ÅŸekilde bu tip davranışlardan vazgeçirmeleri, (fanatik Hristiyan ailelerindeki gibi) sıklıkla da tam bir sakınma [uzak durma] talep –sakınmanın en fazla imkansız olduÄŸu bir zamanda!– etmeleridirler. Dahası cinsel özgürlüğe imkan veren ev ve yurtların toplumsal olanaklar olmaksızın, kapitalizmde gençler ekonomik olarak ebeveynlerine bağımlı oldukları için, gençlerin ebeveynlerinin evlilik öncesi seksten sakınması yönündeki mantıksız taleplere boyun eÄŸmekten baÅŸka seçenekleri yoktur. Bu ise onları arabaların arka koltuklarında gizlice veya rahatlayamayacakları ve tam bir cinsel tatmin saÄŸlayamayacakları gözden uzak yerlerde seks yapmaya zorlar. Reich’ın bulduÄŸu gibi, cinsellik bastırıldığında ve endiÅŸeyle dolduÄŸunda, sonuç daima belli bir derecede onun deyiÅŸiyle “orgazmsal yetersizlik” olmaktadır. Burada, böylece kronik biyo-enerjik dolaşımın durmasıyla sonuçlanan bir cinsel gerilimin eksik salınması [serbest bırakımı] vardır. Böylesi bir koÅŸul, Reich’a göre nevroz ve gerici tavırların beslendiÄŸi alandır. (Daha fazla ayıntı için Kısım J.6‘ya bakınız).
Bu baÄŸlamda, Trobriand Adalıları gibi “ilkel” toplumların ataerkil-otoriter kurumları geliÅŸtirmelerinin öncesinde, gençlerin partnerleriyle rahatsız edilmeksizin cinsel iliÅŸkiye girebildikleri özel topluluk evleri saÄŸladıklarına –ve bunun toplumun tam onayıyla olduÄŸuna– iÅŸaret etmek ilginçtir. Böylesi bir kurum, özgürlük kavramıyla kastedildiÄŸi üzere, anarÅŸist bir toplumda olmuÅŸ kabul edilecektir. (Gençlerin cinsel özgürlüğüne iliÅŸkin daha fazlası için Kısım J.6.8‘e bakınız)
Milliyetçi duyguların [kökleri] otoriter ailelere kadar takip edilebilir. Bir çocuÄŸun annesine baÄŸlılığı tabii ki doÄŸaldır ve bütün aile iliÅŸkilerinin temelidir. Öznel olarak, anavatan ve ulus kavramlarının duygusal temeli anne ve ailedir, çünkü ailenin “minyatür bir ulus” olması gibi anne de çocuÄŸun anavatanıdır. Hitler’in “Nasyonal Sosyalizmi”nin kitlesel cazibesini dikkatlice araÅŸtıran Reich’a göre, milliyetçi duygular, aile baÄŸlarının doÄŸrudan bir devamıdır ve ailesine katılaÅŸmış [ing. fixated] bir baÄŸla tutunmaktadır. Reich’ın belirttiÄŸi üzere, anneye çocuksu baÄŸlılık doÄŸal olsa da katılaÅŸmış baÄŸlılık toplumsal bir üründen baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Ergenlikte anneyle olan baÄŸlılık, eÄŸer gençlere dayatılan doÄŸal olmayan cinsel kısıtlamalar bunun ebedi kılınmasına neden olmazsa, diÄŸer baÄŸlılıklar –örn. doÄŸal cinsel iliÅŸkiler– için de ortam yaratacaktır. İşte bu toplumsal olarak Anneye [olan baÄŸdaki] bu katılaÅŸmanın milliyetçi hislerin temeli haline gelmesini [saÄŸlayan] ÅŸey iÅŸte bu toplumsal olarak koÅŸullanmış dışsallaÅŸtırmadır.
Gerici karakter yapıları yaratma sürecini incelemede Reich’ı inceleyen daha sonraki yazarlar, çocuk ve gençlere cinsel olanlar dışında dayatılan diÄŸer önemli engelleri de içerecek ÅŸekilde incelemelerinin alanını geniÅŸlettiler. ÖrneÄŸin, Rianne Eisler Sacred Pleasure adlı kitabında sorgulanan tipteki kiÅŸilikleri yaratanın yanlızca seks-olumsuz tavır deÄŸil ancak zevk-olumsuz tavır olduÄŸunu vurgulamaktadır. Zevk veren hislerin deÄŸerinin reddedilmesi –örneÄŸin zihin ve “ruhun” “yüksek” zevklerinin aksine vücudun zevklerinden haz duymanın insan doÄŸasının “hayvansı” (ve bu nedenle de “kötü”) yanı olduÄŸu ÅŸeklindeki genel düşüncede yansıdığı gibi– bilinçaltımıza nüfuz eder. Vücuda iliÅŸkin ruhsal yönü reddeden böylesi bir ikilikle [düaliteyle], insanların herhangi bir haz verici histen zevk almaktan suçluluk duymaları saÄŸlar –kapitalizm ve devletçilik altında, yönetici-sınıfın çıkarlarını korumak için emeÄŸin yabancılaÅŸmasına, sömürüye, askeri hizmete kitlesel olarak itaatkar olma gereksinimiyle beraber, onları hazlardan (ve hatta yaÅŸamın kendisinden bile) feragat etmeye dayanan bir yaÅŸama hazırlayan bir ÅŸartlandırma. Ve aynı zamanda, bazı merhametsiz ülküler uÄŸruna acı çeken (ve “gerekli” acı çekmeyi diÄŸerlerine bulaÅŸtıran) katı, duygusuz savaşçı kahramanların yüceltilmesindeki gibi, otoriter ideoloji acı çekmenin deÄŸerine vurgu yapar.
Eisler yine, “katı hiyerarÅŸilerin ve acılı cezalandırmaların norm olduÄŸu ailelerde büyüyen insanların ebeveynlerine duydukları kızgınlığı bastırdıklarına iliÅŸkin oldukça bol kanıt var. Bu kızgınlığın daha sonra geleneksel olarak güçsüzleÅŸtirilmiÅŸ olan gruplara (azınlıklar, çocuklar ve kadınlar gibi) yansıtıldığına dair de oldukça fazla kanıt var” (a.y., s. 187). Bu bastırılmış kızgınlık, ilgisi çoÄŸunlukla toplumun sorunları için azınlıkların günah keçisi gösterilmesine dayanan gerici politikacılar için verimli bir zemin haline gelir.
Psikolog Else Frenkel-Brunswick’in The Authoritarian Personality‘de belgelediÄŸi üzere, çocukluk dönemlerinde iradelerini korkulan otoriter ebeveynlerin gereksinimlerine teslim etmekle ÅŸartlandırılan insanlar, aynı zamanda da yetiÅŸkinler olarak iradelerini otoriter liderlerin irade ve akıllarına teslim etmeye de oldukça duyarlı olmaktadırlar. “DiÄŸer bir deyiÅŸle, bastırılmış öfkelerini zayıf olarak gördüklerine yansıtmayı öğrendikçe, otokratik veya “güçlü adam” idaresine itaat etmeyi öğrenirler. Dahası, herhangi bir isyan etme belirtisinde dahi (hatta adaletsizce davranıldığında cevap verdiÄŸi zaman bile) katı bir ÅŸekilde cezalandırıldığı için, çocukken kendilerine yapılanlarda herhangi bir ÅŸeyin yanlış olduÄŸunu bile kendi kendilerine –ve sonuçta kendi çocuklarına da [bunları] yaptıklarını– reddetmeyi de yavaÅŸ yavaÅŸ öğrenirler.” (a.y., s. 187)
Bunlar, otoriteye tapan ve özgürlükten korkan kiÅŸilik tipleri yaratarak statükonun devamlı kılınmasını saÄŸlayan bazı mekanizmalardır. Sonuç olarak, anarÅŸistler geleneksel çocuk yetiÅŸtirme pratiklerine, ataerkil-otoriter aile (ve onun “deÄŸerlerine”), gençlerin cinselliÄŸinin bastırılmasına, hazzın engellenmesine, Kilise tarafından ve okulların çoÄŸunda öğretilen acıyı onaylayan davranışları genellikle reddederler. Bunların yerine anarÅŸistler, amacı bireyselliÄŸin psikolojik olarak sakat bırakılmasını engellemek, veya en azından asgari kılmak, bunun yerine de doÄŸal kendinden düzenlemeyi ve kendinden esinlenmeyi geliÅŸtirmek olan, otoriter olmayan, baskıcı olmayan çocuk yetiÅŸtirme pratiklerini ve eÄŸitsel yöntemleri tercih ederler (sırasıyla Kısım J.6 ve Kısım J.5.13‘e bakınız). Bu, bizce anarÅŸist ekonomik ve politik kurumların serpilebileceÄŸi bir psikolojik zemin yaratarak, insanların mutlu, yaratıcı ve gerçekten de özgürlük aşığı bireyler olarak geliÅŸecekleri yegane yoldur.
Çeviri: Anarşist Bakış
Kaynak: “B.1 Why are Anarchists Against Authority and Hierarchy”
www.khAos.info
Cevap Yaz