Bugün 12 Eylül 1980…
filed in Tarih on Eyl.12, 2009
12 Eylül 1980′in üzerinden 29 yıl geçmiÅŸ. Toplumun hafızasında ve hayatında o denli derin izler bırakmış ki; hâla 12 Eylül, darbe ve darbenin yarattığı tahribatın izleri konuÅŸuluyor.
Hatta darbenin derinleÅŸtirdiÄŸi sorunların çözümünün “yol haritaları” toplumun gündemini oluÅŸturuyor. Kürt Meselesi bunların en baÅŸta geleni elbette…
Yıldıran, sadist ve zalim
Nedense 12 Eylül ve Kürde ait yaÅŸanmışlıklar söz konusu olduÄŸunda Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’ni düşünürüm. Cezaevini düşünürken de oranın komutanı Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran‘ı anımsarım.
Komutan’dı, çünkü kendisini öyle adlandırmaktan hoÅŸlanan ve kelimenin tam anlamıyla sadist biriydi. “Sizi yola getireceÄŸim. Hafızanızı silip, sizi, en yakınlarınızın bile tanıyamayacağı yeni kiÅŸiliklere büründüreceÄŸim” ilkesiyle yola çıkmış bir zalimdi Yüzbaşı Esat…
Hasan Cemal’in kitabı Kürtlerin ilk 38 sayfasının sahibi Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nın eski yönetim Kurulu BaÅŸkanı rahmetli Felat CemiloÄŸlu, PKK’ye para yardımı yapmaktan Diyarbakır beÅŸ noluya düşmüştü, muhasebecisi Bedii Tan ile birlikte. (Bedii Tan ÅŸimdilerin popüler siyasetçisi Altan Tan‘ın babası) Bedii Bey, Esat Oktay Yıldıran’ın iÅŸkenceleri sonucu hapse atıldığının hemen ertesinde iÅŸkence sonucu ölmüştü.
Felat Bey: Yaşım 30′larda olsaydı daÄŸa çıkardım
Felat CemiloÄŸlu ise çıktığında bütün diÅŸlerini çektirip yerine takma diÅŸ yaptırmıştı. “Bana dışkı yedirdiler. Ancak dökülenlerle birlikte saÄŸlamlarını da söktürüp yerine takma diÅŸ yaptırarak aÄŸzımdaki pisliÄŸin yarattığından kurtulabilirdim. Aslında içerde birçoÄŸumuza aynı zulmü reva gördüler de ben çıkıp bunu anlattım. Ve dışkı yedirme olayı benim ÅŸahsımda ifÅŸa oldu iÅŸte” deyivermiÅŸti.
Çıktıktan epeyce bir süre sonra 90′lı yıllarda birlikte bir dostun yakınının vefatı nedeniyle taziye evinde otururken Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi konusu gündeme geldiÄŸinde, cemaate hitaben yüksek sesle ÅŸunları paylaÅŸmıştı Felat Bey: “Çıktığımda eÄŸer yaşım 30′lar civarında olsaydı samimi olarak ifade ediyorum o iÅŸkencelerden sonra daÄŸa çıkardım”.
Sohbette sadece gözlerine bakarım…
İşte, nedense toplum olarak öyle bir hale geldik ki; en büyük felaketin yaÅŸanan travmaları kanıksamak olduÄŸu noktasına gelip takıldık. Bugün Diyarbakır 5 Nolu’da yaÅŸananları herhangi bir psikologa birinin anlatması söz konusu olduÄŸunda, en basitinden ‘o acıları yaÅŸayan birinin çıktığında delirmemiÅŸse eÄŸer ciddi sosyal sorunları olabileceÄŸini ve ruhen tedavi edilmesi, rehabilitasyona tabi tutulması’ gerektiÄŸini ifade ederler.
O günlerin her Diyarbakır 5 Nolu’sundan çıkmış biriyle bir ÅŸekilde karşılaÅŸtığımda, buluÅŸtuÄŸumda, sohbet ettiÄŸimde sadece gözlerine bakarım. O gözlerde o günleri yaÅŸanmışlığın hüznünü, acısını görür / görmek isterim.
Aziz Nesin’in hayal gücü bile az geldi!
Bir kez daha bu vesileyle yazıyor olmamın hiçbir sakıncası yok. Anlatılan yıllarda Aziz Nesin Diyarbakır’a gelmiÅŸti. Bir vesileyle Diyarbakır 5 Nolu’da yatıp çıkmış kimi arkadaÅŸlarla da görüşmüş ve onları dinlemiÅŸti. Sonunda da “Yahu çocuklar ben bir yazar olarak hayal gücümün çok iyi olduÄŸunu sanırdım. Sizin hayal gücünüz benden de fazlaymış” diyerek beÅŸ nolu yaÅŸanmışlık anlatılarına inanamamıştı.
Evet! İnanmamak! Sanırım adı Kürt Sorunu olan ve 12 Eylülle daha da derinleşen sorunun bırakın entelektüel camiayı, sıradan Türk insanının algısında da bir inançsızlığa denk düştüğünü bilmem ifade etmeye gerek var mı? Ve tabii ki kanıksayıp, önemsememek! Dünyanın herhangi bir köşesindeki sıkıntıyı kendi sıkıntımız gibi düşünür sahip çıkıp destek olur hatta yaşatanları protesto ederken yanıbaşımızdaki sorunu önemsememek!
Yüzbaşı Esat “Korku Krallığı” yaratmıştı…
İşte sanırım bugün bütün bir Cumhuriyet döneminin 80 küsur yılı boyunca kucağında büyüterek bugünlere getirdiği, 12 Eylül darbesinin de en kaba tabiriyle derinleştirdiği bir sorunla; Kürt Sorunuyla karşı karşıyayız.
Sorunun bugün artık uluslararasılaÅŸan devasa boyutuna, iç politikada parlamento muhalefetine, “ilkel milliyetçi” bir anlayışla gündelik politikaya kurban etmeye gayret eden CHP ve MHP gibi aktörlerle uÄŸraÅŸmaya çalışırken siyasal iktidarın da “canına minnet” kabilinden “sulandırıcı” argümanlarına kurban oluyoruz.
Esat Oktay’ı anımsıyorum dedim ya! Yapı olarak ölümler birçok insan tekini üzer. İtiraf edeyim ki, anılan 80′li yıllarda Diyarbakır 5 No’luda Yüzbaşı Esat o denli bir “Korku Krallığı” yaratmıştı ki, Diyarbakır sokaklarında bile fısıltı halinde, kapı aralarında insanlar Yüzbaşı Esat’ın “içerdeki” zulümlerini konuÅŸuyorlardı.
Üzülmedim, “belasını buldu” deyiverdim
Bu nedenle yıllar sonra bir akÅŸam vakti radyo haberlerinde İstanbul’da bir halk otobüsünde Diyarbakır 5 Nolu’nun “eski patronu” Esat Oktay Yıldıran’ın vurularak öldürüldüğünü duyduÄŸumda hiç üzülmemiÅŸtim. “İşte bu kadar, yaptığı onca zulmün belasını buldu” deyivermiÅŸtim.
Bugün Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi, Bakan Mehdi Eker‘in basına verdiÄŸi ve bir daha da üzerine konuÅŸmadığı kadarıyla “okul” yapılmak isteniyor.
İşin doğrusu bunca acıların yaşandığı, en az 50 insanın çeşitli şekillerde öldürüldüğü, işkencenin bütün yöntemlerinin kurallı olarak uygulandığı, dünyanın en kötü on hapishanesi arasında sayıldığı bir hapishaneden okul yapmak herhalde ancak bizim tuhaf ülkemizde dile getirilir.
Oysa dünyada bu tür dönemsel tanıklıkların yaÅŸandığı ve tarih yazılırken bu türden mekânlar üzerinden yeniden bir tarih yazıcılığının dikkate alındığı çok çarpıcı örnekler vardır. Mesela Nazi Almanya’sındaki Yahudi Katliamı için çok çarpıcı bir örnek olan “Auschwitz kampı” bugün artık devlet müzesidir.
12 Eylül’ün Kürde deÄŸen yüzü
Yine bu tür katliamlara, acılara tanıklık eden çok değişik müzeler dünyanın değişik ülkelerinde vardır ki; oraları dolaştığınızda o günleri sanki yeniden yaşıyor gibi olursunuz.
İşte beÅŸ nolu böyle bir yerdi. 40 koÄŸuÅŸu ve 80 hücresi ile uygulamalı bir iÅŸkence, ölüm ve yok etme merkeziydi. Kürt halkının siyasetçilerine, entelektüellerine, bir halka “ders” olsun diye aklın hayalin almayacağı acılar yaÅŸatılmış bir merkezdi Diyarbakır 5 No’lu.
Bugün ifade etmek gerekiyor ki; koca bir ülkeye zulmüyle abad olmuÅŸ bir dönem olan 12 Eylül’ün Kürde deÄŸen yüzü benim cephemden Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’dir. Kürt, ateÅŸin ve ihanetin içinden o zindan koÅŸullarında adeta yeniden doÄŸmuÅŸtur.
İki açıdan bundan neredeyse otuz sene önce “okul” olarak “uygulamaya” tabi tutulmuÅŸ beÅŸ nolu. Bunlardan biri baÅŸarısızlığa uÄŸramış, diÄŸeriyse Kürdün haklı talepkârlığını bugünlere taşımıştır.
5 No’lu, asimilasyonun okulu yapılamadı
Yüzbaşı Esat “Burası bir okuldur. Sizler de öğrencilerim. Sizleri adam edeceÄŸim” diyordu 80′li yılların zindanında. Esat, bütün zalimliÄŸine raÄŸmen 5 No’luyu reddin, inkârın, imhanın ve asimilasyonun okulu yapamadı. Ama o zindanda o acıları yaÅŸayan Kürt siyasetçileri orayı daha o yıllarda “okul” yaptı. Ve bugün bütün acılara, kayıplara, felaketlere karşın Kürt Sorunu mevcut haliyle “çözüm” sürecini zorluyorsa iÅŸte o yıllardaki Diyarbakır beÅŸ noluda oluÅŸan “okulluların”, bir baÅŸka tabirle “telebelerin” kararlılığının semeresidir.
Yeniden devleti okulu yapılmasına hayır!
Bu sebepten bugün orayı yeniden ve tersten üstü örtülü bir manipülasyonla devletin resmi okulu haline getirmek için gayrete göstermek, tek kelimeyle o yılları ruhunda ve bedeninde yaşamış, bugün aramızda olan ya da olmayan şahsiyetlerin kişiliğine hakarettir.
5 No’luda yatıp acı çekmiÅŸ hangi babanın evladı her sabah o okulda gidip de ant içecek, sorarım sayın bakana. İyisi mi kulak vermek o yılların tanıklarına!
Her bir koÄŸuÅŸunda ve hücresinde ayrı tanıklıkların bugünlere taşındığı bir “Hak, hukuk, insaniyet ve yüzleÅŸme müzesi” olmalı Diyarbakır 5 No’lu. Ve ibret-i alem için de dünyaya teÅŸhir edilmeli 5 No’lu. Belki özür ve telafi mantığı Kürt cephesinden 12 Eylülün yüz karası olarak böylece hal yoluna girer.
* Bu yazı Mülkiyeliler BirliÄŸi’nin 12 Eylül Bülteni’nde de yayımlanıyor.
Cevap Yaz